
Nobel Ödüllü Bilim İnsanından Hayat Tavsiyeleri
30 Aralık 2024 · 19 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Nobel Ödüllü fizikçi Richard Feynman, kuantum elektrodinamiğindeki çığır açan çalışmalarıyla bilim dünyasında bir efsane. Ancak onun etkisi, sadece bilimle sınırlı değil. Bu bölümde, Feynman’ın hayata, öğrenmeye ve başarıya dair unutulmaz tavsiyelerini anlatıyorum.
***Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün yaşamın renklerini daha iyi seçebilmeniz, anlayabilmeniz, daha çok sevebilmeniz, hayattan daha çok tat almanız için yapacağım bu bölümü.
Mümin Sekman'ın Her Şey Seninle Başlar kitabında ilk sayfasında kişisel kurtuluş savaşınızı başlatın yazar.
Böyle başlıyor kitap.
Ben de bugün kişisel kurtuluş savaşınızı başlatmanız için Nobel ödüllü Richard Freeman'ın bazı hayata dair tavsiyelerini anlatacağım size.
Nobel ödüllü arkadaşlar 1895 yılından bu yana veriliyor.
Alfred Nobel ölüyor.
Kendisi İsveç'te bir kimyager, mühendis ve aynı zamanda iş adamı ve bir vasiyet bırakıyor arkasında.
Diyor ki ben öldükten sonra bir dizi ödülü insanlık için büyük katkılar yapmış kişilere verin.
ve Norveç'teki Nobel Komitesi tarafından aynı zamanda İsveç Akademiler tarafından bu ödüller verilmiş oluyor.
Ben de bugün bu yüzden Nobel Fizik Ödülü sahibi olan Richard Feynman'ın Tavsiyelerini anlatmaya çalışacağım.
Kendisi teorik yaklaşımlarıyla fizik alanında devrim yaratmış bir isim.
Ama benim dikkatimi çeken kısmı tabii ki fizik kısmı değil.
Onun ilham veren bir yaşam felsefesine sahip olduğunu düşünüyorum.
Ve öğrenme tutkusu var arkadaşlar.
Çok büyük bir öğrenme tutkusu varmış.
Her şeyi derininden anlamaya çalışıyormuş.
Yani sadece Nobel ödüllü bir fizikçi değil.
Bilimle eğlenceyi birleştiren, yaşamı farklı bir perspektiften görme cesaretini insanlara aşılamaya çalışan da bir düşünür aynı zamanda.
Ve bu özelliklerinin temelini çocukluğunda alıyor.
Bir gün babasıyla ormanda yürüyüş yapıyorlar.
Bir tane çok güzel bir kuş görüyorlar.
Ve babası Freeman'a diyor ki, bak diyor bu kuşun adını birçok farklı dilde öğrenebilirsin.
Mesela İngilizce'de bu kuşun adı Robbie, İtalyanca'da Peter Rossi, Almanca'da Rota Callen.
Ama bu isimleri bildiğinde Kuşun nasıl yaşadığını ya da onun hakkında herhangi bir şey anladığın anlamına gelmiyor.
O kuş neyle besleniyor, nasıl uçuyor, neden bu şekilde ötüyor?
İşte bunları öğrenirsen asıl onu anlamış ve ismini bilmiş olursun diyor.
Yani babası Freeman'a bilgiyi ezberlemeyi değil, onu anlamayı da öğretmeye çalışmış.
Kullandığı yöntem de çok ilham verici, çok yaratıcı değil mi?
Merak et, sorgula ve gözlem yap demiş babası.
Bir şeye baktığınızda onu gerçekten görmelisiniz.
Yaşamanızdaki detayları fark edin ve merakınızı özgür bırakın diyor Richard.
Mesela buna örnek Forrest Gump filmi arkadaşlar.
Bence film sektöründe felsefesi en iyi olan karakterlerden birisi.
Bir tanesi annesi vardı hatta annesiyle alakalı bir konuşması vardı.
Annesi şey demiş de hayat çikolata kutusu gibidir hangisini alacağını bilemezsin.
Bu yüzden hep meraklı hep heyecanlı olmak güzel olabilir diye düşünüyorum.
O zaman Richard Freeman'ın tavsiyeleriyle başlıyorum.
Richard diyor ki ne olmak istediğinize değil ne yapmak istediğinize karar verin.
Richard burada çok güzel bir tanım yapmış aslında.
Başarıyı bir ünvan ya da statüyle tanımlamaktan ziyade Yaptığımız işin içeriğine ve bundan aldığımız tatmine odaklanmamız gerektiğini söylüyor.
Aslında biz bu sorularla büyüdük değil mi?
Hepimize çocukken ne sordular?
Büyüyünce ne olacaksın? Ne dedik?
Doktor, avukat, öğretmen, mühendis.
Verdiğimiz cevaplar bir meslekle, bir ünvanla ilgiliydi.
Bunlarla sınırlıydı.
Ama Richard'ın yaklaşımı...
bize bambaşka bir pencere açıyor.
Ünvanlar bir sonuçtur.
Önemli olan süreçtir diyor.
Belki de çocukken bizlere büyüyünce ne olmak istiyorsun sorusu yerine Hayatında en çok neyi yapmak seni mutlu eder diye sormuş olsalardı daha çok işe yarardı değil mi?
Evet yarardı arkadaşlar hem de çok yarardı.
Şimdi alın çocuk sizi karşınıza ve sorun çocuk size.
Hayatında en çok neyi yapmak seni mutlu eder?
Ben kurumsal hayata ilk başladığımda edebiyat okumaktan vazgeçirilmiştim.
Altını çiziyorum. Vazgeçirilmiştim.
Ama açıkça söylüyorum hep daha fazla kazanmak ya da işte belli ünvanlar için yapmıştım bunu.
Benim içinde de işte derinler de varmış demek ki.
Bir an önce işte paramı kazanayım telaşıyla.
Hani derler ya batakhaneye bir şey yetiştiriyormuş gibi diye.
Öyle bir durumdaydım işte. Öyle bir halde başlamıştım çalışmaya.
Bir gün fena bir tartışma yaşadım bankada.
Üstümle. Zaten bankada biliyorsunuz asrüst vardır.
Sonra işte eve geldim.
Şuhursuzca yemek yapmaya başladım.
Kendimi mutfakta buldum.
Aslında orada kendime bile itiraf edemediğim pişmanlıklarımdan kaçıyordum.
Yani onlardan dolayı şuursuz hareket ediyordum.
Böyle tam elimde bıçak patates almak için buzdolabına döndüm ki dolabın üzerinde Londra'dan aldığım magnetin kenarına iliştirdiğim çocuk resmimle göz göze geldim.
8 yaşındaki Ayça dile geldi.
Memnun musun dedi.
Ve ben bunu cidden duydum biliyor musunuz?
Şimdi bana Jack der ki kafayı yemiş.
Yani belki de benim bilinçaltım konuştu bilmiyorum ama ben bunu duydum.
Yani şimdi mutlu musun, memnun musun dedi bana.
Uzun süre resmen bakarak tabii ki ağladım.
Benden başka ne beklenir ki?
Bir şeyin sizin hayallerinizi çalmasına izin verirseniz o şey de sizi çalar.
Ve ben o an kendimin çalındığını fark etmiştim.
Sonra dedim ki kendime.
Hayal kurmak mı yoksa var olanla mutlu olmak mı?
Çünkü o günün şartlarında var olanın da bir içinden geçmem, bir hakkından gelmem gerekiyordu.
Şükürler olsun ki biraz acıtmış olsa da biraz zorlasa da yapabildim.
Yani demem o ki arkadaşlar Richard bize diyor ki neyi yapmaktan mutluluk duyuyorsanız...
Onu kazanca çevirin.
Peki ben bunu nasıl bulacağım Ayça diyorsanız arkadaşlar çocukluğunuza bakın.
Çocukluğunuza bakmanız gerekiyor.
Çünkü hayatımızın en büyük bölümü kötü iş yapmakla, büyük bir bölümü hiçbir iş yapmamakla, tüm yaşamımızda yapmamız gerekenden başkasını yapmakla geçiyor.
Ve bunu en güzel bir şekilde çocukluğumuza mutlu olduğumuz şeylerden, çocukluğumuzda yapmaktan hoşlandığımız şeylerden buluyoruz.
Ve bunları devam ettirmediğimiz için maalesef bu şekilde oluyor.
Bunlar Seneca'nın sözleri bu arada.
Mesela bu çocukluğundaki olayı en güzel kavrayan ve bunu hayatına dönüştürüp mutlu bir şekilde istediği, sevdiği işi yapan kişi arkadaşlar en güzel örnek bence.
Yine iki tane Nobel ödüle sahip olan Marie Curie.
Kendisi daha 4 yaşındayken babasının laboratuvarındaki cam şişelere aşkla bakıyormuş, çıldırıyormuş onlara ve büyüyüp onlarla yeniden kavuştuğunda ne yaptı?
Kadın devrim yarattı değil mi?
Ve Maria Curie diyor ki çocukken bir çırpıda anlardık neyi sevip sevmediğimizi.
Keskin de çizgilerimiz.
İşte bu yüzden size çocukluğunuza bakmanızı tavsiye ediyorum.
Peki Richard Fable'ın ikinci tavsiyesiyle devam ediyorum.
Richard bizlere şakıcı ve oyunbaz olun diyor.
Yani hayatınızda her yaşadığınız olayı ciddiye aldığınız zaman beynimiz bunu taşıyamayacağımız kadar ağır yorumluyor arkadaşlar.
Ama Richard diyor ki bu ağır yorumlara karşı çıkın.
Alaycı bir tavır alın.
Çünkü alaycı birine koruma dürtünüz saldıramıyormuş.
Yani bizi kötüye hazırlayamadığı için şakıcı tavırlarımız...
Engel olmuş oluyor ona.
Richard diyor ki beynimiz büyük ya da küçük olsun olumsuz olaylara aşırı anlam yüklemeye ve dramatize etmeye meyillidir.
Eğer diyor her şeyi çok ciddiye alırsak hayatımız bir yük haline gelir.
Ama olaylara nizai bir açıdan bakarsak stresle başa çıkmamız da kolaylaşıyor ve bizde bıraktığı etkiler de hafifliyor.
Yani diyelim ki mesela önemli bir yere giderken üzerinize kahve döküldü.
Bu olay beyninizde şöyle bir zincirleme düşünceye sahip olacak.
İşte kendinize diyeceksiniz ki ilk önce çok dikkatsizim, aptalım, sakarım.
Sonra diyeceksiniz ki görüştüğüm kişi beni beğenmeyecek.
İşte saçma sapan bir görüşme olacak.
Ama Richard'ın önerdiği gibi o halinizle görüşmeye gidip bugün kahveyi sadece içmekle kalmadığım tarzıma da bir katkım olsun istedim.
derseniz yani böyle mizahi bir anlayış, mizahi bir bakış açısı olursa durumunuzu hem hafifletirsiniz hem de stresinizi azaltırsınız diyor ve görüşmenizde belki de güzel bir samimiyet
katmış olursunuz diyor. Mesela Einstein'ı düşünün, saçlarını düşün.
Hep dağınıktı değil mi? Birbirine karışmıştı ve çevresinde de bu dağınıklığından dolayı ona çok dağınıksın, çok pasaklısın derlermiş.
Ama o hiçbir zaman onları ciddiye almamış.
Tam tersine espriyle cevap verirmiş.
Dermiş. Zeki insanların saçlarına çeki düzen vermeye vakti yoktur.
Yani kendi imajını mizah yoluyla sahiplenmiş ve tabii ki bu da özgüvenini de yansıtmış değil mi?
Ne kadar özgüvenli bir cevap.
Hayatı bir karikatür gibi düşünün.
Eğer her çizgiyi, her datayı gerçekmiş gibi görürseniz karikatürün komikliğini göremezsiniz.
Buna Charlie Chaplin de çok güzel bir örnektir.
O da mesela şöyle demiş.
Gülümse çünkü hayatta bir gün her şey yoluna girecek ve yoluna girmese bile gülmek en iyi ilaçtır.
Şöyle bir toparlayacak olursak Richard diyor ki hayat bir espri anlayışına sahip olduğunda daha çok hafifler.
Çünkü arkadaşlar bakın hayatı bazen çok ciddi yorumluyoruz.
Böyle saçma sapan ufak tefek olaylara kendimizi üzüyoruz.
Ve ciddi yorumladığımızda bize bir zulüm olarak geliyor.
Bu yüzden öbür türlüsünü yani bu mizahi anlayışı seçmek daha keyifli oluyor.
Ve Richard Feynman diğer bir tavsiyesine geçiyorum.
Diyor ki Richard kendini kandırmamalısın.
Her zaman ne yaptığının farkında olmalısın diyor.
Çünkü insan en kolay kimi kandırabilir?
Kendini kandırabilir değil mi?
İşte bu yüzden hayatınıza aldığınız şeyleri...
İnandığınız şeyleri, değerlerinizi arada bir gözden geçirin diyor.
Savunduğunuz, benimsediğiniz şeylere arada bir tartın, bir bakın.
Ve Richard yani ben bunu neden seviyorum, buna neden inanıyorum deyin diyor.
Bence burada sorgulayacağımız şeyler isteklerimizi neden istediğimizi sorgulamak olabilir.
Ben bunu neden istiyorum?
Çünkü neden olmasın Ayça?
Neden olmasın değil mi? Kırmızısı varsa beyazı da olsun.
Neden yani? Bakın bu tarsiye hem entelektüel anlamda hem de ahlaki bir öz eleştiriyi getiriyor.
Şimdi kendinizi kandırmayı engellemenin yolunun hem kendi düşüncelerimizi hem de başkalarına yönelik davranışlarımızı tarafsız bir şekilde gözden geçirmektir diyor.
Siz mesela diyelim ki şu anda bir tane yeni bir bilgisayar istiyorsunuz.
Neden istiyorsunuz?
Başkasında olduğu için mi?
Yeni modeli çıktığı için mi?
Yoksa gerçekten yaptığınız işte ihtiyacınız oldu.
İşte bunları sorgulamak çok önemli diyor.
Aynı şekilde inançlarınızı ve değer yargılarınızı da sorgulayın diyor.
Mesela sabahları erken kalkmak başarılı olmanın tek yoldur düşüncesi.
Sizin hakkınızda bir kenarda var diyelim.
Bunu diyor Richard kendi hayatınıza uygun olup olmadığınızı sorgulayın.
Belki de siz geceleri verim alan birisiniz ve bunu denemeden sorgulamadan bilemezsiniz diyor.
Yani sen diyorsun ki of sabahları erken kalksam işte şunu da yapacağım ama sabah erken kalkamıyorum.
O zaman onu gece yapmayı deneyeceksin.
Yani bu aklındaki bir inanç ona inandığın için istediğin şeyi yapmıyorsun.
Denemiyorsun çünkü. Bunun gibi bir şey.
Mesela Richard Billing için diyor ki bilim sürekli yanılmaya hazır olmaktır.
Aynı şey hayat içinde geçerli.
Doğru sandığınız şey yeni bilgilerinizle yanlış olabilir.
Şimdi ben bu konuda bir genelleme yapmak istiyorum.
Çoğumuz için de dilimiz başka söylüyor olsa da kendi gerçek o doğal gücümüzün olduğuna inanmayan bir yönümüz var.
Yani dilimiz bazen ben şöyleyim ben böyleyim diye olumlamalar yapıyor ama böyle içeride minik böyle bir tane bir nokta var sanki değil mi bazen?
Dilin söylüyor ama sanki için tam inanmıyormuş gibi.
İşte bu yüzden içimizdeki gücün olmadığını düşündüğünüz her an sorun kendinize.
Benim düşüncem mi? Yoksa başkalarının sesi mi?
Çünkü çoğu zaman bizi asıl durduran ya da kendimize inanmaktan alıkoyan başkalarının sesleridir, onların düşünceleridir.
İhtiyacımız olan tek şeyin de o gücü zaten içimizde var olduğunu hatırlayarak küçük bir adım atmak olduğunu söylüyor Richard Feynman.
Bununla ilgili bir hikaye var.
Karnakınalı bir serçe hikayesi var biliyor musunuz?
Belki şanslı çocuklardansanız anlatanınız olmuştur.
Karnakınalı bir tane serçe varmış.
Yağmur yağıp gök gürlediği zaman, şimşekler çaktığı zaman bütün serçeler bir araya gelir, birbirlerine sarılır, tir tir titrerlermiş.
Ama karne kınalı serçe ıslak çamurlu yere sırtını verir, ayaklarını da havaya diker, kanatlarını da açar, öylece sırtüstü.
gökyüzüne doğru beklermiş.
Diğer serçeler de alaya derlermiş.
Karnı kalanı serçeye gülerlermiş.
Ve ona derlermiş ki şu zavallıya bakın yerlerde sürünüyor.
Korkusundan ne yapacağını bilmiyor.
Ayaklarını da kaldırmış.
Ve bir gün yine böyle dediklerinde bizim serçe ayağa kalkmış ve demiş ki siz benim korktuğumu nereden çıkartıyorsunuz?
E demişler sırtını yere vurup korkup ayaklarını dikiyorsun.
Hayır demiş. Yıkılır diye.
gökyüzünü tutmaya çalışıyorum.
Serçeler tabi çok gülmüşler.
Sen bu küçücük halinde mi tutacaksın gökyüzünü demişler.
Karnı kılan serçe de demiş ki siz benim içimde ne olduğunu nereden biliyorsunuz?
Her insan karnı kınalı bir serçedir.
İçinde nasıl bir güç olduğunu bilemezsin.
Eğer hala olmayı umut ettiğiniz yerde değilseniz gücünüzün farkında değilsinizdir.
Ya da hala harekete geçmemesinizdir.
Ve bu konuda Bruce Lee şöyle diyor.
Eğer bir şey çok düşünürsen yapmak için vaktin kalmaz.
Hareket berekettir arkadaşlar.
Bir an önce hareketlenin, beklemeyin, düşünmeyin.
Sadece yapın. Ve son tavsiye Sir Richard Feynman'ın.
Diyor ki deneyime katılın.
Ve deneyimlerinizi hayatınıza katın.
Ben bunu bir metaforla açıklamak istiyorum.
Hepimiz doğduğumuzda ortalama yaklaşık olarak yani 500 ve 1000 beygirlik bir motor gücüne sahip olarak doğuyoruz.
Bu motorda hayal gücümüz, yaratıcılığımız, merakımız ve cesaretimiz.
Ama araştırmalara göre çoğumuz hayatımız boyunca bu motorun sadece %10'unu kullanıyoruz.
Niçin? Çünkü konfor alanımızda kalıyoruz.
Hatta yapmaktan korkuyoruz ve başarısızlık riskinden de korkuyoruz.
Bir arkadaşımla işte bu sevdiğin iş yap potansiyelini bul konularında konuşuyoruz.
Bana dedi ki bence benim yeteneğim özel bir potansiyelim yok.
Ben de ona direkt şöyle söyledim.
Bir gün bir adam ölmüş ve Tanrı ile ilk karşılaştıkları anda sormuş.
Tanrım beni neden yeteneksiz kabiliyetsiz yarattın?
Öylece boş yaşadım ve öldüm demiş.
Tanrı da demiş ki ben seni yetenekli muhteşem bir keman virtüözörü olarak yaratmıştım ama sen bir kere bile keman çalmayı denemedin.
Hayat ya cesur bir macera olmalı ya da hiçbir şey.
Bu aralarda arkadaşlar Amerika'da bu dediğim olayı çok yaygın.
Özellikle bir iş yaptığında başarısız olmuş olan insanlar sürekli bu metafor üzerinden ilerliyorlar.
Hatta psikolog Carol Dewey'in geliştirdiği bir teorisi var.
Büyüme zihniyeti teorisi diye.
Diyor ki potansiyelinizi belli birkaç şeylerle sınırlamayın.
Her deneyimi öğrenme fırsatı olarak görün.
Başarısızlık diye bir şeyin olmadığını, sadece öğrenme aşamaları ve gelişim süreçleri olduğunu...
Görün diyor. Böyle söylüyor.
Ve hatta silikon vadisini biliyorsunuz.
Oradaki girişimciler mesela para kaybettiklerinde üzülmüyorlarmış.
Ve diyorlarmış ki biz para kaybettik ama tecrübeye yatırım yaptık diyorlarmış.
Ve bir prototip geliştirmişler arkadaşlar.
Basitinden söyleyeceğim. Basitinden bir örnek vereceğim.
Böyle bir muhabbet mutlaka olmuştur.
Ya benim de eskiden gitarım vardı, kemanım vardı, çalardım, bıraktım.
E niye? Neden değil mi?
Yani nasıl olsa yapamam diye.
Yani bu yüzden mi bırakılıyor?
Ben bunu tam olarak anlayamıyorum.
Yani ben keman çalabiliyorsam devamını da getirebilirim.
Ha içinde tutku yoksa ya da birisini zorla yapıyorsan eyvallah tamam bırakmış olabilirsin.
Ama keman çalmak, gitar çalmak bence bunlar evet çalışırsan olur ama eğer mesela ilk elini aldığında başladıysan ve o ruhu, o notaları hissedip de yapabiliyorsan bence bu tamamen yetenektir.
Richard diyor ki deneyin, deneyimleyin ve yeteneğimizi bulun diyor.
Ve ben o yüzden böyle yeteneklerini bulup da sonradan bırakanlara çok üzülüyorum.
Sanırım konfor alanından çıkıp Richard'ın dediği gibi hayata katılıp Gerekirse de kendi parlaklığımızı bulmak için biraz baskılamamız gerekebilir kendimizi.
Çünkü elmas basınçla oluşur.
Üzüm şarap yapmak için ezilir.
Zeytin yağı için sıkılır.
Tohumlar karanlıkta filizinir.
Ne zamanki kendinizi çaresiz baskı altında hissederseniz dönüşümünüzün yakın olduğunu da bilin olur mu?
Bu bölümün de sonuna geldik.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
