
Tevrat, Kur’an-ı Kerim ve İncil’e Göre Kişisel Gelişim
27 Nisan 2026 · 39 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Kişisel gelişim dediğimiz şey, modern dünyanın bize anlattığından çok daha eski, çok daha derin ve çok daha sarsıcı bir mesele. Tevrat, Kur’an-ı Kerim ve İncil; insanın kendini büyütmesini değil, önce kendini tanımasını, terbiye etmesini, arındırmasını konuşuyor. Bu bölümde, “daha başarılı nasıl oluruz?” sorusundan biraz çıkıp “daha doğru, daha olgun, daha derin bir insan nasıl oluruz?” sorusuna dinler üzerinden bakıyoruz. Dünyanın bugünkü hâlinde, zor zamanların içinden geçerken, modern kişisel gelişim dilinin ötesine geçip kadim metinlerin insana ne söylediğini birlikte anlamaya çalışıyoruz.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün size çok uzun zamanda kafamda dönen ama böyle aceleye geçinmek istemediğim bir konudan bahsetmek istiyorum arkadaşlar.
Tevrat'a, İncil'e ve Kur'an-ı Kerim'e göre kişisel gelişim nedir ve kişisel gelişim için neler tavsiye etmişler?
Onları anlatacağım. Kişisel gelişme modern dünyamızın bize dayattığı hız olarak, verimlilik olarak ve sürekli daha iyi olma baskısı olarak biliyoruz.
Ama bugün buradan biraz ayıracağım bunu.
İç terbiyemiz, ahlaki olgunluğumuz ve bizim kendimizi bilme meselemiz olarak anlatacağım.
Madem dinler diyoruz bugün, en sevdiğim, çok sevdiğim hatta bir duayla açacağım bu konuyu.
8. yüzyılda yaşamış olan, Basra'da yaşamış olan, tasavvufta ilahi aşk fikrinin en güçlü kadın temsilcilerinden biridir.
Bir Sufi'dir, böyle kabul edilir.
Rabia el-Adeviye, onun duasını söyleyeceğim arkadaşlar.
Allah'ım sana cehennem korkusuyla ibadet ediyorsam...
Beni cehennemde yak, cennet ümidiyle ibadet ediyorsam...
Beni cennetten mahrum bırak.
Ama sana yalnız sen olduğun için ibadet ediyorsam ebedi güzelliğini benden esirgeme.
Sıfır ego, sıfır gelecek kaygısı, sıfır ölüm korkusu değil mi?
Nasıl ki kabul olmasın ki bu dua?
Evet arkadaşlar sizce dinlere göre nasıl gelişiriz?
Nedir dinlere göre kişisel gelişim?
Kişisel gelişim dediğimiz şey özellikle arkadaşlar biliyorsunuz 2000'lerden sonra hayatımızın her yerine girmiş bir olgu.
İşte kitapçıların raflarını doldurduğu sosyal...
Sanmedya'da sürekli karşımıza çıktı.
İşte sabah rutine, gece rutine, vizyon panoları, olumlamalar, hedef koyma, disiplin, sınır çizme, kendini sevme.
Yani hepsi bir yerden kişisel gelişim olarak hayatımıza temas etti.
Hala da devam ediyor. Ama bütün bu kalabalığın içinde çok temel bir sorun var aslında ve biz bunu fark etmiyoruz.
Biz kişisel gelişim derken neyi geliştirdiğimizi çoğu zaman bilmiyoruz arkadaşlar.
Kariyerimizi, görünüşümüzü, özgüvenimizi, para kazanma kapasitemizi, işte daha iyi konuşmayı, ikna etmeyi, daha etkili görünmeyi, daha yüksek enerjili biri olmayı.
Aslında bunları kişisel gelişim olarak görüyoruz ve bunları yapmaya çalışıyoruz.
Bunların hiçbiri tek başına kötü şeyler değil.
Bunu söylemek istemiyorum. Ama dinlerin bizim gelişimimize bakışlarında çok daha derin şeyler var.
Tevrat'ta, İncil'de, Kur'an'da sadece daha başarılı bir versiyonumuzu çağırmıyor.
Daha parlak, daha havalı, daha görünür, daha alkış alan bir versiyonumuzu çağırmıyor.
Diyor ki daha doğru, daha temiz, daha sorumlu, daha merhametli, daha ölçülü, daha kendini bilen bir olguyu çağırıyor arkadaşlar.
Yani öyle olmaya davet ediyor bize.
Bu şekilde kişisel gelişebileceğimizi söylüyor.
Yani dinlere göre kişisel gelişim kendini parlatma işi değil.
İşte kendini terbiye etmek.
Kendini tanıma, kendini arıtma ve sonunda başkasına zarar vermeyen, kendine de yalan söylemeyen bir karakter inşa etmeyi vaat ediyor bize.
Bence burası gerçekten önemli.
Çünkü kişisel gelişimde çoğu zaman şöyle bir gizli vaat var.
Şu anki zamanımızda.
Kendini geliştirirsen daha çok kazanırsın.
Daha çok sevilirsin. Daha çok dikkat edersin.
Hayatını... daha çok kontrol edersin.
Değil mi? Gizliden gizliye bize bu mesajı veriyor.
Nihai sonuç olarak zaten biz de bunu elde etmeye çalışıyoruz.
Ama dinlerin dili daha ağır başta arkadaşlar.
Dinler diyor ki kendini geliştirirsen önce nefsine karşı daha dürüst olursun.
Kalbin temizlenir. Öfken sana hükmetmez.
Hırsın seni yutmaz.
Kıskançlığın seni küçültmez.
Dilin başkasını yaralamaz.
Eline geçen güç seni bozmaz.
Yani ne diyor biliyor musun? Gece diyor dinine göre kişisel gelişirsen eğer gece yatağına yattığında o güzel başın yastığına koyduğunda vicdanın sızlamaz.
Ve bunu bile hissediyor olmak bunu bile yani temiz bir vicdanla uykuya dalıyor olmak seni tamamen kişisel olarak geliştirmiştir diyor.
Ben bunu bir de şöyle söyleyebilirim.
Öldüğünüz anı düşünün şu anda ölüyorsunuz diyelim Allah korusun.
Yani öldüğünüz anda hani derler ya gözleri açık gitti.
diye. Gözleriniz açık gitmez arkadaşlar.
İçiniz rahat eder. Belki de ölüm korkunuz bile azalabilir.
Ve arkadaşlar tabii ki bu üç büyük dinde kişisel gelişimin merkezine dışarıya değil içeriye koymuşlar.
Yani içinize bakacaksınız.
Bugün bunu 3 bölüm gibi ama tek bir akış içinde konuşmayı düşünüyorum.
Önce Tevrat ve Yahudi geleneğinde kişisel gelişim nasıl anlaşılmış ona bakacağız.
Sonra İncil'de özellikle Hristiyan düşünürlerin spiritual formation dediği içsel dönüşümün meselesini geçeceğiz.
Sonra Kur'an-ı Kerim'de taske-i nefs yani nefsin arınması ve büyümesi ne demek bunu konuşacağız.
Ve bunları yaparken yani dinler şöyle diyor böyle diyor diye böyle ufak ufak Bu konuyu gerçekten araştıran insanların bilgileri ışığında anlatacağım.
Rabbi İsrail Selenter'den, Musar geleneğinden, Dallas Willard'ın, Richard Foster'dan, İmam Gazali'nin, Said Havva'nın söylediklerinden bahsedeceğim.
Bunlar dinlerin, bu dinlerin önemli isimleri.
O zaman hazırsanız başlayalım.
Önce Tevrat ve Yahudi geleneği ile başlıyorum.
Yahudi geleneğinde kişisel gelişim deyince karşımıza çok önemli bir kavram çıkıyor.
Musar kavramı. Bu kavram, bu gelenek arkadaşlar.
Arkadaşlar en önemli isimlerinden biri de biraz sonra daha detaylı bahsedeceğim.
Rabbi İsrail Salenter.
Ona atfedilen çok güzel bir söz var.
Der ki gençken dünyayı değiştirmek istedim.
Sonra bunun zor olduğunu gördüm.
Milletimi değiştirmeye çalıştım.
Onu da değiştiremeyince şehrimi, sonra ailemi değiştirmeye çalıştım.
Yaşlandığımda anladım ki değiştirebileceğim tek kişi kendimdim.
Ve keşke en başta kendimi değiştirseydim.
Belki o zaman ailemi, şehrimi, hatta dünyayı etkileyebilirdim.
Çok güzel bir söz değil mi arkadaşlar?
Yani gerçekten biz başkalarını değiştirmeye çok çalışabiliyoruz.
Aslında sadece kendimize odaklanıp kendimize değiştirmeye çalışsak ya da kendimizi bulmaya çalışsak belki dünyayı da değiştirebiliriz.
Peki Musar nedir?
Musar yazıldığı gibi okuyorum arkadaşlar.
Çünkü geçenlerde şöyle bir şey oldu.
Ben çok hızlı konuştuğum zamanlarda ki burada çok akışta kaldığım için zamanın nasıl geçtiğini ve anlattığım cümlelerin nasıl ağzımdan çıktığını bazen duyamayabiliyorum.
Ve böyle olunca da R harflerini söyleyemiyorum.
Bu benim özüm arkadaşlar. Yutabiliyorum.
Bunu düzeltmek istesem düzeltebilir miyim?
Tabii ki düzeltebilirim.
Ama düzeltmeyi seçmiyorum. Bu bana has bir özellik.
Doğuştan gelen bir özellik.
O yüzden bu bende kalacak.
O yüzden bazı bu tarz kelimelerde R harfi olan kelimelerde İngilizce ya da farklı bir dili fark etmez.
Yazılışını söyleyebilirim.
Çok fazla mesaj alabiliyorum arkadaşlar.
İşte şu kitabı önermiştim. Şu kişiyi söylemiştim.
Bu neydi diye. O yüzden yazılışını söylüyorum.
okunuyor diyebiliyorum zaten. Mustar kelimesi kabaca ahlaki öğreti karakter eğitimi terbiye iç disiplin gibi anlamlara geliyor.
Ama bunu sadece şey olarak düşünmeyin.
İyi insan ol. Hani böyle yüzeysel bir nasihat gibi düşünmeyin arkadaşlar.
Mustar insanın içindeki karakter özelliklerini tek tek ele alıp onların üzerinde çalışması demekmiş.
İşte sabrınızı, tevazunuzu, dürüstlüğünüzü, öfke kontrolünüzü, yeri geldiğinde susmayı bilmeyi, işte parayı helal kazanmayı, başkasını incitmemeyi, ölçülü olmayı bunların hepsi Musar'ın alanına
giren şeyler. Ve bu hareketin en önemli isimlerinden biri biraz önce söylediğim gibi Rabbi İsrail Salenter.
19. yüzyılda Litvanya'da yaşamış çok önemli bir din alimi.
Diyor ki insan Sadece kutsal metni bilerek iyi olamaz.
Sadece kuralları ezberleyerek olgunlaşamaz.
Bildiğiniz şey darvanışa yansımıyorsa, kalbinizde ve alışkanlıklarınızda bir karşılığı yoksa o bilgi sizi dönüştürmez diyor.
İşte kişisel gelişimin temeli Tevrat'ta burada.
Mesela ne deriz? Yalanı hiç sevmem.
Dürüstlük benim için çok önemlidir.
küçük bir çıkarı tehlikeye giren bir durum olduğu zaman susabiliriz.
Doğruyu söylemeyebiliriz.
Yani susmak da bir tercihtir değil mi?
Sen burada susarak bir doğruyu söylemeyerek ufak bir şey olsa zararı olmayacak bir şey olsa da dürüstlüğü yapmamış oluyorsun sonuçta.
İşte ne deriz? Merhamet önemli deriz.
Ama karşımızdaki insan bizi yorduğunda, dertleriyle bizi sıktığında merhametimizi hemen geri çekeriz.
Sıkılırız ondan, dertlerinden sıkılırız değil mi?
Evet yaparız arkadaşlar bunu yapıyoruz hepimiz yapıyoruz.
Mesela ne deriz sabır çok önemlidir sabır şöyledir böyledir deriz.
Ama beklemek zorunda kaldığımızda bir olay olduğuna ve beklemek zorunda kaldığımızda içimizdeki bütün huzursuzluğu dışarı taşırırız.
İşte Salenter burada bize diyor ki kişisel gelişim güzel cümleleri bilmek değil o cümlelerin en zor anda darlanışımıza dönüşmesine izin vermektir diyor.
Biz bunu yapmıyoruz arkadaşlar işte dinler diyor ki sen güzel bildiğin şeyleri Biliyorsan hiçbir anlamı yok.
Sen kendini geliştiremezsin.
Yani kişisel olarak gelişemezsin.
Sen bildiğin o güzel cümleleri darlanışına yansıtmalısın ki dönüşebilesin.
Bu çok... Güncel bir şey aslında değil mi arkadaşlar?
Bugün hepimizi biliyoruz.
İşte sağlıklı yaşamak için ne yapmamız gerektiğini biliyoruz mesela.
Daha az şeker, daha çok hareket, daha iyi uyku biliyoruz bunları.
Ama bilmek yetmiyor işte.
Daha sakin konuşmamız gerektiğini biliyoruz mesela bazen.
Ama öfkelendiğimizde bilgiler uçup gidiyor, buharlaşıyorlar.
Böyle aklımıza gelmiyorlar. O anda sadece egomuza ve öfkemize teslim oluyoruz.
İşte telefonu azaltmamız gerektiğini biliyoruz ekran süremizde.
Ama ekran bizi yine kendine çekiyor.
Yani problemimiz... Bizim bilgisizlik değil arkadaşlar.
Bir sürü şey var.
Yani bildiğimiz, duyduğumuz, okuduğumuz.
Ama bildiğimizi karakterimize dönüştüremiyoruz.
İşte Musar diyor ki karakter tesadüfen oluşmaz.
Karakter çalışılır.
Tıpkı bir kas gibi. Bir müzisyenin parmak egzersizi yapması gibi.
Bir sporcunun her gün aynı hareketi tekrar etmesi gibi.
Biz de sabrı çalışabiliriz diyor.
Tevazuyu çalışabiliriz diyor.
Dilimizi tutmayı çalışabiliriz.
Hatta dürüstlüğü bile çalışabiliriz diyor.
Çok güzel ya ben bunu çok beğendim arkadaşlar.
Karakterinin üzerine çalışıyorsun.
Ya bakın burada çok güzel bir bağlantı var.
Yahudi geleneğinde şebbın henfeş diye bir kavram var.
İşte Türkçe nefsin hesabı ya da ruhun muhasebesi gibi çevirebiliriz.
Gün sonunda bizim kendimize bakmamız.
İşte ben mesela bugün şu işi yaparken galiba çok acele ettim diyebilmemiz.
İşte ben şununla konuştum ama galiba onun biraz gönlünü kırdım ya.
Galiba biraz kırıcı konuştum.
İşte mesela şu kız bana şöyle söyledi ama ben orada korkudan sustum.
Yani bakın burada bana şunu niye yaptı bunu niye yaptı deyip hani böyle saçma sapan akşam uyumadan önce garip düşüncelere dalmak değil bu.
Kendi karakterini sorgulamak arkadaşlar.
Yani kendini acı vermeden sorgulamak.
İyi bir insan olmak için kendini geliştirmek.
Mesela bir şey oldu diyelim.
Arkadaşlarınızla oturuyorsunuz.
Bir markalarla ilgili bir şey oldu.
İşte arkadaşınız diyor ki sallıyorum işte ben işte ne diyelim Zara diyelim.
Zara diyelim hakkımı Zara geldi.
İşte Zara'dan diyor bir tane kıyafet aldım.
İşte orada sen o anda Zara'yı hiç sevmiyorsun.
Senin için adi bir marka basit ve çok gereksiz pahalı.
O anda egona teslim oluyorsun.
Karşı tarafa neyi ispat etmek istiyorsun bilmiyorum.
Burada çok kırıcı olmak demiyorum ben de.
Diyorsun ki Zara'yı hiç sevmiyorum ya.
Herkes Zara'dan giyiniyor. çok basit kıyafetler diyorsun.
Yani Bunu söylediğini fark etmek ve bunu bir daha söylememek.
Ne gerek var değil mi böyle bir cümleye kullanmak?
İşte Tevrat bunu söylüyor.
Bunu diyor söyleme ve bunu fark et kibir yapma diyor.
Sen diyor burada diyor aslında kibrin dışında bir de diyor kendini kandırmış oluyorsun diyor.
Çünkü sen de nerelerden nerelerden geçtin.
Yani sen şu anda giydiğin o zarın üzerindeki markayı almak için neler neler neler yaptın nelerle uğraştın diyor.
Lütfen kendini kandırma diyor arkadaşlar.
Mesela bakın biz işte günlük tutun arkadaşlar.
Aşağı için söyleyeyim. Günlük tutarken çoğu zaman kendimize yaşadığımız olaylar sonucunda ne hissettiğimizi yazarız değil mi?
Ben de bunu tavsiye etmişimdir.
Yani sorarsın kendine şu şu olay oldu.
Bugün ne hissettim? Ben de mesela işte oğluma da soruyorum kendimin dışında.
Hani günün nasıl geçti? Ne hissettin falan filan diye soruyorum çocuğu anlamaya çalışıyorum.
Ama Musar geleneği burada arkadaşlar bu soruyu daha derine indiriyor.
Bugün hangi duyguyu hissettim diye sormuyor.
Bugün hangi huyum beni yönetti diyor.
Mesela ben dün... Çok öfkeliydim.
Çok sinirliydim. Beni bütün gün o duygum yönetti.
Çünkü oğlum sabahtan arkadaşlarına bir doğum günü partisi yapacağını söylemiş.
Ve tam 12 kişiyi çağırmıştı.
Bana sabahtan bunu söyledi.
Benim hiçbir hazırlığım yok.
Neyse ki Allah'tan dedik ya.
Anne dedi. Bizi dedi böyle dedi.
Gün gibi dedi. Yok kektir, börektir, cattır, cuttur.
Bana dedi öyle şeyler hazırlama. İşte bize dedi bir tenders yap.
Bir pizza söyleriz. Bir patates kızartırsın.
İğrenç böyle. Gayet böyle yağlı yağlı şeylerle dedi.
Bir doğum günü yapmak istiyorum. Bir de pasta.
alırız dedi ama yine de ben tabii ki şunu da yapalım bunu da yapalım ay evin şurası şöyle mi böyle mi diye biraz kafaya taktım beni mesela dün arkadaşlar bu durumdan dolayı tamamen öfkem kontrol etti bir de cuma günüydü
inanılmaz yoğun bir gündü tüm gün öfkeliydim gerekli gereksiz ve ben bunu fark ettim bir daha böyle yapmayacağım kalbini kırdığım herkese özür dilerim yani arkadaşlar işte o gün bakacaksınız bugün beni gururumu ele
aldı işte bugün ben aşırı mı merhametliydim kendini kötü hissettiğiniz günlerinin sonunda Buna bakacaksınız arkadaşlar yani sadece ne hissettiğinize bakmayacaksınız.
O hissin sizi nasıl bir insana dönüştürdüğüne bakacaksınız.
Ne kadar güçlü bir soru değil mi?
Beni bu his nasıl bir insana dönüştürdü yani çok güzel.
Düşünsenize ya her gün böyle sorularla kendinizi ölçüp biçtiğinizi hatta bunu çocuklarınıza da ailenize de işte ailenizin diğer farklarını da öğrettiğinizi ve herkesin kendini bu şekilde kişisel gelişimine atadığını
düşünsenize arkadaşlar. Son zamanlarda yaşadıklarımıza bakarak aslında kişisel gelişim.
alanında öncelikle kendimize bakmamız gerektiğini zaten söyleyebiliriz.
Yani dinlerin de aslında burada olaya girmesine gerek yok.
Yani şu anda yaşadığımız şu anki dünyamızda insanların eksik kaldığı yer burası arkadaşlar.
Ben hayatımda ilk defa arkadaşlar bu okuldaki yaşanan maalesef üzgün çok çok çok çok üzgünüm.
Bu olaylardan dolayı hayatımda ilk defa çocuğumu Öperken utandım.
Gerçekten çocuğumun kokusunu içime çekerken utandım arkadaşlar.
Kendimi kötü hissettim.
Yani özellikle zaten bu bölümü bugün yapmak istedim.
Yani kişisel gelişim aslında budur.
İyi insan olmaktır, kendine odaklanmaktır, şöyledir, böyledir diye söylemek ve hatırlatmak istedim.
Evet yani Musar geleneği şunu sorgulamamızı istiyor.
Bugün hangi huyum beni yönetti ve bundan sonra hangi huyum beni yönetecek?
Ve arkadaşlar Tevrat'ın kişisel gelişim...
İlişim anlayışı daha en başta biliyorsunuz.
Kitaplarda belki teyit okuyanlarınız vardır.
Adem ve Havva hikayesinde de zaten görülüyor.
Hikayeyi biliyorsunuz. Adem ve Havva yasak meyve yedikten sonra utanıyorlar.
Çıplaklıklarının farkına varıyorlar ve Tanrı'dan saklanıyorlar.
Yani ilk defa insanın içinde suçluluk, utanç ve kaçma duygusu beliriyor.
Sonra Tanrı Adem'e ne diye sesleniyor biliyor musun?
Adem neredesin? Bunu soruyor arkadaşlar.
Şimdi bu soru gerçekten ilginç.
Çünkü Tanrı Adem'in fiziksel olarak nerede olduğunu bilmediği için soru sormuyor.
Yani değil mi? Tanrı Allah bilmez mi Adem'in nerede olduğunu?
Tabii ki fiziksel olarak nerede olduğunu biliyor.
Yani hangi ağacın arkasındasın diye sormuyor.
Daha derin bir soru soruyor.
Sen kendinin neresindesin diyor.
Sorumluluğunun neresindesin diyor.
Az önce yaptığın şeyin arkasında durabiliyor musun?
Yoksa saklanıyor musun Adem diyor.
Ve bence bu çok güçlü.
arkadaşlar. Çünkü biz de hata yaptığımızda çoğu zaman saklanıyoruz.
Bazen susarak saklanıyoruz.
Bazen suçu başkasına atarak saklanıyoruz.
Bazen ben böyle demek istemedim diyerek saklanıyoruz.
İşte kişi sanki eşim dediğimiz şey arkadaşlar bu sorulara dürüst cevap verebilmek.
Ben şu an kendimin neresindeyim?
Neresindesiniz arkadaşlar kendinizin?
Yani şu an gerçekten ne yapıyorsunuz?
Mesela özür dilemeniz gerekirken susar mısınız?
Özür dilemez misiniz? Kendinizin gurur tarafında mı kalırsınız?
Bir işi yapmanız gerekirken sürekli ertelerseniz kendinizin korkan tarafında mı kalırsınız?
İşte çocuğunuzu sakin kalmayı öğrettikten sonra evde ilk bağıran, ilk bir olay olduğuna bağıran siz mi olursunuz?
Kendinizin sabırsız tarafında mı kalırsınız?
Birine kırıldığınız halde yok bir şey diyerek kendinizin saklanan tarafında mı kalırsınız?
Yani bu soru bize şunu gösteriyor.
Bizi yöneten şey ne?
Gururumuz mu? Korkumuz mu?
Utancımız mı? Öfkemiz mi?
Yoksa gerçekten bizim olgun olan tarafımız mı?
Yani yaptıklarınızın sorumluluğunu dürüstlükle alacaksınız diyor Tevrat.
İngiliz Yahudi din alimi, filozof, yazar ve ahlak düşünür.
Rabbi Lord Jonathan Sacks bu hikayeleri sorumluluk meselesi üzerinden anlatıyor arkadaşlar.
Adem diyor suçu diyor Havva'ya attı diyor.
Havva diyor suçu diyor yılana attı diyor.
İşte aynı Habil Kabil kardeşlerdeki gibi.
Kabil diyor kardeşi Habil'den sonra ben kardeşimin bekçisi miyim dedi diyor.
Yani saksa göre Tevrat'ın ilk bölümlerinde zaten diyor problem tam olarak insanların kendi sorumluluklarından kaçmalıdır diyor.
Yani kişisel sorumluluk, ahlaki sorumluluk, başkasına karşı sorumluluk.
Bunları diyor üzerinize alacaksınız.
Yani Tevrat diyor ki sen diyor yaptığın işlerden diyor sorumluluk alıyor musun?
Yani yaptığın işlerin sorumluluğunu alarak doğruyu...
Bulursun diyor arkadaşlar. Peki nasıl yapalım sorumluluklarımızı üstlenmeyi?
Ne öneriyor bize Mustar?
Mustar'ın bize verdiği çok pratik bir şey var arkadaşlar.
Yani her şeyi aynı anda düzeltmeye çalışmayın diyor bu gelenek.
Çünkü her şeyi aynı anda düzeltmeye çalışan insan çoğu zaman hiçbir şeyi gerçekten değiştiremez.
Bir tane huy seçin. Mesela diyor sabrı seçin.
Bir hafta boyunca sabrınızı izleyin.
Sabah trafiğinde izleyin, maillerinizi okurken, evde çocuğunuzla konuşurken, eşinizle tartışırken, sırada herhangi bir şeyin sırasında beklerken sabrınızın nerede kırıldığına bakın diyor.
Siz sabırsız olduğunuzda sesiniz nasıl değişiyor, yüzünüz nasıl oluyor, içinizden hangi sözleri geçiriyorsunuz?
Küfür. Tabii ki küfür.
Bunlara bakın diyor. Bir hafta boyunca bunu yapın.
Sonra diyor başka bir huya geçin.
Mesela diyor dil bugün kaç...
Cümleniz başkasını küçültmek için ağzınızdan çıktı.
Kaç cümleniz kendinizi savunmak için çıktı.
Ya da sertleşti. Kaç cümleniz gereksizdi.
Kaç cümleyi sadece susmadığınız için boş yere söylediniz.
Boş mu konuştunuz? Musların güzelliği burada arkadaşlar.
Çok büyük laflar etmesine gerek yok.
Çok somut çalışan bir sistem aslında.
Bir huy seçeceksiniz.
Bir gün seçeceksiniz. Ya da bir hafta seçeceksiniz.
Bir tane davranış seçeceksiniz.
Ve bu yaptığınız davranışların hepsine bakıp Bir tane muhasebe kuracaksınız ve kendinizi kişisel olarak geliştirmiş olacaksınız.
Ve ben bu noktada tabii ki bir...
Falsefe'ye donmak diyorum.
Stolcılarda çok güçlü bir akrabalık var bence bu gelenekte.
Epiktetos'un dünyasında da çünkü insanın gelişimi dış koşulları kontrol etmek değil kendi tepkisini terbiye etmek olarak geçiyordu.
Yani Mussar gibi o da diyordu ki dikkatini kendi huylarına çevir.
Çünkü fark etmediğimiz huy...
Bizi yönetiyor. Şimdi Tevrat ve Yahudi geleneğinden çıkaracağımız sonuç şu.
Kişisel gelişim karakter muhasebesidir arkadaşlar.
Kendini geliştirmek daha verimli olmak değil diyor.
Kendini geliştirmek bugün hangi huyun beni yönetti ve ben yarın o huyla nasıl daha bilinçli hale gelebilirim?
Buradan İncil'e geçiyorum.
İncil ve Hristiyan düşüncesi tarafından kişisel gelişimin en güçlü kavramlarından biri spiritual formation, Türkçe'ye ruhsal oluşum, manevi biçimlenme, iç insanın dönüşümü gibi çevirebiliriz.
Bu konuda iki önemli isim var arkadaşlar.
Dallas Willard ve Richard Foster.
Dallas Willard hem filozof hem Hristiyan bir düşünür.
Çok güçlü bir cümlesi vardır.
Der ki spiritual formation insanın en iç boyutunun yani kalbinin iradesi.
karakterinin dönüşmesidir der.
Willert'a göre de mesele sadece neye inandığımız değil, o inancın bizde nasıl bir insan oluşturduğudur der.
Ben bunu çok önemsiyorum arkadaşlar.
Çünkü bir şeyi savunmak gerçekten çok kolay.
Bir fikri beğenmek çok kolay.
Bir kitabın altını çizmek, beğendiğin yerleri işaretlemek, işte bir podcast'ı dinleyip ya çok doğru demek gerçekten kolay.
Zor olan o bilginin bizde yeni bir davranış üretmesidir.
Hani en başta da söyledim ya.
Bilde bunu şöyle anlatıyor. Ağaç meyvesinden tanınır.
İyi ağaç kötü meyve vermez.
Kötü ağaç iyi meyve vermez.
Yani içeride ne varsa dışarıya o çıkar diyor.
Bu yüzden Hristiyan kişisel gelişimi sadece davranışımızı düzeltmiyor arkadaşlar.
Davranışımızın çıktığı yere yani kalbimize bakıyor.
Ve Williart'ın anlatımında kalp, irade, karakter, niyet ve yöneliş merkezini alıyor arkadaşlar.
Yani bizim karar verdiğimiz, istediğimiz, tepki verdiğimiz, Seçtiğimiz yer kalbimizdir diyor.
Tamamen kalbe odaklanıyor.
Yani arkadaşlar İncil'e göre kişisel gelişim iç kaynağımızın değişmesi.
Düşünün bir insan dışarıdan çok kibar görünüyor tamam mı?
Ama içten içe sürekli kendini üstün gören birisi.
Yani bunu bilemeyiz. Başka bir insan çok yardımsever.
Bakıyorsunuz diyorsunuz ki ya ne kadar yardımsever birisi.
Ama belki de yardım ederken belki sırf herkes onu takdir etsin de yardım ediyor olabilir.
Yani bunu istiyor olabilir. Sürekli ben işte affettim diyen birisidir.
Ya benim için önemli değil. Hani bunları gösteren birisidir ama aslında içinde de çok öfkelidir.
Yani öfkesini canlı tutuyordur.
İşte İncil diyor ki sen dışarıya başka, içeriye başka gösteriyorsan diyor bu çok rahatsız edici bir dürüstlüktür diyor.
Dış darbanış. Başın arkasındaki niyete bakıyor.
Diyor ki sen bir hareket yapıyorsan dışarıya niyetin ne kardeşim?
Niyetin yani kalbin temiz mi diyor.
Mesela İsa arkadaşlar insanlara işte insanları birbirinizi öldürmeyin, öfkelenmeyin, zina etmeyin, iyilik yapın, ibadet edin dedikten sonra insanların gözlerinin içine bakarmış ve onun niyetini görmeye
çalışırmış biliyor musunuz?
Ve açık yerde duadan insanları da...
hiç istemezmiş. Çünkü o insanların niyetlerinin iyi olmadığını düşünürmüş.
Yani İncil diyor ki sen diyor güzel davranıyor olabilirsin.
Başını yastığa İyi de koyabilirsin yani vicdansızlamadan ya bugün şu iyiliği yaptım bugün şuna bunu yaptım da diyebilirsin.
Ama diyor sen onu yaptın ya diyor senin niyetin ne durumda kardeşim diyor.
Senin niyetin neydi diyor.
Sen bir açıkça kalbinden diyor bunu bir diyor açıkça bir söyle bakalım diyor arkadaşlar.
Bu soru biraz can yakıyor değil mi?
Çünkü hepimiz dışarıdan iyi görünen bazı davranışlarımızın içinde başka hesaplar yapabiliyoruz.
Takdir edilmek, haklı çıkmak, üstün görünmek, kontrol etmek, vazgeçilmez olmak, mağdur görünerek güç kazanmak.
Bunlar maalesef... Evet yani çok insani şeyler ama İncil'in dönüşüm dili kişisel gelişim olarak dönüşüm dili bu katmanları görmezden gelmiyor arkadaşlar.
Richard Forster Yaşasın Disiplini Ruhsal Gelişmenin Yolu kitabında.
Manevi disiplinleri 3 grupta anlatmıştı.
İçe dönük disiplinler, dışa dönük disiplinler ve toplulukla ilgili disiplinler demişti.
İçe dönüklerde işte meditasyon, dua, oruç, çalışmalar var.
Dışa dönüklerde ise sadelik var, yalnızlık var, teslimiyet ve hizmet var.
Topluluk disiplinlerinde de İtiraf, ibadet, reperlik ve kutlama var arkadaşlar.
Mesela Rahime Teres arkadaşlar.
Sabah kalkıp bir iyilik yapmak onun sabah başlama ritüeliydi.
Yani sabah kadının rutini bu şekildeydi.
İyilik yaparak başlamayı alışkanlık haline getirmişti.
Vatikan biyografisinde de anlatılıyor.
Güne dua ve iyilikle başlar yazıyor.
Sonra elinde tesbihiyle arkadaşlar sokaklarda istenmeyen, sevilmeyen, bakılmayan insanları bulup hizmet etmeye gidiyormuş.
Yani hizmet. Onun için işte ben müsaitsem yaparım dediği bir iyilik değilmiş.
Gününün baş tacıymış arkadaşlar.
Mesela Aziz French'si biliyorsunuzdur.
French's varlıklı bir ailenin çocuğu.
İşte güzel kıyafetleri çok seviyor.
Rahat bir hayatı çok seviyor.
Gençliğinde eğlenceyi çok seviyor.
Yani öyle bir tarafı olan bir insanmış.
Ama sonra bütün bu konforu bırakıp yoksulluğu, sadeliği ve hizmeti hayatının merkezine almış.
Hristiyanlık tarihinde sadelik ve yoksullukla özdeşleşen en önemli.
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
büyük bir sevgiyle yapabiliriz.
Biz de bazen hayatımızı değiştirmek için böyle çok büyük kırılmalar olsun diye bekleyebiliyoruz.
Büyük bir karar olsun işte.
Büyük bir fırsat olsun. Büyük bir dönüşüm olsun.
Yani belki de bugün yapmanız gereken şey küçük şeylerdir arkadaşlar.
Yani evde ailenize karşı daha yumuşak olun.
Yorgun birine ben halledebilirim deyin.
Yardımcı olun. İşte birisi mesaj attığı zaman eğer size ihtiyaç duyduysa o anda geciktirmeyin.
Cevap verin. Yardımcı olun.
Yani birinin yükünü hafifletmek, kendi öfkelerini Etkinizi tutmak.
Yani bunlar sizi büyüten şeyler arkadaşlar.
Büyük sahneler değiller ama hani kimse bunları yaptığınız için belki sizi alkışlamaz ama küçük iyilikler her zaman görünür ya arkadaşlar.
Ben bunu savunuyorum. Kimse bilmese yaptığınızı Allah bilir ya.
Boşverin arkadaşlar. Allah görür.
Allah görsün. İnanıyorsanız onun varlığına sadece onun rızasını kazanmak için bile iyiliklerinizi yapabilin arkadaşlar.
Lütfen yapın ki dünyamız daha güzel bir yer haline gelebilsin.
Erdemli olalım ya.
Erdemli olalım arkadaşlar. Arkadaşlar bakın aklıma tabii ki Erdem deyince Aristoteles geldi.
Neydi o da Aristoteles? Cesur olmak istiyorsanız cesur davranışlar yaparak cesaret kasını geliştirebilirsiniz.
Adil olmak istiyorsanız adil kararlar vere vere adaletli biri olabilirsiniz.
Erdem teorik bir bilgi değildir.
Tekrar edilen davranışlarınızın karaktere dönüşmesidir demişti arkadaşlar.
İncil'deki ruhsal disiplinler de bunlara benziyor.
Yani dua bir istek değil arkadaşlar.
İstek olarak görmeyin. Dua ettiğiniz zaman gerçekten dua ederken bazı şeylere dikkat ediyorsunuz.
Ben mesela dua ederken şey yapmaya çalışıyorum.
Allah'a referans vermeye çalışıyorum.
Mesela diyorum ki şunu şunu olmasına niyet ediyorum.
Çünkü bu olursa şöyle olur.
Şuradan böyle olur. Ben bunu yapabilirim.
Şuna şöyle faydam olabilir diye.
Bu da size benden bir tüy olsun.
Böyle dua ediyorum. Yani dikkatimi başka bir şeye vermiş oluyorum.
Yani sadece istediğim şeye odaklamıyorum duamı.
Başka şeylere daha güzel olabilecek iyi olabilecek şeylere odaklıyorum.
Yani egomu duamı arkadaşlar edomun merkezinden çekiyorum.
Yani ben mesela duada referans verirken hani eğer şu istediğim şey olursa şunu da yapabilirim.
İşler şöyle gidebilir vesaire dediğim zaman yapacağım iyilikleri aslında söylemiş oluyorum.
Ama ne derler arkadaşlar bunu kimse bilmeyecek.
Yani ben mesela o yaptığım iyiliği duam kabul oldu diyelim.
Ve o başıma geldi ve ben o Allah'a söz verdiğim gibi o iyiliği de başka birisine gerçekleştirdim.
Ama bunu kimse bilmeyecek. Çünkü biz insanlar egol olduğumuz için yaptığımız iyiliklerin bilinmesini isteriz.
Ama ne derler? Sadaka verdiğiniz zaman sol eliniz sağ elinizin ne yaptığını bilmesin.
Yani iyiliğiniz bile sizin vitrininiz olmayacak arkadaşlar.
Yani şöyle bir toparlayalım.
Tevrat bize huylarınızı fark edin ve sorumluluklarınızı alın diyor.
İncil'de bize kalbinizin niyetine bakın ve darmanışınızın çıktığı kaynağı dönüştürün diyor.
Şimdi gelelim Kur'an'ı Kerim'e.
Kur'an'da arkadaşlar kişisel gelişim olarak geçen çok güzel bir kavram var.
Taskiye-i nefs yani kişisel gelişim dediğimde Kur'an'ı Kerim'e göre benim aklıma bu geliyor.
Taskiye kelimesi çok...
Güzel bir kelime. Hem arınma anlamı var hem büyüme anlamı var.
Yani sadece kil temizlemek olarak düşünmeyin.
Temizlenen şeyin gelişmesi, güçlenmesi, bereketlenmesi.
Zekat kelimesiyle de aynı kökten geliyor arkadaşlar.
O yüzden çok anlamlı. Zekat malı temizliyor ama aynı zamanda bereket fikrini de üzerinde taşıyor değil mi?
Taskiye de... bizim iç dünyamızdaki bir şey.
Yani içerideki kirimizi, pasımızı, aşırılığımızı, kibrimizi, hasedimizi, hırsımızı temizliyor.
Sonra oraya güzel huyları koyuyor.
Kur'an'da Şems suresinde çok sarsıcı bir bölüm vardır.
Allah güneşe, aya, gündüze, geceye...
Göğe yere ve nefse yemin ediyor.
Sonra nefsin iyiliğe ve kötülüğe yatkınlığından bahsediliyor.
Ve şu anlam çıkıyor.
Nefsini arındıran kurtuluşa erer.
Onu kirleten kaybeder.
Bakın burada başarı kelimesi çok farklı bir yere bağlanmış arkadaşlar.
Şimdiki dünyada başarı genellikle neyle ölçülüyor?
Sonuçla. Ne kazandım?
Nerelere geldim? Kaç kişi işte beni takip ediyor?
Kaç para kazanıyorum? Kaç kilo verdim?
Hangi eve taşındım? Nasıl evde oturuyorum?
Hangi arabaya biniyorum? Kur'an'ın bu ayeti...
Önemli bir kırılma değil mi?
Çünkü Kur'an'a göre gelişmiş insan sadece başarmış insan değil, arınmış insan.
Nefsinin oyunlarını tanıyan insan.
İçinde kötülüğü çağıran tarafları fark eden ama onlara teslim olmayan insandır.
Kur'an'da çok güçlü bir ayet var arkadaşlar.
Hz. Muhammed'in söylediğine rivayet edilen bir söz var.
Güçlü kişi güreşte başkasını yenen değil, öfkelendiğinde kendine hakim olandır.
Yani haklıyken bile kırmamayı seçmektir arkadaşlar.
Bu arada arkadaşlar Hz.
Muhammed'le ilgili kaynağına güvendiysem bilgilerine inanıyorum.
Eğer bilginin yazdığı kaynak güvendiğim bir kaynaksa.
Çünkü arkadaşlar İlber Ortaylı da demişti.
Hakkında en fazla bilginin yazıldığı...
Kişi yani peygamber Hazreti Muhammed demişti.
En ufak özellikleri bile en ufak olaylar bile kaleme alınmıştır demişti.
Mesela bakın Gazali de burada İslam'a göre kişisel gelişimi çok güzel anlatmış.
Diyor ki Gazali kötü huylarınızı boşalttıktan sonra yerine iyi huylarla donatın kendinizi diyor.
Ve arkadaşlar Kur'an'ın kişisel gelişme anlayışında çok önemli bir denge var bence.
Gayret ve teslimiyet bu ikisi çok dengedeler.
Kendinizi ilah gibi görmeye başlayabilirsiniz.
Her şeyi ben yapacağım, ben çözeceğim, ben kontrol edeceğim.
Bu sizi yakar diyor. Sadece teslimiyette bulunursanız yani sadece teslim olursanız başınıza gelenlere bu sefer de pasif olursunuz diyor.
Ne yapayım kader deyip sorumluluklarınızdan kaçmaya başlarsınız diyor.
O yüzden Kur'an arkadaşlar kişisel gelişimi bu olgunluklar üzerine koymuş.
Birlikte çalıştırın diyor bu ikisini.
Çalışın diyor. Çalışmanızın sonucunda çok büyük bir başarı elde ettiyseniz lütfen diyor o başarınızı...
Gayret edin diyor.
Kader deyip oturup ağlamayın.
Ama diyor kendinizi de diyor her şeyin merkezine koymayın.
Duanızı edin ama davranışınızı değiştirme zahmetinden de kaçınmayın diyor.
Yani insanın kendini hesaba çekmesi arkadaşlar.
Şimdi beni instagramdan takip eden arkadaşlarım biliyorlar.
Bugünlerde elimden düşürmedim.
Başa döndüğüm sürekli başa döndüğüm bir kitap var.
Doğudan batıdan 99 teselli.
Dervişin teselli koleksiyonu diye bir kitap arkadaşlar.
Orada inkişaf tesellisi bölümünde size aktarmak istiyorum.
Bu kısımda diyor ki arkadaşlar İslam düşüncesi diyor size dünyaya boş bir sayfa olarak gelmediğinizi hatırlatır diyor yani hiçbiriniz dünyaya boş bir sayfa olarak gelmediniz hepimizin
içinde bir çekirdek var bir kabiliyet var bir yön var bir istidat var.
Ama siz diyor kendi içinizdeki o çekirdeğin açılmasını sağlamanız lazım.
Yani siz de içinizdeki o yeteneklerinizi görünür hale getirmeniz gerekiyor diyor.
Diyor ki Allah yarattığı varlıkların kabiliyetlerinin ortaya çıkmasından ve onların kemale doğru yol almasından hoşnut olur.
Abi ben böyle bir şey olabilir mi?
Yani Allah diyor potansiyelini ortaya çıkartırsan Senden hoşnut olacak diyor.
Ortaya çıkart yani hani diyor bunlar zırva oldu artık diyen insanlara sesleniyorum.
Özellikle bu din konusunda.
Dine düşkünlüğüyle bilinen insanlar.
Bunlar zırva kendi potansiyelini çıkar falan filan bunlar zırva diyor.
Hayır arkadaşlar hiçbir zırva değil.
İslam dini bunu söylemiş.
Potansiyelini açığa çıkartan insandan Allah hoşnut olur demiş.
Sadece çünkü kendiniz için bir lezzet olmayacak.
Yaratılış gayenizi de bulacaksınız diyor.
Alın. Size kişisel gelişim alanı.
Bunu şöyle düşünün arkadaşlar.
Sizde bir yetenek var ama siz onu kullanmıyorsunuz.
Sizde bir sabır var ama onu geliştiremiyorsunuz.
Sizde bir merhamet var ama davranışa dökemiyorsunuz.
Sizde bir akıl, bir sezgi, bir üretme gücü var ama sürekli başka insanların hayatına bakmaktan kendi cevherinizi ihmal ediyorsunuz.
İşte burada mesele olay bu arkadaşlar.
İnsan kendi istidadına uygun yaşamazsa hayatını da zorlaştırır.
Çünkü herkesin yolu aynı değil.
Hepimizin, hepimizin yolu farklı.
Herkesin kabiliyeti aynı değil.
Herkesin imtihanı, gücü, çağrısı aynı değil.
Bir insan kendi yaratılışına uygun olmayan hedeflerin peşinde koştuğunda sadece yorulmaz, kendi hakikatinden de uzaklaşır diyor arkadaşlar.
O yüzden burada kişisel gelişim şu demek.
Size verilmiş olanı tanıyacaksınız, onu doğru yerde kullanacaksınız ve onu kemale doğru geliştireceksiniz.
Kitapta diyor ki siz diyor sadece doğduğunuz gün dünyaya gelmezseniz siz diyor ikinci kere diyor kendinizi bulduğunuzda içinizdeki o potansiyeli dışarı çıkarttığınızda ikinci kez doğarsınız
diyor. Ama diyor pratik yapacaksınız.
Uygulama yapacaksınız diyor arkadaşlar.
Çünkü Dolapta duran bir ilaç size şifa olmaz.
İlaç ancak onu kullandığınızda size şifa olur.
Aynı şekilde sizdeki yetenek de sadece içinize durduğu için sizi dönüştürmez.
Onu yaparak, deneyerek, yaşayarak siz geliştirebilirsiniz.
Yani gördüğünüz gibi arkadaşlar Kur'an-ı Kerim'e göre yani İslam düşüncesinde kendimizi inşa etmemiz çok önemli bir yer.
Dünyaya göndermiş olan insan kendini inşa etmekle mükelleftir diyor.
Yani siz hazır, tamamlanmış, bitmişsiniz.
bir varlık olarak düşünülmüyorsunuz.
Size doğuştan bazı özellikler veriliyor ama onları açığa çıkarmak, geliştirmek, doğruya yönlendirmek sizin sorununuz.
Peki bu istidatlar nasıl ortaya çıkar?
Kitapta bunun için birkaç şey saymış arkadaşlar.
Demiş ki iman kuvvetin yüksek olacak demiş.
İbadet edeceksin demiş.
Amenlerde bulunacaksın.
Mücadeleyi bırakmayacaksın ve gelen başına gelen musibetlere razı olacaksın demiş.
Çabalayacaksın ama şikayet etmeden.
Yani gördüğünüz gibi İslam'ın zaten bence temeli bu.
Rahat zamanlarımızda gelişmiyoruz arkadaşlar.
Biraz acı vermek istiyor bize.
Acıyla yoğuruyor bizi. Yani rahatlıkla büyüyemiyoruz.
Bizi büyüten şey bazen imtihan olabiliyor.
Bazen bir kayıp, bir korku, bir ölüm, bir ihtiyaç, bir zorluk olabiliyor arkadaşlar.
Çünkü bence kendi içimizdeki gücü o güce muhtaç kalmadan tanıyamıyoruz.
Hatta kitapta da çok güzel bir benzetme var.
Diyor ki Atmaca'nın serçeye musallat olması yüzeyden bakıyor.
Ama o tehlike serçenin zaten içinde var olan uçma kabiliyetini harekete geçirir.
Eğer atmacı olmasa serçe belki o kıvraklıkta uçamayacaktı.
Bu örnek çok güzel değil mi arkadaşlar?
Bizde hayatımızdaki zorlukları çoğu zaman sadece beni neden Allah...
Bu kadar zorluyor. Neden bu kadar kötü şeyler benim başıma diye söylenebiliyoruz.
Ama işte o zorluklar içimizde uyuyan kabiliyeti uyandırır diyor arkadaşlar Kur'an-ı Kerim.
Yani ihtiyaç ve tehlike bazen bizim içimizdeki gizli ceviri ortaya çıkarabiliyor.
İnsan bir şeye ihtiyaç duyduğunda veya bir tehlikeden ürkmeye başladığında onun gizli yetenekleri...
istidatları, potansiyelleri ortaya çıkmaya başlar diyor.
Bunu hayatınıza şöyle alın arkadaşlar.
Siz bir şeyi elde ettiğinizde değil, onu kaybetme ihtimaliyle yüzleştiğinizde kim olduğunuzu görürsünüz.
Rahatken değil, sıkıştığınızda ne kadar güçlü olduğunuzu görürsünüz.
Alkış alırken değil, yalnız kaldığınızda neye tutunduğunuzu fark ederek görebilirsiniz.
Halil Cibra'nın söylediği çok güzel bir söz vardır.
Sessiz tohum... Bülbül onu yutunca aşk şarkılarına dönüşür demiş.
Tohum sessiz olur arkadaşlar biliyorsunuz tohum yani sesi yok.
Kendi başına toprağın altında da görünmez gömüldüğü zaman.
Ama bu sürecin içine girince yani toprağın altına gömüldükten sonra bir dönüşümden geçince bambaşka bir şeye dönüşür değil mi?
Biz de böyleyiz işte. İçimizde sessiz duran bir potansiyel var.
Bir olayla, bir ihtiyaçla, bir acıyla, bir sorumlulukla gerçekten ortaya çıkacak.
Ama biz çok çok böyle şikayet ederek, gerçekten sebat etmeyerek maalesef onu ortaya çıkaramıyoruz.
Bir Meksika atasözü der ki bizi gömmeyi denediler fakat bizim tohum olduğumuzu unutmuşlardı.
Hayatın zorlukları üzerinize geldiği de...
Bunu söyleyin arkadaşlar. Sen beni gömmeye deniyorsun ama ben bir tohumum.
Bunu unutuyorsun deyin. Götenin de çok sevdiğim bir sözü vardır.
O da şimdi aklıma geldi söyleyeyim.
Elleriyle çalışan işçidir.
Elleri ve kafasıyla çalışan ustadır.
Elleri, kafası ve yüreğiyle çalışan sanatkardır.
Yaptığınız işte başarılı olamadıysanız bir hayaliniz var diyelim.
Ama hakkınız hala orada ya da az başarılı olduysanız lütfen ellerinizle, kafanızla ve yüreğinizle çalışın arkadaşlar.
Hepinizin kendi içinde daha temiz daha dürüst daha merhametli bir yere varması dileğiyle bu bölümü kapatıyorum.
Eğer bu bölüm size dokunduysa arkadaşlar, hoşunuza gittiyse beni lütfen Spotify'dan takip etmeyi unutmayın.
Instagram'da dinleyen arkadaşlarımı gönderim var.
Oraya da bekliyorum. Instagram'dan da lütfen takibi alın.
Çünkü bölümde anlatamadıklarımı biliyorsunuz her zaman söylüyorum.
Burada zamanımız kısıttı.
Anlatmayı unuttuklarımı, anlatamadıklarımı ya da daha detay bilgileri sosyal medyada mutlaka paylaşıyor olacağım.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde görüşürüz.
Bay bay. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
