
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Ayça ile bu bölümde gelecekteki sana Mektup yazıyoruz.
Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Altyazı M.K.
Merhaba, Alternatif Vizyon''a hoş geldiniz.
Ben Ayça. Bugün sizlerle farklı bir şey denemek istedim.
Gelecekteki benliğine, gelecekteki sana mektup yazmak istiyorum.
Canlı kanlı böyle ne hissediyorsan, ne olmasını istiyorsan, ne olmasını umuyorsan, neye minnet duyuyorsan ya da pişman olduğunu düşünüyorsan onlardan bahsedelim.
Yazalım bu mektubu bugün.
Neden mektup yazıyoruz?
Ben kendimce gelecekteki kendime mektup yazma fikrini ilk düşündüğümde böyle delilik olarak gelmişti.
Bu şekilde görmemek için yani bu...
Deli miyim ya ben niye kendi geleceğimdeki kendime mektup yazayım ki diye düşünmemek için kendimi ikna etmeye çalıştım.
Şöyle düşündüm. Şimdi pek çok düşünür bilim adamı eski dönemlerden beri mektup yazmayı bir iletişim aracı olarak kullanıyor değil mi?
Düşüncelerini yaymak, eleştirmek hatta başka fikirlerle çatışarak doğruya ulaşabilmek adına yazmışlar bu mektupları.
O yüzden ben de bu tanımlamadan yola çıkarak gelecekteki kendime mektup yazarak kendimce farkındalık yaratmak Yani hedefimdeki o netliğimi...
Gerçekten çabalayıp çabalamadığımı görmek ve şu anki benliğimin yaşamakta olduğu tüm bu zorlukların büyüsünü kaybetmeden kağıda dökmek istiyorum.
Şu anda sonbahardayız.
O koca koca ağaçlardan dökülen insanların ayakları altında ezilip sonu acısal bir romantiklik şeklinde yok olma olan bir yaprak gibi yok olmak istemiyorum ben de.
Ben o yaprağın minicik bir fidandan doğduğunu, yaşarmak ve büyümek için evrenle kurmuş olduğu o dengeyi oksijen gibi hayati bir faydayı kendisine ve çevresindekilere vermek için ne kadar
çok çabaladığını, uğraştığını hatırlamak.
İlk yıkıldığım ya da vazgeçtiğim anda açıp o mektubu okumak istiyorum.
Devam edip ilk diyebilmek için.
İçimizde bizim bile henüz fark edemediğimiz yüksek bir benliğimiz var.
Kişiliğimize derin bir farkındalık kazandırmak, minnet duymak, kendi değerimizi yükseltmek adına yazıyoruz bu mektubu.
Ne hakkında yazmak istersen iste.
Bu mektup... Yalnızca sana ait ve belirlemiş olduğun tarihte açıp okuyabilirsin.
Pusulaya, bir ışığa ihtiyaç duyduğun zaman, şimdiki geçtiğin zorlukları, ifade ettiğin duyguları, hatırlaman ve başka bir insana senden bahsetmesini dinlemen gibi bir şey, bir öğüt alma gibi
harika bir hisler olayı bence.
Minnettar olduğumuz şeylerle başlayalım.
Genelde bu tarz şeylerde hedef ya da istekler yazılır değil mi?
İlk başlarda bunlara koyulur sırasal olarak ama...
Biz şükür etmekle başlıyoruz.
Şükür etmek her zaman seni önde götürür.
Çünkü sahip olduğun bir bardak suyun bile değerini bilmen, ulaşmak istediğin hedeflerine pozitif kalmanı sağlar.
Biri senden bir şey istediğinde onu verdiğin zaman teşekkür beklersin değil mi?
Bekleriz tabii ki. Peki teşekkür etmediği zaman sen bir sonraki senden su istediğinde tekrardan onu vermek ister misin?
Alma verme dengesi gibi düşünebilirsin bunu.
Teşekkür etsin ki sen sonraki suyu ona verebil.
Şu anda yaşamış olduğumuz hayatımızdaki enerji de aslında bu şekilde akıyor.
Sen ne kadar çok şükreden, ne kadar çok teşekkür edersen sahip olduklarına o kadar çok hayat sana daha fazla isteklerine verir, hedeflerine.
Olumlamada kalarak, olumlu düşünerek pozitif bir şekilde ulaşmanı sağlar.
Sahip olduklarını tek tek yazabilirsin, şükürlerini dile getirebilirsin.
Yani o gün eve sağ salim varmış olmanı bile bir şükran, bir minnet duygusuyla yazabilirsin.
Ya da büyük bir şekilde sahip oldukların varsa, sağlıkla ilgili, parayla ilgili, evin vardır, araban vardır, çocuklarının sağlığı, kendi sağlığın, eşin, dostunun sağlığı, anne babanın sağlığı, yazabileceğin
binlerce şükür sebebin var.
Bunlardan mutlaka en sevdiklerini yazabilirsin yazmalısında.
Şükran duyguları...
ileri seviyede olan ve bunu rahatlıkla gösterebilen insanlar daha çabuk isteklerine ulaşırlar.
Benim gözlemlediğim ve kendimde de tespit ettiğim çok önemli bir sonuç.
Çünkü böyle olduğu zaman şükran duygusu yüksek olduğu zaman tahammül seviyeniz artar.
Yani tahammül seviyesi arttığı zaman bu yüzden de yani sonunda sen kazanmış olursun.
Tahammül ettikçe hedefine daha çok yaklaşırsın.
İsteklerini daha çabuk elde edersin.
Şimdi ben her podcastimde biliyorsunuz bahsettiğim konularla ilgili çok ufak da olsa kendi deneyimlerimden, yaşadığım olaylardan örnekler veriyorum, bahsediyorum.
Yine öyle bir örnek vermek istiyorum.
2016 yılında aslında kendime yazmadım burada mektubu kendime yazmayı tercih etmemişim ama gelecekteki çocuğuma yazmışım.
Mektubu yazdığım zaman çocuğum o zaman 4 yaşında tabii ki olmasını istediğim değil.
Mevcutta olan çocuğumun.
Ona ileride bir kılavuz olması için böyle bir mektubu yazmak istedim.
Şöyle. Ben o senelerde çok zorlu şeyler yaşadığım için işte onun büyüdüğü zaman bendeki o olayların tazeliği gitmeden, heyecanı bitmeden, acısı dinmeden onun da
hissetmesini ve kendi farkındalığına ulaşmasını istediğim için yazmışım daha çok.
O tabii ben bu mektubu yazarken işte dediğim gibi 4 yaşında.
Yazdıklarımı anlayabilmesi ve benim yazma amacıma ulaşabilmesi için onun ayağının takılmasını bekliyorum.
İlk düştüğünde böyle vazgeçtim.
Yeter artık dediğinde, sabrının tükendiğinde ve tahammül seviyesi bittiğinde bu mektubu ona vereceğim.
Hatta böyle ileri seviyede düşünüyorum.
Böyle büyük bir şok etkisi yaratmak için hatta postaya bile verebilirim.
Eve böyle postacı getirsin, nereden geldi mektup nasıl diye.
Çünkü şu ana kadar ilkokulu 1-2 yıl dışında bu şekilde bir mektup deneyimi olmadı.
Onu böyle iyice şaşırtmak, mektup eline geçtiği zaman değerini anlayabilmesi için böyle de bir delilik yapacağım.
Böyle de güzel bir eve beynim var.
Arkadaşlar görüyorsunuz böyle postaya veririm postacı gelir işte şok etkisi yırtır deyince aklıma Cahit Sıtkı geldi.
Cahit Sıtkı'nın bir hikayesi var bununla ilgili çok enteresan bir hikaye.
Cahit Sıtkı Galatasaray Lisesi'nde okurken Taşra'dan gelen çok da parası olmayan ve kendince diğer erkeklerden daha çirkin ve daha gösterişsiz olduğunu düşündüğü bir dönemdi.
Okuldaki diğer erkeklerin neredeyse tamamı kızlarla mektuplaştığı sevgilileri var.
Kızlar var. Ceplerinde sürekli kızların mektuplarını ve resimlerini taşıyorlar.
Ve ulu ortada böyle açıkça mektubu çıkartıp kızlarla okudukları mektupları böyle anlatıyorlar, hava atıyorlar.
Kızların, güzel kızların resimlerini gösteriyorlar.
Cahit Sıtkı da bu duruma çok içerleniyor.
Mesela şöyle bir cümlesi var.
Ben bunların çoğundan daha derin, daha duygulu, daha anlayışlıyım.
Üstelik bazı dergilerde şiirlerim de çıkıyor.
Onlardan fazlam var, eksiğim yok demiş.
Yani bu hale çok içerlemiş.
Sonunda da kendi kendisiyle mektuplaya başlamış.
Yani kendisine Kendisinin cümleleri bu arada.
Kendime diyor bir kız yarattım.
Benim artık diyor bir kızım oldu diyor.
Ona diyor isim verdim diyor.
Kaş göz çizdim diyor.
Sonra sanki bir sevgilisi varmış gibi mektup yazmaya başlıyor.
Mektubu yazdıktan sonra yine aynı şekilde kendisi sanki o kızmış gibi cevap veriyor.
Ve bunu da gizli gizli yapıyor.
Cevap verdiği zaman kızın cevaplarını kendisi yazıyor.
Ve bunu kendine postaneye gizli gizli gidip kendine post alıyor.
Hani biz böyle deriz ya bir şeyi çok istediğin zaman olmuş gibi yapmış gibi yap diye.
Bu gerçekten çok güzel bir örneği bunun.
Öyleymiş gibi yapmış. Ama ben Cahit Sıtkın'ın hayatına baktığım zaman çok da sanırım bu konuda, bu duygusal konuda çok da...
parlak bir hayata olmamış.
Bence açılma konusunda duygularını, sevgilerini birebir karşısındakini açıklamak, hissettirmek konusunda biraz geri planda kalmış.
Ve ayrıca bu mektuplar da daha sonradan bir yayın evi tarafından basılıyor.
Cahit Sıtkı'ya ait tek düze olan tek eserler bunlar.
Sonrası zaten gerisi tamamı şiir yazmış.
Şimdi... Kendi mektubumdan birkaç paragraf okuyacağım size.
Bu biraz önce bahsettiğim çocuğuma yazdığım mektuptan.
Birkaç paragraf okuyacağım.
Çok beğendiğim kısımlarını okumak istiyorum.
Hak verirsiniz ki çok özel bir mektup.
Şu anda zaten herhangi bir şekilde podcast'ları dinlemediği için bilemeyecek herhangi bir şekilde yazmış olduğum bu paragrafları.
Ben size de ışık olması açısından okumak istiyorum.
Belki siz de bu tarz bir mektup yazmak istersiniz.
Ya da kendinize bu tarz bir mektup yazmak istersiniz.
Şöyle başlamışım.
Sevgili canım yazmışım.
Sevgili canım. Mısralarım da şu şekilde devam ediyor.
Bugünkü halimin bilgisiyle gelecek yılların için sana tavsiyeler vermek istedim.
Şu anda uğraştığımız zorluklar, acılar çok derin.
Ama biz babanla birlikte yaralarımızdan kurtulmak istiyoruz bu yıllardan.
Bir evimiz olsun diye çok çabalıyoruz.
Bunları sana yazıyorum ki ileride zengin olursan kıymetini ve...
Şükür etmeyi, fakir olursan da umudunu kaybetmemeyi bil diye.
Bir şeyler hayatında ters giderse şimdiki halimle söylüyorum ki ne yapmış ve ne yapmamış olursan ol biz her zaman seni seviyoruz.
Cümlelerim biraz düşük tabii farkındayım.
Ama tabii o zamanlar bayağı bir gencim ve edebiyatımda çok iyi olduğu yıllar değil.
Bugün bizim için önemli olanları gelecekte korumak için ben sana bu mektubu yazmayı denemek istedim.
Sevdiğini söylemeni hak edecek insanlarla çevrele etrafını.
Bizimle, sevgilinle, en yakın olduğun arkadaşlarınla mümkün olduğunca takıl.
Nefes al. Gerçekten nefes al.
Tüm çocukluğun hepimizde olduğu gibi sende de büyük ihtimalle yetişkin olmayı arzulayarak geçecek.
O umutsuzca aradığın olgunluk gün gelecek ayak bağı olacak sana.
Hayat çok uzun bir yarış oğlum.
Kazanmak için hayata katılmalısın.
Yaşadığın her duygunun tadını çıkar.
Sonuna kadar al içine o duyguyu.
Belki de isteklerine ulaşmak isterken her şeyi yapmak için zamanın olmayacak.
Bu yüzden zamanını doğru kullanmayı bilmelisin.
Para? Para sadece bir rakamdır.
Diğer her konuda olduğu gibi senin ona verdiğin değerle büyür veya küçülür.
Hiçbirimiz sonsuza kadar burada olmayacağız.
Her anın tadını çıkarmaya bak.
Yaşadığın veya yaşayacağın tüm hayal kırıklıklarına rağmen her yeni günde mutlu olmayı başar.
Yarın için çalış.
Çabala ama kaygılanma.
Dün mü? Dün arkanda kaldı unut gitsin.
Şimdiki sen ne olmuş olursan ol, yaşadığın her şey seni boğana getirdi.
Her şey tam olması gerektiği gibi.
Yap buzun tüm parçaları birleşti.
Tüm yaptıkların, yapmadıkların şu anki anda olmana değdi.
Her şeyden önemli olan her zaman olduğun kişi olabilmektir.
Sinirini bozan, seni üzen her şey geçici.
Sorunlar yaşıyor olabilirsin.
Eminim şu anda çok fazla şey oluyordur hayatında.
Sen planlar yapmaya devam et.
Yapmadıklarını yapmayı dene mesela.
Hiç kayak yaptın mı? Ya da dağa tırmanmayı denedin mi?
Planın dışına bile çıkabilirsin.
Devam et. Yavaşla, duraksa ama hep devam et.
Gerisi bana kalsın.
Benim için çok duygusal bir an aslında bu an.
İlk okuduğumda ve bunu ilk bu podcast'ı yazmaya karar verdiğimde hatırladım böyle bir mektup yazdığımı.
Tabii ki bunu okuduğum zaman eşime de gösterdim ve kaçınılmaz bir şekilde duygusal bir sonunu bitirdik.
Ama ben de sesim titremeden şükür ki size okuyabildim.
Bazı yerler de böyle şiirimsi olmuş.
Güzel yazmışım.
Kendimle gurur duydum.
Ama şöyle bir şey yaşadım.
Biraz üzüldüm.
Çünkü mesela o zaman istediğim her şeye şu anda sahibim.
Evden vs. bahsetmişim.
Evim var. İstediğim arabaya sahibim.
İşimden memnunum. İstediğim bir işte çalışıyorum.
Ama bunları okuduğum zaman diğer yazdıklarımı da tabi okudum size okumadıklarımı.
Şöyle bir duyguya kapıldım.
Minnet duygusunu bu şükretmeyi bence olması gerektiği kadar olması gerektiği seviyede asla göstermiyorum.
O zamanki Ayça'ya ihanet etmiş gibi düşündüm.
Çok üzüldüm. Sonra böyle olunca birkaç eski resimlere baktım.
İşte o zamanki benim ne kadar güçlü bir kız olduğunu hatırlamaya çalıştım.
Yani yaşadığımız gerçekten o kızla konuşmayı geçmişe gitmek istedim.
Normalde ben sevmem böyle geçmişe gideyim.
Geçmişe gidersem şöyle yapardım böyle yapardım şunu düzeltirdim.
Demeyi daha çok sevdim ama gerçekten geçmişe gidip böyle yanağımdan böyle bir tane alıp işte Ayça'cığım üzülme, sakin ol.
Sen çok güçlü bir kızsın.
Çabaladıkların, çabalamadıkların, yaptıkların, yapmadıkların, ağladıkların, güldüklerin hepsi işe yaradı.
İstediğin yerdesin. Hatta bir hayalin vardı.
İşte kitap yazmak istiyorsun.
Anılarına birleştirip bir yazı yazmak istiyorsun.
Onun daha da güzelini yazmaya başladın.
İşte podcast yapmaya başladın.
Çok iyi gidiyorsun. Harika.
durumdasın diye böyle kendime sarılmak istedim.
Hani çocukken böyle ellerimizi iki elimizle kendimize sarardı ki arkadan gören başkası sarılmış gibi görünürdü.
Böyle kendime sarıldım.
Kendime şefkat göstermek istedim.
Böyle omzumdan bir tane de öpücük aldım.
Çok Böyle delimsi gibi şeyler geliyor olabilir ama insan ilk önce bence kendine şefkat göstermeli.
İlk önce kendine sevgili olmalısın sen.
Yani sen kendine sevgi göstermek için, o sevgiyi hak ettiğini düşünmek için sana başkasının sevgi göstermesini bekleme.
Sen zaten o sevgiyi hak ediyorsun.
Sen doğuştan hak ettin bunu.
Bu hayatı sen seçmedin ama o sevgiyi, o aşkı kendine gösterebilirsin.
Hepimiz hak ediyoruz bunu.
O yüzden ilk önce kendini sevmekle başlamalısın.
Canım kendim ya gerçekten bravo bize.
Neler yaşıyoruz ama hep böyle yürümeye devam ediyoruz.
Sürekli koşturuyoruz.
Tamam diyoruz olmamış olabilir ama yine devam edelim daha iyisini yapalım diyoruz.
Böyle yürümeye devam ettiğince aklıma sürekli böyle anılar ya da izlediğim filmler okuduğum kitaplar geliyor.
Şimdi de bir tane animasyon filmi var.
O geldi aklıma bu Kayıp Balık Nemo'nun devamı Dory'i.
Biliyorsunuzdur belki izleyenleriniz vardır Oscar ödüllü zaten.
Dory değil ama Kayıp Balık Nemo bildiğim kadarıyla Oscar ödüllü.
Dory böyle sürekli hafızası giden bir balık.
Bu Kayıp Balık Nemo'nun babasıyla beraber Nemo'yu arıyorlar.
Sonra Dory'e ona işte babası bir anda okyanusta kaybolduklarını fark ediyor.
Gittik yolu göremediklerini fark ediyor.
Bir anda paniklemeye başlıyor.
Paniklemeye başlayınca hiçbir şekilde adım atamıyor.
Olduğu yerde dönmeye başlıyor.
Herhangi bir şekilde ilerleme kaydedemiyor.
Dory de sürekli her şeye olumlu bakan pozitifte kalan bir balık.
Ne yapacağız şimdi ne yapacağız şimdi diyor erkek olan balık Nemo'nun babası.
Dory de ona diyor ki sakin ol sakin ol sadece yüzmeye devam et diyor.
Yüzmeye devam et diye böyle.
bir konuşmaları var.
Çok severim bu kısmını. Eğer izlemediyseniz mutlaka bu animasyonu izleyin ya.
Çizgi film izleyeceğiz demeyin.
Animasyonlar bence Bizim çocukken hissettiğimiz, yoğun hissettiğimiz ama büyüdüğümüz zaman, olgunlaştığımız zaman unuttuğumuz çoğu duyguyu bize hatırlatıyor.
Ve bizim hayatımızda da bu duyguları hatırlamaya çok ihtiyacımız var.
Evet, biz mektubumuza devam edelim.
Şimdi şükürle başladık.
Hedeflerimizi yazmakla devam ediyoruz.
İsteklerimizi yazıyoruz.
Kazanmak istediğimiz bir sınavı yazabiliriz.
Mesela 2025'te seni İTÜ'de mühendislik bölümünde okuyor olarak görmeyi çok umuyorum.
İşte borcum var. 2025'te bu borcum bitmiş ve şu kadar işte hiralık bir maaşta çalışıyor olmanı çok umuyorum.
Şunları yapıyorum. Şu anda bunları hissediyorum.
Umarım sana ileride bu hissettiklerimi tekrardan hatırlatacak bir şekilde cümleler yazabiliyordur tarzında devam edebilirsin.
Yani senin için önemli olan ve önemli olmasının devam etmesini istediğin şeylerden yaz mutlaka.
Tırmak istediğin bir dövme vardır.
O dövmeyi bile yazabilirsin.
Cesaret edemiyorsundur.
10 sene sonra okuyacaksın o mektubu ama bu isteğini o kadar güzel yazacaksın, o kadar hissi yazacaksın ki 10 sene sonra yaptıracaksın.
Ha ben böyle bir dövme istiyordum.
Doğru nasıl unuttum o hissiyatı diye.
Belki devamında başka şeyler de hatırlatacaksın ve gidip o dövmeyi yaptıracaksın.
Hatta kendini hedeflerine ulaşmış bir insan olarak net bir şekilde görüp hani o şekilde de o yollara nasıl geldiğini, neler yaptığını bile yazabilirsin.
Başardıklarını yine başaramadıklarını, verdiğin çabaları yazabilirsin.
Hayatta yavaş ve sakin olan kazanır arkadaşlar.
Hedeflerimizi biraz gerçekçi belirleyelim.
Onları olumlu bir şekilde ifade edebilirsin.
Hedefler senin hayata daha olumlu bir bakış açısıyla bakmanı sağlar.
Yine biraz önce bahsettiğim gibi mutlaka kendini duyman gereken şefkati de duy.
Yalnız şu anda şefkatle ilgili söylerken iki elimi böyle birleştirip kendime şefkat gösteriyorum.
Ben de nasıl etkilenmişim size anlatırken ben de bu konuda...
kendimi ilerletmiş oluyorum.
Sonra mektubunuzu bitirebilirsiniz.
Bütün bu isteklerimizi, hedeflerimizi yazdık.
Şükrettiklerimizi yazdık.
Yapmak istediklerimizi, yaptıklarımızı yazdık.
Tarihi yazın. İmzanızı atın.
Mektubu hangi anda, ne zaman okumak istiyorsanız o tarihi atın.
Ben bir sene sonra okuyacağım. Ben üç sene sonra okuyacağım.
Ya da ben bir hafta sonra okuyacağım.
Böyle bir tarih yazdınız.
Ama asıl önemli olan içinizden geçen tarih.
Takıldığınız zaman, düştüğünüz zaman benim yine oğluma vereceğim bu mektuptaki gibi.
Ben ne zaman hissedersem, ne zaman okuduklarından gerçekten bir ders, bir anlam çıkartacağını düşünürsem o zaman o mektubu onun önüne verip okutmak istiyorum.
Siz de tam da o anda okuyabilirsiniz bu mektubunuzu.
Umarım size kılavuz olur.
Umarım bu mektubu yazarsınız ve hayatınızda yeni bir pencere açmış olursunuz kendinize.
Ruhum iyileşmiş ya da iyileşmemiş olsun.
Ona her zaman iyi bak.
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
