
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde, doğanın amansız rekabetine ışık tutan Kızıl Kraliçe Etkisi kavramını konuşuyoruz. Peki, sürekli gelişim ve değişim neden hayatta kalmanın anahtarı.
***Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Herkese selam, hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Ayça ben. Bugün çok ilginç bir konuyu anlatacağım.
Kızıl Kraliçe etkisi.
Bunu belki ilk kez duyuyorsunuzdur.
Belki de evrimsel biyoloji ile ilgiliyseniz oradan aşina olduğunuz bir terimdir.
Ama bu etki sadece bilimsel bir teori değil eğer biyolojiden biliyorsanız.
Günlük hayatımıza, ilişkilerimize, iş hayatımıza ve hatta kişisel gelişimimize kadar pek çok alanda kendini gösteren, etkisini hissettiren bir olgu.
O zaman harika bir hikayeyle başlayalım.
Hikayeleri seviyoruz çünkü değil mi?
Yıl 1975 Kenya'nın fakir mi fakir bir köyünde çatısı çökmek üzere olan bir evde bir çocuk ders çalışıyor.
Bu çocuk Elliot Kipchaki.
Babası henüz bebekken ölmüş.
Annesi de çocukları için işte gece gündüz çalışan bir anne.
Her zamanki gibi fedakar olan annelerimizden.
Elliot her sabah okula gitmek için 6 kilometre yürümek zorunda kalıyor.
Ayağında tabii ki ayakkabısı yok.
İnanılmaz fakirler çünkü.
Ayakları acımasın diye koşturmak zorunda kalıyor okula giderken.
Ayaklarının uğradığı bu işkenceye son vermek istiyor ve bunun için ne yapıyor?
Okulu bırakıyor. Hayır.
Tabii ki hayır. Bu yürüyüşleri sırasında bir şey fark ediyor.
Fark ediyor ki koşmak ona özgürlük veriyor.
Daha fazla, daha çok koşmaya başlıyor.
Çünkü ayağında ayakkabı olmadığı için okula gittiği o 6 kilometre süreyi azaltmak istiyor.
Yıllar sonra bu yoksul köy çocuğu maraton tarihini değiştiren adam oldu arkadaşlar.
2019'da 42 kilometrelik maratonu 2 saatten kısa sürede tamamlayan ilk insandır.
Bu şekilde tarihe geçmiştir.
Hayat başımıza gelenler değil onlara nasıl tepki verdiğimizdir demiş Epictetus.
En güzel köle filozof.
Hayatta her zaman acı çekeriz.
Acı her zaman olacaktır arkadaşlar ama...
Acıya rağmen devam edebilmek büyümenin ve başarıya ulaşmanın yolu olabilir.
Çektiğimiz acı talepkardır ve gerçekten hissedilmeyi ister.
Bu yüzden uzun sürer ve ileride de sürekli geçmişe dönerek o acıyı tekrar tekrar hatırlatır.
Çünkü talebi vardır her zaman.
Karşımıza bir zorluk çıktığında ya da bir engel ne düşünürüz?
Beni yavaşlatacak, işte beni durduracak diye düşünürüz değil mi?
Yani en azından verdiğimiz ilk tepsi böyle olur.
Belki de yapmamız gereken tek şey Kızıl Kraliçenin öğüdüne kulak verip durmadan ilerlemektir.
Çünkü durduğumuz anda dünya sizi geride bırakır.
Çünkü dünya çok hızla dönüyor.
Her şey çok yoğun ve kalabalık.
Farkındasınız değil mi? Daha da kalabalık oluyoruz.
Bu akışta geride kalmamak zorundayız.
Hepimizin hissetmek istediği duygular, gerçekleştirmek istediği hayalleri var.
Hayat bekleyenlere değil, harekete geçenlere kazandırıyor.
Ben de arkadaşlar bugün bunu anlatacağım.
Her şey çok yoğun, her şey çok kalabalık.
Bir şeylere yetişmeye çalışıyoruz ve hani işte dur bir düşün vesaire böyle teoriler var ya.
Ya durduğu zaman olmuyor arkadaşlar.
Olmuyor önünüze geçiyorlar.
Çünkü duran kimse yok.
Durmaya çalışan kimse yok.
Durmak isteyen kimse de yok. Sürekli herkes bir şeyler yapmaya çalışıyor.
Kendini geliştirmeye çalışıyor.
Bugün tam da bundan bahsetmek istiyorum.
Mercury hiçbir şeyden korkmayın sadece anlamaya çalışın demiş.
Ne kadar da güzel ve güçlü bir çağrı değil mi?
Çünkü korku genellikle bilmediğimiz şeylerden doğuyor.
Ama onu anlamaya başladığımızda korkularımız yerine cesarete bırakıyor.
Dünya ne kadar karmışık olursa olsun anlamak için çabaladığımız her an...
Karanlığı biraz daha aydınlatıyoruz.
Çünkü ilerlemek için ışığı aramak ve kendi yolumuzu bulmak zorundayız.
Peki o zaman size bir soru sormak istiyorum.
Hayatınızda gerçekten mücadele etmeniz gereken bir şey var mı?
Hani her gün daha iyi olabilmek için, gerçekten çaba harcadığınız ve başarılı olmak için sürekli ilerleme kaydetmek zorunda olduğunuz bir alan?
Var değil mi? Olmaz mı?
Evet işte bu mücadele ve sürekli evrimleşme fikri Kızıl Kraliçe etkisinin tam kalbinde bulunuyor.
Nedir bu Kızıl Kraliçe?
Adını Lewis Carroll'ın Alice Harikalar diyarındaki kitabından alıyor arkadaşlar.
Hikayede aynen şöyle bir kısım var.
Alice ve Kızıl Kraliçe Kızıl Kraliçe'nin ülkesinde koşuyorlar.
Alice çok hızlı koşmasına rağmen olduğu yerden uzaklaşamadığını fark ediyor ve Kızılkırı ilçeye diyor ki benim ülkemde bu kadar uzun süre ve bu kadar hızlı koşarsan en azından bir yere varabilirsin.
Ve bunun üzerine Kızılkara ilçe çok sinirleniyordu.
Ne diyordu? Ne kadar da yavaş bir ülke.
Benim ülkemde ise bu şekilde koşman seni ancak olduğun yerde tutabilmeye yarar.
Herhangi bir yere varmak istiyorsan bu koştuğundan iki katı hızlı olmalısın.
Bu şu arkadaşlar en başta da söylemiştim ya hani evrimsel biyologlara göre bir teori diye.
İşte bu evrimsel biyologlar tarafından türlerin hayatta kalabilmek için birbirleriyle sürekli rekabet halinde oldukları ve bu rekabetin onları sürekli olarak daha güçlü ve uyumlu
hale getirmesini sağladığı bir teori.
Çünkü evrim dediğimiz şey sadece hayatta kalmak için değil, aynı zamanda rekabet etmek ve diğer türlere karşı daha avantajlı olabilmek için de sürekli bir değişim gerektiriyor.
Mesela bir tavşanın avcılardan kaçabilmek için hızlı koşmayı evrimleştirmesi ama aynı zamanda yırtıcıların da hızlanarak tavşanı yakalama çabası.
Bu bir çeşit kısır döngü gibi değil mi fark ettiniz?
Her iki tarafta birbirini daha güçlü hale getirecek şekilde evrimleşiyor.
Yani kızıl kraliçe etkisine göre bir sistemin etrafında gelişen diğer sistemler karşısında varlığını sürdürebilmeli.
Ve bunun için sürekli gelişmesi gerekiyor.
İşte biz bunu yapıyoruz zaten.
Yani bunu yapmayı bıraktığımız anda zaten duruyoruz.
Çünkü gelişim durduğu an hayatta kalma ihtimali de azalmaya başlıyor.
Bizim de o hayvanların da avcının da.
Sevgili Gülcan Özer bir konuşmasında şöyle demişti.
Okur yazar yüksek eğitimli birisinin hayatta bir kutsalı olmalı demişti.
Bir kutsalı olmalı.
Ve devamında da benim kutsalım çalışmak oldu demişti arkadaşlar.
Çok güzeldi. Ben çok etkilenmiştim bundan.
Yani ne demek diyor burada?
Bizim hayat boyu sürecek bir evrimleşme isteğimiz var.
Ve geride kalmamak için bence de herkes kendi kutsalını bulmalı bu dünyada.
Ve bu kızıl kraliçe metaforunu ilk kez kullanan Amerikalı bir biyolog arkadaşlar.
1973 yılında kullanıyor.
Alice'i izliyor ve bu biraz önce bahsettiğim Alice ve Kraliçe ile Kızıl Kraliçe arasındaki konuşmasından dolayı bu teori üzerine çalışmalarını yapıyor ve kanıtlıyor.
Avcı ve avlananın sürekli bir gelişim döngüsü içinde olduğunu, avlananın avcıdan kaçabilmek için geliştiğini, bu gelişim karşısında bu defa avcının da avlanabilmek için
daha da geliştiğini Şimdi sarımsak bilim edesine geçeceğim ama aynen olay böyle.
Düşünün bir biyolog bir çocuk masalının kısacık bir sahnesinden bu teoriyi çıkartıyor.
Çünkü bir organizma hayatta kalmak ve evrimsel yarışta önde olmak için sürekli sürekli olarak evrimleşmek zorundadır.
Çünkü rakipleri de sürekli evrimleşmektedir.
Bakın ne kadar bize benziyorlar değil mi?
Bence sanırım yaratıcı herkesin...
kurallarını aynı şekilde yazmış.
Yani doğada bize belki sert geliyor, belki acımasız geliyor, üzülüyoruz hani böyle bir ceylan av olduğu zaman ama gerçekten yani aynı şekilde kendi hayatımıza böyle bir entegre ettiğimiz
zaman aynı şeyleri biz de yaşıyoruz.
Şöyle düşünün, yani iş yerinizi de kendinizin geliştirmediğinizi, işte o eğitimleri almadığınızı düşünün yani bunu.
Hep aynı yerde sayarsınız değil mi?
Çerfillerinizi vesaire alamazsınız.
Yani aynı şey aslında bu.
Bu etkiyi ben kendi hayatımda kullanıyorum.
Yani benim için bir harita arkadaşlar.
Bu geride kalmamam lazım, of ya beni geçtiler diye değil.
Kendi gelişimimi sadece kendime sayarak yapıyorum.
Yani bu ne demek? İşte ben mesela podcast yaparken ilk başladığımda nasıl bölümlerde, neler yapıyordum, kaç sayfa okuyordum, işte başka farklı neler yapabilirim diye diye evrimleştirdim kendimi
ve şu an bu hale geldim.
Yani her alanda her şey değişip gelişiyor.
Sürdürebilirlik lazım. Yani böyle bir hayat tarzı için biraz da ayak uydurmamız gerekiyor diye düşünüyorum.
İş hayatı demiştim yine iş hayatından devam edeceğim.
Seviyorum ya ne yapayım iş hayatını da seviyorum.
20 yıl önce kabul gören bir tane iş stratejisi düşünün.
Bugün geçerliliğini yitirmiştir değil mi?
Çünkü onun üzerine bir sürü programlar gelmiştir, bir sürü fikirler doğmuştur.
Çünkü insanlar saydığı yerde kalmıyorlar, düşünüyorlar ve yaratıcı beyinler çok fazla var iş yerlerinde.
Teknoloji mesela ya 2-3 yılda bir telefon değiştiriyoruz.
Yani uygulamalarımıza sürekli güncellemeler geliyor.
Bir öncekinden daha iyi sürümler geliyor.
Ve bu güncellemelerden bir adım geride kalırsanız diğerleri sizi geçer.
Peki kişisel gelişimimizde kızıl kraliçe etkisi nasıl oluyor?
Daha çok ağırlık vermek istediğim yer tabii ki burası.
Alice, Harikalar Diyarı'nda masalının yazarı arkadaşlar.
Carol, ondan biraz bahsetmek istiyorum.
Kendisi çocukken kekemeymiş ve kimse onunla oynamak istemediği için hep yalnızmış.
Dolayısıyla da çok sessiz bir çocukluk geçirmiş.
O da hep hayal gücüyle işte zihninde oyunlar oynamaya başlamış kendi kendisine.
Kendisi zaten çok içe dönük bir karakter.
Ve Oxford'da çalışırken fark ediyor ki...
Toplum, insanlar sürekli gelişiyorlar, sürekli değişiyorlar ama kendisine bakıyor hep aynı.
Ve Alice masalında mesela kahramanlar ne kadar saçma değil mi?
Diyorsunuz ya diyorsunuz bu nasıl bir absürtlük ya.
Yani inanılmaz uç noktalarda görünüyorlar.
Ama o karakterler işte sürekli gelişen insanların geride kalmayan, kendini genişletmeye çalışan insanlar.
Orada vermek istediğim mesaj bu.
Çünkü o da kendisinin aynı haliyle kaldığında kekemeliğini de hiçbir şekilde düzelmeyeceğini gördü.
Yani tek başına çocuk kimse onunla oynamıyor.
Kekeme ee ne yapacak böyle mi kalacak?
Hayır dedi. O da bir adımı attı.
Ve Lewis bunu fark ettiği sıralarda nehir kenarında dolaşıyor arkadaşlar.
Ve nehir kenarında dolaşırken bir tane aileyle tanışıyor.
Onlarla sohbet ediyor.
Ve ailenin küçük kızları ismi Alice ondan çok etkileniyor.
Ve Alice diyor ki bana bir tane masanı anlatır mısın?
Lewis de o anda uyduruyor Alice'i.
Ve sonradan da kitap olarak bizlere...
Yani değişen bir kafa, değişen bir zihniyet.
Adam o aralar Oxford'da çalışıyor.
Böyle kitap yazayım. İşte benim kitabım milyonlar satsın.
Klasikler arasına girsin. Film olsun.
Hiç öyle bir düşünce değil. Ve bir tane küçük bir kız çocuğu.
Onunla demek ki o potansiyeli görmüş ki hadi diyor bana güzel bir masal uydur diyor.
Ve bu mükemmel masalı bize ulaştırmış oluyor.
Teşekkür ederiz sana Alice.
Peki kişisel gelişimimiz için bu masalda almamız gereken mesajlar nedir?
Her gün yeni bir bilgi öğrenmek arkadaşlar.
Her gün yeni bir bilgi.
Zihinsel becerilerimizi geliştirmek, fiziksel sağlığımızı korumak bunlar sürekli evrimsel bir süreçtir.
Eğer gelişim göstermezsek çünkü neydi?
Geriye düşüyorduk. Mesela zihinsel olarak pasifleştiğiniz zaman, eski alışkanlıklara böyle saplanıp kaldığınız zaman kişisel evrimde geride kalmanız anlamına geliyor.
Mesela rutinlerden çok bahsediyoruz.
Alışkanlıklar, güzel alışkanlıklar evet okey ama bu hep aynı, hep aynı rutin, hep aynı alışkanlıklar sizin evriminizde gerilemenizi sağlıyor.
Jordan Peterson'ın bir tane kitabı var.
Hayat için 12 kuraldı sanırım.
Hayatta kalmak için daha güçlü bir versiyonuna dönüşmelisiniz diyordu.
Yoksa etrafınızdaki herkes...
Seni geçer diye bir cümlesi vardı.
Tam da Kızıl Kraliçe etkisini anlatan bir cümle bence.
Alice Muscle'ı bir çocuğun kimlik arayışının canlandırması yani alegorisi arkadaşlar.
Çünkü kitap boyunca Alice sürekli ben kimim, ben kimim diye soruyor değil mi?
Bunu sormayan var mı acaba?
Alice bizim sözlerimizi resmen söylemiş orada.
Bu işte kişisel gelişimin en temel sorusudur.
Ben kimim? Bunu bilmeden kişisel olarak gelişemiyoruz çünkü.
Yazarımız diyor ki bununla ilgili.
Kendi benliğini bulmak tüm bilinmeyenlerin içinden kendini seçip çıkarabilmektir.
Bu aynı zamanda kimliğimizi bulup büyümemizdir.
Alice tavşan deliğine düşüyor mesela değil mi?
Merakından dolayı düşüyordu.
Merak bizi harekete geçiren en güçlü duygulardan biri.
Tavşan deliğine düşmek riskli görünebilir ama büyüme cesareti de tavşan deliğinde başlar.
Yani hayatta yeni fırsatları keşfetmek için.
Bazen bilinmeyene adım atmamız gerekiyor.
Merak büyümenin ilk adımı olabilir.
Biraz önce demiştim ya her gün yeni bir şey, her gün yeni bir bilgi öğrenin diye.
Bunu her gün kendinize bir soru sorarak yapabilirsiniz bence.
Ben yapıyorum. Yani kendinize her gün yeni bir soru sorun.
Bir saçma sorular, absürt sorular.
Yani saçma derken insan...
Durduk yere mesela bu yatağın yayları da nasıl yapılıyormuş demez ama işte hani o farkındalıkla soruları kendinize sorun ve bence her gün yeni bir bilgi edinin ve daha önce hiç denemediğiniz bir
şey deneyin. Kim gibi?
Alice gibi. Bir de masalda yemek ye değiş kısmı vardır değil mi?
Alice beni ye yazılı bir kek yiyor.
Sonra birdenbire büyümeye başlıyor.
Daha sonra da küçülmesini sağlayan bir tane içecek içiyor ve küçülüyor.
Ne demek bu sizce?
Neyi göstermek istiyor bize?
Bazen çok büyük hissederiz, yenilmez, güçlü.
Bazen de küçük hissederiz, acınası, zavallı.
Bazen kendimizi büyük başarılar elde ederken buluruz, bazense küçük ve önemsiz hissederiz.
Bu değişimler doğaldır ve kimliğimizin bir parçası değildir.
Alice bize burada dengeyi bulmak önemlidir demek istiyor.
Nacizane tavsiyem, kendinizi...
Zaman zaman çok büyük ya da çok küçük hissediyorsanız bu duyguların gelip geçici olduğunu hatırlayın.
Kim olduğunuzu bu hisler değil.
Kendinize dair inancınız belirler.
Peki masaldan başka bir kısma geçelim.
Alice yolu bulmaya çalışırken kendisine bir tane kedi hangi yöne gitmesin gerektiğini soruyordu değil mi?
Kediye ne diyordu Alice? Ben hangi yöne gideceğim?
Kedi de şaşırıyordu. Ne demişti?
Hangi yola gitmek istediğin, nereye varmak istediğine bağlı.
Net bir hedef olmadan hayatımızda ilerlemek zor olur arkadaşlar.
Kedinin bu cümlesi hedef belirlememizin önemini vurguluyor.
Hangi yolu seçerseniz seçin.
Önemli olan varmak istediğiniz yeri bilmek ve o yolda kararlılıkla yürüyebilmektir.
Kendi hedeflerinizi netleştirerek başlayabilirsiniz.
Ve eğer gitmek istediğiniz yeri bilirseniz yolun geri kalanını daha anlamlı ve verimli hale getirebilirsiniz bence.
Hedefiniz ne kadar net olursa o kadar hızlı ve doğru şekilde ilerlersiniz.
Ben mesela hedefimi biliyorum.
2024'te olmadı.
Ama 2025'de olacak.
Hedefimi net bir şekilde biliyorum.
Siz de kendinize böyle söyleyin.
Evet şu anda 2024 bitmek üzere.
Bazı hedefler tutmamış olabilir.
Yarım tutmuş olabilir. İstediğiniz kadar tutmamış olabilir.
Ama olması gereken buydu.
Eğer ben o hedefe ulaşacaksam yani istediğim sabit olan belli olan hedefe ulaşacaksam bunların 2024'de böyle olması gerekiyormuş diye kendiniz de konuşabilirsiniz.
Ben öyle yapıyorum arkadaşlar.
Ve en sevdiğim bölüm şey gibi oldu ya en güzel sahne en tatlı bölüm 2025 motto.
Evet Alice Kupa Kraliçesi ile karşılaşıyor.
Kupa Kraliçesi nasıldır?
Diktatör, zalim sürekli kafasını kesin onu kesin bunu kesin diye bağırıyordu değil mi?
Ama aslında kimsenin kafası kesilmiyordu.
Çünkü söylediklerimiz her zaman gerçek değildir.
Bakın tekrar ediyorum.
Söylediklerimiz... Her zaman gerçek değildir ama eylemlerimiz bizi tanımlar.
Kupak ilçesinin otoriterliği aslında güçsüzlüğünün bir göstergesi.
Hayatımızdaki gerçek liderliğimiz sözlerimizden çok darlanışlarımızla ortaya çıkar.
Başkalarını arkadaşlar etrafınızdakileri sözleriyle değil eylemleriyle kim olduklarını anlamaya çalışın olur mu?
Yani birisi size mesela çok saçma bir örnek vereyim mi?
Siz mesela iş yerindesiniz.
işte yerinizden arkadaşınız, çok yakın bir arkadaşınız ya da sürekli yerinizden kalkınca sana da çay alayım mı kahve alayım mı diye sorduğunuz birisi hiçbir şey sormadan kalkıp çayını alıp yerine geçip o çayını afiyetle yudumluyorsa sonra
da sen benim çok yakın arkadaşımsın işte seni severim şöylesin böylesin diyorsa lütfen o kişiyi sözüyle değil yaptığı eylemle anlamaya çalışın.
Anladınız siz beni değil mi? Size şöyle zam böyle terfi diyen bir yönetici sizi bekletiyorsa İsterseniz arkadaşlar bakın dilim birbirine girdi.
İsterseniz 10 sene bekleyin.
O tarifi size vermeyecek.
Vermeyecek. Laf sokuyormuş gibi oldu.
Benim de gelen müdür yardımcım dinliyor beni.
Şey gibi oldu ya gerçekten.
Şimdi yanlış anlayacak öyle bir şey yok tabii ki.
Ben zaten yöneticiliğimi aldım geçen sene.
Mutluyum o yüzden. Neyse devam edeyim.
Aynı şekilde siz de sözlerinize değil yaptıklarınızla tanınmaya çalışın.
Bu da çok önemli. Buna odaklanın.
Ve mahkeme sahnesi inanılmaz absürt bir mahkeme süreci ya.
Böyle böyle değil. Filmini izlemişsinizdir zaten.
Her şey kaotik.
Her şey mantıksız.
Ama mahkeme Alice'i suçlu ilan etmek istediğinde Alice ayağa kalkıp ne demişti?
Ben bir çocuğum ama düşünebiliyorum.
Siz de düşünebilen olun olur mu?
Mantıklı olun. Bazen duygularımızla değil beynimizle hareket etmemiz gerekiyor çünkü.
Burada Alice her şeyin gerçek olmadığını ama büyüyüp gelişim gösterdiğini fark ediyor.
Sisteme, yetkililere, adaletsizliğe karşı çıkarak kendi doğrularını savunuyor.
Kendine güvenerek tepki veriyordu hepsine.
Haksızlığa karşı çıkıyor ve bu cesareti ona olayların sonunu değiştirme gücünü veriyor.
Olayların sonunu değiştirme gücü.
Sadece bu cesaretten dolayı ama öncesinde kendisinin kim olduğunu bulmuştu Alice.
Karşılaştığınız zorluklar ne kadar karmaşık görünürse görünsün, kendi değerlerinize ve düşüncelerinize güvenin.
Kendinizi ifade etmekten korkmayın.
Ve masalımızın sonu, Alice sonunda gördüğü her şeyin bir rüya olduğunu fark ediyor ve uyanıyor.
Ama neyi unutmuyor?
Yaşadığı deneyimlerden öğrendiklerini.
Hayat bir rüya olabilir ama bu onun anlamını değiştirmez.
Her deneyimimiz ister gerçek ister Alice'inki gibi metaforik olsun bir öğrenme fırsatı veriyor bizlere.
Umudunu kaybetme filminde Will Smith gelecek artık geçmişle ilgili değil şu an ne yapabileceğinle ilgilidir diyordu değil mi?
Bizler bazen aslında bir çikolata sosuyken çikolatalı puding olmaya çalışıyoruz.
Bakıyoruz hala sıvıyız pişmemiş sanıyoruz kendimizi ve ocağın altını en yüksek ateşe alıp Pişirdikçe pişiriyoruz kendimizi.
Katılaşınca ocaktan alıp yemeği istiyoruz çünkü.
Halbuki siz olduğunuz gibi ve olmanız gerektiği gibisiniz.
Zaten tek yapmanız gereken belli.
Alice gibi tavşanı takip ederek merakla o delikten atlamaktır.
Ve evrim sadece hayatta kalma meselesi değil.
Aynı zamanda daha iyi bir versiyon olma meselesidir.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Bu bölümde sonuna geldik.
Kendinize iyi bakın. Görüşmek üzere bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
