
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Apple'ın kurucusu Steve Jobs'ın başarı hikayesini bilinmeyen yönleriyle anlatıyorum.
***
Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Herkese selam arkadaşlar, Alternatif Vizyon''a hoş geldiniz.
Ben Ayça. Bugün Steve Jobs'dan bahsedeceğim arkadaşlar.
Başarıları koşarken neler yaşamış detaylarıyla, böyle bilinmeyenleriyle Steve Jobs'ın kendi aforizmalarıyla beraber anlatmaya çalışacağım size.
İnsanlık tarihinde 3 tane önemli elma var.
Biri Adem'in elması, ikincisi Newton'un başına düşen elma, üçüncüsü de Steve Jobs'ın elması, na ve diğer Apple.
Biz bugün bu elmanın sahibinden bahsedeceğiz.
Jobs'ın sadece yaşantısıyla alakalı...
Hani neler yaptı? Hangi tarihlerde?
Nerede yaptı? Gibi değil de hani onun başarılarıyla alakalı olarak gerçekleştirdiklerini göz önünde bulundurduğumuzda nasıl bir çocukluk geçirdi?
Anne babasının etkileri, çevresindekinin etkileri neler?
Yani başarıya koşarken diğerlerinden neleri farklı yapan bir çocuktu?
Daha çok bu bölümde bunları anlatmaya çalışacağım.
Bu bölüm çok uzun arkadaşlar ve ben kesinlikle en ufak bir ayrıntıyı bile anlatmadan geçmek istemiyorum.
O yüzden iki parça bölüm.
Bu bizim birinci partımız.
Hadi başlayalım o zaman. Steve Jobs iş hayatına bakış açısını ve iş yapış şeklini hep Beatles grubuna benzetirmiş.
Birbirlerinin olumsuz eğilimlerini kontrol altında tutan dört tane adam.
Birbirlerini dengelediler ve onların toplamları parçalarının toplamlarından daha büyük oldu dermiş.
İş dünyasındaki büyük şeylerin hiçbir zaman bir kişi tarafından yapılmayacağına, bir grup insan tarafından yapılabileceğine inanırmış.
Ve bence bu söyleyeceğim en güzel...
hayatınızda diyor Steve Jobs.
Hayatınızda neyi ve kimi sevdiğinize iyi karar verin.
Çünkü hayatınızın merkezinde sevdiğiniz kişi ve işiniz vardır.
O nedenle hayattan tat almanın tek yolu yaptığınız işi sevmektir.
İşinizi sevebilmenizin tek yoluysa onun güzel ve yararlı bir iş olduğuna inanmanızdır.
Steve Jobs'ın yaptığı işlerin o cihazlarının dünyada bu kadar çok tercih edilmesinin sebeplerinden biridir bu.
Daima kendisi kaliteyi, vizyonu ön planda tutar.
Ben de podcast bölümlerinde size hep neyi anlatıyorum, başarılı olmuş insanlarının hayatlarını anlatmaya çalışıyorum.
1955 yılında Şubat ayında San Francisco'da dünyaya geliyor.
Evli olmayan iki yüksek lisans öğrencisinin çocukları.
Gerçek annesi Joan Scrabble, Alman kökenli, köylü bir Wisconsinli.
Babası ise Suriyeli bir Müslüman, Abdülfettah Jandali.
Yani daha doğrusu...
Yabancı okulda okuduğu için ona Abdülfettah John Candali de derlermiş.
Babası Candali önde gelen Suriyeli.
9 çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu.
Petrol rafineleri ve çeşitli şirketleri olan aslında zengin bir aile.
Ve eğitimlerine de çok önem veren bir aileymiş.
Aile ve çocukları hem İstanbul'da hem de Sarborne'de eğitim almışlar.
Sarborne arkadaşlar Avrupa'nın en eski üniversitelerinden Paris'te bulunan bir tanesi.
Ve Steve Jobs'ın biyolojik babası.
Müslüman olmalarına rağmen cizvit eğitimi almış.
Genelde bu eğitimi eskilerde krallar ya da önemli devlet adamları alırdı.
Bunlar bir çeşit Hristiyanlaştırma tarikat diyebiliriz.
Ve çok özel bir program eşliğinde.
Kolej eğitimi veriliyormuş.
Yani gördüğümüz kadarıyla babası çok da Suriyeli gibi değil sanki.
Annesinin ailesi de özellikle babası Jandali'nin yani Jobs'un biyolojik babasının Katolik olmadığını öğrenince çıldırmış.
Çok da katı kuralları olan sert bir babaymış.
Onların görüşmelerini yasaklamış.
İkisi arasındaki bu aşk muhabbetlerini öğrendiği zaman.
Sonra bir gün bu iki aşık kaçmışlar ve Suriye'ye gitmişler.
Yani Jobs'un babasının memleketine gitmişler.
Dert etmişler Japs'ın babasının ailesini.
İki ay kadar orada kalmışlar.
Ve geri geldiklerinde annesi hamile olduğunu öğrenmiş.
O sırada ikisi de annesi de babası da yani 23 yaşındalar.
Annesi ailesine söylemiş ama tabii ki kabul etmemiş.
Hatta annesinin babası yani Japs'ın dedesi o günlerde ölüm döşemindeymiş.
Çok hastaymış. Ve eğer demiş sen bu çocuğu doğurursan seni evlatlıktan reddederim demiş.
Threat etmiş. Yani bu konuda Japs'ın dedesi çok ciddiymiş.
Yani o Türk filmlerindeki gibi işte çocuk olunca işte barışılır, her şey yoluna girer gibi bir durum yokmuş.
Gerçekten tehdit etmiş.
Seni evlatlıktan reddedirim demiş.
Kız da ne yapsın? 1950'lerde kolay mı yani kürtaj falan yaptırmak?
Bir de üzerine Japs'ın babasıyla da doğum yatmadan çok kısa bir süre önce nasıl olduysa ayrılmışlar.
Ve biz bu çocuğu da doğurmayalım diye de bir karar almışlar.
Yani doğurmayalım derken artık iş işten geçmiş artık.
Yani şöyle demişler. Tamam artık kürtaj olamadın doğurursun ama evlatlık veririz demişler.
Ve Japs doğduktan sadece bir hafta sonra arkadaşlar evlatlık verilmiş.
Evlatlık verilmiş. hikayesi de şöyle.
Tabi bu kızı babası da istemediği zaman o da tabi ortada kalıyor.
San Francisco'ya gidiyor.
Orada bekar annelere barınak sağlayan işte doğum yapmalarına yardımcı olan ve gizli bir şekilde evlat edinmelerini ayarlayan bir doktorla tanışıyor.
Annesi doğum yapıyor. İşte dediğim gibi tam bir hafta sonra evlatlık verilmeye karar veriliyor.
Ama bir tane şartı var.
Diyor ki Caps'ı Evlatlık alacak.
Yani kim evlatlık alacaksa üniversite mezunları olmalı.
Benim şartım bu diyor.
Yani kadının derdi bu arkadaşlar.
O yaşta doğum yapıyor.
Çocuğun babası ortada yok.
Annesinden babasından ayrılacak.
Hiçbir şey belli değil ama kadının derdi üniversite mezunu olan insanlara.
Yani olaya bakar mısınız?
Ona yardım eden doktor da diyor ki tamam diyor.
Sonra bir tane avukat olan bir aile buluyor.
Bu avukat olan aileye evlatlık verecekler.
Bekliyorlar işte. Sonra telefon geliyor.
Bu avukatlar diyor ki biz vazgeçtik.
Erkek çocuk istemiyoruz.
Kız çocuk istiyoruz diyor.
Ve Jobs, Lisa'dan terk, mekanik işlerine düşkün bir adamla kitapçılık yapan bir kadının çocukları oluyor arkadaşlar.
Paul ve Clara Jobs.
Ve ona Stephen Paul Jobs adını veriyorlar.
Jobs'ın biyolojik annesi, üniversiteye biraz takık olduğu için evlatlık belgelerini bu yeni ailesine karşı vermek için çocuğu imzalamıyor.
Yani reddediyor, biraz bekliyor.
Herhalde şey diye düşünüyor, belki başka üniversite mezunu bir aile alır diye falan düşünüyor galiba.
Oyalamaya başlıyor onlara. Sonra belli bir zaman geçiriyor.
Hatta Japs'ı alıp yeni evine bile götürüyorlar.
Ama kimsecikler almıyor.
Başka teklifler gelmiyor diyeyim artık.
Yeni ailesine bir taahhütname imzalatıyor.
Diyor ki Japs'ı vakti geldiği zaman üniversiteye yollayacaksınız.
Ve onlar da bu taahhütnameyi imzalamayı kabul ediyorlar.
Japs'ın yeni annesi Ermeni ve savaş sonrası San Francisco'ya gelmiş.
Karakter olarak da ne olursa olsun doğruyu söyleyen çok dürüst bir kadınmış.
önemli özelliklerinden biridir bu değil mi?
Ulu ortağı, insanın yüzüne karşı neyse onu söylemesi.
Bununla ilgili Jobs şöyle söylermiş.
Ben çalışanlarıma karşı son derece dürüstüm.
Benimle aynı odada olmanın bedeli budur.
Ve Jobs diyor ki benim sözlerime karşı direnebilen ve ayakta duran kişiler şöyle der.
Evet çok serttir. Hayatımda yaşadığımız en sert deneyimlerden biridir.
Ancak ne olursa olsun pes etmedik ve onunla çalışmaya devam ediyoruz.
Ve bunu söyleyenler Jobs'la beraber bu başarı merdivenleri adım adım çıkan insanlar arkadaşlar.
Jobs artık yeni ailesiyle yeni bir hayata başlıyor.
Yeni ailesi diyorum aslında ama aslında Jobs'ın hiç ailesi olmadı.
Çünkü biliyorsunuz çok çabuk bir şekilde evlatlık verildiği için.
Ama sonuçta ona yeni evlat edindikleri için böyle telaffuz etmeyi uygun gördüm.
Bu şekilde anlatacağım ben de.
Yani aslında onun için her şey çok farklı olabilecekken belki de bir Müslüman olarak çok farklı büyütülecekken pek de inanılmaz.
açıda olmayan bir Hristiyan olarak büyütülmüş.
Ailesi onu küçüklüğünden beri arkadaşlar evlatlık olduğunu söylemişler.
Yani saklamamışlar. Gizli tutmamışlar.
Jobs'ın gizli tuttuğu yaralarından biri bence bu.
Şöyle bir anısı var.
6-7 yaşlarındayken karşı komşularının kızı Japs'ın evlatlık olduğunu öğreniyor.
Ve ona diyor ki anne baban seni neden istemedi?
Bunu soruyor annen böyle açıkça.
Japs'ın da çok gücüne gidiyor bu günlerce ağlıyor.
Kendisi bunu o gün kafamda binlerce şimşekler çaktı diye anlatmış.
Ailesi de ona diyor ki evlatlık alan ailesi seni biz özellikle seçtik.
Yani onu teselli etmeye çalışıyorlar.
Onun özel olduğuna ve onların seçtiklerini anlatmaya çalışıyorlar.
Jobs'ın Apple'ı kurma hikayesiyle ilgili o platformda bir tane belgeseli var.
Onu izleyebilirsiniz. Gayet güzel bir belgesel.
Orada Jobs'ın patronu ona diyor ki evlatlık alınan çocuklar neden seçildiklerini değil de terk ediklerini düşünürler diye bir soru soruyor.
Çok doğru bir soru bu aslında Jobs'a sorulacak.
Cevabı daha güzel arkadaşlar.
Çünkü cevabı yok.
Jobs bu soruya cevap verememiş.
Belki de onun hayatı boyunca cevabını aradığı soru buydu.
Belki de o yüzden sürekli ilerleme kat etmek istedi.
En önemlisi bence bu yüzden herkesten farklı olmak istedi.
Ve Jobs'ın yeni ailesiyle beraber geleceği yavaştan şekillenmeye başlıyor.
Babası eve sürekli iş getirirmiş arkadaşlar.
Elektronik şeylere ve onların karmaşık sistemi...
o zamanlardan ilgi duymaya başlıyor.
Hepsinden bağımsız bir gün babasıyla evlerinin bahçelerindeki çitleri boyuyorlar.
Ön çitler boyandıktan sonra işte arka bahçedeki arka çitlere geçiyorlar.
Bu arka kısma geçtikleri zaman Japs biraz sallıyor bunları boyarken.
Dikkat etmiyor yani. Babası da bunu fark ediyor ve babasına diyor ki nasıl olsa hiç kimse görmeyecek.
Yani ne fark eder ki diyor babasına.
Babası da ona diyor ki ama sen bileceksin.
Japs'ın mükemmeliyetçi olmasının sebeplerinden biri bu olay.
Babası devamında da diyor ki bir zanaatkarın duvara dayalı bir dolabın arkası için bile iyi bir tahta parçası kullandığını ve aynısını çitin arka Arkasında da yapmaları gerektiğini güzelce
açıklamış. Ve Jobs Apple'ı da Macintosh'u da denetlerken babasından aldığı bu konuyu makinelerin içindeki devre kartlarına hep uygulamış arkadaşlar.
Düşünebiliyor musunuz? Hiçbirimiz görmüyoruz.
Yani bir devre kartını açıp bakmıyoruz makinenin içine değil mi?
Çalıştığı mühendisler bunun çok saçma olduğunu, kimsenin PC kartlarını görmeyeceklerini söylemiş.
Ama Jobs tabii ki bunu kabul etmemiş.
Hatta mühendislere makinelerin içlerini bile bu kadar mükemmel yaptıkları için onları tebrik etmiş.
Onu dinlediklerinden dolayı sizler birer sanatçısınız diyerek kasaların içini kaldırarak kendi şahsi imzalarını attırmış.
Adamdaki stratejiye bakın.
Esmen bir mühendis işini ne kadar sevse de ona sanat konusunda tamamen farklı bir boyut kazandırdı değil mi?
Adam kendini bir sanatçı gibi ne kadar da önemli hissetti.
Ve demiş ki gerçek sanatçılar olarak eserlerinizi şimdi imzalayabilirsiniz.
Ve Japs'a annesi arkadaşlar ilkokula başlamadan önce okumayı yazmayı öğretiyor.
İşte bence şu olayların koptuğu nokta bu.
Ama bu ilkokula başlamadan önce okuma yazma öğrendiği için bazı sorunlar yol açıyor.
Okulun ilk yıllarında okuma yazma bildiği için sıkılmaya başlıyor.
Çünkü öğretmen okumayı öğretirken çocukları o bildiği için dinlemiyor.
Ve okuldaki otoriteden de rahatsız olmaya başlıyor.
Japs herkesce kabul edilen otoriter sisteminin bir parçası olmak istemiyor.
Olaya bakar mısınız? Daha ilkokul öğrencisiyken kaderini nasıl da kendi tarafına çevirebiliyor?
Yani şöyle düşündüm ben.
Okulda çocukla ilgili 4-5 ay boyunca çok garip şeyler yaşadım.
Bazı şeyleri önceden bildiği için.
Ama ben öğretmemiştim.
Kendisi öğrenmişti.
Bir gün benim çocuk bana ezberletiyorlar.
Anne ben 2 gün sonra unutuyorum dedi biliyor musunuz?
Yani kendi bildiği şeyleri bile anlattıkları zaman bu eğitim sisteminden dolayı ezberlediğini ve çok çabuk unutabildiğini fark etmiş.
Ve bunu anlattım.
Jobs da aslında aynen bunun derdinde.
Yalnız çocuğumu Jobs'la benzetmem.
Kısmet olsun artık diyelim.
Bizimki de elektronikle çok ilgili bakalım artık.
Ve bu durumuyla ilgili yıllar sonra diyor ki beni az kalsın yeneceklerdi.
Benim tüm merakımı öldürmelerine ramak kalmıştı diyor.
Cidden çok iyi bir olay.
Okuldayken belli bir zaman sonra Tıkılmaya başlıyor.
Sonra kendine bir tane kanka buluyor.
Rick Ferentino. Sürekli başlarını belaya sokuyorlarmış.
Hatta babası içki içi bazı akşamlarda Caps'ı dövüyormuş arkadaşlar.
Çok fazla olmasa da birkaç kere dayak yemiş.
O kadar çok yaramazlıklar yapmışlar ki bir gün öğretmenlerinin sandalyelerinin altına patlayıcı bile koyup patlatmışlar.
Ve sonraki senelerde Ferentino ile sınıflarını ayırmak zorunda kalmış okul.
Yeni öğretmeni de çok sinirli, çok disiplinli.
Eline bir kadınmış. Kadın Caps'ı 2 hafta kadar izlemiş.
Sinirine rağmen hiç sesini çıkartmadan 2 hafta boyunca sakin bir şekilde Caps'ı izlemiş kadın.
Büyük ihtimalle dedi ki ben bir sene boyunca bu deliyle uğraşamam, bu yaramazla uğraşamam dedi.
Ve kendi kendine bir şeyler düşünmeye başladı.
Bakın ne düşünüyor. Eline bir tane matematik kitabı alıyor öğretmen.
Caps'ın yanına gidiyor.
Diyor ki bu kitaptaki matematik sorularının hepsini çöz.
Eve götür ve çöz diyor.
Jobs da diyor ki bu kadın herhalde bir manyak.
Bana neden böyle bir şey veriyor diye.
O anda dev bir kocaman lollipop çıkartıyor.
Problemlerin çoğunu doğru çözersen sana bunu vereceğim diyor.
Yani rüşvet teklif ediyor.
Bir de 5 dolar vereceğim diyor.
Sonra Jobs'ın içinde bir istek oluyor arkadaşlar.
Aynen şöyle yapıyor. Belli bir süre sonra sürekli o soruları çözüyor.
Sürekli o sorulara odaklanıyor.
Ve neredeyse tamamını doğru çözüyor.
Ve Japs bir bakıyor ben bu soruları çözerken özellikle doğru bir şekilde çözerken inanılmaz büyük bir zevk alıyorum.
Diyor ki Japs öğrenmek ve öğretmenimi memnun etmek istiyordum sadece.
Bakın olay 5 dolardan ve sadece küçücük bir lollipoptan nerelere geldi.
Ve sene sonuna doğru öğretmeni Japs'ın seviyesini test ettirmek istiyor.
Bir bakıyorlar ki 4.
sınıftaki çocuk lise 2 seviyesinde ve okul ona diyor ki 2 sınıf atlatalım dedi.
Yani 4. sınıf...
Sınıftan 7. sınıfa geçelim diyorlar.
Jobs'ı hem meşgul hem de teşvik etmeye çalışıyorlar.
Çünkü öğretmen neyi fark etti?
Jobs çok zeki bir çocuk ve bunu ortaya çıkardı.
Ama annem ve babası çok sağduyulu oldukları için aynen de sağduyulu davranmışlar.
Sadece diyorlar bir sınıf atlatalım.
Buna izin veriyorlar. Ama geçiş biraz acılı oluyor onun için.
Ondan yaşça büyük çocuklarla ve evine uzak bir okulda okumaya başlıyor.
Hepten ashostel oluyor.
Çünkü Japs'ın tek bir arkadaşının dışında pek de fazla bir arkadaşı yoktu o yıllarda.
Sonra o yeni okulunda okurken onu ailesi başka bir okulu alsın diye ailesine baskı yapmaya başlıyor.
Zorlamaya başlıyor. Çünkü okulda sürekli zorbalıklarla uğraşmış.
Kendisini tehlikede hissetmiş.
Ama o ailesinin parası yok.
zor geçiniyorlar ama ne var ne yok bir şekilde para toplayıp halledip onu başka bir okula gönderebiliyorlar.
Ailesi bence çok iyi bir aileymiş.
Ben bunu ilk öğrendiğim zaman bu hani sonuçta evlatlık almışlar ve Jobs'ın bu şımarıklıklarına yaramazlıklarına yani her şeyine katlanıyorlar.
Hepimiz öyle yapıyoruz. Ben de anneyim.
Gerçekten öyle yapıyoruz. Ama hani böyle kan bağı olmadığı halde bu şekilde davrandılar ya gerçekten çok tatlı bir ailesi varmış bence.
Bence Jobs bu konuda çok şanslıymış.
Jobs bu yeni okulundayken o okuldan mezun olan, okulun gelmiş geçmiş en başarılı öğrencisi olan, hatta okulda bu aklıyla, zekasıyla efsane haline gelen birisiyle tanışıyor.
Kim bu arkadaşlar? Wozniak.
Jobs'dan 5 yaş büyük ve elektronik konusunda çok bilgili birisi.
Ama duygusal ve sosyal açıdan aynı Jobs gibi asosyal bir karakter.
Bu aralarda da arkadaşlar Jobs babasından elektronik parçalarla ilgili çok fazla şey öğrenmiş.
Bu yüzden çok istemiş zaten.
Çünkü aynı tarzda şeylerden hoşlanıyorlarmış.
Ve şöyle bir olay yaşayacağız.
Babası onu bir gün iş yerine götürüyor.
İşte oyalanması için. Bu küçükken oluyor bu arada.
İşte ona birkaç tane elektronik parçalar veriyor.
Devre tasarımlarının nasıl düzgün çalışabildiği hakkında ilgisi de o zamanlardan başlıyor.
Çünkü oyalansın diye öne verdiği elektronik şeyler aslında Jobs'ın tutkusu, birer arzusu haline geliyor.
Yani video ekranındaki bir dalga çizgisinin düzleşmesini sağlamaya çalışmak onu resmen büyülüyor arkadaşlar.
Biz bu işe ne diyoruz?
Gönülden bağlandık diyoruz.
Aynen böyleli bir his yaşıyor Jobs.
Wozniak-Jobs'ın hayatındaki önemli kişileri sıralarsak bence birinci sırada.
Birazdan sebebini anlatacağım.
Jobs, Wozniak'la çok uzun yıllar arkadaş oluyor.
İkisi de elektronik aşıydı.
İkisi de sadece birbirlerinin dillerinden anlıyorlardı.
Ama dışarıda... Arkadaşları yani yaşıtları kızlarla takılıp gezerken onlar kapılı odalarda babalarının garajlarında çalışmalarına devam ediyorlardı.
Çünkü ikisi de bir şeyler yapmak istiyordu.
Bunu hissediyorlardı.
Kader bunları boşu boşuna bir araya getirmiş olamazdı diye düşünüyorlardı.
Ya bu olay bizlere de çok olmaz mı?
Bana çok olur. Ben mesela birisiyle tanıştığım zaman onunla sohbet esnasında bile eğer konuşmasında onun fikrinden bir şeyden etkilendiysen ve bana ilham olduysa ben zaten tesadüflüye...
İnanmadığım için hemen derim aa demek ki bu kişiyle tanışmamın, işte bununla arkadaşlık yapmamın sebebi buymuş diye.
Caps da tam olarak bunu yaşıyor.
Artık ikisi de ayrılmaz ikili oluyor.
Wozniak yıllar sonra Caps için diyor ki o kadar çok ortak noktamız vardı ki normalde insanlara üstünde çalıştığım tasarımları anlatamam.
Yani zor olurdu anlatmam. Anlamıyorlar çünkü çok doğal.
Bana da birisi gelse anlatsa ben de anlamam şu anda.
Ama Steve Harvey anlıyordu diyor.
Ve Wozniak yaşına göre biraz çocuksuymuş arkadaşlar.
Jobs da yaşına göre biraz olgun sanırım.
İkisi arasında çok güzel bir denge oluşuyor.
Ve başarı da tabii ki kaçınılmaz oluyor.
Bu arada arkadaşlar...
İleride şu Apple'ın işte Macintosh'un kurulumuyla alakalı anlatacağım için bunu da belirtmek istiyorum.
Bu iki arkadaş inanılmaz derecede çok fazla eşek şakalarıyla ünlürmüş.
Sürekli eşek şakaları yaparlarmış.
Kimse anlamazmış. Kendi aralarında hep eğlenirlermiş.
Bir gün okulda sunum yapacak Jobs.
Sunum yaparken yazılı konuşmasını bir kenara bırakıyor.
Tamam diyor ben artık burada yani bunu okumayacağım sıkıldım diye.
Ve Wozniak'la beraber ne kadar eğlendiklerini neler yaptığını anlatmaya başlıyor.
Ve herkes büyük merakla oturup dinliyor.
Yani şu yazılı sunumdan daha çok dikkat çekilmeyi başarıyor.
Mesela okulda herkes toplanmış uzay yolu filmini izliyormuş bir gün.
Görüntüyü James bazı elektronik sistemlerle bozmaya başlıyor.
Ve birisi kalkıp da düzeltmeye başlandı.
Hani bizde de vardır ya. Eskiden daha doğrusu tüplü televizyonlarda olurdu.
Bilmiyorum beni dinleyenlerin arasında var mı bunu hatırlayan?
İşte bu tüplü televizyonlara vurduk ya.
İşte okuldaki arkadaşlarıyla beraber uzay yolu filmini izlerken hemen elindeki elektronik sistemle bozuyor Jobs.
Birisi kalkıyor tak tak tak televizyona vuruyor.
Jobs hemen sistemi düzeltiyor.
Ve kendi aralarında gülerlermiş.
Ve bir gün bu olayı yaptıktan sonra Jobs Wozniak'a dönmüş demiş ki insanları 5 dakikada ne hale getirebildik?
Demek ki biz neler... yapabiliriz diye.
Yani bu eşek şakaları ona ilham olmuş.
Jobs'ın hep arkadaşlar kendine has bir vizyonu olmuş.
Bildiği ve sevdiği şeylerden o kadar çok eminmiş ki, o kadar netmiş ki hayattaki eğlencesini bile hedeflerinin bir parçası haline getirebilmiş.
Jobs diyor ki Zamanımız sınırlı.
O sınırlı zamanınızı başkasının yaşamını yaşayarak harcamayın.
Başka kişilerin düşüncelerinin gürültüsü, içinizdeki kendi sesinizi bastırmasın.
Daha da önemlisi, yüreğinizin ve sezgilerinizin peşinden gidebildiğiniz denli bir cesarete sahip olun.
Sizin gerçekten ne olmak istediğinizi ve nereye gitmek istediğinizi en iyi onlar biliyorlar.
Çünkü yüreğiniz ve sezgileriniz.
Onlara inanın, onlara güvenin.
Steve Jobs'ın part 1.
bölümünün sonuna geldik arkadaşlar.
Birkaç hafta sonra 2.
partı da yapacağım. Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
