
Neden Aşırı Düşünüyoruz? Overthinking’i Yararlı Hale Getirmek
12 Mayıs 2025 · 33 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Zihniniz susmuyor mu? Belki de sorun çok düşünmekte değil, düşünmeyi yönetememekte. Bu bölümde aşırı düşünmenin bilimsel nedenlerini,tarihini,filozofların zihinle kurduğu ilişkiyi ve overthinking’i yaratıcı güce dönüştürmenin yollarını anlatıyorum.
---
Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bir süredir zihnimin içinde dönüp duran bir soru var arkadaşlar.
sabahları neden büyük bir baş ağrısıyla uyanıyorum?
Sorum bu. Kendime soruyorum tabii.
Gece uyumadan önce hiçbir ağrım yok ama sabah bir kalkıyorum şiddetli bir baş ağrısı.
Bazı hastane süreçlerim oldu tabii ki ne olduğunu anlamak için ama hiçbir sonuç çıkmadı.
Aa sonra ben bir fark et.
Uyumadan önce, duş alırken, yemek pişirirken, özellikle de yalnız kaldığım zamanlarda sürekli bir sonraki gün ne yapacağım?
Sonraki adımım ne olacak?
İşte bugün şu kararı verdim.
Doğru mu yaptım? Yanlış mı yaptım?
İşte saçlarımı kremliyorum mesela duştan sonra.
Aklımdan şey geçiriyorum.
Bugünlerde de sosyal medyamı işte çok boşladım.
Alternatif Vizyon gönderilerimi azalttım.
Bak işte yapmayayım böyle.
Algoritma bozulmasın.
Tavukları marine ediyorum mesela.
Ellerim sos içinde. Ama aklımdan şey geçiyor.
Bugün yolladığım raporu acaba son kez bir daha mı baksaydım?
Tekrar mı kontrol etseydim?
İşte bilgisayarı açıp 2 dakika rakamları tekrar check etsem mi?
Kitap okuyorum mesela. Hiçbir alakası yok.
Okuduğum kitap bilim kurgu ile alakalı bir kitap.
Aklımdan şey geçiyor mesela.
İyi sandığımız insanların çoğu eline fırsat geçmemiş kötülerdir.
Birisinin sözüydü bu. Mesela bu.
Yani acaba iyi insan dediklerim bu yüzden mi iyiler?
Fırsatları olsa bana kötülük yaparlar mı?
Bunlar aşırı düşünme sorunlarıdır arkadaşlar işte.
Overthink isim olarak da overthinking.
Bugün bundan bahsedeceğim.
Yani sürekli yaptıklarını, geleceğini, geçmişini sorgulamak.
Yani şöyle birbirine bağlı aslında bunlar.
Çünkü siz geçmişinizi sorguladığınız zaman aslında geleceğinizi de kontrol altında tutmaya çalışıyorsunuz.
Yani geleceğinizi de sorguluyorsunuz.
Diyorsun ki bak geleceksin ben yaşayacağım bunları ama nasıl yaşayacağım acaba?
Belki de... Belki yaşamayacağımız bir günü bile sürekli aklımıza tartmaya çalışıyoruz.
Doğru mu yaptım, yanlış mı yaptım, keşkeler keşkeler, bla bla işte devam ediyor.
Yani bunları düşünürken şöyle bir durum var.
Doğru karar var mı?
Yani doğru mu, yanlış mı?
Var mı arkadaşlar sizce doğru bir karar?
Yani hayat doğru tercih yapmak değildir.
Yaptığınız seçime sadık kalarak kolları sıvayıp o aldığınız karar için devam etmektir.
Japonlar diyor ya. 7 defa yıkıl 8 defa ayağa kalk.
İşte biz bunları yapmaktan korktuğumuz için ya da yapamamaktan belki de korktuğumuz için sürekli seçimlerimizi sorguluyoruz.
Sadece aslında bizim ilerlememiz gerekiyor.
İlerleyin. Düşünmeyin ya sadece ilerleyin arkadaşlar.
Neyi seçtiyseniz hatta seçmememeyi bile seçmiş olabilirsiniz ki bu da bir seçimdir.
Nereye gittiğinizden tam olarak emin de olmayabilirsiniz.
Bu da zaten ayrı bir seçimdir.
Sadece devam edin. Sadece ilerlemeye devam edin arkadaşlar.
Bu da Liderler kitabında okuduğum bir kısımda.
Cümleler tabii ki tam olarak böyle değil ama aklımda kalmıştı.
Bunu da burada söylemek istedim.
Olayları aklımızdan yeniden yaşayıp, bitirmeyip, hiçbir sonuca, hiçbir çözüme bağlamadan tekrardan hikaye uyduruyoruz.
Yeni bir anlam vermeye çalışıyoruz yaşadıklarımıza.
İşte benim yaptığım da tam olarak buydu.
Tabii ki ben bunu sonradan fark ettim.
Demek ki şey dedim ya Ayça dedim sen demek ki akşam uyumadan vitaminlerini içmesen özellikle de magnezyum.
Hani bunu içmesen yatmadan önce ya hiç uyuyamayacak mısın kızım dedim kendi kendime.
İşte bugün bu yüzden size aşırı düşme durumumuzdan bahsedeceğim.
Popüler ismi İngilizce çevirirse zaten overthink fiil olarak isim olarak da overthinking.
Ama literatürdeki en yaygın ismi aslında ruminasyondur arkadaşlar.
Bunu da bilelim ruminasyon.
Çok komik bir karşılığı var aslında.
Latince'de ruminare kelimesinden geliyor, ruminasyon.
Anlamı da geviş getirmek.
Sığırlar sindiremedikleri yiyecekleri tekrar ağızlarına alıp çiğniyorlar.
Yani geviş getirmiş oluyorlar.
Karşılığı bu. Biz de ne yapıyoruz?
Zihnimizde geçmiş olayları, biraz önce de söylediğim gibi ya da gelecekle ilgili endişelerimizi tekrar tekrar aklımıza sokarak sindirmeye çalışıyoruz.
Aynı konu üzerinde işte tekrar düşünüyoruz.
Dürüptenip duruyoruz sürekli.
Doğru mu yaptım, yanlış mı yaptım?
O neden bunu sordu?
Ben neden öyle cevap verdim?
Geçmişi düşünüyoruz, geleceğimizi düşünüyoruz.
Eee nerede peki şimdiki zaman?
Onu kim düşünüyor arkadaşlar?
Kim yaşıyor şimdiki zamanımızı?
Yani düşündüğünüz konuyu bir çözüme ulaştırmadan sonuca varamayacak şekilde.
Yani düşündüğünüz konuyu bir çözüme ulaştırmadan sonuca varamayacak şekilde.
50 tane senaryoyla aklımızda kurup durumu toksik hale getirmek işte bu aşırı düşünmek.
Tabii ki fazla düşünmemiz gereken konularımız var hayatlarımızda ama o konuyu ya da sorunumuzu çözmeye yönelik bir niyette düşünmüyorsak, kaygıyla yapıyorsak bunu hayatımızda
mutsuz olmamız garantidir arkadaşlar.
Yapılan tüm araştırmaların ortak sonucu bu.
Stresli, kaygılı, Depresyonda hayattan tat almayan insanlar oluyoruz aşırı düşündüğümüzde.
Çünkü aşırı düşündüğümüzde ne oluyor?
Zihnimiz kontrolden çıkıyor.
Freni patlamış araba gibi yolculuk yapıyoruz.
Öyle bir arabanın içine yolculuk yapıyoruz.
Bir başka arabaya vuracağız ya da ileride bariyerlere çarpacağız.
Değil mi? An meselesi. Mutlu anlarımızı o anın tadıyla yaşayamıyoruz.
Uykusuz kalıyoruz. Derin uykuya geçemiyoruz ki...
Uyku podcastımda bahsetmiştim derin uykunun öneminden.
Yaşadığımız her deneyimimizde eksik kalıyor.
Hakkıyla yaşayamıyoruz ya hayatı.
Yani iki günlük hayatımız var zaten.
Düşün düşün ben nedir işin demişler ya.
İşte o zaman hakkıyla yaşayamıyoruz.
Ve enerjimiz tükeniyor.
Hep bir halsiz tükenmiş hissediyoruz.
Bana olduğu gibi işte.
Peki kimler en çok aşırı düşünür?
Bu arada arkadaşlar.
Aşırı düşünmekle ilgili birkaç bilgi daha vereceğim ama benim asıl anlatmak istediğim şu.
Aşırı düşünmeyi aslında hayallerinizi gerçekleştirmek ve güzel bir hayat kurmak için bir araç olarak kullanabiliriz.
Bunu fark ettim. Bunu nasıl yapacağımızı anlatacağım ilerleyen dakikalarda az sonra.
Acun gibi gireyim mi araya 25 dakika reklam.
Kimler en çok aşırı düşünür demiştik.
Hislerini bastıranlar.
Çok sırları olanlar, kimseyle paylaşmamış olanlar ya da çok az kişiyle paylaşmış olanlar.
Kendi gibi davranmayanlar, ne hissettiğini ne düşündüğünü diğerlerinden saklamaya çalışanlar.
Karanlık yönlerini kabul etmeyenler, kusurlarını görmezden gelenler.
Çünkü kendinin olamamanın acısı çok fazladır.
Kuşkucu yapıya sahip olanlar, hep keşkelere yer verenler günlük hayatında da konuşurken de İpleri hep elinde tutmak isteyenler yani kontrol etme çabası olanlar.
Çünkü beynimiz aşırı düşünürken aslında ne yapıyordu?
Tehdit analizi yapıyordu.
Çünkü tehdit analizi yaparak geleceği öngörmeye çalışıyordu değil mi?
Ki başımıza bir şey geldiği zaman hazır olalım diye.
Anne babası evhamlı olanlar, felaket tellallığı yapan birileri olduysa eğer büyüdüğünüz evde O kişinin bu huyu sizin geleceğiniz olmuş olabiliyor.
Aşırı düşünmenize sebep olmuş olabiliyor arkadaşlar.
Aslında her yerde şey diyor değil mi uzmanlar?
Aşırı düşünmek sizin için kötüdür, bırakmalısınız.
Sanki bunu zaten bilmiyormuşuz gibi.
Mesele şu, aşırı düşünmekten vazgeçemiyorsunuz.
Gerçekten vazgeçemiyorsunuz.
Bu şey gibi, istenmeyen eski sevgili gibi.
her zaman hayatınıza geri dönecek.
Belli müddet olmuyor, ortada olmuyor ama belli bir zaman geçtikten sonra geri gelecekmiş gibi.
Yani zihninizde sizi boğana kadar, yakanızda yapışana kadar bir yolunu bulacak ve yine karşınıza çıkacak gibi bu aşırı düşünmede.
Bir şekilde kendinizi aşırı düşünürken buluyorsunuz çünkü.
Peki neden böyle? Yani bu zihin bizim değil mi ya?
Değil mi? Bizim. E niye bize karşı geliyor?
Niye bizi dinlemiyor?
Niye hayallerimizi desteklemek yerine potansiyelimizden korkmamıza sebep oluyor.
Cevap basit arkadaşlar.
Uygulamayı yanlış yapıyoruz.
Uygulamamız yanlış. Hindistan'da bir atasözü vardır arkadaşlar.
Der ki zihin kil gibidir.
Ona ne verirsen onun şeklini alır.
O zaman biz zihinlerimize aşırı düşünme şeklini verdik demek ki.
Demek ki biz şu yaşımıza kadar kaç yaşındaysanız artık demek ki aklımıza verdiğimiz şey Aşırı düşünme şekli.
Şöyle bir düşünün. Yeni bir şey üzerine çalışmaya başlamak istediğiniz her seferinde ister yeni bir şey olsun ister yeni bir yetenek öğrenmek olsun ister yeni bir alışkanlık olsun ne olursa olsun onu öğrenmeye
çalışırken kendimizi eğer gerçekten istiyorsak tabii onu öğrenmeyi aşırı düşünmeyi uygulamaya alıştırmışız.
Ve arkadaşlar son yapılan araştırmalarda aşırı düşünme eğilimi maalesef kadınlarda erkeklere kıyasla Daha fazla.
Bundan dolayı da kadınların depresyona girme ihtimalleri erkeklerin neredeyse iki katı.
İki katı ya şaka gibi değil mi?
Yani ben eşimden daha kolay bir şekilde depresyona girebiliyorum.
Neden peki kadınların daha fazla?
Yani bu aşırı düşünmenin etkisi kadınların üzerinden neden daha fazla?
Bunu arkadaşlar bu konuyu en erken anlayan, yazan, teşhis eden...
Yani Overthink'in öncülerinden biri bir isim var Karen Horny.
Psikanalizin devrimci kadınlarından biridir.
Onun zamanına kadar hatta hep erkek bakışıyla tanımlanmıştır psikoloji.
Kadınların durumu da öyle.
Mesela Freud.
İşte Karen da erkeklerin bakışıyla tanımlanmış olan psikolojiye karşı duran bir isimdir.
Karen diyor ki kadınlar kıskançlıkla değil toplumun onları bastırmasıyla bu hale geliyorlar.
Biraz önce dedim ya arkadaşlar bastırdığımız duygular hani kimler çok düşünür diye ve Karen kadınların çok düşünen aşırı düşündüğünü söylemesinin altında kontrol altında tutmak olduğunu
düşünüyor. Önünü arkasını öncesini sonrasını hepsini kadınlar düşünür diyor.
Bu yüzden bizim aşırı düşme eğilimimiz var.
Peki neden neden kontrol altında tutmak istiyor kadın?
Çünkü toplumsal beklentilerle kendi istekleri arasındaki çatışmada kalıyor.
Toplumsal beklentilerle kendi istekleri arasındaki çatışmada kalıyor.
Yani bir annenin çocuğunun üstü eğer pisse okula gittiğinde ne olur arkadaşlar ya şu çocuğun haline bak babası da üstünü yıkamamış derler mi?
Ne dersiniz?
Ya da tırnakları kesilmemiş tırnakları pis olan bir çocuğun Ne der öğretmen ya da arkadaşları ne düşünür ya da herhangi bir arkadaşının okul çıkışında diyelim Vili'yi gördü çocuğun tırnaklarını ne der?
Aa annesi de der.
Ne kadar pis bir kadınmış değil mi?
İşte kadın bunları düşünürken kontrol manyağı olur arkadaşlar.
Annelerinize kızmayın olur mu?
Şunu topladım mı, bunu yaptım mı, bunu getirdim mi diye.
Sürekli arkanızı topladığı için lütfen annelerinize kızmayın.
Bugün de anneler günü zaten.
Bugün kayıt alıyorum yarınki girecek yayına.
İşte Karen çok güzel anlatmış arkadaşlar.
Kadınların aşırı düşünmekteki sebebi bu.
Kendi istekleri var.
Gerçekten kendi düşündüğü şeyler var.
Ama bir de toplumun onlardan beklediği şeyler var.
İğrenç bir sıkışmışlık durumu.
İğrenç. Dilim suçlu bakın söyleyemedim bile.
Karen Horney'i çok seviyorum arkadaşlar.
O yüzden onun bu aşırı düşünmeyle ilgili söylediklerine biraz yer vermek istiyorum.
Karen diyor ki kadınlar öfkesini dışa değil içe yönlendirir.
Çünkü onlar kendi ihtiyaçlarını ifade etmekten, reddedilmekten ya da bencil görünmekten korkar.
Böylece zihinsel bir kısır döngüye girerler.
Yani kadınlardaki overtaking hali aslında bir ifade engeli sonucu ortaya çıkıyor.
Bir şeyi açık açık söyleyememek, karşı koyamamak, içinde bastırmak, Ve sonra da onu sürekli düşünmek.
Kadınlar bastırılmış ihtiyaçlarını zihinlerinde tekrar tekrar tartarak çözmeye çalışıyorlar.
Ama bu düşünce biçimi yalnızca kaçınmanın farklı bir şekli arkadaşlar.
Peki bu günümüzde ne anlama geliyor sizce?
Aşırı düşünme eğilimi sadece biyolojik değil kültüre olarak da örülmüş bir şekilde devam ediyor.
Ne oluyor kadına? Önce başkasını düşün deniyor.
Biraz önce söylediğim gibi.
Kendi duygunu abartma deniyor.
Fazla hassassın deniyor.
Çok tepki veriyorsun biraz tepki verme deniyor.
Ne oluyor? Kadının enerjisi içeriye yöneliyor.
Ve içeride birikerek aşırı düşünme döngüsüne dönüşüyor.
Ya herhalde bana da öyle oldu.
Kadınlar bazen sadece iyi insan olabilmek için kendi zihinsel sağlığından vazgeçiyorlar.
İyi insan olabilmek için.
İyi anne olabilmek için.
Değil mi? Ona yüklenen görevlerin sonucunda bu görevi Ayça tam olarak yerine getirdi ya.
Ayça çok iyi bir anne.
Ayça çok iyi bir bankacı.
Ayça çok iyi bir podcaster değil mi?
Bir sürü görevim var benim de.
Ve biz bunlarla zaten hep bunların sonucunda iyi olmaya çalışıyoruz.
Tunç Tataker'in bir sözünü okudum.
Yakın zamanda paylaşmıştı sanırım.
Diyor ki iyi biri olmaya çalışmayın.
Adil biri olmaya çalışın.
Ve insanlara hak ettikleri karşılığı verdiğinizde Adil biri olarak değil, kötü biri olarak tanımlanacağınızı da unutmayın diyor.
İşte bakın biz bunu göze alamıyoruz biliyor musunuz?
O yüzden insan olmaya çalışıyoruz.
Kötü biri olarak tanımlanmayı göze alamıyoruz.
Nedense içimizden bu gelmiyor yani içimizi yakıyor.
Ve devam ediyor Tunç Tataker.
Vermeniz gereken tepkileri verecek cesaretiniz olmadığı için kendinizi iyi biri sanmayın.
İyi biri olmak zorunda da değiliz aslında.
Deli gibi relg ağrısı çeken bir kadının çocuğuna eşine kalkıp yemek yapması gibi.
Ya da deli gibi relg ağrısı çeken bir kızın, bir kadının, bak nasıl değil mi?
Ağzım nasıl kıza kadına gidiyor.
İşe gidip çalışması gibi değil mi?
O gün yapılması gereken işleri yapması gibi.
Bence arkadaşlar kadınlar düşünmekte hata yapmıyor.
Overtinking'in çözümü daha az düşünmek değil, kendini daha fazla ifade etmek.
Of Ayça sen de hep...
Kadınlardan bahsediyorsun, hep onların üzerine konuşuyorsunuz demiş olabilirsiniz.
Çünkü biliyorum ki benim de çok fazla erkek dinleyicim var.
Ama bence bir kadın olduğum için galiba ben de oraya maalesef yönülebiliyorum.
Şöyle arkadaşlar, erkeklerde overthink durumu.
Şimdi kadınlarda overthink ilk bastırılmış ifade ve suçlulukla ilgiliydi.
Ama erkeklerde aşırı düşünme arkadaşlar bambaşka bir yüz de ortaya çıkmış.
Gizli endişeler, içe atılmış korkular.
Sert maskeler ve duygu körlüğü.
Bu yüzden erkeklerde aşırı düşünme oluyor.
Şimdi size erkeklerde Overthinking'in neye dönüştüğünü, nasıl maskelendiğini, hangi zararları verdiğini ve psikolojide nasıl açıklandığını anlatmaya çalışacağım.
Erkeklerin sessiz bir zihin çöküşü arkadaşlar.
Overtinking'i şöyle yapıyorlar.
Düşünmeden düşünmeye çalışıyorlar.
Yani bastırma mekanizmaları devreye giriyor.
Kadınlar overtinking yaptıklarında bunu genelde fark ediyorlar.
Ama erkekler de aşırı düşünme çoğu zaman sessizleşerek oluyor.
Bir yere dalarak oluyor.
Öfke patlamalarıyla oluyor.
Ani çıkışlarıyla oluyor.
Ya da çok fazla işe gömülüyorlar.
Ya da çok fazla alkole alıyorlar.
Ya da çok fazla oyun oynuyorlar.
İşte futbola gidiyorlar. Halı sahaya gidiyorlar.
Playstation'a gömülüyorlar. Bilgisayarda oyun oynuyorlar.
Telefonda oyun oynuyorlar.
Sonra onların fiziksel ağrıları daha çok ortaya çıkıyor.
Kadınların biraz daha geç çıkıyormuş.
İşte migrenleri oluyor. Mide ağrıları oluyor.
Özellikle kasları ağrıyor.
Yani erkekler overthinking yaptığını bilmeden aşırı düşünüyorlar.
Bu da onlarda duygu körlüğü denilen hisleri ortaya çıkartıyor.
Bakın psikolog Ronald Lewand diyor ki erkek çocuklar küçük yaştan itibaren duygularını ifade etmeyerek adam olmayı öğrenir.
Böylece zihinsel sıkışmayı düşünceye değil eyleme ya da öfkeye yönlendirirler.
Yani adam aşırı düşünmeye başladığı anda İşte gördüğünüz gibi büyük bir öfke patlaması yaşıyor.
Peki aşırı düşünen erkek ne yapar arkadaşlar?
Ne olur ona? Özgüven bunalımına girer ama çok fazla çaktırmaz.
Sessiz sessiz acaba ben başarılı mıyım?
Ben yeterince güçlü müyüm?
Ben aileme yetiyor muyum?
Hele ki eşinden biraz da az maaş kazanıyorsa arkadaşlar daha da bu çıkmasın içine girebiliyor.
Kontrolü görünüyorlar ama içten içe çöküyorlar.
Ben hallederim diyorlar.
Sorun yok diyorlar. Ben onu düşünmüyorum diyorlar ama geceleri uykusuzlukları oluyor.
Bazı bağımlılıkları oluyor ve maalesef duygusal kopukluk yaşayabiliyorlar.
Ve Harvard'da bir araştırma yapılıyor arkadaşlar.
Araştırma diyor ki kadınlar depresyona daha çok yakalansa da hani ilk başta söylemiştim ya iki kat daha fazla diye.
Erkekler depresyonu daha çok intiharla sonuçlanıyormuş.
Yani kadın depresyona yakalandı, erkekle depresyona yakalandı.
Kadının bu işin içinden çıkması daha kolay olabiliyormuş.
İntiharla sonuçlanan durumlar az oluyor.
Ama erkeklerin arkadaşlar kadınlara göre daha fazla intiharla sonuçlanan durumları olabiliyor.
Neden? Çünkü erkekler çok fazla bu konuda konuşmuyorlar.
Sadece düşünüyorlar ve bu düşündükleriyle tek başlarına uğraştıkları için Bu oluyorlar ve maalesef intiharla sonuçlanabiliyor.
Bakın bir yazardan bahsedeceğim belki biliyorsunuzdur.
David Foster Rollins inanılmaz zeki olarak görünen ve zekasıyla tanınan bir yazardı.
Ama maalesef bu zekasını bence olması gerektiği gibi yönlendiremediği için maalesef o da intihar etti.
Aslında çok güzel yazıları var.
Yazdı sürekli yazdı ama maalesef zihnini susturamadı.
2008'de yıllar süren overthinking.
Kaygı, en sonunda da depresyon ve ardından da intihar geldi.
Ve mektubunda şöyle yazmış.
Zihnin bitiren gibi hızlanıyor ama duracak istasyon yok.
Ve erkeklerde de overthinking'in bedelleri çok ağır arkadaşlar.
Neler onlar? Ertelenen hayatlar, sevemeyen, bağ kuramayan babalar, tükenen evlilikler, aldatan eşler, duygusal boşluk, erken yaşta yorgunluk.
Ve bazen sonu gelmeyen sessizlikler.
İşte konuşmayan sadece.
Allah'ım yarabbim.
Gülüyorum gerçekten.
Gözümün önüne geliyor bazen biliyor musunuz?
Konuşmayan sadece televizyon izleyen babalar.
Ve Karen arkadaşlar.
Kadınların yanında olması ve Freud'a karşı sen kimsin be adam?
Kadın psikolojisinden bahsediyorsun demesine rağmen.
Karen şöyle söylüyor.
Kadın erkek ayrımı ile alakalı.
Erkekler ruhsal çatışmaların dışa yansıtır.
Kadınlar içe. Ama her ikisi de yalnızdır.
Çünkü kimse görünmeyen düşüncelerin sesini duyamaz.
Sessiz düşünceler, sessiz çöküşler değil mi?
Şimdi biraz önce ne söylemiştim?
Bazılarımız bir konu, bir olay üzerinde soruna ya da muhtemel bir soruna her bakış açısıyla bakmaya çalışır.
Çünkü niye? İleride hangi sorunla karşılaşacağım?
Bunları öngörmek ister, çözüm bulmak için.
Bunu bir de kim yapardı arkadaşlar?
Buna da değinmek istiyorum burada.
Seneca değil mi? Sto öğretilerinde.
Ne diyordu Seneca? Başınıza gelmesine korktuğunuz şeyleri düşünün.
Eğer gerçekleşirse neler yapabilirim?
Bunları bir düşünün. Yani sorun geldiğinde çözümünüzü hazır edin diyordu.
O zaman koca Seneca demiş yani aşırı düşünmeyi.
Kötüyü düşünün demiş, hazır olun demiş.
Evet demiş ama şöyle sizin için önemli olan konularda sadece bunu yapın diyor.
Yani öyle her otoboka her şeyi düşünmeyin diyor adam.
Senin için hayatını etkileyecek önemli konular neyse onlar üzerinde düşünün diyor.
Ama stoğu öğretilerinin diğer temel prensibi neydi arkadaşlar?
Ölçülülük değil mi? Ölçülü yapın diyor işte sene kadar.
Biz bunu zaten biliyoruz.
Aşırı yapmayacaksınız.
Ölçülü bir şekilde bunu yapacaksınız ki.
gerçekten bir sorunla karşılaştığınızda hazır olalım.
Şimdi hayallerimizi gerçekleştirmek için, güzel bir hayat için biz bu aşırı düşünmeyi nasıl kullanacağız?
Sen neler yaptın Ayça ya biraz önce dedin.
Bu sorunu yaşadın, bu yüzden bize bu bölümü çektin, araştırdın, geldin anlatıyorsun.
Sen neler yaptın?
Ben de arkadaşlar ilk başta tabii ki neden aşırı düşündüğümü anlamaya çalıştım.
İşte duygularımı, hislerimi yazmaya çalıştım.
Kendime aşırı düşündüğüm konularda farkındalık yaratarak bazı hareketler yapmaya çalıştım.
Ben de şöyle geleceğim üzerinde kontrol etmek istediğimi gördüm.
Aşırı düşünüyorum o yüzden.
Çünkü geleceğimden şüpheliyim, kaygılıyım.
Çok normal yani bu. Ve aşırı düşündüğüm zaman gelecekle ilgili bana sanki ipucular veriyormuş gibi geldi.
Çünkü ihtimaller üzerinde duruyorum ya.
Sanki işte birkaç tane falcı var.
Bana bakıyorlar. Ben işte o falcıların söylediklerini, o ihtimalleri alıyorum aşırı düşündüğüm zaman.
Sonra çözümlerini de düşünüyorum.
Ha tamam diyorum. Ya da bir sonra eğer o yaşadığım olayın aynısını, o tarz bir olayı yaşarsam verdiğin cevaptan emin değildim ya.
Keşkelerde boğdum ya kendimi.
İşte o zaman şunu söyledim diye daha güzel bir cevap vermek için, kendimi hazır etmek için aşırı düşündüğümü gördüm.
Bizim arkadaşlar kendimize inanmama alışkanlığımız var biliyor musunuz?
Ve bu durumda geleceğimizi düşündüğümüzde, bir yere oturduğumuzda, uzandığımızda, geleceğimizi düşünmeye başladığımızda başımıza gelebilecek en kötü şeyi hayal ediyoruz.
Çünkü ne olacağını biliyorsak o kötü şeyden kaçabileceğimizi düşünüyoruz.
İşte bu yüzden tüm iyi şeyleri düşünmek yerine kötü şeyleri düşünüyoruz.
Böylece zihinsel olarak geleceğimiz üzerinde kontrol sahibi olduğumuzu hissediyoruz.
Hani olursa... Kaçabilirim diye planlıyoruz güya ne yapacağımızı.
Bu yüzden arkadaşlar aşırı düşünme, geleceğimizi kontrol etme girişimi ya da geçmişteki bir olayı yeniden şekillendirme arzumuzdan başka hiçbir şey değil.
Başka hiçbir şeye yaramıyor.
Ayrıca sorundan çok bahsettin.
Hadi bize çözümden bahset.
Sorunun köklerini bilmeden hiçbir sorunu çözemeyiz arkadaşlar.
Çözemeyiz. Çözüm için.
Sorunun neyi başlattığını, bize o sorun için neyin teşvik ettiğini bulmamız lazım.
Şimdi araştırmalarıma ve deneyimime göre aşırı düşünmemizi doğru yönde kullanmamıza sadece iki tane şey yardımcı oluyor.
Birincisi arkadaşlar suyun akışını tersine çevireceğiz.
Biz neden aşırı düşünmeyi bırakmak istiyoruz?
Çok fazla düşünmekten yorulduğumuz için aşırı düşünmeyi bırakmak istemiyoruz aslında.
Aşırı düşünmeyi bırakmak istiyoruz çünkü...
Aklımız, zihnimiz bizim için yaşayan bir hapis haline geliyor.
Biz çıkmak istiyoruz bunun içinden.
Bu yüzden düşüncelerimizi akışın tersine çevireceksiniz.
Düşüncelerimiz kendi başlarına kötü değiller arkadaşlar.
Ne düşündüğünüz ya da düşüncelerinizin sizi nereye götürdüğü iyi mi kötü mü olduklarına karar vermeniz gerekiyor.
Aşırı düşünmeyi güzel yönde yönlendirmek için arkadaşlar her gün Hayalinizdeki hayatı hayal etmek için lütfen 5 dakika ayırın.
Her gün yapmanız lazım.
2 gün yapmazsanız düşüyorsunuz ve yine o overthinking'in kucağına gitmiş oluyorsunuz.
Kendinizi kendiniz için ortaya çıkaran biri olarak hayal edin.
Hayalleri üzerinde çalışan biri.
Şimdi size babamı ipucu vereceğim.
İşe yaramayanı henüz bilmiyorum.
Ki beni dinleyenler ne kadar iyi bir manifesto olduğumu biliyorlar.
Hayaliniz mesela mükemmel bir vücuda kavuşmaksa.
Mükemmel bir vücut hayal etmek yerin arkadaşlar.
Oturup kendinizi egzersiz yaparken, spor salonuna giderken, sağlıklı güzel yemekler pişirirken ve bunları yerken hayal edin.
Mesela dünyaca ünlü bir marka olmak istiyorsunuz.
İş için sürekli yurt dışı hattına girerken havaalanında hayal edin.
Vize başvurusunda mutlu bir şekilde başvuru yaparken hayal edin.
Sözleşme imzalarken hayal edin.
Yani sonuçlara odaklanmak yere eylemlerinize odaklanın.
Çünkü yalnızca sonuçları hayal ettiğiniz zaman ne oluyor biliyor musunuz?
Sonucu hayal ediyorsunuz.
Ay ne kadar güzel, mükemmel, kusursuz tam istediğiniz gibi.
Ama o zaman şöyle oluyor.
Şu anki hayatınızı beğenmiyorsunuz ya.
Beğenmiyorsunuz. Sonra sabah bir kalkıyorsunuz daha ne olmuşsunuz?
Düşmüşsünüz. Başa geldin o zaman.
Biliyorum hepimiz bu yorucu olan kısımlar var ya.
Hani işte güzel bir vücut istiyorsan şunu şunu yap dediğimiz o kısım.
O yaptığımız eyleme geçtiğimiz kısım.
Biliyorum hepimiz bunu atlamak için can atıyoruz.
Yani bu süreci geçirmek istiyoruz.
Zor geliyor çünkü. Ama bunlarla hayal etmeniz lazım arkadaşlar.
Bunları yaptığınız zaman. İşte o saçma sapan çözümsüz aşırı düşünmeleri engellemiş oluyorsunuz.
Ve şöyle de bir şey var.
Sonucu hayal ettiğiniz zaman, sonucu düşündüğünüz zaman hayalinizde farkındaysanız sonucu düşündüğünüzde hiç çalışmak zorunda kalmadınız.
Ama siz sabah kalktığınızda o sonucu elde etmek için ne yapıyorsunuz?
Sabahın köründe işe gidiyorsunuz.
Sabahın köründe bilgisayarınızı açıyorsunuz.
Sabahın köründe spora gidiyorsunuz değil mi?
İşte gerçek hayatta bunu yapmak sizi yoruyor ve korkutucu geliyor.
Kendinizi güvenli bir şekilde harekete geçerken hayal edin.
Bunu yapacak gücü olduğunuzu düşünerek hayal edin.
Bu bizim gerçek hayatta atladığımız aslında tek şey.
Yapın ve sonra bana teşekkür edersiniz.
Zihnimiz bizim için en kötüsünü hayal etmek üzere eğitilmiş.
Yaratılışımız böyle.
Çünkü tehlikelerden bizi korumak istiyor.
Bunu artık kabul edin.
Sen toksik pozitif bir insan değilsin.
Sen olumsuz bir insan değilsin.
Değilsin arkadaşım.
Bizim yaratılışımız böyle.
Sadece bunu doğru bir şekilde yönlendirmemiz gerekiyor.
Zihninizi eğer kademeli olarak bu dediğim hayal kurma olayına alıştırırsanız en iyisini hayal etmeye eğitirseniz eğer gerçekten bunun işe yaradığını göreceksiniz.
İkinci olarak da Atladığınız şeyi yapın.
Ne demek arkadaşlar bu atladığınız şeyi yapın?
Ne biliyor musunuz?
Sürekli düşüncede kalmak.
Harekete geçmemek.
Hiçbir şey yapmamak. Zihninizde düşünmek için zaman vermeyin.
Düşünmeye başladığınız anda ayağa kalkın.
Hiçbir şey söylemeden bir şey yapmaya çalışın.
Çekmece düzeltin. Ne bileyim bir yerinin tozunu alın.
Uzun bir yürüyüşe çıkın.
Telefonu yanınıza almayın.
O korktuğunuz şeyi değiştirebilecek şeyi yapın.
Kastettiğimiz şey şu. Kendi hayatınızdan başlayarak kontrolünüzde çok az şey var.
Bu yüzden düşüncelerimizi teslim etmemiz lazım.
Ve her şeyin iyi olacağına inanmanız lazım.
Aşırı düşünmek geleceğimizi değiştirmiyor.
Eylemlerimiz değiştiriyor.
Gelecekte ne olacağını kontrol edemeyebiliyoruz.
Edemiyoruz da zaten. Ama geleceğin bizim lehimize olduğundan emin olmak için yaptıklarınızı kontrol edebilirsiniz.
Mesela düşünmeye başladığınız bir olayı düşünüyorsunuz.
En az iki farklı açıklama üretin arkadaşlar kendinize.
Yani iki farklı bakış açısıyla düşünmeye çalışın.
Ve bu gerçekten aşırı düşünmeyi azaltıyor.
Yani başkalarının nedenlerini düşünün.
Acaba bunu neden yapmış olabilir?
Ve bu düşündüğünüz olayları büyütmeden önce zaman perspektifi ekleyin.
İşte bu olay beş yıl sonra hala benim için önemli olacak mı?
Bunu sorun. Başında bile sorarsanız belki de hiç düşünmeden o konuyu kapatmış olursunuz.
Ve duygunuzu kabul edin.
Sadece kabul edin.
Takılmanıza gerek yok.
Hani şu an endişeliyim demek düşüncenizin sizi yönetmesini engeller.
Deyin evet şu an ben endişeliyim.
Tamam evet endişeliyim.
Bitti gitti yaşıyorum. Anı yaşıyorum.
Oldu bitti. Böyle düşünün.
Yani duygunuz bir rüzgar gibidir.
Gelip geçer. O rüzgara sürüklenmenize gerek yok.
Yerinizde kalmaya devam edin.
Şimdi birkaç tane taktik var somut taktik.
Birkaç tane dedim işte bir iki tane.
Çok basit gibi gelebiliyor ama gerçekten işe yarıyor.
Ben mesela işte böyle bir şeylerle uğraşırken hani dedim ya ben çok aşırı düşünüyordum işte başım ağrıyor vesaire diye.
Şimdi bir farkındalık oluşturdum.
Aşırı düşündüğümü fark ettiğim anda arkadaşlar ellerimi buzluğa sokuyorum.
Manyak mısın gerçekten yani normalde.
Ellerimi buzlu bir suya falan sokmam lazım ama her zaman buzlu su hazır olmuyor.
Zaten şu anda tam yaz gelmediği için soğuk suda henüz yok buzdolabında.
Soğuk su kullanmıyorum. Ellerimi gidiyorum buzluğa sokuyorum.
Ellerimi donduruyorum. Gerçekten büyük bir farkındalık kazandırıyor bana.
Mesela sayılır tersten sayıyorum.
Eğer o anda yürüyorsam ters ters yürümeye başlıyorum.
Tersine yürüyorum. İşte açıyorum mesela çok sevdiğim bir şarkının özellikle yabancı şarkı.
Hani İngilizcenin dışında farklı diller de oluyor.
Açıyorum o şarkının sözlerine bakıyorum.
Aa diyorum sözleri böyle miymiş?
Ama Türkçesine değil, yabancısına bakıyorum ve yabancısını söylemeye çalışıyorum.
Bunlar gerçekten aşırı düşünmenizi azaltacak ya da iyi yöne çevirecek çok güzel taktikleri olabiliyor ve inanın ki arkadaşlar işe yarıyorlar.
Bugün arkadaşlar beynimizin en yorucu hobilerinden birini konuştuk.
Düşünmekten yorulduk.
Ben de kendi yaşadığım şeyleri de anlattım zaten size.
Benim bu yaptığım şeyleri denerseniz bence işe yarayacaktır.
Özellikle aşırı düşündüğünüz anlarınızı fark etmeye çalışın.
Çünkü bazen düşüncelerimizi bir odaya kapatıyoruz ve kapının önünde dikiliyoruz.
İçeride de bir sürü ses oluyor ve sadece böyle kulağımızı uzatıp o sesleri dinliyoruz.
Hiçbir harekete geçmiyoruz.
Sonsuza kadar orada kalacakmışız gibi hissediyoruz.
Ya da sonsuza kadar o düşündüğümüz anı, olayı yaşayacakmışız gibi düşünüyoruz.
Siz düşünceleriniz değilsiniz.
Siz onları gözlemleyeceksiniz.
Ve bu farkı anladığınızda gerçekten özgürleşmiş olacaksınız.
Zihninizi susturmak zorunda değilsiniz.
Ama ona sizin şefkatinizle yöneltmeyi öğretebilirsiniz.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Görüşmek üzere. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
