
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Dünyanın en ünlü modacılarından Coco Chanel'in hayat hikayesini ve bilinmeyenlerini anlatıyorum.
***
Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba arkadaşlar. Alternatif Fizan'a hoş geldiniz.
Ben Ayça. Bugün 20.
yüzyılın en önemli moda tasarımcıları arasında yer alan Coco Chanel'i konuşacağız.
Gerçek adı Gabriel Bonhur Chanel.
1900'lü yıllarda moda tarihinin miladı yaşanıyordu.
Coco da buna öncülük edenlerdendi.
Coco'nun hayatının bilmeyenlerini anlatacağım sizlere bugün.
Sanki geleceğini görmüş gibi zamanında modanın geçici, stilinde kılıcı olacağını söylemişti.
Gerçekten de moda sürekli değişiyor.
Ama onun yarattığı stili 100 yıl geçse bile hala var olmaya devam ediyor şu anda olduğu gibi.
Çok fazla talihlerle böyle adım adım ders gibi değil de onun başarabildikleri neler, verdiği savaşlar neler, travmaları neler biliyorsunuz travma olmazsa olmaz.
Bunlardan bahsetmek istiyorum size.
Çok yoksul, değişik ilişkileri içinde olan bir ailenin ikinci çocuğu.
Toplamda 6 kişilik bir aile.
1883 yılında Fransa'da bir köyde doğuyor ama var ya inanılmaz yoksullar öyle böyle.
değil. Hatta şöyle doğduğu yer bir ev değil.
Çünkü bir evleri yok. Yoksulların kaldığı bir manastıra doğuyor.
Yani düşkünler evinde. Babası sokaklarda gezerek çamaşır satıyor.
Annesi de o dönümün fakir kadınlarının yaptığı gibi çamaşır yıkayarak para kazanmaya çalışıyor.
Anne ve babaların ilişkileri çok garip.
Coco ikinci çocuk olmasına rağmen hala evli değiller.
Yani nikahları yok. Babaları onlarla beraber kalmıyor.
Arada bir yanlarına gelip gidiyor.
Annesi sürekli çocuklarla yalnız bir şekilde yaşam savaşı vermeye çalışıyor.
Babalarına ilgisiz bile demeye dilim varmıyor.
Çünkü bu ilgisizliğin çok ötesinde bir şey.
Sanırım babaları geliyor Kadın hamile kalıyor.
Sonra adam ortadan yok oluyor, kayıp oluyor.
Koko 15 aylıkken babası sonunda evlenmeyi kabul etmiş.
Ve onun üzerine tekrar tekrar hamile kalmış annesi.
Toplamda 3 kızlar, 2 tane erkek kardeşleri var.
Koko henüz 11 yaşındayken annesi üst üste geçirdiği bu hamileliklerden iyi beslenmediği için, yaşam koşulları kötü olduğu için hastalanıyor ve hayatını kaybediyor daha 32 yaşındayken.
Bu arada şundan bahsetmek istiyorum.
Koko yetişkin oldu. Olduktan sonra karışık ve aykırı ilişkileri çok fazla olmuş.
Şimdi burada unutmayın ki kimseyi neler yaşadığını bilmeden yargılamamız gerekiyor.
Hani o neler gördüm, neler geçirdi, neler hissetti.
Bu yüzden bugün Coco'nun bilinmeyenlerini anlatmak istiyorum ben.
Şimdi annesi öldükten sonra babaları çocukları aldığı gibi bir at arabasına koyuyor.
Erkek kardeşlerini çalışmaları için bir çiftliğe bırakıyor.
Sonra yola devam ediyor.
Çocuklar da şaşkın tabii hani kızlar bakıyorlar.
Biz nereye gidiyoruz? Babam bizi nereye götürüyor?
Koku da at arabasının arkasına böyle uzanmış gökyüzünü izlemeye başlıyor.
İşte gökyüzünü seyrederken ağaçlara bakıyor, taş evlere bakıyor.
Bunları böyle izliyor. Çocuk tabi hayal kuruyor.
Çok büyük bir taş evinin önüne geldiklerinde babası duruyor.
Manastırdan iki tane rahibe bunlara doğru geliyor.
Görüyorlar tabi kızlar. Babaları kızları ne yapacak?
Bırakıp gidecek tabi. İki tane rahibe alıyor bunları yanlarına kızları ve manastıra götürüyorlar.
Ve adam arkasını dönüyor.
Bir sigarayı... Yola biraz baktıktan sonra asla kızlarla göz göze gelmeden yani göz teması kurmadan at arabasına bindiği gibi gidiyor.
Coco içeriye girene kadar babasına bakıp son bir söz son bir veda beklemiş.
Ama babaların umurunda değil tabi adam basıp gitmiş.
O günden sonra her pazar yetimhanedeki diğer kızlarla beraber ziyaret sırasına girip babasının geleceğine inanmış.
Diğer kardeşlere en baştan kabullenmişler.
Hani babamız artık gelmeyecek sen neden onu sürekli bekliyorsun neden hiç...
Şimdi bununla ilgili bir umudum var diye.
Ama Coco tam 6 sene boyunca babasını hep beklemiş.
Çok katı kuralları olan sadece böyle sıradan yıllar geçirmiş manastırda.
Ama ilerleyen yıllarda hayatının değiştirmesini sağlayacak bir şey öğrenmiş orada.
Nedir bu? Dikiş dikmek tabii ki.
Bu arada büyükanneleri ve halasıyla görüşmeye başlıyorlar.
Ziyaret günlerinde onların evlerine gidip kalıyorlar.
18 yaşına geldiği için tabii yetimhaneyi terk etmesi gerekiyor.
Babası yok. Asla bir daha da...
Babasını görmemiş bu arada.
Akrabaları rahibeler tarafından yönetilen Katolik kızların eğitim aldığı bir kuruma burslu olarak gönderiyorlar bunu.
Bu arada büyükanesinin ziyaretleri sırasında tanıştığı kardeş gibi olduğu bir arkadaşı var Adrien.
O da onun hayatındaki önemli insanlardan biri.
İlerleyen dakikalarda anlatacağım onu da.
Ama kız kardeşlerinin durumu meçhul arkadaşlar.
Sadece bir tane kardeşi ilerleyen zamanlarda evlilik dışı bir çocuk doğuruyor.
Zaten Coco da para kazanmaya başladığında yenine sahip çıkıyor.
Ama diğer kardeşler ile ilgili herhangi bir bilgi yok.
Koko bu okuldayken halasının yardımıyla da şapka yapmaya başlıyor.
Halası şapka yapıyor. Şapka tasarlıyor çünkü.
Tasarlamayı öğreniyor o da şapkaları.
Sürekli dikiş konusunda yeni şeyler öğrenmeye çalışıyor.
Çünkü bir bakıyor ki benim bu dikişe gerçekten büyük bir yeteneğim var.
Ben diyor buna yatırım yapacağım.
Her gün her gün yeni şeyler öğrenmeye çalışıyor.
Okuldaki eğitimi bitince arkadaşı Adrian ile beraber bir tercih de iş buluyorlar.
Zenginlerin cenaze kıyafetlerine, gelinliklerine bunun gibi kıyafetleri dikmeye başlıyor.
Bu arada gelinlik demişken söyleyeyim.
Koko'nun dikmeyi ve tasarlamayı en nefret ettiği şeylerden biri gelinlikmiş arkadaşlar.
Defilelerinde hiçbir zaman yer vermiyormuş.
Çok nadir bir şekilde hani böyle çok yüklü miktarlarda bir meblağ verilirse ancak gelinliği tasarlamayı ve dikmeyi kabul ediyormuş.
Zaten kendisinin evliliğe karşı bir nefreti var.
Bunu da söylemiş olayım.
Aile kavramından nefret ediyor.
Ailenin iğrenç bir yapı olduğunu düşünüyormuş.
Çocukken yaşadıklarını...
Zamanla böyle şeyler düşündürdü sanırım.
Evlilikten bu yüzden nefret etti sanırım Coco.
Coco ve Adrian bu tercih dükkanında çalışırken kıyafetler biraz zorlayıcı olmuş.
Dikişleri biraz zorlanmaya başlamışlar.
Ama Coco inanılmaz derecede böyle çocuk oyuncağa gelmiş.
Ona böyle kolay bir şekilde dikmeye başlamış ve çok hızlıymış.
Daha sonraları da süvari askerlerinin kıyafetlerini dikmeye başlıyorlar.
Ve tabii ki bu genç askerler bu iki genç ve güzel kızları fark ediyorlar.
Kabere çağırıyorlar bunları. yılın sonlarına doğru Paris'te ortaya çıkan eğlence yerleri.
Yani şimdiki eğlence mekanları diye düşünebilirsiniz.
Coco buraya gider gitmez inanılmaz derecede büyülenmiş.
O şarkılardan, derslerden, ışıklardan çok etkilenmiş.
Ve ben de yapabilirim diye atmış kendini sahneye.
Çok sevdiği bir şarkı var.
Köpeğim Coco. Köpeğim Coco'yu kaybettim.
Nerede gördünüz mü diye. Bu şarkıyı söylemeye başlamış.
Seyirci, ıslıklar, alkışlar inanılmaz çok beğenmişler.
Ve herkes bir anda Coco, Coco, Coco diye bağırmaya başlamış.
Coco lakabını da bu zaman zarfında almış.
Zaten... Kendisinin adını, Gabriel adını düşkünler evinde doğum yaptıran rahibe vermiş ve o da bu isimden nefret ediyormuş.
Gün doğmuş oluyor ona yani.
Koko adını o günden sonra sahiplenmiş.
Şimdi Koko'nun şöyle bir özelliğinden bahsedeceğim arkadaşlar.
Bu çocukluk zamanını, bu genç kızlık zamanlarını Koko sürekli ünlü olduktan sonra verdiği röportajlar da değiştirmiş.
Böyle kafasına göre, keyfine göre yalanları uydurup öyle anlatırmış ona geçmişle ilgili bir şey sordukları zaman.
Bu Koko lakabını...
Nasıl aldınız? Hani neden gerçek adınızı kullanmıyorsunuz diye ileride sorduklarında demiş ki.
Beni babam çocukluğumdan beri çok severdi.
Bana hep küçük kokom küçük kokom diye seslenirdi.
Yani bu şekilde yalan söylemiş.
Koko bu eski süvari askerlerden birisiyle bir yakınlaşma yaşıyor.
Balsın. Balsın'la tanışıyorlar.
Kendisi zengin sosyetik bir ailenin çocuğu.
Ak yetiştiren böyle polo oynanan bir kişi.
Koko'dan çok etkileniyor.
Koko çok sade ve diğerlerinden farklı.
Giyim tarzıyla çok dikkat çeken bir kadın ve Balsın'ın da bu çok hoşuna gitmiş.
Ama Coco ona yüz vermemiş.
Aşka inanmadığı için soğuk rüzgarlar esmeye başlamış aralarında.
Sonra bir gün çalıştığı kavayadan patronu şarkı söylemesinin yanında erkeklerin masalarına giderek onları eğlendirmelerini istemiş.
Coco da bunu tabii ki kabul etmediği için ayrılmış.
Tam o sırada Adrien arkadaşı sevgilisiyle beraber başka bir şehire taşınmış.
Balsın da Coco'dan yüz bulamadığı için şatasına geri dönmüş.
Doğru duydunuz arkadaşlar. Şato.
Çok zengin olduğu için Şato da yaşıyormuş.
Gitmeden önce Balsın Koko'yu yanına davet etmiş.
Ama kendisi çok çapkın bir erkekmiş ve zaten onlarca metresi varmış.
Bunu kabul etmemiş ilk başlarda.
Ama bu şekilde arkadaşı da gittikten sonra çok yalnız kalmaya başlamış.
Kendi kendine demiş ki ben bunu bir şekilde kendi lehime çevireceğim.
Ve Coco demiş ki ben bunu bir şekilde kullanacağım.
Balsın yanına şatoya gitmiş.
Orada onun metresi olarak yaşamaya devam etmiş.
Sonra Balsın'a bakıyor ki sürekli at biniyor.
Tabii o da bir şatoda, çiftlik yerinde.
Sürekli canı sıkılıyor.
Ben de diyor at binmeyi öğreneceğim.
At binmeye çalışıyor. Ama tabii zamanı kıyafetleri çok sıkıcı, dar.
Çoğu kadın zaten ata böyle iki ayağı sağ taraftayken binermiş.
O şekilde kullanırmış. Ama Coco demiş ki ben bu şekilde bunu kullanamıyorum, yapamıyorum.
Kıyafetlerini almış, gömleklerini, pantolonlarını, ceketlerini kendi üzerine dikip, beçip ona göre ayarlamış ve ilk kez pantolon giyen kadın olmuş arkadaşlar.
Bu şekilde çünkü kendini daha özgür hissetmiş.
Bu pantolonu giydiği zaman tabii ki çevresi onu görüyor arkadaşlar.
İnsanlar görüyor onu. Kimse ona böyle ay ayıptır, ay günahtır diye böyle yobaz yobaz bakmıyor arkadaşlar.
Tam tersi insanlara böyle kadınlara çok mantıklı gelmiş.
Erkeklerin de hoşuna gitmiş.
E tabii şato dedik, sosyete dedik.
Onlar normal. Ama karşılayabildiler tabii o zamanlar bunları.
Yani Coco ilerleyen zamanlarda kadınlara pantolon giydiren ilk modacı olacak.
Zaten ilk önce kendisi denemiş oldu pantolonu.
Derken Chateau d'Auvergne partilerden birinde Capel'le tanışıyor.
Capel diye bir beyefendiyle tanışıyor.
Hayatının aşkı oluyor.
İnanılmaz çok seviyor onu.
Aynı şekilde Capel de onu çok seviyor.
Balsam bunu duyunca Coco'yu geri kazanmaya çalışıyor.
Seni çok seviyorum gitme yapma etme diye ikna etmeye çalışıyor.
Ama Coco kesinlikle kabul etmiyor.
Ve ona... Kapel'in nişanlı olduğunu söylüyor.
Evet Kapel nişanlıymış o zamanlar.
Dünyalar başına yıkılıyor Coco'nun.
Kapel'le ilk buluşmasında normal konuşuyor.
Asla ne öğrendiğini söylemiyor ve konu bir şekilde evliliğe geliyor.
Coco diyor ki ben asla kimsenin karısı olmayacağımı biliyordum.
senin bile. Annem aptalın tekiydi.
Bir adama aşık oldu.
Evlendi. Bütün hayatı ağlamakla geçti.
Babam onu sürekli başka kadınlarla aldattı.
Annem de sabahlara kadar hiç uyumadı.
Hep ağlardı. Hep babamın eve gelmesini beklerdi.
Bir sabah babam eve geldiğinde annem yatığında artık ölmüştü.
Biliyor musun? Metres olmak eş olmaktan çok daha iyi.
Gerçekten de Coco kimseyle evlenmedi.
Genelde ilişkilerinde metres olarak kalmayı seçti arkadaşlar.
Sevgilisi bu evliliğin formalite olduğunu, evlenmek zorunda olduğunu ama onu çok sevdiğini ve ayrılmak istemediğini söylüyor.
Zaten Coco da metres olmaya çoktan razı.
Bunu öğrendikten sonra kendisine çok bir servet yaratacağını söylüyor.
Ve şapka tasarlamak istediğini iletiyor.
Çünkü bir finansmana ihtiyacı var değil mi?
Paraya ihtiyacı var. Daha önceki gezilerinde Paris'e gitmişti.
Oradaki modanın güzelliğini gördü.
Piyasanın açıklığını fark etti.
Ve bu yüzden Paris'e gitmek istedi.
Kapel de bunu kabul etti.
Ona para olarak yardımcı oldu.
Ve ona bir daire kiraladılar.
Coco da orada bu dairede şapka tasarlamaya başladı.
O zamanların 1900'lü yılların modasından bahsedeceğim önce.
Böyle çok gereksiz... aşırı kadınsı, kabarık, böyle çok sıkı korseler, kullanışsız, uğraştırıcı kıyafetler maalesef o zamanlar modaymış.
Coco Paris'teyken bir bakıyor, günün modası sadece işlerini hizmetçilere yaptıran kadınlara uygun.
Çünkü hareket edemiyorlar o kıyafetlerle.
O zamanlar hala terziler özel dikimle çalışmaya başlıyorlar.
Henüz hazır giyim sanayi geçilmemiş çünkü.
Coco da buradaki ihtiyacı görüyor arkadaşlar, fark ediyor.
Zaten kendisi renkte giymekten böyle abartma...
Abartılı giymekten de nefret edermiş.
Hatta yeşil ve mavi giysinin birisi giydiğini gördüğünde midesinin bulandığını söylemiş.
Bu durumlardan dolayı kendi stilini yapmaya başlamış.
Tasarladığı şapkalar çok sadeymiş, çok günlükmüş ama inanılmaz şık şık duruyormuş.
Kadınlar arasında böyle yayılmaya başlamış.
O zamanın ünlü tiyatro oyuncusu Gabriel Coco'nun yaptığı şapkaları görüyor, çok beğeniyor.
Ve tiyatrosunda kullanıyor arkadaşlar, takıyor.
Ve şapkalar hızlı bir şekilde ün kazanıyor.
Ve böyle bir tiyatro sanatçısı giydiği için, bu şapkaları taktığı için daha doğrusu bazı moda dergilerinde de yer almaya başlamış.
Artık insanlar fark etmeye başlıyorlar Coco'nun şapkalarını.
Çünkü o bir farklılık getirdi.
Sade ve zarif olduğu için bu şapkalar moda dünyasında sansasyonlara sebep oluyor.
Biraz da böyle konuşuluyor.
Daha çok konuşulmasına sebep oluyor.
İlk şapka dükkanını açtıktan sonra butiğe geçmeye çalışıyor.
Çünkü bakıyor şapkalarda ben diyor bu sadeliği zarifliği kazandıysam hani bu şekilde konuşulduysam kıyafetlerde de aynısını yapabilirim diyor.
Bu sadeliğinin dışında bu kadar çok tercih edilmesini merak eden kadınlar sırf sadece hani Koko kim nasıl bir tip nasıl bir insan diye merak ettiği için şapka almayacak olsalar bile arkadaşlar böyle dükkanlarına gelip
sadece onu görmek istediklerini söyleyip çıkıp giderlermiş.
Ve Koko kıyafet devrimine başlıyor.
Şapkalarının yerine kıyafetleri dikmeye başlıyor.
1. Dünya Savaşı zamanları arkadaşlar o zamanlar.
Kadınların çoğu eşlerini savaşa yollamış.
Ve kadınlar asla özgür olamadıkları giysilerle yaşamaya çalışıyorlar.
Coco'nun en çok takıldığı ve bunu kullandığı bir durum bu.
Öyle bir kreasyon yapıyor ki açık yakalı gömlekler, triko kumaştan, denizci bluzları, düz ama yürüyebilecek kadar gevşek bileklere uzanan etekler.
Klasik Chanel yani arkadaşlar.
Bu klasik Chanel deyince tweet bir takımı var bilir misiniz?
Zaten şu anda moda.
Çoğu zaman da moda oluyor da.
Chanel'in bu ikon kıyafetlerinden diyebilirim.
Amerika'nın eski başkanı vardı.
Ben bu takımı gördüğüm zaman ya da tweet dediğim zaman hep o olay aklıma geliyor.
John Kennedy. Çoğunuz biliyorsunuzdur.
Hatta kendi kardeşlerim Merlin Morneau'da bir aşk hikayeleri vardı.
Bir suikaste kurban gitmişti John Kennedy.
Ve eşi yanında bu tweet takımdan giymiş.
Açık pembe renkli. Fotoğraflarına mutlaka bakın internetten.
Kadının o kıyafeti komple kanlar içinde.
Aslında... Hani yanında birisi öldü.
Kıyafetin tamamen kanlar içinde olması çok normal ama o zamanlar o kıyafet ve ikon arkadaşlar çok popüler.
Ve eşi öldükten sonra başbakanlığın devri sırasında yani böyle bir tören yapılıyor.
Eşi o takımı o kanlı şekilde giyiyor biliyor musunuz?
Düşünün Chanel'in yaptığı sükseğe bakar mısınız?
Kadın biraz da şanslı galiba.
Aslında Coco kadınların gittikçe özgürleşen hayatlarının moduna yansımasını yapmıştı.
Ve o sene o dönemin...
en popüler dergisi Harpus Bazar, Chanel'in tasarımlarına yer vererek şahsına münhasır ve oldukça yetenekli Fransız hanımefendisi diye bahsetmiş arkadaşlar.
Coco çok fazla kazanmaya başlıyor.
Paris'e geldiğinde Cappell'in ona verdiği tüm paraları geri ödemiş.
Doğruluğunu yanlışlığını bilemem ama o başını iki elinin arasına alıp ben nasıl yaparım?
hem de bir metresken hem de savaş varken demeden kadınların geçici modaya değil de kalıcı bir stile ihtiyaç duyduklarını görerek yılmadan çalışıp bu ününe kavuşmuş bence.
Bu arada Coco inanılmaz çalışkanmış.
Böyle cansız mankenin önüne geçer, kumaşı üzerine rastgele atar, kesip biçermiş.
Sonra çizim yaparmış.
Ve pazar günlerinden de nefret ediyormuş.
Sırf tatil olduğu için çok fazla çalışmayı seviyormuş.
1919'da Sevgilisi Kapal bir trafik kazası geçiriyor arkadaşlar ve hayatını kaybediyor.
Koko direkt kaza yerine gidiyor.
Saatlerce ağlıyor ama Kapal'i götürmüşler oradan ve yanmış.
Asla hiçbir şekilde hiçbir yeri belli olmuyormuş yandıktan sonra bu şekilde hayatını kaybetmiş.
Cenazeye bile geç kalmış Koko.
Adamın öldüğü yerden ayrılamamış çünkü.
Orada saatlerce ağlamış ve yetişememiş.
Belli bir yastıktan sonra çok garip genellikle evli adamlarla ilişkiler yaşamaya devam etmiş.
Hatta bunlardan bir arkadaşlar Salvador Dali belli bir süre Coco'nun satın aldığı villasında onunla beraber yaşamış.
Coco'nun genç kızken beraber yaşadığı arkadaşı Adrian ona yardımcı olmak için yanına gelmiş.
Coco bu yeni kreasyonlarını tanıtmak için nasıl bir yol bulmuş?
biliyor musunuz? Kadın zaten sürekli birilerini gözlüyormuş arkadaşlar ve sosyeteyle de çok iç içe olduğu için yakın arkadaşlar kurduğu için düşünmüş hani ben nasıl kendimi daha fazla yayabilirim diye.
Bu arkadaşını Adrienne ve başka bir arkadaşını daha yeni tasarladığı kıyafetleri giydirip böyle onları zenginlerin olduğu mekanlara yerlere göndermeye başlamış ve o şekilde böyle bir nevi ayaklı reklam yapmış.
Daha çok yayılmaya başlamış.
Kadınlar daha çok sormaya başlamış.
Dedikodusu daha çok yapılmaya başlamış.
Konuşuldukça da ünlenmiş Coco.
Daha çok ünlenirse o kadar çok devam edeceğim diye düşünmüş.
Yani burada artık bir yer edindim diye durmamış arkadaşlar.
Her gün pazar payını büyütmek için hamleler yapmış.
Bu sırada sosyete de çok geniş bir çevre edinmiş kendisine.
Ve yine partilerinden birinde Coco bir kimyagerle tanıştırmışlar.
O sıralarda parfüm kadınlara sadece hediye olarak geliyormuş.
Ve hediye gelen parfümleri kullanıyorlarmış.
Yani kendileri genelde seçmezlermiş.
Ernest diye bir kimyager Coco'ya tam 5 tane numune getiriyor arkadaşlar.
Tamam mı? Numaraların üzerinde yazıyor.
No1, No2, No3, No4, No5 diye.
Ve Coco No5'i gözüne kestiriyor.
Diyor ki benim diyor yeni kreasyonum diyor.
Beşinci ayın beşinde çıkacak.
Ve ben her zaman beş sayısının değerine, beş sayısının önemine inanıyorum.
No5 olsun diyor. Ve sonra diyorlar ki ismini ne yapalım?
Hani ismini de koyalım. İsmini değiştirmeyin.
Üzerinde ne yazıyorsa aynı şekilde kalsın diyor.
Ve zaten sadelikten yana olduğu için de şişenin tasarımını hatırlayın inanılmaz.
düz. Sadece üzerinde No.5 yazan bir parfüm şişesi.
Aranızda sayılarla ilgilen varsa belki 5 rakamın anlamını biliyorlar arkadaşlar.
5 rakamı yeni bir işe atılacağınız zaman onun size ne kadar faydalı olacağını ve ne kadar şans getireceğini gösteren bir rakamdır.
Yani mesela o gün hiçbir şey yokken hiç hakkınızda yokken bütün gün boyunca eğer bir yerlerde sürekli 5 rakamını görüyorsanız gözünüz bir şeylere baktığında hep 5'e takılıyorsa arkadaşlar sizin yeni bir şeyler yapma vaktiniz gelmiştir
demektir. Bu 5 rakamı burada uğur anlamına geliyormuş.
Bence bu. Koko da işe yaramış.
Eğer siz de böyle bir şey yaparsanız yani böyle sayılara takılırsanız bazı günler mutlaka girip anlamına bakın.
Ona göre bence farklılıklar olabilir hayatınızda.
Ve parfüm patlıyor.
Devasa bir satış yakalıyor.
Zamansız kokular arasına giriyor.
Coco gelen teklif üzerine Paris'te çok popüler olan bir bale gösterisinin kıyafetlerini tasarlıyor.
Ve o balerinlere ne giydiriyor biliyor musunuz?
Mayo giydiriyor arkadaşlar. İlk mayoyu tasarlayan modacıdır kendisi.
Ve bu şekilde insanlar inanılmaz beğenmişler balerin üzerinde.
Sonrasında o dönemde mücevherler var.
Çok pahalı. Tabii herkes alamıyor.
Böyle taşlı takolar çok moda.
Bunu da hepsinin Coco hepsinin sahtelerini üretiyor.
Kırmış oluyor yani bu mücevher algısında.
Özellikle de ince kolyelerle büyük ilgi görüyor.
Siyah rengini matem rengi olarak görüyor o zamanlar kadınlar.
Ama Coco diyor ki ben renklilerden nefret ederim.
Bence siyah ve beyaz asilin rengi diyor.
Ve hepimizin bu kapsül dolap dediğimiz muhabbeti vardır ya.
Siyah elbise olmak zorundadır herkesin dolabında.
İşte o siyah elbisenin yaratıcısı Coco Chanel arkadaşlar.
Coco bu sıralarda bir düşesle tanışıyor.
Westminster düşesi İngiliz.
Dolu dizgin bir aşk yaşıyorlar uzun süre.
Sonra Coco gerçekten aşık hissediyor kendini uzun zamandır.
Yalnız bir fark var.
Bu sefer adam evli değil.
Bu Duchess İngiliz dünyasında Coco'nun tanıtımlarına yardımcı oluyor.
Çünkü yine partner oluyor. Yine İngiliz dünyasının sosyetiyle tanışıyor.
Ve o şekilde orada da yayılmaya çalışıyor.
Bir gün Coco evindeyken kapı çalıyor.
Kesilmemiş bir zümrüt taşı düşünün.
Kocaman böyle sepet şeklinde.
Ve ona Duchess evlenme teklif ediyor.
taşla. Bazı kadınlar arasında vardır ya benim taşım daha büyük savaşı.
Coco'nun taşından daha büyük bir taş yok bence.
Coco nişanlısına ayıp olmasın diye kabul ediyor.
Ne kadar aşık olsa da çünkü evlenmek yok kadının kafasına.
Evlenmek istemiyor yani. Aileye inanmıyor.
Böyle bir şeyin sonsuza kadar ölene kadar süreceğine inanmıyor çünkü.
Düğüne aylar kala bu kişiden ayrılıyor.
Tek bir seferde ayrılıyor.
Kendini işine verip durmadan kıyafet üretmeye devam ediyor.
O dönemin modasında kral olarak bilinen birisi var.
Paul Poirot. Coco için diyor ki o oğlan kılıklıya karşı hepimizin gardını alması gerekirdi.
Çünkü bu minik hokkabazın şapkasından çıkaracak elbiseler, mücevherler hepimizi çok fazla şoka soktu diyor.
Yani onu küçümsediklerini bu şekilde anlatmış oluyor.
Neden Coco'ya oğlan çocuğu diyor?
İnanılmaz zayıf bir kadın. Sıfır beden ve saçlarını her zaman ama her zaman kısacık kestirip o şekilde kullanmış.
O dönemde de sürekli kadınlara uzun saçın moda olduğu söylenirmiş.
Kadınlara o şekilde yakışıldığı iletilirmiş.
Ama Coco bunun da karşısına geçip her zaman kısacık saçlarıyla en yakışıklı ve en zengin erkekleri beraber olmaya başlamış arkadaşlar.
Bunu başarmış. Tüm dünyada kadınları giydiren Coco tabii ki Mustafa Kemal Atatürk'ün de dikkatini çekmiş.
Şimdi bizim tarafımızda bizim tarihçilerimiz.
bunu reddedenler var ama 1930'lu yıllarda Atatürk Türk Silahlı Kuvvetleri'nin üniformalarını Coco Şen'le tasarlatmış ve bu siparişlerin belgeleri de arkadaşlar şu anda Fransa'nın kütüphanesinde
yer alıyormuş. 1935 yılında moda evlerinin toplamında 4000 kişi çalıştırmaya başlamış.
1939 yılında Coco ani bir kararla son defilesini yaparak butiklerinden kapatma kararı alıyor.
Şöyle sebepler var. İkinci Dünya Savunması Savaşı zamanlarında Nazilerin ajanı olduğuna dair bazı belgeler sunuyor Fransa devleti ve birçok kez gözaltına alınıyor, sorgulanıyor.
Tabii ki o burada birçok kez gözaltına alınıyor, sorgulanıyor ama serbest kalıyor.
O kesim de diyor ki sen kaçtın, buradaki modada savaşamadın ve adı da bu şekilde olduğu için onun kaçtığını iddia ediyorlar.
Ve Coco gerçekten de gidiyor.
Diyor ki savaş yüzünden modayı bıraktım.
Gitmeden önce İsviçre'ye gidiyor.
İsviçre'ye gitmeden önce orada Otel Ritz var Paris'te.
Orada kalıyor. Zaten bu Otel Ritz de Nazilerin arkadaşlar konumlandığı kaldığı bir yer.
Burada da daha fazla dikkat çekmiş oluyor Coco.
Ve moda evini 15 yıl kapalı tuttuktan sonra 70 yaşındayken tekrardan moda dünyasına geri dönmeye karar veriyor.
O sıralarda Paris'te kim rüzgar estiriyor arkadaşlar?
Dior. Dior Paris'teyken genç bir tasarımcı.
Söylentilere göre onu kıskanmış o yüzden geri dönmüş.
Ama kendisinin böyle verdiği bir bilgi yok.
Coco geri döndükten sonra bir açıklamasına diyor ki yüreğimde hiçbir zaman emekliye ayrılmadım.
Her zaman yeni kıyafetleri inceledim.
Yeni kreasyonumu düşündüm.
Bunu söyledikten sonra ben diyor size gününüzü göstereceğim diyor.
Ve 1971 yılında 87 yaşındayken kaldığı otelde.
Sessiz bir şekilde hayatını kaybetmiş.
Bu cümleyi söyledikten sonra direkt vefatına geçtim.
Çünkü şöyle arkadaşlar son bir defile yapabiliyor sadece.
Ve defileyi de görmeden birkaç gün önce bu kaldığı otel odasında ölüyor.
Şirketin o zamanki sahipleri Yahudi arkadaşlar.
Ne kadar nazilerin yanında olsa da ortaklarından Yahudilermiş.
Ve hala aynı şekilde devam ediyorlar.
Büyütüyorlar Chanel'i. Ben şuna çok üzülmüştüm.
Chanel bu defile olmadan birkaç gün önce yani vefat ettiği gün.
Yatağına giderken yardımcısına dönüp diyor ki işte görüyorsun insan işte.
Böyle ölüyor diyor. Yani aslında ne kadar çok çevresi olsa da hiçbir zaman aile kurmadığı için bence kendini hep yalnız hisseden bir kadındı.
Amerika'nın en popüler dergisi Time dergisi her hafta yayınlanıyor.
Coco'yu en önemli 100 kişi listesine almış arkadaşlar.
Ve ilk defa bir moda tasarımcısı bu 100 kişinin içerisinde yer alıyor.
Ve Amerika ona yüksek modanın yüksek rahibesi sloganını vermişler.
Çünkü tabii ki kendisinin bir düşkünler evinde rahibeler tarafından doğmuş.
doğurtulduğunu ve büyütüldüğünü öğreniyorlar.
Coco çocuk kalbinde açılan yaraları idrak edecek kadar büyüdüğünde sert, otoriter, huysuz hatta kimilerine göre kalpsiz bir kadın yetişmişti.
Yetenekli olması, kararlı olması, çalışkan olması Coco Chanel'in unutulmazlar arasına girmesini sağladı bence.
Bakış açısını değiştiği zaman Gördüğünüz şeyler de değişiyor arkadaşlar.
Coco kendini hiçbir zaman metres dese de bence bir metres olarak görmedi.
Onun tek gördüğü insanların ihtiyaçları ve ben bu insanların ihtiyaçlarını Moda ile City ile nasıl birleştirebilirim de.
Hayatına giren adamlarım ne kadar sevmiş olursa olsun Coco Chanel bence hepsini sonunda babası gibi sigara yakıp arkasına bakmadan gideceğini düşündüğü için.
sırayla hepsini terk etti.
Onun bu farklı hayatında acı kadar gösteriş de var, yenilgi kadar zafer de var.
Ne olmuş olursa olsun o emek verdi, çalıştı, her zaman işini her şeyin önünde tuttu.
Bir şekilde bunları yapabilmek uğruna birçok şeyi de göze aldı.
Umarım herkese en çok da kadınlara bu hikaye ilham kaynağı olur.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
