
Memento Mori: Ölümü Hatırlayarak Dönüşebilmek
19 Ağustos 2024 · 23 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Biraz da konuşmaktan en çok korktuğumuz ölümden ve ölüm sayesinde dönüşümümüzden konuşalım.***Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese selam, Alternative Vision'a hoş geldiniz ben Ayça.
Bugün ölümü konuşalım istiyorum.
Hepimizin ölümün gerçekliğinden kaçtığımız bir yanımız vardır değil mi?
Görmezden geldiğimiz, korkarak kaçtığımız bir yanımız.
Yani tantofobi olan yanımızı, kendi içimizde bile öleceğimizi kabullenemediğimiz tarafımızı konuşmak istiyorum bugün.
Ölümü neden konuşalım Ayça?
Bizden nasıl bir faydası var ki derseniz eğer çok faydası var arkadaşlar.
Hamlet ne diyor Shakespeare'in oyundaki Hamlet?
Keşfedilmemiş bir ülkedir ölüm.
Sınırlarını aşan hiçbir yolcu geri dönemez.
Bakın burada ölümün gerçekliğinin bilincine vararak aydınlanabileceğimizi söylüyor aslında.
Çünkü geriye dönemeyeceğimiz bir hayatı yaşıyoruz hepimiz.
Tıpkı Memento Mori'deki gibi.
Memento Mori nedir peki?
Latince bir kavram.
Türkçe'ye çevrilmiş hali ölümü hatırla, ölümü unutma anlamlarına geliyor.
Bu şu demek değil yalnız arkadaşlar.
Hani önce ne olmadığını bir konuşalım.
Nasıl olsa öleceğiz ya.
Oh sabahlar olmasın, geceler doymasın.
Lut kavmini bilirsiniz değil mi?
Epikürist düşüncede olan insanlardı.
Böyle zevkü sefa içinde hiçbir ahlak kuralı olmadan öleceğiz bari anın tadını çıkaralım diyerek yaşamışlardı.
Herkesin birbirleriyle böyle aile bağlarını bile umursamadan cinsel münasebet yaşamışlardı.
Hatta Kur'an-ı Kerim'e göre de böylesi bir sapkınlık ilk kez bu kavimde görülmüştü ve Tanrı da onları helak etmişti.
Yunan ve Roma felsefinde ise Memento Mori kavramını bir hatırlatıcı olarak...
Ölümü hatırlayarak dünyevi şeylere bağlanmamayı ve dünyevi şeyleri önemsiz görmenin önemini hatırlamışlar.
Benim favorim arkadaşlar.
Marcus, Marcus Aurelius bence hakkıyla bu görüşü benimseyen kişi.
Biliyorsunuz kendisi hem de bir imparatordu.
Mutlu bir hayat için tavsiyeler podcastinde Marcus'un bir yardımcısından bahsetmiştim.
Hatırlıyor musunuz? Her halkın onu övmesi durumlarında böyle.
Egosunun tam böyle tavan yapacağı durumlarda, o anlarda arkasından Simengol gibi gelip böyle arkadan kıymetli mesleğe tıslayan birisi vardı hani.
Çok detaya girmemiştim o bölümde yani o podcast bölümünde saklamıştım onu.
Şöyle arkadaşlar Marcus İmparatorluğu sırasında bir gün çok büyük bir zafer kazanıyor.
Şehre geliyor sokaklarda halkın arasında gezerek işte zafer turları atıyor.
Ve bir tane köle elinde defne yaprağı ile Marcus'un önüne gelip defneyi havaya kaldırıp diyor ki Arkana bak, ölümlü bir insan olduğunu hatırla, ölümü hatırla.
Öyle de cüretkar bir köleymiş bu.
Marcus Aurelius'un arkasında sürekli duran adamın, bu adamın görevi aslında sadece onun tacı düşmesin diye değil, böyle egosunu yükseldiği durumlarda, Memento Mori'yi hatırlatmak için, ölümü hatırlatmak
için onun bir yardımcısıydı.
Aynı bizim kanunumuz Sultan Süleyman gibi değil mi?
O da yani resmi kaynaklarda çok fazla geçmiyor ama rivayete göre kendisini diri diri mezara koydurmuştu sanırım.
Hani bu zafer kazandığı zaman egosuna yenilmemek için.
Hani ben bu kadar zaferleri kazanıyorum, bu kadar büyük işler yapıyorum ama ben de diğer insanlar gibiyim diye anlayabilmek için aynı kanuni de Marcus'un yaptığı gibi bir nevi yaptığı gibi.
Marcus bizim kanuni kadar cesaretli olmasa da o da bence kendisine sanki memento mu?
biraz felsefe olarak kullanmış gibi değil mi?
Şimdi gelelim Memento Mori'nin hayatımızdaki yerine.
Bu bölümde daha çok bundan bahsetmek istiyoruz.
Hepimiz ölümden korkuyoruz.
Başta da söyledim. Öldükten sonra ne olacağını bilmediğimiz için mi?
Yaşamımız son bulacak.
Hani bu kadar güzel şeyler son bulacak.
Ya da sevdiklerimizden ayrılacağız için mi?
Birçok sebeplerden korkabiliyoruz ölümden.
Saymakla bitmez belki. Memento Mori bize ölümden korkmayın demiyor aslında.
Diyor ki... Ölüme saygı duyun.
Onu bir hatırlatıcı olarak kullanın.
Çünkü ölümü hatırlamak bizim daha iyi bir insan olmamıza, daha anlamlı bir hayat yaşamamıza, kendimize daha çok değer vermemize teşvik edecek.
Hayatın geçiciliğini görüp her anın önemini görmüş oluyorsunuz.
Bunu vurgulamış oluyorsunuz.
Sevdiklerinizle daha bağlantılı oluyorsunuz.
İşte kariyerinizde gerçek tutkularınızı takip etmeye başlıyorsunuz.
Çünkü bu yaşadığınız günler elbet bir gün biter.
Ne zaman biteceğini de bilmiyoruz.
O zaman bunu anlamlı hale getirebileceğimizi hatırlatmaya çalışıyor.
Şöyle düşünün. Şu an diyelim ki 26 yaşındasınız ve bir iş yerinde çalışıyorsunuz.
Bazı sorunlarınız var. Ama siz...
Hayatınız boyunca hiçbir zaman şu an 26 yaşındaki o işlerde çalışan kişi olmayacaksınız.
Ya da 23 yaşındasınız, bir üniversitede okuyorsunuz, birinci sınıftasınız.
Hayatınız boyunca hiçbir zaman asla 23 yaşında yine üniversite birinci sınıfta okuyan kişi olmayacaksınız.
Yani yaşadığımız o anın asla birebir tekrarı...
Olmayacak. Bu yüzden her an bu kadar kıymetli aslında.
Avustralyalı bir tane hemşire var arkadaşlar.
Brainware. Gidiyor ölüm döşeğindeki insanların pişmanlıklarını araçtan bir tane kitap yazıyor.
Ve bu insanların 5 tane ortak noktasını belirliyor.
Bunlar şöyle. Ölüm döşeğindeki insanlara diyor ki bana pişman olduklarınızla alakalı bir şeyler söyleyin gibi bir soru yöneltiyor.
Cevaplar şu şekilde arkadaşlar.
Keşke başkalarının benden beklediği gibi...
Yaşamak yerine düşlerimi gerçekleştirmeye cesaret edebilseydim.
Keşke bu kadar çok çalışmasaydım.
Keşke duygularımı dile getirmeye cesaretim olsaydı.
Keşke arkadaşlarımla ilişkimi sürdürseydim.
Keşke kendime daha fazla mutlu olmak için...
izin verseydim. İşte görüyorsunuz ölüm döşeğinde bile insanlar hep keşkelerle dolu.
Memento Mori'yi tam da bu noktada bir rehber olarak kullanabiliriz.
Bu anlayışın bize öğütlediği o kadar çok şey var ki mesela daha çok değer vermek.
Ölümü andıkça sahip olduklarımızın kıymetini hatırlıyoruz.
Daha şefkatli, daha anlayışlı, daha bağışlayıcı olabiliyoruz.
Sonra hayatın ne kadar da kısa olduğunu, her an ölme ihtimalimizin olduğunu bilmek.
İşte hatır... daha anlamlı hayat yaşamımızın gerektiğini öğretebiliyor bize.
Şöyle düşünün, hayatı geliyoruz ve bize bomboş bir defter veriyorlar.
Bu defteri ancak gerçekten yaşadığımızda, gerçekten hissettiğimizde, bir yerlerde ya da birilerinde hatırlanacak güzel izler bıraktığımızda o defteri doldurabiliyoruz.
Yaşam sizce neden bu kadar çok değerli?
Çünkü sonu var.
Biteceğini biliyoruz. Sonu olan bir şey.
Çocukken sevdiği bir yiyeceği böyle bir çikolata ya da bir dondurmayı bitmesin diye böyle yavaş yavaş yiyenleriniz var mı aranızda?
Vardır mutlaka benim.
Ben çok fazla yapmazdım ama kardeşim çok yapardı.
Deli ederdi beni. Hatta beklerdi böyle benim gibisin diye.
Şimdi dinliyor benim podcastimi.
Kızacak bana abla neden bunu paylaştın?
Niye söyledin diye. Gerçekten çok gıcık olurdum.
İşte o çocukluğumuzda...
Yaptığımız gibi böyle tadını çıkara çıkara yavaş yavaş yiyelim hayatı da.
Yani bunu hayatınıza uyarladığınızı düşünün.
Tadını çıkarmak, tadını çıkararak yaşamak.
Ama sonunun geleceğini de bilerek yaşayabilmek.
Kendi hayatınızın başrolü olmanız, geriye dönüp baktığımızda keşkelerin değil, iyikilerinizin çok olması, hakkını vererek yaşamak budur bence Memento Mori.
Yani Memento Mori felsefesi aslında stoğcaların kullandığı bir meditasyon tekniğiymiş arkadaşlar.
Bunu adamlar meditasyon olarak kullanıyorlarmış.
Kendilerini ölümü hatırlatarak resmen üzerlerindeki yükleri hafifletmişler.
Bir çıkmaza mı girdiler?
Hemen karar veriyorlar.
Bu kadar çok düşünmeye gerek yok, bu kadar çok stres...
Beste kaygıya gerek yok deyip kaygıyı bir kenara bırakıp kararlarını hızlı bir şekilde veriyorlar.
Mesela Epictetus daha katı böyle dediğim dedik bir adammış.
Eşine, çoluğuna, çocuğuna yani sevdiklerine falan sarılırken onların elbet bir gün öleceğini kendini hatırlatırmış.
Yani ölüme duyduğu saygıyı ve hayatın herkes için bir gün biteceğin farkındalığına ulaşabilmek.
Of o kafada olmak çok zor değil mi?
Düşünemeyiz ya böyle hani sevdiklerimizin kaybolacağını.
Bir gün gideceği. Yani dünyevi şeylere bağlanmanın da doğru olmadığını göstermiş oluyor.
Bu Memento Mori felsefesine Epiktetos burada başka bir açıdan bakmış.
Dünyevi şeylere bağlanmamak olarak.
Şimdiki dünyamızla denklersek işte ailemiz, giyim tarzımız, iş hayatımız bunların hiçbiri bizim hayatımızın birinci odak noktası olamaz.
Bakın biz şu anda bu sıralamayı çok yanlış yaşıyoruz sanki.
Çünkü bunların tümü ve daha fazlası öldüğümüz...
bizim için yok olmuş olacak.
Tekrar doğduğumuz gibi başlangıç noktamıza gideceğiz çünkü.
Ölümün gerçekliği dünyevi şeylere bağlanmamızı ne kadar çok önemsiz kılıyor fark ettiniz mi?
Bu yüzden ölümü hatırlarken diğer yandan da yaşamayı hatırlamış oluyoruz aslında.
Şöyle düşünün, çok yakın bir arkadaşınızla kavga ettiniz, ağzınıza ne geldiyse söylediniz.
O da size söyledi tabii, sonra çekti gitti yanınızdan.
Giderken de ona bir araba çarptı ve öldü.
Onunla barışma fırsatını sonsuza kadar kaybettiniz.
Peki onun o kazada öleceğini biliyor olsaydınız, o kötü sözleri söyler miydiniz yine?
Birkaç saniye benim düşünün.
Söylemezdiniz değil mi? İşte Memento Mori'yi hatırlamak böyle bir şey arkadaşlar.
Ölümle ilk tanıştığımda 7 yaşındaydım.
Babaannemi kaybetmiştim.
Böyle servisle eve dönüyordum.
Servis bir yolda durduruldu annem ve babam tarafından.
Ve beni apar topar servisine indirdiler.
Ya dedim ne oldu nereye gidiyoruz hani eve gitmiyor muyuz vesaire.
Bana böyle şap diye direkt söyleyiverdiler.
Babaannemi kaybettik diye.
İlk aklıma ne geldi biliyor musunuz?
İlk aklıma gelen şey o hafta sonu onun evine böyle kalmaya gidecektim.
Söz vermiştim ama of dedim şimdi orada kalacağım çantamı hazırlayacağım.
Hazırlayacağım vesaire. Böyle üşendim gitmedim.
O da bana küsmüştü.
İlk aklıma o gelmişti arkadaşlar.
Sonra bana öğrettiği bir bulmaca vardı.
Onlarda kaldığım zaman. Böyle akşamları televizyon falan izlemiyorduk.
İşte hani böyle televizyon izlenmez.
Çocukları iyi gelmez falan düşüncesiyle.
Tabii biraz da annemin baskısıyla.
Böyle bilmeceler falan oynardık.
Bana şey sorardı hep ne derse.
İşte belki biliyorsunuzdur.
Yer altında kilitli sandık.
Cevabı mezar. Aklıma direkt o geldi nedense yani hani böyle ikindi olarak mezar geldi böyle.
Dedim bak şimdi babaannem mezara girecek.
Karanlık, soğuk falan böyle.
Çok kötü hissetmiştim yani.
Siz ilk ne zaman tanıştınız böyle ölümle?
Ne zaman acı çekmeye başladınız?
Hiç beklemediğinizi bilmiyorsanız ne zaman kaybettiniz?
Bana mesaj atabilir misiniz ya?
Ben bugünlerde bununla biraz taktım galiba.
Biraz bu konu üzerinde yoğunlaşmak istiyorum.
Sizin hikayelerinizi çok isterim.
Hep ben anlatıyorum size hikayeyi.
Siz de biraz bana anlatın.
Merak ediyorum. Bana mesaj atar mısınız lütfen Instagram'dan?
Şimdi biraz önce Sto hocaların Memento Mori'yi meditasyon olarak kullandıklarını söylemiştim.
Budistler de mesela ölüm meditasyonu yapıyor arkadaşlar.
Ölümün en baştan beri geleceğini bildikleri için ölüm gelip çattığında ölüm...
saygısı yerine doğru bir tutum sergileyebilmek için böyle bağdaş kurarak oturuyorlar işte meditasyon yapma şeklinde.
Kendilerinin yıllar içinde fiziki olarak nasıl değişeceğini, yavaş yavaş nasıl farklılıklar yaşayacaklarını, nasıl yaşlandıklarını, neye benzeyeceklerini düşünüyorlar.
Sonra da kendilerinin ölmüş hallerini fiziki olarak düşünüveriyorlarmış.
Düşünsenize ben şimdi oturup öyle bir meditasyon yapsam asla yapmam.
Asla diyorum bir hafta sonra yaparmışım.
Öyle bir meditasyon yapsam herhalde şu anda yüzümde çıkan ufacık bir sivilceye bu kadar üzülmem diye düşünüyorum.
Yaksız mıyım sizce? Ölümü olumlu yönde kullanabilmek, kaygıyı azaltmak açısından da çok önemli arkadaşlar.
Aynı bu budistlerin yaptığı gibi.
Bence çok işe yarar bir şey.
Ölüm dünyanın her yerinde her gün gerçekleşiyor.
Bizler yaşarken özel bir isme sahibiz değil mi?
Ama... Hayati fonksiyonlarımız durduğunda ne oluyoruz artık?
Biz ölü oluyoruz.
İnsanlar bizim evimize gelirken ne diyorlar?
Ayça'ya gidiyoruz, işte Ayşe'lere gidiyoruz, Mehmetlere gidiyoruz demiyorlar.
Cenazeye gidiyoruz diyorlar.
İşte ölüm arkadaşlar hayatın bu kadar büyük bir parçası ve gerçeği.
Gandolf Dede ne diyor?
Tek yapmanız gereken bize tanınan zamanla...
Ne yapmamız gerektiğine karar vermek.
İşte biz bu yüzden ölümü hatırlıyoruz bu bölümde.
Eski Mısır inanışında arkadaşlar ölüm hakkında çok güzel bir inanışları var.
Belki biliyorsunuzdur. Öldükten sonra ruhları cennetin girişine ulaştığında kapıdaki muhafızlar iki tane soru sorarlarmış.
Ve cevaplarına göre cennete girip giremeyecekleri belirlenirmiş.
Sorularda şu. Hayatında neşeyi buldun mu?
Hayatın başkalarına neşe kattı mı?
Bütün hayatımızın özü gibi değil mi bu iki soru?
Bazen hayatımızdaki asıl önemli konuları arka plana atıp önceliklerimizi yanlış alanlara verebiliyoruz.
Ölüm üzerine konuşmayı, düşünmeyi reddediyoruz ama kötü şeyleri aklımıza getirmeyelim.
İşte aman Allah korusun gibi cümlelerle böyle...
Toksik olumlamalar yapabiliyoruz kendimize.
Bir konuda mesela karar vereceksiniz.
Aman ne olacak ucunda ölüm mü var deriz ya.
İşte Memento Mori'nin özeti tam olarak bu.
Madem öleceğiz neden hiç ölmeyecek gibi üzülmeye değinecek konularda kaygı içinde zamanımızı harcayalım ki ağlamak için değil gülmek için sebepler bulmamız lazım.
Ölümle karşı karşıya kaldığınızı düşünün bir olay geldi başınıza.
Anladınız ki biraz sonra öleceksiniz.
Nasıl da her şey önemsizleşirdi mi bir düşünün.
Birdenbire böyle sahip olduğunuz o onlarca pahalı eşyalar, o yaptığınız kariyer beş para etmez olur.
Kendinize şunu sorun.
Hayatımda gerçekten önemli olan ne?
Böyle... Derin sorular sormak zorundayız kendimize.
Sürem dolmadan neyi başarmak istiyorum?
Bu tefekkürler hedeflerimizin ve değerlerimizin yeniden düzenlememize yol açar.
Size en çok neşe, tatmin ve sonuç getiren şeylere odaklanmamıza sebep olur çünkü.
Böylelikle daha anlamlı öncelikleri belirlemenizi sağlar.
Memento mori ölümlülüğümüzün karşısında maddi zenginliğin de önemsizliğini görmemizi sağlıyor arkadaşlar.
Odağımızı mürk birikimine...
Bizden daha anlamlı deneyimlere, daha güzel, daha sağlıklı ilişkilere yönlendiriyor.
Yani maternalizmin azalmasını sağlıyor hayatımızda.
Bence buna... Çok ihtiyacımız var ya gerçekten çok ihtiyacımız var.
Biz geçen bir muhabbete tanık olduk işlerde yemek sırasında.
Ya inanamazsınız yaptıkları tatilleri yarıştırıyorlar.
Şuraya gittik buraya gittik şuraya gideceğiz ay yaz bitmeden tekrardan şuraya gideceğiz.
Ya git kardeşim bütün dünyayı gez hepsi senin olsun.
Ama yani hani derler ya hepimiz en sonunda kara toprağa gireceğiz.
Yani bu kadar metalizme düşkün olmak ve bunu birbirleriyle yarıştırmak hele ki arkadaşlık ilişkisi.
Çok B-O-K'ten değil mi ya?
Gerçekten öyle. Bazılarımız mesela başarısızlıktan çok korkuyor.
Öyle korkarlar ki cesaret edemiyorlar istediklerini yapmaya.
İşte ölümün elbet yaşayacağını bildikten sonra, kabul ettikten sonra diyor ki ben risk alacağım, ben sınırlarımı zorlayacağım.
Hani biraz önce dedin ya ucunda ölüm yok diye.
Başarısızlığı da kucaklamış oluyordu bu felsefeyle beraber.
Mesela yine storcu filozoflardan Seneca, tatmin edici bir hayat yaşamak için ölümlülüğümüzü tanımamızın önemini vurgulamış.
Şöyle diyor, zihnimizi sanki hayatın sonuna gelmişiz gibi hazırlayalım.
Hiçbir şeyi ertelemeyelim.
Her gün hayatın sayfalarını dengeleyelim.
Hayatına her gün son yürütüşleri yapan kişinin asla zamanı kısıtlı değildir diyor.
Hemen... Aklımdayken, yeri gelmişken birkaç tane film önerisi yapayım size yine.
Kitap uyarlaması olarak izleyebileceğiniz en iyi filmlerden biri.
Bence beni dinliyorsanız eğer izlemişsinizdir bu filmi.
Robbie Williams diyorum size.
Ölü Ozanlar Derneği.
Ruby Williams oynuyor zaten. Ne kadar kötü olabilir değil mi?
Ay o da of evinde intihar etmişti ya.
Çok çok ironik oluyor o da bu filmde oynamış olması başrolde hem de.
Bu filmi mutlaka izleyin.
Aynı zamanda böyle hani Memento Mori ile beraber kaderi işte önemsemek, kadere inanmak, daha sonra anı yaşamak Carpe Diem biliyorsunuzdur.
Bunları da işliyor. Bir de...
Eğer şu anda bir ilişki yaşıyorsunuz, çok romantik bir ilişkiniz var diyelim ya da böyle saçma sapan sebeplerden dolayı ayrıldaysanız eğer ilişkinizden yani sevginizden ayrıldaysanız öyle çiftlere bir önerim var.
Çok duygusal bir film.
Molly ve Sam biliyor musunuz?
1990 yapımı ghost filmi hayal et.
Hatta yanlış hatırlamıyorsam şu an aklıma geldi Beşdal'da Oscar'a aday olmuşlardı.
Demi Moore oynuyor arkadaşlar. Bol bol ağlarsınız, bol bol sevginizi düşünürsünüz.
Ay o öyleyse ben ne yapacağım, ben nasıl olurdum bu sahnede diye.
Hani böyle yan yanarken bazen birbirimizden bunalırız ya böyle çiftler.
Ay ben böyle maç maç olmayı sevmem falan deriz ama o filmi izleyin.
Ya adam kızı hayalet oluyor.
Yani tekrardan böyle minicik bir öpmek için nelere katlanıyor bir bilseniz.
Mükemmel bir film bu. Bir tane de animasyon filmi var.
Bu bence tamamen Memento Mori'yi düşünerek yapılmış bir film.
2017'di sanırım o da.
Animasyon en iyi Oscar ödülünü aldı animasyon dalında.
Coco Felipe, inanılmaz güzel.
Neva Doğan Saura, en çok ağladığım animasyon filmi diyebilirim.
Gerçekten harika bir film.
Çocuğunuz varsa, yeğeniniz varsa mutlaka onlarla izleyin, ailenizle beraber izleyin.
En sonunda, filmin sonunda birbirinize sarılacağınıza eminim.
Ve şimdi size biraz rakamsal gerçeklerden bahsetmek istiyorum.
Şöyle şak şak diye bir yüzünüze vurayım.
Dünyada arkadaşlar, ortalamaya göre, günde yaklaşık 140 bin kişi ölüyor.
Bizim ülkemizde de yılda ortalama 500 bin kişi.
Dünyada 140 bin, bizim ülkemizde yılda 500 bin kişi ölüyor.
Düşünebiliyor musunuz? 500 bin kişi ve bazen bizler hayatı yaşanması gereken bir şey olmaktan çıkarıp tedavi edilmesi gereken bir şeye dönüştürmeye çalışıyoruz.
Fark ettiniz mi? Aslında tek yapmamız gereken doğru bir şekilde sonunun geleceğini bilerek yaşamak.
Bir önceki podcastime de söylemiştim.
Hayatımız çözülmesi gereken bir sorun değil.
Her gün olabildiğince akıllıca, işte olabildiğince bütün, olabildiğince duyarlılıkla yaşaması gereken bir şey.
Afrikalıların bir sözü vardır.
Kaplanların kendi tarihçileri oluncaya dek bütün av hikayeleri avcıları övecektir.
Yani kendi hayatınıza dışarıdan...
anlatılmasın değil de siz kendi hayatınızın kendi anlatıcısı olun.
Müdahalenize ölmeden önce siz yapın.
Böyle hayata küsmek, hayata boyun eğmek, onu reddetmek hiçbir kabul edilemez arkadaşlar kusura bakmayın.
Onun gerçek tadını alabilmek için ölümü hatırlamak, şu sınırlı yaşamımızda ilerleyerek bu felsefeden yararlanabiliriz aslında.
Mesela 30 dakika sonra öleceğini bilen bir insanla 30 sene sonra öleceğini bilen bir insan sizce aynı şekilde yaşar mı hayatını?
Yapacağınız, söyleyeceğiniz ya da niyet edeceğiniz her şeyin ölmekte olan bir kişininki gibi olmasına izin verin.
Yani içten duyarlı, kibir ve hırstan arınmış diyor Marcus Aurelius.
Bu şimdi şu demek değil.
En iyi insan olmaya çalışın.
Ben çok iyi bir insan olacağım.
Yani en iyi insan olmaya çalışın değil.
Sizin olabileceğiniz en iyi insan olmaya çalışın demek.
Hepimiz baş edilmesi zor duygularla boğuşuyoruz gün içerisinde.
Böyle tıpkı öfke gibi değil mi?
Özellikle de bugünlerde.
Öfkelenmemiz çok normal.
Ama bu öfkenin etkisinde yaşamayı sürdürmek bize yani çok büyük bir haksızlık kendinize yapacağınız.
Çünkü zaten sonu olan bir hayatı...
şu kendimize zarar verecek duyguları beslemek için çok kısa hayatımız.
Aslında olay şu ölümün eninde sonunda geleceği konusunda gerçekçi olmamız.
En baştan itibaren ölüm gelip çattığına dair bir tutum geliştirmemiz gerekiyor.
Ölüm tuhaf bir şey değil arkadaşlar.
Onun her an gelebileceğini hatırladığınızda ufak tefek şeyler için kavga edip tartışmaya daha az meyilli olursunuz.
Ne bileyim halınız kirlendiği zaman ya da 5 dakika önce temizlediğiniz bir banyo pislendiği zaman gereksiz yere sinirlenmezsiniz belki.
Yaşadığınız küçük olumsuzluklarda hemen stres olup pes edip üzülüp ağlıyorsanız eğer size harika bir tavsiyem var.
Hemen en yakın mezarlığa gidin.
Orada daha bir yıl önce, belki de bir hafta önce ya da bir gün önce oradaki insan belki de evinin ne kadar çok kirlendiğinden yakınıyordu.
de kilosundan yakınıyordu.
İşte annesinin ve babasının onu umursamadığından yakınıyordu belki de.
Ama bakın şu anda nerede?
Bizimle gideceğimiz yer orası zaten.
Eğer yaşarken ölmek istemiyorsanız bir gün fiziken yok olacağımızı arada bir kendinize hatırlatsanız iyi olabilir.
O zaman o meşhur Cesur Gürek filminde Mel Gibson'ın meşhur sözüyle bu bölümü kapatalım.
Herkes ölür. Ama herkes gerçekten yaşayamaz.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
