
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde “Neden para biriktiriyoruz ve bunu nasıl daha kolay hale getirebilirizi konuşuyoruz. Dünya zenginlerinin kullandığı finansal yönetim sistemlerinden bahsediyorum.***Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Altyazı M.K.
Alternatif Vizyon'a hoş geldiniz, ben Ayça.
Bugün hepimizin zaman zaman, belki de çoğu zaman zorlandığı ama hayatımızı çok kolay bir hale getirecek bir konu üzerine konuşacağım.
Para biriktirmekten, işte tasarruf yöntemlerinden ve para biriktiremememizin, tasarruf yapamamızın böyle psikolojik, bilimsel taraflarına bakacağız.
Bu konuyu seçtim bugün çünkü hepimiz farkındayız değil mi?
Günümüzde para biriktirmek gerçekten zorlaştı.
Bir yandan giderler artıyor, işte bir yandan...
Yandan gelirlerimiz istediğimiz seviyelere ulaşamıyor ya da çok zor ulaşıyor.
Diğer yandan zihnimiz bu kaostan kaçmak için adeta vücudumuza bir gratification uyguluyor.
Anlık taçminlerin peşine düşüyoruz.
İşte maaşımız yatıyor.
Ay hemen bir şey almalıyım, mutlu olmalıyım.
Alışveriş sitesindeki o sepetimizde işte beni al diye ağlayan bir sürü eşya, ürün vs.
derken giderlerle beraber bir çıkmaza giriyoruz.
Çünkü... Bütçe planlaması yapmıyoruz arkadaşlar.
Es geçiyoruz. Kredi kartlarında bize ait olmayan paralarla harcama yapıyoruz.
Beynimiz bizi sabote ediyor.
Şimdi değil de ne zaman diyor.
Şimdi almazsan bir daha fırsat bulamazsın diyor.
Neydi bu? Hatırlıyorsunuz bir önceki podcastlerimden.
FOMO yani kalp etme işte geç kalma korkusu yatıyor.
Halbuki birikim yapmak yani birikim yaptığınız zaman gelecekteki rahatınızı sağlamış oluyorsunuz.
Warren Buffett diyor ki Geçirmeye başladığınızda farkına varmadan zenginleşirsiniz.
Warren Buffett da kim diye soranlar olabilir.
Bu podcast kanalında çünkü biliyorsunuz hep filozoflardan, yazarlardan bahsediyorum.
Onlardan alıntılar yapıyorum.
Buffett dünyanın en zengin insanlarından biri ve yatırım konusunda tam bir dahi.
Şimdi onun çok ilginç bir yanı var.
Süper lüks bir hayat yaşamıyor.
Aksine son derece mütevazi bir hayatı var.
Çok yıllar önce aldığı evinde yaşıyor hala ve...
Genelde arkadaşlar McDonald's'tan aldığı 3 dolarlık menüyle kahvaltı yapıyormuş.
Pinti. Ben bunu ilk öğrendiğimde dedim ki pintiye bak ya dedim.
Ama aslında durum öyle değil.
Bu onun bir yaşam tarzı.
Şöyle açıklıyor prensibini de.
Küçük adımlarla büyük başarılar diyor.
Yani kazandığı paradan hemen harcamak yerine birikim yaparak onu büyüttüğünü söylüyor.
Biriktirmeye başladığınızda farkına varmadan zenginleşebileceğinizi anlatıyor.
Aslında tasarruf yaparak gelecekteki huzurumuzu sağlamış oluyoruz arkadaşlar.
Biz gelecekteki huzurumuzu biriktirmiş oluyoruz.
Şimdi kazandığımız parayı keyifle harcamak, işte anı yaşamak hepimize cazip geliyor.
Ama geleceğimizi düşünmeden sadece bugün yaşamamız ileride pişman olmamızı sağlar.
Biriktirmek sadece birikmiş bir para değil.
Özgürlük anlamına da geliyor.
Bakın bunu çok iyi düşünün.
Özgürlük anlamına geliyor.
Bir kenara koyduğunuz her bir lira size huzur ve güven sağlıyor.
Düşünün şu an bankanızda tamamen rakamları sallıyorum.
200 bin liranız var. Yani hiç parası, bankada hiç parası olmayan birisi.
bankada 200 bine nasıl olduğunu düşünsün.
Böyle insanın içine bir anda böyle bir tatminlik, bir anda bir güven duygusu gelir değil mi?
İşte bu da bunun gibi bir durum.
Bugün küçük adımlarla başlarsanız yarın büyük fırsatların sahibi olabilirsiniz.
Çünkü yarın için en büyük hazırlık bugünden başlamaktır.
Bir hayaliniz vardır mutlaka değil mi?
Belki dünya turu yapmak istiyorsunuzdur.
Belki kendi işinizi kurmak istiyorsunuzdur.
Hayaliniz parayla gerçekleşebilecek bir şeyse onu gerçeğe dönüştürebilmeniz için birikmiş paranız yoksa sadece bir duş olarak kalıyor.
Mesela olası bir sağlık probleminizde işte iş kaybınız oldu, işsiz kaldınız bunun gibi durumlarda hazırlıklı olduğunuz zaman, birikmiş bir paranız olduğu zaman ya da gerçekten tasarruflu yaşamayı bildiğiniz
zaman bu hayatın tatsız sürprizlerine daha özgüvenli bir şekilde yaklaşırsınız değil mi?
Böyle bir imkan sağlar size.
Para biriktirebilmek bize geleceğimizin özgürlüğünü sunuyor.
Tony Robbins'ın bir sözü var.
Bunu bayılıyorum ya. Her konuya...
Uyuyor. Hala zamanın var yapabileceklerini küçümseme.
O yüzden şimdi size bazı yöntemlerden bahsedeceğim.
Şimdi tarihte en iyi tasarruf yapan milletlerden biri kimdi?
Japonlardı değil mi? Peki ama neden?
Nasıl yaptılar bunu? Japonlar da tasarruf ederek yaşamak bir kültürdü.
Şöyle ki özellikle Edo dönemi diye yaşadıkları bir dönem var.
Düşünün 1603'den 1868 yılına kadar sürmüş bu dönem.
bu dönemde minimalist bir yaşam tarzı ve tasarrufa dayalı ekonomik sistemler geliştirmeye başlamışlar.
Aşırı tüketimden kaçınıyorlar, sade bir yaşam tarzı benimsiyorlar ve yalnızca ihtiyaç duydukları şeyleri alıyorlar.
İşte bu kırmızı nokta bu arkadaşlar.
Bizim kırmızı noktamız bu.
Yani beceremediğimiz şey bu aslında.
Yani Japonlar Edo döneminde sadece bireysel olarak değil, toplumsal olarak da minimalist bir yaşam...
tarzı geliştirdiler. Aşırı tüketimden kaçındılar.
Sadeliğe ve ihtiyaçlarına odaklanmayı seçtiler.
Zaten biliyorsunuz tarih boyunca ekonomik krizlerle en çok boğuşan millet zaten Japonlardı.
Şimdi bunu nasıl aldılar diyeceğim.
Kedi köpek yediler falan demeyin lütfen.
Sonuçta bu psikolojik bir savaş değil mi?
Zen Budizmi ve Wabi Sabi'den faydalandılar.
Bunu başardılar bu şekilde.
Zen Budizmi neydi? İşte içsel huzuru bulmayı ve sade bir yaşamı yücelten bir felsefe.
Lüks ve aşırılıktan kaçarak dengeli ve dingin yaşamı savunan bir felsefe.
Wabi Sabi de geçiciliğe vurgu yapan bir yaklaşım.
İşte moda gibi değil mi? Moda da geçicidir.
Kusurlu ya da eksik ya da eski olan şeylerinizi kabul etmek.
Bunlarda güzellik görebilmek.
Zaten bu iki anlayışla tasarruflu olmamamızın imkanı yok.
Hem ekonomik hem ruhsal bir boyutu var çünkü.
Sade yaşamak. Onlar sadeliği sadece parada değil, manevi olarak da sadeliği, yalınlığı seçtiler.
Sadeleşmek lazım azizim.
Konuşmada, düşünmede ve maddede zordur sadeleşmek.
Ancak insan bunu bir kez başardığında tüm gürültü susar içinde.
Tüm kalabalık gider dışında, artık başka bir frekastadır ve unutmayın yaşam sadeliğiyle derindir.
Tunç Tataker, bayılıyorum bunun yazılarına.
Bu buraya çok uygun bir sözcüktü.
Burada da yani bu sadeliğin maneviyatına vurgu yapmış, işte Japonların da aslında kendilerine örnek aldıkları olay bu arkadaşlar.
Şimdi klasiktir ki benim podcastlerimin size bir soru sormak.
Yine. Size bir soru sorayım.
Tasarruf yapmayı ilk nerede ve kimden öğrendiniz?
Eğer bunu size, işte oğlum, kızım, aman paranı savurma, saçma sapan şeyler alma, eşyalarını kırma, atma vesaire gibi havada kalan ve laf sokma tarzında öğretmeye çalıştılarsa,
tasarrufu moral bozan, sinir bozan, gereksiz, işte cimrilik ya da fakirlik olarak görmeniz çok doğal.
Çünkü finansal okuryazarlık, işte bütçe yönetimi...
diye bir şey var arkadaşlar ve bize bunu öğretmiyorlar.
Bizim genel toplumumuzda genelinde böyle bir durum söz konusu değil.
Bize nedir tasarruf? Altın biriktirme.
İşte kız ya da oğlan işe girer ve annesi babası der ki mutlaka kenara her ay bir para koy.
İşte bir altın koy. Bu tasarruf değil.
Bu bir para birikimi. İşte kötü gün parası.
Evet bunu yapacağız. Biraz sonra da bahsedeceğim.
Bunun da olması gerekiyor.
Ama bu tasarruf değil arkadaşlar.
Çünkü kötü gün geldiği zaman kenardaki parayı kullan...
Yine parasız kalıyorsunuz.
Ve sonrasında o psikolojik çöküntüyle beraber eğer tasarrufu bilmiyorsanız, bütçe planlamasını yapamıyorsanız yine eskisiz oluyorsunuz.
Mesela eskiler çoğumuzun annesinde işte babasında ya da ne bileyim teyzesinde vesaire anneannesinde babaannesinde işte yedi ceptinde mutlaka görmüştür.
Yani alınan bir yoğurt kabının saksı yapılması mesela.
Ama o evde yoğurt kabının saksı olduğu evde.
arka tarafta babanın sigaraya verecek parasının olması.
Yani eğer o baba sigaraya verecek parayı buluyorsa ama anne o...
Yoğurt kabının saksı yapıyorsa o yoğurt kovasının saksı olmasından dolayı kenara atılan ya da harcanmayan 50-60 TL tasarruf olmuyor arkadaşlar.
Bu mecburiyet oluyor.
Bakın bu çok önemli. Ne demek istediğimi şu an beni gerçekten iyi anlıyorsunuz bence.
Şimdi Japonlara bakalım. 2.
Dünya Savaşı'ndan sonra çok ağır bir şekilde yenildiler değil mi?
Özellikle Hiroshima ve Nayosaki şehirlerine atılan bombalar ülkelerini ne kadar derinden sarsmıştı düşünün.
O kadar savaşların ardından tüm ülkenin bu öğretilerle minimalist yaşam tarzları sayesinde kalkınmaya başladılar ve bu şekilde kalkındılar.
Sonrasında tabii ki tarım reformları, sanayileşme odaklı ekonomik stratejiler ve tabii ki eğitim yatırımla da düzelmeye başladılar.
Şimdi tasarrufun öyle büyük adımlar atmaya gerek kalmadan küçük küçük nasıl yapabileceğine bir bakalım.
Ne kadar kazanıyor olursanız olun bir köşeye mutlaka bir şeyler atmalısınız.
Az da olsa. Bugün kenara koyduğunuz küçük miktarlar ileride işinize yarar.
Ama TL'ye koymayın. Lütfen TL'ye koymayın arkadaşlar.
Bu kur dalgalanmaları işte o bu derken gerçekten TL şu anda sıkıntıda maalesef biliyorsunuz.
Bu bir gerçek. Benim ilk tavsiyem şu.
Araştırmalarla da zaten bunu gösteriyor.
Maaşınızı aldığınızda ya da elinize bir para geçtiğinde en az %10'unu görmeyeceksiniz.
%10'unu kenara koyacaksınız.
Yani farz edin ki maaşınız %10 eksik yatıyor.
Yani 1000 lira eksik yatıyor düşünün.
En kötü 500 lira eksik yatıyor düşünün.
Ve yeni harcamalarınızı gözden geçireceksiniz.
Kazandığınızdan fazlasını harcamazsanız kazanamayacağınız kadar büyürsünüz.
Bir şey alırken hep sormanız gereken kendinize şu.
Bu bana gerçekten lazım mı?
Bu gelecekteki bana bir fayda sağlar mı?
Ya cidden lazım mı diye bir düşünün.
Şu anda mesela kızlar için söylüyorum.
Acı kahve, süet çantalar, süet ayakkabılar ne kadar moda oldu değil mi?
Şimdi kış geliyor. Başladı sosyal medyada bunların linklerini vermeyi.
Bir ay önce işte 500 lira olan işte markasız gerçekleri olmayan süet çantalar 1500-2000 liraya çıktı değil mi?
Görmüşsünüzdür. siz de onları.
Biraz önce Wabi Sabi'de ne demiştik?
Geçicilik. Bu da geçecek.
Bunun da modası bitecek.
Çünkü moda dediğiniz şey sürekli değişen, gelip giden bir trend.
Yani siz bu kış illaki iş yerinde kahverengi suet çantaya sahip olan her beş kızdan biri olmak istiyorsanız O ayrı tabii.
E ne yapalım Ayça modayı takip etmek güzeldir.
İşte kendimi güzel hissediyorum.
Kendimi güncel hissediyorum diyebilirsiniz şu anda.
O zaman size Chanel cevap versin.
Moda geçici, stil kalıcıdır.
Ve indirim avcılığı var arkadaşlar.
Alışveriş indirimlerini kovalamak bir tasarruf yöntemi olabilir.
Evet ama dikkat edin her indirim tasarruf sayılmaz.
Aa bu %50 indirimdeymiş hemen alayım dediniz mi?
Aslında o ürünü hiç kullanmayacak olabilirsiniz ve paranızı boşa harcamış olursunuz.
İndirimde olduğu için bir şeyi sırf ucuz olduğundan dolayı almak bütçenize gerçekten çok büyük bir delik açar.
5 ayda bir sürekli zaten indirim alıyor.
Belki 2-3 ayda bir değil mi?
Her indirim olduğunda ürün aldığınızı düşünsene.
Mesela yani bütçe değil ya da bu bir para biriktirme ya da bu bir tasarruf sistemi olamaz.
Yapamazsınız yani. O yüzden alışveriş yaparken gerçekten neye ihtiyacınız var bunu sorgulamanız çok önemli.
Bir söz vardır bilir misiniz?
Ucuz mal alacak kadar zengin değilim diye.
Kısa vadede ucuz olan ürün uzun vadede daha pahalıya mal olabiliyor çünkü.
Bakın bu hayat var ya bu hayat.
Avuçlarımızda kayıp gitmesin diye sıkıca tuttuğumuz kum tanelerinden ibaret.
Zaman hızlıca... akıyor.
Bunun farkındayız ve mücadelemiz ağırlaşıyor.
Gereksiz aldığımız her eşyayla öldüğümüzde bir ipliği bile yanımıza alamayacağımızı bile bile belki de bu dünyaya daha sıkı tutunmak için bu kadar çok alma eğilimindeyizdir.
Şimdi size birkaç tane para biriktirme yöntemlerinden bahsetmek istiyorum.
Geliştirdiği bir yöntem var.
Altı kavanoz sistemi.
Bu arada Harv finansal ve kişisel gelişim alanında ünlü bir yazar.
Zenginliğin sırları, zihniyetinizi değiştirin, hayatınızı değiştirin diye bir kitabını okumuştum ben de önceden.
Yalnız ben de şu eskiden okuduklarıma bir bakıyorum da parasal anlamda gerçekten böyle spritel, mistik olsun, işte böyle finansal olsun sanırım mesleki deformasyon.
Ben de bu tarz kitapları, parayla ilgili kitapları hep seçmişim.
Şimdi Harv genç değil mi? borç batağında olan ve maddi olarak da çok zorlandığı bir dönem yaşıyor.
Ve bu dönemde bu yöntemi geliştiriyor arkadaşlar.
Ve bu şekilde kurtuluyor.
Yani az maaş alıyor. Maddi olarak neredeyse hiç parası yok.
Ve bu sisteme zenginlerin para yönetimi sırrı diyorlar.
Harla göre insanlar bütçelerini net bir şekilde yönetemediği sürece ne kadar para kazandıklarının bir önemi yok.
Ve diyor ki gelirini nasıl yönettiğin...
%10'unu eğlencenize, %10'unu eğitime, %10'u yatırımlara, %10'u tasarrufa, %5'ini bağışlara ayırıyorsunuz.
Evet biraz çaba gerektiriyor ama bu sistemin maddi anlamda inanılmaz rahatlatacağını söylüyor.
Burada şöyle bir durum var. Asgari ücretle çalışan ya da geliri düşük olan birisi için tasarruf neredeyse şu anda imkansız.
Çünkü işte kira, faturalar vs.
derken elde kalan para neredeyse sıfırlanıyor düşük olanların.
için. Hani biriktirmek, para biriktirmek bir lüks halinde.
Yani geliri düşük olanlar için de 50-30-20 kuralı var.
Bir nebze işte düşük gelirler için rehber olabileceğini düşünüyorum.
%50 temel ihtiyaç, %30 istekler, %20 de borç ödemesi.
Borç yoksa biriktirme için ayrılabilirsiniz diyor.
Ülkemizdeki düşük gelirli ailelerin gelirlerinin %70 ve %80'i sadece barınma ve faturaya gidiyor arkadaşlar.
Bu son yapılan araç...
maalesef görünmüş.
Bu çok ayrı bir kodu.
Yani ne yazık ki bizim ülkemizde asgari ücretle çalışan bir babanın market alışverişinde neyi daha az alabileceği neyi tamamen listeden çıkarabileceğini düşünmek zorunda kalıyor.
Bu tamamen geçim sıkıntıyla ilgili apayrı bir konu.
Yani biz bugün neden tasarruf yapamıyoruz?
Neden para biriktiremiyoruz?
Bunun üzerine konuşuyoruz.
Şimdi küçük yönetilebilir hedefler belirlemeniz gerekiyor.
Çünkü beynimiz büyük hedeflerden kolayca Yorulabiliyor arkadaşlar.
Örneğin bir anda büyük bir miktar biriktirmek yerine daha küçük ve ulaşılabilir hedefler belirlemeniz beyninizi daha çok rahatlatıyor.
Çünkü bu şekilde beynimiz her bir hedefe ulaştığımızda ne salgılıyor?
Bunu artık hepimiz biliyoruz.
Dopamin salgılıyor değil mi? Yani ödül sistemi aktive oluyor.
Bu da bizi motive ediyor ve bir sonraki adıma geçmek için cesaretlendiriyor.
Az da olsa bir şeylerin hareketlendiğini gördüğünüz zaman daha çok hevesleniyorsunuz yani.
Nasıl uygulayabilirsiniz bunu?
Haftalık veya... aylık küçük miktarlarda tasarruf etmeni deneyebilirsiniz.
Her hafta işte yüz lira biriktirmek gibi.
Yani bir anda bin TL biriktirmekten daha stres yaratıyor.
Her hedefe ulaştığınızda kendinizi de ödüllendirmeyi unutmayın.
Mesela küçük bir kahve ısmarlayın.
Sevdiğiniz bir aktiviteyi yapın.
İstediğiniz ol paralı sergiye gidin.
Bunun gibi. Ve para biriktirmek konusunda hedefinizi net olsun arkadaşlar.
Yani hedeflerinizi net belirleyin.
Para biriktirirken neden biriktirdiğinizi bilmek çok önemli.
Beyniniz amacını ne kadar net algılarsa o kadar motive oluyor.
Belirsiz bir hedef. Beynimizin ödül sistemini harekete geçirmiyor.
Ama bu parayı bir tatil için biriktiriyorum.
İşte bu parayı yazın şuraya gitmek için kullanacağım.
Ya da ben bu parayı acil durumlar için kenara koyuyorum dediğinizde beyniniz buna anlam yüklüyor ve hedefe doğru çalışmayı sürdürüyor.
Yani psikolojik bir denge kurmuş oluyorsunuz.
Bir yandan paranın biriktiğini görüyorsunuz.
Sizi tatmin ediyor. Diğer yandan zihinsel olarak kendinizi Kendinizi zorlamıyorsunuz ve ayrıca tasarruf ettiğiniz zaman stresiniz ve yetersizlik hissinizde uzak duruyorsunuz.
Beyniniz bu süreçte sizi destekliyor.
Yeter ki hedeflerinizi küçük adımlarla planlayın.
Otomatikleştirin ve kendinize arada nefes alma izni verin.
Şimdi farklı bir finansal yöntem daha var.
Onu da anlatayım. Pareto ilkesi ya da 80-20 kuralı.
Harcamalarınızın %20'sinin bütçenizin %80'ini oluşturduğunu söylüyor bu kural.
Çok basit aslında ama etkisi büyük.
En fazla harcama yaptığınız şeyleri analiz ediyorsunuz.
Bunları yazıyorsunuz.
Ve bu %20'lik büyük harcamalarınızı azalttığınız zaman tasarruf sağlamış oluyorsunuz.
Bu yöntemi uygulayan biri de Mark Cuban.
Amerikalı milyarder.
Her ay en fazla neye para harcıyorsunuz?
Buna bir bakın arkadaşlar. İşte belki dışarıdan çok yemek olabilir, işte marka takıntılı aşırı derecelidir, fark etmiyorsunuzdur.
Şöyle bir eşyalarınızı at, bir toparlayın, bir bakın bakalım ne kadar markanız var, ne kadar yok.
İşte çok fazla dışarıdan kahve içiyor olabilirsiniz ki bu benim kanayan yaramdı.
İşte öz bakımı abartmış olabilirsiniz, hangisiyse artık.
Bunları azaltarak ay sonuna baktığınızda ne kadar fazla birikim yapabileceğinizi görebilirsiniz.
Ben mesela haftada sadece 3 kere dışarıda kahve içmeyi bıra...
Her ay sonunda kenara neredeyse gram altın koyabilecek kadar parayı kendimde tutuyorum.
Bir yıla vurun. Yıl sonunda mesela böyle yaparak o çok istediğiniz telefonun peşini atını çıkarabilirsiniz.
Ya da bir dil kursuna kayıt olabilirsiniz.
Bir sürü online eğitimler var çok uygun fiyata.
Bunlardan faydalanabilirsiniz.
Yani bu ufak gördüğünüz bir bardak kahve bile, 100 lira bile, 50 lira bile gerçekten bize çok fark ettirecek arkadaşlar ay sonunda.
Özellikle de yıla vurduğumuzda.
Yani belki de işte haftada iki kere ya da bir kere kahve içtiğinizde diğer kalan kahveleri evden yaptığınızda bu şekilde biraz ilerleyin.
Belki de o çok istediğiniz kahve makinesini alabilirsiniz ki.
Şöyle bir kabataslak hesap yapıyorum.
Bir beş ayda sanırım kahve parası vermezseniz çok rahat bir şekilde alabileceğinizi düşünüyorum.
Diğer bir tavsiyem arkadaşlar.
Tasarruf yapmayı bilen, para biriktirebilen insanlarla bir araya gelin.
Hep böyle işte ay para yetmiyor, param yok, ben bu kenara para...
koyamıyorum. Bu para nereye gidiyor ben bilmiyorum.
Bu bir Tercih edilen bakış açısı.
Yani o konuştuğunuz insan paraya ve kendi bütçesine bu bakış açısını benimsemiş.
Bunu kabul etmiş. Yani bu tarz insanlar sizin zihniyetiniz de buna doğru çevirir.
Ve siz bir şey alacaksınız.
Aman işte alayım gitsin.
Ne olacak sanki o kadar çalışıyorum.
Eşek gibi çalışıyorum. Bey gibi yemisini bileceğim deyip o kafaya girebilirsiniz.
Yani o yüzden gerçekten çevrenizde de arkadaşlarınızda tasarruf yapmayı bilen insanlar bulun.
Ya da tasarruf yaptığını gördüğünüz birisi varsa.
Onun arkadaşı olun. Onunla sohbet edin.
Ona sorular sorun. Gerçekten sizi etkileyecektir.
Ve beni dinleyen, yaşı çok genç olan arkadaşlar var.
Mesaj da atıyorlar. Çok da hoşuma gidiyor.
Çok tatlısınız. Çok gençsiniz.
Çok güzel umutlarınız var.
Böyle siz bana o mesajları attığınız zaman ben de sizinle tekrardan yeşeriyor gibi hissediyorum.
Şimdi onlar şey diyebilir.
Of aman ya. Sonra biriktiririm.
Ya diğer işte arkadaşlarınız var.
Gününüzü gün etmek isteyebilirsiniz.
Ama eğer maddi olarak kötü günlerinizde dayanabilirsiniz.
Çekeceğiniz sağlam bir duvarınız yoksa o sağlam duvarı kendiniz örmek zorundasınız.
O yüzden şimdiden bu ufak görünen büyük hedeflerle bütçe planlamanızı mutlaka öğrenin ve yapın.
Yani %10'muş ay uğraşamam 20'siymiş uğraşın arkadaşlar.
Kimse uğraşmaz. Kimse sizin geleceğinizi vermez.
şöyle düşünün. Biraz acıbasız olacak ama şimdi benim de annem de babam da dinliyor podcastımı.
Yani sizi işte 3 sene dershaneye gönderen işte aileniz olsun tamam mı?
Üniversitede istediğiniz bölümü, istediğiniz okulu falan kazanmak için çok uğraşıyorlar.
Ama olmadı yani. Yapamadınız 3 senede alamıyorsunuz o puanı diyelim.
Yani hiçbir şey olmasa bile bir yandaki sinirle bile diyebilirler.
Ya o kadar para döktük, o kadar yaptık, okuttuk, ettik diye.
Yani onlar bile bir yere kadar anladınız mı?
Ya istediğiniz kadar anneniz babanız olsun.
Onlar da içlerinden...
Mutlaka söylerler. Ya da ilk mesela bir sinirlenme anında, size ilk kızma anlarında zaten bir şey beceremedin diyebilirler.
O yüzden bunu sizin kendiniz öğrenmeniz lazım.
Kendinizin kurması gerekiyor.
Şimdi ilk para tavsiyemde bir %5'lik bağış kısmı vardı.
Şimdi bu %5'lik bağış kısmı insanların çoğuna çok saçma ve gereksiz geliyor.
Çünkü ben bütçeyi planlıyorum, benim harcamalarım, benim giderlerim dahilinde bir planım olacak bu bağış da neyin nesi dediler diyorlar.
Ama şu şöyle arkadaşlar bu %5 bağış olayının para ayırmanın çok farklı, çok hoşuma giden ve mistik bulduğum bir araştırması var.
Örgütsel psikoloji profesörü Adam Grant, bağış yapmanın ve cömertliğin maddi ve kişisel hayatımızda çok olumlu etkilerine olduğunu yaptığı yıllardır yaptığı araştırmalarda bulmuş.
Diyor ki adam, insanlara yardım edin.
Maddi manevi. Mutlaka bağış yapın diyor.
Çünkü bunun sizde yaratacağı o psikolojik olay var ya ben iyiyim ben güzel şeyler yaptım diye sizin hem kişisel gelişiminize etki eder hem profesyonel hayatınızda etki gösterir ve siz doğal olarak istemeden
de olsa olumlu bir bakış açısına sahip olursunuz ve her gereksiz bir şey aldığınızda aklınıza ya ben bunu alacağım mı?
İşte şu kediye, şu mamayı alsam, şu köpeğe, işte şunu alsam, işte onun karnını doyursam diye bir bakışla bakabilirsiniz diyor.
Ya da daha da büyütelim.
İşte bir çocuk esirgeme kurumunu.
Düşünsenize her ay. Mesela şu anda süet çanta dedik değil mi?
1500 lira dedik. O süet çantayı almasanız.
Yani diğer her kızlarda göreceğiz şimdi.
Takmasanız o süet çantayı.
O 1500 lirayla yani belki okullar açıldı.
İşte o köydeki çocuklara çanta gönderseniz, ayakkabı gönderseniz, bağış yapsanız.
içinde size oluşturduğu duygu.
İşte belki de o çocuğun size edeceği bir doğa.
Ya sizin faydanız olmaz mı?
Daha güzel olur arkadaşlar. Bundan güzel bütçe mi var ya?
Ben böyle şeylere çok önem veriyorum gerçekten.
Dışarıda bazen yürüyüş yaptığım sırada mesela işte bazen çıkıyorum eve yakın alanlarda, ormanlık alanlar var işte yürüyeyim geleyim vesaire diye.
Çok yoruluyorum. Şurada diyorum bir oturayım işte bir kahve içeyim, bir americano alayım diyorum.
Gerçekten çok döndü biliyor musunuz arkadaşlar?
Böyle benimle beraber Instagram'dan da paylaşıyorum.
Sabahları servise giderken benimle beraber gelen kediler var köpekler var ya onların çünkü biliyorlar ben onları sürekli karınlarını doyurduğum için o kadar güzel bir his ki o kadar hoşuma gidiyor ki çok yoldan
döndüm biliyor musunuz kahve alırken o americano'yu görüyorum mesela işte 110 lira 90 lira 120 lira ha diyorum bununla diyorum 5-6 tane mama alırsın yani en kötü en pahalı en indirimsiz yerden 5-6 paket
küçük de olsa hani bir kerelik de olsa mama alırım diyorum ve onu tercih ediyorum çoğu zaman bence siz de bunu deneyebilirsiniz Peki sizce neden bu kadar çok alışveriş yapıyoruz?
Neden paramızı biriktiremiyoruz?
İşte o tasarrufu neden yapamıyoruz?
Sanki sürekli bir şeyler eksik o boşluğu doldurmak için alışveriş yapıyoruz.
Yeni bir telefon alıyoruz ya da sosyal medyada saatlerce gezinip başkalarının hayatlarını izliyoruz.
Ama sonunda o içimizi kemiren eksiklik hissi hiç geçmiyor.
Peki neden neden sürekli daha fazlasını arıyoruz?
Belki de cevap Gabor Mate'dedir arkadaşlar.
İçeride eksik olan bir şeyi dışarıda bulmaya çalışıyoruz.
Bir düşünün son zamanlarda sizi gerçekten mutlu eden ne oldu?
Yeni aldığınız bir çift ayakkabı mı?
O son model telefon mu?
Belki o an sizi heyecanlandırdı ama bu mutluluk ne kadar sürdü?
Saatler mi sürdü? Günler mi sürdü?
Sonra ne oldu? O eski boşluk geri döndü değil mi?
İşte bu tam da Gabor Mete'nin üzerine konuştuğu, sürekli anlattığı şey.
Mate diyor ki, çoğu insan içindeki o derin duygusal boşluğu farkında olmadan dışarıda bir şeyler de doldurmaya çalışıyor.
Birçoğumuzun içimizde çocukluktan kalma izleri var.
Sevilmek, kabul edilmek, değer görmek için uğraşıyoruz.
Ve zamanla bu eksiklikleri maddi şeylerle doldurmanın yollarını arıyoruz.
Ama bir şey satın alırken...
Hissettiğimiz o mutluluk sadece geçici bir rahatlama.
Bu yüzden daha fazla şey almaya devam ediyoruz.
Belki de sorunun özü çocukken öğrendiğimiz yanlış inançlardır.
Bize hep daha fazlasına sahip olursan daha mutlu olacaksın denildi.
Ama gerçek şu, gerçek mutluluk sahip olduklarımızla değil, içsel tatminle geliyor.
Kendinize ne kadar sahip çıkarsanız dünyaya o kadar az ihtiyaç duyarsınız.
Hepimiz bu aralar bir şeylere bağımlıyız.
Sadece bunu fark etmiyoruz.
Kimimiz alışverişe, kimimiz sosyal medyaya, kimimiz başarıya.
Ama bunların hiçbiri bizi tam anlamıyla doyurmuyor.
Çünkü o boşluk dışarıdan doldurabilecek bir şey değil.
Sanki ne kadar çok şeye sahip olursak o kadar ağırlaşıyoruz.
Bir de çocukken hissettiğimiz o saf putluluğu hatırlıyor musunuz arkadaşlar?
O zaman çocukken hiçbir şeye ihtiyacımız yoktu değil mi?
Bir arkadaşımızla oyun oynamak, işte aileden ya da sevdiğimiz birine sarılmak.
güneşli günde işte dışarıda oradan oraya koşturmak yetiyordu.
Peki şimdi ne oldu? Ne değişti?
Niye sürekli bir şeyler olmadan mutlu olamıyoruz?
İşte bu toplumun bize dayattığı bir ilizyon.
Daha fazla şeye sahip olursak daha mutlu olacağımızı düşündüren bir yanılsama.
Yani bence bu tasarruf ve para biriktirme konusu ile ilgili kendimize şunu sormamız gerekiyor.
Gerçekten ihtiyacım var mı?
Çünkü bazen tek ihtiyacımız olan şey biraz daha az ve biraz daha sade bir hayat.
olabilir. Genel olarak da kendi yakın çevremde de gördüğüm şeyler bunlar.
Çok fazla para harcamalar, bütçe yapmadan para harcamalar hep bu geçici mutluluk isteğinden, hep bu hazdan doğuyor arkadaşlar.
Yani bizim bu söylemiş olduğum para yöntemlerini kullanmadan önce bu psikolojimizi düzeltmemiz gerekiyor.
Yani dünyayı değiştirmek istiyorsanız önce kendinizi değiştirmeniz gerekiyor.
Bu bölümün de sonuna geldik.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
