
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde içsel gücünü keşfetmek, tutkularını anlamak ve gerçek potansiyelini bulmak isteyenlere ilham oluyoruz.
Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Altyazı M.K.
Alternatif Vizyon'a hoşgeldiniz ben Ayça.
Geçenlerde bir arkadaşım bana dedi ki Ayça bu içindeki potansiyeli çıkar muhabbetini anlatır mısın?
Ben hala kendimi tanımıyorum gibi geliyor.
Çünkü bazen yapabildiklerimi yapamadığımı ya da yapamadığımı düşündüğüm şeylerde de aslında uğraşırsam yapabildiğimi farkettim dedi.
Ben de bu yüzden bu konuyla ilgili konuşmak istedim sizlerle.
Eminim henüz kendi keşfini tamamlayamamış, kendini henüz tanıyamamış olanlarınız vardır.
O zaman... Hadi başlayalım.
Şimdi bu bölümde ne konuşuyoruz arkadaşlar?
Kendimizi nasıl tanırız?
Bu yolda nelerden etkileniriz?
Neler yapabiliriz? Bunlardan konuşacağız.
Psikoloji kendi potansiyelini ortaya koyma evreleri olarak 3 tane aşamaya ayırmış bu evreleri.
Birincisi kendini gerçekleştirme yani kendini tanıma evresi.
İkincisi kendini aşmışlık evresi.
Üçüncüsü de potansiyelini tam olarak kullanma evresi.
Kendini tanımayla başlayalım.
Yani bizim öncelikle kendimizin kim olduğumuzu bilmemiz gerekiyor.
Hümanist kuramcılar kendini tanıma düzeyine, kendini gerçekleştirme gibi yaşam boyu devam ettiğini düşünüyorlar.
Öyle ki dostlar bu kendini tanıma yolculuğu hayat boyu bile sürebiliyor.
Şimdi size bir soru soracağım.
Siz kendinizi yaşayabildiğinizi düşünüyor musunuz?
Hani seçimleriniz tamamen kendi tercihiniz mi?
Okuduğunuz üniversite ya da lise, seçtiğiniz bölüm, hatta evlendiğiniz kişi...
Bunlar tamamen sizin seçimleriniz mi?
Siz kendi seçtiğiniz şeyi mi yaşıyorsunuz yoksa başkalarınızın, ne bileyim arkadaşlarınızın, ailenizin etkisinde mi kaldınız?
Bunları neden sordum? Çünkü psikolojide kendini tanımak insanın kendini yaşayabilmesinden geçiyor.
Mesela ünlü bir mağazada olduğunuzu düşünün.
Çok yakınınızda sizi takip eden bir çift göz.
Bakıyorsunuz, kıyafetlere falan beğenmeye çalışıyorsunuz.
Aradan çaktırmadan da fiyatına bakın mutlaka.
Geçenlerde... Bir yazı okudum Twitter'da.
Kız demiş ki ben artık bir şey alırken fiyat etiketine bakmadan almak istiyorum.
Bence gerçek zenginlik budur.
Zenginlik nedir diye sormuşlar.
Kız da bu cevabı vermiş.
Çok haklı bence. Yani orada satış danışmanının sizi izlemesinden etkilenip...
Tercihlerinizi ona göre yapar mısınız?
Etkilenir misiniz? O kişinin sizi yargılayacak olabileceğinden çok parlak renkler seviyorsunuzdur ama zevkinizle içlerinden dalga geçilebileceğini düşünerek hatta mağazanın havasına markasına uygun mu bakarsınız
kıyafetlere? Bu şekilde mi ayarlarsınız kendinizi?
Ya da bir şey almadan çıkarken acaba pahalı geldiği için alamadım diye düşünürler mi diye kendinize anlık olsa da sorar mısınız?
Zaten bugünlerde sorarsa da sorsunlar.
Alınabilecek gibi değil maalesef.
Çünkü biliyorsunuz fiyatları hepimiz görüyoruz.
Şoklardayız. Eğer böyle bir şeyler yapıyorsunuz, bu gibi durumlarda bu tarz soruları kendinize soruyorsanız o zaman maalesef üzgünüm ama kendinizi yaşamıyorsunuz demek oluyormuş.
Seçimlerinizde olması gereken gerçek kimliğinize göre hareket etmek oluyor kendini bilmek, tanımak.
Yani özgüven ve öz saygı.
Oprah'ı biliyorsunuz değil mi?
Bir tane röportajı vardı.
Bu Amerika'nın medya kalitesi diyorlar.
Ben de bayılıyorum kendisine.
Hikayesi çok güzel çünkü.
Tam bir örnek alınacak. bir başarı hikayesi.
İşte gençlere ilişki tavsiyesi vermesini istiyorlar.
Mikrofonu uzatıyorlar.
O da diyor ki hayatının aşkı kendinizsiniz ve kendinizle başladığınızda kendinizi sevdiğinizde sınırlarınızı yarattığınızda kendinizi savunabildiğinizde burunun altını böyle koyu
koyu çizgili çizgili pembe pembe çiziyorum arkadaşlar.
Yani kendinizi savunabilmek, kendini tanımak bunların hepsi tamamen öz saygınızı ve insanların sınırlarını belirler.
Kendinize karşı dürüst olmak, yeterince iyi hissettiğinizde o zaman bu hayata köklerinizi salarak arkadaşlarınızın da romantik ilişkilerinizde de en güzelini elde edersiniz diyor Oprah.
Birinci aşamaya devam ediyorum.
Kendimizi tanımak için nelere bakmamız lazım peki?
İnaçlarımız, önyargılarımız, değerlerimiz, duygularımız, karakterimiz bunların hepsinin tamamı biziz.
Siz eğer karar verirken, tercihlerde bulunurken, hedeflerinizi belirlerken bu saydığım kavramlara bakarak karar verirsiniz.
Ve bu şekilde karar veriyorsanız o zaman içsel iletişiminizi doğru yöntüyorsunuz demek.
Bazı psikologların ortak savunduğu bir düşünce de kendini tanıyabilen insanların davranışları üzerinde hakimiyetlerinin olduğunu, kendi güçlerinin farkında oldukları için de çevresiyle olan iletişimlerinde bir denge
sağlayarak pozitif bir iletişimde kaldığı yönündedir.
Bakar mısınız kendinizi tanımanın ne kadar büyük bir önemi var?
Başkalarının size neyi söylediklerini değil, sizin neye inandığınızı düşünün.
Gerçekten dürüst olmanız gerekiyor kendinize.
Sizin için veya olmayı umduğunuz kişi için önemli olan şeyler hakkında hiçbir fikriniz olmadığında kendiniz yerine başkaları için yaşamaya devam ediyorsunuz aslında.
E peki nasıl sağlayacağım bunu Ayça dediniz?
İşte bu noktada gerekli olan sınırlarınız.
Hayır diyebilmeleriniz.
İnsanlar sizin sınırlarınızı görmezler.
Siz onlara tavırlarınızla gösterirsiniz bunu.
Verdiğiniz cevaplarla verirsiniz.
Bu yüzden... hayır demeyi mutlaka bilmemiz gerekiyor.
Etrafınıza ördüğünüz çitleriniz sizin belirlediğiniz o alan insanlar o alana girebilir ya da Giremez.
Bunun tamamı biraz önce de söylediğim gibi onlara verdiğiniz cevaplar ve onlara sergilediğiniz tavırlardan kaynaklanıyor.
Bazı anılar vardır. Bazen böyle vazgeçeceğiniz anlarda çok korkarız.
İki seçenek var. Ya vazgeçer geri döneriz ya da daha sıkı bağlanırız o vazgeçeceğimiz şeye.
Daha sıkı tutarız onu. Bunları kendimizi tanıdığımız ya da tanımadığımız için yapıyoruz aslında diyor bazı psikologlar.
Kendimizi tanımamızın kısa yolları var mı diye sorabilirsiniz.
Kendinize sorun mesela. Hayattan ne istiyorum?
Kendimi 5 yıl sonra nerede görüyorum ya da 10 yıl sonra?
Neyden pişmanım?
Kendimle gurur duymamı sağlayan şey nedir?
Gerçekten hiç böyle düşünmemiştim ben ama bu sorular bize bizdeki istekleri ve potansiyelimizi gösterme sonra da onu nasıl düzeltebileceğimize odaklanmamızı sağlıyor.
Şimdi size beyin yakan bir cimre söyleyeceğim.
Psikolog ve akademisyen Harold Maslow diyor ki hasta insanı tanıyoruz.
Peki ya sağlıklı insanı?
Bu anlayışla başlayarak kişinin kendisini tanıması üzerinde pek çok çalışmaları var bu kişinin.
Ve Maslow insanın kendini tanıması, kendisini tatmin etmesi için ihtiyaç duyduğu bir durum.
Hani bazen hayatı sorgularız, tatmin olmayız.
Hiçbir sebep yokken mutsuz oluruz ya böyle deli gibi.
Bir anda böyle özellikle ikizler burcu ne oluyor değil mi?
Ben de ikizlerim çünkü çok olur.
Hiçbir şey yok her şey okey ama bir anda böyle bir mutsuzluk çöküyor.
Hatta Serenay Sarıkay'ın bir videosu vardı ya gördünüz mü bilmiyorum çok güldüm ben geçen.
İnstagram'da gördüm. Böyle gülüyor arkadaşlarıyla sohbet ediyor.
Bir anda hiçbir şey yokken kadın duruyor uzaklara dalıyor böyle.
Garip garip dudak hareketleri yaparak mutsuz bir surat ifadesiyle takınıyor.
Aynı bunda da öyle. Aslında bunun bilinçaltında yani böyle olmamızın bilinçaltımızda bu sağlıklı bir bireyken kendimizi tanımadığımızdan dolayı sonucunda doğan tatminsiz...
Mesela istediğiniz bir işte çalışmıyorsunuz diyelim.
Bunun için hiçbir şey yapmadan her gün işe giderken lanet okuyorsunuz.
Gitmek istemiyorsunuz işe.
İlk başlarda dediğim gibi kendinizi tatmin etmediğiniz için bünyenizde sürekli şikayet eden bir sizi yaşatıyor oluyorsunuz.
Buradan harekete geçip kendi özelliklerinize göre bir iş bulmanız gerekiyor.
Herkesin imkanları aynı değil biliyorum.
Bazılarının önüne böyle imkanlara hop diye sunuluyor.
Bazılarımızın maalesef tırnaklarıyla kazıyor olması gerekiyor.
Benim tırnaklarımla kazmam gerekiyor Ayça'cığım diyorsanız eğer bu bilgileri lütfen uygulayın.
Kendinizi tanıdınız. Ne istediğinizi kendi iradenizle karar verdiniz.
Biliyorsunuz artık siz kimsiniz.
Bunu hayat boyu kabul edip devam edebilmek ve dış çevrenin kararlarınızda etkilememesini sağladığınızda kendinizi aşmış oluyorsunuz.
Diğer bir aşama bu da. Mesela olimpiyatlarda yüksek derece yapan bir sporcu düşünün.
Normalin üzerinde sonuçları var.
Hani deriz ya bu kendini aşmış abi ya işte kendini aşmıştık işte bu demek.
Bana mesela biri gelsin desin ki bir saat spor yaptık.
Oradan sonra desinler ki 30 dakika koşu yapalım Ayça.
Hemen derim ki yok asla yapamam ya.
Ben yani bir saat boyunca spor yaptım.
Bittim öldüm. Çok yoruldum zaten derim.
Ama sorun bana bir saat spordan sonra hiç denedim mi?
Hayır denemedim.
Yapamayacağımı düşünüyorum. Neden böyle diyorum peki?
Direkt böyle cat vuruyorum.
Çünkü konfor alanı var ya o konfor alanı.
Konfor alanından çıkmak istemiyorum.
Hepimizin başına bela.
Lütfen kimse yani burada hayır ya ben konfor alanımda değilim demesin.
Arkadaşım bana demişti ya yapamadığımı düşündüğüm şeylerde de aslında uğraşırsam yapabildiğimi fark ettim diye.
Biz de denemedik işte bilmiyoruz.
Uğraşmadık. Peşin olarak kendimizi kapatıyoruz o konuya.
Şöyle karakterlerde vardır ya bundan biraz bağımsız ama ya ben romantik müzik sevmiyorum.
İşte slow şarkı dinlemem.
Bunlar bence hiç acısı hiç aşk acısı çekme yani.
Hiç aşk acısı çektin mi be canım?
Bir çilingir sofrasında bir görüşelim ya.
Bu da bence bir konfor alanı.
Ne alaka? Şöyle, şimdi slow müzikte, duygusal müzikte dediğim gibi insan eski aşk acılarını hatırlayabilir, eski sıkıntılarını, sorunlarını hatırlayabilir.
Ne olacak bunları hatırladığı zaman da?
O anki huzuru, o anki mutluluğu gidecek, eski zamanlarına dönecek ama o anki huzurundan...
Vazgeçmek istemiyor.
O şarkıları da belki de konfor alanından yine çıkmak istemediği için dinlemek istemiyordur.
Bu yüzden bunu da söylemek istedim.
Şimdi ana yolun dışına çıkmaktan korkmayın arkadaşlar.
Sizin için imkansız görünen şeyler başkalarının başarabildikleri ise eğer kendinizi aşmanın vakti gelmiş demektir.
Kendini aşmakla devam etmek istiyorum.
Bir örneğim var size. Tekerlikli sandalye ile açık deniz dalışı yaparak istenirse imkansızlıkların üstesinden gelinebileceğini herkese göstereceğim.
başarılı bir kadından bahsedeceğim size.
Kendini aşmış dediğimde benim aklıma gelen ilk kişi bu.
İngiliz Sue Elstin 22 yıl önce sürekli ilerleyen bir hastalığı sebebiyle tekerlikli sandalyeye bağımlı kalıyor maalesef.
Ve insanlar sürekli ona böyle acıması gözlerle bakıyorlar tabii ki.
Onun artık hayatının bittiğini, bundan sonra tamamen mutsuz olacağını düşünüyorlar.
Onun insan gibi hissedememesine sebep oluyor bu durum.
Bu şekilde bahsetmiş röportajlarında.
Ama o bunu bir aciz...
Acizlik olarak görmüyor. Ben bu tekerlekli sandalyeyi kullanarak bir adım atacağım ve milyonlara kendimi doyuracağım.
Bunu başaracağım diye bir fikir geliyor aklına.
Yani tekerlekli sandalyesini bir acizlik durumu olarak değil de yani mahkum olduğu bir nesne olarak değil de çok fazla insana ulaşabilmek için ve onlara bunun mümkün olduğunu
göstermek için bir araç kullanıyor.
Bilinenin tam tersinesi.
Tekerlikli sandalyeyle beraber dalış yaparak denizin içinde 360 derece dönen dönüşlerle görsel bir performans sergiliyor.
Çok güzel gösteriler yapıyor.
İlk başlarda hepsi engel olmaya çalışır.
Ya saçmalama işte sen büyük ihtimalle bu şekilde diyaloglar yaşamıştır.
Hani engellisin.
İşte hoşuma gitmeyen bir kelime.
Tekerlekli sandalyedesin.
Bunu normal engelli olmayan insanlar bile yapamaz.
Sen nasıl yapabileceksin diye.
Bu tarz şeylerle karşılaşıyor tabii ki.
Ama o yılmıyor. 2005'te başlıyor bu işe ve şu anda hala dalış gösterilerine devam ediyor.
Kendisini motive eden şeyin, insanların ona karşı bakış açılarının değişmesi, onu izlerken insanların gözlerinde gördüğü o hayranlık ve dalıştaki görsel hareketleri yaparken Sanki hissettiği özgürlük
hissi. Ve diyorum ki şu insanların dünyaya yeni pencerelerinden bakmanın eğlencesini hissetmelerini istiyordum.
Bunu da başardım.
Düşünebiliyor musunuz? Denizin içinde boşlukta 360 derece dönebilmek.
Gerçekten kendini aşmak.
İnternette resimleri var.
Mutlaka bu mucizeye bir bakın derim.
Bir diğer aşama da potansiyelini tam olarak kullanma.
Size doğrudan bir tavsiyede bulunmak istiyorum.
Amerikalı psikologlar tarafından.
sürek tavsiye edilen bir yöntem var.
Artık rüyalarınızın günlüğünü tutuyoruz.
Rüya günlüğü tutmak için.
Komodinizin üzerine bir defter ve kalem koyun.
Uyanır uyanmaz hatırladıklarınızı not edin.
Rüyalarınızda hatırladıklarınızı.
Rüyalarınız anlamsız gelebilir ya da rüyanız kısadır.
Önemsiz gibi düşünürsünüz ama öyle düşünmeden yazın.
Nasıl siz ne hissettiğiniz uyanıp rüyayı hatırlıyorsunuz?
İşte korkuyor musunuz?
Sevindiniz mi? Merak mı duydunuz?
Hepsini yazıyorsunuz. Rüya ile mevcut veya geçmiş duygularınız veya durumlarınız arasındaki bağlantıları ya da zaman içinde ortaya çıkan kılıp ve temaları düşünün tamam mı?
Sosyal medyada karşınıza gelmiştir benim rüyaların saçmalık seviyesi diye.
Ben yazıyorum şu anda yaklaşık bir hafta oldu.
Umarım bu aralar ölmem.
Umarım. kimse okumaz o defteri yani bakın bir rüya ne kadar saçma olabilirse ne kadar karmaşık olabilirse o kadar fena durumda hani derler ya
sabah uyanınca söylersiniz işte ay çok garip bir rüya gördüm işte bir yerin açık kalmış derler hani işte benim rüyalar tam olarak o modda bir rüyalar ama ben de rüyalarımı işte yaklaşık dediğim gibi bir haftadır
yazıyorum böyle minik minik bir şeyler fark etmeye başladım özellikle geçmişimle ilgili affedemediğim kitlerimden dolayı bana nasıl yük olduklarını fark ettim biliyor musunuz?
Yani ben aslında onların yük olabileceğini düşünmedim.
Yük olduğunu da fark etmedim.
Ama böyle yazdıkça hissettim yazarken.
Bunların aslında bana sıkıntı verdiğini ve ufak da olsa yük olduğunu hissettim.
Rüyalarımızı yazdığımız zaman galiba zaman içinde orta bir kalıp çıkıyor.
Ve sizinle ilgili bir tema oluşturuyor aslında.
Hayatımızda hiç uğraşmadığımız şeylerle ilgili konular bile çıkabilir.
Siz de bir bakın. Bakın bakalım neler çıkacak.
Eğer rüyalarınızı yazarken ya bu ne alaka deyip işin içinden çıkamazsınız.
Siz de işte bir yerim açık kalmış deyip kapatırsınız siz defterinizi.
Şimdi diğer bir aşamaya geleceğim.
Potansiyelimize nasıl ulaşacağız peki?
Onu tam olarak nasıl yaşayacağız?
Bu örnekten sonra ondan bahsedelim.
Şimdi hepimizin günlük olarak bir rutini var değil mi?
İş, okul, ev vs.
belli bir düzende devam ediyoruz değil mi?
Amerika'da yapılan araştırmalara göre her gün aynı rutinde aynı şeyleri yaparak yaşamak aynı hareket.
yapmak bile içimizdeki potansiyeli öldürdüğünü göstermiş.
Bu sıradanlık döngüsünden çoğumuzun kurtulmak istediği anlaşılmış.
Burada devreye kendimizi şekillendirmek giriyor.
Mesela bunun ilk kuralı hedefi tanımlamak.
Açık bir şekilde tanımlamak ama.
Yani buradan aynı şeyleri yapıyorsanız eğer açık bir şekilde hedefinizi tanımlamamışsınız demektir.
Rumi'yi biliyorsunuz değil mi? Rumi demiş ki kanatlarla doğdun.
Sen emeklememek için yaratılmamışsın.
O yüzden emekleme yapma.
Kanatların var. Bunları kullanmayı ve uçmayı öğren.
Ama biz her gün Her gün aynı şeyleri yaparak, aynı rutinde kalarak maalesef kanatlarımızı kullanamayız.
Emeklemeye devam ederiz.
Einstein'ın bir sözü var.
Biliyorsunuz mutlaka çok ünlü bir sözü bu.
Yani her gün işte her zaman aynı şeyi yaparak farklı sonuçlar almayı beklemek.
İşte gerçek delilik budur.
Tam olarak her gün aynı rutinde kalıp içindeki potansiyelin çıkmasını beklemek, bazı başarıların ayağına gelmesini beklemek de bence çok büyük bir delilik.
Amerikalı bir psikolog... var Carol Dweck.
Yaptığı bir araştırmada zorlukları kucaklamak, sonuç yerine çabaya odaklanmak ve büyüyüp gelişmemize inanmak tam potansiyelimize ulaşmak için kritik bileşenler olduğunu göstermiş.
Yani bu benim çok hoşuma gitti. İlk okuduğumda dedim ki evet ya gerçekten bakın şimdi bizim bir sorunla karşılaştığımızda sonuca odaklanıyoruz.
İşler kötü giderse şöyle böyle olur diye atıp tutuyoruz.
Bilinçaltına gidiyor tabii.
Bilinçaltıda farkında olmadan onu alıyor.
Ama sorunu çözmek için bir şeyler yaptığımızda ve kendimizi takdir ettiğimizde gerçekten büyüdüğümüz, geliştiğimizi görebiliriz.
Sonra da işte ben neymişim ya moduna geçebilirsiniz arkadaşlar.
Odaklandığımız şeylere dikkat edin.
Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım bir hafta süren bir sinir halinde olduğunu fark ettim.
Beni dinleyecek şimdi. Biliyor zaten bunu anlatacağımı.
Bir derdi olsa söyler ama hiçbir şey söylemedi.
Böyle düşünüyorum tabii ki bir sıkıntısı olsa söylerdi diye.
Çok sinirlendim ve Ve sonra dedim ki ona kızım bir adım geriye at ve lütfen kendinin gerisinde durarak dışarıdan bir bak kendine ve şak diye kapattım telefonu.
Yani aklını başına al yoksa sen de küserim demenin alternatif bir şeklini söylemiş oldum ona aslında.
Sonra akşamında beni aradı diyor ki Ayça ben işimi sevmiyorum kızım bak iş bakıyorum ben.
Yani dedim bunu nasıl fark etmedin bu kadar zamandır bu kadar yıldır çalışıyorsun.
Diyor ki bana maaş almak için çalışmak zorunda olduğumu kendim...
Ama o kadar çok söylemişim ki.
O yüzden fark edememişim.
Ben işimi sevmiyorum ya dedi bana.
Türkiye'de en son yapılan anketlere göre zaten çalışanların %72'si işini sevmiyor.
Bu zaten bizim ülkemizin bir istihdam sorunu.
Lisans mezunu işsiz ya da alakasız bölümlerde çalışanlar.
Bölümlerde çalışanlar.
Bunlarla dolu memleket.
Bu konuda tek değilsin diye böyle sürü psikolojisiyle biraz daha rahatlatmaya çalıştım onu.
Benim içimin kilidini bulup açmam.
Serbest bırakmam lazım dedi.
Şairane bir cümle bence bu.
Hayat fırtınaların geçmesini beklemekten ibaret değil.
Yağmurda ıslanıyorum diye üzülmektense yağmurda nasıl dans edileceğini biraz öğrenmek gerekiyor sanırım.
Şimdi benimle beraber hayal etmenizi istiyorum.
Lütfen eğer şu an müsait değilseniz bu hayali kuramayacak durumdaysanız durdurun kaydı ve müsait olduğunuzda bunu yapın.
Lütfen bunu sadece dinleyerek geçmeyin.
Şimdi gözlerinizi kapatabilirsiniz.
Bilmiyorum çok yetenekliyseniz.
Belki gözleriniz açıkta hayal kurabiliyorsunuzdur.
Ben bazen yapabiliyorum.
Elinizde telefonunuz var. Çok güzel bir manzarayı çektiğinizi hayal edin şimdi.
Videoyu çekerken içinizden de manzaranın ne kadar güzel olduğunu geçiriyorsunuz.
Hayal edin. Karşıda bir orman.
Yemyeşil. Video çekimi devam ettikçe detaylara takılıyor gözünüz.
Bir bakıyorsunuz orada duran koca bir kavak ağacı.
Biraz yaşlanmış. Belli ki çok şeyler atlatmış.
Mevsimler geçmiş. Bazen üşümüş.
Bazen yaprak dökülmüş.
Hatta bazen yaprakları sallanamayacak kadar soğuktan donmuş.
Az ileride o çimenleri arasında yemek arayan yorgunluktan bitap düşmüş bir kedi.
Bir umut belki birisi karnımı doyuracak bir şeyler atmıştır düşürmüştür buraya diye içinden geçiyor yemek arıyor.
Tatlı tatlı sertileri görüyorsunuz.
Uçuyorlar onlara bakarken yüzünüz gülüyor.
Sonra gözlerinizi kısmak zorunda bakıyorsunuz.
Çünkü onlar masmavi gökyüzünde uçuyorlar.
Gözlerinizi kavaştırıyor.
yine hayranlıkla bakmaya devam ediyorsunuz manzaraya.
Devam edin bakın. Görün o yeşilleri, maviyi, kahverenginin her tonunu.
Şimdi kamerayı ön kameraya alın.
Evet kendiniz sizsiniz.
Koca bir çınar ağacını görün şimdi.
kendinizde. Belki beni dinleyenler 20 yaşında olanlar vardır.
Belki 15. Evet siz de birer koca çınarsınız.
Gözlerinizin içine baktıkça etrafınızda sizden faydalanmaya çalışanları görün şimdi de.
Bir de şimdi kalbinize doğrultun ön kamerayı.
Oradaki uçuşan kuşlarınızı görelim.
Heyecanlandığınız o dileğinizi görün orada.
Ha bir de midedeki kelebeklere bakalım.
Nasıl da kıpır kıpır içinizde.
Dünya biziz. Biz dünyayız.
Bizim arzularımız, bizim hedeflerimiz, bizim heyecanlarımız olmazsa o biraz önce baktığınız manzarada sadece bir yaşım olarak kalır.
Senin onları gören gözlerin olmazsa o manzaranın güzelliğini kim fark edebilir ki?
Aşık Veysel ne diyor?
Onu terk eden eşi için söylüyor bunu.
Güzelliğine on para etmez bendeki bu aşk olmasa.
Anlayacağınız arkadaşlar Kendinizin özel olduğunu anlamak bir insanın potansiyelini bulmada, potansiyelini yaşamadaki en büyük sebeptir.
Eğer bulamazsanız bu şekilde yaşamaya maalesef mahkum olursunuz.
Potansiyelinin farkında olmayan veya onu gerçekleştirmekte zorlanan bir kişi stres, anksiyete sorunlarıyla başa çıkmaya çalışır.
Bu yapılan bütün araştırmalarda maalesef varılan bir sonuç, görülen bir gerçek.
Kariyer ilerlemeniz, akademik ilerlemeniz, özgüveniniz...
Bunlar hepsi potansiyelinizi yükseltmekten geçiyor.
Bu potansiyeli yükseltip yükseltmeden önce de bulunmak zorundayız arkadaşlar.
Önereceğim bir kitap var size.
James Clear, New York Times'ın en çok satanlardan kitabı.
Atomik Alışkanlıklar kitabı.
Kötü alışkanlıklardan kurtulup iyi alışkanlıklar edinmeyin.
En etkili, kanıtlanmış bir yöntemi şeklinde bir tanıtım var.
Kitap kapağında da yazıyor aynı şekilde.
Potansiyelimizi bulmada insana yardımcı olacağını düşündüğüm bir kitap bence.
Motivasyon eksikliği, ortamınızı başarıya ulaşmak için nasıl tasarlamanız gerekiyor?
İşte çuvalladığınızda nasıl toparlayabilirsiniz?
Gerçek hikayelerle anlatan bir kitap.
Ben sevdim. Umarım okursanız, siz de seversiniz ve faydası olacağını düşünüyorum.
Bir hikayem var. Bakın işler şimdi değişiyor bir arkadaşım.
Bir zamanlar içsel bir karışıklığın arkasında kaybolmuş, kendini tam olarak anlamaktan ve potansiyelini gerçekleştirmekten uzak hisseden biri varmış.
Ancak bir gün içsel bir dönüşme karar vermiş.
Kariyerini, okulunu, derslerini, ilişkilerini ve kişisel yaşantısının üzerindeki etkilerini anlamak için cesurca içsel bir yolculuğa çıkmış.
Her sabah kendine ayna karşısında bakmaya ve gerçek benliğini keşfetmeye karar vermiş.
Bu süreçte kendi güçlü yanlarını, tutkularını ve değerlerini tanımış.
İçsel bir kimlik döngüsünü yaşamış.
Artık geçmişin sınırlayıcı inançlarından kurtulmuş ve gelecekteki potansiyelini daha açık bir şekilde görebilmiş.
Kendi hikayesini yazarak yaşam amacını bulmuş.
Öz saygısı artmış.
İşinde ve kişisel ilişkilerinde daha tatmin edici bir denge bulmuş kendisine.
Küçük adımlarla başlayan bu içsel keşif yolculuğu onu...
büyük bir keşif yapmasını sağlamış.
Neymiş o keşif? Tabii ki kendisi.
Gerçek bir özgürlük yolculuğu bu aslında.
Hikayesini anlattığım bu kişi sizlersiniz.
Sizin bu podcast bölümünü dinleyip stop tuşuna bastıktan sonra çıkacağınız bir özgürlük yolculuğu.
Yolculuğunuzun başlangıcı sadece bir adım ötede.
Kendinizle tanışmaya hazır mısınız?
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Hafta yeni bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
