
Şeker Bağımlılığı | Yarın Pazartesi Diyete Başlıyorum
1 Nisan 2024 · 22 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Dilimizin tadı bedenimizin düşmanı olan şekeri anlatıyorum. Şeker bağımlısı olabilir misiniz, hepsini konuşuyoruz bu bölümde.***Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhabalar, Alternatif Vizyon''a hoş geldiniz.
Ben Ayça. Bugün yaz aylarının yaklaşmaya başlamasını birlikte karşılayacağız.
Zırhlarımızı kuşandık ve şeker bağımlılığı üzerine konuşacağız bugün.
İlk insandan itibaren hayatta kalabilmek için çok çeşitli besin değerlerini tercih ediyoruz değil mi?
İnsanoğlu hayattaki devamlılığını sürdürebilmek için...
Bazı besin önerilerinden faydalanmış.
İçgüdüsel olarak çevredeki bitkileri toplamışlar.
Hayvanları avlamışlar.
Avcı toplayıcılıktan yerleşik hayata geçmişler daha sonradan.
Ve tam 300 bin yıl önce ateşi keşfedip sindirebilecekleri yiyecekleri tüketmeye başlamışlar.
Vücutlarında bir gram bile yağ yoktu ilk insanların.
Gayet fit, sağlıkla yaşıyorlardı.
Bence ne olduysa şu ateş bulunduktan sonra oldu.
Çünkü düşünün ateşin bulunmasıyla yerleşik hayata geçiyorlar.
Pişirme tekniklerini öğreniyorlar.
Besin çeşitliliğini arttırıyorlar.
Çamurdan falan böyle çanak çömlek yapıyorlar.
Yemeğe dahil oluyorlar.
Yani yeme kültürü oluşmaya başlıyor.
Sonra bakıyorlar ki bu besinlerin uzun süre kullanılması gerekiyor.
Yani sonradan tüketmek için bir şeyler lazım.
Endüstri dönemiyle beraber de şu paketli şekerli gıdalar hayatımıza sinsi bir şekilde sızmış oluyor.
İşlerin kaynağı neresi biliyor musunuz?
Mezopotamya. Bilim tarihinde pişmiş besinleri yemişler.
Ve çeşitlendirip daha kalorili yemeklerin ortaya çıkardığı yer mezopotamya arkadaşlar.
Sonra Çin ve Anadolu mutfağına geçiyor bu.
Daha sonradan 1700 yıllarda kilo sorunlarıyla insanlar baş etmeye çalışıyor.
O zamanın araştırmalarında bir kişi ayda toplam 2,5 kilo şeker tüketiyor.
Şu anda kaç kilo biliyor musunuz arkadaşlar?
Amerika'da yapılan bir deney bu.
Bir kişi bir ayda toplam 50 kilo şeker tüketiyormuş.
Peki şeker hayatımıza nasıl girdi ve neden zararlı?
Güneydoğu Asya'da doğal olarak kendi halinde yetişen bir bitki bu şeker.
Şeker kamışı bitkisi.
M.Ö. zamanlarında Hindistan'daki abiler bu kamışı alıp şöyle bir güzelce sıkarak bir sıvı elde ediyorlar.
Ve bu sıvıyı da daha sonradan yoğunlaştırıyorlar.
Kristalize ediyorlar.
Ve maalesef ilk rafine şeker üretilmiş oluyor.
Hoş geldin glikoz. Hoş geldin fruktoz.
Onların uzaktan kuzenleri.
Hoş geldiniz meyve şurupları.
İnsanlığın da hiçbir başka derdi yokmuş gibi alın size şeker.
O bazı stadiye insanları rafine şekere alıştırmış oluyorlar.
Ve şöyle bir durum var arkadaşlar.
Aslında bu rafine şekeri olmadan önce 15 ve 16.
yüzyıllarda şekeri üretenler çok kısıtlı olduğu için ve bazı yerlerde sadece yetiştiği için bu şeker kamışı sadece zengin ve soli kesim tüketebiliyor.
Çok fazla şeker yedikleri için de çok uzun zamandır arkadaşlar dişleri çürük gezmişler.
Çok fazla zararı var şekerin.
Biraz sonra detaylarından bahsedeceğim.
Mesela Elvis Presley...
2 yaşında kalp krizinden öldü.
Ölümünün açıklanması da şu şekilde.
Avis Presley çok uzun süre alkol ve paketli gıdalarla yani şekerli gıdalarla beslenmiş.
Bu da kalbinin zamanla yorduğu için böyle bir ölüme sebep olmuş.
Zaten alkolün içerisinde de şeker var biliyorsunuz.
Aslında bu bağımlılık...
Bu kadar ölümcül bir sebep.
Peki şeker bağımlılığı neden zararlı?
Biz bunu nasıl önleyebiliriz?
Nasıl ortaya çıkıyor? Şimdi çoğu insandan tatlı yemeği bir kaçamak haline getirme eğilimi var arkadaşlar değil mi?
Ancak bu eğilimler maalesef ne oluyor?
Bir bağımlılığa dönüşebiliyor.
Zaten şeker isteklerinin altında yatan temel sebeplerden biri duygusal ihtiyaçlarımızı karşılıyor olmamız.
Mutsuz olduğumuz için ya da o mutlu anlarımızda onu pekiştirmek için kullandığımız bir bağımlılık bu şeker bağımlılığı.
Mesela gerçek bir örnek...
üzerinden ben anlatmaya çalışacağım.
Amerika'da bir tane hemşire var.
35 yaşında Sara.
Onunla beraber bir deney yapıyorlar.
Neden Sara'yı seçiyorlar?
Çünkü Sara çocukluğundan beri şeker bağımlılığı savaşan bir kız.
Annesi ve babası o daha 10 yaşındayken ayrılıyorlar.
Sürekli kavganın gürültünün olduğu bir evde büyümüş.
Akrabalarının yanında büyümüş zaten.
Sara diyor ki benim çocukluğumdan beri bu yaşamış olduğum duygusal durumlardan dolayı, mutsuzluğumdan dolayı ve belli bir yerimin, evimin olmasından dolayı diyor.
Yemekle ilişkim her zaman karmaşık olmuştu.
Çocukken diyor annem sonradan yememiz için muffinler yapardı böyle çikolatalı muffinler buzluğa atardı.
Ama ben onlar her kavga ettiğinde her birbirine bağırdıklarında o buzluğun önüne gider çözülmemiş muffinleri buzlu haliyle ağlayarak yerdim diyor.
Sarı çoğumuz anlayabiliriz böyle bir ailede büyümemiş olsak da farklı duygusal durumlardan dolayı aynı şekilde bizde şeyler yaşamış olabiliriz.
Yani şeker yeme isteği geldiği zaman böyle bir şey bizi...
Voyo gibi oluyor değil mi? Bana öyle olur.
Sanki yersem yeniden doğacakmışım gibi.
Yemezsem de ölecekmişim gibi.
Ama yedikten sonra da pişman olacakmışım gibi.
Acılar içinde böyle şeker bağımlılığıyla yani şeker isteğiyle uğraşmaya çalışıyor o insan.
Yalnız Sezen Aksu'nun şarkısı gibi olmadı mı?
Büklüm büklüm şarkısının sonunda diyor ya.
Hani büklüm büklüm boynunda acısını çilesini.
Aynı Satanax'ın şarkısı gibi oldu bu şeker bağımlı isteği.
Sonra sarha yemekle ilgili neler istediğini soruyorlar.
Diyor ki ben her zaman yemeği çok sevdim diyor.
En çok sevdiğim şeylerden biri cips ve çikolatalardı.
Her zaman daha fazla yemek istedim.
Sonrasındaysa suçluluk duygusu hissetmeye başladım.
Ve onun sonrasındaysa yediklerine istifra etmeye başlamış.
Kusmaya başlamış arkadaşlar. Artık bünyesi kaldırmamış çünkü.
Bir ara kendisi petrol istasyonunda çalışıyormuş.
Ve Sarıh'ın kazandığı parada artık bu yediğinin içtiğine yetmediği için marketten, o çalıştığı marketlerden, hani benzin istasyonlarında olur ya marketler.
Oradan arkadaşlar gizlice çikolata ve cips çalmaya başlamış.
O kadar tehlikeli bir şey bu.
Sonra demiş ki, ben demiş en azından spor yapayım.
Hani boğazımı tutamıyorum, şekerden vazgeçemiyorum.
Ama bari spor yapayım demiş.
Yüzmeye başlamış, birkaç futbol oynadı.
Ama tam 33 yaşına geldiği zaman 87 kiloya çıkmış.
Yani bu sarının boyunu bilmiyorum ama boyu 1.90 olmuş olsa bile 33 yaşındaki bir birey için 87 kilo çok fazla.
Ve bakmış ki ben artık işin içinden çıkamıyorum.
Psikolojimde berbat yerlerde rehabilitasyon merkezine yazılmış arkadaşlar.
Orada alkol ve uyuşturucu kullanan kişilerle beraber bağımlılığını tedavi ettirmeye çalışmış.
Yapılan bazı araştırmalar var.
Görülmüş ki şeker ki bu sadece o bildiğimiz beyaz olan şeker değil.
Basit karbonhidratlardan da bahsediyorum.
Onlar da şeker sayılıyor çünkü.
İnsanlar da şeker tıpkı bu alkol ve uyuşturucun yaptığı gibi bağımlılık yapıyormuş arkadaşlar.
Mesela bir avuç dolusu böyle bonibon yediğinizi düşünün.
Anında dopamin salınmasını tetikliyor.
Dopamin nedir? Basit olarak beynimizin zevk duyma merkezini dengeye sokan bir aracı olarak düşünebiliriz.
Şeker aynı zamanda stres hormonu olan...
kortizolun seviyesinde azalmasına sebep oluyor.
İşte biz bu yüzden şeker yiyoruz.
Taraht da bu yüzden şeker yedi.
Stres hormonunu çünkü düşürmeye çalışıyor.
Kontrol almaya çalışıyor.
Şekerle beraber. O psikolojik ve bilimsel yönü bu.
Yani şekeri tamamen bir rahatlama amacı olarak kullanıyoruz.
Şu hani bir tane bisküvi var ya sütü banıp yenilebilen kakaolu popüler bir bisküvi.
Hatta İstanbul'da yaşayanlar belki biliyorlardır.
Gebze'de fabrikaları var.
Hala üretiyorlar. satılıyor ve hala yenen bir bisküvi.
Bir ara televizyonlarda da haberlerde de çıkmıştı helal olmadığına dair.
Ama şirket çıktı açıklama yaptı.
Bunu yalanladılar. O yüzden üretilmeye de devam edildi.
Şimdi o bisküvi Amerika'da bir tane üniversite alıyor.
Diyorlar ki biz bu bisküvi inceleyeceğiz artık.
Ne olduysa incelemeye karar veriyorlar.
Beynimizde bazı uyuşturucu maddelerinin yarattığı etkiye nazaran zevk merkezinin daha çok uyardığı tespit edilmiş.
Yani uyuşturucu kullanan bir insandan daha çok uyarılıyor o bisküvi yiyenler.
Eğer farkına varmaz sıradan bir tatlı krizi olarak görürseniz bağımlı olarak yaşamaya devam edersiniz ve bu hayattaki her şeyinizi etkilemiş oluyor arkadaşlar.
Ve burada önemli olan başka bir nokta daha var.
Ne kadar çok şeker tüketirsek beynimiz zaman içinde o kadar az Dopamin salgılamaya başlıyor.
Dolayısıyla tatmin olmak için zamanla daha çok şeker tüketimine ihtiyaç duymuş oluyoruz.
Depresyona giriyoruz tabii ki sonrasında da.
Herhangi bir şeye bağımlılık danışmanlığı yapan kişiler var.
Profesyonel kişiler. Bunlardan Esther Haga var.
Bunun bazı diyaloglarını gördüm.
Bazı konuşmalarını izledim.
Diyor ki şeker besinlerin eroinidir.
Şu ana kadar gördüğüm şeker bağımlılarının hepsi kilo almamak için normal yemeklerini azaltıp onun yerine şeker...
Ker yemeği tercih ettiklerini söylüyor.
Belki size de denk gelmiştir.
Ben zaman zaman yapıyorum.
Yemek yiyorum. Yemeğin sonrasında harika bir tatlı var.
Ya da çok güzel bir restoranttayım.
Oranın meşhur tatlısı var.
Onu yemek istiyorum. Ya diyorum biraz diyorum daha hafif bir şeyler yiyeyim ki şekere yer kalsın.
Yani o tatlıya yer kalsın diyorum.
Kendiliğimden bir yer ayırmaya çalışıyorum.
Ama umurumda değilse de ya da o gün mesela molyum bozuksa da aman diyorum bunun da hepsini yiyeceğim.
O tatlının da hepsini yiyeceğim diyorum.
Kendi kendime çünkü o dopamini istiyor beynim.
Çok seviyor çünkü onu. Size de mutlaka olmuştur arkadaşlar.
Lütfen dürüst olun bu konuda.
Sarat'tan devam edeyim.
Sarat tedaviye başlıyor bu bağımlılık merkezinde.
İlk haftalar cehennem gibi geçiyor.
Şekersiz bir yeme programı var tabii ki.
Ve vücudu direnmeye başlıyor.
Migren krizleri geçiriyor.
Sinir krizleri yaşıyor.
Kendini kontrol edemiyor arkadaşlar.
Tamamen kontrolden çıkıyor.
Açlık krizlerine geliyor.
Böyle 30 dakika yürüyüş yapması gerekiyor her gün.
O diyor ki ben diyor sanki bir spor salonuna gidip saatlerce tonlarca ağırlığı...
kaldırmış gibi hissetti.
Bir gün içerisinde 14 saat uyumasına rağmen her gün yorgun ve her gün halsiz olduğunu söylüyor.
Bu durum uzmanlara göre arkadaşlar beyinde hiperhassasiyet yaratıyor.
O şeker yemeyi isteme durumları asla son bulmuyor sarıl.
Ve bu işin tek çıkış noktasının bu olduğunu söylüyor uzmanlar.
Ne o? Keskin bir şeker orucu yapmak.
Yani şekeri hayatımızdan yavaş yavaş çıkarma durumu söz konusu değil.
Eğer bazı İlk haftadan itibaren şeker ve basit karbonhidratlar tüketmek yasak.
Şimdi Canan Karatağ gibi o yasak bu yasak diye başlamak istemiyorum.
Liste de vermeyeceğim tabi ki ama yasakları bir anda keskin bıçak gibi baştan atmak gerekiyor arkadaşlar.
Ve Sara ilk haftalarda yaşadığı bu yoksulluk kri...
Kriz duygularını yavaşça aşmaya başlıyor.
Çünkü yolundan geri dönmüyor.
Asla pes etmiyor. Krizler bitmeye başlıyor.
Ve doktorları diyor ki tamam diyor.
Krizlerim bitti. Tedaviye başlayabiliriz.
Şey instagramda diyorlar ya böyle sürekli.
Şaka mı? Nasıl yani?
Tedaviye başlamadık mı daha?
Tedavi daha başlamamış arkadaşlar.
Zaten doktorlar biliyorlar bu kriz dönemlerini.
Ve tedaviden önce bu kriz dönemlerinin atlanması gerekiyor.
Yani ön hazırlaymışlar o yaşadığı krizler.
Ama bilgi olsun diye söyleyeyim arkadaşlar mutlu haber.
Sara sonunda bu şeker bağımlılığından kurtulmuş.
Ona öğretilen ve onun yaptığı şey şu arkadaşlar.
Biyolojik olarak bir şeye bağımlı olma fikrini beynimiz yeniden programlayarak düzenleyebiliyor.
Yani önemli olan bağımlılıklarımızın kaynağı değil.
Bu psikolojik sebepler var ya onları unutun.
Ve bu bağımlılıklar sadece şeker de değil.
Alkol olabilir, uyuşturucu olabilir, seks bile olabilir.
Önemli olan hayatımızdan ve kesin...
Teknikle çıkartabilmemiz yani odaklanmamız gereken şey alışkanlıklarımızı değiştirmek.
Ve beynimiz arkadaşlar şeker yediğimiz zamanki o hissi hemen tanıyor ve inanın ki çok seviyor.
Bu yüzden her defasında daha fazlasını istiyor.
Sonra da işte ne oluyor?
Obazite, çocuklarda gelişim sorunları, psikolojik davranışsal sorunlar gibi birçok soruna sebep oluyor.
Tedavi için ise neye başvuruyoruz?
Tabi ki ilaçlara bağımlı oluyoruz.
Onlara başvuruyoruz.
En korkunç senaryo ise şekerin daha fazla tüketimi isteğini arttırması.
Biraz sonra ben sloganla elimde parkatlarla evden çıkacağım arkadaşlar.
Şekere ölüm diye artık bunları da anlattıktan ve iyice öğrendikten sonra gerçekten şekere ölüm.
Şekerin sebep olduğu hastalıklar da var.
Ve tabi ki bunların başında obez, kalp hastalığı ve bazı kimik hastalıkları ve tabi ki o malum hastalık kanser geliyor.
Bu hastalıklar bir gecede çıkmıyor arkadaşlar.
Zamanla vücudumuzu ele geçirmiş.
oluyorlar. Hayatımızda hiç bilmediğimiz bir şeyi öğrenmek nasıl böyle zamanımızı alıyor değil mi?
Şekeri hayatımızdan çıkartmak için de alışkanlıklarımızı değiştirmek zamanımızı sabrımızı ve azmimizi isteyecek.
Eğer bu üçü sizde yoksa ve şeker bağımlısıysanız hayatınız boyunca bu şekilde devam edebilir ve ileride şekerin sebep olduğu biraz önce saydığım hastalıklara da yaşama imkanınız olabilir.
Mesela ben kendimden örnek vereyim size.
20'li yaşlarımda tanışmıştım eşime.
Ve her gün mutlaka böyle bir kere de olsa işte bir paket bisküvi, işte bir paket çikolata mutlaka bir tatlı yiyorum.
Yani o tatlısız gün geçmiyordu.
Eşimin şekerle hiç arası yok.
Çok şaşırdı yani nasıl yani dedi.
Her gün dedi bunu kendine nasıl yapabiliyorsun diye.
Sonra bir hikaye anlatmaya başladı.
Korkutmaya başladı beni. Ama var ya istisnasız her gün anlattığı bir hikayeydi bu.
Adamın biri varmış bakkalcı.
Her gün bir paket bisküvi yiyormuş.
Sonra da o bisküvideki şekerden dolayı hastalanmış.
ve ölmüş. Hikaye bu arkadaşlar.
Beni bu hikayeye korkutmaya çalıştı ama her gün anlattı.
Gerçekten işe yaradı.
Ben bisküvi yemiyorum artık.
Yiyemiyorum. Başka şeyleri yiyebiliyorum aslında çikolata vesaire gibi ama bisküvi böyle pakette bisküvi kesinlikle tercih etmiyorum.
O bilinçaltıma girmeyi başarabildi.
Yani bu tatlı krizlerinizden, şeker bağımlılığından vesaire eğer kurtulamıyorsanız ah şu şeker diye bir belgesel var.
Bakın onu izleyin.
Ya da eşimin bana yaptığı gibi siz de kendinize korkunç bir hikaye uydurun ve her gün bu hikayeyi kendinize anlatın.
Bir de bizim bir istisnai durumumuz var.
Zeliha ninemiz var. Şekerli de.
Belki biliyorsunuzdur. Bir ara çok fazla çıkmıştı haberleri.
Şeker ninenin günlük aldığı 4000 kalorinin tamamı şekerden.
Böyle avuç avuç bildiğimiz o beyaz şeker var ya kristal şeker.
Onu alıp arkadaşlar videolarına bakın.
Avuç avuç yiyor şekerleri.
113 yaşında o zaman haberleri çıktı.
Kan değerleri, kolesterolü, her şey normal.
O kadar normal ki 30 yaşındaki bir insanın değerleriyle aynı çıkıyor kan değerleri.
Doktorlar diyor ki tabii ki bu istisnai bir durum ve istisnalar kaideyi bozmaz.
Ve şekerline günde ortalama 1 kilo şeker yediğini söylemiş.
Kendisi 120 yaşında aramızdan ayrılmış ve vefat etmeden önce verdiği bir tavsiye var.
Diyor ki şekerline az ve yavaş yemek yiyin.
Şimdi birkaç tane soru soracağım arkadaşlar.
Lütfen bunlara dürüstçe ve hızla cevap verin.
Şöyle bir bağımlılık durumunuza bir bakın istiyorum.
Şimdi birinci soru. Şekerin neden istiyorsunuz?
Şeker yerine başka alternatifler denediniz mi?
Ya da şeker isteği geldiğinde hayır bunu değil de işte ne bileyim hurma yiyeyim diye farklı bir alternatif düşündünüz mü?
Bir şey olmaz deyip şeker yemeye devam mı ettiniz?
Ya da şekerli yiyeceklerin hayatınızda olmaması gerçekten hayatınızı negatif etkiliyor mu?
Yani bugün yemeniz gereken bir pasta var diyelim.
Onu yemediğiniz zaman olumsuz şeyler düşünüyor musunuz?
Moynunuz bozuluyor mu?
Eğer bu sorulardan bir tanesi bile evet...
bağımlı olma yolunda olabiliyorsunuz arkadaşlar.
Birkaç tane önlemlerden bahsedeceğim.
Ufak tefek önlemler. Ama bence bu biraz önce söylemiş olduğum alışkanlıklarınızı değiştirim konusuyla da harika uyumlu.
Mesela paketlenmiş ürünlerde etiket okuma alışkanlığı.
Biraz da matematik.
Şöyle ki paketlenmiş gıdalarda arkada besin ayolleri, panelleri var değil mi?
Bakıyorsunuzdur. O üründe şeker var mı?
Varsa miktarı nedir diye bakmanız gerekiyor.
Mesela laktoz, maltoz, es...
Esmer şeker, şeker kamışı, mısır şurubu, mısır şekeri, üzüm şekeri, meyve suyu konsantresi, yüksek fruktozlu mısır şurubu, bal, ham şeker bunların hiçbirinin yazmaması
gerekiyor arkadaşlar. Matematik kısmı da şöyle.
Her bir şeker gramında 4 kalori var.
Bu yüzden her bir ürün porsiyon başına 20 gram şeker içeriyorsa bu sadece şeker bakımından 80 kalori demek.
O ufak sandığımız tatlı krizleri nasıl krizlere yer veriyor?
düşünün. Bilerek rakamlarla söylemek istedim.
Büyük resmi görerek tehlikenin ne boyutta olduğunu anlayabilelim istedim çünkü.
Diğer tavsiyeye geçmeden önce de atamızın şekeri alışkanlığından bahsetmek istiyorum.
İlk öğrendiğimde hiç şaşırmamıştım zaten.
Atamızın tatlıyla hiç arası yokmuş arkadaşlar.
Öyle aradığı büyük tatlılar ya da çok fazla tatlı yediği, tercih ettiği şekerli şeyler yokmuş.
Kavunu çok seviyormuş. Bunun haricinde de gül reçelini çok severmiş kendisi.
Hiçbir şey yapamıyorsak atamızı örnek alalım arkadaşlar.
Başka bir tansiyemde tatlandırıcı kullanıyorsanız hemen kesin.
Çünkü tatlandırıcıların içinde bir madde var.
Damak tadımızı değiştiriyormuş.
Yani biz tatlı çok fazla sevmesek bile.
Yani az tatlı yediğimizi engellemek için bile eğer biz tatlandırıcı kullanıyorsak damak tadımız değiştiği için daha fazla tatlı istememize sebep oluyor.
Ve bunların hepsi arkadaşlar yapılan deneylerde araştırmalarla da kanıtlanmış sonuçlar.
Ve lütfen açken market alışverişine gitmeyin.
Evinizdeki abur cuburları da hemen çöpe atmanız gerekiyor.
Şeker vücudumuzun ihtiyaç duyduğu bir besin değil.
Psikolojik olarak kendimizi tatmin etmek, mutlu olmak ya da bazı sorunlarımızdan kaçmak.
için şekere başvuruyor olabiliriz.
Şekerin fiziksel zararlarının farkındayız ama yine de onu mutluluk kaynağı olarak gördüğümüzden dolayı tüketiyor da olabiliriz.
Mesela bazı insanlarda Bende de var zaten bu.
Tatlı kelimesinin duyduğu anda böyle mutlu olurlar.
İşte akşama güzel bir sütlaç.
Çayın yanına böyle bazı bisküviler.
Ekler alalım. Belki bir dilim pasta yeriz.
Ya bu cümleler bile bir ortam oluşturacaksak.
Akşama işte arkadaşlarla ya da eşimize dostluğumuzla sohbet muhabbet ortamı yapacaksak.
Bu tatlı bile... Kulağımıza çok güzel geliyor ve duyduğumuz anda da mutlu oluyoruz değil mi?
Mutluluk veriyor. Bunların hepsi duygusal iştah arkadaşlar.
Duygusal iştahın bizlere yaptığı bir tuzak.
Öfkelerimiz, kaygılarımız, endişelerimiz, kızgınlıklarımız gibi duygularımızı utanç duyduğumuz için çok fazla yemek yiyerek ya da şekeri fazlaca tüketerek bastırmaya çalışıyoruz.
Ne oluyor peki burada? Ne yapmaya çalışıyoruz biz?
Ne yapıyoruz biz ya? Kendimizi uyuşturmak istiyoruz.
Bir kaçış yolu olarak görüyoruz şekeri.
ve bu yanlış yolda yürümeye Devam ediyoruz maalesef.
Şu hayatta 3 öğün yemek yediği için 5 öğün dayak yiyen çocuklar var.
Böyle travmalar yaşamış insanlar var.
Bu yüzden yeme alışkanlıklarımız hiçbir sebebe bağlamadan ya da kendi kendimize uzman destekleriyle de olabilir.
Kendi elimizi kendimiz tutmamız gerekiyor.
Bunu geleceğimiz için şimdiden yapmamız lazım.
Çok hüzünlü bir hikayem var arkadaşlar.
Çok üzüldüm.
Yine sanat dünyasını öldükten sonra kıymetini bildiğimiz sanatçılarımızdan birinin...
Evet çok fazla şeker yendiği için değil belki şeker hastalığı ama zaten kaynağı şeker aslında.
O yüzden bu podcast bölümünde anlatmak istedim bu hikayeyi.
Hastanede yapayalnız öldükten sonra kadavra olan bir yazarımızdan bahsedeceğim size.
Kim bu yazarımız? Ömer Seyfettin.
Türk Edebiyatı'nın en önemli yazarlarından biri.
En çok okunan yazarı Ömer Seyfettin.
Uzun yıllar kemik ağrıları sızlar çettim.
En sonunda dayanamadı.
Hastaneye... yattı ve hastanede yanlış tedavi uygulandı.
Romatizma hastasızın dediler.
Başka başka ilaçlar kullandılar.
Öyle ki kendisi artık bir lokma ekmek yemeyecek duruma geldi.
Tanınmayacak hale geldi.
Ve günü geldiğinde de tedavi edilemediği için vefat etti hastanede.
Vefatından sonra hastane çalışanları da o kadar uzun süre kalmış ki hastanede bu kim bu kim diye birbirlerine sormaya başladılar ve kimse onu tanımadı.
Tamam dediler bu o zaman sahipsiz.
Hadi bunu tıp öğrencilerine kadara yaptıralım.
Aldılar onu bir güzel kadar yaptılar.
Başını testereyle kestiler.
Bazı iç organlarına testler yaptılar ve yetmiyormuş gibi bütün tıp öğrencileri hatta üniversitenin çalışanı hademesiyle beraber önünde durarak gesim çektirip gazetelere verdiler.
Onu gazetelerden gören eş dostu hastaneye koşup onun Ömer Seyfettin olduğunu söyleyip cenazesini teslim aldılar.
Yani yanlış bir tedavi, yanlış bir teşhis sonucunda Ömer Seyfettin'in hazin durumu da bu.
Ne zaman şekerle ilgili bir şeyler konuşsak ya da şekerin sebep olduğu hastalıklarla ilgili bir şeylerden bahsetsem hep bu maalesef hüzünlü hikaye aklıma geliyor.
Eğer gerçekten şekerle ilgili bir bağımlılık yaşıyorsanız, şekerden uzak duramıyorsanız bir an önce hiç vakit kaybetmeden harekete geçmeniz gerekiyor.
Çünkü biraz önce anlattığım gibi zararlı olduğu noktalar çok fazla.
Bu bölümün de sonuna geldik.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
