
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Zihninizi olumsuz duyguların esaretinden kurtarmak mümkün mü? Psikolog Ertuğrul Köseoğlu’nun kitaplarından ilhamla, bilinçaltınızın oyunlarını çözüp sizi aşağı çeken hislerden nasıl özgürleşebileceğinizi ,11 etkili yöntem ve hayatınızı değiştirebilecek bakış açılarıyla anlatıyorum.
---
Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün sağlıksız duygularımızdan kurtulmak ve onlarla nasıl baş edebileceğimizi anlatacağım.
Prof. Dr. Ertuğrul Köroğlu'nun bilgileri ışığında anlatacağım.
İçinizde ne varsa dışarıda da onu görürsünüz.
Kitabını okudum ve sizlerle de paylaşmak istedim.
Ertuğrul Köroğlu çok kıymetli bir isimdir bu arada.
Bazı üniversitelerde de zaten öğretmenlik yapmıştır, öğretim üyesidir.
Hatta Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından uluslararası üye olarak tanınmış ve takdir edilmiş bir isimdir çalışmalarından dolayı.
Peki hangileri sağlıksız duygularımız?
Kitapta 3 tane sağlıksız olumsuz duygularımızın olduğunu söylüyor.
Birincisi depresyon, ikincisi kaygı, üçüncüsü de öfke.
Bu üçü zaten olmazsa her şey düzelecekmiş gibi değil mi?
Bunlar hissetmemesi imkansız duygularımız.
Ama bunlardan daha hasarsız kurtulmanın bize verdiği zararları en azından indirmenin yolları var tabii ki.
Çünkü bunlarla yaşamamak imkansız.
Bize lazım olan sevebileceğimiz yollarla kurtulmak arkadaşlar.
Ben de bugün bunları anlatacağım.
Bizler bir araba gibiyiz.
Bakıma ihtiyaç duyan varlıklarız.
Yani insan beyni sanki bir araba gibi değil mi?
Sürüyorsun, sürüyorsun, sürüyorsun.
Bakıyorsun ki benzin bitmiş.
Doldurman lazım. Sonra bir bakıyorsun ki kazara lastik patlamış.
Lastiği patlatıyorsun. Hemen lastiği değiştiriyorsun.
Değiştirmen gerekiyor devam edebilmek için.
Yine sürmeye devam ediyorsun.
Sonra bakıyorsun ki ısıtıcılar çalışmıyor.
Gidip onu tamir ettiriyorsun.
Tamir oluyor. Ve yine sürmeye devam ediyorsun.
Devam ediyorsun. Sonra camların kirlendiğini görüp yıkamak istiyorsun.
Bakıyorsunuz ki camların silecek sıvısı yani suyu bitmiş.
O anda duramadığın için camların kirli de olsa sürmeye devam ediyorsun.
Ve benzin deposunu doldurmak gibi hakkınızda sürekli olması gereken yapmanız gereken birçok şey var arabanızla ilgili.
Bunlar peki bir sorun mu?
Hayır aslında hiçbiri sorun değil.
Bunlar yaşanması muhtemel ve yapılması gereken bakımlar.
Eğer bu arabanın bakımını vaktinde ihtiyaç olduğunda yapmazsanız araba kullanırken ortaya çıkarlar ve sorunmuş gibi canınızı sıkıp bu sağlıksız olumsuz duyguların
ortaya çıkmasına ve sizi yolunuzdan vazgeçirmesini sağlayabilirler.
İşte bu yüzden hiçbir sorununuz, sıkıntınız olmasa bile kendinize gereken bakımları, ihtiyacınız olan suyu, benzini vermeniz gerekiyor.
Şunu söyleyebilirim bu arada.
Kendimize yapacağımız duygu hazırlama bakımları neden önemli?
Çünkü bir duyguya girmeden önce bizden önce davranan gözümüzde görmediğimiz ama hep bizimle olan bir varlık vardır arkadaşlar.
Nedir o? İç ses.
İç sesimiz. İç sesimizi bize yarar sağlayabilecek hale getirebiliriz ve zamanla da ona güvenmeyi öğreniriz.
Ona güvendikten sonra daha cesur, hayata karşı daha korkusuz yaşayabiliriz çünkü.
Yani bu söylediğim üç olumsuz duygu ile baş etmemiz için bize burada yardımcı olacak kolumuza girip bizi Düşmemizi engelleyecek olan şey iç sesimiz.
Bakın antik Yunan'da iç seslerin yüce varlıklardan geldiğine inanırlarmış.
İç seslerine Damon adını vermişler ve tanrılarla insanları arasında mesaj taşıdıklarını düşünürlermiş.
Mesela Sokrates'in politikaya girmemesinin en büyük sebebi iç sesidir arkadaşlar.
Çünkü Sokrates iç sesi için diyor ki içimdeki bu ses bana çocukluğumdan gelmeye başladı.
Bu ses hep beni göreceğim işlerden alıkoyan ama hiç yap diye emretmeyen şeydi.
Yani ona hiç şunu yap bunu yap demiyormuş.
Sadece yapma dermiş.
Yani şunu söyleme bunu yapma gibi yapmaması gereken şeyler de onu yönlendirirmiş.
Sokates de bundan çok etkilenmiş ve zamanla hissesine güvenerek onu dinlemeye başlamış.
İç ses arkadaşlar bize ait olan nadir bir sistemdir.
Bazılarımıza çok iyi gelir, şefkatlidir, merhametlidir, geçmiş olayları doğrusu üzmüştür ama bazılarımız için merhametsizdir.
Başa gelen olayları abartır, hayatı zindan eder, öfkelendiğinizde öyle bir konuşur ki daha da öfkelendirir.
Dünyada tek sorunu siz yaşıyormuşsunuz gibi hissettirir.
Değil mi? Öyle, öyle de acımasızdır bazen.
Hayata karşı hep şüphecidir.
Karar verirken, düşünürken hep kötüyü düşündür, yönlendirmez.
Öylece beklemede kalmanızı sağlar.
Bizan hikayesinde bir adam gece yürüyüşüne çıkar.
Yürüyüşte ayağa kayar, saçlı bir yoldan düşer.
Metrelerce aşağı düşmekten korkar.
Çünkü yolun kenarının çok derin bir vadiye uzandığını biliyordur.
O da kenarda sarkan bir dala tutunur.
Gecenin karanlığında altında görebildiği tek şey dipsiz bir uçurumdur.
Bağırır ve tek duyduğu kendi sesinin yankısı olur.
Onu duyacak kimse yoktur etrafta.
Bu adamı ve bütün gece yaşadığı işkenciyi hayal edebiliyorsunuzdur.
Ölüm sürekli altında bekler.
Elleri üşür. Hakimiyetini kaybeder.
Ama tutunmayı başarır ve güneş çıktığında aşağı bakar.
Ve güler. Uçurum falan yoktur.
Sadece 15 santim kadar aşağıda kayalık bir düzlük vardır.
Tüm gece dinlenebilir.
Rahatça uyuyabilirdi.
Düzlük yeterince genişti.
Ama bunun yerine bütün gecesini kabus gibi geçirdi.
Korku 15 santimden daha derin değildir arkadaşlar.
Şimdi ister bir dala tutunup tüm yaşamanızı kabusa çevirin.
İsterseniz o dalı bırakıp ayaklarınızın üzerine basın.
Size kalmış. O sonun korku kitabından paylaşmak istedim sizinle.
Okuyabilirsiniz. Güzel bir kitaptır.
Korku kitabın adı. İnce zaten çerezlik bir kitap.
O aslında işte dediklerimi yap ama yaptıklarımı yapma tarzında bir adamdır.
Ben seviyorum onun kitaplarını okumayı.
Enteresan bir hayatı varmış.
Evet doğru. Çok spekülasyonlu bir adam.
Doğru. Ama kitapları benim hoşuma gidiyor.
Bu da o kitaptan okuduğum, beğendiğim ve size paylaşmak istediğim bir kısımdı.
Peki gelelim Ertuğrul Köroğlu'nun kitabına.
Bizim ana kitabımıza.
Kitabımızda olumsuz duygulardan kurtulmanın 11 tane yolunu bize göstermiş.
Ben ilk dördünü biraz detaylı anlattım arkadaşlar.
Sonrasını biraz hızlı anlatacağım.
Yoksa gerçekten zamanımız kısıtlı olduğu için çok uzun bir bölüm olur.
Şimdi birincisiyle başlıyorum o zaman.
Birincisi gerçeklerinizle barışın diyor.
Hiçbir şey siz öyle istiyorsunuz diye öyle olmak zorunda değil.
İçsel dayatmalarımızdan kurtulmaya çalışın diyor.
Nedir bu içsel dayatmalarımız?
Melinmalılarımız. Ruh sağlığını korumanın ön koşulunun esneklik olduğunu söylüyor.
değiştirebilecekleriniz için değiştirme gücüne, değiştiremeyecekleriniz için katlanma gücüne, bu ikisini birbirinden ayırt etmek için akıl yürütme becerine sahip olmamız gerektiğini iletmiş.
Yani doğduğunuz aile, anne baba, kardeşler, onların karakterleri, davranışları, değerleri, meslekleri, nereli oldukları ve geçmişimiz bunlar bizim gerçeklerimiz.
Benim annem kim? Babam ne iş yapıyor?
Geçmişte ben neler yaptım, hatalarım, başarısızlıklarım bunlar oldu ve bitti.
Hepsi sizin gerçekleriniz.
Olup bitmişler, oflamak, kabul etmemek onların doğurduğu sonuçları size hissettirdiklerini değiştirmeyecek.
Yani öncelikle gerçeklerinizi kabul ediyorsunuz.
Psikanalist Karen Harna diyor ki insanların kendilerine koydukları yapay idealler ve olmalıyım baskıları yüzünden huzursuzluk yaşarlar.
O kadar doğru ki. Olmalıyım.
Çok doğru. Olmalıyım sancılarımızdan dolayı yapay ideallere sahibiz.
Çok başarılı olmalıyım.
Zengin olmalıyım. Çok kitap okumalıyım.
Anne olmalıyım.
Evlenmeliyim. Hayır.
Hiçbirisi değil. Bunlar bizim gerçeklerimiz olmamalı.
Bir melin malı olacaksa hayatımızda illa ki yaşamalıyım olsun.
Gülmeliyim. Sevmeliyim.
Var olmalıyım olsun.
O zaman hayat yaşamaya değer çünkü.
Peki ikincisi de başımıza gelen olayları korkunçlaştırmayın diyor.
Her şeyi gözünüzde büyütmeyin.
Pireyi deve yapmayın.
Pire için yorgan yakmayın.
Ozan ne güzel söylemiş değil mi?
Ayakkabım yok diye üzülüyordum.
ta ki ayakları olmayan birini görene kadar.
Psikolog Daniel Kahneman'ın bir kitabını okumuştum.
Daniel da Nobel ödülü bir psikologtur.
Hızlı ve yavaş düşünme kitabı.
Orada diyordu ki olayları abartma eğilimimiz duygusal tepkilerimize hakim olamamızdan olur diyordu.
Yani duygusal tepkilerinize eğer hakin olmakta zorlanıyorsanız sizin olayları korkunçlaştırma abartma eğiliminiz var demektir.
Yani potansiyel tehditleri hızlıca tespit edebilme yeteneğimizden kaynaklandığını söylüyor.
Bu yüzden zaten çok yüksek tepkiler veriliyor.
Yani aslında böyle evrimleşmiş olabilirsiniz.
Yani DNA'nızda bu da olmuş olabilir.
Bu bilimsel bir şey. Yani bu yüzden zararsız durumları da tehdit olarak algılayıp abartılı tepkiler verebiliyorlar.
Daniel'ın kitabında bununla ilgili yani bu tepkilerle bu abartma ile ilgili çok güzel tavsiyeleri var.
Ama bence en güzeli şu.
Böyle korkunç durumlar yaşadığımız zaman diyor ki başkaları için tavsiye ver yöntemini kullanın.
Bunu söylüyor. Yani bir kötü durumdasınız.
İşte olayı abartmaya, kafayı takmaya başladınız.
Diyorsunuz ki kendinize bir arkadaşım bana bu durumda ne yapmam gerektiğini sorsa ona ne derdim?
Yani sizin derdiniz gibi değil.
Arkadaşınızın böyle bir derdi var.
Ne yapacağım diye.
Eğer bir başkasına akıl veriyor olsaydım ne söylerdim?
Yani beynimiz bunu mantıklı tarafını devreye sokuyormuş arkadaşlar böyle sorduğumuzda.
Kendimize gelince mantıksız, başkasına gelince mantıklı.
Böyle de çalışan bir aklımız var.
Gereksiz korkuların önüne geçerek cevaplıyor aklımız.
Dolayısıyla da siz de kendinize yardım etmiş oluyorsunuz.
Güzel bir yöntem bence.
Üçüncüsü de katlanılmazlık algınızı değiştirin diyor.
Nietzsche'nin söylediği gibi.
Nedeni olan nasıl katlanır?
Yeter ki katlanmanızın kaçınılmaz olduğunu...
Ya da başınıza gelenin ya da gelenlerin katlanmaya değer olduğunu düşünün.
Bakın bu konuda Pema Chödorn şöyle söylüyor.
Budizmin batıdaki en önemli isimlerinden biridir.
Diyor ki Pema, duygusal fırtınalarla savaşmayı bıraktığınızda acınız da azalır.
Yani katlanamıyorum dediğimiz her şey aslında direndiğimiz için daha da büyüyor.
Mevlana da keder için diyor ya, hoş geldin keder çünkü sen benim misafirimsin.
O bile kabul etmiş kederi değil mi?
Ne kadar büyük bir isim. Çünkü Mevlana'nın kadere katlanmak için bir nedeni vardı değil mi?
Ulaşmak istediği bir yer vardı.
Neresiydi orası? Allah inancıydı.
Allah'a yaklaşmak içindi.
Onun için yapıyordu. Bu sebepten dolayı da bir şekilde katlanma yolunu bulmuş oluyordu.
İşte sizin de kendiniz için bu yolu bulmanız gerekiyor.
Dördüncüsü de kendinizi koşulsuz kabul edin diyor.
Özünüzü sevin. Kendinize olan sevginizi.
Ancak başarılıysam değerliyimdir.
Ancak güzelsem değer görürüm.
Bunun gibi koşullara bağlamayın.
Siz zaten bir insan olarak, bir birey olarak değerlisiniz.
Ama bir takım tutum ve davranışlarınız istendik sonuçlar vermiyorsa, istemediğiniz sonuçlar verdiyse bunları değiştirebilirsiniz arkadaşlar.
Siz davranışlarınız değilsiniz.
Davranışlarınız iyi ya da kötü olabilir.
Bu sizin iyi ya da kötü olduğunuz anlamına gelmiyor.
Ben kimim o zaman davranışlarım değilsem?
Neye göre nasıl seveceğim kendimi diyebilirsiniz.
Psikolog Kristen Neff bilimsel araştırmaları çok sağlam bir isimdir.
O da diyor ki ortak insanlık duygusundan faydalanın.
Yani bir kötü davranış olduğu zaman, kötü bir şey yaptığınız bir hata olduğunda herkes hata yapar deyin.
Genelliğin yani. Bu ortak algıdan faydalanmak oluyor.
Herkes bazen zorlanır.
Bunu söyleyin kendinize.
Normal karşılayın yani.
Bir de ayna karşısına geçip kendinize şefkatli cümleler kullanmak arkadaşlar.
Gerçekten çok güzel bir yöntem bu.
Gözlerinizin içine bakıp seni seviyorum deyin.
Ya çok klasik çok saçma geliyor ama o kadar farklı bir işlem oluyor ki bu yani.
Ben bunu ilk yaptığımda kendi gözlerimin içine hiç bakmadığımı, göz bebeklerimin hiç bu kadar farklı bir renk olduğunu inanın fark etmemiştim.
Çok garip şeyler hissettim.
Tüylerim diken diken oldu.
Ve sürekli bunu sürekli yaptığımız zaman gerçekten çok şeyler fark ediyorsunuz.
Yani hani sanki benim içimden ruhum çıktı ben onu söylerken ve o başka bir silahı oldu yani farklı birisi oldu bana sarıldı.
Yani ben sanki o anda klonlandım iki kişi oldum.
O kadar büyük bir destek gördüm ki o günü çok iyi hatırlıyorum.
O gün böyle polyvana gibi gezdim.
Gerçekten ilk yaptığımda etkisi daha yüksekti çünkü.
Bunu zaten Amerika'da çoğu psikolog da söylüyor ama Christine bunu bilimsel araştırmalarla kanıtlamış birisidir.
O yüzden bunun denemenizi ben de tavsiye ediyorum.
Yani kendinizi sevilmeye layık görüyorsunuz ya.
Gerçekten o anda onu hissediyorsunuz.
Çok işe yarıyor bence. Evet beşincisi de geçmişe takılıp kalmayın.
Geçmişiniz bugün ona ne anlam yüklediğinizle sınırlı arkadaşlar.
Geçmişinizi değiştiremezsiniz maalesef.
Geçmişi değiştiremiyoruz.
Herhangi bir zaman makinemiz de yok.
Geçmişe gidemiyoruz. Ama ne yapabilirsiniz?
Geçmişinize bakış açınızı değiştirebilirsiniz.
Bunun sizin elinizde olduğunu unutmayın.
Altıncısı da sorun çözme becerileri kazanın diyor.
Yani söylenmeyin, söyleyin ve bir çözüm yolu bulma arayışında olun.
Yani eğer söylenecekseniz...
O çözüm yolu bulmak için bir söylenme tarzı olsun.
Nasıl bir çözüm yolu bulabileceği konusunda bir düşünün.
Düşündüğünüzün işe yarar sonuç verip vermediğini bir deneyin.
Eğer bir sonuç alıyorsanız onun durumuna göre de yeni bir çözüm yolu arayışına girin ya da girmeyin.
Bakın geçenlerde internette şöyle bir söz okudum.
Kimin yazdığını bilmiyorum.
Diyordu ki kendinize uygun gördüğünüz rol uğruna kendinizi ortadan kaldırmayın.
Neyse koyuz abi. Hepimiz neyse koyuz.
Kendimizi geliştiriyoruz.
İnsan olmaya çalışıyoruz.
Başarılı insanlar olmaya çalışıyoruz.
Ama bir özümüz var yani bunu kabul edelim.
Neyse koyuz. Bazen gerçekten geçmişi de olduğumuz insanı da olduğumuz gibi kabul etmek gerekiyor.
Denediyseniz değişmediyse olmuyorsa bu kadar.
Ya da mesela karar vermekte zorlanıyorsunuz.
Şunu mu yapayım, bunu mu yapayım, şöyle mi olsun, hangi birini yapayım diye.
Gerçekten akışa güvenin ya bırakın yani.
Hani anda kalın falan o muhabbeti yapmayacağım şimdi ama gerçekten hani o anda ne yapmanız gerekiyorsa bugün ne yapmanız gerekiyor onu yapın.
Yani ne yapmanız gerekiyor onları yapın.
Yani 5 sene sonra 10 sene sonra şöyle mi olacak böyle mi olacak diye hiç kafaya takmaya gerek yok.
Bu şekilde hayat ömür gerçekten geçmiyor çünkü.
Yedincisi de arkadaşlar iletişim becerileri kazanın diyor.
Buna kaşe imza mühür ne varsa paraf hepsine atıyorum.
Çok önemli. Başkalarıyla suçlayıcı sen diliyle değil yaşadığımız duyguları da yanı sıra gösteren ben diliyle konuşun diyor.
Hani iletişim becerileri için atik olun şöyle olun böyle olun derler ya.
Ertuğrul Köseoğlu böyle söylemiyor.
Başkalarıyla konuşurken sen dili yerine ben diliyle konuşun diyor.
Daha samimi olduğunu iletiyor çünkü.
Siz öyle istiyorsunuz diye kimse sizin için değişmiyor çünkü.
Değil mi? Değişmiyor. Ama siz kullandığınız dilde.
Tutum ve darmanışlarınızla karşınızdaki kişide bir tutum ve darmanış değişikliği yaratabileceğinizi iletiyor.
Daha samimi bir konuşma yani.
Ben şöyle yapıyorum, ben böyle yapıyorum.
Hani bu tarz kendini övme anlamında değil.
Sen, sen, sen dediğin zaman çünkü karşı taraf kendini bir tehdit altında hissediyor ve bu hoş bir sohbet olmuyor.
Bu yüzden iletişim becerileriniz ilerlemiyor.
Bunu demek istiyor. Peki, sekiz indimiz de her türlü aşırı genellemelerden kaçının diyor.
Yani olayları siyah ya da beyaz hep ya da hiç olarak görmeyin.
Tek bir siyah vardır ve tek bir beyaz.
Ama green'in sonsuz tonu vardır.
Bunu unutmayın. Ben hep böyleyim.
Ben hep kötüyüm. Ben hep iyiyim.
Değil arkadaşlar. Olabilir.
Bugün böyleyim. Bugün fena değilim.
Yani ortalarda biraz gezinmek gerekiyor.
Biraz kitapta dediği gibi green'in sonsuz tonundan faydalanmak gerekiyor.
Ya hep ya hiç değil yani.
Dokuzuncumuz da ön yargılarınızla yola çıkmayın diyor.
Bir yargıya varmak için olabildiğince kendinize kanıt toplayın.
İstediğiniz sonucu elde edemiyorsanız bugüne dek düşüne geldiğinizden daha değişik bir biçimde düşünmeye çalışın.
Çok güzel. Başkalarının sizinkilerden daha değişik olan düşüncelerine de değer verin diyor.
Aynı fikirde olmadığınız insanların neden aynı fikirde olmadığıyla alakalı onları yargılamak yerine değer vermenizi tavsiye ediyor.
Herkesin sizin gibi düşünmüyor olmasına lütfen saygı gösterin.
Jean-Jacques Rousseau diyor ya herkes benim gibi düşünüyor olsa yanılmış olmaktan korkardım.
Ne güzel söylemiş değil mi?
Çok sesliliğin bir zenginlik olduğunu göz önünde bulundurun.
Aynı tarz insanlarla arkadaşlık yapmamızı önerebilirim burada.
Ben de 3-4 senedir hayatımı aldığım yeni iyi arkadaşlarım var.
Gerçekten çok garip bir ekibiz.
Hepsini çok seviyorum öyle 5-6 kızız.
Hepimiz farklıyız ama inanın...
Yani o kadar farklıyız ki ortak bir noktada buluşabiliyoruz.
Yani mesela bir arkadaşımız çok hasta.
İşte 2-3 hafta sonra çalışmaya başladı.
Mesela ben çok bu konularda duygusalımdır.
Hani böyle anaç tarafım yüksektir.
Ya neden çalışıyorsun tekrar rapor alsaydın böyle bir şey olamaz derim.
Mesela o onun tam tersidir.
Ayça abartma, saçmalama der.
Hani anladınız mı? Bana farklı bir bakış açısı veriyor orada.
Belki de gereksiz yere iyi davrandığım insanların önüne...
Onun verdiği bu tepkiyle ben de kesmiş oluyorum.
Bence güzel bir tavsiye bu.
O zaman 10. ile başlayalım.
Yeni bir veri ya da yeni bir kanıt elde etmemişseniz düşüncelerinizle geviş getirmeyin diyor.
Aynı konuyu sürekli düşünüp durmak size bir yarar sağlamaz.
Yalnızca çöp günlüğünüzü ya da kaygınızı arttırır arkadaşlar.
Ama yeni veriler elde ettikten sonra Düşünceleriniz üzerinde yeniden düşünmek size bir yarar sağlayabilir.
Ne demek bu yeni veriler?
Bir konuda düşünüyorsunuz.
Hep aynı şeyleri düşünüyorsunuz.
Hep aynı şeyleri düşünüyorsunuz.
Biraz daha araştırma yapın.
Biraz daha dibine inin. Biraz daha dilinine bakın.
Farklı veriler elinizde olsun ki bunun üzerinden tekrar düşünün.
Bunu söylüyor. Peki son maddemiz.
Mutluluğun bir gümüş tepside size hazır olarak sunulacağını beklemeyin.
Bu hiç gerçekçi bir beklenti değil.
Mutlu olmak için çaba gösterin.
Mutluluk eylemlerine girişin diyor arkadaşlar.
Umarım bu maddeleri beğenmişsinizdir.
Bunlar aslında bizim hep farkında olduğumuz, günlük olarak hep yaşadığımız ama aksiyon almadığımız şeyler.
Biraz farkındalık gerekiyor sanırım.
Bu bölümde sonuna geldik.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
