
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Zamanın nasıl yönetileceği konusunda pratik ipuçları için bu bölümü kaçırmayın.
Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Altyazı M.K.
Merhabalar Alternatif Vizyon''a hoş geldiniz ben Ayça.
Bugün sizlerle zaman yönetimini nasıl sağlarız, neden zamanı yönetmemiz gerekli ve böyle bir yönetimi istiyoruz bunları konuşacağız.
Aristoteles tam 2370 yıl önce şöyle tanınmamış zamanı.
Zaman geçmiş, şimdi ve gelecektir.
Bir olayın gerçekleştiği anın özelliğidir.
Ve bizler de günümüzün hızlı ve tempolu dünyasında zamanı yönetmek için yöntemler bulmaya çalışıyoruz değil mi?
Zamanı neden doğru yönetmeliyiz?
Çünkü zaman sınırlı bir kaynaktır.
Bu sebeple onu yitip gitmeden doğru bir şekilde yönetmemiz gerekiyor.
Eğer gün sonunda başarıyla ve dengeli bir şekilde günü tamamladıysak o günden tatmin olmuş yani hedeflerimize de adım adım yaklaşıyor olmuş oluruz.
Benim de bu konuda muzarip olduğum bir yöntem bu zaman yöntemleriyle ilgili.
Hani yoğunluklardan, bahanelerden bir türlü zamanı doğru yönetemediğim, onu istediğim yönde yani hayrıma çevirmediğim günler oldu.
Hala da zaman zaman oluyor.
Bazı günler maalesef böyle geçebiliyor.
Ama bu konuda, bu öğrenmiş olduğum yöntemlerle beraber, topladığım olduğum bu bilgilerle beraber ben de bu yolda ilerlemeye düşünüyorum.
İlerlemeye çalışıyorum.
Sizlerle de bu sebeple bunu paylaşmak istedim.
Zamanımı yönetemiyorum Ayça'cığım.
diyorsanız eğer yalnız değilsiniz dostlarım.
Hadi başlayalım. Birinci kuralımız tutarlı olmak.
Tutarlı olmak çok önemlidir arkadaşlar.
Kendinizde meydana gelen bazı davranışları ödüllendirmek, bazı kötü davranışları engellemek anlamına gelir aslında.
Başarılı bir şekilde tutarlıyı elinde tutabilmek, ona hakim olmak diğer istediğin çoğu şeyi başarmanı sağlayacaktır.
Tutarlılık aynı zamanda inançlarımızın, düşüncelerimizin birbirleriyle uyumlu olması iyi bir sonucu olarak da bunun davranışlarımıza yansıması.
Tutarlılıkla ilgili konu olunca benim aklıma hep nedense bu ikili ilişkiler gelir.
İkili ilişkilerdeki tutarsızlıklar gelir.
Genelde ikili ilişkilerde işte bir sorun olduğu zaman bir problem olduğunda ikinci üçüncü kez olmuşsa bile.
Hani gerek sevgili olsun gerek normal arkadaşlarımızla ilgili olsun.
Sürekli hata yapan birisi ise de artık hani bu sefer affetmeyeceğim yeter bu sefer bu işi bitirdim deriz.
Ama yine de yok yine affedilir yine bir şans daha verilir.
Kendimize söylediklerimizi unutup tutarız.
Tutarsız davranmaya devam ederiz o kişiyle.
Genelde bu şekilde olaylar çok.
Benim de başıma geldi tabii ki.
Yapabileceğimiz en büyük tutarsızlık aslında kendimize budur.
Nietzsche ne demiş? Beni aldattığın için üzgün değilim.
Bundan sonra sana inanmayacağım için üzgünüm.
Bu sebepte ki dostlarım zaman yönetimi konusunda görevlerimizin devamlılığını sağlamak için tutarlı bir şekilde devam etmeliyiz.
Yani içsel çelişkilerden kaçınmamız...
gerekiyor. İkinci kuralımıza geçiyoruz.
İkinci kuralımız insanlarla açık, kısa ve eksiksiz bir iletişim kurmak.
Yüz yüzeyken, telefonla konuşurken, mesajlaşırken olsun.
Tüm iletişim kanallarında açık, net ve eksiksiz olmalıyız.
Bu kuralı uyguladığımızla ne ilgisi var diyebilirsiniz.
sizi gelecekteki zaman kayıplarından kurtarmış olacak.
Şöyle ki insanlara kendini doğru bir şekilde eksiksiz ve anlaşılır bir halde ifade etmek ileride yaşanabilecek yanlış anlaşmaların önüne geçer ve sizin net olduğunuz halinize alışkanlık
yapmanız diğer insanların da size net ve doğru olmasını da beraberinde getirir.
Getirmezse zaten o insanlarla iletişim halinize devam etmenize gerek yok.
Zaten böyle bir durum olduğu zaman bu da sorunları çözmede ve hedeflerinize ulaşmada size çok büyük bir zaman kazandırmış olacak.
Bu kuralla ilgili size verebileceğim en büyük örnek açık seçik hatta yakın zamanda da sanırım vizyona girmek üzere filmi Napolyon.
Hem zamanlamayla ilgili, zamanlamanın yanlış olmasıyla ilgili hem de iletişimin doğru olmaması, açık ve net olmamasından dolayı biliyorsunuz ki Napolyon çok büyük bir savaşı kaybetmiş
oluyor. Yani bu tarihin ders dolu anlarından biri.
Napolyon'un sağ kolu olarak bilinen Ney, Fransız askeri, ünlü bir Fransız askeri, Waterloo muhaberesinde Ney'in Napolyon'un ona söylemiş olduğu stratejiyi
yanlış... yanlış yorumlayarak düşmanın savaş pozisyonuna karşılık tamamen yanlış bir zamanlama seçerek saldırıya geçmesi bu savaşı kaybetmelerine sebep olmuş.
İnsan arkadaşını seçemiyor işte.
Düşünsenize koca Napolyon bu hata yüzünden askeri anlamda düşüşe geçti ve sürgüne gönderilmesine sebep oldu.
Demek ki dostlarım aldığımız kararların zamanlaması çok önemli bir konu.
Mesela ben Zamanlama olarak savaştan direkt alışverişe geçiyorum.
Mesela ben karnım aç olduğu zamanlarda asla market alışverişine gitmem.
Gereksiz her şeyi alıyorum çünkü.
Zamanlama çok yanlış.
Aç olduğun zamanlarda alışverişe gitmemek de doğru bir zamanlama tekniğidir arkadaşlar.
Bu arada Nate savaş sonrasında vatan haini ilan edilerek kurşuna dizip maalesef öldürülmüş.
Napolyon'un filmi vizyona girmek üzere.
Çok merak ediyorum ben de.
Ridley Scott yönetiyor çünkü filmi.
Çok seviyorum Ridley Scott'ın filmlerini.
Merakla bekliyorum ben de izlemek için.
Üçüncü kuralımıza geçiyorum.
İçinde bulunduğun duruma göre gerçekçi hedefler belirlemek.
Kendinize bir odak ve bir amaç sağlarsak gideceğimiz yol ve bir sonraki adımlarımızı belli etmiş oluruz.
Odaklandığımız şeye ulaşmak için zamanı verimli kullanabiliriz.
Yoğunlaştığımız konu bizi doğru zamanda istediğimiz hedefe götürür.
Kendimize o gün için büyük görevler vermeyelim.
Hedeflerimizi çiğnenebilir rokmalara bölelim.
Yani böylece bugün ne yapacağınızı ve önümüzdeki hafta her gün ne yapacağınızı bilmiş olursunuz.
Esayetin Bedeli filmini hepiniz biliyorsunuz değil mi?
Oradaki karakter Andy Dufresne karakteri diyor ki ya yaşamak için yoğunlaş ya da ölmek için, bu cümle hayatta kalmak için umutsuzluğa kapılmadan mücadele etmenin ne kadar
önemli olduğunu anlatır.
Karakter yaşamaya odaklanıyor.
İçinde bulunduğu kötü koşullara değil.
Yani içinde bulunduğu kötü koşullara odaklansa hapishanede kendine o verdiği küçük küçük görevlerle mutluluğa ulaşmasını iptal etmiş olacak çünkü.
Ve kendi bulunduğu hapishanede büyük adaletsizliklerle dolu bir hapishanede.
Film izleyenler bilir. İzlemediyseniz mutlaka izleyin.
seçimlerimiz bizi ya öldürür farkında olmadan ya da bu hayatta gerçekten yaşatır.
Bu sebeple gün içerisinde zaman yönetimi planınızı yaparken küçük görevlerle başlayın.
Dördüncü kural kendimizi ödüllendirmek.
Benim en sevdiğim kural.
Ödül, hediye, kendini şımartma.
Öz şefkat. Çok yoğun bir çalışma gününü düşünün.
Çok yoğun çalıştınız.
Zorla geçen bir gün.
Zorlu toplantılarla dolu.
Ya da evde bütün gün çocuklarla uğraştınız.
Evle uğraştınız. Okuldaydınız.
Sürekli sürekli dersler.
Üst üste etütler. Vesaire.
Sınavlar. Eve geldiniz.
Ayaklarınızı uzattınız.
Telefonunuzu elinize alıyorsunuz.
Hemen bir alışveriş sitesine girerek ben bugünü nasıl da güzel hallettim.
Helal olsun bana deyip hemen kendinize...
İndirimlerden hediyeler seçiyorsunuz.
Durumunuz varsa tabii ki böyle yapın ama ufak da olsa kendinizi ödüllendirmeniz gerekiyor.
En güzel motive yöntemlerinden biridir bu yöntem.
Şöyle düşünün aslında sıradan gibi görünen bu olayları takdir etmemiz kendimizi küçük bir hediye bile olsa ödüllendirip şöyle bir sırtımızı sıvazlamamız bir sonraki günü zaman
açısından verimli bir hale dönüşmesini sağlar.
Bu motive halimizde bir sonraki gün uyandığımızda dün hallettiğimiz Bugün de halledebilirim bu iş benim işim dememizi sağlamış olur.
Kimsenin sizi motive etmesine ihtiyacınız yok.
Siz kendinizi bu halinize motive etmiş olursunuz arkadaşlar.
Beşinci kural yapmış olduğunuz işten keyif alın.
Bu arada farkındaysanız eğer size böyle daha çok somut konulardansa soyut olarak zaman yönetimiyle ilgili bilgi veriyorum.
Çünkü siz elinize kalem kağıt alıp bir plan çıkarttığınız zaman Zaman yönetimini yapabilirsiniz.
Zaten bir sonraki adımlarda da daha somut örneklerim, daha somut kurallarımız var.
Ama bizim bu kurallara uyabilmemiz için, herhangi bir sorun yaşamadan devamlılığını getirmemiz için bu söylemiş olduğum kuralları, soyut olan kuralları en başta sağlamamız gerekiyor.
Evet, beşinci kuralımız neydi?
Yaptığımız işten Keyif alalım.
Steve Jobs'un deyişiyle işini sevmezsen zor zamanlarda pes edersin.
Tam da demek istediğim buydu.
Sadece zamanı yönetmekle kalmayıp tutku ve amacımız doğrultusunda zamanı değerlendirmeyi vurguluyor burada.
Bir işin yarısını da pes etmek yarısına gelene kadar harcadığın zamanı çöpe atmış olmaktır.
Düşünsene bir işe başlıyorsun devam ediyorsun devam ediyorsun yarısını da pes ediyorsun.
Hem senin uğraşların gitti çabaların gitti hem zamanın gitti.
Yani bu zamanı doğru yönetemediğimizi göstermiş olur.
Yaşamak için sevmesem de bu işi yapmak zorundayım diyorsanız şu anda bence herkes için ikinci bir yol var.
Hem sevmediğimiz hem de bizi ilerletemeyecek bir iş yapıyor olmamız çıkmaz sokak gibi olduğumuz bir yerde saymış oluruz.
Altıncı kuralımız güne acele etmeden doğru bir şekilde başlamak.
Ne kadar sessiz olursanız o kadar çok duyabilirsiniz.
Testsiz bir şekilde başlayalım günümüze.
Yapmış olduğunuz zaman bloklarınıza verdiğiniz görevlerinizi yaparken kendinize o anda...
Olmak için bazı sessizlikler yaratın.
Ya da gün içerisinde kendinizi çok yoğun ve çok stresli hissettiniz.
Bir kenara geçin, sessizliğinizle baş başa kalın bir 5-10 dakika.
Bu yeterlidir. Aynı şekilde güne başlarken de bir 5-10 dakika sessiz bir şekilde kendinize kalın.
Yapmış olduğunuz zaman yönetimini hatırlayın ve görevlerinize devam edin.
Gün içerisinde zamanınızı bloklara ayırın.
Bu yöntem Elon Musk'ın da yapmış olduğu bir yöntem.
Gününü bloklara ayırıyor.
Her blok için bir görev belirliyor.
Ve zamanını bu şekilde yönetmiş oluyor.
Çok güzel bir yöntem bence.
Yani mesela ev hanımısınız diyelim.
Öğlene kadar şu şu işlerimi bitiririm.
İşte öğleden sonra bir saatlik...
Şu işlerimi yaparım. Bunun gibi bloglarda ayırabilirsiniz.
Ya da ders çalışacaksınız.
Yine aynı şekilde 2 saat Türkçe çalışacağım.
1 saat tarih çalışacağım.
Tamamen sallıyorum. Ben kendimde de aynı uygulamayı yapıyorum.
Hafta sonu olduğu zaman temizlikle alakalı bir görevim varsa 2 saat veriyorum.
İşte podcast ile ilgili görevlerim varsa şu kadar saat veriyorum.
Ama maalesef podcast ile ilgili metin yazmaktan kendimi alıkoyamadığım için bunlar daha uzun sürebiliyor maalesef.
Kitap okumaya 1 saat... Ayıracağım diyorum kendimin vermiş olduğum görevlere, kendime vermiş olduğum görevlere zaman blokları şeklinde ayırmış oluyorum.
Yani zamanımı bölüp parçaları ayırmam etkili ve verimli bir şekilde de sağlamış oluyor.
Yani zamanı bölüp parçaları ayırmam etkili ve verimli bir şekilde çalışmamı sağlamış oluyor.
Yedinci kural hepimizin can alıcı kuralı ve bu yüzden de bu bir yöntem.
10 dakika kuralı diye bir kural.
Hepimizin yapmaktan korktuğu bazı görevler vardır.
Dolabınız dağınıktır, dolabınızı toplayacaksınızdır.
Çekmeceler dağınıktır, çekmeceleri toplayacaksınızdır.
Bir türlü olmaz, bir türlü olmaz, bir türlü kalkamazsınız.
Bunun gibi görevler yani biz onları başlatmayı erteliyoruz ve onlar sürekli önümüze çıkıyor.
Enerjimizi tüketen bir kaygı durumuna sokuyorlar bizi.
Bu kural da şu şekilde uygulanıyor.
10 dakika boyunca yapacağınız o iş üzerinde çalışıyorsunuz.
Muhtemelen bir kez başladığınızda üzerinde çalışmaya ve o görevi tamamlaya devam edeceksiniz.
Ama siz ilk başta kendi bilincinizi daha doğrusu sanırım kandırmak için böyle bir kural koyulmuş.
10 dakika yapacağım diyebilirsiniz.
Buna birkaç gün boyunca devam edin.
Hem görevi yapmış hem de devamlılığını sağlamış olursunuz.
Ertelediğiniz diğer görevleri de bu uygulamayla tamamlayabilirsiniz.
Hiç yapmamaktansa yarısını bile yapmış olmak iyidir.
Devamlılığını getirmiş olursunuz en azından.
Sekizinci kuralımız dostlarım hayır diyebilmek.
Bu konuda bence en iyilerinden biri.
Bir röportajında Beyoncé zamanını ve enerjisini değerli işlere, projelere harcarken gereksiz işleri reddederek ona değer katmayacak her şeye hayır dediğini anlattı.
Aynı zamanda bu şekilde odak noktasını bulduğunu daha çok özgüven sahibi olduğunu da belirtti.
Beyoncé'nin geçmiş başarı hikayesine bakınca şu anda da aynı şekilde ne kadar doğru bir karar vermiş olduğunu görmüş oluyoruz.
Yani burada size verim sağlamayacak, sizin vaktinizden...
alacak, zaman yönetmeninizin önünde koca bir engel olacak.
Her şeye, her teklife, her göreve hayır demeniz gerekiyor.
Sizin zaman planınızda dış etkenden gelecek gereksiz isteklere karşı kendi planınıza sadık kalmalısınız.
İş yerinizde bile Yapacağınız işleriniz yapmanız gereken raporlarınız var diyelim ama orada sizden eğer tabii ki yöneticiniz değil normal bir çalışan arkadaşınız ya da başka birisi diyelim sizinle aynı stüdyoda
olan birisi sizden bir şey istediyse eğer sizin zaman yönetiminizi engelliyorsa sizin o zamandaki o planınıza o görevinize ulaşmanıza bir engelse hayır diyebilmeniz gerekiyor.
Düşünsenize başkasına yardım ettiğiniz için, başkasının bir işini yapmak zorunda hissettiğiniz için kendinizi, kendi işini arka plana atmış oluyorsun.
Bu aynı zamanda kendine de bir nevi bence değer vermemiş olursun.
Neyse daha fazla sinirlenmeden 9.
kuralımıza geçiyoruz.
9. kuralımız can alıcı yine diğer bir kural.
Dijital Detox.
Hani 5 dakika bakayım sonra telefonu bırakacağım dediğimiz o Instagram, Twitter ya da sadece işte bu dizinin bir bölümünü izleyip kapatacağım dediğimiz o anlar zamanımızı inanın çok büyük
ölçüde çalıyor dostlarım.
Hatta son yıllarda yapılan araştırmaya göre şu sebeple bu kadar çok insanların Instagram'da vs.
vakit geçirdiği görülmüş hastalık seviyesine gelmiş bir ismi bile var bunun FOMO Fear of Missing Out yani kaçırma korkusu.
Acaba başkaları ben buralarda böyle debelenirken, perişan, uğraşırken saçma sapan şeylere bakarken onlar neler neler yapıyor diye merak edip bir şeyleri kaçırıyor olma korkusu yüzünden
bu kadar çok Instagram'da başkalarının yaptıklarını izlemek.
Kendinizi böyle durumlarda bulduğunuz an fark edin ve sakince o telefonu elinizden Bırakın.
Yoksa FOMO'lu verirsiniz.
Filozof Arvold Camus geç kalmış yaşamın anlamını bulmakta zorlanan bir bireyin içsel çatışması olduğunu belirtip bunu kişinin absürt bir felsefeyi benimsemesi olarak açıklıyor
arkadaşlar. Yaşama geç kalmış gibi hissetmeyin.
İçsel çatışmaya girmeyelim.
Bu şekildeki absürt durumlarda olmamız bizi sadece o insanların hayatını izlemekten bir adım ileriye göndermez.
geriye geriye bizi gönderir.
O yüzden hemen herkes instagramları telefondan siliyor.
Onuncu ve son kuralımız her günü yarın için planlararak yap.
Listeler, listeler, listeler, zaman planlamaları, zaman yönetimleri, yapılacaklar listeleri.
Zaman yönetiminin gizli kahramanlarıdır aslında.
Her günün sonunda, ertesi gün için liste yapmak gün sonunda kazanılan bir zafer gibi hissettirir.
Ben en basitinden ertesi gün giyeceğimiz kıyafetleri ayarlamakla başlayayım.
Ertesi gün giyeceğiniz kıyafetleri ayarlamak, takacağınız takıları tat takmak, saçımı nasıl yapacağımı karar vermek, bunların hepsi benim yaptığım bu arada.
planlar. Ben aynen bu şekilde yapıyorum.
Ertesi gün ne giyineceğim? Kıyafetim hazır.
Ne takacağım? Saçımı nasıl yaparım?
Çünkü ben sabah kalktığım zaman zaten çok erken kalkıyorum ben de.
İsteyerek yaptığım bir şey değil arkadaşlar.
Servis evden çalışmadığım zamanlar servisle gittiğim zaman servis çok erken geldiği için mesaim çünkü 8.30'da başlıyor.
O yüzden çok erken kalkıyorum bu arada.
Çok sabah erken kalkabilen birisi değilim.
Bir gün öncesinden her şeyimi hazırladığım zaman sabah kalktığımda o panik havası olmuyor.
O stres kesinlikle olmuyor.
Güzelce kıyafetlerini giyip hazırlanıp hızlı bir şekilde evden doğru bir zamanlamayla çıkmış oluyorum.
Ne oluyor böyle olduğu zaman?
Stresim yok, sinirim yok.
Zamanında servisime bindim.
Doğru bir şekilde, doğru zamanda işime gidiyorum.
Aklımda her şey de net olmuş oluyor bir gün öncesinde.
Harika. Sonraki planlarımda mesela ertesi gün yapacağım işleri biliyorum.
Yine mesela bloklama gibi bir yöntemle beraber onları yazıyorum bir gün öncesinden.
Bir saat şu işi yapacağım, iki saat şu işi yapacağım diye.
Zamanında görevler yerine gelmiş oluyor.
Bu yöntemde bana çok büyük bir ışık olmuş oluyor.
Bu arada üşengeçtik bu saydığım tüm kuralların baş düşmanını unutmayın.
Aristoteles üşengeçtik kendini geliştirmek ve en iyi versiyonuna ulaşmak istememe durumunda kaynaklanabilir.
Olabilir demiş. Çok çok manidar.
Dikkat edin eğer bir işi yapmadan önce belli bir seviyede üşengeçliğiniz varsa demek ki siz hedeflerinize ulaşmayı tam olarak istemiyor olabilirsiniz.
Başarmak inanmakla başlar sözünün özü bence bu.
Eğer gerçekten siz isteklerinize ulaşmakta kararlıysanız o işi yapmak için üşeniyorsanız üzgünüm ama sanırım biraz Aristoteles'in de dediği gibi istemiyorsunuz demek.
Ve farkında mısınız başarısızlıkla sonuçlanan her işten sonra çoğu insan inanmakla olmuyor, istemekle olmuyor gibi bahaneler üretir.
Aslında onlar gerçekten istemedikleri için olmuyor bence.
Bizleri için zaman bir anıdır ve her anda yeni bir başlangıçtır.
Bu kadar çok zaman demişken bu geleceğe dönüş filmini hatırlamamak...
büyük bir haksızlık olurdu bence.
Çok seviyorum Geleceğe Dönüş filmini.
Çoğu sahnelerini, çoğu repliklerini hala hatırlıyorum.
Hatta bir sahnede doktor Marty McFly'a der ki gelecek senin elinde Marty.
Sadece dört kelime.
Geleceğini kontrol etme konusunda onu güçlendirmek ve sorumluluklarının üstlenmesini sağlamak için söylüyor aslında doktor bunu.
Martin'in kendi kaderini şekillendirme gücüne sahip olduğunu vurgulamaya çalışması, geleceğini kendi kararlarıyla yol alabileceğini anlatmaya çalışıyor burada.
Yani bize iletilmek istenen mesaj bu.
Harika bir film. Replikler çok güzel.
Biz orada Marty'nin o sahnesinde sadece aracı çalıştırmak için fişi takacağını düşünüyoruz.
Doktor o yüzden ona bu şekilde gelecek senin elinde Marty.
diyor gibi düşünüyoruz ama aslında tamamen sorumlulukların üstlenmesini sağlamak ve onu güçlendirmek için söylediği bir cümle harika bir cümle herkesin 24 saati var dostlarım önemli olan onları nasıl
kullandığımız ve bunları bizde herkesin 24 saati var dostlar önemli olan onları nasıl kullandığımız ve bunları ben de size 10 kuralda anlatmaya çalıştım umarım bu kuralları uygulayarak zamanın
efendisi olabilirsiniz beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim eğer kural Uygularsanız bana Instagram'dan da bilgi verirseniz örneklerle beraber çok sevinirim.
Dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
