
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Her şey üstüne gelirken umudu nasıl korursun?
Bu bölümde, sadece güçlü kalmak değil, içten içe ışıldamak için 7 sır paylaşıyorum.
---
Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün size böyle minicik...
küçücük şeylerin nasıl koca bir hayatı değiştirebileceğinden bahsetmek istiyorum.
Çünkü bazen hayat bize öyle anlar yaşatıyor ki ne yaparsınız yapın o umut dediğimiz şeyin parmaklarımızın arasından kayıp gittiğini hissediyoruz.
Ve sanıyoruz ki sadece büyük mucizeler bizi kurtarır o anda.
Oysa minicik bir şey, küçük umutlarımız bazen o koca karanlığımıza delip geçebiliyor.
Ben de bu bölümde umudunu canlı tutmanın sandığımız kadar büyük fedakarlıklar istemediğini anlatacağım.
Sadece biraz görmeyi öğrenmemiz gerekiyor.
O zaman başlıyorum.
Bazı günden arkadaşlar dünyanın ağırlığı çok dayanılmaz geliyor değil mi?
Haberler çok ağır oluyor.
Yaşadıklarımız çok dayanılmaz oluyor.
Sorumluluklarımız birikiyor.
En küçük görevlerimiz bile çok fazla gelebiliyor.
Dürüst olmam gerekirse yani açık sözlü olayım.
Zor şeylerde kaybolmam, kendimi üzmem önceki senelerde benim için çok kolaydı.
Hemen umutsuzluğa düşebiliyordum, vazgeçebiliyordum.
Ama artık umudun sessiz bir isyan olabileceğini fark ediyorum.
Yani benim için umut etmek hayata karşı çok nazik olarak uyguladığım bir direniş.
Mücadelemim ve kederimin ortasında bile umut edebileceğim küçük şeylerin olduğunu kendimi hatırlatmanın bir yolunu buldum.
Neden peki? Neden böyle umudu kendimize hatırlatmamız gerekiyor?
Çünkü hayattayız ve hala buna ihtiyacımız var.
Yıllar önce çok duygusal bir dönemimde umut gününü tutmaya başlamıştım.
Hayat tutulamayacak kadar fazlaydı çünkü.
Yani yazmak benim için tırmanılacak kocaman bir dağ gibi gelmişti oralar.
Uzun düşüncelere dalmak ya da derinlemesine düşünmek için yani bunların hiçbiri için enerjim yoktu.
Daha basit, daha kısa.
Bir şey istiyordum. Yani yapmam gerektiği zaman korkutucu bir görev gibi gelmeyecek.
Basit bir şey lazımdı.
Öyle bir şeye ihtiyacım vardı.
Bu yüzden bir umut kavanozu yaptım.
Her gün küçük kağıt parçalarına beni gülümseten bir şeyi, içimi yumuşatan küçük anılarımı yazmaya başladım.
İşte çok soğuk bir sabahta içtiğim sıcak bir kahveye yazdım.
Yeri geldi, işte yolda yürürken tanımadığım birisinin bana selam vermesini, selamlaşmamızı, işte o içimi ısıttığı anları yazdım.
İşte uzun bir günün ardından soğuk yatağımın bana verdiği o farklı hissi yazdım.
Hepsini yazdım. Sonra kağıtları katlayıp kavanoza atıyordum.
Umutlarımın yığılmasını izliyordum.
Çünkü o her küçük kağıt parçası umutlarımın beni çevrelediğini hatırlatıyordu.
Ayın sonunda da kavanoz dolmuş oluyordu.
Sonraki ayda işte her şeyin sıkıcı, üzücü geldiği günlerde şöyle bir yere uzanıp okuyordum o kağıtlarımı.
O küçük kağıtta yazan anım içimdeki sevinci ortaya çıkarıyor ve umudun her zaman orada olduğunu sadece fark edilmeyi beklediğini bana hatırlatmasına izin veriyordum.
Bu küçük ve bilerek yaptığım eylemler arkadaşlar beni değiştirdi.
Odak noktamı eksik olan şeyden mevcut olana kaydırdı.
Yıllar geçtikçe arkadaşlar bu yaptığım çok basit görünen uygulama uzun süre istikrarlı bir şekilde devam ettiğimden dolayı minnettarlığımı derinleştirdi.
İşte kalbimi daha çok yumuşattı ve bana umudum ne kadar küçük, sıradan ya da basit olursa olsun her zaman tutunmaya değer olduğunu gösterdi.
Hayat bana şöyle geliyor, sürekli bir şeyler yapma, bir şeyler yapma yani sonsuz bir şeyler yapma, verme, problem çözme döngüsü gibi geliyor ve bazen eminim ki siz de böyle hissedebilirsiniz.
Böyle nefesimizi tutuyormuşuz ya da bir atılım bekliyormuşuz gibi gelebiliyor.
İşte bu yüzden anlarınızı yazdığınız zaman benim gibi yaparsanız eğer bir kavanoza koyarsanız mevcutiyetiniz için alan yarattığınızı keşfedersiniz.
Yani umut dolu anlarınızı yazıyorsunuz.
Böylece sadece geleceği değil şu anı da genişletmiş oluyorsunuz.
Kendinize böyle küçük ama güçlü bir ben buradayım hissi yaratıyorsunuz.
Mesela ünlü oyuncu Emma Thompson vardır biliyorsunuzdur.
Eski aktöristlerden.
Hem senaristlik hem de oyunculuk dalında Oscar kazanan tek kişidir arkadaşlar.
Emma gençlik yıllarında Londra'da tiyatrocu olmaya çalışırken sürekli reddediliyor.
Oyunculuk için işte senaryoları vs.
hepsini reddediyorlar. Bir gün tam vazgeçmek üzereyken girdiği bir kitapçı da çok güzel bir defter görüyor.
İçini böyle kıpır kıpır eden bir defter.
Renkli, canlı.
Alıyor o defteri. Sonra hani diyor ki ben bu defteri madem aldım bari bir şeyler yazayım.
Ve o anda aklına geliyor.
Vazgeçmemek için yazacağım diyor.
Her gün o deftere sadece bir cümle yazmış arkadaşlar.
Tek bir cümle.
Ben bugün buradayım.
Hiçbir rolü, hiçbir başarısı, umudu yokken bile yazmış, devam etmiş.
Yalnızca var olduğu için kendine bir alan açmış.
Ve yıllar sonra Oscar ödülünü aldığında ilk yaptığı şey o eski defterini bulup tekrar okumak ve yine ben bugün...
Buradayım yazmak olmuş. Çünkü bazen sadece yazmak geleceği değil o anada şahitlik etmek demek.
Ve bazen umut etmek dev adımlarımızda değil sadece var olduğumuzu kabul ettiğimiz küçük anlarımızda büyüyor.
Ve arkadaşlar Eman'ın yazdığı bu kısa ve basit cümle aslında devasa değerli bir cümledir.
Sizce ne demek bu cümle?
Değil mi? Ben bugün buradayım.
Bir sürü olumlama, işte umut yaratacak kelimeler, cümleler varken neden Ema sadece bunu yazmış olabilir?
Çünkü bu cümle aslında bir varoluş onayıdır.
Yani diyor ki, bugün büyük bir başarı elde etmiş olabilirim.
Ya da hiçbir şey yapmamış olabilirim.
Belki umut doluyumdur, belki tamamen tükenmişimdir.
Ama ne olursa olsun buradayım.
Hayata, kendi varlığıma, zorluğa rağmen tanıklık ettim.
Bu kendimize şefkat göstermektir arkadaşlar.
Bakın nereden nereye geldik.
İşte bizde aslında eksik olan şey bu.
Kendimize şefkat gösteremediğimiz için umudumuzu yitiriyoruz.
Hayatın çok zor geldiği, ilerleyemediğimiz, hiçbir büyük şey yapamadığımız zamanlarda bile sadece var olmanın kıymetini fark ederek şefkat gösterebiliriz.
Umudun sizi bulmasını beklemek yerine Onu bilerek arayın.
Mikro anılarınıza yaklaşın.
Mikro anlarınıza yardım edin.
Onları görün. Küçük değişimler çok şeyi değiştirebiliyor.
Her gün basit bir sevinciniz not ettiğiniz zaman iç diyaloğunuz yeniden çerçevelenecek.
Eksik veya dağınık olana odaklanmak yerine neyin iyi, neyin istikrarlı ve neyin doğru olduğunu fark edeceksiniz.
Bu kavanoz uygulaması zor şeylerinizi silmez.
Bunu zaten hiçbir şey silemez.
Ama siz bu kavanoz uygulamasını yaptığınızda, bu güzel umut dolu anlarınızı yazdığınızda hayatınızdaki tek şeylerin zor şeyler olmadığını göreceksiniz.
Bunu hatırlatacaksınız. Bunu çünkü kimse yapmıyor farkında mısınız?
Hayatımızdaki tek şeyler zor şeyler değildir.
Bunu söyleyenler çok az.
Bunu hissettirenler zaten neredeyse yok dinleyecek kadar az.
Umut her zaman orada. Sadece görülmeyi bekliyor.
Mesela o gün, bugün diyelim.
Cildinizde böyle bir rüzgar hissettiniz dışarı çıktığınızda.
Çok güzel esti. Nasıl hissettirdi?
Kendiniz için konuşmadan önce aldığınız derin nefes.
O derin nefesi yazın.
Ne hissettiğinizi yazın.
Öncesinde, sonrasında olanları.
Doğru zamanda çalan şarkılarınızı yazın.
Hani çıkar ya bir anda radyoda.
En ihtiyacınız olduğu anda.
Fark edin arkadaşlar. Bu anılarınıza teslim olun.
Bu anılarınızın...
Umut olması için, umutlu olması için, görkemli olmasına ya da muhteşem olmasına gerek yok.
Sadece hissedilebilir olması yeterli.
Mesela bazı günlerimiz var.
Üzüntümüzün gölgesinde bir güneş kırığı kırıntısı arayarak geçiririz.
Öyle hissederiz. Bunlar hiç sorun değil.
Bunlar normal olan.
Her şey yolunda arkadaşlar, bırakın olsun.
Zaten zamanla bu uygulama kendinizi şekillendirecek, sizi şekillendirecek ve dünyayı görme şeklinizi yeniden oluşturacak.
Yani umudun bizi bulmasını beklemek yerine onu aramayı öğrenmeliyiz.
Eksik olana takılıp kalmış hissetmek yerine her zaman orada olan sessiz bolluğu fark etmeliyiz.
Biraz önce de söylediğim gibi umudunuzu bulmak...
Karanlığımızı yatıştırmakla ilgili değil.
Sadece bir kıvılcım bile olsa ışığı karşılamakla ilgili.
Ve size bir taktik vermek istiyorum.
Bunu sürekli hale getirebilmeniz için.
Fark edebilmeniz için.
Belirli bir zaman seçin arkadaşlar.
Bu umutlarınızı, umutlu hissettiğiniz anlarınızı yazmak için.
Yani şöyle yapabilirsiniz.
Mevcut bir alışkanlığınıza bağlayabilirsiniz.
Yani mesela her sabah kahve mi içiyorsunuz?
Her sabah o kahvenizi içtikten hemen sonra yapın.
Ya da mesela yatmadan önce mutlaka 3-4 sayfa kitap mı okuyorsunuz?
Hemen yatmadan önce o umut anlarınızı yazın.
Ya da spordan geldiniz, yürüyüşten geldiniz.
Ya da mesela çok daha farklı böyle daha spesifik bir özellikle de yapabilirsiniz.
Yani mesela ilişkinizde erkek arkadaşınızla kız arkadaşınızla her kavga ettikten sonra yazın.
Ters köşe yaparsınız çok güzel.
Çünkü böyle yaparsanız...
Belli bir zaman sonra otomatiğe bağlarsınız.
Sürekli olur. Aynı bu bir önceki alışkanlıklarınız gibi.
Ve şöyle de olabilir.
Yine yazmak zor gelebilir.
İki kelime, üç kelime bile yazmayacak kadar umudunuz o anda çöp olmuştur.
Sesli not kullanın arkadaşlar.
Kavanoza atamıyorsunuz o anda.
Sesli not yazın. Yani şu anda şöyle oldu.
Ben şöyle hissediyorum.
Bu şekilde umut dolu anlarınızla eğer yazmakta zorlanıyorsanız sesli nottan faydalanabilirsiniz.
Ve şöyle Ayça ya benim gün içerisinde çok fazla umut dolu anım olmuyor ki zaten ben bu yüzden umutsuzum diyorsanız şöyle söyleyeyim size güzel arkadaşlarım ne kadar çok bakarsanız
hayata O kadar çok şey bulursunuz.
Etrafınıza, yaşamınıza, kendi anlarınıza, yıkadığınız bir bardaktaki onu temizledikten sonra aldığınız haz bile umut doludur arkadaşlar.
O yüzden lütfen her zaman bakmaya devam edin.
Şimdi bu güzel...
Anımdan sonra böyle bir giriş yapmak istedim arkadaşlar.
Yani kendi küçük anılarımla ilgili yaptığım tekniği anlatmak istedim.
Şimdi farklı tekniklerden bahsedeceğim.
Bu arada ben bu küçük küçük umutları yazıp kavanozuma atarken şöyle bir şey fark etmiştim.
İnsanın geleceğe tutunabilmesi için minicik şeylere ihtiyacı olduğunu görmüştüm arkadaşlar.
Yani yazdıkça bu söylediklerimin dışına da ben geleceğe tutunuyordum.
Öyle büyük hayaller, dev planlar falan değil.
Bazen sadece o gün...
ayakta kalabilmek için, o gün söylediğim garip bir kelime ya da farklı, güzel gelen bir kelime, bir cümle.
Bunların hepsi bir anı için yeterli oluyor.
Ve sanırım umut böyle bir şey.
Büyük gürültüler değil.
küçük fısıltılar gibi düşünün.
İşte bu yüzden hayatın içinde kendimize küçük işaretler koymak o kadar önemli ki.
Bakın tam burada aklıma bir film sahnesi geldi.
Inception filmini biliyorsunuzdur.
Hatırlıyorsunuzdur. Leonardo DiCaprio'nun oynadığı bir film.
Onun cebinde bir topaç vardı.
Hatırlıyor musunuz? Gerçekle rüyayı ayırt edebilmek için Topacı döndürdüğünde düşerse gerçek dünyada olduğunu anlıyordu.
Düşmeden dönüyorsa demek ki hala rüyadaydım.
Bu sahne bana şunu göstermişti.
Hayatın içinde kaybolmamak için bir şeye tutunmanız gerekiyor.
Küçücük bir şeye. Bir nesneye, bir hatırlatıcıya, bir umuda.
Ve biliyor musunuz arkadaşlar o topaç fikri senaryoya sonradan dahil edilmiş.
Çünkü DiCaprio karakterinin ruh halini anlatacak bir şeye ihtiyaç duyduğunu hissetmiş.
Ya demiş benim bu karakterin ruh halini anlatmam lazım yoksa hiçbir işe yaramayacak.
Provalarda fark etmiş bu ne kadar güzel bir his değil mi?
Yani koca bir hayat hikayesini adamın koca bir karakterini küçücük bir topaçla...
Bunu düşündüğümde anladığım şey şu.
Bizim de hayatımızda böyle küçük şeylere ihtiyacımız var.
İşte belki bir bilekliğiniz olabilir anısı olan.
Belki bir yazı eskiden yazdığınız.
Ne bileyim belki bir taş parçası yüzerken çok güzel bir gününüze yüzerken topladığınız denizden topladığınız küçük bir taş.
Dokunduğunuzda kendinize ben buradayım hala buradayım diyebileceğiniz bir şey olabilir.
Halil Cibran bir kitabında şöyle demişti.
Hangi kitap olduğunu hatırlayamıyorum ama güzel bir söz.
En küçük şeylerde bile evrenin sonsuzluğunu bulabilirsin.
O yüzden küçük şeylere umut yüklemek bir çocukluk oyunu gibi gelmesin.
Bu hayata tutunmamızın en sade, en gerçek yolu.
Bunu fark ettiğinizde eminim ki umut etmeye dair bakışınız değişecek.
Şimdi size umut etmekle zorlandığınız anlar için farklı tekniklerden bahsedeceğim.
Diğer tekniğim arkadaşlar umut taklidi yapmak.
Şimdi bazen... Umut falan kalmıyor.
İnanmak istemiyorsunuz.
Geleceğe bakmak canınızı acıtıyor.
Bir şey göremiyorsunuz çünkü gelecekte.
İşte tam o zamanlarda umutluymuş gibi davranmanız güzel bir seçenektir.
Buna psikolojide arkadaşlar davranışsal aktivasyon diyorlar.
Hissetmediğiniz halde umut taşıyan biri gibi adım atacaksınız.
İnanmadığınız halde adım atacaksınız o işe.
Kendinizi kandırmak gibi düşünmeyin.
Kendinizi hayata doğru...
Hafifçe itmek gibi. Robin Williams'ın biliyorsunuz Can Dostum filminde Will'e söylediği bir sahne vardı.
Belki biliyorsunuzdur filmi.
Seni iyileştirecek şey bilgi değil sevgi demişti.
Will çünkü filmde en başta sevgiyi hissedemiyordu.
Sonra arkadaşlar bunu hissedebilmek için seviliyormuş gibi yaşamaya başladı.
Sanki herkes onu seviyormuş gibi hissetmeye başladı.
Öyle davrandı. Ve bir yerden sonra gerçekten sevildiğini gördü.
Taklit ettiği sevgi gerçekleşiyordu arkadaşlar.
Umut da böyle. İnanmadığınızda bile umut ediyormuş gibi adım atın.
Bir bakmışsınız umut gerçekten gelmiş.
Sanki küçük adımlarınızla onu kendinize çağırmışsınız gibi.
Ve Halil Cibran bir sözü daha vardır.
Bir düşünceyi uzun süre taşırsanız sonunda ona dönüşürsünüz.
Yani hissetmesiniz de umut taşıyan gibi davranırsanız bir gün gerçekten umut taşıyan birine dönüşürsünüz.
Bu yüzden eğer bir sabah uyandığınızda hiçbir şeye inanılacak gücünüz kalmadığını görürseniz yine de ayağa kalkın.
Yine de yüzünüzü güneşe çevirin.
Yine de sanki umut varmış gibi davranın.
Çünkü belki de umut hissettiğimiz değil, karar verdiğimiz bir şeydir.
Farklı bir tekniğe geçiyorum.
Kendinize sorular sormak.
Zor sorular tekniği.
Şimdi. Umudu arkadaşlar biz fark ettiyseniz hep cevaplarda arıyoruz.
Bazen ama umut cevaplarda değil.
Sorduğumuz sorularda saklı olabiliyor.
Biz hep aksine cevaplar bulmaya çalışırken soruların arkasına saklanmış olabiliyor umudumuz.
Ve bazı sorular var ki arkadaşlar cevabı olmasa bile siz sordukça hayata daha sıkı bağlıyor sizi.
Mesela Thomas Edison bir röportajında şöyle demişti.
Başarısız olmadım sadece işe yaramayan 10 bin yol kesmettim.
Bu zaten çok popüler.
Düşünsenize bir insan her denemesi patlarken hala şunu soruyor.
Peki başka nasıl yapabilirim?
Edison'ın asıl gücü ampulü bulmak değildi.
Bence onun asıl gücü her başarısızlıkta kendine yeni bir soru sormasıydı.
Çünkü onun doğru cevapları yoktu.
ampulü bulacağına dair umudu ve doğru soruları vardı.
Bu yüzden kendi içinizde küçük bir liste yapın.
Ben yapıyorum. Size de tavsiye ediyorum.
Yani liste dediğim alışveriş listesi değil tabii ki.
Sorular arkadaşlar, zor sorular listesi.
Cevaplamanız gerekmiyor.
Bu tekniğe göre cevap olması da olur.
Sadece sorun. Hani evrene soru sorup bırakıyoruz ya.
Onun gibi düşünün. Kendinize soruyorsunuz çünkü.
Mesela benim sorularımdan biri şu.
Şu anda vazgeçmek istemememin sebebi ne?
Eğer devam edersem ne değişebilir?
Bugün pes etmezsem kim olmak için bir adım atmış olurum?
Bu yaşadığım şey bana ne öğretiyor olabilir?
Sadece sorun. Soru sormak umudunuzu ayakta tutacak.
Soru sormak karanlıkta bile bir pencere açacak.
Bakın Einstein bile der ki hayatım boyunca özel bir yeteneğim olmadı.
Sadece bitmek bilmeyen merakım ve sorularım oldu.
Ve şimdi diğer tekneye geçmek istiyorum.
İronik şekilde umut esmek.
Bu tekneye bir soruyla başlayayım.
O zaman sorulardan başladık.
Şu an hayatınızda.
Geldiğiniz yerden memnun musunuz?
Yoksa sadece ayakta kalmaya mı çalışıyorsunuz?
Ciddi ciddi uğraşıyor musunuz hayatınızla?
Şimdi umudunuzla işte bu teknikle arkadaşlar kendi acınızla dalga geçeceksiniz.
Yani neden sordum olduğunuz yerden memnun musunuz diye.
Eğer memnun değilseniz ya da istediğiniz bir yerde değilseniz umutlarınız bitmiş olabilir diye düşünüyorum çünkü.
Bakın Beethoven hayatının son dönemlerinde tamamen sığırdı biliyorsunuz.
Yine de o beste yapmaya devam etti.
Çevresindekiler sürekli ona işte artık beste yapamazsın, müzik hayatın bitti gibi tepkiler verdiler.
İnsanlar ona acıyarak bakmaya başladı.
Hatta bir gün çok yakın bir arkadaşına dostuna şöyle diyor.
Tanrı işitmemi elimden aldı ama müziği değil.
O yüzden devam edeceğim. Adam sağır ya sağır.
Duymadan nasıl müzik yapacaksın be adam.
Yani duymadan müzik yapabileceğine dair umudunu kaybetmemiş ya.
Sağır olmasını tiye almış adam.
Diyor ki Tanrı beni sağır yaptı arkadaşlar.
Müziği almadı. Müzik hala var.
Düşünün bunu sadece umudu sayesinde söylemiş.
Bulunduğu durumla dalga geçmiş.
Onu şakaya almış. Yani tiye almış.
Siz de böyle yapabilirsiniz.
Ve biliyorsunuz 9. senfoniyi de tamamen sığırken yazdı.
Beethoven'ın en büyük eserlerinden biri.
Müziğin tarihindeki en devrimci işlerinden biridir bence.
İlk defa bir senfonide insan sesi kullandı.
Bunu Beethoven yaptı.
Sığır haliyle. Kora yani.
Yani orkestranın arkasına şarkı söyleyen insanlar ekledi.
O dönemde bu olay inanılmaz bir yenilikçilik.
9. Senfoni'nin final bölümünde Schiller'ın Neşeye Övgü şiirini kullanıyor.
Ya bakar mısınız yaratıcılığa?
İnsanlık sevgisini, birliği, umudu ve özgürlüğü işliyor arkadaşlar.
Müziğin yapısı o kadar büyüleyici ki ve o kadar böyle yeni geliyor ki kulağa her dinlediğimde.
Klasik müzik tarihini değiştirmiştir.
Bugün hala biliyorsunuz Avrupa Birliği Marşı 9.
Senfoni'nin finalinden alınmıştır arkadaşlar.
Hatta şöyle bir anısı da var bunu da söyleyeyim.
9. Senfoni ilk performansı sırasında orkestrayı Beethoven yönetiyor gibi yapıyor.
Ama müziği tutunmuyor tabii ki.
Orkestranın çaldığını, seyircinin alkışladığını görememiş bile.
Orkestrayı yönetiyor çünkü arkası dönük seyircilere.
Ama tabii o kadar beğenilmiş ki alkış kıyamet kopuyor.
Alkışlandığını görmesi için bir müzisyen arkadaşı yanına gidiyor.
Onu seyircilere doğru çeviriyor.
Çok iyi olay değil mi?
Düşünsenize duymuyorsunuz ama dünyanın en büyük müzik eserlerinden birini yaratıyorsunuz.
Bu yüzden 9. Senfoni ve Beethoven sadece müzikali olarak değil arkadaşlar.
İnsanların umutlarının simgesidir bence.
9. Senfoni dinleyin sürekli aklınıza gelsin.
Beethoven biliyordu arkadaşlar ya.
Kendini fazla ciddiye alırsa...
Hastalığını ciddiye alıp iyileşmeye çalışırsa umudunla orada öleceğini biliyordu.
Mesela diyelim ki siz sporunuzu yapmadınız.
Böyle çok düzenli spor yapıyorsunuz normalde düzeniniz bozuldu.
Ve bir amacınız var.
Ne dersiniz yapamayınca sporunuzu?
Şöyle deyin. Bugün yine sabah sporunu yapmadım.
Tamam bunu deyin.
Ama şöyle devam edin.
Çok güzel ya harika.
Belki de yatakta yuvarlanma şampiyonluğuna adayımdır.
Bugün demek ki yatakta yuvarlanmam gerekiyordu.
Mesela bugün bir olay yaşadınız.
Biri sizi çok sevdiğiniz ya da önceden tanıştığınız, önceden beri arkadaş olduğunuz değilim.
Birisi sizi görmezden geldi.
Deyin ki kendinize çok iyi ya galiba ben bugün görünmezim.
Herhalde farklı bir görünmezlik gücüne sahip oldum.
Böyle yapınca arkadaşlar acı hafifliyor.
Ve içinizdeki o küçük umut çocuğu yeniden şarkı söylemeye başlıyor.
Oscar Wilde'ın çok sevdiğim bir sözü vardır.
Hayat çok önemli bir şeydir.
Onu ciddiye almamak gerekir.
İşte hayatın tam da bu absürt yerlerinde umudumuz kendi yolunu bulur.
Ve şimdi arkadaşlar biraz daha derine iniyorum.
Çünkü umut etmek sadece iyi şeylere teşekkür etmek değildir.
En zor teknik bunu şüpketmek podcastımda bahsetmiştim.
Kötü yaşadığınız anılarınıza şükredin.
Kötü şeyler yaşadıkça umudunuzu daha çok yükseltin.
İnançlılar size sesleniyorum.
Hani derler ya tanrı sevdiğiyle uğraşır.
Tanrı sevdiğinin mücadelesinin değerli olması için ona daha fazla acı verir.
Çünkü mücadele yolunda çektiğiniz acı ne kadar büyükse mücadeleniz o kadar değerli olur.
O yüzden lütfen yaşadığınız kötü anlarınızı şükredin arkadaşlar.
Bunu alışkanlık haline getirin.
Ah o kadar fark edeceksiniz ki.
Ve diğer bir teknik bedensel ağın açmak.
Umut aslında sadece zihinsel bir mesele değil.
Umudumuz bedenimizin içinde bazen bir yere sıkışabiliyor.
Ve eğer kendi bedeninizi kapatırsanız bir süre sonra umudumuzla nefessiz kalabiliyor.
Bunu yıllar önce okuduğum bir röportajda görmüştüm, anlamıştım daha doğrusu.
Maya Angelou yani o büyük yazar, şair ve aynı zamanda aktivist bir konuşmasında demişti ki insan bazen kelimelerle umut bulamaz.
Bazen sadece omuzlarını kaldırarak, göğsünü açarak kendine Ben buradayım der.
Maya arkadaşlar yıllarca büyük travmalar yaşamış birisi.
Ve en karanlık dönemlerinde sadece beden duruşunu değiştirerek kendisine nefes açıyor.
Duruşunu değiştiriyor.
Nefesini genişletiyor.
Sonra kelimeleri geliyor.
Umudu büyüyor ve hikayesi doğuyor.
İşte bu yüzden umut etmek sadece kafanızda bir cümle kurmak değildir.
Gövdenizi açın. Omuzlarınızı geriye alın.
Nefesinizi biraz daha derinden alın hissederek.
Çünkü bedenimiz kapandığında inanın ki kalbimiz de kapanıyor.
Ama bedeninizi açabilirsek kalbimize de yeni bir umut yolu açmış oluyoruz.
Psikolojide buna güç duruşları ya da güç bozları deniyor arkadaşlar.
Ve araştırmaları da var.
Şöyle. Sadece 2 dakika boyunca açık bir duruşla durursanız kortizol yani stres hormonunuz seviyesini düşürüyorsunuz.
Ve testosteronun yani özgüven hormonunuzun da seviyesini arttırıyorsunuz.
Yani gördüğünüz gibi bu teknik bilimsel olarak da kanıtlı.
Bedeninizi açarsanız zihninizde cesaret bulur.
İşte umut bazen sadece bir duruş meselesi olabiliyor.
Bakın Winston Churchill savaşın en zor böyle en karanlık günlerinde şöyle demişti.
Omuzlarını dik tut ne kadar karanlık olursa olsun dünya seni eğilmiş görmek istemez.
Bu yüzden her sabah sadece 2 dakika ellerinizi belinize koyun, omuzlarınızı geriye alın, gökyüzüne bakın.
İçinden hiçbir şey gelmese bile, yazmak bile istemiyorsanız umudunuzu tekrar yaşartmak için bunu yapın arkadaşlar.
Şu kırık dökük dünyanın içinde yine de seviyorum diyebilin.
Rastgele iyilikler yapın, umudu yaşartmada ilaç gibi gelir.
İyilik özellikle karşılıksız olanlar ilahi bir müdahale gibi gelmiştir hep bana.
Karşılaşması... gereken ruhların birbirine dokunmaları için gerçekleşiyor gibi geliyor.
O yüzden bir gün olur da bir gün çok yorulursanız, çok umutsuz hissederseniz büyük mucizeler beklemek yerine küçücük şeylere bakın.
Şemsi Tebrizi'ye sormuşlar.
Kader varsa bu kadar çaba neden?
Bu kadar umut neden diye.
Tebrizi'de kader bellidir.
Kader gideceğiniz yoldur.
Ama yol ayrımlarında Umudunuz devreye girer arkadaşlar.
İçinizdeki umudun büyüklüğü ile küçüklüğü olması ya da olmaması ile ilgili veriyoruz.
İşte o yol ayrımlarında gideceğimiz yolu.
Ona göre şekilleniyor kaderimiz, hayatımız ve yaşamamız.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim arkadaşlar.
Umarım size bu podcast'ımda güzel bir umut olmuştur.
Görüşmek üzere, bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
