
Pazartesi Motivasyonu: İş Hayatında Kazananlar ve Kaybedenler
3 Şubat 2025 · 16 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
İş hayatında kimsenin yüksek sesle söylemediği ama herkesin bildiği gerçekler var! Yöneticilerin nasıl düşündüğünü, neden bazı çalışanların terfi ettiğini ve iş yerinde nasıl daha güçlü olacağını öğrenmek ister misin? Bu bölümde başarıya giden gizli yolları anlatıyorum
***Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün biraz iş hayatından bahsedeceğim.
Bu konuda çok fazla soru alıyorum.
Kısa bir bölüm yapmak istedim bu yüzden.
10 seneyi aşkın süredir kurumsal hayatının içindeyim ben de.
Türkiye'nin en büyük dedikleri ilk 3 bankasının ikisinde çalıştım.
Hala bir tanesinde çalışıyorum.
Şu anda da işte orta düzey yönetici olarak devam ediyorum.
Kurumsal hayat için çok fazla söyleyeceğim şeyler var ama bugün birazından bahsedeceğim.
Öncelikle iş hayatınızda ilk yapmanız gereken şey.
sizi değersiz hissettirmelerine izin varmamanız.
Bu konuda zorlanıyorsanız size bir kitabın 10 sayfasını önereceğim.
Sevgili Engin Geçtan'ın İnsan Olmak kitabında değersizlik duygusu bölümünü okuyun lütfen.
Bana da bu kısım yol gösterdi.
Ben de sizlere anlatmak istedim.
İşlerinde genelde zorlanılan 4 tip insan var.
Birincisi sizinle aynı seviyededir.
Küçük hesaplarla bir adım da olsa önünüze geçmeye çalışır.
İkincisi sizin sonradan title olarak ona yetiştiğiniz kişilerdir.
Yani sen 1-2 senede benimle aynı pozisyona gelmişsin.
Ben bunu kabul etmiyorum.
Bu yüzden sizi sürekli küçük düşürmeye, bir şeyler öğretirken, gösterirken ezmeye bunları yaparak da kendi değerini arttıracağını sanan, içini rahatlatan tiplerdir.
Ki bunlar o kadar fazla küçük görülmüşlerdir ki aynısını size uygulamaya çalışarak sadece kendilerini rahatlatmaya çalışırlar.
Üçüncü kişi de bağlı olduğunuz müdürünüzdür.
Dördüncü kişiler de o müdürün üstüdür.
O müdürün de üstüdür. Bu böyle uzar gider zaten.
Bugün bizi ilk iki karakterle ilgilendiriyor.
Neden bunlar sizi değersiz hissettirir sizce?
Yani sonuçta kariyer ve para için çalışıyoruz.
El ele verip birlikte yükselsek olmaz mı?
Hayır olmaz. Çünkü sizi zorbalayan insanlar şöyledir.
Elinde full dolu bir taramalı tüfekle size doğru gelir.
Siz de onunla kollarından tutup canım sakin ol.
Otur gel hadi konuşalım, halledelim.
Mudundasınızdır. Maalesef bu tavrınız işe yaramayacaktır.
O insanlar size değer vermiyorlar.
Sizi zorbalıyorlar. Çünkü...
kendilerini değerli görmüyorlar.
Sorun yani onlarda.
Kendisini değerli görmüyor.
Bir insana değer vermek, onun gerçeklerini anlamaya çalışmak ve onu olduğu gibi benimseyebilmektir.
Ve kendisine değer verilmemiş birisi de bir başkasına da değer veremez.
Ve biz aman şimdi taşkınlık olmasın, ekip ruhunu ben bozmuş olmayayım diye onlara iyi davranıyoruz değil mi?
Alttan alıyoruz. Ya da onların yaptığı seviyesiz, hadsiz şakalarına yalandan gülerek karşılık veriyoruz.
İşte böyle. Ona şöyle deriz.
Ben senin gözünde hiçbir *** değilim biliyorum ama çaktırmıyorum.
Senin yüzsüzlüğüne karşı ben kendime kendi değerime yüzsüz oluyorum arkadaşım.
Sorun yok böyle devam edebiliriz.
Ve sonra siz de değersizlik duygularınızla baş etmeye çalışırsınız.
Ve zorbalayana karşı da gizli bir düşmanlık oluşturursunuz.
Yani bilinç dışı bir düşmanlık yaşarsınız.
Çünkü onların varlıkları sizinle çalışıyor olmaları.
Size kendi değersizliğinizi hatırlatır değil mi?
Zaman geçtikçe de kendinizi acınası halde görürsünüz.
Lanetlenmiş hissedersiniz.
İstifada edemiyorsunuz.
Ya cesaretiniz yok ya da paranız yok.
Ne yapacağız peki? Sizi küçümseyenleri performansınızla susturacaksınız.
Bu çok çalışmak değil.
Sizi verilenleri yerine getirdikten sonra bir bakın bakalım şirketinizde sizi ilgilendiren alanlarda müdürünüzün ekibinizin en çok hangi iş yükünden hayıflanıyorlar?
En çok neyden şikayet ediyorlar?
İş olarak söylüyorum yaptığınız işle ilgili.
Hani şöyle olur ya şu raporu şöyle yapıyoruz ama şöyle olsa daha iyi değil miydi?
Ama kimse cesaret edemez o müdüre ya da o işin değişmesiyle alakalı bir kafayı oturtup çalıştırmayız.
Yeni bir proje geliştirmeyiz.
Ki bu projeyi yapınca müdürümüze sunalım.
Bakın bu işi biz böyle yapıyoruz ama şöyle yapsak daha doğrudur diye.
Ya da şöyle yapsak operasyon yükü azalır.
Şöyle yapsak satışlar daha artabilir.
Şunu bir denesek mi? Ben böyle düşündüm.
Hazır bir şekilde çözüm odaklı yaklaşmak.
Ancak bu şekilde yükselebilirsiniz.
Ya da bu şekilde sizi küçümseyenleri alaşağı edebilirsiniz.
Mesela çalıştığınız alanda dünyada en iyi olan isimlere bir bakın bakalım neler yapmışlar.
Dediğim gibi satış işindeyseniz kimsenin yapmadığı ya da daha önceden yapılan olumlu dönüşler alınmasına rağmen yönetici değişikliğinden dolayı artık unutulan uygulamalar vardır.
Raporlar vardır, işler vardır.
Bunları bir araştırın. Varsa neler eski kayıtlara bakın.
Benim kızıl kraliçe etkisi podcastımda bunlardan bahsetmiştim.
İnsan yerinde duramayan, kendisini bir üst versiyonuna çıkmak için sürekli koşan halde olan bir modeldir.
Böyleyiz yani. Çünkü gelişmemizi durduramıyoruz.
Bir vizyonunuz olsun ve uzun vadeli planlar yapın.
Eğer çalıştığımız yerde uzun vadeli planlarınız yoksa beni almazlar diye ya nasıl girerim ki diye düşündüğünüz o şirketler var ya büyük şirketler.
Onların şartlarına bakın. Çalışmak istediğiniz şirketlere karar verin.
Ondan sonra bu beğendiklerinize başvurun.
Asla olmaz, yapamam, alamazlar diye düşünmeyin.
Benim bir arkadaşım vardı. Antalya'da yaşıyordu.
Orada işte çalışmak istediği bir banka var.
Bir bankanın şubesi. Başvuruyor, başvuruyor.
İnternetten falan pozisyon yok diyorlar.
Sonra bir gün açık pozisyon oluyor.
Bu başvuruyor ama günler geçiyor.
Bunu geri aramıyorlar. Bir gün yatakta böyle düşünürken benim diyor bir şey yapmam lazım.
Ya ben bunu gerçekten istiyorum.
Bunu çalışmak istiyorum yani.
Şartlarına bakmış, koşullarına bakmış.
Her şey ona uygun işte. Maaşı, osu busu hepsini öğrenmiş.
Ondan sonra CV'sinin çıktısını alıyor.
Çalışmak istedi. Şubeye gidiyor ki.
Şube müdürüyle öyle konuşmak öyle kolay değildir.
Her zaman da zaten şubede bulamazsın.
Bir şekilde anneme diyor, kalleme diyor.
Ve CV'sini elden veriyor müdüre.
Müdür o kadar etkileniyor ki onun bu cesaretinden.
Bu düşüncesinden şaşırıyor adam ve kız işe girdi biliyor musunuz?
İlk başta tabi İstanbul'a geldi hatta ben götürmüştüm.
Daha sonra ben o bankada da çalıştım.
Manifest yapmıştım onu.
Bilmiyorum daha önceden anlatmadım diye hatırlıyorum podcast'ımda.
Bir ara anlatırım onun da detaylarını.
Çalıştı çok da güzel şeyler başardı.
Kendisini orada yükseltti ve farklı bir bankaya geçip o bankanın şubesinin müdürü oldu.
Bence çok güzel bir başarı hikayesi.
Ama bu bakın şöyle de olabilirdi.
Ben bunu komik bir olay olarak da anlatıyor olabilirdim.
Arkadaşım çok istiyordu.
O tutkusunun peşinden gitti.
İstediğinin peşinden gitti. Sivris'ini aldı o deli ya.
Gitti şube müdürüne. Bunu güvenlik görevlileri yaka paça çıkarttılar diye anlatıyor olabilirdim.
Hepimiz gülerdik buna.
Ama o olmadı. Çünkü onu yapmak istediğine o kadar emindi ki bu olacağına.
O kadar emindi.
Bazen evren bekler arkadaşlar.
Bekler. Sizden bir hareket bekler.
Her şeyi hazırlamıştır.
Ama o hareket, o cesaret, o güç, o kuvvet sizden gelmediği zaman onun o hazır ettikleri boşa gider, havaya gider.
Hiçbir faydası olmaz.
Yani fırsatlar bazen ayağımızın dibindedir ama biz onları görmeyiz.
Kader bazen ağlarını örüyor ya ve o ağlar sandığımız kadar kötü değiller.
Bir şey size gelecekse sizi o fikirle yataktan hoplatıp istediğinizi alacağınız yerlere götürebiliyor.
Dönem dönem kalbinizin sesini dinlemeyecek.
Bir de iş yerinde yapmamanız gerekenleri söylemek istiyorum.
Benim bir tabirim vardır.
Herkesin bir basma tuşu olmalı.
Olmalı ki ihtiyaç durumunuza göre açmalı ya da kapamalısınız.
Şimdi bir fıkra anlatacağım size.
Merak etmeyin bu sefer Nazrettin Hoca yok.
Tamamen farklı bir alandayız.
Bir gün büyük bir bankanın genel merkezinde Siyon'un odasına ampulü patlıyor.
CEO hemen asistanını çağırıyor.
Diyor ki benim odamın ışığı yanmıyor.
Hemen birini çağır. Ey köle.
Paralı köleyiz.
Asistan hızla yönetici kademe müdürüne haber veriyor.
Müdür de diyor ki biz sorumluluğumuzda mı bu emin değilim.
Operasyon müdürüne iletiyor.
Operasyon müdür de diyor ki bunu teknik ekibe bildirmek lazım.
Yalnız ben bu söylediğim ekiplerin hepsiyle iletişim halindeyim ve çoğu da beni dinliyor.
Hepinizi çok seviyorum.
Bakım ve onarım ekibine yönlendiriyorlar.
Bakım ekibinden de tek insan geliyor.
Durumu inceliyor ve diyor ki bu ampul gerçekten yanmıyor.
Ama ampulü değiştirmeden önce bir prosedür var.
Önce Bu formu doldurmanız lazım.
Ve o sırada da CEO karanlık ofisinde bekliyor.
Ve iyice sinirlenmeye başlıyor.
Nihayet bakım ekibi değişim onayını almak için bütçe yönetimine danışıyorlar.
Bütçeden sorumlu müdür ampul değişiminin yıllık planlaması dışında olduğunu söylüyor.
Yeni bir onay sürecine girilmesi gerektiğini söylüyorlar.
Bu böyle çok uzun şuna gidiyor buna gidiyor gibi geliyor.
Kurumsal hayatta olanlar anlıyorlar şu anda beni.
En sonunda CEO dayanamıyor, masasından kalkıyor, kendi ampulünü kendi değiştiriyor.
Ve ertesi gün CEO yeni bir kural çıkartıyor.
Üst düzey yöneticilerin ampul değiştirmesi yasaktır.
Dünyaca ünlü organizasyon psikoloğu Adam Grant diyor ki İyilik yap ama kendini sömürtmeye izin verme.
Bu CEO gibi bazen biz böyle saçma sapan olaylar yaşayabiliyoruz.
Bakın hiç kimse üzerine almadı.
Bu benim işim değil. Bu benim işim değil.
Ama işte biz bazen gerçekten bizim işimiz olmayan işleri yapıyoruz.
Mesela size hiç sorulmuyor.
Ekipten birkaç kişi konuşuyorlar.
İşte sen mi yapacaksın ben mi yapacağım şöyle böyle diye.
Sen oradan atlama. Ben yaparım.
Ben hallederim. Ben zaten şu an yoğun değilim.
Hayır. Sen her zaman yoğunsun.
Sen her zaman değerli işlerle uğraşıyorsun.
Eğer sen yoğunluğunu söylemiyorsan çalıştığın halde, yoğun olduğun halde sırf iyilik olsun diye kendini işte böyle bir iyilik perisi, iyilik meleği diye göstereceksin.
Ay insanlar beni iyi bilsin diye göstereceksin diye böyle bir atlama yaparsan sömürülürsünüz.
Yani sınırlarınızı belirleyeceksiniz.
O konularda hayır demeniz lazım.
Eğer size onlar bu işi yüklemeye çalışıyorlarsa yani hani bu benim iş tanımımda yok.
Bu iş benim sorumlumda değil gibi bir durum değil ama şöyle demeniz gerekiyor.
Şu anda şu işi yapıyorum.
Şununla uğraşıyorum. Bu iş bittikten sonra vaktim kalırsa bakarım.
Ya da bu işi nasıl çözelim?
Sen çözüm bul. Çünkü şu anda ben yoğunum.
Ya da o saatlerde o tarihlerde ben yoğunum.
Bu şekilde demeniz lazım. Yani hiçbir zaman atlamayacaksınız.
Aa tabii ki. Aa tabii hemen yaparım.
Yeter ki bana iş ver.
Bu kafada olmamanız gerekiyor.
Ve maaşınızı, parasal durumlarınızı, zammınızı özellikle borç durumunuza kimseye anlatmayın.
Ne kadar iyi olursanız olun mutlaka bir gün çıkarlarınız çatışacaktır.
Ve ilk saniyeden o zaten borç içinde bu işi de yapmak zorunda diye sizi satacaktır.
Diğer de yapmamız gereken şey de sizin yerinizin doldurulmayacağını düşünmeyin.
o tavra girmeyin arkadaşlar yani o psikolojide çalışmayın lütfen çünkü yaptıklarınız evet belki sadece sizin yaptıklarınızdır en güzelini en doğrusunu en hızlısını siz yapıyorsunuzdur ama sizden önce de birileri yapıyordu o
işi bunu unutmayın ve eğer başka kimse yapamıyorsa siz işten gittiğiniz zaman inanın inanın taş çatlasa 2 ay zorlanırlar mutlaka yerine birileri Hızlı bir şekilde
gelir. Hatta daha heveslileri, daha iyi maaş alanları gelir.
Tecrübeyle sabit.
Steve Jobs böyle vaktinde kendi şirketinden, kendi kurduğu şirketinden kovuldu.
Neyse ki geri çağırdılar işleri hal edemeyince.
O şanslıydı tabii ki.
Ve iş hayatınızla normal kendi nasıl diyeceğim şimdi burada çok tabirleri çok garip çünkü.
Kişisel hayatınız, özel hayatınız, ev hayatınız artık ne derseniz.
Bu dengeyi bulmanız gerekiyor.
Denge çok önemli arkadaşlar.
Ne kadar yoğun olursanız olun.
Ne kadar çok çalışırsanız olun.
Lütfen kalan zamanlarda kendinize bir hobi bulun.
Kendinize zaman ayırın.
Tek başınıza bakın. Ailenize zaman ayıracaksınız.
Bunu zaten hani ailenize zaman ayırın.
İster istemez ayıracaksın.
En kötü yemeği beraber yiyorsun zaten.
Çocuğumun yani ben oda oda çocuğumdan kaçsam her odada beni arar.
Peşini bırakmaz ki yani beni bırakmaz.
Aynı zamana ayır demek o yüzden biraz saçma bir tavsiye.
Kendinize zaman ayırın. Yapmadığınız şey bu.
Kendinize zaman ayırın.
Koltuğa geçin. Telefonunuzu elinizde alın.
Sok yapın. Hikayelere bakın.
Keşfette gezin deyin.
Telefonu sakince yerine bırakıyorsunuz.
Çünkü yoğunluğun üzerine, çok çalışmanın üzerine ve biraz önce söylediğim sorunlardan yaşıyorsanız bunların üzerine o keşfete girip o insanların size göstermek istedikleri mükemmel tırnak içerisinde, mükemmel
hayatı eğer izlerseniz daha da batarsınız.
Piliniz biter. Böyle bir çıkmaza lütfen kendinizi sokmayın.
Kitap okumayı sevmiyorsanız sevdiğiniz vlog yazılarına bakabilirsiniz.
Sevdiğiniz blog yazıları yoksa yani okumayı bir şekilde sevmiyorsanız YouTube'dan bazı videolar izleyin.
Çok güzel TED videoları var.
Bunları izleyin. Ya da sevdiğiniz bir alan.
İşte ne olsun mesela PlayStation'ı oynamayı çok seviyorsunuz.
Erkeksiniz değilim. Kendi eşimden söyledim yalnız.
Onların videolarına bakın. İşte dünyada PlayStation turnuvaları var mı?
Varsa neler yapıyorlar? Hani bu ufak da olsa bir hobidir.
Ya belki de evde PlayStation'ınız varsa siz o turnuvalara katılacaksınız.
Neyinle getireceğini bilemezsiniz ki.
Belki hobinizi iş yapacaksınız ileride.
Bunları küçümsemeyin lütfen ve bunlara gerçekten belli bir zaman ayırın.
Yapabiliyorsanız eğer bütçede ayırırsanız bu hobilerinizi belki de sevdiğiniz işlerden çalışmıyor gibi hissederek para kazanabilirsiniz.
Ben iş hayatını arkadaşlar kayak öğrenmeye benzetiyorum.
Hani dengede kalmak ama düşmeyi de kabullenmek.
Hani kayak yaptığımız zaman ben mesela kendime söyleyeyim.
İlk yaptığımda ilk öğrenmeye başladığımda ilk 10 dakikamda tam 5 kere düşmüştüm.
Ama önemli olan nasıl düştüğünüz değil nasıl kalktığınızdır.
Bunu artık biliyoruz zaten.
Yani başarı asla düşmemekte değil düştüğünde tekrar ayağa kalkabilmekte yatıyor arkadaşlar.
Bunu bir kayak olarak görün.
Evet ben bugün böyle bir şey yaşadım.
İşlerinde böyle bir durum oldu.
Ama benim geri dönüşüm nasıl olacak?
Ben neler yapabilirim? Deli gibi düşünmeyin.
Kafaya takmayın. Hele ki uyumadan önce lütfen bunları düşünmeyin.
Bırakın. Yani sanki o sıkıntılar işlerindeki sıkıntılar bilgisayar çantanızdaydı.
Ya da kullandığınız özel çantanızdaydı.
Evinizden içeri girdiniz.
O çantayı kenara bıraktınız.
O sıkıntılar da o düşünceler de o çantayla kenarda kaldı.
Vaktiniz bol yarına çözersiniz.
Bu bölüm bu kadardı. Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
