
Kitap Okuyarak Dünyasını Değiştirenler /Kitap Nasıl Okunur ?
6 Temmuz 2026 · 28 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: alternatifvizyonpodcast
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese selam. Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün kitap okumaktan bahsedeceğiz arkadaşlar.
Kitap okuyarak dünyasını değiştiren insanlara anlatacağım.
Kitabı nasıl okuruz? Bunu anlatacağım.
Neden kitap okuma alışkanlığını zor kazanıyoruz?
Bunların hepsini anlatacağım size.
Tabii ki çok güzel araştırmalar yaptım.
Çok güzel okumalar gerçekleştirdim sizin için.
Evet bölüm uzun. Hemen başlamak istiyorum.
Zorlayıcı bir itirafla başlıyorum bugün.
Ben eskiden kitap okumayı boş vakit işi olarak görürdüm.
Yani insanın zamanı varsa okur.
Yoksa hayat zaten yeterince ö...
İşte şu an yüz ifademi görmenizi isterdim.
Böyle düşünürdüm.
Çünkü daha ne severim ne sevmem, hangi tarz bana göre falan diye düşünmeden, seçenekleri inceleyemeden annem tarafından okumayı söktüğüm anda gayet de zorbalanarak, kusura bakma anne, kitap okumayı zorlandım
arkadaşlar. Okuldan gelip ödevlerimi yaptıktan sonra saat 4'deki şirinleri izlemek varken ev böyle tapınak kadar sessiz bir hale getirilirdi annem tarafından.
Ablamla yan yana böyle kırpılacak koyun gibi oturturduk.
Ve kitaplarımız elimize verilirdi.
Bu da yetmezmiş gibi akşamları babam gelirdi.
Hemen yemek öncesinde işte babam eski futbolcu biliyorsunuz hayat sporla geçmiş.
Ve işin kötü tarafı sporun bilimsel taraflarının hepsini biliyor.
Bize elma toplama antrenmanları yaptırırdı.
Üzerine de ip atlatırdı.
Yaşımıza uygun antrenmanlar bunlarmış.
Sonra işte sen istediklerini yap ondan sonra akşam oldu hadi yarın okul var uyku falan filan diye geçerdi.
Velhasıl arkadaşlar ben kitap okumayı işte boş vaktim varsa okuyayım.
okurum. Canım isterse okurum diye düşünmeye başlamıştım.
Bir iki sene böyle devam etti.
Sonra Türkçe öğretmenimiz Mehmet Akif hocam bir gün sınıfa girdi.
O günde çok iyi hatırlıyorum.
Cümlenin öğelerini işleyeceğiz.
Çocuklar dedi biliyor musunuz?
Ben dedi Türkçe öğretmeniyim.
Ama dedi bugün bana 10 yaşındaki bir çocuk okumayla ilgili hayatımın dersini verdim dedi.
Sabah otobüse oturdum.
Okula geleceğim. Böyle avanak avanak dışarıyı izliyorum.
İnsanlara bakıyorum. Otobüse dedi bir tane kız bindi.
10 yaşlarında annesiyle bindi.
Pas parlak, güzel, pes pembe bir çanta takmış dedi.
Otobüs o kadar kalabalık ki ayakta kalmışlar.
Çantasından bir tane kitap çıkarttı.
Bir eliyle boruyu tutarken o demir boruları var ya otobüste onu tutarken diğer eliyle de kitabını tutup okumaya başladı dedi.
Bense dedi yanımda kitap da olmadığı için ders kitaplarının dışında avanak avanak insanları izleyip dışarıya bakmaya devam ettim dedi.
Bizim sınıfta pilot sınıfta böyle sayısalcalar falan hepimiz sayısalcılarız.
Hepsi işte mantıksal şeyler söylemeye başladılar.
Ne kadar saçma işte otobüsten düşmemiş bir kimlerin dediği.
bile hatırlıyorum. Neden evinde okumamış?
İşte numara yapmış. Hava atmış.
Böyle garip garip şeyler. Tabii ki yemedi yani.
Sonuçta hoca da diyor ki arkadaşlar siz de avanak avanak otobüse bindiğiniz zaman bakmayın.
Kitap okuyun. Boş vakitiniz olduğu zaman değil.
Okumak için kendinizi alanlar yaratın demek istiyor.
Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi nasıl sınıflandırılır biliyor musunuz?
Bilgiyi üretmeleri ve bilgiyi tüketmelerinin seviyesi göz önüne alınarak sınıflandırılır.
Çünkü bizler bilgiden bilgi üreterek çok katmanlı değer yaratan kaynaklar yaratabiliyoruz arkadaşlar.
Nedir bilgiden bilgi üretmek?
Bir örneklerle, örnek isimlerle anlatayım.
Kitap okuyarak hayatını değiştiren insanları söyleyerek anlatayım size.
Telefonu icat eden Bell.
Sesle ilgili bir eserinden almış arkadaşlar.
Bu Alman yazarın bir tane kitabını okuyor.
Sonra bu telefon fikrini kafasına koyuyor.
Uçağı icat eden Wright kardeşleri biliyorsunuz.
Wright kardeşler de aynı şekilde bu uçak fikrini kitaptan edinmişler.
Okudukları bir tane kitaptan ismini bilmiyorlar ama okudukları kitapta artık ne okudularsa, nasıl bir hikaye, nasıl bir bilgi gördülerse ya biz uçak yapabiliriz diye düşünerek yola çıkıyorlar.
Sadece bir kitap bunu sağlıyor.
Walt Disney arkadaşlar ünlü insanların hayat öykülerini okumuş.
Hep ünlü insanların başarılarını okumuş.
Bu kitaplardan ilham alarak hayatını değiştirmiş.
Henry Ford otomobil yapma fikrini bir Fransız yazarın ziraat dergisinde yayınlanan bir makalesinden almış ya.
Bir tane ziraat dergisi var.
Saçma bir dergi yani normal bir dergi saçma dediğim.
Kötülemek için söylemiyorum. Herkes günde kaç tane dergi alıp okuyor.
Değil mi o zamanlar? Ve ziraat dergisi.
Orada bir tane makale okuyor.
Adamın aklına fikrine otomobille ilgili bir şeyler geliyor.
Yani kitap veya değil.
Kitap veya değil arkadaşlar. Okuyarak kendi hayatlarını değiştiriyor bu insanlar.
Microsoft'un kurucu ortağı Paul Allen 1974 yılında Popular Electronics dergisinde bilgisayar konulu bir tane haber görüyor.
Haberi okuyor. Hemen Soluğu Bill Gates'in yanında alıyor ve bu şekilde arkadaşlar kuruyorlar şirketlerini.
O da yalnız doğru adama gitmiş, tam adamına gitmiş o da.
Bakın bu insanlar ne yaptılar?
Okudular, bilgi edindiler.
Bilgiden bilgi üreterek hayatlarını değiştirdiler.
Yani ne kadar okur ve ne kadar öğrenirsek o kadar vizyoner, o kadar yenilikçi olur ve kendi hayatımızı gerçekten değiştirme ihtimalimiz artar.
Gerçekten değiştirebiliriz.
Yılan derisini değiştirmeden yoluna devam edemez.
Hep aynı düşünürsek, aynı bilinçaltı, aynı bakış açısıyla gelişip değişemeyiz.
Bu yüzden okumalıyız arkadaşlar. Atatürk ne diyordu?
Ben çocukken yoksuldum.
İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaplara verirdim.
Eğer böyle yapmasaydım şu an bugün yaptıklarımın hiçbirini yapamazdım demiş.
O yüzden kitap okumak tamamen ayrı bir iş.
Yani şöyle bir şey soracağım.
Biz peki şu anda kitap okumayı nasıl görüyoruz?
Nerede yazıyor? Kitap okumak hobi.
Hobilerin altında yazıyor.
Hani birisi sizi şu anda yolda yürürken durdursa dese ki hobileriniz nelerdir?
İlk aklınıza gelen kitap okumak olur.
Değil mi? CV'de bile böyle yazıyor arkadaşlar.
Hobiler, kitap okumak, müzik dinlemek, film izlemek.
Hadi yo! Hatta kitap okumayanlar bile ya da az okuyanlar bile ilk başta onu söyler.
Yani toplumsal bir görüş olarak bize dayatılmaya çalışılan fikir bu işte.
Sen sadece zevk için, keyif için, bir hobi olarak kitap okursun.
Başka neye yarar ki kitap okumak?
İşte bunu diyorlar bize. Çok sinsi bir fikir.
Çok tehlikeli. Kitap okumayı hobi diye küçülttüğümüz anda...
Aslında biz şunu kabul etmiş oluyoruz.
Ben işte öğrenmek, hayatımda bir şeyleri iyileştirmek ya da değiştirmek için değil de işte vakit geçirsin, kitap okunuyor görüneyim, kitap okuyor desinler.
İşte okumuş olayım, şu hikayeyi de merak etmiştim, yavaş yavaş okuyayım.
O kafayla okumuş olursun.
Sadece yaşadığımız hayatı bilirsek, yaşadığımız hayatı tek gerçek sanarız.
Bir derdimiz olduğunda çözüm bulmakta zorlanır.
Başka türlü düşünmenin mümkün olmadığını sanarız.
Başka insanların acısını...
Cesaretini, zekasını, yanılgasını, dönüşümünü görmek bize başka ihtimallerin olduğunu da hatırlatır.
başka türlüsün de olabileceğini, elimizdekilerle mutlu değilsek başka neler yapabileceğimizi görürüz.
Okursak bunların hepsini görürüz arkadaşlar.
Okuyan beyinleri araştıran Amerikalı akademisyen ve bilgisayar sinir bilimci Marianne Wolf diyor ki okumak beynimizde hazır olarak doğan bir yetenek olmadığından yani sonradan öğrendiğimizden
beynimiz okurken nöronlar arasında çok özel bir bağ oluşur ve okumaya devam ettikçe yeteneklerimizi başka başka yeteneklerimizi ortaya çıkarır diyor.
Hani son 20 yıldır sorduğumuz soru var ya kendi potansiyelimi nasıl bulurum?
Nasıl erişebilirim? Benim neye yeteneğim var?
Yanıtını vermiş işte arkadaşlar Wolf.
Biz hiçbirimiz okumak için doğmadık.
Yani beynimizde kitap okuma bölgesi diye hazır bir yer yok.
İşte bu yüzden biz kitap okudukça beynimiz yeni yollar kuruyor.
Yani düşünsenize bir günde kaç sayfa birkaç sayfa okuyarak kitap okuyarak beynimizde olmayan bir şey var ediyoruz.
Mükemmel bir şey değil mi? Yeni bir yol inşa ediyoruz.
Sadece okuyarak. Yale Üniversitesi'nde bir araştırma yapılıyor.
Biliyorsunuz Amerika'da bir üniversite ve dünyanın en saygın üniversitelerinden biridir.
50 yaş üstü yaklaşık 4000 kişiyi takip ediyorlar.
Bir kısmı hiç kitap okunuyor.
Bir kısmı da haftada 3,5 saat kitap okuyor.
Veriler çok ilginç.
%17'sinin ölüm riskinin düştüğü.
Yani bazı hastalıklarından kurtulduğu görülüyor.
Bir migren ilacının 2 saat içinde ağrıyı, baş ağrısını tamamen geçirme oranı yaklaşık %26 arkadaşlar.
Ya bir ilaç, bir madde üretilmiş, yaratılmış, sonucu kanıtlanmış bir ilaç.
Diğer tarafta sadece okuma eylemi var.
Biri %17 iyileştiriyor, biri %26.
Oranlar mükemmel değil mi ya?
Düşünün faydasını arkadaşlar.
Almanya'da çok yaygın bir tabiri vardır.
Özellikle Frankfurt bölgesinde söylenir.
Mayn balıkçısı gibi şanslı adam.
Mayn balıkçısı gibi şanslı insan derlermiş.
Çok şanslı insanlara.
Almanya'da Mayn kıyılarında balık çok az tutulurmuş.
Ama bir tane adam varmış.
Ne zaman balığa çıksa teknesi...
Mesela ağzına kadar balıkla dolu gelirmiş.
Ve herkes de buna sen ne kadar şanslısın derlermiş.
Bir gün bu adam ölmüş. İşte insanlar tek yaşadığı için işte onun evine gitmişler cenazesi için falan.
Bir bakmışlar adamın evi balıklar ve denizler üzerine yazılmış kitaplarla dolu.
Yani hiçbir başarı...
Gördüğünüz gibi tesadüf değil.
Balzac ne diyor? Bilginin efendisi olmak için çalışmanın kölesi olmak şarttır.
Çalışma dediği şey arkadaşlar okumak.
Okuduğunuz zaman sen bilginin efendisi oluyorsun.
Aynı zamanda çalışmanın kölesi de olmuş oluyorsun.
Bunlar köle olmak, efendi olmak.
Kelimelerin büyüklüğüne bakmayın.
Hayatımızda gerçekten özellikle şu anda ekmek aslının ağzındayken bunları yapmamız gerekiyor arkadaşlar.
Yaşadığımız şu zamanda.
Bilgi gerçekten stratejik öneme sahip bir güç.
Francis Bacon da demiştir ki, kurnaz insanlar okumayı küçümserler.
Basit insanlar ona hayran olurlar.
Akıllı insanlarsa ondan faydalanırlar.
Hep diyorum bakın ben bunu.
Okuduğunuzu eyleme geçirmeniz lazım.
Yani öğrendiğiniz bilgiden faydalanmanız lazım.
Ne kadar çok okursanız o kadar çok öğrenir, o kadar çok güç kazanırsınız ve yaşamınızın denetimini kendi elinize alırsınız.
Biraz önce de bahsetmiştim Henry Ford'dan.
Otomobil sektörünün en başarılı isimlerinden biliyorsunuz.
Henry Ford arkadaşlar yaşamı daimi bir yürüyüş.
olarak görmüş ve demiş ki hayat demiş benim anladığıma göre bir duruş değil bilakis daimi bir yürüyüş kim ki ben artık yoruldum der ve istirahata çekilirse yerinde kalamaz aşağı doğru kayar
aşağı doğru kaymak istemiyorsanız bulunduğunuz yerden memnunsunuz diyelim ve aşağı doğru kaymak istemiyorsanız arkadaşlar okumaya devam etmeniz gerekiyor herinde dediği gibi gerçekten bu hayat sürekli yürüyüş halinde
olduğumuz bir yol durmak yok yani Bu arada Henry Ford demişken Asfaltın Kralları filmini izlemediyseniz mutlaka izleyin.
Çok sevdiğim bir film. Belki daha önceden de söylemişimdir bilmiyorum.
Christian Bale ve Matt Damon oynuyor.
Harika bir film. İzleyin diyorum.
O kadar söylüyorum size. Bir de arkadaşlar kitap okuyarak hayatını değiştiren insanlardan biri.
Hatta hayatını değil tüm Avrupa'nın da kaderini değiştiren bir isim.
Biliyorsunuzdur belki. Endülüs'tü İbni Rüşt arkadaşlar.
Ortaçağı karanlıktan kurtaran Müslüman.
Kişi filozoftur.
Aynı zamanda astronom ve yazardır.
Bu adam arkadaşlar hayatında sadece sadece iki gece kitap okumamış.
Bir evlendiği gece bir zahmet.
Bir zahmet kitap okumayıver.
Bir de babasının öldüğü gece arkadaşlar.
O zaman da tabii kitap okumaması gerekiyordu.
Zaten de okumamış. Düşünsenize bütün hayatı boyunca her gece kitap okumadan uyumamış.
Çok. Harika bir şey ya.
Mükemmel bir şey. Şimdi bana en çok sorduğunuz sorulardan biri arkadaşlar.
Ayça kitap okuma alışkanlığımı nasıl kazanabilirim?
Yani bunu alışkanlık haline getirmeyenleriniz varmış duyduğuma göre.
Ya bunun tek bir cevabı var arkadaşlar.
Kitap okuyarak yani bir eğilimi bir alışkanlık kazanmak istiyorsanız tek yapmanız gereken onu sürekli yapmak.
Yani alışkanlık dediğimiz şey zaten onu sürekli yaparsak oluşuyor.
Yani yapmak zorundasınız ki beyninizde o alışkanlıkla ilgili yeni nöronlar oluşsun.
Bırakmayın okumayı. Ha ben kitap okumaya başlamada bir sıkıntı yaşıyorum, üşeniyorum diyorsanız.
Çok güzel bir yöntemim var.
Şöyle yapabilirsiniz. Bırakmak istediğiniz bir alışkanlığınızın yerine koyarak yapabilirsiniz.
Diyelim ki günde 4 bardak kahve içiyorsunuz ve artık size zarar vermeye başladı.
Bırakmak istiyorsunuz ama nasıl bırakacaksınız?
Şimdi ertesi gün hiç kahve içmeden başlarsanız bu işe en fazla bir hafta içmezsiniz.
Yani sürülebilir olmaz. Bozarsınız bunu.
Ama diyelim ki bugün 3 bardak kahve içeceksiniz.
Böyle başladınız. Üçüncüyü içtiniz tamam mı?
Dördüncüyü canınız çekmeye başladı çünkü.
sürekli yaptığınız bir alışkanlıktan dolayı tam dördüncüyü içmek için yeltendiğiniz anda hemen çok sevdiğiniz tarzda bir kitabı elinize alın ve en kötü arkadaşlar yarım sayfada olsa okuyun açıp
okuyun o kitabı çok isterdim ki en az 21 gün yapın ama maalesef arkadaşlar 21 gün Bir eylemin alışkanlığa dönüştürmek için yetmiyor.
Maalesef yetmiyor. Geçen senelerde nörobilimle ilgili alışkanlıklarımızın bilimiyle ilgili çok güzel bir eğitime katılmıştım.
Nörobilimle kendini keşfet eğitimi 6 saat sürmüştüm.
Hatta isim de vereyim ya.
Begüm'ü Koca Efe'den almıştım.
Kendisi iletişim bilimcidir.
Çok beğenirim Begüm Hanım'ı.
Tabii ki reklam yok. Begüm Hanım'ın haberi bile yok.
Eğitimde benim ben olduğumu da bilmiyor.
Ben banka vesilesiyle çünkü gitmiştim eğitimine.
Yani diyor ki Vegüm Hanım en kötü diyor bir 40 gün aynı hareketi tekrar etmeniz lazım.
Yani kas yapmak gibi düşünün.
40 gün bunu yapabilirsiniz.
Yani istemediğiniz bir alışkanlığınız var.
Onun yerine... İstediğiniz alışkanlığı koyacaksınız arkadaşlar ve en kötü dediğim gibi 40 gün devam etmeniz gerekiyor ki işte aklımızda o nöronlar oluşsun.
Bir alışkanlık bir eylem haline gelsin bu.
Peki kitap okuma alışkanlığımız var.
Gayet güzel bir şekilde her gün alıp okuyoruz kitaplarımızı.
Ama kitap bitince, o okurken içinde kaybolduğumuz cümleler, bizi o hisse bu hisse sürükleyen betimlemeler, bizden binlerce mil uzakta olmasına rağmen sanki o şehirde yaşamış gibi hissettiğimiz
o hisler, bilgiler, söylenenler, ne kadar altını çizip not alsak da unuttuğumuz o şeyler.
Neden unutuyoruz? Neden kitap bittikten belli bir sene sonra hepsi uçup gidiyor?
Acaba yanlış okuyor olabilir miyiz?
Kitaplarımızı nasıl okumalıyız?
Şimdi bir tane kitap var arkadaşlar.
Kitapları nasıl okumalı?
Kitabın adı Martin Adler yazmış.
Birisi daha vardı Dorian'da sanırım hatırlamıyorum ama zaten Adler yazmış kitabın çoğunu.
Diyor ki kitap okuma...
sizin amacınıza göre dört şekilde, dört seviyede gerçekleşir diyor.
Birincisi temel okuma.
Sadece ben okuyacağım. Yani ben bunu okuyacağım.
Bir amacım, bir hedefim yok. Okuyacağım.
Hikayeyi merak ettim. Okuyup geçmek istiyorum.
Okunmak, görmek istiyorum. Okumak için okuyorum.
Yani. Bunu konuşmamı geliştireceğim şunu yapacağım bunu yapacağım bir amacı yok.
Bu temel okumadır. Bunun için diyor sayfaları çevirip okuma yeteneğinizi kullanmanız yeterlidir diyor.
İkincisi arkadaşlar ikinci seviye okuma inceleyici okumaktır diyor.
Makine gibi okumayacaksınız kitabı.
Kitap aldınız bir tane elinize aldınız direkt hemen şak şak şak şak ilk hikayeden ilk işte sayfadan okumayın diyor.
Ne yapacaksınız öncesinde kitabı inceleyin.
önünde yazılan bütün yazıları okuyun arkasına yazılan bütün yazıları okuyun içindekiler kısmına mutlaka bakın giriş kısmını okuyun diyor bakın giriş kısmını bence çoğumuz atlıyoruz çok önemsemiyoruz dikkate
almıyoruz giriş kısmını mutlaka okuyun diyor ki şöyle bir şey söyleyebilirim size benim Türkiye'de giriş kısmını En güzel yazan, çok sevdiğim bir isim var Aslı Perker.
Onu çevirmelerini de çok seviyorum.
Özellikle Diyojan ve Epiktetos'un kitaplarını çevirmişti.
Oradaki girişleri de çok güzel.
Aslı Perker'in de kitaplarını size önermiş olayım.
Şimdi giriş kısmını okudunuz.
Giriş kısmını okuduktan sonra da sayfaları şöyle bir karıştırın diyor.
Kitap diyor eğer bölüm bölümse konu başlıklarını tek tek okumamızı öneriyor.
Mesela arkadaşlar Savaş ve Barış kitabı, Tostoy'un yazdığı, Dünya Edebiyatı'nın en önemli, en ünlü romanı değil mi?
Bu kitabı okumadan önce işte normal bir roman diyerek okumaya başlayacaksanız yarım kalacak muhtemelen diyor.
Çünkü bu kitap hikaye anlatımı kılığına girmiş, dünya üzerine, toplum üzerine kurulmuş felsefi bir argüman arkadaşlar.
Bu bir roman değil. Yani bu kitabı Adler diyor ki bu kitabı sonuna kadar okumak için hani biraz olsun anlayabilmek ve bilgileri aklınıza tutabilmek için analitik okumanız gerekiyor diyor.
Yani siz Tolstoy'la ilgili bir araştırma yapın.
Tolstoy'un görüşü nedir?
Nasıldır? Hayatı nedir?
Kitabı elinize aldınız.
Şöyle bir bakın sağına soluna bölümlerini herhangi bir sayfa aradan seçip biraz okuyun.
Ondan sonra yani bir fikriniz olarak kitap okumaya başlayın diyor.
Şeyi düşünün. Bir tane yabancı bir ülkeye gideceksiniz tamam mı?
Daha önceden hiç gitmediğiniz bir ülke.
Ne yaparsınız? Gittiğinizde sorun yaşamamak için, ülkeyi anlamak için araştırırsınız.
Nereye, nasıl, ne zaman gitmeliyim, ne yapmalıyım, ülkenin insanları nasıl, yazı kışı nasıl geçer diye öğrenip kendinizi yönlendirirsiniz değil mi?
İşte biraz önce söylediklerimi de bu analitik okuma için yaptıktan sonra ufak bir kitap araştırması yaptıktan sonra başlayabilirsiniz arkadaşlar.
Ve üçüncü seviye okuma da analitik okuma arkadaşlar.
Dururken yazarın kelimelerinin yapısını anlamaya çalışmak.
Bu hangi düşünce yapısında, hangi varsayımlara dayanarak anlatıyor?
Bana neyi kanıtlamaya çalışıyor?
Yani kitaptaki örüntüleri fark etmeye çalışırsınız.
Durup durup dedikleri hakkında düşünürsünüz.
Ve zamanla arkadaşlar göreceksiniz kitap sizinle konuşmaya başlayacak.
Sanki karşınızda canlı bir zihin var ve düşüncelerinizi tokuşturuyorsunuz.
Analitik okuma sizi düşünmeye, yavaşlamaya ve anlamadığınızı kabul etmiyor.
En sevdiğim kısmı bu.
Anlamadığınızı kabul etmek.
Tekrar okumaya zorluyor.
Durmaya, not almaya.
Zihninizde karşı görüş üretmeye zorluyor.
En güzeli bu değil mi ya? Biz hep aynı görüşte mi kalacağız?
Hep aynı şeyleri mi düşüneceğiz arkadaşlar?
Yani karşı görüşü bir kitap eğer karşı görüşü.
Karşı görüş derken dinden ya da ne bileyim siyasetten falan bahsetmiyorum.
Herhangi bir konudaki bir görüşümden bahsediyorum.
Mesela namusla ilgili bir görüşümden bahsediyorum.
Eğer benim o görüşümü değiştirebiliyorsa...
karşı düşüncesini biraz olsun kabul ettirip üzerinde düşünmeme sebep oluyorsa işte ben analitik kitap okuyorumdur.
Ve bunu yapacağınız tek şey arkadaşlar durup düşünmek.
Tak tak tak tak tak hızlı hızlı okuyup gitmemek.
Benim bir tane paylaştığım kitap var Instagram'da.
Hep paylaşıyorum. Ben bunun işte bu kitabın sonunu getiremiyorum.
Bunu ne yapacağım? Altını çizmekten bir hal oldum.
Tekrar başa dönüyorum diye.
Mecit Ömür Öztürk'ün yani dinle ilgili bir sürü şey anlatıyor.
Ama doğudaki İşte çalışmalarla, doğunun felsefesiyle, onların sözleriyle anlatıyor.
Gerçekten bitiremiyorum arkadaşlar ya.
Ben daha 50. sayfaya bile gelemedim.
Sürekli durup düşünüyorum ve sadece o kitap için.
Derviş'in Tesalesi kitabı da bu arada.
Duyguların Tesalesi kitabı da güzel.
Sadece o kitap için zaman ayırıyorum biliyor musunuz?
Çünkü benim okuduğum bir tane roman var.
Bu Mecit Ömür'ün kitabı var.
Bir de o hafta yapacağım podcast ile ilgili okumalarım var.
Kitap da okuyabiliyorum biliyorsunuz.
Kitap da anlatıyor. Yani dönüp dönmek sürekli düşünmek o yüzden onun için ayrı bir zaman ayırdım ben.
Sizin de mutlaka böyle bir kitabınız olsun ki biraz sonraki seviyede daha detaylı anlatacağım.
Bizim kitap okurken kaçtığımız kısım burası işte.
Okuduk mesela bir cümle okuduk.
Bu ne demiş ya saçmalamış neyse ne oluyormuş sonra dur bir bakayım deyip hemen şak diye öbür sayfaya geçiyoruz.
Ya bir dur. Zaten bütün gün yoruldun.
Bütün gün mahvoldun.
Oradan oraya koşturdun.
Almışsın içeceğini. Geçmişsin köşene kitabını okuyorsun.
Bir dur. Sakin ol. Dik gözlerini tavana.
Bak bir boş duvara. Seç bir tane boş bir duvar.
Bir düşün bakalım. Bu cümlede ne demek istedi?
Sana ne anlatmaya çalışıyor?
Bunları bir düşünün ya.
Biz okuduğumuz kitapların kolay olmasını istiyoruz.
Basit olmasını istiyoruz.
Ama gerçek okuma kolay olması için tasarlanmamıştır arkadaşlar.
Mesela insan neyle yaşar?
İşte böyle buyurdu Zerdüşt Nietzsche.
Halil Cibran'ın kitapları.
Hepsi anitik okumaya çok uygun kitaplar.
Bilges mesela arkadaşlar.
Sırf... Okumak için kitap almıyormuş.
Analitik okumak için. Yani okumayı da hızlı bitirmezmiş.
Hemen tüketmezmiş. Düşünme ve yorumlama biçimlerini geliştirmek için okuyormuş.
Ya da kim var mesela başka?
Natalie Portman var oyuncu biliyorsunuz.
Harvard geçmişi vardır.
O da analitik okumayla kitaplarını bitirirmiş.
Mesela kim var? Aslında biz kılıç deyince daha çok aklımıza geliyor ama Yavuz Sultan Selim var arkadaşlar.
Günde ortalama 8 saat kitap okuyormuş.
Seferde bile yanına bir sürü kitap alırmış.
Hatta yanından hiç ayrılmayan, hep yanında olan bir dostu var Hasan Can biliyorsunuz.
O demiş ki padişahın elinden kitap eksik olmazdı.
Sürekli daima okurdu.
Uykuya ve yemeye rağbet etmezdi.
Yani çok uyuyayım, çok yiyip bunlarla işi olmazmış arkadaşlar.
Ve İbni Sina da okumanın...
ne kadar önemli olduğunu, analitik okumanın ne kadar önemli olduğunu söylemiştir.
İşte demiş ki geceleri hep okumakla ve yazmakla meşgul oluyorum.
Yani düşünün adam gündüz bir sürü hastalarla ilaçla onda buna uğraşırken akşamları da geceleri de kitap okuyor.
Bir de kitap yazıyor. Uyku bastırırsa diyor bir bardak bir şey içiyorum, kendimi açıyorum ve yeniden çalışmaya, yeniden okumaya başlıyorum diyor.
Tabii ki Fatih Sultan Mehmet'i anmadan geçemem.
O da aynı şekilde çok fazla kitap okuyormuş.
Hatta İlya'da destanı varmış kütüphanesinde.
Düşün hem de Grekçe yazılmış el yazması bir kitap.
Şu anda Topkapı Sarayı'nda muhafaza ediliyor.
Bilmiyorum gösteriliyor mu?
Yani bu isimler de okuyarak bir nevi...
Hayatlarını değiştiren insanlar.
Ve dördüncü okuma seviyesi de arkadaşlar, sen topik okuma.
Okumanızı güce dönüştürecek seviye işte bu.
Çok zor. Biraz önce söyledim.
Beni de yaptım. Ben de yıllarda uğraştım.
Yani bir anda alıp da aynı anda bir sürü kitabı okumadım.
Tek bir kitabı tek başına okumamak.
Aynı konu hakkında birden fazla kitap okumak ve onları karşılaştırmak.
Eğer birden fazla aynı anda kitap okur ve onları karşılaştırırsanız bu seviyedesinizdir.
Yani dördüncü seviye okuma yapıyorsunuzdur diyor Adler.
pazarları birbirleriyle konuşturmak, çelişkilere bakmak, çelişkileri aramak, uzlaşmaları tespit etmek.
Yani ne yapıyorsunuz? Kitapların fikirlerini, karakterlerini çarpıştırıyorsunuz.
Sonra da kendi anlayışınızı, kendi dünya görüşünüzü yaratıyorsunuz.
Adler diyor ki bu seviyeye geldiğinizde artık fikirlerin tüketicisi değil, üreticisi olursunuz.
Ve bugün çok nadir bir beceridir.
Hatta diyor bu beceri çoğu insanda olmaz.
Derin okuyamadığımız zaman...
Derin düşünemiyoruz. O yüzden bu çok önemli arkadaşlar.
Derin düşünemezsek duygularımızla yönetiliyoruz.
Deseniz ki Ayça bu podcast bölümünde her şey boş var biz neyi dinleyelim deseniz hepsini dinleyin de siz yine de.
Bunu söylerim arkadaşlar. Derin okuyamadığımız zaman derin düşünemeyiz.
Derin düşünemezsek duygularımızla yönetiliriz ve asla ruhumuz duymaz.
Duygularımızla yönetilmek ne demek biliyor musunuz?
Beş para etmez manipülasyoncuları fark edememek demek.
Yani mutsuz olmak, hayattan zevk almamak ama nedenini bulamamak, başkalarının yönlendirmesiyle yanlış kararlar vermek demek.
Her şeyden bunaldınız mı?
Sıkıldınız mı arkadaşlar?
Alın bugün hayatımın kalan son günü sanırım kitabın adı.
Fransa'da çok satanlar listesine girmişti kitap.
Akar gider yani güzel bir hikaye ama alttan alttan böyle derin düşünmeniz için size alan açıyor.
Çünkü kitapta o kadar basit şeyler anlatıyor ki böyle çok sıradan bir kişisel gelişim kitabı gibi.
Ama kitaba sinirleniyorsunuz diyorsunuz ki ya bu kadar basit bir kişisel gelişim.
karşılığını yani seviyesini bu hikayede anlatamazsın diyorsunuz.
Ben öyle oldum. Sinirleniyorsunuz ama kitap enteresan bir şekilde sizi düşünmeye zorluyor.
Ben o kitabı birkaç günde bitirdim.
Çok fazla düşündüm ve düşünürken de okurken de bu kadar basit olamaz dedim.
Gittim bir sürü araştırma yaptım ve o kitap sayesinde bir sürü şey öğrendim arkadaşlar.
Bir de kitap ne yapar biliyor musunuz arkadaşlar?
Tüm araştırmalar zaten bunu doğrulamış.
Empatik bir insan olmanızı sağlar.
Şimdi empati genelde şuna indirgeniyor.
Kendini başkasının yerine koymak.
Başkalarının duygularını anlamak.
O üzülüyorsa üzülmek.
İşte hak vermek, alttan almak.
Empati bu değil. Empatiyi biraz fazla yumuşattığımızda...
Fazlaca romantikleştirdiğimizi düşünüyorum.
Yani empati bir insanın karşısındakine acıması değil, başka bir insana saygıyla ve yargısızca yaklaşması, yaklaşmamız demek.
İşte empati duygunuz geliştikçe insanları o kadar iyi anlamaya başlıyorsunuz ki iletişiminiz gelişiyor.
Kimse sizi duygularınızda yönetemiyor biraz önce söylediğim gibi.
İnsanların sonraki adımlarını tahmin edebiliyorsunuz.
İnsanları anlamada uzmanlaşıyorsunuz.
Daha güzel konuşmaya başlıyorsunuz.
Çünkü okudukça istemeseniz de hafızanızda kalan yeni kelimeler oluyor.
Dolayısıyla İletişiminiz gelişiyor.
Bakın arkadaşlar şöyle bir şey söyleyeyim.
Amerikan deniz piyadelerindeki askerlere yılda en az 5 kitap okuma zorunluluğu varmış.
Çünkü bu asker programlarının amacı analitik düşünme ve muhakeme becerinin geliştirmek.
Bu yüzden zorunlu kılmışlar.
Biz kitap okumayı hala hobi sanıyoruz.
Dünyanın en ciddi kurumları okumayı zihinsel savunma sistemi gibi görüyorlar.
CIA'nin istihbarat psikolojisi bölümünde analistlere belli kitaplar ve makaleler veriyorlarmış arkadaşlar.
Arkadaşlar okumanız zorunlu diyorlarmış bunları.
O yüzden kitap okumak bir hobi değildir.
Hiçbir gelin robot değildir.
Hep böyle değildir deyince aklıma o kız geliyor ya.
Hiçbir gelin robot değildir.
Yani o yüzden kitap okuyacağız arkadaşlar.
Umarım söylediklerim size şifa olmuştur.
Harper Lee'nin Bülbül'ü Öldürmek kitabındaki bir kitap okuma ile ilgili sözüyle bitirmek istiyorum.
Onu kaybetmekten korkana kadar okumayı sevdiğimi hiç fark etmemiştim.
İnsan nefes almayı sevmez.
Sadece nefes alır.
Ve ben de itiraf edeyim arkadaşlar.
Bargas gibi ben de cenneti hep bir çeşit kütüphane olarak hayal ediyorum.
Ve gerçekten bu çok hoşuma gidiyor.
Bu arada böyle güzel bir kitap bölümü yapmışken Ayça bu kadar kitap kitap dedenin bize hangi kitapları önereceksin diyeceksiniz.
Maalesef buraya zamanımız yetmedi bu kadar arkadaşlar.
Ama bölüm pazartesi günü sabah 7'de yayınlandıktan sonra ben o gün içerisinde gönderi olarak yayınlıyorum biliyorsunuz.
Orada hem de yazılı kalmasını istiyorum.
Belki zaman zaman girer günceller ve size de bilgilendiririm diye.
Açıklama kısmına tavsiye ettiğim kitapları hayatınızı değiştirecek kitapları yazacağım.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Görüşmek üzere kendinize iyi bakın efendim.
Hoşçakalın. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
