
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde, kız neşesinin tarih boyunca nasıl bastırıldığını, ama nasıl da iyileştirici bir güce dönüştüğünü konuşuyoruz. Bilimden mitlere, gerçeklerden hayallere… Gelin biraz kız kıza dertleşelim.
---
Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Kadınlar kırıldıklarını hissettirmemiş olmanın verdiği yorgunluklarla çevrilidir.
Bu yorgunluklara bakmaması gereklidir, devam edebilmeleri için.
Ve bu sırada devreye girer kız neşesi.
Eve gelmeden sevgilisiyle ayrılmış, belki aldatılmış, belki de gücendirilmiştir.
Ama yine de o kulu bir mum yakıp en sevdiği müzik eşliğinde bakım rutinini yapmaya devam eder.
Mercimek tanesi kadar olan kremini yüzüne sürerken göz bebeklerinde gördüğü kız onun neşesini hep içinde saklamaktadır.
Çünkü her şeyin güzel olması için önce insanın içinin güzel olması gereklidir.
Çünkü neşe ve huzur içeride başlar.
Kadın katlanmaz, kadın kız neşesiyle sabreder.
Çünkü insan sevmediklerine katlanır.
Sabırsa aşktandır.
Ve bazen kadın içinden konuşur, içinden inanır, içinden dua eder.
Bazen içinden kırar, içinden kırılır.
Bazen içinden küser, bazen içinden ağlar.
Ve bazen kadın içinden çıkamazsa içlerinden çıkar.
Güzelliğin sesi kısıktır demiş Nietzsche.
Sessizce çabalayanlara, bir çiçeği sabırla büyütenlere, bir çileyi sabırla çekenlere, karınca misali adım adım ilerleyip asla yürümekten vazgeçmeyenlere, sessiz
savaşlarda, sessiz zaferler elde eden canım kadınlara selam olsun.
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon'a.
Geçen hafta, birkaç haftadır daha doğrusu bölüm yayınlayamadım.
Bir takım iş yoğunluklarım sebebiyle oldu ama bu hafta yeni bölümle buradayım.
Şükürler olsun ki buradayım.
Buradayım be buradayım.
Durun bir masaya da vurayım tam olsun.
Neyse şimdi bu bölümde kız neşesini konuşacağız.
Yalnız bir şey itiraf etmek istiyorum.
Hazırlanırken bu podcast bölümüne en zorlandığım konulardan biri oldu.
Çünkü böyle karşımda bana cevap veren bir kadın aradım.
İşte söylediklerimi duyduktan sonra işte hissettiklerinizi gerçekten görmek istedim.
Yani ilk defa yaşadım bu hissi.
Daha önceden de biliyorsunuz bizlerle yani kadınlarla ilgili birkaç kez bölüm yapmıştım.
Ama bu sefer sanırım kız kardeşlik olayını çok hissettim.
Anlatacağım zaten. O yüzden sanırım böyle oldu.
Peki hemen başlıyorum o zaman.
Kız neşesi nedir ve kadın değil de neden kız neşesi denmiştir?
Türk Dili Kurumu diyor ki arkadaşlar kızın tanımında.
Kadın cinsinden evlenmemiş olan genç kimse.
Yani üstü kapalı, cinsel münasebette bulunmamış demek istiyor.
Genç diyerek de yaş vurgusu yapmışlar tabii ki.
Eski Türkçe'de de genç kadın ya da yine evlenmemiş kadın şeklinde tanımlanmış.
Yani yine işte kadınların vücudu ile yapıp yapmamaya karar verdikleri bir şey için bir isim koymuşlar.
Hem de almışlar, tutmuşlar.
Resmi belgelerde yer vermişler.
Toplum kültürlerine bakalım.
Yine sadece yaşla ilgili değil kız kelimesi.
Yani diyor ki toplum neşesi bastırılmamış, yargılanmamış, hala kendisiyle barışık olan hali temsil eder diyor.
Peki o zaman biraz geçmişe götüreyim sizi.
10 Haziran 1692'de Amerika'nın Massachusetts eyaletinde Salem kasabasında 20'den fazla kadın ve birkaç tane erkek cede oldukları gerekçesiyle idam ediliyorlar.
O zamanlar Amerika daha kurulmamış yani Amerika yok.
Bu Salem kasabası da İngiltere'den kaçan dindar göçmenler var.
Tanrı korkusu üzerine bir tane bir düzen kurmuşlar.
Böyle bir kurulu kasabada yaşıyorlar.
Bunlara da Politanlar deniyor.
İlk idame edilen kişi de bir kadın arkadaşlar.
Bridget Bishop adı.
Bridget dönemin kadınlarından çok farklı bir karakter.
İşte çok renkte girmeyi çok seviyor.
Eski eşinden kalma bir barı var.
O zamanlar bir barı.
Hele ki böyle dinin hukuk sayıldığı bir yerde böyle bir barı işleten bir kadın çok nadir.
Ama yapacak bir şey yok çünkü eşi gittikten sonra tek başına kalmış.
Zaten üçüncü evliliği.
Başka geçim kaynağı yok.
Yani onu yapmak zorunda iki tane çocuğu var bakması gerektiği.
Ve erkeklerle konuşurken de çok rahat bir şekilde bir durum olduğunda yüksek sesle konuşabiliyor.
Düşüncelerini kimseyi umursamadan söyleyebiliyor.
Aşırı derecede neşeli bir kadın.
Çok komik ve aynı zamanda da eğlenceli bir kadın.
Ve kahkaha atmayı da çok seven bir kadınmış.
Yani hiçbir erkeğe bağlı değil, dul ve bağımsız.
Düşünün bundan yüzyıllar önce.
Bir gün kasabada genç kızlar ve kız çocuklar hastalanıyorlar.
Kendilerini acıdan, çektikleri sıkıntılardan sağa sola atıyorlar.
Hayaller görmeye başlıyorlar.
Kimse ne olduğunu anlamıyor.
Delirmiş gibi kahkaha atıyorlar.
Ellerini başlarına koyuyorlar.
Yerlerde sürünüyorlar yani.
Garip garip hareketler yapıyorlar.
Tabii ki insanlar anlam veremiyor.
Ne oluyor bu kızlara? Ne oldu?
Bir şey mi oldu? Cin mi girdi?
Şeytan mı kaçtı diye bakıyorlar kızlara.
Büyük ihtimalle zaten bunlar havale geçiriyorlar.
Ama bunlardan biri bu kızlardan biri ortaya bir şey atıyor.
Diyor ki dün gece Bridget benim rüyama girdi.
Rüyamda gördüm. Üzerime çıkarak bana kara büyü yaptı.
Onun yüzünden hepimiz bu haldeyiz.
O bir cadı diyor. Ve o zamanların yargı sisteminin içinde arkadaşlar spectral evidence var.
Yani hayalet delil sistemi.
Yani biri çıkıp rüyamda Bridget bana büyü yaptı dediğinde bu kanıt sayılıyor.
Kanıt olarak kabul ediliyor.
Mahkemede diyor ki evet zaten Bridget çok garip bir kadın.
Normal değil. Diri gibi zaten böyle garip garip kahkaha atar.
Her zaman enteresan bir şekilde çok eğlencelidir.
Demek ki bu çocukları da kendi gibi olsun diye sonra da ölsünler diye büyüledi.
Evet doğru söylüyorsun kızım.
Bir cadı diyorlar. Ve onu öldürmeye karar veriyorlar.
İdam edelim diyorlar. Ve öldürüyorlar.
Oracıkta idam ediyorlar.
Sırf neşeli, farklı ve bağımsız bir kadın olduğu için.
Ve 300 yıl sonra da 2001 yılında bu eyalet senatosu resmi belgelerle diyor ki biz bu kadınları herhangi bir somut kanıt olmadan sadece toplumsal
önyargılarla öldürdük.
Kadınlar sadece farklı oldukları için suçlu ilan edildiler.
Bu büyük bir adaletsizliktir ve resmi olarak özür dilediler.
Peki neydi sizce bu kadınların neşesinden, kahkahasından, elindeki küçük şeylerle yaşamaya çalışırken ölüme götüren düşünceler?
Yani ne olmuş? Bir kadın kahkaha atıyorsa ne olmuş olabilir arkadaşlar?
Bunu bir düşünmenizi istiyorum.
Tek bir kadın da değil idam edilen 18 tanesi kadın ve hepsi bunlar arkadaşlar.
Nöropsikolog Shelley Taylor.
Bu arada Shelley'i çok beğenirim.
Mükemmel bir kariyer geçmişi var.
İşte Yale Üniversitesi'nden doktora yapmış.
Harvard'da öğretim üyesi olmuş.
Şu anda da Kaliforniya'da da psikoloji profesörü.
Mükemmel bir kariyeri vardır Taylor'ın.
Taylor kadınların iyileşme süreçleriyle ilgili çok uzun süre araştırmalar yapıyor.
İşte sorunlar karşısında, kadınların ne yaptıklarıyla ilgili, eylemleriyle ilgili, işte bu sistemleri nasıl çalışıyor acaba diye araştırmalar yapıyor.
Araştırmaları da şunu gösteriyor.
Kadın bir olaya ve bu olayın sonucunda oluşan strese verdiği tepkiler erkeklerden çok farklı.
Çünkü erkekler genelde savaş ya da kaç mekanizmasını kullanıyorlar.
Kadınlar da ilgi göster ve bakur.
Yani tend and befriend tepkisi buna bu ismi veriyor.
Yani kadın korktuğunda ya da incindiğinde kaçmıyor arkadaşlar.
Kaçmıyor. Bağ kurmaya çalışıyor.
Ne sandınız erkekler?
Biz kaçar mıyız?
Yani yaklaşıyor arkadaşlar.
Sorunlara yaklaşıyor.
Sonra yaklaştıktan sonra...
Hani biz bir sorun olduğu zaman kadınlar genelde şöyle söyler normal ilişkide.
Hayır bunu çözeceğiz.
Bunu bugün konuşmak istiyorum.
Bu sorunu bugün halletmek istiyorum.
Çünkü o sorunla yatağa gitmek istemiyor.
Artık o sorunla ilgili daha doğrusu düşünmek istemiyor.
O sorunu orada çözmek istiyor.
Ve daha sonra karşısındaki kişiyle kurduğu güzel bağ devam etmek istiyor aslında.
Yani kadınların bu çok konuşma durumu var ya.
Heh işte o bu.
Yani bağ kurmak istiyor dediğim gibi.
Ve bunu aslında sadece duygusal bağlam olarak düşünmeyin arkadaşlar.
Bedensel bir iyileşme de sağlatıyor bize.
Yani sadece duygusal anlamda iyileştirmiyor.
Bedenimiz de iyileşiyor.
Mesela diyelim ki çok kötü bir gün geçirdiniz işlerinizde.
Birileri sizi ya da yaptığınız işi diyelim küçümse de.
Öyle kolay değil ama hadi küçümse de diyelim.
Eve geldiniz canınız sıkkın.
İçinizden hiçbir şey yapmak gelmiyor.
O sırada en yakın kuz arkadaşına size mesaj atıyor.
Belki yazıyor, belki de bir ses kaydı.
Ben seni çok seviyorum.
Sen o insanların sandığı kişi değilsin.
Sonra ne oluyor biliyor musunuz?
Mesaj kalbinizin tam orta yerine dokunuyor.
İşte o anda oksitosin devreye giriyor.
Vücudunuz savaşmak ya da kaçmak yerine iyileş komutunu alıyor.
Çünkü siz o anda birinin varlığını tutunuyorsunuz.
İşte bilimsel olarak bu tentent befriend tepkisi arkadaşlar.
Kız neşesinin, kadın dayanışmasının birlikte baştan alıyorum.
Kız neşesinin, kadın dayanışmasının, birlikte gülmenin, hadi gel bir kahve içelim'in arkasında aslında çok güçlü bir biyolojik sistem çalışıyor.
Ve bu bilimsel tespitlerin üzerine tarihçi Silvia Federici cadı avlarını araştırırken şöyle bir şey görüyor arkadaşlar.
Zamanında cadı diye yakılan neredeyse tüm kadınların ortak bir özellikleri var.
Hepsi arkadaş. Hepsi bir araya gelen bilgilerini, neşelerini, kahkahalarını, bitkilerini biliyorsunuz işte o zaman sadece bitkilerle insanların hastalıklarına çare olmaya çalışıyorlardı.
İşte bilgeliklerini hepsini paylaşmışlar.
Birbirlerine söylemişler.
Yani sadece diğer insanları iyileştirmiyorlar.
Birlikte de iyileşiyorlar ve bu güçleri otoriteler içinde tehdit oluyor.
Sylvia diyor ki, kadınların dans etmesi, birlikte gülmesi, birlikte doğurması ve birlikte yaşaması patriarkanın en büyük korkusuydu.
İşte o dönemin hukuk sistemi, dinci sistem.
Ve nedense zaten biliyorsunuz, din üzerinden, hep kadınlar üzerinden o günah, bu sevap, şu yanlış, bu doğru.
Neyse, buralara girmeyeceğim.
Kız neşemiz işte bu yüzden sadece eğlence değildir arkadaşlar.
Kız neşemiz bizim direniş biçimimiz.
Hayatta mücadele etme tarzımızdır.
Simone de Beauvoir'u biliyorsunuzdur.
Fransız filozof, modern feminist filozoflardan.
Bayılıyorum bu kadına.
Diyor ki birbirini anlayan kadınların kahkahaları tarihin duvarlarını çatlatır.
Çünkü sistem gürültüden korkmaz.
Neşeden korkar.
Çünkü neşe, en başta da söylemiştim, çünkü neşe içeriden gelir ve içeriden gelen hiçbir şeyi susturamazsınız.
İşte bu yüzden de o kahkahalar yasaklanmaya çalışırdı arkadaşlar.
İşte ayıp diye ne oldu biz çok kahkaha attığımız zaman bir ortamda dönüp böyle ters ters bakarlardı be.
Susturulmaya çalışıldık çünkü ayıp diye.
İşte gülüşlerimiz bastırılmaya çalışıldı.
Eski zamanlardan beri sistem genel olarak ataerkil şekilde yönetiliyor.
Ve bu sistem de bir birey değil.
İtaat eden kadınlar istiyor.
Bakın şöyle bir şey var.
History. Bu aslında İngilizceye baktığımız zaman kalıpsal olarak erkeğin hikayesi, erkek hikayesine çevriliyor.
Yani aslında alttan alta şöyle bir mesaj veriyorlar.
Tarih erkeklerin kurduğu, erkeklerin yönettiği ve erkeklerin yazdığı bir şeydir.
Yani bu kadar büyük bir olguyu erkek hikayesi olarak gösteriyorlar.
Baya bir feminist söylem oldu ama bunu neredeyse bütün feministler kabul ediyor.
Şöyle bir şey, kadınlar bir araya gelince sadece kadınlarda olan bir neşe var değil mi?
Kız neşesi. Biraz da bundan bahsedeceğim şimdi bu güzel kısmına.
Bu ortaya çıkmıyor mu?
O neşenin aurası çok farklı.
Zaten Buket Uzuner'de diyor ya, 3 tane kadın yan yana geldiğinde düğün yok, dernek yok ama orada muhteşem bir şenlik var.
Sadece kadınlara bahşedilmiş bir enerjidir diyor.
Ben bu sözü çok seviyorum ya.
Sadece kadınlara bahşedilmiş bir enerjidir.
Ondan sonra da şey diyorlar ya özel değilsin.
Özel değilsin sen bir kum tanesisin.
Hiç sevmiyorum o söylemleri.
Bize bahşedilmiş bir enerji arkadaşlar kız neşesi.
Dünyanın ateşini, cevherini bu kız neşemi sağlıyor.
Aslında bu tarihteki erkeklerin koktukları kız neşesinin bir kadına vermiş olduğu mücadeleci güç.
Biraz önce de söylediğim gibi hayatta kalma mücadelelerinin kaynağı.
Erkekler o zamanın erkekleri Talit'te.
Tabii ki şu anda yansımaları da var.
Onların uzuvları devam ediyor diyeceğim.
Tövbe yarabbim. Neyse.
Onlar baskı altına almak istediler kadınları.
Çünkü kadınlar çok estetikler.
Yani bu kadar güzel olan bir şey.
Estetik olarak bizi bu kadar etkileyen.
İşte ne bileyim büyülendiklerini falan düşünüyorlardır zaten.
Hani bir de üzerine akıllı olursa değil mi?
Kahkaha atarak da sesleri o kadar yükselirse nice olur bizim halimiz demişlerdir.
Bu yüzden de zaten kadınları bağımsızlık adı altında kız neşesini böyle yok etmeye çalışmışlardır.
Şimdi size kendimin bir anısını anlatacağım.
Siz hiç misafirleri için kısır yaparken ağlayan, diğer yandan da Free Woman şarkısı söyleyen bir anne gördünüz mü?
Ben gördüm.
O yüzden çok şanslı hissediyorum kendimi.
Şimdi o gün bizim evde altın günü var.
Akşam işte en kötü 5'e kadar falan oturacaklar tamam mı?
Ama babam akşam yemeği için eve son dakika misafir davet etmiş.
Annem de diyor ki ya hazırlanamam.
Bak işte gündüz günüm var.
Kadınlar gelecek şöyle olacak böyle olacak.
Onlar gidecek bulaşıklar var da şu da bu da.
Ya tamam hani biz de tabii ki yardım ederiz ama yaşımız küçük olduğu için hani çok da desteğimiz olur mu bilmiyorum.
Zaten annem biz sürekli böyle okulda dersteyiz işte derstanelerdeyiz vesaire derken sevmiyordu zaten bizim iş yapmamızı.
Hani istemiyordu bize de iş yaptırmayı.
Tabii babam da şey dedi hani dışarıdan bir şeyleri ayarlayalım yemek için.
Tabii ki annem yine kabul etmedi.
Ayıp olur insanlara hazır yemek verilmez.
Misafire böyle bir şey yapamam kabul etmedi.
Şimdi benim başıma gelse böyle bir şey ben gerçekten sinirlenirim.
Hani cidden sinirlenirim.
Neşe falan kalmaz böyle kız naşası falan yok yani.
Başlarım işte misafirini yemeğine nasıl böyle bir şey olur diye.
Ben çünkü plansızım.
Yaşayamadığım için son dakika işlerini çok sevmiyorum.
Sanırım eşime sayar, severim diye düşünüyorum.
Ama annemin olayında şöyle bir şey yaşandı.
Öncelikle oturup kısa bir matematik hesabı yaptı.
Olasılıksal hesapları.
İşte şunu şu saatte alırım, bunu bu saatte koyarım.
Şunu orada aygaza koyarım.
Bunu orada işte yıkarım falan filan böyle.
Kendince bir hesaplar yaptı.
Ama tabii ki sesli hesap yapıyor.
Biz hepimiz dinliyoruz, oturduk.
Sonra işte mutfağa gitti.
Kısırın başına tekrar.
Gitti arkadaşlar mutfağa girdi.
Direkt girdiği gibi mutfağa.
Radyosunu açtı. Hiç unutmuyorum o anda.
Direkt radyosunu açtı.
Ve en sevdiği şarkı çaldı biliyor musunuz?
O anda bakın açtığı anda arkadaşlar o saniyede.
Biliyor musunuz bu şarkıyı?
Hatırladığım kadarıyla işte böyle bir başlangıcı vardı.
Bu şarkının bu sözleri zaten hafızama kazındı yani.
Her böyle işin içinden çıkamayacağım dediğim anda gerçekten içimde öyle bir kız neşesi dışarı çıkıyor enteresan bir şekilde.
Sanki ben onu... Gerçekten içimde ve dışımda görüyorum.
Hani böyle bazen gözlerimizi çok kırptığımız zaman, gözümüzü açtığımızda böyle beyaz beyaz noktalar görürüz.
Ya gerçekten bunlar var mı diye garip şeyler hissederiz ya.
Aynen öyle hissediyorum. Ve hemen annemin o gençlik hali, o güzel minnoş hala zaten çok güzel.
O hali gelir gözümün önüne.
İşte onun tavırları falan gelir böyle.
Bu şarkının tonu. O radyonun biraz böyle cızırt eden sesi gelir.
Ya ne güzel günlerdi.
Sonra annem tabii bu en sevdiği şarkıyı duyunca o da ağlayarak söylemeye başladı.
Ama kısırında karıştırıyor orada.
Tabii sonra o ağlayın biz anladık yani ağladığı zaman annem işte hemen kardeşlerim işte ablam falan biz babam hepimiz.
Yanına gittik sarıldık öptük gülüştük.
Böyle saçma sapan espriler yaptık ona yardım ettik.
Ve bir şekilde hallettik biliyor musunuz?
Biz onu hallettik ya çok da güzel oldu böyle.
Ama şöyle bir şey oldu.
İşte mutfakta ona yardım ettikten sonra.
İçeri geçtik. Babam salona geçti.
Biz de işte ablam kardeşim falan odalarımıza ayrıldık.
Odalarımıza gittik. Sonra içeriden annemden bir ses geldi.
Aydın bir daha benden habersiz eve misafir çağırırsan seni öldürürüm.
Kız neşesi bu değil de ne?
Yani aslında evde çok büyük bir kaos çıkabilirdi.
Annem babam kavga edebilirdi.
Olay büyürdü.
O arada misafirler gelirdi.
El aleme rezil olurduk.
90'ların klasik sözleri.
Hepimizin morali bozulurdu.
Belki çocukluk travması olarak ömür boyu taşırdık bu olayı bilmiyorum.
Hatta akşam açta kalabilirdik.
Bu da bir travma yaratabilirdi.
Yani anlayacağınız tüm günümüz mahvolabilirdi.
Ama annemin içindeki o kız çocuğunun neşesi sayesinde öyle olmadı.
Durumu kabullendi ve kontrol altına aldı.
Çünkü kadınların Buket Uzuner'in de dediği gibi biraz sonra daha detaylı bahsedeceğim.
Çoklu zekaları vardır arkadaşlar.
Var bunu kabul etsinler.
Bu yüzden bu olayı, bu günü bu şekilde kolay bir şekilde atlatabildik.
Bakın kadınların hayatı daima yeniden kurma ve devamlı kılma güçlerinin adıdır diyor Buket Uzuner kılın aşısı için.
Tekrar edeceğim. Çok seviyorum bu sözü.
Kadınların hayatı daima yeniden kurma ve devamlı kılma güçlerinin adıdır kız neşesi.
Ne kadar haklı değil mi?
Çünkü kız neşeniz, içinizdeki küçük siz.
Onu sarıp sarmalayın.
Size kendiniz olma izni veren bir mucize o.
Hafife almayın arkadaşlar kız neşenizi.
Yani iki tane bir araya gelip sohbet etmek, ocağı huşturmak bunlar değil.
Evet bunlar var.
Bunlar başlangıca kapının açılmasıdır.
Ama lütfen hafife almayın ve kaybetmeyin arkadaşlar kız neşenizi.
Kahkahalarımız bazen hayata tutulma biçimimiz olabiliyor çünkü.
Bir de aklıma şu anda geldi yine bu yoktu ama yine söyleyeceğim.
Aysel Güreli biliyorsunuz değil mi?
Onun bir anısını anlatacağım ya.
Bir gün işte iki kızıyla beraber bunlar Caddebostan'daki İstanbul'da olanlar bilir.
Hala var yazın gidiliyor denize geliyor.
Caddebostan plajına gidiyorlar Müjde Arve Mehtap'la beraber işte.
Kızlar da ergenlik dönemindeler.
İkisi de saçlarını ütülemişler, süslemişler böyle bir şeyler sürmüşler yüzlerine.
Tabii ki beğenilmek istiyorlar.
Tunikelerden geçiyorlar işte.
Aysel Gürel ve iki kızı.
Sonra oradaki erkeklerden biri işte diyor ki lan diyor annesine bak kuzularından daha güzel.
Müjde Arda ablasıyla beraber bozuluyorlar, üzülüyorlar.
Çünkü o kadar süslenmişler ama adam annesine laf söylüyor.
Hani onu beğeniyor vesaire.
Sonra Aysel Gürel tabii ki o zamanlar bekar bir kadın ve biliyorsunuz kıpır kıpır.
Kızlarına diyor ki bana bakın diyor.
Sakın diyor bana diyor burada diyor anne demeyin tamam mı diyor.
Tamam diyor kızlarda hadi diyor gidin oynayın.
Neyse kızlar belli bir süre bunu anne demiyorlar.
Seslenmiyorlar. Kundo falan oynuyorlar işte.
Belli bir zaman geçiyor. Sonra Müjdear oynarken işte unutuyor.
Hani anne demeyin dediğini Aysel Gürel'e.
Sonra sesleniyor. Diyor ki anne ben denize giriyorum.
Aysel Gürel de ilk önce şöyle bir bakıyor Müjdear'a.
Sonra arkasını dönüyor.
Müjdear'a diyor ki kendi kızına.
Kızım diyor senin annen arka taraflarda.
Ben senin annen değilim.
Ne kadar güzeldi değil mi Aysel Gürel?
Toprağı bol olsun ya, huzur içinde uysun.
Ve şöyle bir şey var, bu olayın sonrasında...
Ya ben olsam mutlaka çocuktan hesap sorarım yani ben sana demedim mi falan diye.
Müjdar hiçbir şey söylememiş.
Yani espriyle karşılıyor, gülüyor, olayı idare ediyor.
Yani kadın o anda başka bir zekası devreye giriyor.
Hem komik değil mi? Ve bunu Müjdar arkadaşlar Aysel Gürel'in cenaze töreninde anlatıyor.
Çok duygulu. Yani düşünsenize kadın vefat ettikten sonra bile arkasındakileri güldürebiliyor.
Bir de Aysel Gürel'in vasiyeti var.
Kendisi vefat ettiğini anladığı zaman büyük kızım Ehtapar'ı yanına çağırıyor.
Diyor ki benim bir tane vasiyetim var.
Bunu ben söyleyeceğim yaz ve tüm kadınlara söyle diyor.
Bilsinler ki ben 80 yaşına kadar çok çalıştım ve dimdik ayaktayım.
Çalışmak ve ayakta kalmak güç.
Ama ben başardım.
Tüm kadınlar da başarabilir.
Ne güzel değil mi? Bir röportajında okumuştum.
Ben Türkiye'deki kadının bilinçaltıyım demişti.
Çok etkilenmiştim bu sözden.
Çünkü kim bilir kaçımız sırf 5-10 kilo fazlayız diye beyaz kıyafetler bile giyemiyoruz.
Çok dikkat ediyoruz işte konuştuğumuza, hareketlerimize.
Belki makyajlarımızı bile ona göre ayarlıyoruz.
İşte üstümüzü başımızı düzeltiyoruz.
Hep bir yerlerimize belki dikkat ediyoruz.
Bazılarımız hatta umursamıyor, dikkat etmiyor ama içlerince belki düşünüyor.
Yani ortamına göre giyinmek gerektiği bile açık veya kapalı.
O bile insanı sıkıntıya sokuyor.
Ya da mesela kadınların genel olarak teknik işlerden pek anlamadıklarını düşünen çok fazla erkek var.
Hatta benim yakınımda da var.
İş yerinde var. Yani bir sürü mobbing olayları değil mi?
Hangi birini söyleyelim ki?
Aysel Gürel gerçekten bence Türk kadınının...
Çünkü o Türk kadının bilinçaltına ittiği o küçük kız çocuklarının hala yapmak istediği şeyleri yapmayı başaran, ölene kadar da buna devam eden nadir
ve değerli isimlerden biriydi.
Peki şimdi size sorarım.
Kız neşeniz sizde, sizce var mı?
Devam ediyor mu?
Az mı var, çok mu var?
Sen Merve, kız neşeni hala hissedebiliyor musun?
Sen peki Melike'cim, birazcık azaldı gibi ha?
Ne dersin kız Neşen, bu aralar biraz azaldı mı?
Öyle mi dersin? Peki ya sen Burcucum, zaman zaman kız Neşen'in yerine başka sıkıntılar, başka şeyler kaplıyor mu?
Ne dersin? Yorgunlukların, yaptıkların, koşturmaların, başkalarıyla ilgilenmen, başkalarını sürekli düşünmen.
Kız Neşen'e biraz ket varıyor mu dersin?
Belki Deniz hiç kabul etmiyordur kız Neşes'inin bittiğini.
içindeki boşluğu anlamlandıramasa da kız neşesinin çocukluğundan beri onu terk etmediğini düşünüyordur.
Bravo, çok güzel düşünüyor bence.
Sanırım beste de hayata başka gözlerle bakmaya karar verdiği için kız neşesini kaybetmediğini, içinde bir yerlerde gömülü olduğu yerden çıkarıp tekrar kullanmaya
başladığını görmüştür.
Çok da güzel görmüştür değil mi?
Ama bence Sinem bazen uzaklara dalsa da bir kahve teklifiyle hemen kızların yakasına yapışıp içindeki kız neşesini ortaya çıkartıyordur bence.
Pınar da bazen böyle sert görünse de iki tane güzel cümleden sonra belki bir yudum güzel demli bir çaydan sonra kız neşesini hemen seriyordur masaya değil mi ne güzel.
Peki bir gün ve belgin.
Onların sessizlikleri bile acıları bile bir başkasının iyileşmesine şifadır bence.
Çünkü kadınların neşesi güce dönüşür.
Begüm ve Belgin belki zayıfken bile şefkat gösteriyorlardır.
Hem eşlerine hem çocuklarına korkarken bile yürüyebiliyorlardır.
Onlar da kız neşelerinin tam olduğunu düşünüyorlardır.
Ama kendileri için mi yoksa başkaları için mi?
Kız neşenizin siz ne durumda olduğunu peki bu ismin haricindeki diğer ismini söyleyemedim diğer kadınlar.
Ne durumda sizce kız neşeniz?
Yani sizce bunu hayatınıza doğru bir şekilde entegre edebiliyor musunuz?
Kullanabiliyor musunuz? Faydalanabiliyor musunuz?
Bakın Buket Uzuner bir konuşmasında şöyle bir şey söylemişti.
Hani ben demişti o kadar zorlu günler yaşadım ki sürekli yurt dışına çıkmış bir isim.
Hani şey demişti o da benim kız neşem olmasa ben kesinlikle ayakta kalamazdım.
Hani beni ayakta tutan şey o demişti.
Yani bir düşünün bakalım. Çünkü bizim şöyle bir şey.
Hani eğer kızın eşinizin azaldığını düşünüyorsanız şöyle bir durum var.
Bakın biz hayattaki yerimizin bir anlamı var değil mi?
Hepimizin. Ama sonra yani özellikle bu zamanlar hayat biraz hızlı.
İşte işlerimiz, evimiz, çocuklarımız, ilişkilerimiz, annemiz, babamız, işte iyi kadın ol baskılarımız böyle hepsi birden üzerimize çok yığılıyor değil mi?
Hani eskiden belki kendinize güvenen, sezgilerine güvenen, içi ışık dolu bir kadınsınız.
Ama belki de bu aralar sessizce geri çekilmişsinizdir.
Ve size aslında kimse çıkıp belki de neşeni kaybet, neşeni sustur bile dememiş olabilir.
Ama biz işte iyi bir eş olalım, iyi bir anne olalım, başarılı bir kadın olalım diye belki kız neşemize susturmuşuzdur.
Bunu kız neşesinin bittiğini ya da azaldığını düşünenler için söylüyorum.
Yani sanki kız neşenize feda etmeniz gerekiyormuş gibi hissetmişsinizdir.
Ve şu anda aynaya baktığınızda güçlü bir kadın görüyorsunuz doğrudur.
Belki aynaya baktığınızda diyorsunuzdur.
Evet ben güçlüyüm. Ama şunu da diyorsunuzdur arkadaşlar.
Güçlü bir kadın aynı zamanda yorgun olur.
Eksik olur. İşte hikayemiz aslında tam burada başlıyor.
Çünkü eksik olan şey yeni bir başarı değil.
Yeni bir ilişki değil.
Yeni bir iş. Ya da birkaç kilo vermek hiç değil arkadaşlar.
Eksik olan şey bir zamanlar içinizde olan o saf güvenin yeniden canlanması.
O güven var ya, bakın o güven, o kız naşemiz dışarıdan gelmiyor.
Hiçbir onay, hiçbir alkış, hiçbir sosyal bedya beğenisi, hiçbir size edilen iltifat.
O boşluğumuzu, o boşluğu dolduramıyor.
Çünkü o boşluk bize ait bir parçayla dolacak.
İşte o içinizdeki küçük, parlak, saf kız çocuğuyla dolar.
Bakın Jung der ki içinizdeki çocuk gülümsediğinde öz güveniniz artar.
Çünkü içten gelen güven kim olduğunuzu hatırlandığınızda doğuyor.
Ve hatırlamak da şifanın ilk adımı.
Hani demiştim ya bu kere uzunlar kız neşesi için kadınların doğuştan gelen çoklu zekası olduğunu söylüyor diye.
Onun için diyor ki bakın dayanıklılığı, yaratıcılığı ve hayata tutunma gücü olarak tanımlıyor.
Hani demiştim ya biraz önce işte Buket Özmer kız neşesine çoklu zeka, doğuştan gelen bir çoklu zeka olarak diyor.
Devamında da diyor ki kadınların dayanıklılığı, yaratıcılığı, hayata tutunma gücü bunların hepsi kız neşesidir.
Kadın aynı anda birçok işi yapabilen, yemek yaparken dans eden, temizlik yaparken şarkı söyleyen.
Çocuk büyütürken plan yapan çoklu zeka sahibidir diyor.
Ama bazen hayatımızın bu koşturmacası, iç stresimiz, işte biraz önce söylediğim gibi bu hayal kırıklıklarımız, toplumsal baskılar bizim neşemizi gölgeliyor.
Yani bu yüzden kız naşeriniz belki gitmiş ya da azalmış olabilir.
Ve psikologlar bu durumun genellikle arkadaşlar duygusal tükenmişlik olduğunu ya da öz saygı eksikliği olduğunu söylüyorlar.
Yani hatta sizin bugünlerde üzerinizde ya da dönem dönem üzerinizde böyle boş vermişlik hissi oluyorsa bu topluma karşı ve size verilen görevlere karşı bir savunma mekanizması.
Hayal kırıklıklarından korunma çabanız olabilir.
Ya da nasılsa olmuyor ya düşüncesi böyle bir his olabilir.
Ama gerçekten arkadaşlar inanın ki bu geçici bir his.
Şimdi bu neşeyi geri almak için neler yapabiliriz?
Onlardan bahsedeceğim. Hatırlıyor musunuz Tinkerbell'i arkadaşlar?
Peter Pan'ın Tinkerbell'ini.
Tinkerbell bize bir şeyler söylesin istiyorum.
Tinkerbell minicik, çabuk sinirlenen ama çok tatlı bir...
Peri. Hatırlıyorsunuz değil mi?
Tam bir kız neşesi karakteri.
Yani o çilipleri var, kıskançlıkları var, gülüşleri var, parlamaları var.
Çok zeki. Her şeye çare bulabiliyor hem de o minik haliyle.
Hepsi içimizde olan şeyler değil mi?
Hatta bir sahne vardı çok net hatırlıyorum.
Peter Pan ve diğer çocuklar uçmak istiyorlar ama yapamıyorlar.
Tinkerbell geliyor. Biricik elleriyle onların üzerine peri tozu serpiştiriyordu.
Ama o toz yeterli miydi sadece onların uçmaları için?
Yeterli değildi. Sonra Peter Pan anlıyordu tabii bunu.
Gidiyordu çocuklara o toz döküldükten sonra.
Hayal kurmanız lazım.
İşte burası çok güzel.
Uçabilmeniz için önce üzerinize biraz kız neşesi serpmelisiniz.
Sonra da kendiniz güzel bir hayal kurmalısınız.
Ve hop başlıyorsunuz yükselmeye.
Ondan sonra kız neşeniz yükselir arkadaşlar.
Kendiniz olmanın güzelliğini, kız arkadaşlarınızla birlikteyken ortaya çıkan o hafifliği, o neşeyi ve küçük küçük anlarınızı, küçük neşelerinizi ve hiç kimsenin
düşünmediği farklı açılardan düşünmeyi lütfen bırakmayın.
Kız neşeniz bol olsun.
Hepinizi çok öpüyorum.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim arkadaşlar.
Kendinize iyi bakın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
