
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Steve Jobs, başarıya giden yolda hangi zorluklarla yüzleşti ve bu deneyimler onun hayatını nasıl şekillendirdi? Onun hayatına dair daha önce hiç duymadığınız detayları ve içsel yolculuğunu anlatıyorum. Başarının arkasındaki gerçek hikayeyi dinleyin, belki de sizin yolculuğunuz için ilham olacak.***Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Altyazı M.K.
Selam, Alternative Vision'a hoş geldiniz.
Ben Ayça. Bugün Steve Jobs'ın ikinci bölümünü yapacağım arkadaşlar.
İlk bölümde nelerden bahsetmiştik?
Başarılarını gerçekleştirmeden önce hayatında yaşadıklarını ve bazı olayların şekillenmesini anlatmıştım.
Çok güzel bir bölüm olmuştu.
Çok fazla mesaj aldım sizlerden.
İkinci bölüm ne zaman ne zaman diye.
Hatta yakın çevremde aynı şekilde taleplerini iletmişlerdi bana.
Eylül ayı bitmeden planlarımı almıştım ve son gününe yetiştirdim.
Söz vermiştim çünkü size.
Şimdi Jobs ve en iyi arkadaşı Woz'la lisede ne yapıyorlardı?
İşte teknolojiyle ve elektronik cihazlara olan meraklarını eğlenceli projelere dönüştürüyorlardı değil mi?
Bunu söylemiştim. Hatta sürekli insanlara eşek şakaları yaparak çok eğlendiklerini falan anlatmıştım.
Bize aslında Steve burada Woz'la yaşadıkları durumda gerçekten başarılı olmak ve pes etmemek için yapmaları gereken şeyi söylediler.
Yani istediğiniz işi severek, isteyerek yapmanız gerektiğini gösterdiler değil mi?
Onların Apple'ı kurarken...
ki yolculuklarının devam etmesinin sebebi zaten bu.
Çok eğlenerek beraber olmaları.
Beraber severek yapmaları.
Şimdi ilk büyük projelerinden bahsedeceğim.
Dügün Vuz'un annesi Bir pazar günü öğleden sonra evden çıkmadan önce yemek masasının üzerine Eskur dergisini bırakıyor.
Ve ne hikmetse dergide de telefon hatlarını manipüle ederek uzun mesafeli aramaları ücretsiz yapmayı sağlayan bir yöntem var.
Porking yöntemi. Ben bilmiyorum bu yöntemi.
Siz de bilmiyorsunuzdur diye düşünüyorum.
Çok teknolojik bir yöntem çünkü.
Böyle bir makale yazısı var.
Ve Woz işte öyle gözü bir bakıyor.
Aa diyor değişik bir makale var burada.
Teknolojik bir şeyler yazıyor falan.
başlıyor makaleye. Ya ben bu ikilinin hikayesini ilk öğrendiğimde sürekli verdiğim tepki şuydu.
Kader ağalarını örüyor. Evet kader ağalarını örüyordu ama sonra olaylara daha spiritüel boyutta bakmak istedim ve şöyle düşündüm.
O kadar istekli, o kadar tutku duyuyorlar ki bu elektronikle ilgili şeylere.
Bir şekilde hayat onların yoluna, istediklerine ulaşmaları için böyle bir yazı getirdi.
Yani onlar sanki çektiler değil mi?
Çekim yazısı sanki devreye girmiş gibi burada.
Baksanıza. Ne alaka değil mi?
Buzma annesi bir dergi okuyor.
İşte dışarı çıkacak. Büyük ihtimalle kiliseye gidiyordur bir pazar öğleden sonra diye düşünüyorum.
Ve o makaleyi okuyor kadın.
Belki de okumadı. Tesadüf açtı bıraktı ve oğlu görüyor.
Tabii ki bu yazıyı okuduğu zaman da ne oluyor Buz?
Heyecanlanıyor. Yani sonucu çok büyük oluyor.
Büyük olacak olayları, yaşamaları için sanki öne yak oluyor evren onlara.
Hikayelere yer verdiğim bir podcast bölümüm vardı.
Orada bir hikaye anlatıyorum.
Sokrates'e başarının sırrını soran bir genç çocuk vardı.
Hatırlıyor musunuz? İşte...
Onu dinlemeyenler lütfen dinlesinler eğer dinlemeyen varsa.
Şimdi ben burada anlatmayayım.
Sokates'in verdiği cevabı hatırlayın.
Başarının ne olduğu ile ilgili.
İşte bu iki arkadaşın da yaptığı şey tam olarak o.
Woz bu makaleyi okuduktan sonra çılgına dönüyor.
Heyecanlanıyor ve hemen Caps'ı arıyor.
Yazının önemli kısımlarını Caps'da okumaya başlıyor telefonda.
Yazıda şöyle arkadaşlar.
Bir tane bilgisayar korsanı var.
O zamanlar işte bu makaleyi kahvaltılık gevreklerinin yanında plastik bir düdük veriyorlarmış.
Bu makalede öyle yazıyor yani.
İşte eşantiyor. Bu korsan o yazıda diyor ki bu düdüğün çıkardığı ses arama yönlendirme anahtarlarının kullandığı 2600 Hz'lik tonun aynısı olduğunu söylüyor.
Bu dediğim olay 1971'de oluyor arkadaşlar.
Yani 70'lerde telefon sistemlerinde analog sinyallerle çalışıyorlardı.
Yani herhangi bir arama belirtili frekans tonlarıyla iletişim kuran telefon hatları aracılığıyla yönlendiriliyordu.
Bu kısmını da detaylı olarak anlatmak istedim.
Çünkü bu iki arkadaşın ne kadar sıra dışı olduğunu görmenizi istiyorum.
1971'desiniz. Telefon hatlarını manipüle ederek bedava arama yapmaya gerçekleştiren bir lise öğrencisiniz.
ve böyle bir cihaz üretmek istiyorsunuz düşünün ve daha ilk aşamada bunu yapmak istiyorsunuz.
Yazıyı okuyan Jobs ve Walls hemen frekanslarla ilgili kitapları okumak için kütüphaneye gidiyorlar.
Çünkü bu makalede bu frekansların Hangi kitapta yazdığı da söylüyor arkadaşlar bu Korsan.
Diyor ki işte kütüphanelerdeki şu şu kitaplara mutlaka bakın diyorlar.
Hemen kütüphaneye gidiyorlar.
Ama o gün pazar olduğu için kütüphane kapalı.
Ne yapıyorlar? Aa tamam ya yarın geliriz deyip sıcak geri mi dönüyorlar?
Tabii ki hayır. Adamların heyecanı yüksek ki gençlikleri var.
Bir yolunu bulup gizlice kütüphaneye giriyorlar.
Ve tam da makalede yazan o Korsan'ın söylediği o istediği kitabı buluyorlar.
Okuyorlar, çalışıyorlar.
Uzun mesafeden...
Telefon yönlendirmelerindeki sesleri taklit ederek ücretsiz arama yapmalarını sağlayan cihazı üretebiliyorlar arkadaşlar.
Cihazın adına mavi kutu koyuyorlar yani Blue Box.
Şimdi bu cihazı yaptıktan sonra arama yönlendirmelerdeki ses tonunu ayarlayabilmek için hatta bir müzisyenle çalışıyorlar arkadaşlar.
Müzisyen bir arkadaşları var.
Ondan yardım alıyorlar. Çünkü arama yönlendirmelerini taklit etmeleri gerektiğinden dolayı işe yaraması için bu cihazın o ses tonunu yakalaması lazım.
Ve bir müzisyene ihtiyaç duyuyorlar.
Ve onu da buluyorlar. Yardım alıyorlar.
Ve sonunda yapıyorlar cihazı.
İlk denemeyi yapacakları yere gidiyorlar.
Woz'un Los Angeles'taki amcasını arıyorlar.
Onu arayalım diyorlar. Arama başarılı oluyor.
Ama numarayı yanlış çeviriyorlar.
Yani karşı taraf başkası amcası değil.
İşte Vos amca merhaba selam falan derken adam işte onun amcası olmadığını söylüyor.
Anlıyorlar yanlış numarayı aradıkları için ama bir anda bakıyorlar ki oha diyorlar ya biz bedava arama yaptık onu fark ediyorlar.
İşe yaradı işe yaradı falan diye böyle bağırmaya başlıyorlar.
Bunlar deliyorlar telefon kulübesine sağa sola koşmaya çalışıyorlar.
Seni diyorlar beleş arıyoruz kardeşimiz seni şu anda bedavaya arıyoruz diye.
Çok içindeler çünkü başardıklarını gördüler.
Sonra bu iki geriz...
Yalnız diyeceğim artık çünkü gerçekten eşek şakasının suyunu çıkartmışlar.
Vatikan'ı arıyorlar. Henry Kissinger'ın rolü yapıyorlar.
İşte papa ile konuşmak istediklerini söylüyorlar.
Henry de o zamanın öne çıkan dış politika danışmalarından biri yani.
Önemli bir insanın, düşünün bir de hani siyasi açıdan önemli birisinin taklitini yapıyorlar.
O kadar manyaklar. Ve karşı tarafta buna inanıyor.
Şu anda diyor saat diyor sabahın beşi.
Papa şu anda uyuyor. Lütfen daha sonra arayın.
Bunu yaptıklarına gerçekten inanmamıştım.
Bakın bu mavi kutu Apple'ı kurduklarında oynayacakları rolün gerçekten öncüsüydü.
Çünkü onlar yapabileceklerini, başardıklarını ve bu işi yapmayı ne kadar istediklerini gördüler.
Ama en önemlisi bunların dışında yenilikçi ve yaratıcı olduklarını gördüler arkadaşlar.
Problem çözme yeteneklerinin olduğunu gördüler.
Risk alarak cesaret edebileceklerini gördüler.
Ekip çalışması yapabil...
Bildiklerini gördüler. Çok fazla şey gördüler.
Çünkü bu cihazı öğretirken onlara bir mesaj geldi.
Onlar sadece bakmadılar, görmeyi bildiler.
Aslında bu iki arkadaş nasıldı?
Birinci bölümde hatırlayın.
İlgi duydukları bu elektronik konunun dışında aslında çok farklı karakterlerdi değil mi?
İlk bölümde de bahsetmiştim.
Çünkü Woz yarattıklarını insanlara bedavaya vermeye hazır.
Amaca bunu ne kadar ilerletebileceğini biliyordu.
Yani çok zengin olabileceğini, bu yaptıklarını satıp da zengin olabileceğinin farkındaydı.
Yani böyle bir vizyonu vardı.
Ve Jaws ilerleyen yıllarda Mavi Kutu ile ilgili konuşuyor.
Diyor ki kapak, güç kaynağı ve tuş takımı gibi geri kalan parçaları buldum ve satış fiyatını belirledik.
Parçalar 40 dolar tutuyor ve Jumps diyor ki 150 dolara biz bir kutuyu satarız.
Aynen böyle söylemiş. Ve gerçekten de bu iki arkadaş kapı kapı gezip cihazın tanıtımını yapıyorlar.
Satmaya çalışıyorlar. Yüze yakın yapıyorlar mavi kutudan ve neredeyse tamamını satabiliyorlar arkadaşlar.
İşte bu satışların sonrasında bir tane pizzacıda oturuyorlar.
Birkaç tane daha var ellerinde.
Konuşuyorlar. Sonra James gözünü yandaki masadaki adamlara dikiyor.
İki tane adam var. Onların yanına gidiyor ve onlara satmaya çalışıyor cihazları.
Adamları ikna oluyor. Tamam diyorlar biz bu cihazları alalım.
Ama diyorlar paramız arabada buyurun gidelim.
Tamam. Dördü böyle çıkıyorlar pizzacadan.
Arabaya doğru yürümeye başlıyorlar.
Adam arabanın içine tam böyle giriyor.
İşte oradan parayı alıyormuş gibi yaparken şak diye tabancasını bir alıyor.
Dönüyor Japs'a. Hemen diyor elindeki cihazı ver kardeşim diyor.
Japs tabii o anda korkuyor.
Hani birkaç tane hamle yapmayı düşünüyor ama ben diyor burada ölmemeliyim diyor.
Tamam diyor al diyor. Cihazı ona veriyor.
Sonra adamı diyor ki nasıl kullanacağınızı biliyor musunuz?
Anladınız mı? Adam evet anladık diyor.
Sonra Japs diyor ki lütfen bana telefon numaranızı verin.
Gerçekten sizi şikayet etmiyorum.
Sadece cihazı çalıştırıp çalıştırmayacağınızı öğrenmem gerekiyor.
Yoksa rahat edemem diyor. Tamam diyor adam.
Enteresan bir şekilde. Telefon numarasını veriyor.
Birkaç hafta sonra Jobs duramıyor ve adamı geri arıyor.
Öğreniyorlar ki adam bu cihazı çalıştırmayı becerememiş.
Tamam diyor Jobs. İçi rahat etmiyor.
Kalabalık bir yerde buluşalım.
Cihazı da getir. Ben size öğreteceğim.
Gidiyorlar Woz'la. Arabanın içinde bekliyorlar.
Bekliyorlar ama adamların yanına gitmeye korkuyorlar.
Cesaret etmiyorlar. Ölmek için çok genciz diyorlar.
Ve vazgeçiyorlar. cihaz orada adamlarda mavi kutuda kalıyor arkadaşlar.
Ve Steve Jobs lisenin son yıllarında ilk uzun süreli ilişkisine başlıyor Chris Brian'le.
Onunla bir arkadaşlığı var.
Çok da uzun yıllar sürüyor bu.
İlerleyen yıllarda bunun devamını getireceğim.
Yani bu ilk aşkı aşk hayatında anlatmak istedim burada.
Onunla beraber bu arada Chris inanılmaz çekici ve güzel bir kız.
Gençlik fotoğraflarını da gördüm ben.
Siz de bakabilirsiniz. İşte kumral, sarışınlımsı böyle diyebiliriz.
Uzun boylu, manken gibi. Zaten okulda çok popüler bir kız.
Hatta beraber yasaklı maddeler kullanmışlar ve en çok beraber dinlemeyi sevdikleri özellikle bu yasaklı maddeleri kullandığı sırada Vah dinlemeyi çok seviyorlarmış.
Vecapsi liseden mezun oluyor.
Ailesi onu evlatlık alırken...
bir taahhütte bulunmuştu. Hatırlıyor musunuz?
Birinci bölümü dinleyenler hatırlıyorsunuz değil mi?
Yani onlar onun üniversite okuması için söz vermişlerdi.
Çok sıkıntı çekmişlerdi para biriktirmek için ama bir sözleri vardı ve Jobs'ı en iyi okula göndermeye çalışıyorlardı.
Ama istedikleri okula Jobs gitmek istemedi ve ondan daha iyi olan, daha pahalı olan bir okula gitmek istedi.
Reed Üniversitesi'ne gitmek istedi.
Çünkü bu üniversite derslerinin iyi olmasının, kaliteli olmasının yanı sıra çok sanat anlamında, yaratıcılık anlamında çok ileri seviyede olan bir okuldu.
Sanat dersleri de çok fazlaydı.
Bu yüzden o kısımda olmak istedi Jobs.
Şimdi Jobs bulunduğu şehri seviyordu üniversiteye başladığında ama üniversiteden çok çabuk sıkılıyordu.
Yani yine bu bulunduğu yer yani üniversiteden bulunduğu yer Amerika bu arada.
Onu da söylemiş olayım. Yani orada olmayı seviyor.
İşte geniş bir kampüsü var.
İşte sanat okulu. Öğrencileri çeşitli.
İşte akademik programları, araştırma fırsatları veriyor.
Sanatsal müfredatı var.
Evet okey ama Jobs bazı derslerden gerçekten sıkılıyor ve o derslerden Derslere girmek istemiyor.
Gereksiz olduğunu düşünüyor.
Hatta bir gün Woz'a elinde ders programını sallayarak beni bundan kurtar arkadaşım diye böyle serzenişte bulunduğu anlar oluyor.
Ama Woz diyor ki ya saçmalama.
O derslere görmeye ihtiyacınız var.
Çünkü Woz neydi? Tam bir inekti.
Ve Jobs okulun o havasının durumuna kendini kaptırıyor.
Genelde işine yarayacağını düşündüğün derslere giriyor.
Teknoloji derslere dersem inanmayın.
Hayır değil. Neye giriyor arkadaşlar?
Yaratıcılığının kullanacağı derslere girmek istiyor.
Dans dersleri. Diyor ki hem de bu dans derslerinde çok fazla güzel kız var diyor.
Yaratıcılıkla alakalı, estetikle alakalı.
İlk bölümde de sanırım ucundan biraz değinmiştim.
Çok fazla takıntısı var Japs'ın.
Onu da bu derslerden aldığını söylüyor.
Yani estetiğe çok önem veriyor.
Sonra üniversiteye okuduğu yıllarda Japs diyor ki benim ailem işçi sınıfından ve ben ailemin ömür boyu biriktirdiği bütün parayı burada harcıyorum diyor.
Kendine kızmaya başlıyor.
Biraz kafa gidiyor galiba o dönemlerde.
Çünkü diyor ki hayatta ne yapacağımı konuş.
Hiçbir fikrim yok. Olduğum bu üniversitenin de ne yapacağımı bulmama nasıl yardımcı olacağını hiç bilmiyorum diyor.
Otomatikman benimsenmiş gerçekleri kabullenmeyi reddediyor Jobs ve her şeyi bizzat kendisi incelemek istiyor.
Bu sözler Heath Üniversitesi'nin dekanına ait arkadaşlar.
O Jobs okuldan ayrıldıktan sonra bile bazı derslere girmesine izin vermiş.
Jobs'daki yeteneği görmüş çünkü.
Ve Jobs üniversiteyi bırakıyor.
Los Angeles'a ailesinin yanına gidiyor.
Bunu bırakma sebeplerinden biri de ailesini bir an önce maddi olarak destekleyebilmek.
Para kazanmak. Yani para kazanma gerektiğini düşünüyor.
Hemen iş aramaya başlıyor.
Hiç beklemiyor. Gazetede yer alan iş ilanlarına bakıyor.
Ve bir gün şöyle bir yazı okuyor.
Şöyle bir başlık daha doğrusu.
Hem eğlenin hem de para kazanın.
İşte diyor ya. Bakın eğlence, para kazanmak bunlar.
Tam da Caps'ın istediği şeyler.
Bana göre şeyler bunlar diyor.
Ve hemen oraya gidiyor.
Bilgisayar okuyor. oyunu üreticisi.
Nedir firmada? Şirket Atari firması arkadaşlar.
O bildiğimiz Atari firması.
İş görüşmesine gidiyor ama nasıl?
Saçı başı dağınık, ayağında sandaletlerle gidiyor ve onu bu haliyle dikkate almıyorlar.
O da diyor ki siz beni kabul edene kadar ben buradan ayrılmayacağım diyor.
Dili gibi orada bekliyor. O lobide beklerken şirketin yetkilisine gidiyorlar.
Diyorlar ki lobide hipotipli bir tane çocuk var.
Onu işe almazsak gitmeyeceğini söyledi diyorlar.
Adamdaki isteğe ve kararlığa bakın.
Bunu... Ben de yine ilk öğrendiğimde kendim hakkıma gelmişti.
Ben de bir gün bir iş görüşmesinde çok istiyordum ama o işi.
Hani senin neden alalım tarzında böyle klasik bir soru sormuşlar.
Soran kişi de çok büyük bir bankanın işte genel müdürüydü.
Online yapmıştık görüşmeyi de.
İşte söyledim söyledim bir şeyler söyledim söyledim.
En sonunda söylediklerimin yeterli gelmediğine kanaat getirdim.
Dedim ki Ayça içimden diyorum ki Ayça bir şey daha söylemen lazım kızım.
Yani öyle bir cümle söyle ki tamam ya hadi bu kıza...
alalım desin derdi. Şey demişti bu işi gerçekten çok ama çok istiyorum.
Bakar mısınız bendeki yaratıcılığa?
Ama gerçekten de görüşme bittikten sonra online görüşme bittikten sonra kapattım bilgisayara ayağa kalktım ağlamaya başladım.
Hatta kardeşim de yanımdaydı.
Ya dedi abla saçmalama olmazsa olmaz.
Ya diyordum ben bu işi çok istiyordum.
Ne kadar saçma konuştum.
Niye heyecanlandım? Derken arkadaşlar şu sırada bir 3 dakika falan geçmişti ve beni arayıp kabul ettiklerini söylemişlerdi.
Yani çok da aptalca değilmiş.
Şimdi Jobs'ın okuduğum zaman o haliyle oraya gitmesi, beni işe alana kadar buradan gitmeyeceğim falan demesi belki size aptalca gelebilir ama inanın gerçekten bazen böyle aptalca şeyler gerçekten çok istediğinizin mesajını
karşı tarafa verebiliyor.
İşte Jobs'ı şikayet ediyorlar ya, şirketin sahibi de Alcorn diyor ki, gelsin diyor.
Bir anda ağzından çıkıveriyor, görüşüyorlar ve Jobs'a bayılıyor.
Atari'nin ilk 50 çalışanından biri oluyor, onu işe alıyor Atari firması.
Ve Atari firması arkadaşlar o yıllarda büyümeye...
Başlayan bir şirket. Ama Japs'ın işe girdiği dönemde henüz pazarın küçük oyuncularından biri diyebiliriz.
Onu işe alan Alcorn gerçekten Japs'ı çok seviyor.
Onun çok zeki olduğunu düşünüyor.
Yani seviyor derken karakter olarak sevmiyor.
Biraz sonra zaten karakterinin derinlerine iyice bir gireceğiz.
Yani Japs diyor ki gerçekten zeki bir adam.
Ben bundan faydalanabilirim.
Yani ben diyor onunla bir şey görmüştüm diyor.
Çok zekiydi, hevesliydi ve teknoloji onu heyecanlandırıyordu diyor.
Adam bunu sevmiş zaten. Şimdi bu podcast bölümünün devamını isteyenler...
arasında yani beni dinleyenler arasında kariyer yapmak isteyen, işte yükselmek isteyenleriniz var.
Attığınız mesajlardan zaten bunu siz de söylediniz.
Ben de az çok tahmin edebiliyorum.
Eğer işinizde gerçekten hevesli olduğunuzu, öğrenmeye açık olduğunuzu gösterip başarılı bir şekilde çalışıyorsanız ve hala istediğiniz konumda değilseniz lütfen kendinizde suç bulmayın.
Çünkü görmeniz gereken şey tam olarak yanlış yerde olduğunuzdur.
Bunu kendi deneyimlerime ve diğer arkadaşlarımın da edindiği deneyimlere istinaden söylüyorum.
Elinizden gelenin en iyisini yaptıysanız ve hala işler zorlaşıyorsa Japs gibi gemileri yakıp başka bir planla devam etmek belki de işinize yarayabilir.
Bunu bir düşünün lütfen.
Japs Atari'de oyun tasarımcısı olarak çalışmaya başlıyor.
Hatta ilk tasarladığı oyunda Breakout isimli oyun.
Japs'ın deneyimli bir mühendisinin yanına veriyorlar.
Şimdi düşünsenize Japs sizin çömünüz.
Çömünüz mü denirdi çayla?
gibi bir şey yani çaylağınız.
Jobs hiç söz dinlemiyor.
İletişimi çok zayıf.
İnanılmaz ukala. İnanılmaz kendini beğenmiş.
İşte iletişimi doğru düzgün kuramıyor.
Mühendisinin söylediklerinin tersini hep sürekli yapıyor ama mühendis diyor ki ya bu çocuk evet ters bir çocuk ama zeki bir çocuk.
Çok da çalışkan diyor ve bunu hep böyle gece yarılarına kadar çalıştırıyor arkadaşlar.
Çoğu işleri buna veriyor.
Ama Jobs da o dönemlerde kendisi için değil ama yanındaki insanlar için büyük bir sorun oluşturacak bir özelliği var.
Deodorant kullanmıyormuş arkadaşlar.
Arkadaşlar düzenli yıkanıyor.
Ve kafasında bir tane teori geliştiriyor.
İşte buna uyuyor. Yani diyor ki çok küstah zaten.
Ya inanılmaz küstah değil mi?
Ben diyor hani böyle vejetaryen olarak besleniyorum.
Düzenli işte duş alıyorum vesaire.
Deodorant kullanmama gerek yok.
Çünkü diyor benim tenim temiz kokar diyor.
Saçma sapan bir teori. Yanımdaki çalışanlar çıldırıyorlar.
Çünkü inanılmaz terliyormuş.
Ve inanılmaz pis kokuyormuş arkadaşlar.
Caps yıllar sonra bir röportajında Atari'de çalıştı.
Ve Atari'de işte onun çok zeki görülmesiyle ilgili.
Diyor ki benim o şirkette parlamamın tek sebebi diyen herkesin çok kötü olmasıydı diyor.
Yani ben çok zeki değildim onlar çok salaktı demek istiyor.
Şimdi Jumps'ın yine bu şirkette öğrendiği.
Apple'da kullanacağı çok ödenme özelliklerinden biri arkadaşlar.
Teknolojik konularında basitlik olması gerektiğini öğreniyor.
Karmaşık talimatlar veya kılavuz olmadan herkes tarafından kolayca kullanılabilir olmasını öğrendi ve çok büyük bir yaklaşım kazandı.
Yani bu yaklaşımda işte kullanıcı dostu olduklarını gördü.
Hedef kitlenizde. İnsanların kullanıcı dostu olmaları gerekiyor.
Apple'da ne vardı? Kullanıcı odaklı tasarım.
Jobs'ın önceliklerindendi değil mi?
Bu birincisi. Basit ve se...
Sezgisel bir kullanım tasarlıyor yani.
Sezgi'ye de biraz sonra değineceğim zaten.
Bu yanını gördüğünüz gibi bu atölyede çalıştığı yıllardan almış arkadaşlar.
Ve bu yıllarındaki çalışmalarıyla ilgili Jobs'ın şöyle bir sözü var.
Diyor ki 20'li yaşlarımda çok sıkı çalıştım.
Bu aslında harika bir şey.
Çünkü bu sürede birçok şeyi yapabilirsiniz.
Ancak bu kadar yoğun tempoyu ilerleyen yaşlarda yapamazsınız.
Yapmak da istemezsiniz.
Ve bu deneyim size hayatta en önemli şeyleri fark etme ve diğer insanlarla birlikte...
çalışma konusunda çok şey öğretir.
Ne demiştim? Orada insanlarla birlikte çalışmayı, iletişim kurmayı sevmiyordu.
Yani bunu yıllar sonra fark etmiş zaten Jobs.
Şimdi Jobs'ın üniversiteyi yarım bırakıp para kazanmak için ailesinin yanına gelerek iş aramaya başladı demiştim.
Değil mi? Aslında para kazanmak istemesinin başka bir sebebi daha var.
Hindistan'a gitmek. Üniversitedeki arkadaşlarından biri spirtel yolculuk için Hindistan'a gidiyor.
Ve Japs'ı da yanına çağırıyor.
O dönemin Hindistan'ında spirtelliğin gurusu olarak görülen Nim Karali Baba var.
Ona gitmeye karar veriyor o da.
Kendisi bu yolculuğa çok ciddiye alarak çıkmış arkadaşlar.
Yani öylesine atıldığı bir macera yaşama isteği değil.
Diyor ki Japs benim için çok ciddi bir arayışta.
Çünkü aydınlanma fikrine odaklanmıştım.
Ve kim olduğumu evrendeki yerimi anlamaya çalıştım.
Ya bu 1970'lerde değil mi?
Evrendeki yerini anlamaya çalışıyor.
Kim olduğumu bilmiyorum diyor.
Jobs Hindistan'a Ridge Üniversitesi'nden yakın arkadaşı Daniel'la beraber gidiyor.
Daniel Jobs'ın Hindistan'a gitmek istemesinin sebebinin gerçek anne ve babasını tanımadığından dolayı içindeki o boşluğu doldurmak isteyişinin olduğunu söylemiş.
Evlatlık olduğunu bilen ve biyolojik ebeveynlerini tanımayan çocukların psikolojisi üzerine yapılan araştırmalarda Çocukların duygusal ve manevi gelişiminde zorluklar yaşadıkları görülmüş.
Kimlik gelişimleri, işte aidiyet hisleri, bağlanma süreçleri hepsinin zorlandıkları görülmüş arkadaşlar.
Yani bunlara sebep oluyormuş.
Evlatlık olduğunu bilmeleri, işte biyolojik ebeveynlerini tanımadıkları.
Yani o da ne diyordu Jobs'da?
Kim olduğumu anlamaya çalışıyordum diyor.
Ve Jobs Hindistan'a gidiyor.
Daha ilk günden hasta diyor.
Çünkü biliyorsunuz Hindistan şu anda da öyle.
Yani o Jobs'da zaten çok parası olmadığı için çok iyi yerlerde kalamıyor.
Ve hijyen açısından da çok kötü bir durumda.
10 günde neredeyse 18 kiloya kadar düşüyor.
Çok hasta oluyor. Adam kim olduğumu bulacağım diye olduğu kişiyi kaybediyormuş az kalsın.
Otellerde iyileşmeye çalışıyor.
Sonra biraz iyileştikten sonra Hindistan'ın Ganja Nehri'nin civarındaki yerlere gidiyor.
Oradaki şehirlere gidiyor işte arkadaşıyla beraber.
Orada 3 yılda bir uygulanan çok önemli dini bir festival var.
Ve tesadüf o ki 12 yıllık bir çemberin son senesi.
Ve o çember sezgisi anlamda.
anlamda insanlığa çok şey kattığı düşünüldüğü ve inanıldığı için Japs da o anda orada olduğundan dolayı çok farklı şeyler düşünmeye başlıyor.
Diyor ki evet ben şu anda bu tesadüf olamaz çok doğru bir yerdeyim diyor ama o anda da hastalıklar devam ediyor.
Sonra o festivalden sonra farklı bir şehire geçiyor Hindistan'dayken.
Orada bir tane klimalı otel tutuyor.
O otel sırasında yine aynı şekilde bu spirtüel alanda o nim kalanın yanına gitmek istiyor ama bir bakıyor ki o guru ölmüş.
Başkalarıyla tanışıyor. Sonra bu tanıştığı spirtüel tel tiplerden bir tanesi onun hasta olduğunu görüyor ve ona diyor ki gel diyor seni bir yere götüreceğim.
Orta bir tepeye çıkartıyor.
Caps diyor ki Allah diyor galiba biz Allah demiyor tabii ki belki Tanrı diyordur ama Allah demiyordur.
Aman Tanrım diyor. Galiba bunlar beni burada öldürecek.
Adam çıkartıyor beyaz sabunu.
Çok özür dilerim.
Anlandıramıyorum. Adam çıkartıyor ıstırayı.
Gel diyor şöyle bir önüme otur.
Bunun kafayı sabunluyorlar.
Ondan sonra tıraşlıyorlar.
Ve adam şaka bir yana adam bunu gerçekten sabunlayarak tıraş ediyor.
Kesiyor. Diyor ki şimdi diyor sağlığına kavuştun artık iyileşebilirsin diyor.
Gerçekten birkaç hafta içinde Japs neredeyse tamamen iyileşiyor.
Oradayken yani Hindistan'dayken 7 ay boyunca spritüellik eğitimi alıyor.
Ve Londra'ya dönüyor.
Bakın burası çok iyi.
Gerçekten çok iyi. Sabah akşam meditasyon yapmaya devam ediyor.
Asla bırakmıyor. Ve zen çalışıyor arkadaşlar.
Zen budizminden de bir önceki podcastinde bahsetmiştim.
Yani bu budizme göre yaşamak istiyor.
Buna göre uyarlamaya çalışıyor yeni hayatını.
Meditasyonlarına ve bu zene devam ederken Stanford Üniversitesi'nde de fizik ve mühendislik derslerine giriyor.
Yani burada üniversite yarım bıraktı vs.
ama yine bu dersleri almaya devam ediyor.
Tam da bu kısımda almamız gerektiğini düşündüğüm şey şu.
Fazlasını kendiniz...
yüklemenize gerek yok.
Bir bardak düşünün. Kapasitesinden fazla su aldığı zaman ne oluyor arkadaşlar?
Taşıyor değil mi? Zamanla ne oluyor?
Her yer etraf gereksiz suyla doluyor ve suyun hiçbir faydasını göremiyorsunuz.
Jobs da ihtiyacı olan konulara doğru yöneldi.
Bakın meditasyon olarak bu işlerini tamamladı.
Hindistan'a gitti. Manevi olarak kendini tamamladı ve geldi.
İşte üniversitede ilgi alanlarına dair derslerine girdi.
Teknoloji anlamda çünkü kafada hesapları var, planları var.
Onlarla ilgili... Şimdi burada üniversite okuyan arkadaşlara
yanlış yönlendirme yapmak istemem.
Kendinden inanılmaz emin ve adamın gerçekten elinde.
Hani böyle devasa diyebileceğimiz tarzda yetenekleri var.
Hem pazarlama, hem işte reklam, hem adam zeki, işte teknolojiyle alakalı çok böyle büyük olayların peşinde.
Bu sebeple o gerçekten emindi ve o yüzden sadece alması gerektiği dersleri aldı.
Hatta arkadaşlar bu Stanford Üniversitesi'nde ders alıyor derken yıllar sonra çok meşhur bir konuşma yapmıştı üniversitesinde.
Bunun videoları vs. ve oradan bakabilirsiniz.
Çok güzel bir konuşma. Bu da çok ilginç.
ilk gelmişti bana. Şimdi Hindistan'da öğrendiği en önemli özelliklerden birinin sezgilerini kullanmak olduğunu söylüyor.
Zihinsel Wifi podcastimi hatırlayın.
Orada telepatiyle sezgilerimizle alakalı bilgiler vermiştim.
Ne kadar doğru şeyler söylemişim.
Aynısını da yine 70'lerde Jabs'da yapmış arkadaşlar.
Hindistan'daki insanların ve aldığı eğitim sırasında ona eğitim veren kişilerin zihinsel alanda ne kadar ilerlediklerini görmüş ve o da buna inanmış ve bunu geliştirerek kendi tek Teknoloji
olayına da yani kendi teknolojik dünyasına da katmış bunu.
Ve Jobs Apple'la ilgili çoğu girişiminde sezgilerine mutlaka kulak vermiştir.
Jobs diyor ki sezgi çok güçlü bir şey.
Bence zihinden daha güçlü ve işime etkisi çok büyük.
Kendisine gizem öğretmeni buluyor.
Evet doğru. O kadar eğitim aldı ama devam etmek istiyor.
Diyor ki ben bir tane zen öğretmeni bulacağım ve bir zen öğretmeni buluyor.
Zen zihni, çömel zihni kitabının yazarını buluyor.
Sürekli onlarla ve onun grupları ile beraber bir araya geliyorlar.
Meditasyon yapıyorlar. Ve bazen Woz'da onlara katılıyor.
Bazı arkadaşları var. Ve bu lise yıllarındaki kız arkadaşı var demiştim ya.
Kız arkadaşı da hala onunla beraber.
O da katılıyor hatta meditasyonlara.
Ve tahmin edin bu meditasyon sırasında Jobs neyi görüyor arkadaşlar?
Hangi gerçekle yüzleşiyor?
biyolojik anne ve babasının tanıma isteği ortaya çıkıyor.
Çoğu meditasyonda bu isteği öyle bir ortaya çıkmış ki gözyaşları içinde kalmış.
Böyle haykırırcasına ağlamış ve arkadaşları da zaten bunu fark etmişler.
Demişler ki git aileni bul.
Ve o da bu yıllarda tamam diyor ben diyor ailemi bulmaya çalışayım.
Ulaşıyor bir şekilde onları buluyor ama asla arkadaşlar asla babasıyla tanışmak istemiyor.
Babası çok ilerleyen dönemlerde Jobs'ın kendi oğlunu öğreniyor.
Yani Steve Jobs'ın kendi oğlu olduğunu öğreniyor.
Onunla görüşmek istiyor. Ama Jobs kesinlikle babasıyla tanışmayı bırakın.
Yüz yüze bile gelmek istemiyor.
O diyor sadece benim için bir dönerdi diyor.
Ben diyor onunla hiçbir şekilde iletişim kurmayacağım.
Yüz yüze gelmeyeceğim diyor. Ama annesiyle görüşüyor.
Annesini biraz affetmiş.
Onunla işte ölmeden önce görüşmeleri vesaire oluyor.
Devam ediyor. Ama şöyle bir durum var arkadaşlar.
Ben buna gerçekten çok üzülmüştüm.
Şimdi bu Japs'ın annesi babası ne yapmıştı?
İşte biz öğrenciyiz vs.
diye onu evlatlık vermişlerdi değil mi?
Ama bu iki akıllı ona evlatlıktan verdikten sonra işleri yola koyduklarında, mezun olduklarında, işleri olduklarında arkadaşlar geri evleniyorlar biliyor musunuz?
Manyaklara bak ya. Evleniyorlar ve bir tane kız çocuk yapıyorlar.
Japs'ın öz ve öz kardeşi.
Ve Japs bu kızı da buluyor.
Ölene kadar inanılmaz sıkı bağları oluyor.
Bu kız da zaten yazar.
İşte birkaç dergilerde vs.
makaleleri, yazıları da oluyor.
Sürekli onun yazılarında ona destek oluyor ve inanılmaz güzel bir ilişkileri oluyor.
Bu açıdan güzel olmuş Caps için.
Şimdi tahmin edin ne oluyor?
Ne oluyor? Caps'ın içindeki bu zen öğrenimi işte meditasyon ateşi bir anda sönüyor.
Tamam diyor yeter diyor artık diyor.
Benim teknolojiye geri gitmem lazım.
Öğrenmem gerekeni öğrendim.
İçindeki boşluğu ne olduğunu öğrendim diyor.
Ve Atiri firmasına çalışmaya geri dönüyor arkadaşlar.
Ama neyi bırakmıyor? Her sabah bir saat meditasyon yapmayı asla bırakmıyor.
Ve bir de neyi bırakmıyor? bırakmıyor arkadaşlar minimalist ve sade yaşamı bırakmıyor Mesela çalışırken dikkat dağınıklığını engellemek için her zaman sade bir yer seçermiş.
Sade bir şekilde yaşarmış.
Yani bulunduğu ortam hep sade.
Çünkü böylece sadece işine odaklanabiliyor.
Dış etkenlerden ve bu şekilde gereksiz kararlardan uzak durabildiğini söylüyor.
Bakın bu çok güzel. Mesela benim bulunduğum ortam şu anda çok karışık zaten.
Biliyorsunuz zaten karşımda vizyon falan var.
Sürekli ona baktığım zaman işte yapamadığım şeyler hala gördüğümde bazen böyle stres olabiliyorum.
Mesela benim bazı kararlarım...
verirken de beni etkilemiş olabiliyor.
Bazen olumsuz da etkilemiş olabiliyor.
Ben de bu Jobs'ın önerisini gerçekten bir dahaki podcastımı kaydedirirken göz önünde bulunduracağım.
Kaldıracağım bu vizyon pahasını buradan.
Ve mesela kıyafetleri de öyle.
Kıyafetlerine bakın. Şimdi hemen gözünüzün önünde gelecek o siyah boğazlı kaza, kot pantolonu, spor ayakkabısıydı sanırım New Balance'da ayakkabıları.
Öyle hatırlıyorum. Aynı Apple ürünleri gibi değil mi?
Fark ediyor musunuz? Yani sade ve kullanıcı dostu.
Ve Jobs arkadaşlar yoğun bir şekilde çalışmasını gerektiren projeleri varsa bu sade bir şekilde yaşamasının dışında durmaksızın odaklanarak saatlerce çalışıyormuş.
Yani sade bir ortam ve hiç durmuyor.
Hani bazı çalışma yöntemleri var ya işte hani 5 dakika durayım, 10 dakika çalışayım vesaire öyle bir şey değil.
Eğer yoğun bir şeye odaklanması gerekiyorsa hiç durmaksızın çalışıyormuş.
Jobs kısa bir süre atölyede çalışmaya devam ediyor ama kimseyle yine anlaşamıyor.
İşte geçimsiz, ters, iş yapma şekli vesaire şirkette uyuşmuyor ve oradan ayrılıyor.
İşte Walls en yakın arkadaşıyla beraber Ev yapımı bilgisayarlar yapma isteklerini harekete geçiriyorlar.
Çünkü Jobs'ın en başından beri istediği şey neydi?
İş yerlerindeki bu bilgisayarların her evde olmasıydı.
Ve aralarına runway'ni de alıyorlar.
Woz sermayeyi koyuyor.
Jobs'ın aile evindeki araba garajında Apple'ı kuruyorlar 1976'da.
Jobs Atari'de çalışan bir tanıdığına devre kartlarına çizdiriyor.
50 tane ürettiriyor arkadaşlar ve bunu da gerçekleştiriyorlar.
Jobs ve Woz'un Apple'ın kurumuyla ilgili ortak bir görüşleri var.
Biz diyorlar birbirimizi tamamlayan iyi bir ekiptik.
Woz'un bilgisayar konusunda olağanüstü yeteneği ve bilgisi vardı.
Jobs'ın da bilgisayarlara ilgisi ve pazarlama yeteneği vardı.
yeteneği vardı. İlk Apple sadece bir devre kartı.
Klavye, monitör, kasar vesaire hiçbir şey yok.
Yani sadece kişisel bir bilgisayar kiti.
Bunu da görüyoruz ki Jobs.
çevresini ona faydalı olacak insanlarla çevrelemiş değil mi?
Yani adamlar bakın ne kadar büyük bir olayın minicik bir kartla bir garajda temellerini attılar.
Bu bildiğimiz ama gördüğümüz kadarıyla hayata geçirmekte en zorlandığımız eylemlerimizden değil mi?
Bu konuda Jobs diyor ki çevrenizdeki insanlar geleceğinizi şekillendirecek kişilerdir.
Eğer çevrenizi sizinle aynı vizyonu paylaşan zeki ve pozitif insanlardan oluşturursanız önünüzde parlak bir gelecek uzanıyor demektir.
Şunu unutmayın ki en çok birlikte zaman geçirdiğiniz 5 kişinin ortalamasısınız.
Akıllıca seçimler yapın.
Yani o gerçekten çevresindeki insanları doğru seçti ve bu kadar minicik bir şeyle devrim niteliğinde çok önemli bir devre kartı yarattılar.
Yani ilk Apple'ı o şekilde garajdan kurdular.
Ve bir tane ne bulmaları gerekiyor?
Şirket varsa ortada logo değil mi?
Logo bulmaları gerekiyor.
Apple'ın ilk logosunu Jobs ve...
Yani bu sonradan katılan üçüncü arkadaşları tarafından bir elma ağacının altında oturan Newton'u düşünerek tasarlanıyor arkadaşlar.
Yani aslında ilk logosunu bu şekilde söylüyor.
Rivayet bu. Ama başka bir bilgi daha var.
Yani ikinci bir olasılık daha var.
Alan Turing'i biliyorsunuz değil mi?
İngiliz matematikçi, bilgisayar bilimcisi ve kriptolog.
İkinci Dünya Savaşı'nda ne yapmıştı?
Almanların kullandığı Enigma isimli şifre mekanizmasını çözmüştü.
Savaşın gidişatında önemli bir rol üstlenmişti değil mi?
Yani bunu çözdüğü için Almanların savaş uçaklarını etkisiz hale getirmişti değil mi?
Yani adeta bir savaş kahramanı ilan edilmişti.
Savaş bittikten sonra inanılmaz ünlendi.
Üniversitedeki odasında...
Bir erkek öğrencisiyle yakalan.
Çünkü kendisi bir eşcinseldi.
Her şey kızıştı.
Olaylar büyüdü. Çünkü o yıllarda eşcinsellik büyük bir suçtu.
İngiltere'nin yasalarında böyle bir yaptırım vardı.
Bu yaptırımları Elena'da uyguladılar.
Çok büyük sıkıntılı zamanlar geçirdi.
Hatta bunun filmi de var.
Dr. Strange oynuyor.
Benedict oynuyor arkadaşlar. Ben o adama...
Doctor Strange demeye devam edeceğim.
Hatta nişanlısı da var filmde.
Gerçek hikaye zaten. K.R.
oynuyor onda. Onu da zaten Karayip Korsanlarından biliyorsunuz.
Çok güzel bir kız. O da onun nişanlısını oynuyor.
Bu filmde eğer izlemediyseniz mutlaka izleyin.
Alan'ın gerçek hikayesidir.
Sonra işte Alan diyor ki ben bu işte eşcinselliğim duyuldu.
Bu kötü yaptırımları kabul edemem diyor.
Bir tane elmayı eline alıyor ve içine bir gergedanı daha öldürebilecek güçte olan bir tane zehir enjekte ediyor.
Ve elmadan sadece bir ısırık aldığı gibi olduğu yere yığılıp ölüyor arkadaşlar.
Onlar da yani Apple'ın ısırıklı halinin bu ısırıklı elma olmasının halinin buradan Elon'dan geldiğini söylüyorlar.
Ve şöyle bir durum daha var.
Biliyorsunuz Apple ilk logosu yapıldığı zaman gökkuşağı renkleri içerisindeydi.
O da zaten bu eşitsellikle bağdaştırılıyor bu renkler biliyorsunuz zaten.
Hiçbir zaman yani benim şüphelendiğim ben açıkçası bu ikincisinin logosunu bulurken önemli olduğunu yani doğru olduğunu düşünüyorum.
Çünkü Elon gerçekten Jobs'ın düşünebileceği bir adam.
Yani adam bilgisayar bilimcisi.
O yüzden bence benim için kabulü...
budur arkadaşlar. Daha sonradan zaten Apple'ın rengini değiştiyorlar.
98 yılına kadar böyle gökkuşağı renkli oluyor.
Rengarenk oluyor. Ama daha sonra tek renkli logo anlayışını beğeniyorlar.
Siyah oluyor. Siyahtan sonra daha parlak renkler seçiyorlar.
O da bir strateji zaten. Şimdi Woz'la beraber ilk tanıtım sunumlarında genel bir bilgisayar üreticisinden 50 tane bilgisayar siparişi alıyorlar.
İnanılmaz seviniyorlar. Başardık diyorlar.
İnanamıyorlar. Şok oluyorlar.
Yani Woz o anı asla unutamayacaklarını söylemiş yıllar sonra.
Ve sipariş siparişini aldıkları devre kartları için Jobs Los Angeles'taki evini imalathaneye çeviriyor.
Düşünün. Yani tüm evi, tüm düzeni bir anda sadece devrek kartlarına ait oluyor.
Yani sadece hayaline odaklanıyor.
Yatacak yeri bile zor buluyormuş evinde o dönemde Japs.
Şimdi bizlere bir bakalım.
Yani ben mesela geçen hafta sadece bir gün spor yaptım.
Yani bu rutinlerimden, planlarımdan dışına çıktım diye hemen böyle bir modum düşüyor.
Hemen böyle of ya bugün yazacak keyfim yok, bugün okuyacak keyfim yok kafasına giriyorum.
Düzenim bozuldu diye. Yani adama bakarsın adamın bütün yaşamını değiştiriyor hayali için.
hayaline ulaşmak var.
Çünkü yatacak yerde bulamamış.
Yeri gelmiş yerde uyumuş yani.
Konfor alanından çıkarak gerçekten inandığınız işler için elinizden geleni en iyisini yapmak ne kadar güzel değil mi?
Onlar Jobs'ın da dediği gibi evinin garajında küçük başladılar ama büyük düşündüler.
Çünkü o dönemlerde bilgisayarlar devasa pahalı ve sadece uzmanların kullanabileceği cihazlardı.
Ama Jobs teknolojiyi herkesin kullanabileceği bir hale getirmek istiyordu.
Bu yüzden Apple 2'yi vizyona kattılar.
Kullanıcı dostu, renkli grafikleri, hareket kabiliyetleri...
Bu yapıda olması gerektiğini düşündüler.
Ve şirketleri çok hızlı büyümeye başlıyor.
80'lerin başında da Macintosh bilgisayarına piyasayı sürmeye karar veriyorlar.
Mac çalışmalarına başlıyorlar.
Mac'in ismi de işte bu Macintosh'tan geliyor zaten.
Piyasaya sürmeyi düşünüyorlar bunu.
Macintosh kullanıcı arayüzü ve fare kullanımı bugünkü bilgisayar deneyimimize ait arkadaşlar.
Yani onun sayesinde şu anda bu bilgisayarları kullanıyoruz.
Jobs zaten Macintosh'la ününe ün katıyor.
Kusursuzluk tutkusunu bu bilgisayar...
üzerinden iyice depreştiriyor.
İlk bir liseye sunulduğunda çok satıyor ama 84'ün yarısından sonra satışlar düşüyor.
Çünkü estetik olarak çok göz kamaştırıyor bu bilgisayar ama içeriği yavaş ve güçsüz.
Şimdi Japs'ın hayatının dönüm noktalarından biri var arkadaşlar.
Öncelikle manevi tarafını söyleyeceğim.
Şimdi bu lisedeyken uzun süre beraber olduğu kızı biraz önce söylemiştim Chris değil mi?
bunların ayrıldıkları zamanda yani 77 yılında ayrılıyorlar bunları ama 78 yılında kız Lisa isimli bir kız çocuğu dünyaya getiriyor.
Ama Jobs kesinlikle bunun biyolojik babası olduğunu kabul etmiyor.
Hatta Chris'e bir sürü laf söylüyor.
Sen yalan söylüyorsun diyor.
İşte bir sürü ilişkileri bozuluyor.
Daha kötü oluyor. Araları bozuluyor.
Sonra Jobs o dönemde işte bu McIntosh'u vesaire ortaya çıkarttığı için kayayına odaklanıyor.
Çok kötü bir dönemine denk geliyor.
İşte Lisa'nın doğumunu takip etmiyor.
Sürekli onun yanına gidiyorlar ve bu kızı Lisa'yı 6 kere DNA testine götürüyorlar.
DNA testinde Jobs baba çıkıyor ama o Kabul etmiyor.
Bir işte plan olduğunu, bir sıkıntı olduğunu düşünüyor.
Tekrardan DNA yaptırıyor.
Yani bu çocuk 6 kere DNA testine gönderiyor.
Caps gerçekten hani karakter olarak yok yani ya.
Yok. Biraz gerçekten sinir bozuyor.
Ancak ilerleyen yıllarda Caps Lisa'yı kabul ediyor.
Ve onunla ilişkisini geliştiriyor.
Ve Lisa şu anda kocaman kadın tabii.
Bir röportajında diyor ki hatta kitapta yazıyor bununla alakalı.
Babam diyor Apple'la ilgili işte başarıya ulaştıkça ve çok para kazandıkça diyor şeytanlaştı.
Çoğu da zaten bunu söylemiş.
Yani o Apple'la alakalı çok yükseldiği dönemlerde gerçekten karakter olarak kötüleşmiş Jobs.
Zaten çok duygusal anlamda iyi birisi de değilmiş.
Ama daha sonraki ilerleyen yıllarda daha da kötüleşmiş.
Şimdi Jobs mükemmeliyeti ve vizyoner bir liderdi değil mi?
Ama bazen bu tutkusu onu yönetim kuruluyla ya da diğer yöneticilerle ters düşürebiliyordu arkadaşlar.
Özellikle Macintosh'un piyasaya sürülmesi sürecinde yaşanan bu zorluklar, satışlarının beklenen altında kalması, Jobs'ın bazı projelere fazla odaklanması ve yönetim kararlarında daha sert tutum takılması yönetim
kuruluyla arasında açılması neden oluyor.
Yani yönetim kurulu Jobs'ın yönetim tarzını beğenmiyor arkadaşlar.
Ve o dönemlerde...
Apple'ın başında bir tane CEO var John Sculley.
Bu John Sculley de aslında Pepsi'nin CEO'su.
Ama Jobs ona bir gün yanına gidip diyor ki sen diyor hayatın sonuna kadar şekerli su satan bir şirketin CEO'su mu olacaksın?
Ne işin var burada? Gel benim teknolojimin CEO'su ol diyor.
Onu şirketine getiriyor ama yıllar sonra bu John Sculley yönetim kurulu ile beraber Steve Jobs'ı kovuyorlar.
Aslında Jobs resmi olarak o yıllarda Apple'dan kovulmuyor ama ona şirkette çok az yetki veriyorlar ve artık Apple'da...
Etkili bir pozisyonda olmuyor.
Bu da Jobs'ın şirkette kalmak yerine ayrılmasına yol açıyor.
İlginçtir ki Jobs Apple'ın kurucusu olmasına rağmen şirketin halka açık olmasından sonra da yönetim kurulu üzerinde tam bir kontrolü kalmadığından şirketten gidiyor.
Yani şirketin büyük hissedarları ve yönetim kurulu gerekli gördüklerine böyle bir kararı alabiliyorlardı ve aldılar.
Jobs şirketten ayrıldıktan sonra inanılmaz büyük yeni bir döneme başlıyor.
Aslında güzel bir dönem yaşıyor.
İyi oluyor. O da zaten yıllar sonra...
Sonra bunu söylüyor. Hani çok kötü bir şey düşünebiliyor musunuz?
Kurduğunuz bir şirketten kovulmak.
Çok çok kötü bir şey. Bu arada arkadaşlar şunu da söyleyeyim.
Boz da şirketten ayrılıyor.
Çünkü Japs'la çok tersleştiği durumlar oluyor.
Anlaşamıyorlar. Japs zaten o yetişim olarak, duygusu olarak karanlık döneminde olduğu için Boz şirketten çok sessiz, tedasız ayrılıyor.
Zaten karakter olarak da sessiz.
Gerçekten centilmen ve düzgün bir adam.
Sakin bir şekilde ayrılıyor.
Hatta Japs ona pislik yapmaya devam ediyor.
Onun gittiği, Boz'un gittiği şirketlerde.
İşte diyor benim elimde sözleşme...
Nasıl var size tasarımlar yapamaz, size yeni ürünler bulamaz diyor.
Bir sürü olaylar yaşıyorlar ama Boz ona karşı hiçbir zaman kötü olmuyor.
Her zaman sakinliğini koruyor.
Ama ne oluyor? Jobs da sonuçta ayrılıyor.
Yani daha doğrusu açıkçası kovuluyor.
Ama bu kovulma gerçekten bir şeyleri yolunda koyuyor.
Next ve Pixar gibi projelere yöneliyor bu süreçte.
Çok önemli deneyimler kazanıyor.
97'de Apple zor duruma düşüyor.
Jobs bu Pixar'ı ve Next'i aldıktan sonra...
Şöyle bir durum var arkadaşlar.
Bunu sizle paylaşmak istiyorum.
Toy Story'i biliyorsunuz değil mi?
95 yılında Pixar'ın ilk uzun metrajlı animasyon filmi.
Efsane animasyonlardan biri.
Bence çok seviyorsunuzdur.
İzlemen yoktur diye düşünüyorum.
Bunun gerçekleşmesinde yani bu animasyon filminin ortaya çıkmasında Jobs'ın çok büyük bir rolü var.
Çünkü Pixar'ın ve Walt Disney'in işbirliği yapmasını o sağlıyor arkadaşlar.
Yani ve onun sayesinde bu harika film ortaya çıkıyor.
Hatta Jobs 2006'da da Pixar'ı Walt Disney'e satıyor.
Ve Jobs arkadaşlar 1996'da geri dönüyor Apple'a.
Yani şöyle düşünün nasıl geri dönmesin?
Adamın kaderi bu değil mi?
Ve Jobs'ın bunu da söylemiş olayım burada.
Adamın Apple'daki...
Personel numarası sıfır arkadaşlar.
Sıfır yani. Siz yokken o vardı.
Tabii ki geri dönecek. Çünkü Apple çok zor duruma dönüşüyor.
Jobs'ın da bazı konularda, bazı işletim sistemlerinde vs.
Burada çok teknik konulara girmek istemiyorum.
Gerçekten sıkıcı olabilir sevmeyenler için.
O yüzden girmeyeceğim burada bu teknik konulara.
Diyorlar ki sen geri gel. Bizim şirket de tekrardan ayağa kaldı.
Zaten diyorlar sen Apple'ın kurucusuydun.
Burası sana ait diyorlar. Ve Jobs tabii ki seve seve geri dönüyor Apple'a.
Apple'a döndüğü zamanlarda arkadaşlar.
çok uzun süre aslında şu Pixar, Next vesaire bu durumlardayken, Sam McIntosh ile ilk başta ilgilenirken aşk hayatıyla alakalı çok duran yani bir 10 sene kadar hiçbir herhangi bir iş yaşamamış yani.
1980'ler hep böyle geçiyor ama 1990'da Laura ile tanışıyor ve bununla evleniyorlar.
Stanford Üniversitesi'nde Jobs ders verirken tanışıyor bu kızla ve oradan aşık oluyorlar.
Evleniyorlar. Ve evliliğine de zaten ölene kadar bu kişiyle devam ediyor.
Lisa ile beraber yani ilk kızıyla beraber toplamda 4...
tane çocukları var. Bu çocuklarla alakalı da şunu söylemek istiyorum.
Jobs diyor ki anne ve babaları duydur ya da kardeşleri gelenleri olanlara 14 yaşına kadar bir çocuğa diyor telefon vermeyin.
Yani teknolojiden elinizden geldiğince uzak tutmaya çalışın ekranlardan.
Eğer veriyorsanız da saatlerini kesinlikle kısıtlayın diyor.
90'larda söylüyor bunu.
2024'deyiz ve bunun belki de bazı anne babalar ya da belki de bizler yeni fark edebiliyoruz.
Ve Jobs Apple'a geri döndükten sonra artık zaten orada kalıyor.
İşte bütün bu bildiğimiz hikayeler, işte bu telefonlar vs.
onların her zaman...
üretmeye devam ediyor.
O her zaman şunu benimsedi arkadaşlar.
Yenilikçi bir anlayış.
Yani hiçbir zaman durmadı.
Hiçbir zaman beklemedi.
Pes etmedi. Her zaman heyecanı vardı.
Her zaman buna devam etti.
Başarısına başarı katmak istedi.
Durmak istemedi. Ve şöyle bir durum var.
Hani demiştim ya insanlarla çok iyi geçinemiyorduk üstad da.
Evet doğru ama hep yakınında gerçekten böyle 4-5 tane cidden güvendiği, gerçekten sevdiği, inandığı ve hep ona destek olan insanlar hep yakınındaydı.
Bu çok önemli. Ve 2011'de 56 yaşındayken pankreas kanseri nedeniyle hayatını kaybediyor.
2004 yılında pankreas kanseri olduğunu öğreniyor.
Ameliyatlar, alternatif tıp ama maalesef herhangi bir şekilde hastalığı ilerliyor ve maalesef yeniliyor buna ve vefat ediyor.
Ve son dönemlerinde Jobs hem fiziksel hem de ruhsal olarak inanılmaz zorlu bir süreçten geçmiş.
Ömrünün son yıllarında gerçekten işini bırakmış.
Ailesine daha fazla zaman ayırmış.
Apple yönetiminde Kim Cook'a devretmiş arkadaşlar.
Yanında uzun sürede çalışan gerçekten güvendiği insanlardan birisi.
Hala da o yönetiyor zaten Apple'ı.
Jobs'ın ölümle ilgili birkaç sözü var.
Onları paylaşacağım sizinle.
Diyor ki Jobs, her şeyin öleceğim gerçeği karşısında boşuna olduğu zamanları düşündüğümde hayatımdaki en önemli kararları aldım.
Başkalarının beklentileri, gurur, başarısızlık korkusu gibi şeyler.
ölümü düşününce bir anda ortadan kayboluyor.
Hayatın en önemli şeyi zaten çıplak olduğunuzu fark etmek.
Kaybedecek bir şeyiniz yok.
Yani Jobs her ne kadar yenilikçi bir iş adamı ve teknoloji dünyasının vizyoner lideri olarak bilinse de ölümü yaklaşırken daha çok aileye, sevgiye ve hayatın anlamına odaklandı.
Jobs'ın ne kadar seven varsa sevmeyen de çok.
O yüzden bence ölümün son günlerini öğrendiklerinde belki biraz ona karşı yumuşarlar.
Ben de biraz yumuşamam oldu çünkü.
Bu bölümde sonuna geldik.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
