
Nazar: Bilim, Psikoloji ve İlginç Ritüellerin Kesişimi
13 Ocak 2025 · 24 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Nazardan korunma konusunu sadece kültürel bir inanış olarak mı ele almalıyız, yoksa bilim ve parapsikoloji bu konuda bize daha fazlasını mı söylüyor? Bu bölümde, Sigmund Freud’un bilinçdışı teorilerinden, felsefi bakış açısına, parapsikoloji uzmanlarının enerji ve göz teması üzerine yaptığı araştırmaları ve en ilginç nazardan korunma yöntemlerini anlatıyorum.***Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün nazardan bahsedeceğim arkadaşlar.
Çünkü nazara çok inanıyoruz, fark etmeden inanıyoruz.
İnanmayanlar bile bir bardak kırıldığında, bir cam kırıldığında böyle içten içe ya nazar mı değdi diyebiliyor çünkü değil mi?
Şey gibi Tanrı'ya inanmayanların bile cümle sonunda otomatik olarak inşallah demesi ya da bir çocuğa bakarken maşallah demeleri gibi bir şey.
Köklerimize işlenen, altyapımıza gizlenen inanışlarımızdan.
Peki sizce nazarın bilimsel bir açıklaması olabilir mi yoksa sadece hurafe mi yani cahilce bir inanış mı?
Yani biz boş yere mi bazı kötü giden ya da her şey yolundayken birden bozulan olaylara boşuna mı nazar değdi diyoruz?
Nedir nazar peki? Bununla başlayalım.
Nazar arkadaşlar halk arasında bir kişinin kötü gözle bakarak başkasına zarar vermek gücüne sahip olduğuna inanılan bir kavram.
Yani insanların başkalarına karşı hissettikleri kıskançlık, öfke ya da işte sadece yoğun dikkatle başka birine zarar verebileceğini düşünmek.
Ve nazar bazen de kötü göz ya da kötü bakış olarak da tanımlanıyor.
Şey deriz mesela ay çok kötü bakıyordu bana kesin nazar diyecek bir yerimize bir şey olacak falan deriz yani.
Zaten nazar kelimesi de Arapçadan Türkçe'ye giren bir kelimedir arkadaşlar.
Kelime anlamı da bakmaktır.
Genelde nazar inanışının İslam dünyasında yaygın olduğuna inanılıyor.
Ama aslında durum böyle değil.
Mesela antik Yunan zamanında nazardan korunmak için işte göz taşı, bir tür muskadır bu, kullanıldığı biliniyor.
Eski Mısır'da mesela işte horosun gözüyle nazardan korunmaya çalışıyorlarmış.
Hindistan'da da nazar boncuğu inanışı var.
Nazardan korunmak için işte bizim bu yaptığımız, kullandığımız nazar boncuklarından kullanıyorlar.
Günümüzde de hala yaygın.
İslam kültüründen de bahsediğim bunları söylemişken zaten inanılıyor.
Zaten İslam'a veriliyor bu inanış.
Nazardan korunmak için genelde ayetler.
kürsü okunuyor. Felak ya da Nas suresi okunuyor.
Peki bilim nazarı nasıl tanınıyor arkadaşlar?
Şimdi vücudumuzda biliyoruz ki sinir hücrelerimiz var.
Hepimizde mevcut bunlar ve sürekli elektromanyetik dalgalar yayarak var olmaya çalışıyorlar.
İşte bu elektronik manyetik dalgaların içsel niyetli dışa vurumu sayesinde nazar ortaya çıkıyor.
Bilimin deyimiyle kötü enerjisi.
Çünkü neydi arkadaşlar? Her şey yani var olan her şey titreşiyordu değil mi?
Ve bu sinir hücrelerimizin en çok bulunduğu yerimiz de gözlerimiz.
Dolayısıyla da elektromanyetik dalgalarımızın adeta üst üste bindiği tepeleme dizildiği yer gözlerimiz.
Bu yüzden de nazar göz değmesi bundan doyuyor.
Çok korkutucu değil mi ya?
Yani şöyle söyleyeyim.
Bilimin bu tanımını yapmasını işte belki 100-150 sene öncesiydi değil mi?
O zaman tanımlayabilirler.
Ama şimdilerde hurafe sayılabilecek nazar olgusu kötü niyetli insanların bakışlarında bunun yayılması yani bu bilginin yayılması tam M.Ö.
dönemlere dayanıyor.
Yani bilimin öncesinde hiçbir kanıt olmadan gözden yayıldığı anlaşılmış.
Yani biz buna şimdi nasıl inanmayalım değil mi?
Ve bilim arkadaşlar şöyle bir şey daha söylüyor.
Diyor ki vücudunuzda eğer fazla magnezyumunuz varsa sinir hücrelerinizin oluşumu fazla etkilenir.
Eğer bu şekilde bir yere bir şeye belli bir süre bakarsanız kötü hislerle düşünürseniz o şeye küçük ya da büyük zarar verebilirsiniz diyor.
İşte nazar değmesi.
Herkes biriyle konuşmadan magnezyum oranına bir sorsun bakalım.
Senin magnezyumun kaç kardeşim?
Yeni doğan bebeklere mesela hemen birisi sevdikten sonra ya da birisi işte onu gördükten sonra güzel şeyler dediler, sevdiler, öptüler, kokladılar ya da öpüp koklamasınlar.
Öptürmüyoruz. Arkasından hemen maşallah desin diye bekliyoruz değil mi?
Desin ki nazar değmesin bebeğimize.
Güzel ve sağlıklı olmaya devam etsin.
Ya da sosyal medyada Bebek paylaşımı yapmayanlar var.
Çünkü nazar değer diye korkuyorlar.
Bu konuda zaten en çok annelerimiz uyarıcıdır değil mi?
Anneler hep uyarır. Sana diyorum koymuş çocuğun resmini nazar değecek.
İşte kolonla her şeyini koyuyorsun, şöyle yapıyorsun, böyle yapıyorsun.
Hatta bana bir arkadaşım podcastta bir eşimin hani bana bu podcast konusunda destek olduğu ile alakalı anlattığım bir kısmı var.
Bununla ilgili bir şeyler söylemişti.
Ya kızım ne anlatıyorsun kocanı ya millete nazır değecek falan diye.
Ya dedim hayır benim dinleyenler kesinlikle nazar değdiren insanlar değil.
Magnezyumumuzun düşük olduğunu düşünüyorum açıkçası.
Hatta arkasından da şey olur.
Şu bebek muhabbetini bir daha söyleyeceğim.
Çünkü benim başıma gelmişti.
Bir gün bir komşu sevmişti.
Maşallah falan dememişti.
Ve o benim yanımdan gidene kadar mı dedim?
Bak ya adama bak işte ya.
Maşallah bile demedi diye.
Ve akşamına gerçekten ateşlenmişti.
O yüzden olmuştum. Adamı gidip böyle bulup boğazlamak istemiştim.
Ya amca bir kere bir ağzından maşallah çıksa ne olurdu diye.
Ben de buna biraz inanıyorum tabii ki.
Mesela en çok olan şeylerden biridir bu.
İşte evinize misafir geldi.
Arkalarından evi topluyorsun.
İşte onunla evi toplarken çoğalt diye bir tane bardak kırılıyor.
Ya da bir tane tabak kırılıyor.
Annem dinliyor beni şu anda.
Aa diyor evet. Diğer anneler de eğer dinleyen anneler varsa onlarda da olmuştur mutlaka.
Hemen ne diyoruz? Bak görüyor musun?
Nazarları değmiş. Ya da şey ay nazar çıktı iyi oldu.
Ya da işte bir yere gittiniz.
Özel bir davetteydiniz.
Ekstra süslendiniz. Ekstra güzelsiniz.
Her zaman güzelsiniz tabii ki ama o gün işte ekstra bir güzelsiniz.
Eve bir geliyorsunuz. Başınız ağrıyor.
Mideniz bulanıyor. Bir şeyler oluyor.
Ay kendimi iyi hissetmiyorum diyorsunuz.
Hemen deriz ki nazar değdi bana.
Peki doğru mu sizce bunlar? Öyle bir şekilde etkilenmiş olabilir miyiz?
Şimdi yakın zamanlarda İngiltere'nin en büyük üniversitelerinden biri olan arkadaşlar Leeds Üniversitesi'ne bir tane deney yapıyorlar.
Bu arada bu üniversiteyi yurt dışında okumayı düşünenlere öneriyorum.
Özellikle psikoloji bölümü alanında okumak isteyenlere güzel bir tercih olur arkadaşlar.
Eğitimleri çok kalitelidir ve ayrıca kariyer fırsatları çok...
Geniş bir üniversite. Hatta bildiğim kadarıyla Chris Pine'da buradan mezun olmuştu.
Çok sevdiğim, çok beğendiğim bir oyuncudur.
O yüzden aklınıza bulunsun.
Şey gibi oldu, araya reklamlar girmiş gibi oldu ama üniversitede reklam verecek hali yok.
Reklam falan değil. Ben de bir arkadaşım sayesinde kısa bir online katılım sağlamıştım.
O sırada yaptım araştırmaları üniversiteyle ilgili.
Yani ben buna bir para veriyorum, katılacağım ama neye gidiyorum, bunlar kim ki diye bir araştırma yapmıştım.
Oradan çok hoşuma gitmişti.
O yüzden aklıma gelmişken bahsetmişken söylemek istedim.
O yüzden hakkınızda bulunsun. İşte deneyden bahsedeyim.
Deneyde okuldaki öğrencilerden iç güdülerinin sağlam olduğu düşünülen ve gözleri renkli olan 8 tane kişi seçiyorlar.
Bazı nesneler belirliyorlar ve 15 gün boyunca bu nesnelere nazar değdirecekmişcesine bakmaları isteniyor.
Yani kötü şeyler düşünerek bakın işte diyorlar.
Öğrenciler de gidip gelip bakıyorlar bunlara, odaklanıyorlar falan.
Deney bitiyor, bakışmalar bitiyor.
Bunları alıyorlar nesnelere, incelemeye başlıyorlar ve bir takım biyokimyasal ve...
morfolojik değişimler saptıyorlar.
Yani fiziksel görüntüleri hiçbir şekilde somut uyaran olmamasına rağmen bozulmuş.
Ve içsel yapılarında da bozulmalar, değişimler meydana gelmiş.
Sonra bu öğrencilerimizin özel olarak tasarladıkları bir cihazla arkadaşlar bunların gözlerini incelemeye başlıyorlar.
Bu nasıl olabilir? Yani sadece bir bakış bunu yapabilir mi diye ve şu ortaya çıkıyor.
Gözlerinden yayılan özel bir frekans var.
Ve bunun sayesinde bu biyokimyasal ve morfolojik değişimler oluşuyor.
Peki neden renkli gözlü öğrenciler seçilmiş?
Bunu fark ettiniz tabii ki.
Pek çok mistik inanışın da mavi gözlerin, işte renkli gözlerin daha çok nazar değdiğine inanılır.
Evet ama bilimsel kısmı da şu.
Renkli gözlülerin melanin seviyesinin yüksek olması.
Çünkü bu sayede çevrelerine karşı daha duyarlı oluyorlar.
Ve gözlerindeki bu şeffaflıksa sayesinde etraflarına içlerindeki enerjiyi daha kolay geçirebiliyorlarmış.
Yani renkte gözlü tanıdıklarınızın niyetini iyi anlamaya çalışın.
Siz de renkli gözlüyseniz eğer niyetinizi güzel tutarsanız kendi rezonans kanununuzu olumlu yöne yöneltebilirsiniz.
Çünkü iyi niyetlerde bulunursanız isteklerinizi kolay harekete geçirip size gelmesini hızlandırabiliyorsunuz.
Zaten deneylerde de görüldüğü gibi hızla etki ediyor.
Yani renkli gözlerin evet bu kısmı böyle kötü gibi görünebilir, olumsuz görünebilir.
Ama bu isteklerine oluşturma, kendine çekme konusunda da bence herkesten bir adım öndeler.
Bence güzel bir alan. Acaba lens işe yarar mı diye düşünürken ben çünkü benim gözlerim kahverengi.
Bu deney üzerine de arkadaşlar parapsikoloji bölümünün başkanı Arthur Galen bir tane makale yazılıyor.
Ve diyor ki makalesinde maddelerde meydana gelen değişikliklerin sadece renkli gözlerin beta ışını olarak yaydığı frekanslarda ortaya...
Yani adam kaşesini basıyor, imzasını atıyor ve bitiriyor olayı.
Kemgöz. Kemgöz diyoruz buna halk arasında değil mi?
Ama tabii ki buna kemgöz değil, bilim diyor ki psikokinesi.
Aynı zamanda çift yörük deneyi de vardır.
Önceki yıllarda yapılan bir deney arkadaşlar.
Şöyle bir tane deney hayal edin şimdi.
Atom altı parçacıkları yani gözle göremediğimiz minicik yapı taşları sadece gözlemlenebilen yani görebildiğimiz davranışlarımızı etkiliyor.
Ve bu kanıtlanmış.
Çok enteresan değil mi? Gözle göremediğimiz atom parçacıkları var.
Bir deneyde sadece görebiliyorsunuz.
Özel cihazlarla görebiliyorsunuz.
Ama gözle görülen bütün her şeye müdahalede bulunabiliyorlar.
Çift yarık deneyi bu. Tekrar söyleyeyim adını biraz önce söylemiştim.
Bu deneyden sonra zaten bilim insanları havlu atmış arkadaşlar.
Demişler ki evrenin işleyişi hakkında çok az şey biliyoruz ve bildiklerimizi de korkulamak zorundayız.
Aynı Socrates'in dediği gibi en iyi bildiğim şey hiçbir şey bilmediğimdir.
Güzel bir Socratic yöntem.
Hatta bu konu aklımda Socrates'in yöntemlerini anlatacağım bir bölüm yapacağım yakın zamanlarda.
Tamam Ayça'cığım artık Nazar'a inanıyoruz.
Ya da zaten inanıyorduk ama şimdi emin olduk.
Peki ne yapacağız? Neler yapabiliriz korunmak için?
Ve en önemlisi de korunmak zorunda mıyız?
Evet korunmamız gerekiyor arkadaşlar.
Çünkü biliyorsunuz bilimde anlattık.
Onları da kanıtladık. Yani istesek de istemesek de başkalarının ve bize enerjimiz bir şekilde bulaşıyor arkadaşlar.
Onun da enerjisi bizim de ona enerjimiz bulaşıyor.
Ve ne oluyordu bulaşınca?
Neler hissediyoruz? Bazılarımızın işte başı ağrıyordu.
Haber beklediğimiz yerden olumsuz dönüşler geliyordu.
İyi giden ilişkilerimiz birden kavga gürültü çıkmasıyla bitiyordu.
İşte bazen yolda yürürken birisinin baktığı kötü bir gözle düşüyorduk, yaralanıyorduk.
Bunun gibi şeyler yaşıyorduk.
O yüzden bizim bir önlem almamız lazım.
Hatta arkadaşlar nazarın ölümü bile sebep olduğuna inanılıyor.
Çünkü rimayete göre Hazreti Muhammed'in nazar değmesinin...
İnsanı mezara sokar dediği söyleniyor.
Bu büyük bir inanıştır.
Destekleyen de Kur'an-ı Kerim'de bir tane sure var.
Türkçe mealini okuduysanız biliyorsunuzdur diye düşünüyorum.
Hangi sure arkadaşlar? Felak suresinde ne diyordu?
Nefeslerin kötüleşmesinden, karanlıkların birbiri üstüne çökmelerinden Allah'a sığınırım diyordu değil mi?
Aynen böyle. Fikrinizden yayına, format, kayıt,
Muhammed'in de söylediği gibi bunu destekliyor.
Yani inanan insanlardansanız, teist ya da ateist değilseniz arkadaşlar, en iyi koruma yöntemi İslam dinine göre duadır.
Gerisi hepsi...
Hurafedir arkadaşlar. Nazar boncuğu, tuz, muska falan filan.
Bunların hiçbiri tabi ki din açısından uygun değil.
Hiçbir yerde yazmaz.
Sadece toplumların yıllardır süren kültürlerinden ve birbirlerinden etkilenmesiyle ortaya çıkmış şeylerdir.
Korunma yöntemlerini ben size psikolojik açıdan anlatmaya çalışacağım.
Çünkü ben de zaten nazardan bu yöntemlerle korunmaya çalışıyorum.
Yani kötü enerjilerden nasıl korunacağız?
Bunun tarafına bakacağız biraz.
Bu korunma konusunda psikolojik çalışmalar ve araştırmalar var.
Duygusal ve zihinsel sağlığımızı koruyarak çevremizdeki olumsuz etkilerden nasıl arınabileceğimizi gösteriyor.
Dr. Judith Drift, Dr.
Albert Menher, Dr.
Larry Desi. Dr.
Bram Brown, bunlar uzmanlar, en sevdiğim isimler.
Hepsinin kitapları da var, çok iyidir, tavsiye ederim.
Kötü enerjilerden korunma yolları da daha çok zihinsel ve duygusal iyileşme üzerine odaklanıyorlar.
İşte meditasyon diyorlar, sınır koyma, pozitif düşünme, işte şükran duyma, şükretmek gibi politiklerle açıklıyorlar arkadaşlar.
Yani bu yöntemler sizin çevresel ve duygusal streslerden daha az etkilenmenizi sağlıyor.
İçsel huzurunuzu ve psikolojik direnciniz de arttırıyor.
Peki birinci tavsiyem şöyle.
Çevrenizde bir tane insan düşünün.
İlk başta samimi, eğlenceli, iyi bir arkadaş gibi görünürken sonrasında sizin paylaştığınız bir şeyi ya da yaşadığınız bir durumu bilerek ya da bilmeyerek tersine çeviriyor.
Ve size negatif bir etki yaratıyor.
Örneğin iş ya da kişisel bir konuda unutlandığınızda onun tavrı ya da söyledikleri o güzel haberinizi bozuyor.
O güzel beklentilerinizi bozuyor.
Bunu anlatırken hissediyorsunuz aslında.
Böyle insanlar vardır hayatımızda.
Nazar değdirdiğini fark edersiniz ama bunu hep inkar edersiniz.
O kişi gözünüzün önündeyken hiçbir şey olmaz.
Sonra sırf ona her şeyinizi paylaştığınız için bir şekilde işler tersine dönmeye başlar.
O yüzden ya onlara hiçbir şey anlatmayacaksınız ya da onları hayatınızdan çıkaracaksınız.
Çünkü bazı insanlar...
hiç farkında olmadan hayatınızın en büyük engeline dönüşebilirler.
Ve Nietzsche bu konuda şöyle söylüyor.
Bazen insanın çevresi onun en büyük engeli olabilir.
Zihninizi daraltan, ruhunuzu hapseden insanlar sizi özgürlüğünüzden mahrum bırakır.
Bu yüzden zararlı olanı hayatınızdan çıkarmak aslında en büyük özgürlük seçiminizdir.
Nietzsche'nin bu sözü çevremizdeki negatif enerjileri ya da zararlı etkileri fark etmenin ve bunlardan korunmanın önemini anlatıyor.
Bazı insanlar farkında olmadan bizi engelleyen ve bizi aşağıya çeken bir enerji kaynağı olabiliyorlar.
Bu yüzden onlardan uzak durmanız ya da daha dikkatli olmanız kendiniz için yapabileceğiniz en sağlıklı şeylerden biridir.
Biraz önce Hz.
Muhammed dedik, ona rivayet edilen en güzel sözlerden biridir.
demek istiyorsan hiç kimseye anlatma demiştir.
Benim de maalesef geç öğrendiğim hatta şu anda da uygularken zorlandığım olanlardan biri.
Elinizden geldiğince Kendiniz hakkında, hedefleriniz, istekleriniz, yaşadığınız olaylar hakkında çok az şeyler anlatın arkadaşlar.
Enerjisine güvenmediğiniz insanlara karşı da hiçbir şey anlatmayın.
Hatta bence güvenmediklerinizi bile anlatırken pek detay vermemenizi tavsiye ediyorum.
Yani çünkü insanların içinde gerçekten ne yaşadıklarını, ne hissettiklerini bilmiyoruz.
Belki dün akşam eşiyle kavga etti ama anlatmadı.
Sen de o da işte dün geceki...
Yemeğinizi anlatıyorsun ya ne güzel vakit geçirdik birbirinizi ne kadar seviyoruz işte aşığım çok yakışıklı çok harika şunu yaptı bunu aldı falan diye bahsediyorsun.
Onun içinde mutlaka bir boşluk olur sizi kıskanmadığını söylese bile sizi kıskanmadığınıza inanmadığınız bir insan olsa bile arkadaşlar ya benim neden yok ya da ben neden yaşamadım neyi yanlış yapmış olabilirim.
Hatta acaba o benim erkek arkadaşım ama o benim eşim olsaydı nasıl olurdu diye bunun kafasına bile giriyor olabilir.
İnsan sonuçta yani değil mi?
İnsan. Yani bu konuda biraz daha farkındalıkla ilerleyebilirsiniz bence.
Diğer bir tavsiyem de arkadaşlar.
Sürekli şikayet eden, bir şeyler isteyen ama isteklerine ulaşamayan insanlardan uzak durun.
Şey gibi oldu. Tembel çocuklarla konuşma oğlum.
Çalışkanlarla arkadaşlık yap.
Annelik deyince de biraz sert oldu değil mi?
Neden bunu öneriyorum?
İslam tarihinde yaşayan bir tane kabile varmış arkadaşlar.
Esedoğulları diye. Ve bunlar göz değdirenler diye meşhur olmuşlar.
Mesela bunlar işte bunlardan bir tanesi diyelim.
Yolda yürüyor. Karna aç.
Birisini görüyor. Böyle yemek yiyen birisi.
İçi gidiyor. Diyor ki keşke ben de yiyebilsem.
O anda o kişinin lokması boğazında kalıyormuş.
Hatta şöyle ki onlardan birisi bir deveye baktığı zaman ay ne güzel deveymiş dediğinden bile onların bakışına dayanamazmış develer.
Hastalanıp yere yığılırlarmış.
Artık kaç kişi evinden yurdunluğu ettiler bilmiyoruz.
Bende de vardı böyle bir arkadaş.
Tabii ki vardı. Herkese vardır.
Ben bunu fark ettiğimde ilişkimi kesmek için çok uğraştım.
Her şeye rağmen işte kalbini kırmamak için sonunda başardım.
Şu anda tabii ki bizimle değil.
Mesela Sacred filmini de izlemişsinizdir.
Ben yalnız onun kitabını okumadım.
Ama filmini, belgeselini, neyini varsa her şeyini izledim.
Orada şey söylüyordu, başrolülerden biri adını hatırlamıyordum, Brian'di galiba.
Çevremizdeki insanların tavırları ve düşüncelerinin bizim enerjimizi değiştirebileceğini savunuyordu.
Yani filmde pozitif düşünceleri çekme konusunda nasıl daha güçlü hale gelebileceğimizi vurguluyordu.
Bakın bu filmi de izleyebilirsiniz.
Eğer bu pozitif enerjiyi sürekli kendinize çekmek istiyorsanız...
Filmi izleyin, güzel alıntılar var, güzel bilgiler veriyor.
Yani siz çevrenizdeki olumsuz etkilerden kaçmaya özen gösterirseniz hayatınızda olumlu değişimler olabilir.
Dolayısıyla da sizi etkileyecek herhangi bir nazar ortada kalmaz.
Yani enerji emicilerden kaçıyoruz arkadaşlar.
Zaten genelde bu tarz insanlar istedikleri durumda olmadıkları için hafta sonu bir kafeye gidip elinizde bir latte ile çektiğiniz instagrama attığınız bir fotoğrafı bile kıskanıyorlar.
Nazar değiyor. Bunu bence biliyorsunuzdur ya.
Yaşamışsınızdır. Sonraki haftasında evdesiniz.
Net. Bir türlü çıkamazsınız dışarıya.
Bir şey olur yani. Ya ben biraz önce söylediğim bu ilişkilerde nazar değmesi olayına da çok inanıyorum ya.
Gerçekten bir şeyleri anlat...
Yani sadece kendi ilişki için değil.
Benim bir arkadaşım da bir kıza anlatıyor.
Ben onu görüyorum. Duyuyorum yani anlattığını.
Ve çocukla kısa sürede kavga edip ayrılıyorlar.
Mesela psikoloji kumelerinin bu konuda psikolojik açısından çok güzel bir saptaması var.
Diyor ki idealize edilmiş şeyler onları elde edemeyenler için derin bir rahatsızlık yaratırlar.
Karşı taraf işte rahatsız oluyor bundan.
Bu kıskançlık durumu işte orada da var.
Hissedilen aslında orada insani bir dürtü ama zaten korkunç olan bu.
Bu arkadaşlar insani olması.
Çünkü... Hepimiz hissederek o nazar dediğimiz o ışınları var ya anlattım hani en başta.
Onları yayabiliyoruz, onları yayabilecek durumdayız.
Yani bundan kaçınmak için hep iyi niyete, hep ferah bir psikoloji kafasında olmamız lazım.
Bir de tutamıyoruz kendimizi bazen sohbet ederken.
Bırakıyoruz kendimizi sohbetin akışına.
Orada da Freud bizi ters köşe yapıyor.
Diyor ki Freud, sen kendine ay ne safım ya her şeyde anlattım dedin ama sen diyor aslında narsist bir insansın.
Nasıl yani narsist?
Narsist derken yani diyor sahip olduğun şeyleri başkalarına anlatarak onların aslında gözünden doğrulamak istiyorsun.
Onaylama istiyorsun.
Hayranlık duyulsun.
Ay ne güzel ya desinler istiyorsun diyor.
E sonra da nazar değdik diye dövünüyorsun.
Bunu o söylemedi bunu ben ekledim.
Biraz doğru gibi ya değil mi?
Yani bizim dilimizi de kalbimiz de biraz...
Tutmamız lazım sanırım.
Şimdi size arkadaşlar böyle sevdiğim isimlerin bazı nazar ritüellerini anlatacağım.
Bazılarına inanıyorum, bazılarına inanmıyorum.
Ya ben daha çok doğaya inanıyorum.
Bir de bu anlattığım psikolojik yöntemlere.
Ama bunları paylaşacağım. İçinde çünkü dikkatinizi çekecek çok eğlence olanlar var.
En son Freud demiştim.
Bu Freud'dan bahsedeyim.
Freud'un bir tane timsah derisi çantası varmış arkadaşlar.
Kendisi tabii bunun nazar diye değil de kötü enerjilerden korunmak için hep bu timsah derisi çantasının yanında taşırmış.
Yani onun zihinsel konsantrasyonunu koruyan bir tılsınmış.
Hatta bir keresinde arkadaşlar bir gün işte çantasını kaybediyor.
Odasında duruyor işte.
O arada hasta giriyor odasına.
Hastasına diyor ki çantamı bulamazsam bugün kimseyi analiz edemem.
Çünkü enerjim dengede.
Yani bu onun gizli bir zırhıymış.
O olmadan hiçbir şekilde dışarıya adım atmıyormuş.
Merle Moro mesela. Ay canım ya çok güzel.
Yattığı yer incitmesin diyelim.
Kendisinin ayna tılsımı.
Her zaman çantasında bir tane ayna taşırmış.
Çünkü aynanın kötü enerjileri geri yansıttığına inanırmış.
Hatta bir keresinde asistanı aynasını yanlışlıkla kırıyor.
Ve asistana nazikçe gülümseyerek diyor ki.
Tatlım umarım kırılan sadece ayna olur.
Kalbimiz değil. Canım ya tabii ki böyle bir şey söylerdi o da.
Benim en sevdiğim ve aramızda kalsın uyguladığım zaman zaman uyguladığım bir yöntemdir budur.
Yani şöyle söyleyeyim yöntemdir dediğim her zaman tabii ki yapmıyorum ama mesela çok önemli bir görüşmeye gideceksem ya da önemli bir işim varsa o gün evden çıkarken bunu uyguluyorum.
Zaten bunu yapanın da moda ikonu olması ayrı bir şey.
Coco Chanel arkadaşlar bazı günlerde kötü enerjilerden korunmak için çok enteresan bir ritüel uyguluyor.
Çamaşırlarını ters giyiyormuş.
Çünkü o da işte şanssızlığa, talihsizliğe ilan olan insanlardan.
Ve diyormuş ki moda dünyasında en büyük talihsizlik yanlış enerjidir.
O da bu yanlış enerjilere bulaşmamak için bazı günler iç çamaşırlarını ters giyermiş.
İkinci dünyasının liderlerinden biri Winston Churchill arkadaşlar.
O da her yere V işareti yapıyormuş.
Yani ters V işareti yapıyormuş.
Hatta savaşın savaştığı zaman çoğu zamanlarda her yere aklına geldikçe sürekli ters V işareti yapıyormuş.
Lady Gaga da arkadaşlar konserlerden önce her yere göz çiziyormuş.
Yani işte bu göz vardır ya.
Onlardan çizermiş.
Hani senin kötü enerjini sana geri gönderiyorum.
Yani Merle Morna'nın ayna enerjisi gibi düşünebilirsiniz.
Göz çiziyormuş o da. Osmanlı padişahları da arkadaşlar doğalı gömlekler giyermiş.
Tıhsımlı gömlekler. Hatta platformda filmi de vardı.
Hakan Muhafız'da sanırım.
Orada da görüyoruz tıhsımlı gömlekler gibi.
Aslında o da gerçek bir hikayeye dayanıyor.
Dualar yazıyormuş gömleklerde.
Ve onları böyle içtik gibi içlerine giyerlermiş.
Gördüğünüz gibi arkadaşlar tarih boyunca nazar ve kötü enerjilerden koruma yöntemleri insandan insana, kültürden kültüre değişiyor ve çok çeşitli.
Ama bence hepsinin ortak bir mesajı var.
Kendinizi korumak için önce neyin sizi güçlendirdiğini, neyin sizi düşürdüğünü bulun.
Ama unutmayın ki arkadaşlar en güçlü kalkan kendinize olan inancınızdır.
Bu bölümde sonuna geldik.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
