
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Dünyanın en çok satan şaman kitabından ilham alarak hazırladığım bu bölümde Savaşçı Tanrıça'nın yolundan giderek olmanız gereken kadını nasıl olabileceğinizi anlatıyorum.
***
Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese selam. Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün Hedera Şamarı'nın Savaşçı Tanrıçanın Yolu kitabından ilim alarak bir bölüm hazırladım size.
Hepimizin içinde var olan o savaşçı ruhu nasıl uyandırabileceğimizi, gerçek benliğimizi, gerçek dişiliğimizi nasıl ulaşabileceğimizi anlatacağım.
Kitabın yazarı arkadaşlar Don Miguel Ruiz'i biliyorsunuz.
Dört Anlaşma kitabı.
Çok meşhur bir kitap.
Bazı zaman zaman zaten ben de podcastlerimde değiniyorum.
O yazarın yanında Totec Bilgili'nin de çıraklık yapması.
Hatta kitabın ön sözünde Miguel'in yazısı var kitaba dair birkaç olumlu görüşlerini bildirmiş.
O zaten kitapta dünyanın en çok satan şaman kitabı olmuş.
Tam 20 dile çevrilmiş.
Amara'nın zaten bir hikayesi var.
Aslında ben diyor gençken diyor işte dişiliğiyle ön planda olan güçlü savaşçı bir insandım ama diyor Bu savaşçı tanrıçanın yolunu öğrendikten sonra kendimin öğrenmeden önceki halimin daha doğrusu diyor paspas
olduğunu fark ettim diyor.
Yani içindeki bu güçlü taraflarını kendi için değil de başkaları için kullandığını fark etmiş.
Ben de bugün bunu nasıl yaptığını nasıl yapabileceğimizi kitaptaki bilgelik üzerine bilgileri nasıl düzenleyebileceğimizi anlatacağım.
Şaman öğretileri diyor ki 50 yıl önce bizlere kadınlara Bizi bir kocanın, bir çocuğun tamamlayacağı söylendi yıl öncesinde.
Evet doğru böyle söylenmişti.
Zaten olay oradan başlıyor arkadaşlar.
Yani tek seçeneğiniz işte iyi bir evlilik, iyi bir koca, çocuk gibiydi.
Bugün ise bizi değerli kılan birçok şey var değil mi?
Kariyerimiz, işte seçtiğimiz manevi yolumuz.
İşte bunlar gibi birçok özelliğimiz var.
Ama yıllar yıllar önce böyle değildi.
Kadınlara idealleri için mutluluk ve sözde doğru hayat için iyi bir eş, mutlu bir evlilik, çocuk empoze edilmişti.
Ve kadınlar da en büyük başarılarının yine iyi bir eş, iyi bir anne olmak olduğunu sanıyordu ki günümüzde böyle sanan binlerce hala kadın var maalesef.
Bu Simone de Beauvoir'a benziyor arkadaşlar.
Kendisi harika bir kadın düşünüyor filozof.
Onun da ailesi bu tarz bir şey yapmış.
Yani ona bu tarz bir duruma empoze etmiş.
Kadınların tarih boyuncağı nasıl ikinci plana atıldığını, toplumsal cinsi et rolleriyle nasıl sınırlandırdığını anlatan çok çok iyi bir filozof.
Ailesine rağmen böyle bir filozof Simon.
Çünkü ailesi çok varlıklı, gerçekten çok zengin bir aile.
Ama bir o kadar da muhafazakarlar.
Asla eğitim almasını istemiyorlar Simon'un.
Gerçek mutluluk işte kocayla gelir.
Öyle söylüyorlar.
Ve 1900'lü yılların Fransa'sında bu kadar örümcek kafanın içinde bu kadın çıkıyor.
Mükemmel bir eğitim alıyor ve bir filozof oluyor.
O zamanlar eğer eğitim almadan evlenirsem ben bir adama hem ekonomik hem de duygusal olarak bağımlı hale gelecektim.
Bu yüzden bunu yapmadım diyor Simon.
Hatta evlilikle ilgili bir sözü var.
Bir kadın evlendiğinde artık bir birey değil bir erkeğin uzantısı haline gelir demiştir.
Bugün eğer kadın olarak işte iş hayatında, akademide, sanatta yer bulabildiysek bence onun gibi düşünen kadınların mücadelesi sayesinde.
Bu yüzden Simon bence en iyi savaşçı tanrıça örneklerinden birisidir.
Bu arada Simon hayatı boyunca hiç evlenmemiş ve çocuk da yapmamış.
Peki savaşçı tanrıça nedir?
Amara diyor ki bu yeni bir kadın devrimidir.
Yani şu demek öteki odaklı olmaktan ilsel odaklı olmaya doğru giden bir evrimdir diyor.
Şöyle bir düşünün kendinizi de etrafınızdaki kadınları da kendimize olduğumuz halimizle nadiren mükemmel görüyoruz değil mi?
Değerimizi genellikle bizi kimin sevip sevmediğine işte fazladan 5 ya da 10 kilo vermemiz gerekip gerekmediğine ve yüzümüzde bir gülümsemeyle aynı anda 3 görevle başa çıkıp çıkmayacağımıza
göre belirliyoruz. Bunlar bizim değerimizi belirliyorlar.
İşte savaşçı tanrıça yanımız dikkatimizi bu saydığım korkutucu gerçeklerle ilgili düşüncelerden uzaklaştırıyor.
Dişil enerjimizin dağılmasını engelliyor.
Bizim için neyin gerçek olduğunu bulmaya çalıştığımız o zor anları kolaylaştırmaya çalışıyor.
Sizi bir karanlık odaya atıyorlar.
Ve başlıyorsunuz debelenmeye.
Bu karanlık odada ne işim var?
Neden ben buradayım?
Neden karanlıktayım diye?
Yani başınıza gelen kötü şeye odaklanıp hayıflanıyorsunuz.
Halbuki baksanız ellerinize bir elinizde mum bir elinizde ateş olduğunu göreceksiniz.
Yani çare de sizsiniz, derman da sizsiniz arkadaşlar.
Mumu yaktığınız anda savaşçı enerjinize odaklanmaya başlıyorsunuz.
İşte kendini adamak. Kendine bir amaç edinmek.
Bu ikisinin birleşimi ortaya çıkıyor.
Tanrıça enerjisi de bizim yaratıcı akışımız.
Hangi enerjiler bunlar? İşte koşulsuz sevgi, zevk, tutkumuz, bilgelik.
Ve bu tanrıça enerjilerine sahip çıktığımızda kendinizi olduğunuz gibi kabul eden, şahkettiğiniz gibi öz saygıyla yaşayan, iç sesinizi dinleyen bir sizle yaşamaya başlıyorsunuz.
İşte savaşçı tanrıça bu.
Peki bu iç sesi mesela hep güzel mi konuşuyor?
Hayır tabii ki. Hatta bazen bize kendi kendimize küfür bile ediyor değil mi?
Yeterince de iki değilim der, işte yeterince güzel değilim der, yeterince dışa dönüp değilim der, der de der.
İşte bu iç seslerimiz sahip olduğumuz sınırlayıcı inat sistemimize aitlerdir.
Size değil. Ünlü yazar Peggy Omar'a diyor ya, çocuklarınızla nasıl konuştuğumuz onların yetişkinliklerinde iç sesi olur diye.
İşte o konuşan iç ses siz değilsiniz.
Güzel haber değil mi? Biz değiliz yani o.
Bu iç sesimizin söylediği kötü şeyler o kadar uzun süre duyuyoruz ki zamanla bizim hikayemiz oluyorlar.
Sonra da bu hikaye bizim gerçekliğimiz oluveriyor.
Sınırlarınızda sarılmayı bırakmaya hazırsanız savaşçı tanrıçanın ilk kuralını söylüyorum.
İlk kural diyor ki kurban ya da feda edilmiş olduğunuz inancını bırakın.
Çok zor, çok zor değil mi?
Öyle anlar geliyor ki böyle ilk elimizi başımıza alıp...
Ya yine olmadı ya ben yine kurban oldum diyoruz çünkü.
Kendinizi güçsüz ya da çaresiz görüyorsanız veya kabul edilmeyeceğinizi düşündüğünüz için olmadığınız bir şey olmanız gerektiğine inanıyorsanız arkasına saklandığınız tüm maskeleri, koruyucu
kabukları çıkartmanız gerekiyor bu kuralda.
Geçmişi açık yüreklilikle bırakmaya ve geleceğe teslim olmaya istekli olun.
Bunu isteyin diyor Savaşçı Tanrıça.
Olmanız gerektiğini düşündüğünüz kişiden olduğunuz kişi adına vazgeçmeye istekli olun.
İsteyin bunu da. Bizler 21.
yüzyılın kahramanlarıyız.
Bizim yolculuğumuzda gerçek bizi açığa çıkarmak boynumuzun borcu.
Ve yolculuğumuzda binlerce engel, öldürmemiz gereken tonlarca şeytan var.
Herkesin hayatında vardır bu şeytanlardan.
Ve bu şeytanlarla savaşırken aynaya bakıp da ya da yorganın altına saklanıp da ben kurbanım beni feda ettiler diyemezsiniz.
Maalesef diyemezsiniz.
Evet bazı günler oluyor. Böyle yapmak, o yorganın altında belki de bütün gün yatıp ağlamak, kaderine lanet etmek de hakkınız.
Evet böyle hakkınızın olduğu günler oluyor.
Hepimiz yaşayabiliyoruz yani bunları.
Ama asıl gerçek şu.
Siz olmak için asla geç değil.
Gezegenin ihtiyacı olan şey bu.
%100 Siz olmalısınız diyor Savaşçı Tanrıça.
Tamam bahar yağmurlarında yıkandınız.
Şimdi kır çiçekleri gibi açmanızın vakti arkadaşlar.
Ve diğer Savaşçı Tanrıça yolumuz yaşamla uyumlu hale gelmek.
döngüler içinde yaşayabilmek.
Eski zamanlarda insanlar en son yaşanan ölümlerden yeni doğumlara kadar döngünün her parçasını onurlandırıyorlarmış arkadaşlar.
İşte topluluk halinde bir araya geliyorlar.
Değişim döngülerine tanık oluyorlar.
Günlük yaşamlarına ara vererek yapıyorlar bunu.
İşte bu çok önemli. Günümüzde ise bu döngüsellikten uzaklaştık biz.
Sabit çalışma saatlerimiz var, işte bu yapay ışıklar var, dijital iletişim var.
Bunlar diyor şaman öğretileri bizi diyor doğanın ritminden kopardı.
Doğal dünyanın bu doğal gelgitlerinden koptuk.
İnanılmaz sabırsızız ve çok hızlı yaşar olduk.
Bakın bir toprağa tohum ektiğinizi düşünün.
Yani bir toprağa tohum ektiğinizde onu toprağın karanlığına iteriz.
Sert doğumu alıp onu kırarak hayatın ortaya çıkmasını sağlayan o mucizevi gizli bir süreç gerçekleşir.
tohumun fizezeni finizlenmediğini görmek için sabırsızca kazmaya başlarsak büyüme sürecini durdurma riskine geliriz değil mi?
Tohum büyüyor mu diye yoklamaya gerek yoktur.
Siz bir konuda gelişmek istiyorsanız ya da diyelim ki bir işiniz var, büyümek istiyorsunuz ve bir şeyler yapıyorsunuz.
Büyümek için anında sonuç vermesini bekleyemezsiniz.
Sabırsızlıkla gelişim sürecinize müdahale etmek ya of olmuyor ne yaparsam yapayım olmuyor diyerek büyümenizi engellersiniz.
Bunun yerine hayatınızdaki değişimleri doğanın ritmiyle uyum içinde kabul etmeyi öğrenmeniz lazım.
Tıpkı bir tohumun karanlıkta bekleyip doğru zamanda filizlenmesi gibi.
Bazen kendi içimizde sabırla beklemek, büyüme için en gerekli şey olabiliyor arkadaşlar.
Bizi yavaşlatan veya engellediğini düşündüğümüz o dönemler aslında içsel dönüşümün en verimli olduğu zamanlarımız.
Doğanın akışına güvenip ona alan açabilmek.
Değil mi? Yapmamız gereken bu.
Kozanın içine sıkışan bir kelebeksiniz.
Çırpınıyorsunuz, zorlanıyorsunuz.
Ve sizi görenden yardım ediyor.
Küçük bir makas alıp kozayı hafifçe açıyorlar.
Ve siz daha kolay dışarı çıkabiliyorsunuz.
Ama görüyorsunuz ki kanatlarınız henüz gelişmemiş.
Hala şişkin ve zayıflar.
Kozadaki kelebeklerin o zor çıkışları kanatlarına kan pompalanmasını ve güçlenmesini sağlayan doğal bir süreç.
Eğer mücadelenizi kendi başınıza tamamlayamazsınız.
Kanatlarınız asla uçmak için hazır hale gelmeyecek.
Savaşçı tanrıçanın yolu diyor ki hayatı kontrol edemezsiniz.
Hayat beklenmedik şekillerde gelişir.
Ve hayatınız istediğiniz gibi gitmese de gücünüzün sevmediğiniz şeylere ne kadar güçlü bir şekilde karşı koyabileceğinden değil kendinizi hayatın zorluklarıyla ne kadar sakin
ve dingin bir şekilde uyumlu hale getirdiğinden kaynaklandığını Yaşamla ilgili niyetiniz ve teslimiyetinizi dengelemeyi öğreniyorsunuz bu şekilde.
Yani önünüze çıkan döngülerle savaşmak yerine döngüleri tanıyarak ve onlarla uyumlu hale gelerek hayatın akışına uyarsınız.
Ve bu daha güçlü olmanız anlamına geliyor.
Peki yaşamla döngülerle tam olarak uyumlu hale gelemiyorsak bu ne demek?
Neler yapabiliriz? Yani ben akışta kalamıyorum, akışı zorluyorum diyorsanız neler yaparız?
İşte acı çekiyorum Ayça'cığım diyorsanız neler yapabiliriz?
Yani demek ki bir şeylerin nasıl görünmesi gerektiğine bağlılık duyuyorsunuz.
Şaman Örtüleri böyle söylüyor.
Sen diyor şöyle görünmeli, böyle görünmeli, böyle bir gerekliğe bağımlısın diyor.
İstediğinizi elde edememek acı çekmenize neden olmadığında ve yenilenmiş bir duyguyla evet hadi tekrar deneyelim dediğinizde yaşamla uyumlu hale geliyorsunuz.
Ulaşıp ulaşmadığınıza bakmaksızın beklenmedik sonuçlara ve istediğiniz şeyin peşinden gitmenin verdiği neşe.
İşte her şey bu.
Her zaman bu neşeye yer vardır.
İçinizde keder, üzüntü ya da kızgınlık olabilir hepimizde var.
Ama buna bağlı bir hikaye yok.
Buna bağlı değil arkadaşlar hikayeleriniz.
Yalnızca içinizde hareket eden, sizi daha net hissettiren duygularımız vardır.
Yani bu kötü duygularla bir şekilde sahip çıkıp döngüde ve akışta kalmamız gerektiğini söylüyor Şaman öğretileri.
Kurbanmış gibi hisseden birisi ne der?
Bu adil değil. İşte bu neden hep benim başıma geliyor?
İşte Tanrı neden beni bırakıyor?
Neden yalnızım? Neden çaresizim?
Ben suçluyum. Benim hatam.
İşte benim ailemin hatası.
Bu haksızlık. Bu cümleler işte kurban rolüne gelişen direnme ve yargılama düşünce yapısı.
Bu yapı yaşamın akışını dinlemenizi engeller.
Ve bu cümlelere takılırız.
Takılırsınız. Ve bu sesler...
egomuzdan ve adını doldurmuş inançları tutunmamızdan geliyor.
Bu düşüncelerin sizi kontrol etmesine izin verdiğinizde yaşam döngünüzle uyumlu hale gelemiyorsunuz.
Kökleri geçmişe dayanan bilinçsiz anlaşmalarla yaşamaya gerek yok artık diyor şaman öğretileri.
Peki uyumu nasıl netleştireceğiz?
Gerçekten ne istiyorsunuz?
Bunu netleştirmeniz gerekiyor.
Bunu bilmek kolay bir soru gibi değil mi?
Böyle görünse de bazen cevaplamak çok zor.
Savaşçı Tanrıç'a şunu öneriyor.
Kendinize diyor gün içerisinde gün boyunca düzenli olarak şimdi ne istiyorum diye sorun diyor.
Bu şekilde netliğe kavuşacağımızı, proaktif olmaya başlayacağımızı söylüyor.
Tercihlerimiz ve egomuzla uyumlu hale gelmekten yaşamla uyumlu hale gelmeye geçiş büyük bir sıçramadır.
Ve çok fazla zaman, çok fazla pratik ve inanç gerektirir.
Kendinize karşı sabırlı olun ve bu işi yavaş yavaş yapın.
Gün içerisinde birkaç kez yazarak yapın diyor şaman öğretileri.
Mesela bunun pratiği için küçük şeylerle başlayın.
Küçük adımlarla başlayın.
İşte evinizde gerçekten sevmediğiniz bir şey var mı?
Bir arkadaşınıza verin.
Ya da işte atın gitsin.
Yani neden bu? Hani ne istiyorum derken şöyle evinize bakacaksınız.
Ya burada fazla olan...
İşte yalandan tuttuğum, lazım olur bir gün giyerim, bir gün kullanırım diye tuttuğum ne var?
Aslında onu diyor gerçekten istemiyorsun.
İşte bunları temizleyeceksin hayatınızdan ve büyük bir yük kalkacak.
Yani işte bir arkadaşınıza verin.
İşte çöpe atın gitsin.
Yani size uymayan kıyafetleriniz, zayıflayınca ya da kilo alınca giyerim dediğiniz etiketler üzerinde olsa bile verin gitsin arkadaşlar.
Ve savaşçı tanrıçının yolunda bir diğer şaman örtüsü de kabınızı oluşturun diyor.
Yani sağlam bir kap oluşturmak için yapmaya istekli olmanız lazım.
Yani ben bir kap oluşturacağım diye kafaya koymanız lazım.
Ve bunlar için diyor ki kendinizi ne yaptığınıza veya kimi tanıdığınıza göre tanımlamayı bırakın diyor.
Kendinizi tüm yönlerinizle kucaklayın.
Güçlü yönlerinizi onurlandın ve zayıf yönlerinizi kabul edin.
Yapamadığımız en önemli şeylerden biri.
Şu anda gerçeğinizin farkında olun ve olumsuz bir durum karşısında bile gerçeğinize tutunun diyor.
İşte arkadaşlarınızı ve destek sisteminizi bilinçli bir şekilde seçin.
Yani lütfen bunu gerçekten özellikle böyle 21 yaşlardaki arkadaşlara soruyorum.
Arkadaşlarınızı harbiden diyeceğim artık.
Cidden yani bilinçli bir şekilde seçmeniz lazım.
İnsanların sizi sevmesine gerek yok.
Lütfen bu duygudan, o ihtiyaçtan özgürleşin.
Üzgün olduğunuzda ya da korktuğunuzda lütfen kendi kendinizi sakinleştirmeyi öğrenin.
Kendinizi ortaya koyun arkadaşlar.
En yüksek amacınızın peşinden gidin.
Kendinizin en iyi arkadaşı ve mütefii olun.
Gömülü duygularınızdan arının.
Salın gitsinler. Yaşamaya değmez.
O stresi yaşamaya değmez.
Lütfen gömülü duygularınızı ortaya çıkarın ve bırakın gitsinler.
Lütfen stres olduğunuzda o anda kalın.
Başka şeylere odaklanmayın.
Sonrasını düşünmeyin. Sadece stres olduğunuz konuyla ilgili o anda yaşamaya çalışın.
Fiziksel bedeninizi sevgiyle kabul edin.
Belki çok fazla kilo veremiyorsunuzdur.
Belki çok fazla istediğiniz gibi kilo alamıyorsunuzdur.
Olduğunuz gibi. ve lütfen sevgiyle kabul etmeni çalışın.
Vücudunuza aldığınız maddelerin farkında olun.
Ben ne yiyorum? Ben ne içiyorum?
Yani bunda ne olur ne olmaz?
Bunlar çok önemli diyor Savaş Tanrıç'a.
Ve şaman öğretileri diyor ki bazı günlerde diyor Birçok kez diyor hata yaptığınızda ve yargıcınız veya kurbanınız devreye girdiğinde kendinizi dinleyip cezalandırmak yerinde şöyle söyleyin
diyor. Hey ben Tanrıçanın kızıyım.
Ben dünyaya neşe getirmeye gelen bir meleğim.
Az önce bir hata yaptım.
İnsan olmayı öğreniyorum diye.
Sonra neyi farklı yapabileceğinizi keşfedin.
Bir dahaki sefere benzer bir durum olduğunda uygulamaya geçirebileceğiniz bu bilgileri fark edin.
Bu çok önemli. Yani hep diyoruz ya yaşadığımız olaylardan dert çıkartmak diye.
İşte önemli olan aslında o dersleri alabilmek ve bir sonraki tekrardan böyle bir durum yaşadığınızda bunu uygulamaya geçirebilmek önemli.
Şaman öğretileri de aynen bu yoldan devam etmiş zaten.
Ve şaman öğretileri yine diyor ki gücünüze sahip çıkın ve iradenizi ateşleyin.
Başkalarının ne düşündüğünü eğer sizi tüketiyorsa...
Korkularınızı bastırıyorsanız gücünüzün arkasında durmak için gereken iradeye sahip olamazsınız diyor.
Bu yüzden gücünüze sahip çıkmanın ve iradenizi ateşlemenin ilk adımı ne istediğiniz konusunda net olmak.
İlk başta söylediğim var ya işte bu o.
İçinizdeki kurbanın ya da yargıcın ne istediği ya da sizin ne istediğiniz değil.
Kendiniz için en yüksek versiyonunuzla amacınızın ne olduğunu bilmek önemli.
Keşfettiğiniz şey şu kalbinizin arzusu konusunda net olduğunuz zaman evren sizi desteklemek için muhteşem şekillerde devreye giriyor çünkü.
Ve diğer bir şaman örtüsü benim en sevdiğim aile hikayenizin sorumluluğunu alın diyor.
Çoğumuzun ailemizin kökeni hakkında incelemesi ve özgürleştirilmesi gereken köklü bir hikayesi olduğunu söylüyor.
Birçoğumuz için bu hikaye ev bebeğimlerimizle ilgili ama büyük anne ve büyük baba, teyzeler, amcalar hatta kardeşler bunlar da bu hikayeye dahildir diyor.
Bakın bizler çocukken anne babamızın ya da işte bizi büyüten insanların davranış ve eylemlerini özümsedik.
Ebeveynlerimiz ya da bakım verenlerimiz.
inançlarını ve dünyada nasıl tepki vereceğimizi bize öğretmesi gerekmiyordu değil mi?
Aslında öğretmeleri gereken yani bir çoban olmaları gerekiyordu ama onlar bize dünyaya nasıl tepki vereceğimizi öğrettiler.
Küçük bir çocukken sadece davranışları değil aynı zamanda çevremizdekilerin enerjisini de olduğu tarafta bütün bilgileri emdik.
Yani biz sünger gibiydik çünkü.
Anne babamızın, işte büyükannemizin, büyükbabamızın, onların büyükanne ve büyükbabalarının bedenlerinde, zihinlerinde, duygularında depolan bu enerji kalıpları, bu deneyimlerin toplamı size aktarıldı
diyor şaman örtüleri. Yani tüm armağan ve yükleri biz almış olduk.
Bunlar korku olabilir, travmalar olabilir, bilinçsiz anlaşmalar olabilir, inanılmaz ağır bir bavuldur.
Ailenizin hala bilinçsizce taşıdığı geçmişten gelen deneyimleri vardır.
İşte bunları yapmak için diyor.
Geçmiş bu büyük anne, büyük baba, amca, dede vs.
dedik ya. Bunların hepsinin ailenizin farkında olmanız ve bu sorumluluğu almanızı gerekir diyor.
Özgürleşme süreci arkadaşlar.
Bir özgürleşme sürecine girmeniz lazım.
Ve özgürleşme sürecinize başlamak için aile soyunuzdan size hangi enerji ve eylemlerin geçmiş olabileceğini fark etmeye başlamanız lazım.
Yani mesela bir döngüdesiniz.
Diyelim ki parayla ilgili. Hep bir iş yapıyorsunuz, batıyorsunuz.
Sonu gelmiyor, yarıda kalıyor, iyi giderken.
Bir anda kötüleşiveriyor.
Bunu da fark etmeniz lazım.
Yani bir sorun sorgulayın.
Geçmişinize bir bakın. Kim var kim yok?
Ne işler yapmış? Nereden olmuş olabilir?
Bunu fark etmeniz lazım. Ve başlamak için en iyi yer neresi biliyor musunuz?
Neresi olduğunu söylüyor. Bir düşünün bakalım.
Sizce bu açıklığınızı bulmak için, başlamak için en iyi yer neresidir?
Olumlu düşün lütfen. Şükran konumudur diyor Şaman öğretisi.
Şükran konumunda olmanız lazım.
Şükretmek Podcast'ım dinlemediyseniz lütfen dinleyin.
Orada da söylüyorum. Başlamak için en iyi yer şükran konumu.
Aldığınız olumlu modellemeyi onurlandırmanız.
Ancak şükran duygusuyla onurlandırabiliyorsunuz çünkü.
Mesela diyor ki Şaman öğretisi bunu yapmak için bize bir de bir uygulama vermiş.
İşte anne babanız ya da diyor sizi büyüten kişiler hakkında takdir ettiğiniz beş şeyi yazın diyor.
Bunun için birkaç dakika yeter.
Her ebeveyn işte ya da onu büyüten insanlar için mutlaka takdir ettiğiniz en az 5 tane özellik vardır.
Bunu bir liste halinde yazın.
İşte aileniz için beyin fırtınası yapacaksınız.
Mesela şöyle diyebilirsiniz.
Kendisi de örnek vermiş zaten Amar'ın.
Annem diyor cesareti, seyahat etmeyi istekli olması, huysuz olduğunda babama katlanabilmesi, atlara olan sevgisi, insanlara olan sevgisi, gönüllü çalışmalarda ve insanların hayatında fark yarattığı
birçok iş yapması benim hoşuma gidiyor yazmış.
Mesela babası için inanılmaz iradesi var, çok güzel bir zihni var falan filan diye devam ediyor.
Böyle güzel şeyler yazmış.
Sonra diyor aynı şekilde beğenmediğini, sevmediğini beş tane yönlerine yazın diyor.
Bunu diyor her gün yapın.
Bu bir şaman öğretisiyle ailenizi onurlandırmak ve kötü olan taraflarının farkında olup kabul ettiğiniz anlamına gelir.
Ve evren de bunun sorumluluğunu aldığınızı gördüğü için şaman öğretilerine göre sizi olmanız gerektiği kadına çevirir diyor.
Bence çok güzel bir şey. Yani hep şikayet ediyorsunuz mesela annenizle ilgili bir konu ya da babanızla ilgili.
Hep şikayet ediyorsunuz.
Adam gelmiş 60-70 yaşına 50 yaşına neyse.
Bu yaştan sonra değişmek, o yaştan sonra değişmek büyük bir özveri gerektirir.
Ki bunu zaten istekli değilse zaten yapamaz.
O zaman ne olacak arkadaşlar?
Her gün bundan şikayet mi edeceksiniz?
İşte diyor şaman öğretileri.
O zaman şikayet edersen ailenin bu sorumluluğunu alamazsın.
Bunu ben ama görürsem eğer yazdığını, bunu kabul ettiğini, sevgiyle işte kabul ettiğini görürsem o zaman diyor senin için çalışırım.
Kendinizinkini yeniden yazın.
Bizde içsel acıya neden olan hikayelerden özgürleşmek, savaşçı tanrıca gücümüzde topraklanmanın anahtarı diyor Şaman öğretileri.
Dönüşümünün kelimelerinizi nasıl kullandığımızla ve hikayemizi başkalarıyla kendimize nasıl anlattığımızla başladığıdır.
Bakın bu çok önemli. Biz her zaman kendimize söylenmiyoruz.
Başkalarına, arkadaşlarımıza mesela bir hikayemizi anlatırken geçmişle ilgili nasıl anlatıyorsunuz?
Hangi sözcükleri, hangi keremleri kullanıyorsunuz?
Annenizi babanızı anlatırken, ailenizi, işte büyük babalarınızı, dedelerinizi, anneannelerinizi, babaannelerinizi.
İşte diyor bunu yapmayın.
Kötü bir şekilde anlatmayın.
Nasıl anlatırsanız hikayeniz ona dönüşür.
Enerjiniz konusunda kusursuz olmak istiyorsanız sözleriniz ve eylemleriniz aracılığıyla enerjinizle ne yaptığınızın lütfen farkında olun.
Bu bölümde sonuna geldik.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
