
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Şükretmek kulağa kolay gelse de bazen içten hissetmek zor olabiliyor. Bu bölümde nedenlerini ve nasıl gerçek bir şükran duygusu geliştirebileceğimizi konuşacağız.***Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Herkese selam, Alternatif Fusion'a hoş geldiniz.
Ben Ayça. Bugün şirk etmek hakkında konuşuyoruz arkadaşlar.
Kendi özünü bil kitabından da faydalanacağım.
Oradaki bilgileri de anlatacağım.
Sevgili Kemal Nisayar'ın yazdığı bir kitap.
O zaman başlayalım hemen bölüme.
Uzun bir bölüm olacak çünkü.
Marcus Aurelius diyor ki hayatınızda size ne geldiyse o zaten sizin yolunuzun bir parçasıdır.
Peki bize gelen iyi ve kötü anlarımıza aynı derecede, aynı şefkatle, aynı şükranla yaklaşmamız mümkün mü?
Şükretmek her koşulda gerçekten bize bir şeyler kazandırır mı?
Mesela siz. En son ne zaman gerçek bir minnettarlık duygusu hissettiniz?
Yani şöyle samimi, gerçekten içten bir şekilde şükürler olsun diyebildiniz.
Peki gerçekten sadece güzel şeylere mi şükretmeliyiz?
Yoksa kötü anlarımıza, kötü kayıplarımıza, hatta bizi yaralayan olaylara da minnet duymala mıyız?
Peki... Yine her zamanki gibi en başa gidiyorum.
Şükran nedir? Şükran bir duygu, bir ruh hali, bir erdem, bir alışkanlık, bir karakter özelliği, bir savunma biçimi ve hatta yaşam tarzıdır.
Robert Emerson diyor minnettarlık üzerine çok uzun yıllar araştırma yapan bir kişi.
Kitapları vesaire de çok güzeldir.
Ve şükran duygusunun iki tane bileşini olduğunu söylüyor.
Diyor ki birincisi bize gelen iyi olanın iyi tarafını görerek faydasını takdir etmemizdir yani çok güzel bir işiniz var diyelim bunun farkındasınız şükrediyorsunuz ve size olan yararlarından
dolayı da bilinçli bir farkındalık halindesiniz yani elinizden giderse bu iş sıkıntılarınızı biliyorsunuz o yüzden şükrediyorsunuz sürekli İkincisi de iyiliğin nereden geldiğini fark
edebilmek. Çünkü böylece iyiliği vereni tanımış ve onunla bağ kurmuş oluyorsunuz.
Yani sizin yaratıcınız ya da taptığınız her neyse onu şükran duygusuyla almış oluyorsunuz.
Kilit kısım bu kısımda burası arkadaşlar.
Çünkü siz onunla ne yapmış oluyorsunuz bu şekilde?
Onu andığınız için bağ kurmuş oluyorsunuz.
Bu zaten Müslümanların yani İslam'ın şükretmeyle alakalı bize söylemiş olduğu kısmıdır.
Genel bir algı olarak hani böyle ülkece diyeyim bildiğin şükran kısmı zaten böyledir.
Şükran duygusunun içinde ne var arkadaşlar?
Tevazu var, şahitlik var.
Ne demek bu? İbn-i Arabi bunun için şöyle diyor.
Sonsuz kudrete şahit olabilmek için kendi aciziyetini kabul etmen gerekir.
Zira kendine ait olana bırakmadan sana verilenleri...
Yani şük etmek sadece bir minnettarlık ifadesi değil.
Aynı zamanda bizim kendi acizliğimizi kabul etmemiz.
Yani yaratıcının büyüklüğünü fark etmemiz.
Bu Tanrı nerede en son yaptığım podcastin devamı gibi zaten.
Şu anda dinlediğiniz zaman hani böyle ya çok kısa oldu hemen bitti diyenler çok oldu.
Çok mesaj atanlar oldu. Kendi arkadaşlarım da aynı şekilde ifade ettiler.
Bu da sanki bir nevi onun devamı gibi diye düşünebilirsiniz.
Şimdi şükrederken kendimizde olanı değil bize verilenleri görüyoruz değil mi?
Ve verilen nimetlerle de var olduğumuzu idrak ediyoruz.
İşte bu idrak anı da şahitlik anımız.
Yani biz o yaratıcının olduğuna şahitlik ediyoruz.
Yani bunlar varsa bana bunlar bir yerden havadan uçmadı gelmedi.
Demek ki bir yaratıcı var ve ben onun varlığına şahidim diyoruz şükrettiğimiz zaman.
Çünkü bizim varoluşumuzun kaynağı zaten o.
Ve şahit olduğumuz an...
bu. Diyelim ki sevdiğiniz bir yakınızı kaybettiniz.
Şimdi çok farklı bir tarafa geçtim.
Büyük bir acı hissedersiniz değil mi?
Bu acıyla ne yaparsanız boş etmeye çalışırsınız.
Sonra işte hayatınızda olduğu anların ne kadar kıymetli olduğunu fark edersiniz.
Belki yeteri kadar kıymetini bilmediğinizi düşünürsünüz onun değil mi?
Ya yaşarken şöyle yapmadım böyle yapmadım diye.
İşte o zamanlarda da şükretmeniz gerekiyor.
Ben her şeye teşekkür ediyorum.
Ben her şeye şükrediyorum. Kıymetini biliyorum.
Ama benim hayatımda gerçekten bu şükrün etkisini ben göremiyorum.
Neden her şey yamuk?
Neden her şey alt üst diye düşünüyorsanız eğer işte tam da şu kısmını yapmamış ya da yapmıyor olabilirsiniz.
Zaten benim bu podcastı çekmemdeki en büyük sebep buydu.
Şükrü gerçekten genel olarak yanlış algılamamız.
Kötü yönlerinize.
kötü yaşadıklarınıza, işte bu ölüm gibi, kayıp gibi, kötü olanlara şükür ettiğiniz zaman siz gerçek bir şükürcü olabiliyorsunuz.
Bu kelimeyi ben uydurdum bu arada.
Kelimemiz şükürcü.
Bu durumun kendimden bir durumla açıklayacağım şimdi.
Ben hayatımda ne zaman sahip olduğum güzel şeyleri sürük etsem çok kısa bir süre içerisinde arkadaşlar onun bozulduğunu fark ettim.
Mesela işte arkadaşlarımla buluşuyorum.
Ağzımız yırtılana kadar gülmüşüz tamam mı?
Kızla erkekle fark ettim. Fark etmez yani.
Kalabalık bir ortamda işte. Sevdiklerimle beraberim.
Eğlenmişim falan. Kendi kendime eve dönerken böyle arabada işte müziğimi de açmışım.
İşte ne açmış olabilirim? İşte Faray Veli Musa açayım.
Hep şarkısını dinliyorum.
Yani diyorum ki ne güzel arkadaşlarım var böyle.
Yola bakarken böyle. Ne güzel ya diyorum.
Şükürler olsun ya. Rabbim diyorum verdiğin nimetler için.
Teşekkür ederim. Bunu söyleyince aklıma şu anda geldi.
Ya Samanyolu TV miydi? Kanal 7 miydi?
Bilmiyorum o kanallar hala var mı?
Orada bir program vardı bakın.
Çocukluk Tramvumu anlatıyorum şu an.
Çocuk korosuydu galiba.
Bir şarkı söylüyorlardı. Teşekkür ederim Allah'ım.
Seni çok seviyorum Allah'ım.
Hatırlıyor musunuz bunu? 88 doğumluyum.
Bu yaşlarda olanlar hatırlasın.
Hatırlayanlar lütfen beze yatsın.
Yalnız olduğumu bilmek istemiyorum çünkü.
Şimdi işte böyle mutlu mutlu gidiyorum.
Şükrediyorum falan. Sonra atışıyoruz.
Tartışıyoruz arkadaşlarımızla.
Arkadaşlığımız darbe alıyor falan.
Ya diyorum nasıl oluyor bu?
Sonra işte mesela herkes...
Hasta diyelim bugünlerde işte kış geldi falan filan ya diyorum şükürler olsun bende hiçbir şey yok tık yok ben hastayım işte eşim çocuğum iyi falan filan.
Öyle bir kısa zamanda oluyor ki sanki böyle ha öyle mi al kızım sana dermiş gibi.
Ya bir bakıyorum hastalanıyorum abi diyorum ben bir şey yanlış mı yaptım ne oluyor ya?
Evren yine ters köşeye yatırıyor beni.
Nazar mı falan filan derken aslında şükürcülüğü eksik yaptığımı gördüm.
Hem yaptığım araştırmalar sonucunda bunu anladım hem de okuduğum şu kitaptan dolayı gördüm.
Yani kendime dedim ki.
3. En son ne zaman seni zorlayan bir duruma şükrettin Ayça'cığım?
İyiliğe, güzelliğe herkes teşekkür eder.
Sana iyilik verilince ah Tanrım şükürler olsun da kötülük gelince neden tükaka yapıyorsun dedim.
Çünkü Tanrı ne diyordu?
İyilik de kötülük de benden gelir.
Onları sana gönderebilecek başka hiçbir güç yok.
Ve olaylardaki derinliği görmeye çalıştım.
Yani varlığın özüne indim.
Yaratıcıda her şey var oluyor.
Hayatımızın her detayında var.
Zorluklara şükrettiğimiz zaman ama içten ama derincerin şükrettiğimiz zaman inanın ki dostlarım sizi asla kimse yıkamıyor.
Hiç kimse öyle bir nirvana'ya çıkıyorsunuz ki zorluklara olan direnciniz azaltıyor.
Yani teslim oluyorsunuz resmen ve yaşadığınız olumsuzlara şükretmeye devam ettiğinizde zamanla farkında olmadan içsel dengenizi koruyabilecek bir dönüşüm haline yaşıyorsunuz.
Dönüşüm haline giriyorsunuz.
Yani ben bu noktadan iyi fark etmiş oldum.
Şükrediyorum. Ama sadece güzelliklere şükrediyorum.
Sanki sadece o geliyormuş gibi.
Sanki sadece o bana veriliyormuş gibi.
Sanki ben hak ettiğimi aldığım için teşekkür ediyormuşum gibi.
Yani bu bakın çok ince bir detay.
Şimdi dikkatli olalım. Dikkatli dinleyelim.
Şöyle bir rahatlayın dinlerken.
İyiliklere şükretmemizin sebebi ne biliyor musunuz arkadaşlar?
Hazır mısınız duymaya?
Ego. Ego arkadaşlar.
Çünkü sen işte güzel bir işin var.
Yine işten bahsedeyim. Ya yalnız bu kadar da bankacı olunmaz ya.
Bu kadar da ayrıca kariyer yadaklı olamaz.
Aslında sürekli algım orada farkında mısınız?
Ben farkındayım çünkü. Neyse yine işten hadi.
Hadi kırmıyorum kendimi.
İşten devam edeyim yine.
İşte güzel işim var. Ben işte o işimle çalışıyorum.
Memnunum. Şükrediyorum ama içimden diyor ki bana.
O içerideki gizli olan Ayça diyor ki.
Sen bunu hak ettin kızım. sen köpek gibi çalıştın eşek gibi çalıştın sen bunu hak ettin çünkü tabi ki sana bu gelecek diyor işte bizim yanıldığımız nokta bu arkadaşlar bu şükür değil bu ego sen
hak ettiğinden dolayı ona şükrediyorsun aslında işte burada eksik olan kısım tevazu çünkü şükür ve tevazu beraber birlikte yapılması gerekiyor bunlar bir kardeşler yani
biri olmazsa diğeri de olmaz sen sadece hak ettiğin için teşekkür etmiş oluyorsun yani anladınız mı yani Şöyle düşünün.
Kek yapacaksınız. Mutfağa giriyorsunuz.
Malzemelerinizin her şey, hepsi tamam.
Çok güzel yapıyorsunuz. Malzemelerinizi çırpıyorsunuz vs.
Fırına veriyorsunuz. E size fırın ne verecek?
Kötü bir şey vermeyecek değil mi?
Sen sonra o keki yerken çok güzel yapmıştım ya.
Tabii ki güzel yapacağım. O kadar uğraştım.
Tabii ki lezzetli olacak. Bütün malzemelerim tam diyorsunuz ya.
İşte bu ego değil mi? Kendinizi övme.
Burada eksik olan...
Peki tevazu nedir?
Tevazu arkadaşlar bizim kendi sınırlarımızı ve eksikliklerimizi kabul ederek kibirden uzak durmamız.
Yani kendimizi başkalarından üstün görmememiz anlamına geliyor.
Yani sahip olduklarımızı abartmaktan kaçınmak demek.
Sahip olduklarımıza sadece sahip olduğumuz için minnet etmek demek.
Alçak gönüllü bir tavırla hayata yaklaşmak ve başkalarına karşı saygılı olmak demek.
Bizim kendimizi her şeyin merkezinde görmeyip.
Başkalarının da değerini fark etmemiz gerek.
Yani tevazu sahip birisi sahip olduklarına değer veriyor.
Çünkü kendini bunlara hak kazanmış gibi değil.
Şanslı hissettiği için minnettar hissediyor.
Bu da şükretmenin temelini oluşturuyor.
Sahip olduklarımızı, hayatımızın her bir küçük detayını fark ederek minnet duymamız.
Çünkü tevazu şükrü büyütür arkadaşlar.
Tevazusuz bir şekilde şükrettiğimiz zaman beslenilen, içimizde beslediğimiz bir duygumuz varmış.
Bu duygumuz arkadaşlar narsistlik.
Yani narsizmi besliyoruz.
Başkalarının bizim ihtiyaçlarımızı ve taleplerimizi karşılamalarına gerektiğine dair bir varsayımdır.
Hani bu şey vardır ya, ben Tanrı'dan istiyorum, istiyorum vermiyor diye.
Yani vermek zorunda o.
Ben istedim, sen duama karşılık vereceğini söylemiştin.
Yazdığın kitapta neden duama cevap vermiyorsun?
Neden istediğim olmuyor? İşte bu tamamen bununla ilgili bir şey.
Yani bu şekilde böyle bir inanca sahip olan kişiler yaşadıkları olumsuzluklar nedeniyle her zaman başkalarını suçluyorlar.
Zaten bu yüzden hayatımız karışıyor.
Çünkü böylece kendi sorumluluk alanımızla yüzleşemiyoruz.
Kolayca diğer insanları, çevremizdeki insanları işte sen beni üzdün, hep ben senin yanındaydım ama sen böyle yaptın gibi cümleler söyleyebiliyoruz.
Oysa kimse bizim duygularımızdan ya da ihtiyaçlarımızdan mesul değil.
İlişkiler karşılıklı...
Yaşadıklarımız karşılıklı.
Bir yerde hastalıkta bir narsistik ilişki varsa orada kendimize de bakmalıyız.
Ben bu ilişkiyi besleyecek ne yapıyorum diye kendimize sormamız lazım.
Bu sayede kendi alanımıza geri dönebiliyoruz ve ona sahip çıkabiliyoruz.
Nasıl ki ben diğer insanların his ya da davranışlarından sorumlu tutulamıyorsam diğer insanlar da benim hislerim ve davranışlarımdan yana sorumluluk duymak zorunda değil.
Aksi halde başkaları için neyin iyi olduğunu ancak benim bildiğim yanılgısına düşeriz.
Sürekli diğerlerini düzeltir ya da sürekli diğerlerini memnun etmek zorunda gibi hissedip o şekilde davranmaya çalışırız.
Ama kendimizi bildiğimiz zaman, şükretmeyi, tevazuyu bildiğimiz zaman bu bizim elimizdeki en kıymetli erdem oluyor.
Ve şöyle bir durum daha var arkadaşlar.
Bu şükretme ve tevazu ile beraber bizim kafa yapımız da yaşıyor.
Yani sorunlarımıza farklı bir kafa...
Yapısıyla bakmaya başlıyoruz.
Yani bu zorlayıcı durumlarda böyle bir tevazu halinde yaklaştığımız için ne demek bu işte?
Ben iyinin de kötünün de en büyük olandan geldiğini biliyorum demek.
Yani o hale girdiğiniz zaman sorun olmuyor.
Ne oluyor arkadaşlar? Size yeni fırsatların da kapısı açılmış oluyor.
Çünkü siz bambaşka birisi oluyorsunuz.
Farklı bir açıdan bakıyorsunuz.
Yani Ayça'cığım iyi hoş da o kötü olayları yaşarken şükretmek, tevazu duymak kolay mı diyebilirsiniz?
Tabii ki değil. Hatta çok zor.
O zaman birkaç tane tavsiyede bulunacağım arkadaşlar.
Sıkıntılı anlarınızda sadece nefes alabildiğiniz için şükretmekle başlayabilirsiniz.
Yani en baş. İlk bizim zaten hayatta olmamızın sebebi nefes alıyor olabilmek.
Sağlıklı olduğunuz için.
İşte bir bardak su içebildiğiniz için şükredebilirsiniz.
Zorlananlar için şükür söylüyorum bunu.
Küçük şeylerden başlayın diye.
Yani aslında tabii ki bunlar büyük şeyler.
Ama bunları her zaman söylemediğimiz için bize küçük gibi geliyor.
İşte o yaşadığınız anın zorluğunu...
Tabul edebilirsiniz. Ama o anda onun size iyi gelecek bir deneyim olduğunu düşünün.
Kötü bir olay yaşadınız. Evet bu olay şu anda kötü.
Ama ben şu anda bu olayı yaşıyorum.
Bunu kabul ediyorsunuz ve diyorsunuz ki bu deneyim bana gerçekten güzel şeyler getirecek.
Yani durumlarınızın gizli dersini bulmaya çalışabilirsiniz.
Zorlukların çoğu zaman içinde sakladığı bir ders, bir gelişim fırsatı vardır.
Çünkü o kötü olayı yaşadıysanız size değişmesi gereken bir özellik olabilir.
Belki o deneyim size daha güçlü olmayı, sabretmeyi veya başkalarına daha anlayışlı yaklaşmayı öğretmeye çalışıyor olabilir.
Ve zor anlarınıza da şükretmeye becerebildikçe şükretmenin ağızı...
çıkan bir kelime olmadığını hal ve hareketlerimizle gerçekten şükredebileceğimizi görebiliriz.
Toprağın altında kaldığımızı ve yüzeye ışığa çıkmak istediğinizi varsayın bir türlü çıkamıyorsunuz.
Neden? Çünkü bir tohum olduğunuzu unutuyorsunuz.
Zorluklarınızdan güçlenerek çıkmanın ve unutla devam etmemizin anahtarı şükür.
Çünkü her musibet şükretmeyi bilene hayırla döner.
Peki Ayçi'cim hayatımızdaki iyi şeylerimize, sahip olduklarımıza Neden şükredeceğiz?
Başka neler söyleyebiliriz?
Sahip olduklarımıza şükretmenin yapılan araştırmalarda arkadaşlar hem psikolojik hem fizyolojik yani fiziki olarak bize kazançlar sunduğunu gösteriyor.
Çünkü şükran duymamız var olduğumuz anın hakkını vermemizi ve sahip olduklarımızı takdir etmemizi sağladığı için bunu fark ediyorsunuz.
Ve bizler farkındaysanız iyi ve faydalı olan şeylere çok kolay alışıyoruz.
Bakın şimdi bu da çok önemli şükretmeyi neden unutuyoruz bunu anlatacağım.
Joseph Rold bu konuda şöyle söylüyor.
Diyor ki insanoğlu hiçbir şeye mucizelere alıştığı kadar kolay alışmaz.
Zaten sanki artık mucize yaşamıyormuşuz gibi hissetmemizin sebebi alışkanlık körlüğümüz.
Çünkü duygusal sistemimizin yeni olan şeyleri seviyor arkadaşlar.
İlk başta yeni olan şeyler bizi heyecanlandırıyor, mutlu ediyor.
İşte tazecik sevinçlerle doluyoruz.
Ama zamanla... bu hislere alışıyoruz ve sahip olduklarımızı hafife almaya başlıyoruz.
Bu yüzden unutuyoruz şükretmeyi.
İşte şükran duymaya devam ettiğimizde onun sayesinde olumlu şeyleri daha fazla fark eder hale geliyoruz.
Ve yaşadığımız, sahip olduğumuz güzelliklere alışmak yerine onları daha kolay takdir etmeye başlıyoruz.
Şükran duymanın diğer bir faydası da şükran duymamız olumsuz ve zehirleyici duygularımızın önüne geçebiliyor.
Yani işte haset gibi, pişmanlık gibi, iyilik halimizi engelleyebilecek duygulara karşı koruyucu bir duvar oluyor.
2008 yılında Amerika'da bir tane araştırma yapılıyor şükretmekle ilgili.
Şükran duygusu hissetmenin depresyon yaşama sıklığını ve depresyonun şiddetini düşürdüğü görülmüş arkadaşlar.
Çok normal değil mi? Çünkü aynı anda hem kıskanç hem de şükran dolu olamayız ya da hem olumsuz hem de şükran dolu olamayız zaten.
Bir de şükran duygusu yüksek olanların strese karşı daha dayanıklı olduğu görülmüş.
Çok güzel. Yani ben neden şükran duymayayım değil mi?
Neden unutayım ki şükran duymayı bu kadar güzellikler varken?
Travma ve acı gibi deneyimler yaşayan insanlar arasında ne yaşamış olursa olsun şükreden kişilerin iyileşme süreçlerinin diğerlerine göre daha hızlı iyileştiklerini görmüşler.
Yani sizin şu anda şükran duymayı biliyor olmanız ya da bu saatten sonra bunu öğrenecek olmanız sizin aslında geleceğinize de yatırım yapıyor.
Geleceğinizdeki sizin psikolojisini tam...
Muamel etkiliyor. Ve şöyle bir durum daha var.
Şükran duymaya başladığınızda özdeğer duygunuzun ortaya çıkışı oluyor arkadaşlar.
Bu da kanıtlanmış.
Ne büyük sorundur değil mi kendimize gerçekten olması gerektiği öz değeri verememiş.
Yani nasıl oluyor bu? Bir kez etrafınızdaki insanların size olan katkısını fark etmeye başlıyorsunuz.
Ne kadar başka bir şey değil mi bu?
Yani biz normalde hep kendimize yönelik düşünüyoruz ama bu bambaşka bir açı.
Kendinize olan bakışınız da değişmeye başlıyor.
Çünkü öz değer konusunda kendinize değer vermeye konusunda eğer sıkıntılar yaşıyorsanız şükran duygunuzu geliştirebilirsiniz.
Ve böylelikle öz değer olgunuzu yükseltecek.
Başkalarının size olan katkılarını görüyorsunuz.
Siz özdeğe yüksek bir insan oluyorsunuz.
Daha sonra onlar da sizin bu değişiminizi fark edip onlar da size değer vermeye başlıyorlar.
Mükemmel bir kombinasyon.
Ne demişti Yunus Emre?
Kimi atlas libas giyer şükür bize aba düştü.
Yunus Emre içindeki sevgiyi, şük etmeyi, onun içsel huzurunu koruduğunu, ne kadar basit ama anlamlı bir yaşam seçtiğini ne güzel ifade etmiş değil mi?
Halbuki o ne yapmıştı?
Hacı Bektaş Veli'nin vereceği nefes yerine tek bir tane buğdayı almaya seçmişti.
Nasıl da öyle değişip şükran dolu olabilirdi değil mi?
Ne kadar güzel bir değişim yaşadı.
Ne güzel insanlar ya böyle Yunus Emre.
İşte kalbiyle konuşan, yüreğiyle seven, tüm oluşlarıyla her şeye şükreden bir isim.
Hani derler ya böyle şu şu kişilerle rakı sofrasında sohbet etmek, oturmak isterdim diye.
Ben de rakı sofrası olmasa da işte Yunus Emre, Mevlana, tabii ki tabii ki Mustafa Kemal Atatürk, Şefaat Sultan Mehmet'i de çok severim.
Onlarla gerçekten böyle oturup rakı olmasa da bir çay kahve, ne olursa artık.
Gerçekten bir kuru ekmeğe bile razı olabilirdim.
Onlarla oturup böyle iki lafım.
belini kırmayı çok isterdim.
Şimdi size Shakespeare'in 12.
Gece oyunundan bir sahne bahsedeceğim arkadaşlar şükürle ilgili.
Bilenler mutlaka vardır diye düşünüyorum.
Oyundaki soytarı karakteri Feste sanırım ismi.
Mutluluğun en saf hali elindekilerle eğitilmektir demişti.
Çünkü en çok isteyenler en azına sahip olanlardır.
Çünkü ne oluyor çok istedikçe?
Şükür etmedikçe, sahip olduklarına teşekkür etmedikçe olanları da kaybediyorsunuz.
ve size geldikçe bir şeyler daha fazlasını istiyorsunuz.
Bunu biraz düşünelim. Bunu biraz düşünelim ya.
Biz genelde mutluluğun peşinden koşarken hep fazlasını istemeye şartlandık çünkü.
Uzun süredir bölümlerimde hikaye anlatmıyorum.
Genelde konularla ilgili hikayeleri anlatırım biliyorsunuz.
Ama bugün hikaye değil bir fıkra anlatacağım.
Nasreddin Hoca'nın fıkrası tabii ki.
Bir gün Nasreddin Hoca'nın komşusu Nasreddin Hoca'ya gidiyor ve ona çok üzgün bir şekilde diyor ki Hocam diyor ben çok şikayetçiyim.
Evim çok dar. Çocuklarım büyüdü.
Bir türlü rahat edemiyorum der.
Hoca da komşusuna bakar ve der ki evine bir tane keçi al.
Komşusu da şaşırır. Ama Nasreddin Hoca hadi diyor dinleyin.
Sonra evine bir tane keçiyi alır.
Aradan birkaç gün geçer.
Bu kez komşusu yine gelir.
Tabii ki şikayetçi olur. Der ki hoca keçiyi eve aldım ama işler daha da zorlaştı.
Yer kalmadı. Çocuklar keçiden kaçıyor.
Nasreddin Hoca da gayet böyle sakin bir şekilde bakıp der ki şimdi de tavuğu içeri al der.
Komşusu yine şaşırır ama tamam der hadi bunda da bir hikmet var galiba.
Ben tavuğu da içeriye alayım.
Birkaç gün sonra komşusu iyice darlanmış bir halde hocanın yanına gelir.
Ya der hoca eve artık sığmaz olduk.
Hem keçi hem tavuk var ya ev daha da daraldı.
Nasreddin hoca da gülümseyerek der ki tamam şimdi keçiyi ve tavuğu dışarı çıkar.
Komşusu hayret eder ve yine hocanın dediğini yapar.
Keçiyle tavuğu dışarı çıkarır.
Ne olur arkadaşlar bir anda evin eskisinden daha ferah olduğunu hisseder.
Çocuklar rahatça koşup oynar hale gelir ve hocaya sevinçli bir şekilde gelip der ki Hoca sen haklıymışsın ev ne kadar da genişmiş meğer.
İşte evinin kıymetini bilmek için bazen küçücük şeylere şükretmemiz gerekir.
Peki arkadaşlar şimdi şükran duygumuzu beslemek için neler yapacağız?
Hani nasıl şükran duyabiliriz?
Tavsiyeler vesaire olacak.
Ama bu şükran duygumuz beslenmesi gereken bir duygu.
Yani bu çünkü genel bir tutum arkadaşlar.
Şöyle yazmak.
Bir kere bu cepte.
Bunu artık beni dinleyenler biliyordur diye düşünüyorum.
Yani canım sıkkın yaz.
Moralin bozuk yaz. Şükredemiyor musun yaz.
Hayal mi kurmak istiyorsun yaz?
Yazmak, yazmak yani. Yazmak gerçekten çok önemli.
Çünkü yazmak minnet duygumuzu harekete geçiren uygulamalardan biri.
Şimdi bu uygulama temelde kendi içimizdeki şükran duygumuzu beslemeyi hedefliyor.
Örneğin siz her günün sonunda aldığınız, gördüğünüz, tattığınız, işittiğiniz, şahit olduğunuz tüm güzellikler içinden en az 5 tanesini bir günlüğüne lütfen yazmayı deneyin.
Böylece günün içinde keyif aldığınız şeyleri tekrar hatırlayacaksınız.
Bir kez daha şükran duymuş olacaksınız.
Yine hatırlıyorsunuzdur. Şükran duyuyorsunuz tekrardan.
Ayrıca bu farkındalık sayesinde de belki de ertesi gün dikkatinizden kaçan başka birçok güzel ayrıntıyı da fark etmeye başlarsınız.
Yazar Thomas Walsh diyor ki, Tek seferde görebilmek için bir şeyi binlerce kez görmek gerek.
Diğer insanlara da dahil edebileceğiniz başka bir uygulamaysa, yaşamanızda sizin için önemli katkılarda bulunmuş insanlara mektup yazmayı deneyin.
İlk podcastlerimde böyle bir podcastım vardı hatta.
Kendime mektup yazıyordum. Şimdi siz başkanım.
Başkalarına mektup yazabilirsiniz bu şükretmekle ilgili.
Çünkü belki de şimdiye kadar o insanlara size verdikleri için usulünce ya da yeterince teşekkür etme fırsatı bulamadınız.
Şimdi bir adım atıp o insanlara neden onların sizin için bu kadar değerli olduklarını detaylı bir şekilde iletebilirsiniz.
Teşekkür edebilirsiniz. Bu mektubu göndermek istemeye olabilirsiniz.
İsterseniz göndermeyin yazdığınız kişiye.
Ama eğer bu mektubu o kişiye gönderirseniz onun hayatına ne kadar güzel bir şekilde dokunabileceğinizi lütfen hatırlayın.
Hatta o da harekete geçip...
O da aynı şekilde size bir şükür mektubu yazabilir ve hayatınız boyunca unutamayacağınız bir deneyim yaşamış olabilirsiniz.
Neden mektup yazım tavsiyesini verdim arkadaşlar?
Çünkü çalışmalar gösteriyor ki başka birini mutlu etmek, kendinizi mutlu etmek için yaptığınız bir şeyden daha yoğun bir tatmin duygusu yaşatıyor bize.
Her şekilde kazan kazan durumu.
Belki şükran mektubu yolladığınız kişi de dediğim gibi aynısını yapmaya karar verecek ve bu bir domino etkisi yaratacak.
Ayrıca minnettarlarınıza sunmak için sadece geçmişinize...
yolculuk yapmanıza gerekmiyor.
Şu an yanınızda olan kişilere şükran duygularınızı iletin.
Takdir edilmek ve sevdiklerinize mutlu edilecek ve bu durum ilişkilerinizin kalitesini arttıracak.
Kendinize de teşekkür edin.
Çünkü siz şu anda beni dinleyerek bile hayatınızın daha iyi olması için bir çaba sarf ediyorsunuz ve bence bu takdire şayan bir davranış.
Evet bu bölümümüzün de sonuna geldik arkadaşlar.
Bu konu hakkında yine yorumlarınızı sosyal medyadan bu gönderiyi paylaşacağım.
Onun altına yazarsanız beni çok mutlu edersiniz.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
