
Mutlu İlişkilerin Sırrı: Michelangelo Etkisi
23 Aralık 2024 · 24 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Mutlu bir ilişki kurmanın sırrı nedir? Michelangelo etkisiyle aşkı yeniden şekillendirmek mümkün mü? Cevaplar yeni podcast bölümünde.
***Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün mutlu ilişkinin sırlarından bahsedeceğim.
Yine güzel bir hikayeyle hemen başlamak istiyorum.
Bir zamanlar ilişkiler konusunda Bilge'ye öğütler veren yaşlı bir filozof varmış.
İnsanlar ona mutlu ve huzurlu bir yuva kurmak için sık sık gidip danışırmış.
Bir gün genç bir çift ilişkilerindeki sorunlar nedeniyle Bilge'ye başvurmuş.
Adam demiş ki artık eskisi gibi hissetmiyoruz.
Birbirimize duyduğumuz sevgiyi kaybettik ne yapmamız gerekiyor?
Bilge de iki tane bardağı ve su dolu bir testiyi almış.
bardakları doldurup çiftin önüne koymuş.
Bu su dolu bardaklar sizin ilişkinizdir demiş.
İlk başta dolu ve saf gelir ama eğer suyun tazeliğini korumak için yeni su eklemezseniz bu bardaktaki su zamanla kurur ya da bayatlar.
İşte sevginiz de böyledir.
Beslemezseniz, tazelemezseniz zamanla tükenirsiniz.
Harvard Üniversitesi'nin 75 yıl boyunca süren mutluluk araştırması var.
Hasta haberlerde de çıkmıştı.
Belki okumuşsunuzdur, görmüşsünüzdür.
Bu hikayeyi destekliyor.
Çünkü araştırmaların sonuçları insanın yaşam boyu mutluluğunda belirleyici olan en önemli faktörün ilişkiler olduğunu göstermiş arkadaşlar.
Yani bir ilişkiye sahip olmak ya da bir ilişki yaşamak değil, o ilişkiyi anlamlı ve besleyici hale getirmek önemli.
Hepimiz ilişki yaşıyoruz.
Yani evden adımımızı attığımız anda dışarıya başlıyoruz ilişkiye değil mi?
Komşumuzla olan konuşmamız bile bir ilişkidir.
İşte otobüse falan biniyorsanız, oradaki şoförle konuşmanız, bir diyaloğunuz, diğer insanlarla bunların hepsi ilişki içerisindedir.
Kimileri uzun sürer, kimileri kısa sürer.
Ama bunların hepsi ilişki.
Önemli olan diyor Harvard Üniversitesi'nin ki bu araştırma anlamlı ve besleyici hale getirebilmek.
Yani bu bildiğiniz o diğer araştırmaların hiçbirine benzemiyor bu.
Çünkü araştırma tam 1938 yılında başlıyor ve toplam 724 tane kişi katılıyor.
Ve bunları yaşamları boyunca inceliyorlar.
Hatta tabii ki çok uzun sürdüğü için bu araştırma.
Bu dahil olan kişiler evleniyorlar, çoluğa çocuğa karışıyorlar.
Bunları da dahil ediyorlar araştırmaya.
Yani bu kadar büyük kapsamlı bir araştırma.
Yani bizim... Sadece ilişkilerdeki mutluluğumuz değil, genel mutluluğumuz da ilişkilerimize bağlı.
Fark ettiniz değil mi bunu? Şimdi o zaman, şimdi değil de ne zaman mutlu ilişkilerin sırrını vermeli diyorum ve sizi tam şu andan 200 yıl önce yaşamış olan romantik filozoflara götürüyorum.
Bunlar antik çağda yaşamış bir topluluk arkadaşlar.
Kendilerine romantik filozoflar diyorlar.
Çünkü o zamanın filozofları ideal aşka dair özlemlerini kurallara dönüştürüyorlar.
Yani öylesi bir özlem düşünün aşka dair.
Aşkı duyulan ve o günkü toplumlar bu kuralların dışında bir sevgi anlayışı kabul etmezlermiş.
Yani oturup adamlar yani kanun gibi bir kural yazıyorlar.
Hani bu yazılı olmayan kanunlar vardır ya aşkla sevgide.
Diyorlar ki hayır bu iş böyle olmayacak.
Yani bir saf aşkı sevgi bu.
Bunları güzelce tek tek madde haline yazalım.
Şimdi ben size bu kurallardan bazılarını bahsedeceğim.
Sonra üzerine konuşacağız.
Bir tane kural şu şekilde.
Diyor ki, çok iyi bu kural ya.
Sevmeden sevişilmez.
Biraz garip bir kural değil mi?
Çünkü öyle olmadığını şu anda örneklerle çok güzel görebiliyoruz.
Şimdi, en büyük cinsel doyum ancak aşıklar arasında gerçekleşebilir.
Aksi sadece yanlış değil aşka karşı işlenmiş bir suçtur.
Belki de ilişkilerde gerçekten sevemedikleri ya da gerçekten aşık olmadıkları insanlarla beraber oldukları için aldatıyor olabilirler mi?
Benim aklıma ilk bu geldi.
Yani hani şöyle bir cümle vardır ya insanların işine geldiği kadar onların hayatında kalırsın.
Onların işine yaradığın kadar onların hayatında var olursun diye.
Belki de ilişkilerde hani çıkar ilişkilerinde aldatmaların...
yüksek olmasının sebebi bu olabilir değil mi?
Sevmeden sevişilmez kuralı.
Bir diğer kural da arkadaşlar gerçek aşkı bulduğumuzda yalnızlığımız biter.
Sevgilimiz eksik hissettiğimiz bütün boşlukları tamamlar.
Biz de onunkileri tamamlarız.
Böylelikle bütünlük hissederiz.
Benim bu bölümde üzerinde duracağım ve %100 katıldığım kaşe imza mühür ne varsa hepsini bastığım kural bu.
Ben bunu çok beğeniyorum.
Bence doğru. Diğer bir kural da gerçek sevgili bizi anlar.
Konuşmamıza ve kendimizi açıklamamıza gerek kalmaz.
Bizi seven telepatik olarak bütün ihtiyaçlarımızı fark eder.
Ya sen nasıl anlamazsın?
Sen bilmiyor musun benim sevmediğimi, benim sevdiğimi vs.
vs. Bu da bundan bahsediyor.
Kesinlikle buna da katılıyorum.
Diğer bir tane kurala geçiyorum.
Aşkta mantığa başvurmak.
Cinayete teşebbüs sayılır diyor.
Eğer mantık ve duygularımız arasında kaldıysak her zaman duygularımızı seçmeliyiz.
Şu zamanla ilişkilerinde çok zor ya değil mi?
Çünkü bu zamanla ilişkilerinde güven sorunu yaşanıyor.
Güven sorunu oluyor maalesef.
Yani 3 senede 5 senede geçse de acaba ama diyor insan maalesef %100 güvenemiyor.
Çok zor zaten bu. Ki insan beyni zaten sürekli bir ters köşeye yatırdığı için bizi hep kötüsünü de düşündüğümüz için bu güven konusunda biraz zor.
Demek ki gerçek aşkta olabilmek için filozoflar bu şekilde mantığa boşvurulmamasını gerektiğini söylemişler.
Çok iyi bir kural geliyor şimdi.
Maddi konuları konuşmak aşkı kirletir.
Çünkü aşk soyut dünyanın en mükemmel ifadesidir.
Maddi endişeler bu duyguya yaklaştırılmamalıdır.
Bu biraz acıttı. Bu biraz özdü.
Yani maddi endişelerle boğuşuyoruz zaten sürekli.
Değil mi? Onun için çalışıyoruz yani maddi bir şeyler için.
O zamanlarda sanırım...
Maddi endişeler düşük olduğu için ya da nasıl bir yaşamları vardı artık tam olarak bilemiyoruz detaylarını.
Böyle bir madde koymuşlar.
Bir diğerine geçiyorum. Sevgilimizin her özelliğini beğenmeliyiz.
Onu bütünsel olarak sevebilmeli, her durumda kabul etmeliyiz.
Elbette o da bizi.
Eksiklik görüyorsa bizi sevmiyor demektir.
Şimdi. Bunların sonucunda arkadaşlar maalesef bazı gerçek dışı sonuçlar ortaya çıkıyor.
Mesela eğer birine karşı bambaşka bir çekim hissediyorsak mantığımıza başvurmadan kendimizi vermeli miyiz değil mi?
Bu ilk söylediğim maddeye bağlı.
Yani bu biraz çok garip.
Yani bir ilişkide bir ilişkiniz varken ve o ilişkide onu seviyorsanız başkasına çekim hissettiğinizde o zaman nasıl oluyor?
O zaman ben gerçekten onu sevmiyordum ya da ona gerçekten aşık olmuyordum.
Bu biraz çetrefilli. Mesela sadece...
ilk günlerde değil, bütün ilişki boyunca tadına doyulmaz bir cinsel hayatınız olmalı diyor.
Bu çok zor. Yani belli bir süre sonra artık bazı şeyler yütüne bağlayabiliyor ve eğer sen o tutkuyu tekrardan yükseltecek ekstra ya da farklı şeyler yapmazsan aynı şekilde devam ediyor.
Bir de ilişki sırasında asla ve asla başkasından etkilenmemeliyiz diyor.
Yani şimdi etkilenmek göreceli bir kavram.
Yani ben birisini görüyorum aa güzelmiş diyorum.
Etkilendim mi? Bilmiyorum ki.
Belki de etkilendim bilinçaltıma işlendim.
Yani belki de şey dedim aa işte eşim de saçını böyle yapsa güzel olur.
Ya da dedi aa eşim de şu saçını işte saçını şu rengi boyatsa güzel olur dedi.
Etkilenip etkilenmediğini tam olarak bilmiyorsun.
Belki de bunların toplamında ilişkilerimizde ilerleyen yıllardan böyle bir olumsuzluğa düşüyoruz.
Bu da olabilir. Mesela diyor ki partnerinize Hani anlayabilmeniz lazım dedik ya telepatik yönden.
Yani eşinizi işte içgüdüsel olarak anlayabilin diyor.
Bu da zor. Çünkü insanların ruh hali değişebiliyor, değişmeyebiliyor.
Hani bu da biraz garip gibi.
Yani aslında bunların bütün toplamı şöyle arkadaşlar.
Beklentimizin aksine. Aşık olduklarımız tarafından yalnızlığımız giderilmeli.
Arzumuz ve tutkumuz doruk noktada sabit kalmalı.
Sonsa tek odaklanmalısınız.
Karşınızdaki çaba göstermeksizin anlamalısınız.
Ve aşkı maddi problemlerden soyutlamalısınız.
Üstüne üstelik her dakikayı da...
beraber geçirmelisiniz.
Yani bu filozoflar bunu söylüyor.
Yani o zaman insan şunu sorar.
Yeterince seviyor mu?
Seviliyor mu? Değil mi? Bunu soruyor.
Yani ben yeterince seviyor muyum?
Ve karşı tarafta beni yeterince seviyor mu acaba?
Çünkü benim kendime has kusurlarım var, onun kendine has kusurları var.
Bunlara rağmen yani biz güvenli, sağlıklı ve anlamlı bir ilişki yaşayabiliyor muyuz?
Benim şüphem var mı? Benim bir paniğim var mı bu ilişkiye ya da ona karşı?
Bu soruların doğru cevapları neticesinde aslında mutlu bir ilişkimiz olabiliyor.
Yoksa hani ben boşuna mı zaman harcıyorum?
Bunların hepsinin romantik bir şablon olduğunu söylüyor arkadaşlar Ellen DeBatton.
Ve diyor ki ilişkide mutlu olmak için bazı noktaları kendinize sürekli hatırlatmalısınız.
Aşk ve seks her zaman yan yana gitmeyebilir.
İlişkinin başında veya ortasında maddi konuları konuşmak aşka ihanet sayılmaz.
Birbirinizin saçmalıklarını, yanlışlarını, eksikliklerini, işte başarısızlıklarını fark edebilmesi, toleransınızı ve merhametinizi yükseltir diyor.
Hiç kimse bizim için mükemmel değil ve biz de hiç kimse için mükemmel değiliz.
Karşımızdakini asla içgüdüsel olarak anlayamıyoruz.
Bunun için enerji ve zaman harcamalıyız.
Çokça çabalamalıyız. Bakın bunlar Alain de Batten'ın bu filozofların söylediğine göre şu anki modern hayatımıza uyarlanmış hali ve doğrusu da bunlar.
İşte havluların ya da çöplerin yeri bir gündelik konularda tartışmak ciddiyetsiz veya saçma değildir.
Bu sürekli tartışılan bir şey.
Kadınlar hep der işte eşim ya da işte sevgilisi neyse artık çorapları şurada bırakmış o bırakmış.
İşte bunlar hep saçma şeyler. Bunlarla bir kavga ediyoruz.
Hayır bunlar saçma şeyler değil ki.
Bunlar gündelik konular ve bizim gerçekten şu anda hani bu var olursa anlamları yapmadığımız bir dünya olsa eski bir hayatta yaşadığımızı düşünün.
Hep bu gündelik konular üzerinden zaten tartışmalarımız olacaktı.
Mutluluklarımız da hep gündelikle sıradan olacaktı.
Ama şu an çok çetrefilli zamanlardan geçtiğimiz için bu ufak tefek şeyleri sanki küçük olaylarmış gibi algılıyoruz.
Ama bu küçük bu minik sıkıntılar zaten mutluluğu bizim elimizden alan şeyler.
John Gottman'ın evlilik konusunda çok güzel sözleri var.
Bunları sizlerle paylaşmak istiyorum.
Yani daha doğrusu şöyle.
duygusal ilişkiler için ben evli olduğum için galiba sürekli evlilik üzerinden gidiyorum artık siz anlayın beni diyor ki John Gottman ilişki bir dans gibidir zaman zaman sevdiğimize doğru çekildiğimizi zaman zaman
da geri çekilip özellik duygumuzu canlandırma gereği duyduğumuzu hissedebiliriz İki insanın birbirine verebileceği en büyük armağan tanındığını ve anlaşıldığını hissetme keyfidir.
En çok da bu nedenle birbirimizi tanımanın, rahatlığın ve güvenliğin bir külfete dönüşmediğinden emin olmalıyız.
İşte size mutlu bir ilişki sırrı arkadaşlar.
Bizler arkadaşlar ilişkilerin sürekli mutsuzlukla işte tırnak içinde başarısızlıkla sonuçlandığı dönemlerdeyiz.
Bu durumu araştıran psikolo...
Çok ilginç.
bir durumu fark ediyorlar.
Diyorlar ki eski yıllarda aşk ve tutku bildiğimiz o hislerden ibaretti.
Yani Leyla ile Mecnun aşkı gibi.
Çok sevmek, ölümüne sevmek, ne olursa olsun, işte bir tane çorbam olsun, başımızı örtecek bir evimiz olsun.
Yeter ki sevgilim yanımda olsun.
Kocam, eşim, karım neyse artık yanımda olsun.
Ama diyor şimdiki aşk ve tutku kendimizi keşfetmek, kendimizi geliştirmek, onunla iken ayrı takılabilmek ve ayrı takılır kendi mutluluğu olabilmektir.
Artık böyle ilişkilerde...
Bunu sağlayabildiğimiz ilişkilerde mutlu olduğumuzu söylüyorlar psikologlar.
İkinci sırrımız bu. Dolayısıyla ne kadar sevsek de ne kadar sevilsek de bir noktada yolumuzun tıkandığını hissettiğimizde ilişkimizi sorguluyoruz.
Farkında mısınızdır? Sorgulamışsınızdır mutlaka.
Şimdi kendinize bir sorun hatırlamaya çalışın.
Sonra diyoruz ki ben acaba zamanımı boşa mı harcıyorum?
Ve artık ilişkinin sana hizmet etmediğini anladığım zaman da başlıyor işte o sorular.
Arda arda gelmeye başlıyor.
Nasıl ki tepenin zirvesine yaklaştıkça oksijen ihtiyacımız artıyorsa ilişkilerde de arkadaşlar zamanı ilerledikçe piramidin zirvesine yaklaştıkça ilişkimiz devam ettikçe daha
çok oksijen arıyoruz.
Bir ilişkide güvende hissedersek sevgi ve saygı ihtiyaçlarımız karşılanırsa ideal benliğimize ulaşabileceğimizi söylüyor psikolog Elif Winkle.
Yani nedir bu? Daha fazla oksijen, işte anlayış, ilgi, destek bunlardır.
Ve biz bunları bekliyoruz.
Bunları göremediğimiz zaman mutsuz oluyoruz.
Maslow teorisini biliyorsunuz.
Bu durumu arkadaşlar 5.
sıraya koymuş Amerikalı psikolog Abraham Maslow.
İhtiyaçlar piramidinde mutluluğumuzun en tepesine koymuş bunu.
İnsanın kendisini gerçekleştirmesi.
Bunu söylüyor. En yukarıda mutlu bir ilişki için.
Yani iki taraf da bireysel olarak büyüyüp gelişmesine izin verecek.
Böyle bir ortam yaratacak.
Yani ne demek işte bu?
Partnerinizi bireysel hedefleri, hayalleri konusunda desteklemek ve onun kendini gerçekleştirme yolculuğunda yanında olmaktır.
Yani Maslow şunu demek istiyor.
Mutlu bir ilişki sadece romantik anlardan ibaret değildir.
Fiziksel güvenliğimizden, duygusal desteğimize, aidiyetten bireysel gelişimimize kadar her seviyede birbirimize dokunmayı gerektirdiğini söylüyor.
Bir ilişkide bu katmanların her biri sağlam olduğunda ne oluyor?
Aşkımız büyüyor ve gerçekten de mutlu bir ilişkimiz oluyor.
Nasıl ki Michelangelo hiçbir sanatçının yüzüne bakmadığı mermeri ben bunu alırım kullanırım demişti.
Neden? Çünkü mermerdeki potansiyel meleği görmüştü ve onu şekillendire şekillendire ortaya çıkarmıştı.
İşte eşler de gerçek potansiyellerini şekillendirerek ortaya...
Michelangelo'yu biliyorsunuz arkadaşlar Davut heykelini.
Yüksek Rönesans heykelinin en iyi örneklerinden biri.
Ve sanırım 5 metre bir şey santim 17 santimdi sanırım öyle o kadar devasa bir şey.
Ve o mermeri aslında diğerleri istemiyorlar.
Kullanmak istemiyorlar.
Çok kaba çok büyük olduğunu düşünüyorlar.
Ama Michelangelo onu görüyor.
Ve aynen şu sözleri söylüyor.
Mermeri sıkışmış bir melek gördüm ve onu özgürlüğüne kavuşturuncaya kadar mermeri oydum.
Ne kadar güzel değil mi? İşte ilişkilerde eksik olan, eksik olan kısmımız bu.
Benlik konusunda dünyanın en iyilerinden birisi bir uzman var arkadaşlar.
Sayılı uzmanlardan Roy Baume.
Sevgilinizle birbirinizi şekillendirerek ideal benliğinizi ortaya çıkartabilirsiniz diyor.
Bu var ya bu bence devrim niteliğinde olmalı.
O kadar doğru bir şey ki bu.
İlişkilerin mutsuz olmasının, bir yerde tıkanmasının ve artık size hizmet etmemesinin sebebi bu biliyor musunuz?
Biz ideal benliğimizi ortaya çıkaramayız.
Kendi potansiyelimizi hani hep ortaya çıkarmaya çalışıyoruz.
İşte bir şeyler araştırıyoruz.
Yatırım yapmaya çalışıyoruz kendimize ya.
Bir yerde tıkanıyoruz. Eğer bir ilişkiniz varsa tabii bundan bahsediyorum.
İşte karşı taraf benim partnerim bana yardım etmediği zaman böyle oluyor.
Yani bence eğer sen bir ilişki içerisindeysen ona buna borçlusun.
Buna borçlusun.
O da sana bunu borçlu.
O kadar devasa şeyler ortaya çıkar ki ya düşünsenize ben şu an mesela Podcast yapıyorum.
Bir çocuğum var. Ve normalde biliyorsunuz bankacıyım.
Ve yönetici olduktan sonra da işlerim tabii ki çok yoğunlaştı.
Çok derinleşti. İnanılmaz yoğun zamanlarım geçiyor.
Ve şu anda yıl sonu.
Yani bütçeler vesaire raporlar almış başını gitmiş durumda.
Yani böyle rüyalarıma girecek derecede.
Yani benim eşim ya işte zaten çok yoruluyorsun.
İşte şu da bu da bize vakit ayırmıyorsun.
İşte çocuğunda yazılıları geliyor diye benim başımı yiyebilir.
Ama yemiyor. Ben diyorum ki benim şu anda kayıt almam lazım.
Ben podcast yazıyorum beni ellemeyin dediğim zaman ne oluyor arkadaşlar?
Eşim bana potansiyelimi gerçekleştirebilmem ve sevdiğim şeyi hayalimin yapabilmek için bana yardımcı oluyor.
İzin veriyor, bana o ortamı sağlıyor ve beni germiyor.
Bu o kadar güzel ki, o kadar kıymetli bir şey ki yani bana onu yapmayıp bir tane Michael Kors çanta alsa...
Bilmiyorum o kadar sevinir miyim ama yani o sevinçle kızlar beni anlayacaksınız.
O öyle bir çanta çok istediğinizi düşünün.
O sevinçle benim şu anda yaşadığım eşimin o tavrından dolayı o yaşadığım sevinci aynı hizada görebilirsiniz.
Bu çok önemli. Can Dostum filmi bak aklıma geldi şimdi.
Yine bu yoktu. Arada böyle yazdıklarımın dışına çıkabiliyorum.
Aklıma geliyor ve sizinle paylaşmak istiyorum.
Matt Damon'la Robin Williams'ın oynadığı bir film.
Orada gerçek sevgi tasviri yapılıyor.
Diyordu ki gerçek sevgi ruhunu açmaktır.
Korkularını ve yaralarını gösterebilmektir.
O kişi seni senin bile göremediğin bir yerden görür ve senin en iyi halini ortaya çıkarır.
Michelangelo etkisini biraz daha açmak istiyorum.
Öncelikle Michelangelo etkisi her işin...
kendisi için düşündüğü ideal benliği öğrensiyor.
Roy'un söylediği gibi. Yani bizim iyiliğimiz için harika bir ebeveyn, başarılı bir çalışan ya da kesinlikle mükemmel bir beden sahibi olmanız gerektiğini düşünebilir.
Ama bizim ideallerimiz bambaşka olabilir.
Onunki başka, benimki başka.
Belki ebeveynlik rolünü ve fit bedeni onun kadar umursamayabilirsiniz.
Ama başka bir meslek de yapmak isteyebilirsiniz.
Yani ne demek istediğimi anladınız mı?
Ben başka bir insanım.
Ebeveynliği mesela başka yapıyorum.
Farklı bir meslek istiyorum.
Ama... Onun görmek istediği kişi başka.
Yani Michelangelo'nun etkisi aslında bunun da var içerisinde.
Yani ideal benliğimizin şekillenmesinde birçok insan yardımcı oluyor birbirine.
Ama ilişkimiz ilerledikçe, ciddileştikçe genellikle ne oluyor?
Fark edin eski tanıdıklarımızdan arkadaşlarımızdan uzaklaşıyoruz.
Kimse kalmayınca da eşimizden hem en iyi arkadaşımız olmasını hem de en yakın sırdaşımız olmasını hem bize karşı sürekli cinsel tutku beslemesini hem kendimizi gerçekleştirmemize yardımcı olmasını
bekliyoruz. Karşılanması zor beklentiler değil mi?
Her zaman her saniyeye yerine getirilecek şeyler değil.
Bu yüzden Yanında serpilebileceğimiz insanları yakınımıza tutmalıyız.
Diğer ilişkilerimize de önem vermemiz lazım.
Çoğu zaman tam olarak ne istediğimizi bilmiyoruz.
Üstelik kendimizi keşfettikçe işte istediklerimiz de değişkenlik gösterebiliyor.
Ama mutlu ilişkilerin temelinde istikrar var.
Dolayısıyla kendinizi tanımalı, hangi istek ve arzularınızın geçici, hangilerin kalıcı, hangilerinin ciddi ve hangilerinin ilişkimiz için tehlikeli olabileceği konusunda gerçekten
bir beyin geliştirmemiz lazım.
Ve en önemlisi kendimizi doğru bir şekilde açıklamayı ve ifade etmeyi karşı tarafa öğrenmeliyiz.
Aslında en büyük mutsuzluklar da buradan geliyor biliyor musunuz?
Sustuklarımızdan ya da trip atarak anlamasını istediklerimizden geliyor.
Sustuklarımızdan gelen mutsuzluklar sonrasında maalesef tedavi edilemiyor.
Yani gerçeklik unsuru çok önemli.
Şeffaflık unsuru ilişkide çok önemli.
Aşk ilişkilerinde gerçeklik çok fazla sevilmiyor.
İşte mesela saçınızı beğenmemiştir ama siz üzülmeyin diye beğendiğini söylüyordur.
Belki zamanla sizi artık güzel görmeyeceği için ilişkiniz zedelenebilir.
Bu mesela gerçeklik dışı bir olgudur.
Kilo almıştır, sağlığı bozulmuştur ama o üzülmesin diye söylemiyordur.
Zamanla yine görüntünüzden dolayı, hoşlanmayacağından dolayı belki...
cinsel çekimi azalacaktır ya da bitecektir ve ilişkiniz zedelenecektir.
Yani bunlar beni dış görüşümün için seviyorsan sevmesin diye bir durum değil arkadaşlar.
Sizi ilk ilişkiye başladığında nasılsanız, nasıl güzelseniz o şekilde görmeye devam etmek ister.
Çünkü size bir ceket giydirmiştir ve o ceket hep üstlerinizde kalsın ister.
Anladınız mı? Verdiği bir şeydir o size.
Bunlar çok normal ve insansı duygulardır.
Yani sevgilinizin, eşinizin, kocanızın, neyse artık sevgilinizin diyorum potansiyelini doğru değerlendirebilecek kadar gerçekçi ama potansiyeli tasavvur edip takdir edebilecek
kadar hayal gücüne sahip olmalısınız.
Evet belki uzun süren, çok ilerleyen ilişkilerde beklentiler daha büyüktür, ayrılmalar daha olağandır ama Michelangelo gibi potansiyeli görüp birbirini şekillendiren çiftler daha
çok güçlü ve doyurucu bir ilişkiye sahip olurlar.
Karşı tarafınızda değil, tam olarak yanınızda duran insanlarla beraber olun.
Bir çöp yığını haline gelseniz bile sizden geçmeyecek insanları sevin olur mu?
Çünkü kimse size verdiği acının büyüklüğünü anlamak istemez.
Ve o acı bir gün tükenmişliğiniz olur ve o zaman siz dönüşmeye başladığınızda sizi sorunlu ilan eder.
Ta ki siz iyileşmeye ve farklı seçimler yapmayı öğrenene kadar.
Çünkü sinir sistemimiz her zaman tanıdık bir kaosu, yabancı bir huzura...
Tercih edecektir arkadaşlar. Anladınız değil mi beni?
Bugün yalnız beni anladınız bu çocuklar modundayım.
Sinir sistemimiz tanıdık bir kaosu yabancı bir huzura tercih eder.
Sustuklarınıza, kabul ettiklerinize, okey ya buna da okey, bu kusura da okey dediklerinize lütfen dikkat edin.
Beraber olduğunuz kişi sizi ileriye mi götürüyor, geriye mi?
Bunu fark ederseniz direksiyonunuzu çevireceğiniz yeri az çok bilirsiniz.
Ama size hiçbir tabela göstermiyor.
Olduğunuz yerde sizi saydırıyorsa içinizdeki özü göremiyor demektir.
Ve bu da size zamanla mutsuz bir ilişki bahseder.
O zaman Sezen Aksu'nun geçtik yıllarına ait bu güzel sözleriyle bitirelim.
Bu bölümün de sonuna geldik.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Bye bye.
Arkadaşlıkta da dostlukta da aşıkta da bence yani işin uzmanı gibi konuşmayayım ama en önemli şey beklentisizlik ve gerçekten saf olması ilişkinin.
Çok sık rastlanabilecek bir şey de değil maalesef.
Nadiren nasip oluyor.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
