
Nasıl Kariyer Yapılır? Kariyerinin Kaptanı Ol
22 Haziran 2026 · 30 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: alternatifvizyonpodcast
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün iş dünyasına dalıyoruz arkadaşlar.
İşlerinde nasıl durumlarınız?
Biraz sıkıntılar var gibi değil mi?
Geçen haftalarda konuşmuştuk, sormuştum sizlere Instagram'dan kariyerinizle ilgili var mı sıkıntılarınız, sorunlarınız diye.
Bir tane bile hiç sorunum yok, iyiyim diyen maalesef olmadı.
Ülkemizin 2025'teki çalışan oranı TÜİK verilerine göre %40,3.
Bu oranı düşününce ülkemizin büyük bir çoğunluğunun mutsuz iş yerlerinde kaygılı bir şekilde çalıştıklarını söyleyebiliriz.
Bu sebeple ben de bugün biraz kariyerlerimizden bahsetmek istiyorum.
Kurumsal hayatımızda yaşarken hipnoz olmuş gibi fark edemediğimiz gerçeklerden bahsetmek istiyorum.
Ben bir keresinde ilk işimde Kontrol edemediğim bir olay tarafından duygusal olarak darp edilmiştim.
Belki de bu yüzden çok kontrolcüyüm hala.
Vazgeçemedim bu huyumdan.
Zor bir huydur, kontrolcüler beni anlar.
Bu bölümü o yaşlardaki Ayça'ya hediye etmek istiyorum.
O zamanlar hiçbir şeyin farkında değildim çünkü.
Ve o zamanlar şimdiki beni görüyor olsaydım çok gurur duyardım.
Beni darp etmelerine izin vermez galiba hepsini yakar yıkardım.
Ama hayat herkese aynı şekilde öğretmenlik yapmıyor.
İhtiyacımız olan değerlere göre.
Buna göre ders verme şeklini seçiyor.
Benimki bir tık zorlamıştı ama şükürler olsun ki hepsinden anlamızın akıyla çıktık diyebilirim.
Hatta ilk işimde şöyle bir şey yaşamıştım.
Bir iş yapılacaktı ve o işi yapacak kişinin de erken çıkması gerekti.
Kimseden ses çıkmadı.
Ben dedim ki isterseniz hani ben yapabilirim sorun olmaz dedim.
Bana bu kadar iyi olamazsın rol yapıyorsun sen demişti.
Ben de insanlıktan bu kadar ümidinizi kesmiş olamazsınız ya demiştim.
Sonra kadın bayonu öyle çıkışınca aldı gazı.
İşte hem iyisin hem herkese her konuda yardımcı olmaya çalışıyorsun.
Sen kesin rol yapıyorsun bana hiç samimi gelmiyorsun ben seni hiç samimi bulmuyorum falan demeye başladı.
Sonra ben de ağlayarak dedim ki burası çok komik ya.
Kişi kendinden bilirmiş işi.
Verdiğim cevaba bakın.
Daha 20'lerinde bulmurluk terimini ben bulmuş olabilirim bu cevabımla.
Evet şimdi bugün kariyerlik alanında, iş hayatında, kurumsal dünyada çok güçlü isimlerin tavsiyelerine, söylediklerine bakacağız.
Bazen isim paylaşmayacağım arkadaşlar.
Biraz uzun bir bölüm. Ama şunu söyleyebilirim.
Benim çok sevdiğim birisi var Mehmet Akif Çakırar ve Robert Greene.
Hatta Robert Greene'in güç sahibi olmanın 48 yasası kitabı.
Şimdi bu kitap biraz sert.
Birkaç alıntı yapacağım. Bütün bilgileri birleştireceğim.
Tabii ki her zamanki gibi araştırdım.
Güzel bilgilerle beraber, doğru bilgilerle beraber anlatmaya çalışacağım.
Bana en çok gelen sorularınızdan biri arkadaşlar.
Her zaman daha doğrusu en başında geliyordu.
Yani bu tarz şeyler söylüyordunuz.
Şöyle diyordunuz bana. İşimde tükenmiş hissediyorum.
Artık kendime hiç güvenim yok.
Hakkımı yiyorlar iş yerinde.
Bana verdikleri sözleri tutmuyorlar.
Artık çıkmaza girdim.
Kendimi bu iş yerinde çaresiz hissediyorum.
İlerleyemiyorum ama istis kalırım korkusuyla istifa edemiyorum.
Hayata yenilmişim gibi hissediyorum.
Ne yapmam gerekiyor diye sorularınız geliyor.
Şu an elimde bu arada bu sorularınızı tek tek okuyorum buradan.
Bir kere şunu unutmayın, ölüm gelene kadar her yenilgi psikolojiktir ve bizler aslında ne yapmamız gerektiğini çoğu zaman çok iyi biliyoruz ama konfor alanımız ve kurban psikolojimize o kadar sıkı sıkıya
bağlıyız ki tükenmiş ve çaresiz hissediyoruz.
Anlatacaklarım şifa olsun diyorum ve artık başlıyorum.
Şimdi şöyle bir çalışmak kavramına bir bakalım istiyorum arkadaşlar.
Çünkü garip bir anlamı var.
Eski Yunanca'da çalışmak dualeuo.
Aynen böyle yazılıyor.
Yazıldığı gibi okuyorum.
Çünkü eski Yunanca'yı kusura bakmasın kimse ama telaffuzunu bilen kimse yok doğru bir şekilde.
Ve arkadaşlar bu dileuo kelimesi dulos.
köle anlamına gelen sözcükten türetilmiş.
İngilizce'de de work biliyorsunuz, çalışmak.
Bu da çekiçle dövülmüş anlamına gelen wrote kelimesinden tüketilmiş.
Söyleyeceklerim bu kadar. İşçi sınıfıyız arkadaşlar bizler.
Anadan babadan zengin değilseniz ya da şu anda zengin değilsiniz.
Yani zengin olmak evinizin bir evinizin bir arabanızın olması, belirli bir gelirinizin olması değil arkadaşlar.
Zenginlikten bahsediyorum.
Yani hiç çalışmasanız sülalinizi yatacak kadar para olması demek.
Maddi zenginlikten bahsediyorum bu arada.
Yani işçi sınıfı olarak beyaz yaka ya da mavi yaka olsun hiç fark etmez.
Hepimiz modern köyleriz.
Harcamak, tüketmek üzerine kurulu bir sistemde kariyer yaparak, güzel paralar kazanmaya çalışıyoruz.
Peki kariyer nedir?
Genel anlamda çalışma hayatımız boyunca herhangi bir iş alanında ilerlememiz, deneyim ve beceri kazanmamız demek.
Şimdi bizler ne istiyoruz iş hayatımızda?
Kariyerimizi geliştirmek için daha etkin kararlar vermek istiyoruz ve geleceğimizi güvence altına almak istiyoruz değil mi?
Nasıl yapabiliriz bunu arkadaşlar?
Tabii ki kariyer planlamasıyla yapabiliriz.
Yani kariyerinizi doğru yönetilmek için Bir yol haritasına ihtiyacımız var.
Robert Greene, Gücün 48 yasası kitabında 29.
yasada der ki son her şeydir.
Oraya kadar her şeyi planlaman gerekir.
Yani sonuna kadar...
Her konuda, her adımda bir planın olsun der.
Başınıza gelebilecek olası sonuçları, engelleri, talihinizi tersinize çevirebilecek ihtimalleri önceden düşünmeniz gerektiğini söylüyor.
Niye sizce bunu söylemiş olabilir?
Sadece çalışıp oluruna bıraksak, böyle tevekkül falan yapsak olmuyor mu?
Hayır olmaz diyor. Eğer bunları düşünür ve plan yaparsanız kötü şartlar ve durumlarla karşılaştığınızda savrulmaz.
Nerede duracağınızı, ne yapacağınızı bilirsiniz diyor.
Hatırlayın hangi bölümde, hangi podcast bölümünde söylemiştim bunu?
Stolcular bölümünde söylemiştim değil mi?
Neydi bu? En kötüsünü düşünmekti.
Başına geldiğinde üzülmüyorsunuz ve ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz.
Bu aynı zamanda arkadaşlar stres yönetimine de çok iyi gelen bir yöntemdir.
Yani bir yolda yürüyorsanız o yolun sizi nereye götüreceğini bilmeniz gerekiyor.
Çünkü arkadaşlar bakın kurumsal hayatta ya işte iş hayatında diyeyim kaybolmak o kadar kolay ki sürekli kendini suçlu hissedersin bir şeyleri oldurmaya çalışırken aynı zamanda bunu da doğru yapmaya çalışırken
kendini yitirirsin ve bu çok kolaydır.
Şey gibi hissettiriyor ya marketten süt alıyorsunuz eve geliyorsunuz kaynatıp içiyorsunuz tadı bir garip geliyor yoğurt yapayım bari diyorsunuz tutmuyor e bari peynir yapmaya çalışayım diyorsunuz o da olmuyor.
Sonra kendinizde hata aramaya başlıyorsunuz.
Yapamadığınızı düşünüyorsunuz.
Beceremedim diyorsunuz.
Sonra bir bakıyorsunuz.
Meğerse süt bozukmuş.
Sizde sorun yok. Bizler bu sütün bozuk olduğunu, şirkette işlerin yanlış gittiğini bir şekilde söylememiz gerekiyor arkadaşlar.
Hadi ilk tavsiyeyle o zaman başlayayım.
Söylenmeyin ama söyleyin.
Yahya Kemal'in çok sevdiğim bir sözü vardır.
Türk milleti söylemez, söylenir demiştir.
Genelde iş yerlerinde şikayetimizi gözden düşmek, çıkarılmak gibi tehlikelerden dolayı söyleyemiyoruz.
Ama arkadaşlar ne yapıyoruz?
Ailemize akşam gelince şikayette bulunuyoruz.
Arkadaşlarımıza şikayette bulunuyoruz.
Kendi kendimize anlatıyoruz.
Söylenerek bunları yapıyoruz.
Eğer sıkıntılarınız varsa iş yerinizde...
Bunları bir toparlayacaksınız ve yetkililerinizle konuşacaksınız.
Ama hiçbir zaman arkadaşlar benden size tavsiye olsun bu.
Hiçbir zaman şikayetle gittiğinizi belli etmeden şikayet edeceksiniz.
Bunu nasıl becerebilirsiniz biliyor musunuz?
Çözümle giderek. İşte Ayşe Hanım Bana iki ay önce bir söz vermiştiniz, sizlerle görüşmüştük.
Çok da mutlu etmişti beni.
Gerçekten burada bir kariyere, bir kariyer planına sahip olduğumu hissetmiştim ve çok heyecanlanmıştım.
Ama iki ay geçti ve ben bu konuda bir adım atıldığını göremedim.
Acaba şöyle mi yapsak?
Ben ufaktan işlere başlasam.
Bakın. Acaba şöyle mi yapsak?
Yapıcı, çözümlü.
Anlatabiliyor muyum arkadaşlar? Bu şekilde girmeniz gerekiyor.
Çünkü siz şöyle desiniz.
Ayşe Hanım iki ay önce bir söz vermiştiniz.
Ben terfimi alamadım.
Söylemiş olduğunuz pozisyona yükselemedim.
İşte hani nasıl olacak böyle vesaire falan filan söylediniz.
Birkaç tane daha olumsuz cümleler söylediniz.
O size der ki şöyle şöyle oldu.
Yöneticilerden okey alamadım.
Onay alamadım. İşte şöyle bir emir gelmedi.
Bilmem ne olmadı. Bir sürü bir şeyler söyler.
Sonra der ki sizi suçlu yaparlar.
Siz suçlu olursunuz. Peki önerin nedir?
Ne düşünüyorsun? Ne olacak şimdi?
Ne yapmak istersin? Bunu söyleyecek.
Size atacak yani topu.
Robert Greene 28. yasada kitapta diyor ki çekingenlik tehlikelidir.
Rahatsızlık duyduğunuz hiçbir konuda çekingen davranmayın diyor.
Ve size verilen sözlerin tutulmaması sizin rahatsız olduğunuz konular.
Aslan tereddütlü avının etrafında daireler çizer.
İşte bu tarz yöneticilere sahipseniz sizin tereddütlü olduğunuzu bu konuda tamam tamam Ayşe Hanım tamam hani ben beklerim demek ki daha zamanımız var.
Nasıl olsa söz verdiniz elbet bir gün terfi verirsiniz.
Bu... Tereddütlü olmanız demek.
Yani bu algıyı karşı tarafa vermeyeceksiniz.
Duruşunuzla da vermeyeceksiniz.
Sözlerinizle de hatta ses tonunuzla da vermeyeceksiniz arkadaşlar.
Yani yıllarını özellikle çok uzun yıllardır o şirkette geçirmiş bir yöneticiniz varsa sizin zayıf noktanızı emin olun ki çok iyi biliyordur.
Çok iyi biliyordur ve verdiği sözleri bile o bildiklerine göre vermiştir.
Sizi tanıyordur. Ne tepki vereceğinizi biliyordur zaten.
İşte burada... Cesur olmanız lazım.
Cesaret korkuyu vurur.
Korku da otorite yaratır diyor Robert Greene arkadaşlar.
Yani şikayetçi olduğunuz konularda çözümle ve cesaretle yöneticinize gittiğinizde sizin gerçekten olduğunuzdan daha güçlü görünmenizi sağlar diyor.
Yani siz bu cesareti gösterdiğiniz zaman dediğim şekilde gittiğiniz zaman aa bir dakika ya bu kız bir tık böyle bir güçlü geldi bir tık böyle bir sıkıntı yapacak gibi ben biraz daha hızlandırayım hani safsaklamayayım
başımdan atmayayım gibi düşünmesine sebep olacaktır.
Yani varsa bir derdiniz aldığınız ama yerine getirilmeyen sözler varsa önceden konuşmuş olsanız bile yeniden bir cesaretle tekrar konuşmanız gerekiyor.
Şirketlerde ağlamayana meme vermezler.
Ama doğru kişiye doğru sözlerle yapıcı olarak ağlamanız gerekiyor.
Eğer işinizde devam edip yükselmek istiyorsanız.
Yoksa arkadaşlar yanlış bir şekilde ağlarsanız adınız bir tane bir şeye çıkar.
Aynen şöyle. Kurumsal bir şey ise bu da çok şikayetçi.
İnanılmaz toksik. Buna çıkar.
Kurumsal bir yer değilse aynen şöyle derler arkanızdan.
Bundan emin olun. Bundan emin olabilirsiniz.
Duydu bu kulaklar. Bu kıza çok çingene ya inanılmaz çingene cadaloz bir şey.
Yani bunu istiyorsa bir kere buna söz verdilerse bu var ya ortalığı yıkar yine de o terfiye alır.
Aynen bu cümleler söylenir.
Ve diğer tavsiyeye geçiyorum.
Eski köye yeni adet getirin.
Harvard'da doktora yapmış bir isim var.
Cüneyt Ülsever. Başarılı bulduğum yöneticilerden aynı zamanda yazardır.
Kendisi çok güzel kitapları da var.
Der ki Cüneyt Bey. Benim neslim nereden çıktı bu?
Durup dururken icat çıkarma.
Bu azarla büyüdü der.
Çocukluğumda ne zaman ortaya yeni bir fikir atsam icat çıkarma bana dediler diyor.
Bizler bir nesil olarak şöyle bir duruma geldik arkadaşlar.
Yenilikten kaçan. Değişime direnen, bırakın yaratıcı olmayı hayal kurmaktan korkan bir nesil haline geldik.
Ama sonradan üzülmeyin safsatısıyla hayalinizi yorganına göre uzatın bile dediler bize.
Şimdi bunu yıkıyoruz.
Nasıl yıkacağız? Birincisi iş yerlerinde itaat en büyük insanlık erdimi değildir.
Bu cepte. İkincisi ezbere çalışıp düzeni devam ettirmek çalışkanlık değildir.
Kredinizde büyümek istiyorsanız sadece işinizi yapmayın.
Kendi işinize dışarıdan bakın diyor arkadaşlar Robert Greene.
Nasıl yapabiliriz? Mesela sektörünüzdeki yenilikleri takip edeceksiniz.
Sektörünüzle ilgili Başarılı olmuş insanları sadece takip etmekle kalmayacaksınız.
Onlarla iletişime geçin.
Tavsiyeler almaya çalışın.
Gerçekten çok enteresan bir şekilde dönüş yapıyorlar.
Ben şu anki çalıştığım bankaya girmeden önce biraz daha düşük bir bankadan Bir tane yöneticiyi çok beğeniyordum.
Dışarıdan takip ediyordum. Benim bölümümle ilgiliydi.
Bir cesaret. Ona işte mesaj atmıştım.
Bulmuştum bir şekilde. Mesaj atmıştım.
Tabii ki CV bilgilerini vesaire de göndermiştim.
Böyle de yüzsüzüm işte.
Arkadaşlar iş arıyorsam, bir şeyi istiyorsam hiç de utanmam.
Mesaj atarım, sorarım da isterim de.
Neyse mesaj atmıştım.
Ertesi gün bana cevap vermişti.
Yardımcı olacağını söylemişti.
Daha sonradan ama bana şu an çalıştığım iş yerinden birkaç gün sonra teklif geldiği için o tarafı değerlendirememiştim.
Ama bu kişiyle arkadaş olduk biliyor musunuz?
Aramızda yaş farkı olmasına rağmen.
Sonra ben ona söyledim hani ben buraya girdim şöyle böyle diye.
Onun çok hoşuna gitti. Dedi ki bana da daha önceden çok mesaj atan olmuştu ama sizin mesajınız çok hoşuma gitti.
O yüzden geri dönüş yapmak istedim.
Hani böyle bir his gibi bir şey.
Hani karşılıklı olan bir şey.
Empati falan öyle bir şey de telepati bilmiyorum artık.
Yani hani durmayın arkadaşlar.
Hiç şey yapmayın. Tavsiye isteyin ya.
Yeni mesela sektöre girdiyseniz tavsiye isteyin.
Mesela yeni bir işe girdiniz.
İşte tamamen sallıyorum.
İşte diyelim ki bir kitap yazdınız.
Kitap yazacaksınız ya da.
Sevdiğiniz bir yazı... Yazara mesaj atın.
Ben mesela benim çok sevdiğim yabancı bir tane podcaster var.
Geçen ona mesaj attım.
Cevap vermedi. Okumadı, görmedi.
Bilmiyorum yani görüyor mu görmüyor mu.
Görüldü olmadı yani. Ama o bana dönecek.
Biliyorum. Geçenlerde yazar Metegin mesela bir tane işte gönderisini paylaştım.
İşte Türkiye'de birinci oldum.
İşte nasıl olur bu? Kendi ülkemde İngiltere'de birinci değilim falan diye.
Ben de onunla ilgili bir şeyler yazmıştım.
Daha sonra benim hikayemi beğendikten sonra bana mesela kalp atmış hikayemi.
Çok hoşuma gitti ya. Bu benim için çok büyük bir şey.
Bence şu anda yaptığım işle ilgili ben bir adım önde hissettim kendimi.
Mesela işinizle ilgili bunu kesinlikle tavsiye ediyorum.
İşinizle ilgili makaleler okuyun arkadaşlar.
Eğer olur da o makaleler ağır gelirse alın o yazıyı yapay zekaya sorun.
Mesela deyin ki işte bu bilgilerden bana üç tane fikir çıkart deyin.
Yani hangi yapay zekayı kullanırsanız kullanın.
Hepsine bakın zaten ücretsiz olanlar da var.
Sonra öğrendiğiniz yeni bilgileri günlük iş hayatınızda nasıl kullanabilirsiniz?
Bunları düşünün arkadaşlar. Kendiniz düşünün.
Hani bir şeyler bulamıyorsanız yine dediğim gibi yapay zekayı sorabilirsiniz.
Mesela bakın finans, hukuk, insan kaynakları, eğitim, sağlık, sigorta.
Hani bunun gibi alanlardaysanız mevzuattan anlamam deme lüksünüz yok arkadaşlar.
Mevzuatı mutlaka bilmeniz gerekiyor.
Uyap mevzuatına girin bakın.
Kendi alanınızla ilgili kelimeler yazın.
Sonra çıkan metinleri alın.
İşte yapay zekaya anlattırın.
Yani söyleyin işte. Kendinize bir karakter verin.
Ona bir karakter verin. Mümkün olana en kolay şekilde anlat falan deyin.
Bir şekilde anlatacak. Hiçbir şey olmasa da ucundan da olsa bir şeyler...
Eğer mesela şirketiniz varsa diğer şirketlere bakmak size bir vizyon kazandırabilir arkadaşlar.
Kapa Bakın, Kamuyu Aydınlatma Platformu biliyorsunuzdur.
Finansal tablolar ve şirket bildirimleri, özel durum açıklamaları yer alır.
Diyetisyenseniz mesela Dünya Sağlık Örgütü'nün önerilerine bakın.
İşte Hu'nun referans bilgileriyle yaratıcı yeni fikirler bulun.
Eğer Instagram'da diyetisyenlik üzerine bir şeyler yapıyorsanız, işte Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği besinler, bilmem ne oldu, şöyle böyle, şu an aklıma gelmiyor, böyle şeyler yapabilirsiniz.
Ben mesela bir sürü diyetisyenin tariflerine bakarım.
Instagram'dan bakarım yani YouTube'a bile açmam oradan bakarım ama gerçekten bir veriye dayalı konuştuğu kelimelerde işime yarayacak bilimsel bir şeyler söylüyorsa eğer onun vermiş olduğu tarifi
denerim. Mesela benim önüme şu ana kadar hiç çıkmadı Dünya Sağlık Örgütü'nün işte önerdiği besinler ya da önerdiği yiyeceklerle diyet planı bir haftalık.
Hani böyle bir şey çıksa dur bakayım ya ne diyormuş bu mutlaka derim.
Buradan size bir öneri olsun. Mesela yine diyetisyenler için söyleyeyim.
Yeni bir beslenme trendi gördüğünüz işte aralıklı oluştur.
İşte ketojenik beslenmeydi galiba.
Bağırsak sağlığıyla ilgili bir beslenmeler falan.
Hemen gidip de şey yapıyorlar.
Ben görüyorum. Instagram yorumlarına bakıyorlar.
Hani onu izleyenlerin algıları ya da yorumları nedir diye.
E PubMed'e bakın arkadaşlar.
Google Scholar'a bakın. Yani yorumları falan boşverin.
Bu dediğim yerlerde daha işinize yarayacak şeyleri öğrenebilirsiniz.
Yani bu gibi gibi işte. Mutlaka işinize yarayacak şeyler bulabilirsiniz.
yerinizde adım atmanızı sağlayacak hani birkaç spesifik bilgi vermek istedim.
İnşallah bunlar da işinize yarar ve arkadaşlar eğer müşterilerinizle direkt temas halindeyseniz böyle bir işiniz varsa müşterilerinizle mutlaka iç içe olun.
Hiç düşününüz mü arkadaşlar neden mesela bizler ya da öğrenciler şu ankiler görmüşsünüzdür çocuklar okuldaki öğretmenlerle değil de dershanedeki ya da özel ders aldıkları öğretmenlerini daha çok seviyorlar daha çok
savimliler. Çünkü onlar bizimle çocuklarla daha çok iç içeydi.
Daha çok iç içeler. Onlar bizimle daha çok ilgileniyorlar.
Biz de bu ilgiye tabii ki kayıtsız kalmıyoruz.
Ünlü oyuncu Hilary Swank'ı biliyorsunuz değil mi?
1999'da Erkekler Ağlamaz ve 2004'de Milyonluk Bebek filmdeki rolleriyle en iyi kadın oyuncu dalında Oscar ödülünü kazanmıştı.
Bu kadın diyor ki arkadaşlar ben rollerim için, kendim için ve insanları gözetlemek için yaptığım rollerdeki hareketliğin doğruluğu ve doğallığı için mutlaka New York metrosunu
kullanırım diyor. Her zaman bunu kullanıyormuş.
Düşünsenize. İki Oscar ödüllü, inanılmaz ünlü bir kadın New York metrosunda, Cairn University sanırım metro kullanıyordu.
Sürekli kullanıyor mu bilmiyorum açıkçası ama Hilary sürekli kullanıyormuş arkadaşlar.
Bu arada bu iki filmi ya izlemediyseniz çok şey, çok şeyi kaybettiniz ve şu anda sizi kıskanıyorum izlemeyenler varsa.
İki film de harika bir filmdi.
Ben kaç kere izlediğimi inanın bilmiyorum.
Yani koca iki Oscar'ı ödülü kazanmış kadın diyor ki insanlarla iç içe olun, insanları gözetleyin, insanlarla sürekli ilgili bir şekilde iletişim halinde olun diyor.
Bu da bence gerçekten güzel bir tavsiye kendi işi olanlar için.
Diğer bir tavsiyede arkadaşlar işinizde her şey olabilirsiniz ama kararlı olmazsanız çok şey kaybedersiniz.
Kararlı bir insan olduktan sonra kartlar çünkü sizin için tek kardan dağıtılır.
Kararsızlık arkadaşlar hayatımızın çok alanında birçok alanında yaşadığımız bir durum.
Ve kararsızlık yüzünden çoğumuz kariyer hedeflerimize ulaşamıyoruz.
Başarımızın önündeki engel ortadan kalksa bile sırf kararsız kaldığımız için başarılı olamadığımız anlarımız oluyor.
Mutlaka sizin de olmuştur.
Şimdi bakın şöyle bir deney yapılmış.
Amerika'da Woods Hole Asinografi Enstitüsü'nde yapılan bir tane deney var.
Araştırmacılar arkadaşlar bir tane akvaryumu camla ortaya...
Sonra bir tarafa köpek balığından daha yırtıcı olan barakuda balığını koyuyorlar.
Diğer tarafa da dubar balığını yerleştiriyorlar.
Barakuda balığı karşısındaki balığı yemek için böyle saldırıyor bir hevesle tak tak diye saldırıyor.
Ama tabii ki cama çarpıyor.
Aynı durumu defalarca defalarca tekrarlıyor.
Her denemesinde daha fazla yaralandığı için barakuda balığı Bir süre sonra bu isteğinden vazgeçiyor.
Sonra arkadaşlar bu araştırmacılar cam engeli kaldırıyorlar.
Engel kalktığı halde Barak Uda'nın hiçbir saldırıda bulunmadığını görüyorlar.
Psikolojide bu duruma öğrenilmiş acizlik deniliyor.
İş dünyasında da bizler barakuda balığının cam engele çarpması gibi engellerle karşılaşıyoruz.
Ve öyle bir an geliyor ki engellere ortadan kalkıyor ama biz öğrenilmiş acizliğe yakalandığımız için hiçbir şey yapamıyoruz arkadaşlar ve başarılı olacağımız bir işe korktuğumuz
için kararsız kaldığımız için maalesef el uzatamıyoruz.
Şimdi bunu kariyere getirelim arkadaşlar.
Düşünün bir tane çalışan var.
Yıllardır aynı şirkette çalışıyor.
İşini iyi yapıyor. Herkes ondan memnun.
Hatta çoğu zaman işi toparlayan kişi o.
Yeni gelenlere işi öğreten de o.
Kriz çıktığında herkesin dönüp baktığı kişi de o.
Ama konu kendi kariyerine gelince bir türlü adım atamıyor.
Bir gün içeride bir tane pozisyona açılıyor.
Aslında tam ona uygun.
Deneyimi var, bilgisi var, insan ilişkileri falan iyi.
Herkes başvurabileceğini düşünüyor arkadaşlar falan da ama o başvurmuyor.
Neden başvurmamış olabilir?
Çünkü 3 yıl önce bir pozisyona başvurmuştu ve seçilmemişti.
O gün ona açık açık sen yetersizsin, seni beğenmiyoruz falan dememişlerdi.
Ama o içinde bu seçilmemesini aldı, buna evriltti.
O yüzden de kararsız kaldı bundan sonrakiler için.
İşte böyle yapmamamız gerekiyor arkadaşlar Ve diğer tavsiye çalıştığımız yerlerde görünmeyeni görmeye çalışın Ottun'un çok sevilen bir profesörü vardı rahmetli Muhan Soysal Hoca.
Stratejik yönetim dersinin bir saatinde tepe göze Picasso'nun bir tane resmini koydu.
Herkes resme baktı.
Tarzını zaten anlamak zor.
Kübik olan, sürealist bir resim çünkü.
Sanatla ilgilenmeyenler pek anlayamaz.
Bozuk perspektifli bir oda.
Sarı, uzun saçlı, yaratığa benzeyen bir şey.
Etrafında başka yaratıklar.
Yerde yine bir yaratık. Ve arkada şekli bozuk, içi parlak.
Dikdörtgenin içinde başka bir şeyler var.
5-10 dakika boyunca arkadaşlar hoca hiçbir şey söylemeden bekledi tamam mı?
Yani öğrencilerin resme bakıp bir şeyler söylemesini bekledi.
Sonra bu Picasso'nun resmini kaldırdı.
Meninas'ın bir tane resmini koydu.
Bu resimde sandalyenin üzerinde oturan sarı uzun saçlı bir tane aristokrat kız var.
Etrafında dadıları var.
Onun saçını tarıyorlar. İşte yerde bir tane köpek var.
Ve babası da arkadan ışık sızan bir tane kapıdan Kapanın aralığında kızını izliyor.
Öğrencilerden bazıları bu ikinci resmi görünce arkadaşlar Meninas'ın resmini görünce Picasso'nun resmindeki öğelerin ne olduğunu bazıları anlamış oldu.
Bu resim arkadaşlar Meninas'ın bu tablosuna bu sarı saçlı kızdaki tablosuna bir göndermeydi aslında bunu fark ettiler.
Ve Muhan Hoca Onlara hiç unutamayacakları bir tane ders verdi.
Hayatta hiçbir şey Meninas'ın resmi kadar belirgin ve net değil.
İş hayatı gerçekleri size Picasso'nun resmindeki gibi şekil değiştirmiş olarak gösterilir.
Picasso'nun resmine bakıp Meninas'ın resmini görebilirseniz başarılı olursunuz ve diğerlerini geçebilirsiniz.
Bazen gerçekten çok saçma böyle Picasso'nun tablosundaki gibi saçma diyorum tabiri caizse arkadaşlar saçma demek istemiyorum yani.
Yaşadığımız olaylar çok karmaşık oluyor ve anlamlandıramıyoruz.
Önümüzdeki fırsatları göremiyoruz.
Yani bize bir yanlış yaptığı zaman hemen neye sarılıyoruz?
Tabii ki şikayete sarılıyoruz.
İşte laf söylemeye sarılıyoruz.
Vazgeçmeye sarılıyoruz.
Aslında böyle olduğu zaman bir Picasso'nun tablosuna baktığını düşünün.
Hayatınız bir Picasso'nun tablosunda.
Saçma sapan bir şeyler yaşıyorsunuz.
Görmeniz gereken bir şeyler var.
Yani bize bunu zaten evren hep yapıyor değil mi?
Görmemiz gereken şeyleri böyle hiçbir zaman önümüze direkt doğrudan vermiyor.
Hep dolaylı yollardan veriyor.
Şirketlerde yaşadıklarımızı da aslında neyi görmem gerekiyor diye düşünerek bakarsak meynasın tablosunu görebiliriz.
Ve diğer bir tavsiyem arkadaşlar bu benden olsun.
Kendinize mobbing yapmayın arkadaşlar.
Dışarıda size mobbing yapacak kimse kalmasa bile sanki o işi birisinin mutlaka yapması gerekiyormuş gibi nöbeti biz devralıyoruz.
Mesela bir konuda işle ilgili iş yerinde iş arkadaşınızla konuşuyorsunuz.
Diyorsunuz ki ya yanlış bilmiyorsam şu şöyle olmalı.
Yanlış bilmiyorsam dediğiniz anda Bilginizin altına siz oymuş oluyorsunuz.
Söylediğiniz o bilginin altına boşluk bırakıyorsunuz.
Ya da mesela ben çok anlamam ama sanırım şu şu şöyle oluyordu.
Sanırım bu bu böyle oluyordu.
Ben o işi pek bilmiyorum ama arkadaşım galiba işte şu kişi bilmem kim x böyle yapıyordu.
Yani bu tarz cümleler kurarak kendinizi küçültürsünüz ve bunu fark etmezsiniz.
Çocukken bize bir şey öğretildi.
Fazla olma.
Abartı olma. Bize bu öğretildi arkadaşlar.
Bu kurala ihanet etmekten korkmayın.
Yıllarca aynı yerde kalıp istediği kariyeri erişemeyen insanlar tanıyorum.
Ve bunlar çok kullanılma insanlar.
Yıllarca kariyer yapamadan aynı yerde çalışmak çok çok kötü bir duygu.
Yani nasıl bir duygu biliyor musunuz?
Her gün aynı filmi açıp sonunun değişmesini beklemek gibi.
Yani asansöre binmişsiniz.
Bütün tuşlara basmanıza rağmen asansör sizi hep...
aynı katta götürmüş.
Hep aynı katta, hep aynı katta.
Yani eğer bir iş yerinde, eğer söylediğim şekilde hissediyorsanız anlayın ki artık orada sizin kariyeriniz biraz kitlenmiş, önünüze bir ket vurulmuştur.
Bu yüzden hangi sektördeyseniz bu sektördeki yenilikleri takip edeceksiniz.
Kendi işinize uyarlayacaksınız.
Bu söylediğim bu tarz kelimeleri, cümleleri kullanmayacaksınız ve Her bokolog gibi çoğu şeyden bilginizin olması ve bu bilginizden de emin oluyor pozisyonda olmanız gerekiyor.
Bunu yapacaksınız. Şimdi son tavsiyeme geçiyorum.
Şimdi Einstein arkadaşlar bir gün bir konferans veriyor.
Konferans bittikten sonra yanına birkaç tane bilim adamı geliyor.
Diyorlar ki Einstein biz sen öldükten sonra senin beynini incelemek istiyoruz.
Acaba buna müsaade eder misin diyorlar.
Birkaç gün sonra Einstein Bunların yanına gidiyor.
Diyor ki bilimsel olması gaydesiyle tabii ki izin veriyorum.
Ama araştırma bittikten sonra araştırmanın sonucunu bütün kamuoyuna anlatacaksınız.
Ve orada bir tane kapalı bir zarf uzatıyor.
Ve bu zarfın içindekileri herkese, oradaki herkese anlatacaksınız, okuyacaksınız diyor.
Tamam diyorlar, olur. Bu konuşmadan sonra Einstein birkaç sene sonra ölüyor arkadaşlar.
Einstein öldükten sonra Princeton hastanesinde patoloji uzmanı Dr.
Thomas Harvey otopsi yapmaya başlıyor.
Einstein'ın beynini formalde hiçbir sıvı içinde saklıyor.
Sonra diğer bilim adamlarının da incelemesi için dilim dilim keserek onlara da veriyor arkadaşlar.
Sonra araştırmalar bitiyor.
Araştırma açıklanıyor.
Kamuoyuna açıklanıyor tabii ki.
Diyorlar ki Einstein'ın beyni diğer insanlardan, bizlerden hiçbir farkı yok.
Sadece biraz daha ufak, daha hafif gibi bir şey söylüyorlar.
Sonra işte Einstein'ın bu isteğini söylüyorlar ve zarfı açıyorlar.
Einstein zarf da...
Kağıda aynen şöyle yazmış.
Diğer insanlardan daha zeki olduğumu düşünmüyorum.
Onlardan tek farkım hayal gücümü daha etkin kullanmak.
Aynı Walt Disney'de dediği gibi değil mi?
Hayal kurabilirsiniz, onu gerçekleştirebilirsiniz.
Her şeyin bir fare ile başladığını...
Asla unutmayın. Lütfen işinizle ilgili hayal kurmaktan ve bu uğurda harekete geçmekten vazgeçmeyin.
Birilerinin ağzından çıkacak terfi cümlelerine bağlı kalmayın.
Daha büyüğünü düşünün, layık olduğunuzu düşünün ve tüm uğraşlarınıza rağmen olduramıyorsanız orayı terk etmeniz gerektiğini bilin.
ve istediğinizi vermiyorlarsa artık dümeni kırmanız gerektiğini unutmayın arkadaşlar.
Çünkü bir işlerinde terfi alamadık diye, canımız sıkıldı diye, kariyer yapamıyoruz, ilerleyemiyoruz diye hayata küsemeyiz.
Bizim hayatımız çalıştığımız iş yerlerinin ibaret değil ve çalıştığımız yerin bize vermiş olduğu ünvanlar asla ama asla bizi tanımlamazlar.
Bunu unutmayın arkadaşlar. Biz hayvanlar gibi karnımızı doyurmak için Barınmak için, statüzümüzü, standartlarımızı yükseltmek için, daha rahat yaşamak için, daha mutlu olmak için çalışıp kariyer
yapmak istiyoruz. Anlamlaştırmaya çalışıyoruz hayatımızı, bir anlam yüklemeye çalışıyoruz.
Bu dünyadan boş boşuna gelip gitmiş olmayı istemiyoruz değil mi?
Hepimiz normal işlerde çalışıp...
İşte biraz para alıp işte karnım doydu, işte şunu yaptım, bir iki tane de kültürel faaliyet yaptım, iki sinemaya gittim.
Tamam deyip yan gelip yatmayı biliyoruz.
Şu anda siz kafayı mı yediniz açacaksınız da yarım saattir yüzünü bile görmediğiniz bir tane kızın tavsiyelerini dinleyeceksiniz değil mi?
Neden dinliyorsunuz? Kariyer yapmak istiyorsunuz.
Hayatınızı anlamlaştırmak istiyorsunuz.
Yaptığınız işi ilerletmek istiyorsunuz.
Hayalleriniz var, büyümek istiyorsunuz.
Çok sevdiğim, çok çok sevdiğim bir alıntı var arkadaşlar anonim.
Bundan bahsedeceğim ve bu şekil.
Afrika'da her sabah bir ceylan uyanır.
En hızlı koşan aslandan daha hızlı koşması gerektiğini yoksa öleceğini bilir.
Aslan ya da ceylan olmanızın bir önemi yok.
Yeter ki güneş doğduğunda koşuyor olmanız gerektiğini bilin.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim arkadaşlar.
Benden bu bölümlük bu kadar.
Beni hangi platformdan dinliyorsanız takibi alıp bildirimlerinizi açmayı lütfen unutmayın.
Çok teşekkür ederim. Görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Bay bay. Bir podcast fikriniz
var ama nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
