
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Kararlar alırken hep kendimiz için en doğru olanı seçmeye çalışırız. Tam da bu noktada size bunun tek bir hamleyle formülünü veriyorum.***Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Herkese selam, Alternatif Vizyon''a hoş geldiniz.
Ben Ayça. Bugün arkadaşlar doğru düşünebilme üzerine sadece bir...
tane stratejiden bahsedeceğim.
Hemen başlamak istiyorum. Zaten benim de çok uzun süredir uyguladığım bir sistem.
Emin oldum. Deneyimledim, araştırdım ve geldim size anlatmak istiyorum bugün bunu.
Şimdi tam 8 yıl önce Gamble adında dişçilik yapan bir adam girişinci olmaya karar veriyor.
Ben diyor iş dünyasına atılacağım kardeşim.
Ama bu alanda acemi tabii ki.
Birkaç tane deneme yapıyor.
Başaramıyor. Kendisine olan güvenini de kaybediyor ve bırakıyor.
diyor ki ben bir şeyleri galiba düşünürken, karar verirken bir hata yaptım.
Acaba diyor ne yapabilirim?
Diyor ki kendime bir tane özel bir koç tutayım ve bu konuda beni eğitsin.
Yani bu iş konusunda, girişimcilik konusunda özel bir eğitim alacak.
Ve bu adam kendi alanında bu dişçi en başarılı girişimcilerden biri oluyor arkadaşlar.
Çok kısa bir sürede hem de.
Nasıl mı? Koçun ona verdiği tek bir tavsiyeyle kendi kendine konuş diyor koç ona.
Sayın Özel Koç Bey, biz de ona deli diyorlar.
Bizim toplumumuz bunu kaldırmaya alışkın değil şu anda.
Biliyorsunuz genelde bizim toplumumuzda bu konuda hep bir yanılsamalar vardır.
Yani böyle ön yargılar vardır.
Biz nedense kendi kendilerini konuşan insana çok da anlayışlı gözlerle bakamıyoruz.
Bu bizim için geçerli. Ayrıca bu evrensel bir şey demeyin arkadaşlar.
Bu Amerika'da ve özellikle de İngiltere'de ve Londra bölgesinde inanılmaz yaygın olan bir sistemmiş.
Ve böyle daha çok beyaz yakalı insanlar.
Hani ellerinde kahve işlerine yürürken kendi kendilerine çok fazla konuştukları da görülüyormuş ayrıca.
Yani ben şu anda bakkaya girerken işe giderken herhalde elimde kahveyle kendi kendime konuşsam sanırım Ayça iyi misin ya bugün hosta mısın falan diye sorarlar diye düşünüyorum.
Şimdi şöyle olacak arkadaşlar kendi kendine konuşmak.
Sizin belirli bir sistem içerisinde düşüncelerinizi programlayarak Dışınızdan kendinizle konuşmanız olacak.
Çünkü hepimizin çok kaygın olan bir düşünme eğilimi var.
Ve bizi genelde olumsuz olayları düşünmeye yönlendiriyor bu sistemimiz.
Farkındasınızdır zaten. Bir konuyu düşünürken hep o konuyla ilgili ne sorunlar varsa orada takılıp kalıyoruz.
Ve bir yolunu bulup o sorunu çözdükten sonra ki bu arada hani kanırtır derler ya öyle bir durum yaşıyoruz.
Yani sorunu çözdükten sonra hemen başka bir sorunumuzun çözümü için çırpınmaya başlıyoruz.
Böyle yapanlar el kaldırsın.
Yani düşüncelerimizi kontrol altında tutamadığımız anlamına geliyor bu.
Dolayısıyla da doğru şekilde düşünemez oluyoruz.
Yani kendi kendine konuşmak ne delilik ne de saçmalık.
Şöyle düşünün. Karar vermeniz gereken bir konu var.
Ve siz gerçekten kendiniz için doğru olanı seçmek istiyorsunuz doğal olarak.
Yüksek sesle veya az yüksek sesle.
Ayna karşısında ya da bir şeylerle uğraşırken kendinizle...
Kendi kendinize konuştuğunuz anda beynimiz arkadaşlar aynı anda 3 tane işi yapıyor.
Konuşuyor, işitiyor ve düşünüyor.
Ne olmuş oluyor böylelikle?
Beynimiz kararlar alırken daha gelişmiş oluyor, kendi kendine geliştirmiş oluyor ve biz level atlamış oluyoruz.
Mesela sporculardan tenisçiler.
Tenis biliyorsunuz zihinsel sertlik gerektiren, böyle tek başlarına anlık kararlar almaları gereken bu şekilde bir spor.
Bir grup araştırmacı, psikolog kendi kendine konuşmayı test ediyor tenisçiler üzerinde.
Kendi kendilerine konuşmaları isteniyor, kararlar alınırken, düşünülürken.
Ve görülüyor ki motivasyonel ve duygu düzenlenme işlevleri açısından gelişiyorlar.
Doğru karar veriyorlar ve dolayısıyla da o tenis maçlarında ne gelmiş oluyor arkadaşlar?
Başarı gelmiş oluyor. 2020 yılında da yine Amerika'da bir tane yine bir test yapılıyor.
170 tane atıcılık sporcusunun üzerinde kendi kendine konuşmaları isteniyor.
Öğretiliyor tabii ki. Bir oran bir sistem geliştiriyorlar.
Yani öyle atış yaparken aptal yapamayacaksınız falan yine becerebilecekiz gibi bir konuşma değil bu.
Bunu biz çok yaparız ya.
Bir de böyle kendi kendine konuşma deyince aklımıza anneler gelmiyor.
Anneler sinirlenir böyle mutfakta.
Bir şeyleri vururlar, kırarlar yoruldukları zaman.
Öyle bir konuşma. Konuşma değil, lütfen onu aklınızdan çıkartın.
Şimdi bu atıcılar atış sırasında yine görmüşler ki kendi kendilerine konuşanlar...
Daha fazla çaba yapmışlar.
Daha fazla zevk almışlar.
Bakın burası çok garip.
Ve yeterlilik duygusuna sahip olmuşlar.
Yani o atışta başarısız olacak kişi.
Kendi kendine konuşup orada bir telkin yaptığında ve kendini dıştan duyduğunda arkadaşlar daha çok zevk almış.
Ve ben bunu yapabilirim diye düşünmüş.
Gerçekten çok güzel bir nokta bu.
Ve şöyle de olmuş. Tamamında değil.
%40'lık bir kısmında.
Yani bazılarında.
Şöyle bir durum olmuş. Unuttukları yeteneklerini hatırlamışlar.
Bence bu, bunu dipteki bir adam hatırlayabilir.
Ya ben neydim ya, niye böyle olduk, bu kadar düştüm deyip o anda kendini hatırlayabilir.
Yani o atışçının motivasyon olarak atış öncesi kendi kendine öyle mi yapsam, böyle mi yapsam dedikçe kendisini potansiyelin tekrardan hatırlıyor.
Harika bir olay bu. Yani belki de sizin akıl alacağınız, işte bir karar vereceksiniz, doğru düşünmeniz gereken yine bir konu var.
10 tane konuşacağımız arkadaşımızdan daha çok faydalı oluyor bu kendinize.
Bazen kendi kendine konuştuğunuzda, dileğimle sabit bu, çoktan unuttuğunuz, gerçekten hatırlamadığınız bir olayı, bir durumu, bir hissi kendi kendinize konuştuğunuzda hatırlayabiliyorsunuz
arkadaşlar. Neden biliyor musunuz?
Ben bunu yaparken kendi kendimle temas kurduğumu fark ettim.
Yani siz de eğer denerseniz kendinizle tekrar temas kurmuş olacaksınız.
Biraz önce ucundan söyledim.
Şimdi bana ya Ayça neden ben diğer insanlarla ya da işte dostlarımla Arkadaşlarımla arkadaşlarımla konuşmayıp kendi kendime konuşayım ki.
Arkadaşlarımdan akıl alırım.
İşte doğru kararları onunla veririm.
İşte onunla sorarım. Yani arkadaşlarınız eğer sizin ortalamanızın üzerindelerse okey sorun.
Kararlarına bakın. Ne biçim sorun yok sorabilirsiniz.
Ama değillerse şu sistemi deneyin arkadaşlar.
Bana biraz önce şu soruyu eğer soranlardansanız Ayrıca neden arkadaşlarıma, dostlarıma sormayayım, kendi kendime konuşayım dediyseniz ben de bu soruya karşılık bir soru soracağım size.
Hadi bakalım. Kederli bir anınızda deneyimlediğiniz her düşünceyi, her duyguyu, her duymalarınızı tamamen rahat bir şekilde anlatabileceğiniz kaç kişi var hayatınızda?
Çok uç bir durum yaşıyorsunuz.
Diyelim ki bir zamanlar arkadaş olduğunuz birisinin eski sevgilisinden hoşlanmaya başladınız.
İlişki yaşamak istiyorsunuz.
Yasak elma durumu var. Yani işte aşkın memnu.
O hissettiğiniz duyguyu anlatınca sizi hiç yargılamayan kaç kişi olur hayatınıza?
Kaç kişi tanıyorsunuz? Ne olursa olsun anlattığımız arkadaşınız kafasını o yastığa koyduğunda, yattığında ya kızım bu...
Bu adamdan da hoşlanılır mı ya diye minicik de olsa bir fikir, bir akıl geçirir kafasından bence.
Bakın bu durumu en güzel Bob Marley söylemiş.
Diyor ki Bob, kendi kendime konuştuğum kadar kimi sayıda konuşmuyorum.
Sebebi delilik değil. Sadece bilirim ki insanı en iyi kendi dinler.
Düğün dernek filmi de aklıma geliyor.
Böyle kendi kendine konuşan bir babaları vardı da İsmail'di galiba.
Eşe söylüyordu ya İsmail sen kendi kendine ne konuşuyorsun acaba mevzu ne?
Çok gizli, çok gizli diyor İsmail.
Sadece kendimle konuşabilirim.
Şu insanlara baksana diyor.
Bunlar benim seviyemiz değil.
Bunlarla ne konuşabilirim ki?
İsmail gibi de olabiliriz aslında.
Bence kendi kendimizle konuşmak çok özel, çok özel bir yanı var.
Her zaman %100 kendinize sahip olan tek kişi sizsiniz ve bu yüzden işe yarıyor.
Yaşadığınız hangi olayların sizi olduğunuz noktaya getirdiğini siz biliyorsunuz ve bunları hiçbir dış etki olmadan analizi siz yapabiliyorsunuz.
Arkadaş konusunda... Şakayı bir kenara bırakalım.
Gerçekten bazen arkadaşlardan tavsiye almak çok güzeldir.
Ama düzenli olarak duygularınıza kalacak bir durumdan daha sağlam bir duruma yönlendirmeyi kendi kendinize konuşarak öğrenebilirsiniz.
Yani delilik mevzusuna gelirsek Kral Charles'ı biliyorsunuz değil mi?
İngiliz Kralı. 4. Kral Charles'ta sanırım.
Yani onun tarzında kendi kendinize konuşup delirmek değil.
İşte biraz önce de söyledim. Annelerimiz gibi konuşmak.
Gibi de değil, sinirlenmek de değil.
Ercancak Russo gibi, o filozof gibi.
Hani yalnız yürüyüşler yaparak böyle yüksek sesle hep konuşurmuş.
O derin araştırmalarının, derin analizlerinin zaten ortaya çıkış şekli buymuş arkadaşlar.
Uzun yürüyüşler yaparmış ve uzun yürüyüşlerde de sürekli kendiyle başka bir insanmış gibi sorular karşılıklı olarak cevap verirmiş.
Yani her zaman kendi kendine konuşurmuş.
Aynı şekilde de bir bilim adamı daha var.
Bence şu an... kimin kendi kendine konuştuğunu tahmin edebilirsin.
Zaten bütün dairelerin sahip olduğu özelliklerin toplanmış, vücut bulmuş hali kendisi Einstein.
İnanılmaz derecede kendi kendine konuşmuş.
Özellikle çalışmalarını yaparken yanlışlıklarını ya da eksikliklerini görmek için sürekli kendi kendine konuşma yöntemine başvururmuş.
Mesela belki çocuklarda da fark etmişsinizdir.
Bazı çocuklar da kendi kendine oyunu oynarken konuşurlar.
İşte çocuk oyun kuruyor.
Aynı anda iki üç tane karakter oluyor.
Ne oluyor? Motor becerileri tavan.
Büyüyünce bilim adamı kesin.
Adam olacak çocuk. Varsa küçük yaşlarda çocuğunuz, yeğeniniz, kardeşiniz.
Bir dikkat edin. Bir bakın bakalım kendi kendine konuşuyorlar mı?
Yönlendirebilirsiniz aslında. Böyle yapan çocukta oyun kurma becerisi de bence yüksek olur.
Ve arkadaşlar kendi kendine konuşmaların faydalarını ben...
size şöyle bir sıralayayım.
Azaltılmış kaygı, artan özgüven, genel bir performans işinizde olur, işte ilişkilerinizde olur.
Performans derken o performansdan bahsetmiyorum.
Yani ilişkilerinizin arasındaki duygusal bağdan bahsediyorum.
Normal günlük yaşantınızdaki duygusal düzenlemeler bunların hepsini yan yana getirince zaten doğru düşünebilen bir kişi oluyorsunuz.
Peki Ayça? Kendi kendime konuşmayı deneyeceğim ya.
Tamam kızım güzel geldi bu fikir ama nasıl başlayacağım diyorsunuz bana şimdi.
Şimdi kendinize temel bir taslak belirliyorsunuz.
Nedir bu taslak? Bir konu tabii ki.
Konuşacağınız neyse artık o konuyu belirliyorsunuz.
Sonra da adım adım sorularla başlıyorsunuz.
Birinci sorumuz şu.
Şu anda ne hissediyorum?
Bu daha önce oldu mu?
Yaşadığım bu durumu hemen düzeltebilir miyim?
Bir dahaki sefere neyi farklı yapabilirim?
Bakın bu sorular gerçekten böyle çok çocukça görünebilir, çok basitçe görünebilir.
Ama tüm bakış açınızı ne kadar değiştirebileceğinize gerçekten şaşıracaksınız.
Diyelim ki bir aile kavgasından çıktınız tamam mı?
Böyle saçma sapan bir tartışmalar oldu işte.
Abi kardeş, abla kardeş, anne baba falan herkes birbirine girdi.
Ve siz de böyle gözle görülür bir şekilde üzgünsünüz yani.
İlk soruyla başlayayım mesela o olaydan sonra.
Aslında ne hissediyorum?
Mesela yorgunluk hissediyor olabilirsiniz.
Bir rahatsızlık hissediyor olabilirsiniz.
Ya da daha derin bir şey hissediyor olabilirsiniz.
Konuşun ve o hissettiğinizin gerçekte ne olduğunu anlayın arkadaşlar.
Mesela bu soruların neticesinde vardınız ki üzgün vesaire nefret hiçbirisi değil.
Bir baktınız ki yorgunluk hissediyorsunuz.
Neden yorgunluk hissediyorsunuz?
Çünkü sürekli bu atışmalar oluyor.
Hep böyle dönüp dolaşıp herkes birbirine giriyor.
Bir şekilde bir kavga ediliyor.
Hep aynı yer. Yorgunluk buldunuz.
Mesela ben öyle bulmuştum yıllar önce.
Yorgunluk. Ve sonra bunu bulduğum için ve kendimi bir daha yormak istemediğim için gerçekten hani akıl olarak değil de karşı tarafın bakış açısından kaybedeceğini düşündüğüm hiçbir
savaşa girmedim.
Dolayısıyla hani derler ya artık her şeye evet sen haklısın dediğim bir yaştayım diye.
O modda geldiğim için kendimi artık yormamaya başladım arkadaşlar.
Yani kendime sordum Ayça gerçekten şu kavgadan sonra ne hissediyorsun sorusu beni...
inanılmaz derecede kurtarmış oldu.
Şimdi hemen aklımdayken yine bazen unutuyorum çünkü o yüzden aklımdayken diyorum.
Bir tane film önericem.
Yılını hatırlamıyorum ama zaten izleyenlerimiz vardır.
Bilindik bir film ama izlemeyenlerin çok olduğunu düşünüyorum.
Geçen bir arkadaş ortamında çok kalabalık bir arkadaş ortamında yani 2-3 kişi izlediğini söyledi ben inanamadım.
Duvara Karşı Fatih Hakan'ın filmi.
Çok güzel bir film.
Oradaki cahitti sanırım.
Adam aslında Doğru kararlarını o kadar geç veriyor ki evet doğru bir karar veriyor ama çok geç veriyor.
O doğru kararı çok geç verdiği için çünkü ne hissettiğini gerçekten anlamıyor.
Sonradan ne hissettiğini anlıyor.
Doğru kararı veriyor ama o verdiği karar çoktan başkasının olmuş bile.
O yüzden yanılmış oluyor.
Yani o yüzden bu filmi önermek istedim.
Çok çok çok çok çok çok sevdiğim bir film.
Çok güzel. 4-5 kere izlemişimdir.
Yine izlerim yine izlerim.
İzlemediyseniz mutlaka izleyin arkadaşlar.
Kendinizi dinleyin arkadaşlar.
Kendinizi olumsuz bir his içinde hissediyorsanız ya da o hissin ne olduğunu bilmiyorsanız hemen geliştirdiğiniz bu kendi kendine konuşma mantığından yola çıkın.
Kendi kendinizle konuşmak hem sorunlarınızın açığa çıkmasını sağlayacak hem de sizi aklen ve ruhen rahatlatacaktır.
Ama sesle konuşmayın çünkü toplumumuz buna henüz alışkın değil.
Lütfen aşırıya kaçmayın.
Ben kendi yöntemimden bahsedeyim.
Ben ayna karşısına yani çok önemli bir kararsa eğer ya da gerçekten işinin içinden çıkamadığım bir durum yaşıyorsam böyle alenen bir boy aynam var.
O boy aynasının karşısında kendime böyle hiç acımadan deli deli bir sürü üst üste soru sorarım.
Siz de bu yöntemi bu şekilde deneyebilirsiniz.
Deneyenler bana yazsın.
Mesajlarınızı alıyorum. Çok güzel sohbetler oluyor.
Çok güzel fikirler veriyorsunuz bana.
Konu verdiğiniz konular için de çok teşekkür ederim.
Bu bölümün de sonuna geldik arkadaşlar.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
için çok teşekkür ediyorum. Kendinize iyi bakın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
