
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Marcus Aurelius, özdisiplin konusunda ne söylüyor da yüzyıllardır insanlar ondan ilham alıyor? Kendine hâkim olamayan, hayatına da hâkim olabilir mi? Bu bölümde Stoacı bilgelikten, zihnini ve hayatını kontrol etmenin sırlarını anlatıyorum.
---
Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün stoji, filozof, imparator ve döneminin en güçlü isimlerinden biri olan Marcus Arielyus'un öz disiplin için verdiği tavsiyelerden bahsedeceğim.
Ama öncelikle öz disiplinden bir bahsetmek istiyorum.
Siz öz disiplinize sahip olduğunuzu düşünüyor musunuz?
İstediğiniz bir şeyde başarılı olamadığınız zaman çok çalışmadım mı dersiniz yoksa disiplinsizdim mi?
Aslında çok çalıştım ama öz disiplinim yoktu diye eleştirir misiniz kendinizi?
Eğer evetse doğru yerdesiniz.
Bunu şunun için sordum arkadaşlar.
Öz disiplin dediğimiz şey aslında bizim ego savaşlarımız.
Çünkü çoğu zaman egomuz kendimiz için oluşturduğumuz fakat ortamımızla çelişen, bize gerçekliği hatırlatan her şeyden kaçıyor.
O kaçtığı zaman da biz öz disiplinimize kavuşamıyoruz.
Ve öz disiplin olmadan hiçbir kişisel gelişim başarı kazanımını ya da hedefimizi gerçekleştiremiyoruz.
Eğer herhangi bir konuda ne olursa olsun herhangi bir alanda Kişisel anlamda, profesyonel anlamda mükemmellik veya olağanüstü performans elde etmek istiyorsak öz disiplin
bize gereken en önemli özelliktir.
Balzac ilk eseri de çok büyük çileler içinde çekerek hazırlamıştı ve bitirdiği anda çok sevdiği kız kardeşi Laura'ya hemen götürdü.
Oku dedi bunu, Laura okudu.
Pek beğenmedi ama yine de abisini kırmamak için bir şey söylemedi.
Sonra babasıyla beraber Balzac'ın edebiyat öğretmeni olan Andrews'a götürdüler, ona gösterdiler.
Ve öğretmen de eseri okuduktan sonra aynen şöyle dedi.
Keşke böyle fesler yazacağına vaktini daha iyi şeylerle değerlendirseydin.
Öğretmen Balzac'ın eserini edebiyat yönden çok zayıf buluyor ve kitaba küçüklük bir de kağıt iliştiriyor.
Kağıtta yazan cümlede aynen şöyle.
Bu eserin yazarı ne yaparsa yapsın.
Fakat yazarlığa kalkışmasın.
Balzac tabi bunu duyunca çok sinirleniyor ve diyor ki gerçek sihirli lambanın disiplinli çalışma olduğunu öğreninceye kadar kaç sihirli lamba kırmam gerekirse hepsini
kıracağım. Yılmayacağım açık gözle gördüğüm rüyaları gerçekleştirinceye adımı dünyaya duyuruncaya kadar çalışacağım.
Bu amacıma ulaşmak için kendimi öyle kaybedeceğim ki sanki bir başka dünyada uyuyor gibi olacağım.
Uyandığımda kendimi ünü salmış bir yazar olarak bulacağıma inanıyorum.
Balzac gerçekten de çalışmanın dünyasına uykuya dalmış, gözü hedefinden başka bir şey görmeyecek sürekli bir şekilde yazmaya devam etti.
Ve gözünü açıp uyandığında dünyanın en meşhur yazarlarından bile olmuştu.
Ne derler? Harikulade şeyler ancak.
içlerindeki şeyin koşulların üzerinde olduğuna inanma cesaretini gösterenler tarafından yapılmıştır.
Bazak özdisiplinin en güzel örneklerinden biridir arkadaşlar.
Herkes bir noktada eleştiri alır.
Hepimiz büyük ya da küçük eleştiriler alıyoruz zaten.
Ama bu durumda iki seçeneğimiz olur.
Ya bu eleştirileri kendimizi küçültmek için kullanırız ya da balzak gibi bizi başarıya götüren yakıt yaparız.
Özdisiplin her gün her eleştiriye.
Ve her engele karşı tekrar yola çıkmaktır.
Pes etmeden her gün biraz daha iyi olmak.
Ve bir gün gözünüzü açtığınızda hayal ettiğiniz kişiye dönüşmek.
Peki o zaman Marcus öz disiplin hakkında bize neler önermiş?
Birinci önerisinde diyor ki öz disiplin amacınızı bulmakla başlar.
Çünkü sizi her sabah yataktan kaldıran şey amaçtır.
Bir amacınız olmalıdır.
Öz disiplinin en büyük kaynağı görevini yapmak için bir nedene sahip olmak.
Ayçacığım benim amacım ne?
Ben bulamıyorum, bilemiyorum diyorsanız yani ne yapacağınızı bilmiyorsanız sadece başlayın.
Yazar olmak istiyorsanız mesela her gün yazın.
Büyük bir iş insanı olmak istiyorsanız her gün yeni şeyler katmak için kendinize araştırmalar yapın.
Gündemi takip edin. Bakın aslında özdisiplin şununla ilgili bir şey.
Yani bir şey yapmak için ikna edici nedenler bulmak kendine.
Ve ardından kendine o görevi veya aktiviteyi sonuna kadar götürmeye adamakla ilgili bir şey.
Aslında özdisiplin bu. Yani ben nereye gidiyorum?
Bu işi kendime adadım mu?
Çünkü nereye gittiğini bilen kişiye yol vermek için dünya bir yana çekilir.
Evet herkes zirveye çıkamaz.
Ama bu şekilde disiplinli, hedefli, belli çalışanlar...
bulundukları noktadan çok daha iyi bir yere yükseliyorlar.
Böyle insanlar kendi şartlarını zorlayan insanlardır genelde.
Mesela diyelim ki bir markanız var.
Kendince belli bir kitleniz oldu.
Ama daha büyük bir pazar payı istiyorsunuz.
Diyorsunuz ki bir gün dünya çapında bir marka olmak istiyorum.
Bunu demek yerine işte takı alanında markanız olsun diyelim.
Şöyle deyin. Ben dünyada bu sene takı markalarında pazar payının %2'sini alacağım deyin.
Yani hedefiniz ne kadar net ve belirgin olursa beyniniz neye odaklanacağını o kadar iyi biliyor.
Ve bu şekilde konuşarak doğrudan sizin kontrolünüzde olmayan bilinçaltı dediğimiz potansiyel gücü uyandırıyorsunuz ve harekete geçirmiş oluyorsunuz.
Hedeflerinizi netleştirin.
Beyninizin ve bilinçaltınızın size hizmet etmesini sağlayın.
Ve ikinci önerisiyle Marcus diyor ki kendinize güvenin.
Arzularınızı... Taşa dönüştürmelisiniz.
Çok zor değil mi? İçtiğinizi söndürmelisiniz.
Çünkü öz disiplin kendinizi bir eylemde bulunmaya zorlama yeteneği.
Durumunuz ne olursa olsun, olduğunuz duruma yapmanız gerekenler varken odaklanmayın diyor.
Yani fiziksel, zihinsel ya da duygusal durumunuzdan bağımsız olarak yapmanız gerekeni yapın diyor.
Ne demek bu? Şöyle söyleyeyim.
Ben geçen haftalarda ses kaydı oluyorum işte şu anda olduğu gibi.
Ekipten bir arkadaş yapıyor benim editlerimi, ses kontrollerimi.
Yaptım, sesimi gönderdim.
Eyvah dinlememiştim gönderdikten sonra.
Nasıl olsa her zaman yapıyorum.
Ses berbat. Yani bir yankı var, işte o var, bu var.
Düzeltilmesi gerekiyor.
Yani ve saat geç.
Çünkü pazar akşamı biz yayına biliyorsunuz her pazartesi Spotify'da saat 7'de araya reklamda sıkıştırayım.
Yani vakit geç. Sonuçta farklı işlemleri de var arkadaşın.
Nasıl yapacağız diye inanılmaz panik oldum.
Hani ağlayacağım, ağlayamıyorum, nasıl yapayım?
Ha baştan okuyacağım çünkü gerçekten hazırlıklarımın dışında spontane söylediğim şeyler de var.
O duyguya her zaman konuşurken giremiyorsun.
Ondan sonra nasıl yapalım, nasıl edelim derken ya ben böyle koptum.
Sonra bir anda, o anda yani hissettiğim acıyı görmezden gelmeye başladım.
Yani bir robot gibi, böyle bir kasandra gibi yerimden kalktım, odaya gittim, kahve tekrar aldım.
Yani bazı anların buna ihtiyacı vardır.
Bu işte hedeflerine ulaşmak için gerekli olan eylemleri yapmaya zorlama yeteneği.
Yani ben o anda ağlayıp zırlayıp ya yetişemiyor şöyle yapayım böyle yapayım deyip kaydı tekrardan almayabilirdim vazgeçebilirdim.
Hatta tamamen bırakılabilirdim.
İşte ben o anda bu duygularımı bir kenara bıraktım ve kendimi zorladım.
Yapmam gereken bir iş var çünkü.
İşte bazı anların gerçekten bu zorlamaya ihtiyacı var.
Zorladım kendimi o andan işte.
Duygusuzca sadece yapmam gereken şeye odaklandım.
Acıyı hissetmedim. Yani ben pazar akşamı bütün işlerim bitmiş, ayaklarımı uzatma vakti deyip arzumu görmezden geldim o içimdeki.
Bunu söyleyen arzuyu görmezden gelmiş oldum.
Bu arada arkadaşlar bu tarz sorunlar da, bu tarz aksilikler de üst üste de gelebilir.
Yani bütün olumsuzluklar ard arda gelir ya deriz.
Sonra işte hemen bir bunalmıştık haline gireriz.
Hepsine birden ne yapmam gerekiyorsa...
Yani hepsinden vazgeçeriz.
Burada işte bunalmışlığa yenik düşüyoruz.
Bunalmışlığımız da hızla ertelemeye dönüşüyor ve ertelemede daha sonra bizde durgunluğa yol açılıyor.
Bu durgunluğun olduğu yerde de öz disiplin var olamıyor.
Yani bazı aksiliklerin üst üste gelmesi de lütfen sizi yıldırmasın.
Bu durgunluğa izin vermeyin.
Ve üçüncü önerisiyle Marcus diyor ki kendinize gönüllü olarak zorluk uygulamaları yapın.
Yani öncelikle kendinizi küçük şeylerle disipline edin diyor.
Rutin giden hayatınızda bazı şeyleri rahatsız edici duruma getirin diyor.
Ne demek bu? Mesela her zaman diyelim ki sabah 7'de kalkıyorsunuz.
Birkaç saat erken uyanacaksınız.
Sürekli olmasına gerek yok.
Bunu kendinizi hem fiziki olarak hem rus olarak disipline etmeniz için öneriyor.
Bazen birkaç saat erken uyanın.
İşte yağmur yağıyor diyelim bugün.
Hava berbat. Hemen bir şekilde bir taksiye binip bir yere gideceksiniz.
Bir saat kadar yürüyün.
Yarım saat kadar yürüyün.
Yani kendinizi disipline etmek için o zorluğa girin.
Bire isteğe girin. Mesela her gün diyelim ki...
Hepimizin yatağı var değil mi?
Rahat rahat yatıyoruz. Yatak yerine koltukta uyun.
Ne bileyim yerde bir yatak yapın.
Yani sizi rahatsız edecek bir yüzeyde uyumaya çalışın.
Soğuk duşlar yapın.
İşte buz banyoları yapın.
Hiç olmadığı zamanlarda yani dini sebepler dışı zamanlarda.
Oruç tutun. Kendinizi belli saatlerde aç bırakın.
İşte çok sevdiğiniz çikolata var diyelim.
Mutlaka haftada bir kere ondan yiyorsunuz diyelim.
O hafta onu hiç yemeyin.
Diyelim ki mutlaka sütlü kahve içiyorsunuz.
O gün sütlü kahve içmeyin.
Daha acı bir kahve içmeye çalışın.
Tabii sağlık sorunuz yoksa.
Yani bu şekilde. Durumlarda arkadaşlar vücut diyor ki ya bu bile isteye kendine bu tarz zorlayıcı şeyler yapıyor.
Ve farklı bir zorluklarla karşılaştığınız zaman bunların üzerinden çok rahat gelebiliyorsunuz.
Çünkü artık vücudunuz bu tarz zorluklarla kendini öz disipline kavuşturmuş oluyor.
Çünkü bir rahatsızlık durumuna isteyerek girdiniz değil mi?
İşte kendinizi zor zamanlarda başa çıkabilmeye dediğim gibi hazırlamış oluyorsunuz.
Yani hayatınızın kontrolü sizin elinizde olduğunu hissediyorsunuz arkadaşlar.
Böyle uyarılmaya gerçekten ihtiyacımız var.
Hem de bu tarz engellerle başa çıkabileceğinizi görmek yine dediğim gibi sizi disipline etmiş oluyor.
Yapabileceğinizi görüyorsunuz ya.
Oha diyorsunuz ya ben sütsüz kahve içemezdim acıydı içebiliyorum şu anda çok enteresan.
Ve bunu beyniniz de kabul ediyor.
Ya bu kız diyor bu adam bunu yapabilirse farklı bir zorluk önünüze geldiği zaman bunu da yapabilir diye bilinçaltına yine komuta etmiş oluyorsunuz farkında olmadan hem de.
Mesela başka bir öz disiplin geliştirme uygulaması da şu.
Hepimizin yaptığı bazı zevklerimiz var değil mi?
Mesela işte moda olan okazaktan, çantadan almak, işte viral olan oruju almak, haftada bir mesela alkol tüketmek.
Bunların rutin haline gelen zevkleriniz.
Arada bir hayır diyeceksiniz arkadaşlar.
Bunları da yapmayacaksınız.
Her cumartesi diyelim ki evde kendinize bir alkol masası hazırlıyorsunuz.
Diyeceksiniz ki ben bu hafta bu alkol masasını hazırlamayacağım.
İşte bu hafta bunun yerine...
Tamamen örnek veriyorum.
Dalışa gideceğim. İşte yüzmeye gideceğim.
O saatlerde bunu yaparken kendimi daha zorlayıcı ama yine de bana zevk verebilecek farklı bir aktivitede bulunacağım.
Yine arada böyle yaptığınızda davranışlarınızın kontrolünün sadece sizde olduğunu fark ediyorsunuz.
Ve bu adım öz disiplininizi geliştirmeye sağlıyor.
Ve bir diğer önerisi de Marcus'un kontrol ikilemi uygulaması demiş.
Bunu aynı zamanda Epictetus da söylüyor.
Zihnimiz üzerinde bizim bir gücümüz var değil mi?
Dışarıdaki olaylar üzerinde ama kontrolümüz yok.
Bu yüzden kontrolünüzde olan ve kontrolünüzün dışında olan şeyleri kendinizde pekiştirin.
Eğer kontrolünüz dışında olanı kucaklayıp kabul ederseniz huzuru yaşarsınız.
Epiktetos diyor ki bir şeyin olmasını istediğin gibi değil, olduğu gibi olmasını iste.
Böylece huzur, içsel dinginlik iç içe geçer.
Çünkü disiplin yalnızca zorluklara göğüs germek değil.
Aynı zamanda onları içselleştirerek ruhunda eğitmek demek.
Ve bu tarz durumlarda arkadaşlar kontrol edemediğiniz durumlarda endişe duyulmanıza gerek olmadığını fark edeceksiniz.
Çünkü normların dışına çıkıp hayatınızda özel bir amacınız olduğuna ve bunu başarmak için ne gerekiyorsa yapacağınıza inandığınızı beyan ediyorsunuz.
Ve bu şekilde karşınıza çıkanları kendinize çıkan.
Ve bu şekilde karşı çıkanları da kendinize çekiyorsunuz.
Karşı çıkanlar, bir şeyi eleştiren, itiraz eden ya da karşı çıkan kişiler.
Bunlar sadece karşı çıkmayı severler.
Sizi sevebilirler ama ilerlemekten korktukları için her şeye karşıladılar.
Ve görüşleri öz disiplininiz için çok kötüdür.
Tanımadığınız veya saygı duymadığınız birinin görüşü yüzünden üzülmenize izin vermenin.
hava durumu hakkında üzülmek kadar aptalca olduğunu fark etmemiz gerekiyor.
Bu bir enerji israfı.
Onların sesleri duyulmayı hak etmiyor arkadaşlar.
Huzurunuzu istedikleri gibi bozabilecekleri dışarıdakilerine teslim etmeyin.
Yani kontrol edemediniz dediğim işte bu insanlar.
Saygı duyduğunuz kişilerden dürüst geri bildirimleri aktif olarak görebilirsiniz ve bunları da kabul edebilirsiniz.
Ama birinin olumsuz bir geçmişi varsa, hiçbir şey yapamadıysa Ve yine size laf etmeye çalışıyorsa lütfen onu görmezden gelin.
Hulda Crocs adında Alman bir kadın vardı.
Ben de psikoloji bugün dergisinde okumuştum yıllar önce.
Hulda işte 50 yaşındayken eşi vefat ediyor ve o da yalnız kalıyor.
Yalnız kalınca da doğa yürüyüşlerine başlıyor ve doğaya büyük bir ilgisi oluyor.
Daha uzun doğa yürüyüşleri yapmaya başlıyor.
Ve 10 sene sonra fiziksel olarak kendisinin çok sağlıklı olduğunu fark ediyor.
Bu doğa yürüyüşleri sırasında da izlediği dağlara da çok fazla böyle bir hayranlık duymaya başlıyor.
70 yaşına geldiğinde de diyor ki ben dağcı olacağım.
Her sabah saat 5.30'da uyanarak bir mil koşuyor.
Ardından hızlı bir şekilde tempoyla o yolu geri dönüyor arkadaşlar.
Bakın 70 yaşında bir insan yapıyor.
Disipline bakar mısınız? Her sabah 5.30 bir mil ve sonra o yolu tempolu bir şekilde yürüyerek geri dönmek.
Sonrasında da eve gidiyor.
Üst gövde egzersizleri yapıyor.
Kendi bahçe işlerini kendisi yapıyor.
Kendi market alışverişlerini kendi yapıyor.
Yani 70 yaşındaki bir insanın böyle bu kadar çok poşetleri yüklenip eve kadar yürümesi, markete yürümesi, bahçe işlerini işte ektim biçtim bilmem ne bunlar kolay şeyler değil değil mi?
Normalde bile bunları yapmak zor.
Bunların hepsini rutine haline getiriyor.
20 sene boyunca bu çalışma düzenini bozmuyor arkadaşlar.
Tam 20 sene sonra...
91 yaşına geldiğinde Japonya'nın en büyük zirvesi olan Fuji Dağı'na tırmanıyor.
Ve Fuji'ye tırmanan en yaşlı kadın unvanını alıyor.
91 yaşında.
Öz disiplinin ona sağladığı, ona verdiği güzelliğe bakar mısınız?
Hem de hayatının son yıllarında.
Normalde 70 yaşındaki bir insana sorsanız ne der?
Yaş 70 iş bitmiş derler değil mi?
Bizde özellikle. Onu tekrar güçlü yapan, fiziksel olarak tekrar doğmasını sağlayan şey disiplin, istikrarlı çalışmasıydı arkadaşlar.
Ve diğer bir öneride Marcus diyor ki gününüzü dürüstçe gözden geçirin ama dürüstçe.
Marcus'un sözleriyle söyleyeyim.
Bunlar diyor rasyonel ruhumuzun özellikleridir.
Nedir bunlar? Öz farkındalığımız, öz incelememiz ve öz kararlılığımız.
Yani kendi amacında bunların başarılı olacağını söylüyor.
Daha disiplini olmanın en iyi yollarından biri kendinizi incelemek, zayıf noktalarınızı bulmaktır.
Acımasızca kendinize dürüst olun ve bu zamanı bilinçaltınızda bağlantı kurmak için kullanın diyor.
Kendinizi gözden geçiriyorsunuz yani gününüzü.
Kendinize şunu sorun diyor.
Bugün neyi iyi yaptım?
Disiplinim ve öz kontrolüm nerede test edildi?
Neyi kötü yaptım? İşte şu neden oldu, bu neden oldu?
Nasıl gelişebilirim? Artık yarın nasıl gelişebileceğinizi biliyor olursunuz.
Ama kendinizi fazla hırpalamayın.
Seneca gibi olun. Kendinizi affedin ve kendinize şefkat gösterin.
Araştırmalar şunu göstermiş arkadaşlar.
Ertelemeye devam etmenizi engelleyen şeyin kendinizi affetmeniz olduğunu gösteriyor.
Kendinizi hırpalamanız değil.
Yani bu eleştirileri yaparken kendinizi hırpalamayacaksınız.
Ve kendinizi affettiğiniz zaman ertelemenizi bir kenara bırakmış oluyorsunuz.
Yani kendinizi eleştirmiyorsunuz, sadece gözden geçiriyorsunuz.
İyi yaptığınız şeyleri düşünün ve yarın tekrar yapabileceğinizi kendinize hatırlatın.
Bugün gerçekleşen iyi şeyler için şükretmeniz lazım.
Stoica felsefedeki en önemli uygulama değiştirebileceğimiz ve değiştiremeyeceğimiz şeyler arasında ayrım yapmaktır.
Etkileyebildiğimiz ve etkileyemediğimiz şeyler.
Mesela yarın hava durumu 25 derece ama sizin sıcağa ihtiyacınız yok.
Bunalacaksınız. Yapacağınız işten dolayı sıkıntı olacak.
Bu hava durumunu değiştirme ihtimaliniz var mı?
Yok. Bunu siz yapmıyorsunuz.
Değiştiremiyorsunuz. O zaman bununla ilgili herhangi bir şekilde size engel olmasına müsaade etmeyin diyor.
Bakın Marcus kendisine hep şunu hatırlatırmış.
Dermiş ki işte bu stocalık felsefesi bir eğitmen değil.
Aslında bir merhem. Nerede olursa olsun bir yaraya sürülen yatıştırıcı bir merhem dermiş.
Epik tetesuda hayat zor.
Acımasız, cezalandırıcı, dar ve kısıtlayıcı, ölümcül bir iştir dermiş.
Çok haklı değil mi?
Öz disiplin arkadaşlar düşüncelerimizin ustalığıyla başlıyor.
Ne düşündüğünüzü kontrol etmezseniz ne yaptığınızı kontrol edemezsiniz.
Motivasyon sizi harekete geçirir, disiplin sizi büyümeye devam ettirir.
Bu yüzden dış etkenlerin bir şeyin değerli olup olmadığını belirlemesine izin vermeyin.
Çünkü başarının anahtarı gerçekten de içimizdedir.
Bu bölümde sonuna geldik.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Görüşmek üzere. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
