
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bir gün dönüp baktığında “ben gerçekten yaşadım” diyebilmek…
Ferrarisini satıp hayatın anlamını arayan bir adamın hikayesinden yola çıkıyoruz bugün. Başarının, paranın, statünün ötesinde kalan sessiz ama gerçek tatmini konuşuyoruz.
Robin Sharma’nın “Sen Ölünce Kim Ağlar?” kitabı aslında bir uyarı gibi bizlere…Hala vaktin varken, gerçekten yaşamaya başla” diyor.
Bu bölümde;Ne zaman son kez içten güldün?
Kime teşekkür ettin?
Kimin kalbinde iz bıraktın? Bu sorulara cevap buluyorum
Bu sadece bir kişisel gelişim bölümü değil;
biraz yüzleşme, biraz cesaret, biraz da kalpten bir hatırlatma olacak sizlere.
---
Instagram: alternatifvizyonpodcast
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Geçen hafta Ferrares'in satan bilge kitabının yazarı Robin Sharma'nın Sen Ölünce Kim Ağlar kitabını tekrar okudum.
Ve size de bu bölümde anlatmak istiyorum.
Çünkü kitapta ölmeden önce bilmemiz ve hayatımızda mutlaka uygulamamız gereken şeyleri derlemiş.
Robin Sharma'nın şöyle bir iddiası var arkadaşlar.
Diyor ki... Bu kitabı okuduktan sonra profesyonel iş hayatınızın, kişisel ve manevi yaşamınızın kalitesi zenginleşecek.
Kitapta söylediklerimin yaşamlarınızı değiştirmenizde gerçekten fayda sağlayacağına inanıyorum diyor.
Peki bu kitapta neler var?
Hayatın bize hiçbir zaman sormadığı ama bizim sormamız gereken sorular ve cevapları var.
Gerçekten yaşıyor muyum?
Ne zaman durmalıyım?
Neyi bırakmalıyım? Aslında bize öğretilmeyen bir bilgelik var arkadaşlar.
Her gün içinde yaşadığımız ama fark etmediğimiz bir bilgelik var daha doğrusu.
Okurken de güzel şeyler hissediyorsunuz.
Aa evet bunu yapabilirim, işe yarar ya mutlaka işe yarar diyorsunuz.
Zaten 170 sayfalık ince bir kitap.
Bir nefeste eğer alırsanız bitirebilirsiniz.
Yani Robin bu kitapta hala hayattayken akıllıca yaşamanın ve iyi ölmenin ne anlama geldiğinin özünü anlatıyor.
Bize diyor ki Robin iyi yaşamış bir hayatın ölçüsü sahip olduklarınız değil ne kadar derinden sevdiğiniz, hizmet ettiğiniz ve hayata neler kattıklarınızdır diyor.
Robin'in gençlik yıllarında babası onu unutamayacağı çok güzel böyle hayata dalmadan önce yanında adeta acil durum yardım çantası olarak kullanabileceği çok güzel bir öğüt vermiş
ki bu söz benim de vizyonumdur.
Demiş ki babası ona, oğlum doğduğunda bütün dünya sevinirken sen ağlıyordun.
Öyle bir yaşam sür ki öldüğünde sen sevinirken bütün dünya ağlasın.
Farkındasınız değil mi? Hayatın anlamını unuttuğumuz bir çağda yaşıyoruz.
Bir insanı çok kolaylıkla aya gönderebiliyoruz.
Ama caddenin karşısına ya da üst katımıza taşınan komşumuza hoş geldin diyemiyoruz.
Kendimize, çocuklarımıza, ailemize verdiğimiz sözleri umursabiliyoruz, tutamayabiliyoruz.
Hepimizde dijital telefonlar var ama çok az iletişim kurduğumuz bir çağdayız.
Böyle diyor Robin ve devamında da size tüm saygımla soruyorum.
Siz öldüğünüzde ardınızdan kim ağlayacak diye soruyor.
Bu gezegenden giderken kaç yaşamı etkilemiş olacaksınız?
Son nefesinizi vermeden önce arkanızdan bırakacağınız miras ne olacak?
Hepimize soruyor arkadaşlar bunu.
Robin'in yaşamdan aldığı en büyük derslerden biri de şuymuş.
Eğer yaşamda siz harekete geçmezseniz, yaşamın sizin üzerinde harekete geçme alışkanlığı vardır.
Günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları kovalar.
Çok kısa bir zaman sonra da...
Her şey sona erer. Ve sizde sadece yarı yaşanmış bir hayattan dolayı pişmanlık dolu bir kalp kalır.
George Bernard Shaw'a ölüm döşeğinde soruyorlar.
Hayatınızı yeniden baştan yaşama fırsatınız olsaydı ne yapardınız?
George öncelikle çok derin bir it çekiyor ve diyor ki olabileceğim ama asla olmadığım kişi olmak isterdim.
Ve ilk maddemiz Robin diyor ki amacınızı keşfedin.
Amacınızı... Mutlaka bulun.
Robin hepimizin içinde ortaya çıkmayı bekleyen farklı yetenekler olduğunu söylüyor arkadaşlar.
Ve diyor ki bizler insan olarak en yüce potansiyelimizi ortaya çıkarmak için, insanların yaşamlarına değer katmak için, asıl görevler için buraya, dünyaya geldik diyor.
Şimdi şöyle düşünebilirsiniz.
Ben amacımı biliyorum ama 9-6 sabit bir işte çalışıyorum.
Vaktim yok, zamanım dar, çok yoruluyorum.
Bende kafamı kalıyor, zaten bir sürü derdim var.
İstediğim ama için neden uğraşayım, niçin uğraşayım ki diyebilirsiniz.
Robin diyor ki amacınızı bulmak şu anda sahip olduğunuz işi bırakmak anlamına gelmiyor.
Sadece işinize kendinizden daha fazla bir şeyler katmanız ve en iyi olduğunuz alanlara odaklanmalısınız.
Yani kendinize olan tutkunuzu bulmak illaki işinizi değiştirmek anlamına gelmiyor ya da bırakmak.
Yaptığınız her şeye kendinizden daha fazlasını katmak anlamına geliyor.
Güçlü yönlerinize odaklanın, işiniz aracılığıyla başkalarına hizmet edin ve şöhret yerine tatmininizi arayın diyor Robin.
Booker Washington'ın bir sözü vardır.
Başarı kişinin hayatta ulaştığı konumdan çok aştığı engellerle ölçülmelidir der.
Gandhi de onun için der ki yaşamınızda en çok görmek istediğiniz değişikliğin eğer bunu yapabilirsiniz yaşamınızda değişir arkadaşlar.
Wright kardeşleri biliyorsunuz değil mi bisiklet dükkanları vardı bir de amaçları vardı.
1903 yılında 17 Aralık sabahında tarihte ilk kez bir insan kendi yaptığı motorlu bir hava aracını havalandırdı arkadaşlar.
Çocukluklarından beri uçmayı kafaya takmışlardı.
Ve bunu tabii ki başardılar.
Bu amaçlarını en yakın arkadaşlarına anlattıklarında sizce arkadaşlar onlara ne dedi?
Mükemmel fikir yapabilirsiniz, harika devam edin mi dediler.
Siz delirmişsiniz dediler, çıldırmışsınız dediler.
Ama onlar ne hayallerinden ne de amaçlarından şaşmadılar.
Çünkü onlar nereye gideceklerini biliyorlardı.
Nereye gittiğinizi bilmiyorsanız çok başka yerlerde benim burada ne işim var diyeceğiniz yerlerde bulabilirsiniz kendinizi.
ki eminim mutlaka böyle dediğiniz bir işlerinde çalışmışsınızdır diye tahmin ediyorum.
Bakın bir de 2.
Dünya Savaşı'ndan sonra Japonya hükümetiyle iş adamları bir araya geliyorlar.
Diyorlar ki bu savaştan sonra artık o kadar çok derslerini almışlar ki 1950 yılları için biz diyorlar hadi gelin bir hedef bir amaç koyalım ve ne yapacağımız nereye gideceğimiz belli olsun ki istediğimiz
yere varabilelim diyorlar.
Tekstil sektöründe dünyada bir numara olalım ya diyorlar ve oluyorlar arkadaşlar.
Sonra ne yapıyorlar? Durmuyorlar.
Diyorlar ki 1955-60'lı yıllarda çelik endüstrisinde bir numara olalım diyorlar.
Yine oluyorlar. En son 1980'li yıllar için bilgisayar ve elektronik tenisi olalım diyorlar.
yine başarıyorlar. Şöyle bir dikkat edin.
İnsanlar mesleklerinde 5-10 ya da 20 yıl neyse artık bu kadar sene çalışıp biraz zamanlarını ayırıp asla amaç belirlemiyorlar arkadaşlar.
Tek yaptıkları şikayet etmek.
Kendilerini geliştirmek için neler yapmaları gerektiğini düşünüp bunun için çaba asla sarf etmiyorlar.
Ve Robin diyor ki nereye gitmek istediğinize hayattan neler beklediğinize karar verin.
Aksi halde onlara hiçbir zaman ulaşamazsınız.
Şimdi kitapta bir bölüm var.
Benim çok hoşuma gitti.
Edison'ın sözüyle başlıyor.
Dehanın yüzde biri ilham, yüzde doksan dokuzu alın teridir.
Dünyadaki büyük insanlar sadece akıllı oldukları için değil bir şey yapmaları gerektiğine inandıkları için iz bıraktılar.
Yaşamda gerçek başarıya ve tatmine ulaşmak için sıkı çalışmanızın yanında derin bir ilham hissiniz olmalı arkadaşlar.
İlham hissi, coşku bu olmazsa hiçbir şey olmuyor.
Heyecandan karnınıza midenize ağrılar girmiyorsa o iş için inanın ki...
Bir şey olmuyor yani. Ben bu dünyada bir fark yaratacağım ve bunun yükümlülüğünü taşıyacağım diyebilmelisiniz diyor Robin.
Kendi yaşamınızda sorayım size şimdi.
Kendi yaşamınızda ne kadar ilhama sahipsiniz?
Mesela sabahları yataktan fırlayarak mı kalkıyorsunuz?
Yoksa böyle bedeninizden akan boşluk hissiyle mi?
Orada öylece yatarak kılıyor musunuz?
Eğer diyor Robin ilham seviyeniz olması gerektiğini bildiğinizden daha azsa iyi bir kişisel kiliş...
Ve sizi motive edecek şeylere ihtiyacınız var.
Bunları izleyin diyor arkadaşlar.
Çok basit bir yöntem ama gerçekten bence çok kıymetli ve kesinlikle uzun vadede de işe yarayan bir yöntem.
Yani mesela hayranlık duyduğunuz insanların konferanslarına gidin arkadaşlar.
O tarz yerlerin havası çok güzeldir.
Etkisi çok uzun sürer ve gerçekten ilham duymanızı sağlar.
Ve şöyle bir parantez açayım.
Yani sizi motive edecek, harekete geçmenizi sağlayacak kelimeleri, sözleri belli aralıklarla duymamız gerekiyor.
Haftada bir, üç günde bir artık o sizin talebinize bağlı.
Siz kendinizi zaten tanıyorsunuz.
Gerektiğinde o kitaplardan, videolardan yeterli miktarda ilhamınızı alın ve yolunuza devam edin.
Mesela bakın John Salk, çocuk felce aşısını bulan adam.
O kadar korkunç bir dönemde insanların felç...
Korkusunu durdurmak istedi ki.
İnanılmaz korkunç bir dönemdi.
Yani herkes felç olacağım diye korkuyordu arkadaşlar.
Ve öyle bir durumda insanlara umut oldu.
Ve ilhamı neydi biliyor musunuz?
Onun amacı. Yani onun amacı evet çocuk felce aşısını bulmaktı.
Ama ona ilham olan şey insanların bu dehşet ve iyice kaygıyla yüzleşmelerini engelleme ilhamıydı.
Ne zaman çocuk felce olacağım korkusunu insanların yüzünden silmek istedi.
Ama buydu arkadaşlar. Woodrow Wilson'ın bir sözü vardır.
Amerika'nın eski başkanı.
Burada bulunmanızın nedeni sadece yaşamak değil.
Siz ince bir umut ve başarı ruhuyla yaşamaktan fazlasını sağlamak, daha büyük bir vizyon yaratmak için dünyada bulunuyorsunuz.
Siz dünyayı zenginleştirmek için buradasınız.
Bu görevinizi unutursanız...
Kendinizi fakirleştirirsiniz.
Ve bence ölmeden önce herkesin bilmesi gereken şeylerden biri de bu.
İlham. İlham sizi yaşama bağlayan görünmez bir damardır arkadaşlar.
Bir şey için yanmıyorsanız yaşadığınızı sanıyorsunuzdur çünkü.
Ve Robin diğer maddesinde diyor ki sessiz olmayı öğrenin.
William Wordsworth'un çok sevdiğim bir sözü vardır.
Bu telaşlı dünya yüzünden kendi benliğinizden uzun zaman ayrı kaldığınızda, işlerden yorulduğunuzda, zevklerden yorgun düştüğünüzde yalnızlık ne hoştur, ne cana
yakın. En son ne zaman sessiz, sakin kalmak için vakit ayırdınız kendinize.
Yenilenmek, yeniden odaklanmak.
Zihninizi, bedeninizi, ruhunuzu canlandırmanın zevkine varmak için en son ne zaman bir boşluk yaratmaya çabaladınız?
Arkadaşlar yine soruyorum.
2023 yılında University of Reading'de bir çalışma yapılıyor.
İnsanların kendileriyle geçirdikleri bilinçli sessiz zamanın stres düzeyimizi azalttığını ve öz benliğimize dönme hissini arttırdığımızı görüyorlar.
Başka bir araştırma da 900 kişinin üzerinde yapılıyor.
ve yalnız zamanlarında daha az stres yaşadıklarını görüyorlar.
Ama burada şöyle bir ayrım var.
Yalnız kalmakla kendini yalnız hissetmek farklı şeyler.
Yani bilinçli ve isteyerek yapılan yalnızlık Robin'in önerdiği bu arkadaşlar.
Zorunluluk olan değil yani seçim olarak yapılacak.
Dünyanın bütün bilgilik öğretilerinde Aynı sonuca varmış.
Gerçekten olduğunuz kişiyle tekrar bağlanmak, içinizdeki ihtişamı fark edebilmek için düzenli olarak sessiz kalacağınız bir zaman dilimi yaratmanız lazım.
Evet bazen buna zaman bulamayabiliyoruz.
Çok fazla şeyle uğraşıyorum.
Ve bu yalnızlık zamanlarımı ben şöyle yapıyorum.
Örnek vereyim yine kendimden.
Çocuğun haftada iki saat dijital hakkı var tamam mı?
İki saat. Ne yapalım?
LGS öğrencisi mecburuz iki saat.
Yoksa alır başını gider yani sabahlara kadar oynar yapmışlığı da vardır.
Şimdi ben bu iki saati, onun dijital saatini arkadaşlar.
Eşimin de hafta sonu yalnızlık saatine ya da işin olduğu saati denk getiriyorum.
Ve ben de ne oluyor? Başımda bunlar yokken.
Adamlar gitmişken.
Kimse Ayça Ayça diye bir şey sormazken.
Ben de sessizlik saatlerimi o zaman yapıyorum.
Meditasyon yaptığımı mesela biliyorsunuz.
O ayrı. Onun dışında.
Meditasyonu haftada bir kere yani.
Hoca eşliğinde. Hoca diyeyim.
Meditasyoncu. Ne deniyor tam bilmiyorum ya ona.
Neyse o kadar çok kelimelere takılmayın arkadaşlar.
Hatice değil neticeye bakalım. Yani hocayla beraber onu sadece haftada bir gün ve bir saat yapıyorum.
Diğer kalanlar da kendi saatlerinde yaptığım oluyor tabii ki.
Bak aklım... şey geldi şu anda.
Seda Sayan ya. Seda Sayan diyor ya.
Uyuyan erkekten nefret.
Kalk git be adam. Gerçekten uyuyan adamdan nefret.
Yani uzatmayayım.
Meşguliyetlerinize, yoğunluklarınızı bahane etmeyin.
Bir söz vardır. Meşgul olmak yeterli değildir.
Karıncalar da meşguldür.
Asıl sorun neyle bu derece meşgul olduğunuzdur.
Bu yüzden kendinize kendinizle meşgul olacağınız yalnızlık zamanlarını 10-15 dakika olsa da mutlaka yaratın.
Yoksa öz kendinizden uzaklaşırsınız.
Çok eski zamanlarda deniz fenerinde çalışan yaşlı bir adam varmış.
Yaşlı adamın görevi fenerde yalnız sessiz bir şekilde yaşarken geçen gemilerin kayalıklara çarpmaması için fenerin ışığını yakmakmış.
Bir akşam yakınlarında oturan bir adam evini aydınlatmak için ışık saçan bu değerli yağdan ödünç almak istemiş.
Yaşlı adam da onu kırmamış ve vermiş.
Başka bir akşam başka bir yolcu yoluna devam edebilmek için yağ istemiş ve yaşlı adam ona da vermiş.
Yine başka bir akşam bir anne kapısını çalmış ve çocuklarını beslemek için yağ istemiş.
Onu da kırmamış. Ve kısa bir süre sonra yaşlı adamın tüm yağı bitmiş ve ışığı sönmüş.
Çünkü yaşlı adam önceliğini unutmuştu.
Ve bu yüzden birçok geminin kayaya oturmasına, birçok insanın ölmesine sebep oldu.
O gemiler ve içindeki insanlar yaşlı adamın öz benliğiydi arkadaşlar.
Hep diyorum ya size mikro çevre edinin.
Nerede çokluk orada...
Biliyorsunuz gerisini öyle derler.
İnanırım çok doğrudur bence.
Şabat denilen kutsal bir mola zamanı vardır bakın.
Bundan da bahsedeyim arkadaşlar Musevilikte.
Musevi inancına göre neydi?
Tanrı evreni 6 günde yaratmıştı ve 7.
günde dinlenmişti.
Şabatta yaratılışın, tamamlanışın, huzurunu ve kutsallığını simgeliyor.
Buna benzer şekilde arkadaşlar bizde de yani Müslümanlıkta da Cuma günleri var değil mi?
Cuma suresi de var hatta ne der Cuma suresi?
Cuma günü namaza çağrıldığınızda hemen namaza gelin der mesela surede.
Yani der ki ya bütün dünyevi işlerini bırak ne var ne yoksa elinde her şeyi bırak manevi olana yönel demek ister.
Hatta Hz. Muhammed'in çok güzel bir sözü vardır.
Cuma günü demişken onu da söyleyeyim araya sıkıştırayım.
Üzerine güneşin doğduğu en hayırlı gün Cuma günüdür der.
Hatta derler ki, Adem cuma günü yaratıldı, cuma günü cennete girdi ve cuma günü cennetten kovuldu.
Ve diğer bir maddemiz, Robin diyor ki, soğukkanlılığınızı koruyun.
Herkes öfkeleniyor.
Hepimiz çok öfkeleniyoruz değil mi?
Hatta çok kolay öfkelenebiliyoruz.
Çok kolaydır zaten bence öfkelenmek.
Aristo diyor ki, doğru kişiye, doğru ölçüde, doğru zamanda, doğru amaçla...
Ve doğru yöntemle öfkelenmek gerekir.
Ve bu kolay değildir.
Hayatımızda koşu yarışını bekleyen atlar gibi böyle her an koşmaya sabırsızlar değil mi?
İşte o atlar gibi.
Bizi sinirlendirmek için bekleyen bir sürü insan ve olay var.
Ve bizler bunların karşısında çok kolay kaybediyoruz soğukkanlığımızı.
Mesela diyelim ki kendi işinizi yapıyorsunuz.
Bir ürün çıkaracaksınız.
Diyorsunuz ki rengi şu olsun.
Ekip yanlış anlıyor. Ürün yanlış basılıyor ve çıldırıyorsunuz.
Ya da bir şirkette çalışıyorsunuz.
Toplantıdasınız. Kimse siz konuşurken sizi ciddiye almıyor.
Markettesiniz. İstediğiniz ürünü bir türlü bulamıyorsunuz.
Hepsinde öf. Arkadaşlar farkında mısınız?
Bunların hepsi...
Gündelik olaylar yani bir gün içerisinde başınıza gelmesi muhtemel gündelik olaylar.
Ve artık gündelik olaylara sürekli sinirlendiğimiz için alışkanlık haline geliyorlar.
Ve diğer alışkanlıklarımızda olduğu gibi belli bir zaman sonra bu alışkanlıklar artık doğal bir karakter özelliğimiz halini alıyorlar.
Ne olacak peki sonlarında?
Kişisel ilişkilerimiz çözümsüz hale gelmeye başlayacak.
İş ilişkilerimiz dağılacak.
Serbest kalmış bir gülle gibi.
Dolanacağız arkadaşlar ortalıkta.
Var mı bana yan bakan diye diye öfkeli bir insana dönüşeceğiz.
Robin diyor ki bir kriz anında sol kanlınızı korumak sizi üzüntülü ve acılı yıllardan koruyabilir.
Bir sinirli anınızı düşünün.
Orada söylediğiniz istenmeyen sözler birçok ilişkinizi bozmuştur, bitirmiştir değil mi?
Bu sözler yüzünde yaşamışsınızdır.
Öfke anında söylediklerimiz öyle sözler oluyor ki ağzımdan çıkın kulağımız duymuyor.
O yüzden sözlerinizi özenle seçin diyor Robin.
Robin'in öfke anlarınızda kullanmanız için iki tane tavsiyesi var.
Birincisi diyor ki sinirlendiğinizde, öfkelendiğinizde ona cevap yani karşınızdakine cevap vermeden önce içinizden yüze kadar sayın.
Bu kendinizi kontroldür diyor.
Ve kendinizi kontrol etmenin en iyi, mükemmel bir yolu olduğunu söylüyor.
Bir de... Üç kapı testi diye bir stratejisi var arkadaşlar.
Eskiden bilgeler söyleyecekleri sözleri ancak üç kapıdan geçiyorsa sarf ederlermiş.
Birinci kapıda kendi kendilerine bu sözlerimde samimi miyim diye sorarlarmış.
Eğer cevap evetse sözleri için ikinci kapıya ilerlerlermiş.
İkinci kapıda da bilge bu sözler gerekli mi diye sorarmış.
Eğer öyleyse bu sözler sevgi içeriği mi diye sorarlarmış.
Eğer cevap burada da evetse ancak şimdi kelimeler dudaklardan dökülüp dünyaya gönderilebilir derlermiş.
Goethe diyor ki, Belki o zaman o insanlar artık
sizi öfkelendirmezler.
Ve son madde.
Maymun zihniyetinize tedavi edin diyor.
Yaşamda en büyük hazı almak için günlerinizin her saatinin her dakikasında gerçekten dikkatli ve tam olarak şimdide olmalısınız diyor.
Albert Camus'un bir sözü vardır.
Geleceğe ilişkin gerçek cömertlik...
tüm olanı yaşadığınız ana vermektirler.
Ama çoğu zaman bizler aklımızın bir dakika içinde 10 farklı yerde olmasına şahit oluyoruz.
Hatta buna engel olabiliyoruz.
İşe yürürken yürüyüşün tadına varmak yerine ofise vardığımızda işte müdürün bize neler söyleyeceğini, arkadaşlarla neler yaşayacağımızı düşünüyoruz.
Öğlen yiyeceğimizi ya da bugün çocuklarınız varsa okuda ne yaptıklarını düşünüyoruz.
Zihinlerimiz böyle haylaz köpek yavruları gibi ya da doğuda söylediği İzlediğiniz
için teşekkür ederim.
Bunları birbirleriyle yarıştırmayın.
Zihninizin gücü bir lazer ışının ışınları gibidir.
Tek bir noktaya ulaşmak yerine farklı yerlere dağılırlar.
O yüzden bunları dağıtmayın diyor.
Şu anınızı daha dikkatlice yaşama yeteneğinizi geliştirin diyor arkadaşlar.
Ve bunu geliştirmeye devam ettikçe mükemmele yakın bir hayat yaşarsınız diyor.
Peki şimdi şey diyebilirsiniz.
Çünkü bu çok zor bir şey.
Ayrıca ben bunu yapamıyorum.
Yani ne zaman bunun farkında bile olsam çok kısa bir sene sonra unutuyorum ve dağılmaya başlıyorum.
Milyon tane düşünceyi aynı anda düşünüyorum diyebilirsiniz.
Robin diyor ki maymun zihniyetinizi tedavi etmeyin.
en iyi yollarından biri odaklı okumadır arkadaşlar.
Odaklı okumadır diyor.
Bu bir tekniktir diyor. Mesela bir kitap okuyorsunuz tamam mı?
Kitabı okurken eğer zihninizin sayfadan uzaklaşıp başka şeyler düşünmeye başladığının fark ederseniz hemen diyor kitabın kenarına elinizde kalem olsun bir nokta koyun.
Her bu şekilde düşündüğünüzde yani kitabın dışına okurken hani kelimeler okur okur ama sizin aklınız başka bir yerde olur ya film izlerken de öyle olur bazen.
Her böyle olduğunda elinizdeki kalemle hemen diyor sağ tarafa sol tarafa bir tane nokta koyun diyor.
Kitap okumanız bittikten sonra da noktalarınıza bakın ve deyin ki aa ben ne kadar çok dağılıyorum zihnim ne kadar anda değil deyin.
Bunu yaptıkça Emin olun ki artık o kitaba daha çok odaklanacaksınız ve anınıza daha çok yaşayacağınızı söylüyor.
Harika bir yöntem. Harika bir yöntem arkadaşlar.
Ben nokta koymuyorum ama kendime söz veriyorum.
İşte film izlerken, kitap okurken, makale okurken, çalışırken uzaklaşmayacağım diyorum.
Şu an yaptığım anın içinde olacağım.
Yani şu an ne yapıyorsam yani o anda kalacağım diyorum.
Ve bunun farkındalığıyla gerçekten bunu başarabiliyorum.
Maddelerim bu kadar arkadaşlar.
Bu podcast bölümünün sanırım ikincisinde.
yapacağım. Başka aslında beğendiğim bölümler de var.
Robin arkadaşlar bu arada kapatmadan bunu da söyleyeyim.
Birkaç tane kitaptan bahsetmiş.
Yani tavsiye etmiş.
Mesela bunlardan beğendiklerimi söyleyeceğim.
Diğerlerini alın kitabı siz okuyun.
Öğretmeni Mori ile Salı Buluşmaları kitabını öneriyor.
Zaten ağlayacağınızı düşünüyorum.
Özellikle duygusal bir insansanız.
Seneca'nın Ahlak Mektuplarını, Marcus Arielyus'un Kendime Düşünceler ve Akış Mutluluk Bilimi.
Bu kitaplarını tavsiye etmiş.
Benim de tavsiyem olsun, bu bölümün tavsiyeleri olsun.
Akış Mutluluk Bilimi kitabı biraz ağırdır.
Çok not almamız gerekir ama bence akıyor ve zevkli bir dille yazılmış.
Çok da yormuyor ama gerçekten çok fazla bilgi var.
Ben hani böyle insanlar kitabında, Matt Hagen insanlar kitabındaki uzaylı kafasına böyle hani şey bir hap yutuyoruz, bütün kelimeleri hemen ezberliyoruz diyordu ya.
İşte bu kitabı okurken o uzaylı gibi olmak istemiştim.
Böyle kelimelerin bütün...
Tüm bilgileri hafızama almak istemiştim ama o kadar dolu ki kafamız.
Birkaç kere okuduktan sonra bazı yerlerini öğrenebilmiştim.
Bu kitabı okuyacaksınız biraz ağırdır haberiniz olsun.
Kitaptan almaya çalıştığım ve hayatınızda uygulamaya çalıştığınızda size faydalı olacağını düşündüğüm şeyleri paylaştım.
Dediğim gibi bazı kısımları da var.
Eğer beğenirseniz bana mesaj atın arkadaşlar.
Devamını yaparım. Yani bazen şöyle mesajlar alıyorum kitapları anlatırken.
Benim kitap anlattığım bölümden arkadaşlar bir kitap özeti değil.
Yani istiyorsanız siz kitabı kendiniz temin edebilirsiniz.
Anlattıklarım benim bu kitaba bakış açımda.
Şifa olsun tüm dinleyenlere.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Görüşmek üzere.
nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
