
Şanslı Kız Sendromu/Hayatınızı Değiştirecek 10 Adım
11 Haziran 2025 · 37 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Ben çok şanslıyım, her şey yolunda.. Bir kere de olsa bu cümleyi mutlaka duymuşsunuzdur, hatta belki söylemişsinizdir. Peki söylemek yeterli mi? Bu bölümde Şanslı Kız Sendromunu, psikoloji ve enerji bilimi ile anlatıyorum.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese selam. Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün şanslı kız sendromundan bahsedeceğim arkadaşlar.
Anlatacaklarım çok uzun.
O yüzden hemen başlamak istiyorum.
2022 yılında Laura Gable adında bir TikTok fenomeni glow up creator olarak tanımlıyor kendisini.
İşte kendine parlama yolculuklarını anlattığı bir sayfası var.
600 bin yakın takipçisi var.
Bu sayfasında bir paylaşım yapıyor.
Diyor ki ben şanslı bir kızım çünkü her şey bana kolayca geliyor.
Kısa sürede bu videosu 150 milyonun üzerinde görüntüleniyor ve ulusal bir fenomen olarak şanslı kız sendromunun ilk sesi oluyor ve insanlara bunu hatırlatıyor.
Laura diyor ki bu cümleyi hayatınızda kullanmayı deneyin.
Bir ay boyunca kendinize sık sık sürekli ben şanslı bir kızım deyin diyor.
Laura'nın hitap ettiği kesim arkadaşlar kızlar bu sebepten dolayı şanslı kız sendromu olarak zaten ismi geçiyor.
Ama diyor ki cehaletten arındırılmış bir bilinçle söyleyin lütfen.
Sonra da gelin bana rapor verin.
Ve Laura'nın yayınladıklarına baktığımız zaman bir ay boyunca bunu deneyen kişilerden bazı mesajlar almış.
İşte istediğim zammı aldım, istediğim terfiye aldım, istediğim evi buldum, istediğim eşle beraberim, istediğim sevgili yaptım gibi.
Bu yaşadıklarının gerçekleştiğini söyleyen ve sadece farklı hiçbir şey yapmadıklarını bu cümleyi kullanarak, sık sık kendilerine söyleyerek bunlara ulaştığını söylemişler, mesaj atmışlar
Laura'ya ve o da zaten bunları yayınladı.
Aslında bu bir hareket başlatma tarzıdır arkadaşlar.
1960 ve 70'li yıllarda Amerika'da I am isimli I am hareketi başlatılmış.
Köketi de 1930'lu yıllara dayanıyor.
I am yani ben olan anlamında kullanılıyor.
Hatta yüksek sesle ben buyum ben şuyum dediğinizde tanrısal bilinçle kutsal evrenin gücünü çekmeye başlandığı bilgileriyle yayılmaya başlamış bu Amerika'da.
Ve bir hareket haline dönüşmüş.
Zaten 60'lı yıllarda Amerika'da iç gücünü tanıma olumlamaları çok fazlaydı.
Bunlar başlamıştı. Çünkü insanlar dinin dayatmalarının karşısında inanç için kendilerine alternatifler aramaya başlıyorlardı.
Ya bu şey gibi hani Allah inancı olan birisi işte namaz kılmıyor, oruç tutmuyor ama Allah'a inancı var.
İşte birisi ona diyor ki ya diyor sen Allah'a inanıyorsun ama Onun emrettiği gibi yaşamıyorsun, namaz kılmıyorsun, oruç tutmuyorsun diyor.
Böyle hadsizler mutlaka sizinle karşınıza çıkmıştır.
İşte karşı tarafta diyor ki ya diyor benim diyor içim temiz.
Yani o içinin temizliğine bu.
İçindeki güzelliğe, niyetinin iyi oluşuna inanmış.
Yani ben diyor namaz kılmasam da, oruç tutmasam da benim işlerim yolunda gider.
Ve Tanrı benimle, Allah benimle beraber diyor.
Misal benim babam. Hangimizin babası demez ki?
Yani Laura diyor ki arkadaşlar hiçbir şey yolunda gitmiyor cümlesi benim ağzımdan hiçbir zaman çıkmadı.
Bunu diyor zehirli pozitif olarak görmeyin.
Çünkü ben gerçekten içten içe en güzel şeylerin benim başıma geleceğine inanıyorum.
Laura hayatında ne olursa olsun hep arkasından güzel şeyler geleceğine inanmış.
Ona demişler ki ya her şeyin yolunda gideceğine inanıyorsun ama Hani bir şekilde beklentini yüksek tutuyorsun sen.
E istemediğin şeylerle karşılaştığında daha çok üzüleceksin beklentin yüksek olduğu zaman.
O da demiş ki ben işlerin hiçbir zaman yolunda gitmediğini yaşamadım.
Yani benim için işler hiçbir zaman yolunda gitmediği gibi bir durum olmadı.
İstediğim şeyler olmadığı zaman üzülmedim.
Çünkü biliyorum ki sonrasında daha iyi bir şey zaten benim karşıma çıkacak.
Yani böyle düşünen ve bunu gün içerisinde kendisine sürekli hatırlatan bir insan bu insanı ne yıkabilir ki?
Değil mi arkadaşlar? Çok zor zaten yıkılması.
Pierre'in Doğru İstersen Olur kitabında da şöyle bir fark edişi vardı.
Pierre Franklin'i biliyorsunuz.
Rezonans Kanunu'nun yazarı. Maalesef o kitapla tanıyorsunuz onu.
Çünkü onun halinde diğer çok güzel başka kitapları da var.
Pierre diyor ki, siz diyor sabah akşam oturup 10 dakika bir şeyler yazıyorsunuz.
İyi şeyler yazıyorsunuz.
İşte olumlamalar yazıyorsunuz.
Ama gününüzün kalan 23 saat 40 dakikasında layık olsun, hayatımda hiçbir şey yolunda gitmiyor, bu niye böyle oldu, neden ters gidiyor derseniz evren hangi dediğinizi dileğiniz olarak
kabul eder? Sadece 10 dakika yazdığınızı mı yoksa 23 saat 50 dakika düşündüğünüzü mü ya da söylendiğinizi?
Bakın bu çok güzel bir farkındalıktır arkadaşlar.
Kendi hayatınızı değiştirmek istiyorsanız, güzellikleri çekmek istiyorsanız sık sık gün içerisinde bunu hatırlamanız gerekiyor.
İki cümlecik ya söyleyin gitsin.
Yoğunluktan unutuyorsanız eğer, aklıma gelmiyor, işte kendimi tutamıyorum diyorsanız eğer telefonunuza hatırlatıcılar kurun.
Minik minik postitler yapıştırın bir yerlere.
Ben dünyanın en şanslı kızıyım.
Eğer beni dinleyen erkekseniz şu anda ki bir sürü erkek dinleyicim var şükürler olsun.
Ben de bunu söylemiş olayım buradan.
Ben dünyanın en şanslı erkeğiyim deyin.
Her şey benim için her zaman yolunda gidiyor.
Benim de arkadaşlar favori, favori diyebilirim bir cümlem var.
İşte diyorum ki ben de mesela her boş bulduğum yere yazarım bu arada.
Kitap okurken bile boşluk gördüğümde o anda okuduğum bir şeyde.
Ne olursa artık aklıma geldiği saniyelerde ve artık bunu o kadar güzel alıştırma haline getirdim ki unutmuyorum.
İşte benim adım diyorum. İşte Ayça soyadımı söylüyorum.
Başıma hep iyi şey gelir.
Mesela soyadım Yılmaz olsun.
Yılmaz değil bu arada. Benim adım Ayça Yılmaz.
Başıma hep iyi şeyler gelir.
Sadece yakınım olan 2-3 kişi biliyor.
Ama şu anda ben binlerce insanın da söylemiş olduğumu kendimi tebrik ediyorum.
Arkadaşlar zihnimizi hayattaki olumlu şeylere ne kadar çok odaklarsak.
Hayatımızın her alanında iyiliği o kadar çok ortaya çıkarabiliyoruz.
Düşüncelerimiz gerçekliğimizi yaratıyor.
Zihnimizi pozitif şeylerle beslediğimizde etrafımızdaki ve hayatımızdaki iyilikleri fark etme olasılığımız daha çok yükseliyor.
Pozitif enerjiyi soludukça ve hayatınızdan eski toksik kalıpları çıkardıkça Hayatınız çiçek açmaya başlıyor.
Eminim günleriniz neseyle dolar bu şekilde ve hayalleriniz gerçek olur.
Başarmak istediğiniz şeye odaklanın ve sonrasında vizyonunuzla uyumlu hedefler belirleyin.
Peki şanslı kız sendromu aslında ne?
Bu bir his değil diyor bilim insanları.
Bu diyor bir sistem. Kendini doğuştan şanslı kabul etmek.
Hiçbir şeyin size karşı çalışmadığını, her şeyin sizin için doğru şekilde geliştiğini düşünmektir.
Siz ana karaktersiniz. Kötü şeyler bile size hizmet ediyor.
Mesela benim babasız büyüyen çok yakın bir arkadaşım var.
Bilimsel literatüre göre bu negatif bir şey değil mi?
Ama arkadaşım bir noktada buna şans dedi.
Belki arkadaşım babasıyla büyüseydi bu kadar güçlü, bu kadar konuşkan, bu kadar azimli biri olmayacaktı.
Belki hayat ona büyük şeyler yapması için o eksikliği verdi.
Çok başarılı ve mutlu bir kız çünkü kendisi.
Ve şimdi geriye dönüp baktığı zaman diyor ki ben şanslıyım.
Çünkü bu halim o yokluğun hediyesi.
Yani babasının olmamasının yokluğunu bir şekilde güçlü olmasına bağladı.
Ve bu hayatın ona verdiği bir hediye olarak görüyor.
Çok güzel bir bakış açısı bu da.
Yani onun hayata baktığı yer çok güzel değil mi?
Durduğu yer. Hayata bakarken durduğu yer, olduğu level çok güzel bir level.
Hayatımızdaki her gün bize armağan arkadaşlar.
Hayatımızda hali hazırda bulunan tüm güzellikleri takdir ettiğinizden emin olun olur mu?
Bunu da aklımdayken hemen söyleyeyim.
Lütfen hali hazırdaki tüm güzellikleri takdir ettiğinizden emin olun.
Çünkü bence minnettar olmak hayatımızdaki en güçlü olan itici bir güç.
Sahip olduklarımız için ne kadar çok minnettar olursak eksiklikler de dahil şükretmek podcastımı dinlemenizi öneriyorum.
Orada bahsetmiştim. Evren bize daha fazlasını vermek için o kadar çok bizimle iş birliği yapar ki minnettar olup sahip olduklarınızı hatırladıkça inanç sistemini kırarsınız.
Zamanla sizdeki dengeler değişir.
Şanslıyım derken daha çok inanarak söylediğinizi hissedeceksiniz.
Bunu bir de bilimsel denklemle anlatayım arkadaşlar.
Beynimizde retiküler aktivasyon sistemi diye bir sistem var.
RAS sistemi. İlerleyen dakikalarda RAS diye bahsedeceğim arkadaşlar.
Lütfen açılımını okutmayın bana.
Şimdi bu bir filtreleme mekanizması.
Bu sistem odaklandığınız şeylerin gerçekliğin halini getiriyor size.
Yani beyninize ben şanslıyım mesajını tekrar tekrar ettiğiniz zaman Beyniniz bu veriyi önemli bilgi olarak etiketliyor.
Yani siz sürekli söylüyorsunuz ya diyor ki ya diyor bu kız bunu sürekli söylemeye başladı.
Demek ki bu önemli bir bilgi.
Etiketliyor bunu önemli diye üzerine yazıyor.
Ve gün içerisinde bu inancı destekleyen detayları özellikle görmeye başlıyorsunuz.
Ne bileyim mesela kahve alacaksınız bir sıraya giriyorsunuz.
Ve bir şey oluyor ve sıra bir anda size geliyor.
Ya da önünüzdeki 5 kişi 6 kişi kahve almaktan vazgeçiyor.
Hemen sıra size geliyor. Ya da mesela o gün bedava...
kahve var ve size denk geliyor.
Bana oldu geçenlerde.
Çok alakasız bir yerde bir yemekhaneye işte girdim.
Yemek alacağım. Tepsiye aldım.
Hiç de fark etmedim. İşte istediğim hanımefendiden şunları şunları istiyorum yiyeceğim diye.
Sonra hanımefendi bana dedi ki aa dedi günün dedi şanslısı sizsiniz.
Ne şanslısı yani böyle şaşırdım.
O kadar yorgunum ki çünkü ne alaka.
Hiç kafamda yok o anda. Tepsiye bir baktım böyle Sarı bir kağıt üzerine siyah yazılılarda şey demişler, işte bugünkü yemeğiniz bizden, günün şanslısı sizsiniz.
Kağıdı rica ettim, verdiler.
Normalde vermiyorlarmış, başka bir tepsiye koyacaklar.
Hani o tepsiyi alanlardan...
O kağıt kime denk geldiyse ücret ödemiyormuş.
Ne yerse yesin. Ne alırsam alayım yani.
Orada istediğim her şeyi yiyebilecektim ve 5 kuruş ödemeyecektim.
Öyle de oldu zaten. Mesela onun gibi düşünün.
Ben şanslıyım işte her şey başıma iyi gelir vesaire onları yazıyorum zaten düşünüyorum ama o anda hiç aklımda yoktu.
Hiç aklımda olmamasına bile rağmen yani beynim bana belki de o tepside uzaktan arkadaşlar biraz sonra detaylarını anlatacağım onu gördü belki de o kağıdı.
Çünkü yani böyle kabak gibi ortada nasıl görmedim bilmiyorum.
Bu da böyle güzel bir anıydı.
Mesela diğer insanlar size ya ne kadar şanslısın dediğinizde beyniniz bunu hatırlayacak.
Ne kadar şanslısın dediği zaman birisi size ne cevap verirsiniz?
Yok ya şans değil şöyle oldu böyle oldu diye kabul etmezsiniz değil mi?
Ama size ne şanslısın ya dediğinde eğer siz kendinize bunu söylemeye devam ederseniz evet diyeceksiniz ya ben inanılmaz şanslı birisiyim.
Ve zamanla da beyniniz olumsuz şeyleri filtreleyip olumlu şeyleri kaydedecek.
Bu beynin kendi algısını eğitmesi demektir.
O kadar önemli bir şey ki sadece şu kelimelerle beyninizin algısını eğitebiliyorsunuz.
Yeni bir araba almış olun tamam mı?
Bir tane Peugeot 208 almış olun.
O zamana kadar hiç dikkat etmediğiniz o model bir anda her yerde gözünüzün önüne çıkmaya başlar değil mi?
Mutlaka olmuştur. Bir tek arabayı için değil farklı eşyalarda da olmuştur.
Sanki bütün şehirde herkes aynı arabayı sizin için önemli bir bilgi olarak işaretlemiş de siz onu görebiliyorsunuz.
Halbuki o arabalar zaten oradaydı.
Ama RAS bu sistem RAS sistemi sizin için bu arabayı artık önemli bilgi olarak işaretledi.
Beyniniz size şöyle diyor.
Bu önemli benzerlerini sana göstereceğim.
Çünkü dikkatin algın arttıkça söylediğin düşündüğün şeyleri görebiliyorsun.
Şanslıyım dedikçe şanslı olmanız için güzel fırsatları da görebileceksiniz.
Biraz sonra bahsedeceğim detaylardan.
Mesela bir kadın hamile kalmış bir kadın düşünün.
Daha önce hiç fark etmediği kadar çok hamile kadın görmeye başlar.
Ya da panik atak yaşayan tanıdıkları artık onun dikkatini çekmeye başlar.
Çünkü rast sen buna dikkat ediyorsun o zaman ben senin dikkatini buraya çekeyim.
Gerisi önemsiz diyor.
Bir de ağzımıza yapışan bazı duymalar vardır.
Ben şanssızım. Ya da ben hep geç kalırım ya zaten.
Mesela böyle dediğinizde ne oluyor?
Diyelim ki her sabah kalktığınızda diyorsunuz ki ya bugün yine geç kaldım ben zaten hep geç kalıyorum.
Ya da benim şansımda ne zaman iyi bir şey olmuş ki şimdi mi olacak?
RAS bu cümleyi beynin gerçeklik haritasına işliyor arkadaşlar.
Gün içerisinde biri size iltifat ettiğinde RAS diyor ki bu bilgi bizim inanç sistemimize aykırı sen bu iltifatı önemseme.
Ama yolda otobüsü kaçırdığınızda Raz hemen bunu kaydediyor ve güçlendiriyor.
Diyor ki sana bak gördün mü yine geç kaldın.
Hep böyle oluyor zaten. Hep geç kalıyorsun geri zekalı diyor.
Böylece şanssızlık ya da başarısızlık gerçek değilken bile güçlü bir inanç haline geliyor.
Yani sizin artık inancınız, gerçekliğiniz...
Bu oluyor arkadaşlar. Kendini gerçekleştiren kehanet diye bir tabir vardır.
Bilirsiniz mutlaka. Bir şeye inanırsan davranışların farkında olmadan o inancı gerçekleştirmeye başlar.
Bu kavramda ilk tanımlayan kişi Robert Merton'dur arkadaşlar.
Amerikalı sosyolog.
Zaten modern sosyolojinin kurucularından kendisi.
Robert'ın araştırdığı en önemli olgu...
Toplumun yanlış inançları bile nasıl gerçeklik yaratabileceği üzerineydi.
Yani tek bir insanın değil toplu olarak birileri bir şeye inanıyorsa yani bunu yağmur doğasına çıkan insanlar gibi düşünebilirsiniz.
Yağmur doğasına çıkan insanlar nasıl böyle topluca dua ettikleri zaman inanıyorlar ve gerçekten yağmur yağıyor bunu düşünebilirsiniz.
Yani Robert'ın en çok araştırdığı yönlerden biri durumlardan biri de buydu.
Yani kendini gerçekleştiren kehanet gerçekleşmeyecek bir durumun gerçekleşeceğine dair yanlış inançla harekete geçilmesi sonucu gerçekten gerçekleşmesidir.
Siz bunu işte ben şanslı bir kızım diye tersine çevirebilirsiniz.
Belki de kaderiniz çok kötü yazıldı.
Belki de gerçekten başınıza kötü şeyler gelecek.
Ama işte siz bunu söyleye söyleye değiştirebiliyorsunuz.
Bu Amerikalı sosyolog Robert diyor ki arkadaşlar insanlar bir durum nasıl tanımlıyorsa o tanımın sonuçlarında yaşarlar.
Bakın Robert aslında Rus göçmeni bir ailenin çocuğu arkadaşlar.
Çok fakir bir mahallede inanılmaz fakir bir aile doğan bir çocuk.
Gerçek adı da Mayor Shklokty.
Ne kadar garip soy isimleri değil mi?
Artık söyleyemiyorum Rusçam yok bu kadarıyla idare edin.
Küçük yaşlarda... Bir kütüphaneye gidiyor.
Kütüphanede okuma yaparken diyor ki okuduğu kitaptan etkileyerek ben diyor bilim insanı olacağım.
Tabii herkes gülüyor yani bilim insanı nedir?
Hani ne bileyim orada burada çalışacağım falan hani eyvallah ama bilim insanı ya yok daha neler diyorlar.
Bir gün ona gazeteci değişimini soruyor.
Diyor ki sen diyor bu kadar diyor fakir bir aileydeydin.
İşte okuma yazma bilmiyorlardı.
Ya sen diyor nasıl böyle bir adam olabildin?
Ya düşünsenize modern sosyolojinin...
Kurucusu olmuş adam. Adam diyor ki adam yalnız adama geçtim hemen.
Robert diyor ki benim şansım düşünmenin gücüne erken inanmam oldu.
Beni kimse tanımazken ben bilin dünyasının bir parçası olduğumu hep hayal ediyordum ve buna inanıyordum.
Yani o şansa değil inançla harekete geçen düşünceye inanıyordu arkadaşlar.
Ama böyle inanarak kendi şansını kendi yaratmış oldu.
Ben şanssızım inancı eşittir beyninizin rası.
Negatif bilgiye odaklamasıdır.
Riskten kaçarsınız.
Fırsatları fark etmezsiniz.
Gerçekten daha şanssız gibi yaşarsınız.
Ben şanslıyım inanca eşittir.
özgüvenin artması, daha sosyal, daha açık, daha farkında bir tutum geliştirmeniz, dış dünyanın sizi şanslı biri gibi desteklemesini kolaylaştırması demektir arkadaşlar.
Yani inanç davranışı doğuruyor, davranış deneyimleri doğuruyor, deneyimleriniz de gerçeklik zincirinizi oluşturuyor.
O zaman sizi biraz daha geriye götüreceğim arkadaşlar.
Ortaçağ Avrupa'sına bir bakalım.
Mesela Ortaçağ Avrupa'sında arkadaşlar, büyü ve tılsım kültürü kadınlar özelinde çok fazlaydı.
Büyü kitapları vardı ve kadınlara şans, işte aşık, güzellik getirecek sözler öğretiyorlardı.
Bu sözlerin çoğu tabii ki Latince ve birkaç içerikleri var, birkaç cümle var.
Bunları sizinle paylaşmak istiyorum.
Diyor ki, Latincesini okumayacağım tabii ki.
Mutluyum çünkü iyi şeyleri hak ediyorum.
Böyle bir şey olabilir mi ya?
Kaç yüzyıl önce? Düşünebiliyor musunuz?
Biraz sonra hangi büyük kitaplarında yazdığımı da söyleyeceğim zaten size.
Mutluyum çünkü iyi şeyler hak ediyorum.
Yani adamlar bunu, kadınlar, kim yazdıysa artık.
Ya kaç yüzyıl önce yazmışlar?
Demek ki hala aynı sorunlardan bizi boğuşuyoruz.
Yani bu tür büyüsel pratiklerde kendi şansını söyleyerek yaratmak inancı yaygındı.
İnsanlar buna o zaman büyüdüyorlardı.
Demek ki gerçekten sonuçlarını aldılar korktular ki büyü dediler ve bunu yazanlara yapanlara da cadı dediler.
Demek ki gerçekten sonuç oluyordu arkadaşlar.
Yoksa buna yani şu anda insanlar hani ya of ya onumlama mı of ya bu cümleme ha aynen ya söyleyince olur diye dalga geçiyorlar ya ya adamlar buna büyü demiş.
Adamlar bunu söyleyenlere cadı demiş.
Demek ki gerçekten bunun etkisini gördüler.
Mesela Shakespeare bile bunu kullanmış arkadaşlar.
16. yüzyılın sonunu biliyorsunuz.
Macbeth biliyorsunuz bu eserini.
Kehaneti kendi kendine gerçekleştirmişti.
Ona fal bakıyorlardı, söylüyorlardı.
O fala o kadar çok inanıyordu.
Falda ne söylüyorlarsa onu yaşadı.
Yani neye inanırsan onu yaşarsın fikrini gösterdi bize Shakespeare.
Ve şöyle bir şey var.
Şimdi büyü dedim ya buna, büyü dediğince aklımıza ne geliyor orta çağda da öyle?
İşte yok domuz yağıymış, işte yok farenin zehriymiş, farenin kanıymış.
Vesaire hani böyle şeyler.
Onun otuymuş, onun bokuymuş vesaire.
Böyle şeylerden büyü yapılıyor.
Bu sözle... Bir şeyler söylendiğinde buna demişler ki Orta Çağ ve Rönesans döneminde doğal büyüdür bu.
Yani hiçbir şekilde bir kötülük karıştırmadan doğal büyü ismini vermişler.
Bu şekilde sözlerle beraber işte kadının, insanın, şansının gelmesine dair.
Şimdi size o dönemdeki en bilinen büyü kitaplarından birkaçını ve içinde şans çekmek için kullanılan bazı ifadeleri ve tısımları anlatacağım.
Başınıza bir iş gelirse beni hiç ilgilendirmiyor.
Şaka yapıyorum arkadaşlar.
Tılsın deyince hemen böyle aa falan diye böyle aklınıza garip garip şeyler gelmesin.
Sadece cümleler bunlar. Zaten bunların hepsi süperitel kaynaklar.
14. yüzyılın sonunda yazılmış Abramel'in kitabı var.
Bu kitapta kişiye kendi kutsal koruyucu meleğiyle iletişime geçme yolları öğretmişler.
Yani şans çekmek için bazı ifadeler yazmışlar.
Diyor ki... Şans bana sonu olmayan bir nehir gibi gelsin.
Bu kitapta mesela şans için bunu söylemişler ve genellikle 7 gün boyunca sabahları aynaya bakarak söylenmiş.
İkinci büyük kitabı da 10.
yüzyılda. Arapça aslında Arapça yazılıyor ama sonradan Latice kaynaklara geçiyor.
Zaten bu kitapta astrolojik büyüler var arkadaşlar.
Hayata Hakim Ol kitabının adı da büyük kitabının adında.
Şans ve fırsat çekmek için güneşin belirli konumlarında söylenmesi gereken sözler.
Yani güneşin belirli konuları dediğimde genelde Jüpiter'in hareketlerine bakılıyormuş.
Nasıl bakıyorlarmış onu bilmiyoruz.
Ama hani bizim sabah namazı saatleri gibi düşünebilirsiniz.
Cümlede şöyle. Ben mutluyum.
Güneşin ışığı bana rehberlik etsin.
Bu cümlede bu şekilde. Ve 15.
yüzyılda da Sonamon'un Anahtarı diye bir büyü kitabı var.
Bu en çok bilinen büyü kitaplarından biri.
Şans tılsımları tarif ediliyor.
Diyor ki burada İbranice bir cümle.
Bu biraz inançla ilgili.
Yani sen Tanrı'nın yüceliğiyle bağ kurup ilahi şansı çağırmak istiyorsan şu cümleyi kullanacaksın.
Türkçesi şu şekilde. Onun yüce egemenliğinin onuru sonsuza dek kutsanmıştır.
O dediğimiz tabii ki Tanrı.
Bu cümle arkadaşlar şöyle söyleniyormuş.
Sol elinizde sarı bir mum olacak tutacaksınız.
Perşembe günleri söyleyeceksiniz ve Jüpiter saatinde.
Söyleyeceğiniz gün Jüpiter saatine bakarsınız internetten.
Bu şekilde şans, bolluk ve rafa için.
Söylüyorlarmış. Belki siz de deneyebilirsiniz.
13. yüzyılda da Ars Notoria diye bir kitap var.
Büyük kitabı. Bu da bilgelik ve şans çekmek için duaları resimli sembollerle beraber anlatmışlar.
Orada da cümle şu şekilde.
Yolumu biliyorum.
Şans beni takip eder.
Yani bunları bütün inançla söylediğiniz zaman şansın, aşkın, ilişkilerin işte her şeyin size geleceğine inanılmış.
Bakın şöyle bir örnek de vereyim aklıma gelmişti hemen.
Napolyon arkadaşlar biliyorsunuz Fransa İmparatoru söylememe gerek yok.
Napolyon arkadaşlar başarı, zeka bunlardan çok bir insanın şansa inanıp inanmaması ile ilgileniyormuş.
Ve savaşa çıkmadan önce Ben kaderin adamıyım dermiş.
Ben şanslıyım çünkü kaderim çok büyük.
Hep bu cümleyi kullanırmış.
Mesela Fransa kraliçesi, ünlü Fransa kraliçesi Marie Antoinette de henüz 14 yaşındayken Avusturya'dan Fransa'ya gelmeden önce annesi ona bir tane dua öğretmiş.
Dua da şu şekilde. Benim yolum ışıkla dolu.
Gittiğim her yerde şans ve sevgi.
Beni karşılar. Bu cümleyi Maria arkadaşlar her sabah tekrar edermiş.
Ve yazarmış. Aynısı söylemiş.
Aynı zamanda o da hemen aklıma geldi söyleyeyim.
Lady Gaga arkadaşlar. Lady Gaga kendisine her zaman şey diyormuş.
Ben bir süper yıldızım.
Ben bir süper yıldızım. Onun hikayesini biliyorsunuzdur.
İnanılmaz dalga geçermiş arkadaşları.
Hatta o o kadar çok söylermiş ki herkese ben bir süper yıldızım diye.
Facebook'ta sen bir süper yıldız değilsin işte sen osun busun diye bir sayfası bile açmışlar onu.
Düşünün yani kadın dünya yıldızı oldu.
Aynaya bakarak Lady Gaga arkadaşlar bu ben bir süper yıldızım cümlesini günde 10 kez söylüyormuş.
Ben bir ikonum ben bir süper yıldızım diye.
Günde 10 kere aynaya bakarak söylemiş.
Zaten bizde Kanuni Sultan Süleyman'da arkadaşlar sık sık dua ve telkin içeren sözler kullanırmış.
Hatta Kanuni'nin rivayete göre çok meşhur olan bir duası var.
Duası da şu şekilde. Yolumda hayır olsun, önümde feth ola.
Yani hayatımda hep açılan yollar ve başarılar olur anlamında bir dua.
Kanuni de Napolyon gibi arkadaşlar savaşa çıkmadan önce yani sefere gitmeden önce hep böyle çıkarken sarayından giderken dermiş ki zafer benim nasibimdir.
Böyle rivayet ediliyor.
Şimdi bir sürü çok güzel şansla ilgili cümleler paylaştım size.
İçinizden belki istemeseniz de bir ses şöyle söylüyor olabilir.
Ben şanslıyım, inanıyorum desem ne olacak Ayça?
Ben buna inanamıyorum.
Aslında ben kendimi şanslı hissetmiyorum.
O zaman şansı tekrar tanımlayalım.
Şans arkadaşlar. Lütfen beni güzel dinleyin.
Lütfen. Bir kişi ya da olayın bilinçli çaba dışında daha iyi sonuçlar üretme olasılığıdır.
Bilinçli çaba dışında.
Şimdi bu negatif inat sisteminizi kurmak için şöyle bir bilimsel olarak toparlayacağım.
Çünkü aklınız mantıklı cevapları arayacak.
Şanslı hissedebilmeniz için.
Bu yüzden beyin şansı nasıl algılıyor?
Siz şans dediğinizde beyin bunu tehlike ödül haritasında bir sembol olarak görüyor.
Yani şanslıyım dediğiniz zaman dopamin ve beklenti devreleriniz çalışıyor.
Şanssızım dediğiniz zaman amigdala yani korku merkeziniz aktive oluyor ve dikkatiniz daralıyor.
Yani şans kelimesi aslında bir duygu düğmeniz.
Bunu söylediğinizde beyniniz iyi şeyler olabilir moduna geçecek.
Fark etmeniz artacak.
Hataları göze alma kapasiteniz artacak, ilişkilerde daha sıcak ve açık olacaksınız, daha fazla risk alacaksınız, daha çok fırsat yaratacaksınız.
Bu yüzden işte insanlar şanslı insan dediğinde genellikle hayatta daha açık, işte cesur, neşeli, ilişkileri kuvvetli olarak tarif ederler.
Ya o çok şanslı derler. İşte böyle cesur, neşeli, işte ilişkileri düzgün olan insanlar için genelde bu tabiri kullanırlar değil mi?
Peki inanmadığınız bir şeyi söylemek işe yarar mı?
Hani bana dediniz ya biraz önce ben aslında inanmıyorum diye.
Evet arkadaşlar yarıyor.
Ama nasıl söylediğinize bağlı.
Sahte afirmasyon değil.
Bilgisayar yeniden çerçevelemeniz gerekiyor.
Eğer ben şanslıyım dediğinizde içiniz şöyle diyorsa hayır değilim ya yalan bu.
İşte bu sizin direnciniz.
Bu bir dirençtir. Bu beyin tarafından tehdit gibi algılanıyor ve etkisizdir.
Ama eğer şunu derseniz şanslı olduğum ihtimaline yer açıyorum ya da Şanslı biri gibi düşünmeyi öğreniyorum.
Bu cümlelerle beyniniz prefrontal kortekse yani karar, esneklik ve umutla ilgili alanınızı aktifleştirecek.
Bu sizin değişiminizin başladığı yer demektir arkadaşlar.
Mesela bir uzman görüşüne başvurayım şimdi.
Dr. Carol Dweck Stanford Üniversitesi'nde çalışmıştı.
Gelişimsel zihin yapısını inceliyor arkadaşlar ve bu kuramı geliştiren de kişidir.
Dweck diyor ki inançlarınız kim olduğunuzu tanımlamaz.
Ama kim olacağınızı şekillendirir.
Yani şu an kendinizi şanssız hissetseniz bile şanslı biri olabilirim dediğinizde beyniniz yeni bir yapı kuracak.
Psikolog Richard Weissman arkadaşlar şanslı ve şanssız olduğunu düşünen kişilerle çok büyük bir deney yapıyor.
Deney şöyle. İki gruba gazeteden resimlerle dolu bir sayfa veriyor ve kaç resim var sorusu soruluyor.
Şanslı olduğunu düşünenler ortalama 8 saniyede doğru cevabı veriyorlar.
Şanssızlar da iki kat daha uzun sürede hatta bazıları yanlış cevap veriyor ve iki kat daha uzun süre istiyorlar.
Niçin? Çünkü gazetenin ortasında kocaman şu yazı var.
Bu sayfada 43 resim var.
Artık saymana gerek yok.
Kocaman böyle bir yazı yazmış.
Yani şanslı olduğunu düşünenler daha dikkatli, açık ve farkındalığı yüksek.
Bu yazıyı görüyorlar.
Ha diyorlar tamam 43 tane resim varmış.
Hemen bunu söylüyorlar.
Beyinleri, fırsatları açık çünkü bu insanların.
Aynı sayfaya bakıyorlar ama biri bu şansı görüyor, diğeri göremiyor.
Şanslı olduğunu düşünen kişinin alıcıları açık arkadaşlar.
Gözleri açık ve bu yazıyı okuyabiliyor.
Ama şanssız olan insan zaten sıfır başlıyor.
Diyor ki aman diyor ya bunu yapamayacağım sayamayacağım zaten diyor acele ediyor.
Ya yanlış söylüyor ya da daha uzun sürede doğru cevabı verebiliyor.
O zaman size cevabım şanssız hissettiğini düşünenlere cevabım şu.
Hayır şanslı olduğunu şu an hissetmiyorsan da bu cümle size hizmet edecek.
Hayır şanssız değilsin.
Biraz önce söylediğim cümleleri arkadaşlar bir büyü olarak söylemeyeyim.
Nörobilisler egzersiz olarak kullanın ki.
Beyninizin mantıklı cevabı bulmasına izin verin.
Tıpkı fiziksel egzersizde olduğu gibi beyniniz de tekrar tekrar etsin ve umut kasını çalıştırsın.
İşte o zaman iyiliği görmeye başlayacaksınız.
Olasılıkların açıldığını fark edeceksiniz.
Şanslıyım dediğinizde artık yalan gibi değil olası gibi gelecek.
Ve işte o gün gerçekten şansınız başlayacak.
Şanslı kız sendromuna tutulmak için 10 adım var arkadaşlar.
Birincisi niyetinizi belirleyin.
Bu rast sistemi var ya, bu rast sistemini aktif edeceksiniz.
Neye odaklandığınıza göre dünyanızı filtreleyeceksiniz.
Ben çok şanslıyım, her şey benim için çalışıyor dediğinizde beyniniz sadece o yöndeki verileri seçmeye başlayacak.
Benim matram şu. Sadece iyi kararlar alırım çünkü önümde büyük işlerim var.
İşte kuracağım şirketler var, çocuğum var.
Kararsız kaldığımda diyorum ki kararsızlık değil ama karar yorgunluğu yaşıyorum.
Yoğunluğu yaşıyorum.
Bu da geçecek. Bu cümle beynime kararlarımı güvenli hale getirip bir komut olarak gösteriyor ve ben gerçekten doğru karar verebiliyorum.
İkincisi rutininizi arkadaşlar romantize edin.
Hayatımız aslında alışkanlıklarımızın toplamı ve alışkanlıklarımız da rutinlerimizden doğuyor.
Rutininizi sıradan değil, sanat gibi yaşarsanız beyniniz o sıradan anları da anlamlı hale getirecek.
Beyin hayal edilenle gerçek arasında her zaman net bir ayrım yapamıyor biliyorsunuz.
Yani güzel bir an hayal ettiğinizde bile mutluluk hormonu salgılayabilirsiniz.
Bu yüzden rutininizi güzelleştirmek hayatınızı güzelleştirmektir.
Mesela yerleri süpürürken evde temizlik yapıyorsanız kendinize sindiralı gibi hayal edin.
Onun gibi süpürün.
Eminim ki daha güzel süpüreceksiniz.
Benim mesela çok kilo veren bir arkadaşım vardı.
Ya dedim ki o kadar deneme yaptın.
Hani olmadı. İşte başa döndün.
Ama şu anda başardın. Uzun süredir istediğin kilodasını koruyabiliyorsun.
Ya nasıl yaptın demiştim.
Kız bana ne demişti biliyor musunuz?
Kilo vermeyi romantize ederek zayıfladım demişti.
Eğer hayatınız bir angaryaya dönüşürse uzun süre dayanamazsınız.
Ama eğer gününüze güzellik ve duygusallık katarsanız işte müzik dinlemek, işte istediğiniz zaman canınız sıkıldığı zaman parfüm sıkmak gibi şeylerle basit ama etkili eylemlerle arkadaşlar romantize edebilirseniz
bu günlük hayatınızı O zaman beyniniz parasympatik sinir sistemini devreye sokacak.
Yani beyniniz rahatlayacak, keyif alacak, mutlu hissedecek ve bu duygularınız o rutini alışkanlığa dönüşecek.
Ve şükretmek en başta da söyledim.
Bu aslında pembe bir tavsiye değil tamam mı?
Lütfen bunu pembe tavsiye olarak görmeyin.
Gerçekten hayatınızı değiştiren şey bu.
Şükran duymak beyninizi değiştiriyor arkadaşlar.
Beyniniz artık olmayanı değil.
olanı görmeye başlıyor ve bu da başarıyı tekrarlayan sistemleri kurmanızı sağlıyor.
Şükran bir hormon değil.
Şükran beydinizin neye odaklanacağına karar verme şekli.
Mesela arabamı daha iyi bir arabaya değiştirmek istiyorum dediniz.
O zaman şu anki arabanıza teşekkür edin.
Eğer istediğiniz arabanızı değiştirmekse sahip olduğunuz arabanıza teşekkür edin.
Ha arabanız mı yok? Sahip olduğunuz bisiklete teşekkür edin.
Bisikletiniz mi yok? Çocukken sahip olduğunuz bisiklete teşekkür edin.
Sahip olduğunuz patene kaykaya teşekkür edin.
O tarz bir şeye teşekkür edin arkadaşlar.
Daha iyi bir ev mi istiyorsunuz?
O zaman şu anda oturduğunuz evinize teşekkür edin.
Kira da olsa, size ait olmasa da teşekkür edin.
Dördüncüsü istediğiniz enerjiyi taşıyın.
Ne demek bu? Yeni bir hayata sadece düşünerek ulaşamayız.
O kişi gibi davranıp...
o kişi gibi yaşamalı ve o kişi gibi hissetmelisiniz.
Yorgun, pasif, isteksiz biri gibi davranırsanız evet öyle biri olursunuz.
Ama ben bilgiliyim, ben şanslıyım, ben güçlü birisiyim, ben sakinim.
Bu kimliğe sahip çıktığınızda o hale gelirsiniz.
Ve zorlukları yeniden çerçeveleyin arkadaşlar.
Hayat her zaman istediğiniz gibi gitmeyecek.
Ama şanslı insanlar şanslı oldukları için değil, zor şeyleri yorumlama biçimleri sayesinde güçlü kalıyorlar.
Psikolog Richard şans üzerine yaptığı çalışmalarda şöyle bir şey bulmuş.
Şansta insanlar kötü olayları koruyucu ya da yeni bir yol gibi görüyorlar.
Bakın kötü olayları koruyucu olay ya da yeni bir yol gibi görüyorlar.
Hayatın amacı güvenlik değil ki.
Hayatın amacı macera.
Güvenli alanlara kapatılan insanlar mutlu olamaz arkadaşlar.
Zorluk geldiğinde şöyle dersiniz.
Şeytan, şeytan, şeytan.
Sen beni zorluyorsun ama bugün değil.
O gün bugün değil. Bu bana bir şey öğretmek için geldi.
Sonra ne olur biliyor musunuz?
O zorlu yolculuğumuz harika bir şansa dönüşür.
Sevinçlerinizi yavaşlatın arkadaşlar bir de.
Psikolojide bunu mutlu ana yavaşlatmak deniyor.
Yani mutlu anların tadına varmak.
Çok az insan bunu yapıyor biliyor musunuz?
Ama uzun vadeli mutluluğun anahtarı bu.
Yavaşla. Kahvenizin kokusunu alarak için.
Yağmurun sesini duyarak yürüyün.
Çocuğunuzun yüzüne biraz daha uzun bakın, detaylarını görün.
Bunlar sizi şu ana getirir ve beyniniz dopamin ve oksitosin salgılar arkadaşlar.
Yani ne olur bağ kurarsınız hayatla, keyif alırsınız ve güvenli hissetme hormonlarınız salgılanır.
Bunlar mikroanlar. Sizi günden güne daha umutlu, daha pozitif biri yapar.
Eğer kaygılı bağlanma tarzına sahipseniz bunu özellikle yapmalısınız.
Çünkü şu an yaşadığımız bu an...
Daha önce hayalini kurduğunuz anda.
Ve sevgilinize güvenin.
Bu şanslı kız sendromunun kalbidir.
Sezginizi kullanın. Bu mistik bir şey değil.
Esoterik bir şey. Bu bilinçaltı ve sinir sisteminizle bağlantı kurmak demek arkadaşlar.
İçinizden gelen sesi duyduğunuzda ve başkalarına sormadan karar verdiğinizde o ses güçleniyor.
ve kendinize olan güveniniz artıyor.
Güven arttıkça hayatın denizinde yolunu yıldızlarla bulan bir gemiye dönüşüyorsunuz.
Bilimsel araştırmalar şunu gösteriyor zaten.
Sezgisel kararlar daha hızlı ve daha isabetli olur.
Bedeniniz bunu zaten biliyor bakın.
Kötü bir şey olacağını hissettiğinde bedeniniz sinir sisteminize uyarı veriyor.
Bedenimiz bir hayvan arkadaşlar.
İşaretleri okuyor. Ve siz onu ne kadar görmezden gelirseniz o kadar çok bağırıyor.
O yüzden sezgilerinize güvenin.
Ve bağlılıktan kurtulun arkadaşlar.
Bu benim favorim. Zor ama çok temel bir meseledir bu.
Enerjik olarak bir şeye fazla tutunursanız ters etki yaratacak.
Ne kadar çok zorlarsanız o kadar yetersiz, eksik, korku dolu bir sinir alacaksınız.
Bir şeyi eğer çok isterseniz, çok zorlarsanız, çıldırırsanız, kıskançlık yaparsanız, hasetliğe girerseniz sinir sisteminize şu mesajı gönderirsiniz.
Ben yetersizim. Ben yetersizim abi.
Olmuyor. Olmuyor yani.
Biraz rahatlayın. Ama umurumda değil demek değil yani bu.
Kendinize ve evrene şöyle söyleyebilirsiniz.
Kendime ve evrene güveniyorum.
Benim için olan zaten gelir.
Lütfen başarılarınızı kutlayın arkadaşlar.
Kulağa basit gelebiliyor ama Küçük başarılarınızı kutladığınızda beyninde ödül döngüsünü tetiklersiniz.
Bunu yaptım, ben harikayım, bu bana ait ya, ben başardım bunu.
Beyniniz bu hissi alır, tekrar etmek ister.
Bu ego değil, bu egonun işi değil.
Bu özdeğer meselesi.
Antrenmanı bitirmek, bir işi tamamlamak.
Hepsi ben yeterliyim hissinizi yaratıyor.
Siz alkışlanmaya değer bir insansınız.
Ama bu alkışı başkalarından beklemeyin.
Önce siz kendinize alkış tutun.
Çünkü sizin kıymetiniz başkalarının takdirine bağlı değil.
O zaman Barış Manço'yu anarak kapatalım arkadaşlar bu bölümü.
Barış Manço ne diyordu?
İyi insan olmak en büyük şanstır.
Çünkü ona göre şans piyango gibi bir şey değil.
Bir kalbin tebizliği, bir niyetin sadeliği, bir sözün samimiyeti.
İşte hayatın gerçek şansı bu diyordu Barış Manço.
Para gelir geçer, ün dalgalanır ama iyi niyetli insanlar onlar hayatının şansını kendilerinde yaratırlar.
Çünkü bir insan iyi kalırsa hayat ona illaki bir yol açar.
Ve bir gün arkadaşlar Barış Manço bir röportajında şöyle söylemişti.
Hayatta hiçbir şey şansa bırakılmamalı ama şansa da bir yer açılmalı.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim arkadaşlar.
Lütfen Instagram'a da gelin.
Instagram'a da bekliyorum. Bölüm postlarımın altından yorumlarınızı bekliyorum.
Dinleyen arkadaşlar bana mesaj da atabilirler.
Ve beni dinlediğiniz için tekrar teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Görüşmek üzere.
başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
