
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Dünyanın en sevilen Psikoloji Profesörü Albert Bandura’nın hayatı boyunca kendine inanmanın gücü hakkında yaptığı araştırmalar deneyler üzerinden kendinize inanmanın kaynaklarını anlatıyorum.
***
Instagram: alternatifvizyonpodcast
Transkript
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Bizon'a.
Bugün arkadaşlar bütün hayatı boyunca...
Kendine inanmak başarıyı getirir mi sorusunu araştıran birisine anlatacağım size.
Daha doğrusu bulduğu cevapları anlatacağım.
Albert Bendura, Kanadalı bir psikoloji profesörü, Stanford Üniversitesi'nde çalışıyordu.
Maalesef 2021 yılında edebiyete uğurladıklarımız arasına girdi.
İlk defa bir profesör için, yani kitabını okuduğum, yazılarına baktığım, hayatını araştırdığım, araştırmalarına baktığım birisi için şöyle yorumlar gördüm.
O kadar çoktu ki. Çok iyi bir insandı, çok iyi bir insandı, çok tatlı, çok iyi bir insandı diye ilk defa böyle bir yorum gördüm.
Çok etkilendim o yüzden bulduklarından.
Hayatından da çok etkilendim ama bugün sadece kendine inanmakla ilgili 4 tane bulduğu cevabın sadece 2 tanesini anlatacağım.
Bu da 4 gösterip 1 vermek gibi oldu.
2'ye böldüm çünkü arkadaşlar bu bölümün sadece 2 tanesini paylaşacağım bu bölümde.
İyi insan deyince de aklıma Yaşar Kemal geldi.
Diyor ya o iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler.
Demir'in tuncuna insanın piçine kaldık.
O zaman bu güzel küfürlü sözlerden sonra hemen başlayalım.
Albert diyor ki arkadaşlar kendimize olan inancımız dört kaynaktan besleniyor.
Birincisinden başlayayım.
Dediğim gibi sadece iki tanesini söyleyeceğim.
Birincisi geçmiş başarılarımız.
Geçmişteki başardığınız şeylere odaklanın.
Başaramadıklarınıza değil diyor Albert.
Çünkü neydi? Hep konuşuyoruz, hep söylüyorum bunu.
Olumsuzu düşünmeye programlıyız.
Olumlu olanları düşünün.
Başardıklarınız aklınıza gelsin diyor arkadaşlar Albert.
Olumlu düşünmekte genelde biz zorlanıyoruz.
Çünkü olumlu düşünmek bir risk taşıyor.
Çünkü bir beklenti var.
Olumlu düşünüp kendinize inandığınız anda bir şeyler yapmanız lazım.
Diğer tarafta istediğimizi elde edememe ve...
Hayal kırıklığına uğrama ihtimalimiz var.
Genelde biz ne yapıyoruz? Olumsuz düşünüyoruz.
Riske girmiyoruz.
Olmaz diyoruz. Yapamam diyoruz.
Sonra da olanları görüp, olmuyor çünkü biz böyle dediğimiz için, bak diyoruz, haklıydım, bak gördün mü?
Ben dedim, olmadı işte diyoruz.
Aslında diyor Albert, sonucu getiren bizim inançlarımızdır.
Zihnimiz bir bahçe gibidir.
Ya otlar, dikenler büyür ya da güller.
Bilinçli bir şekilde gül tohumları ekmezsek otlar ve dikenler kendiliğinden büyür.
Bir roket düşünün tamam mı arkadaşlar?
Bir roket ayı hedef aldığında belli bir mesafe yaklaştıktan sonra ayın çekim alanına girer ve git gide daha kolay yaklaşır ve kendiliğinden yaklaşır değil mi?
Gözünüzün önüne getirir. Yani belli bir süre inanarak bilinçli bir çabayla sahip olmak istediklerinize konsantre olabilirsiniz.
Bir noktadan sonra...
Onların çekim alanına girersiniz ve o yönde daha az çabayla ilerlemeye başlarsınız.
Tıpkı bu roket gibi.
Olumlu düşünerek inanmak, kendine inanmak çok önemli bu yüzden.
Bir hikayem var size yine.
Yaşlı bir tane Kızılderil Reitz kulübesinin önünde torunuyla oturuyor.
Az ileride Reitz'in iki tane köpeği boğuşup kavga ediyorlar, oynuyorlar falan böyle.
Köpeklerden bir tanesi siyah, bir tanesi beyaz.
Çocuk bunların dövüştüğünü vesaire görüyor.
Diyor ki ya dede diyor bizim diyor bu kulübeyi işte korumak için neden diyor iki tane köpek getirdin ki?
Bir tanesi zaten diyor yeterlidir.
Dedesi de diyor ki onlar diyor benim iki simgemdir evlat.
Neyin simgesi diyor çocuk?
Olumlu ve olumsuz düşüncenin simgesidir diyor.
İşte bu köpekler gibi olumlu ve olumsuz düşünce zihnimizde sürekli mücadele eder durur.
Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm.
Onun için bu iki köpeği hep ölümde yanımda tutarım diyor.
Sonra çocuk tabii diyor ki çocuk aklıyla dede diyor eğer diyor bu iki köpek benim şu an gördüğüm gibi sürekli mücadele ediyorlarsa kavga ediyorlarsa bir kazanan da vardır.
O zaman diyor dede söyle siyah köpek mi kazanıyor yoksa beyaz köpek mi kazanıyor?
Dedesi de diyor ki ben hangisini daha iyi beslersem o kazanıyor evlat.
Albert'ın bilinçli olarak olumlu olayları düşünerek geçmişimizdeki başarılarımızı düşünmemizi söylediği olay tam olarak bu arkadaşlar.
Hayatınızdaki güzel şeyleri, işinize yarayan, sizin vizyonunuzu kaliteli bir hayata çeviren olayları, kişileri hayatınızda tutmanız gerektiği.
Yani travmalarınızdan da beslenmeyin diyor Binevi Albert.
Travma demişken beden kayıt tutar diye bir kitap var.
Travmaların iyileşmesi üzerine yeni nesil tedavi yöntemlerine anlatıldığı bir kitap.
Tavsiye ederim beğeneceğinizi düşünüyorum.
Geçmiş olumsuzluklarınızın, yaşadıklarınızın sizi aşağıya çeken olayları geride bırakılması üzerine tavsiyeleri var kitapta.
Arkadaşlar zaten... Hayatta hiçbir şey kalıcı değil ki.
Vücudumuzu oluşturan hücreler her yıl kendini yeniliyor.
Yani vücudumuzdaki en eski hücrenin ömrü bile bir yıldan fazla değil.
Dünya iki saniye önceki konumunda değil.
Sürekli olarak yer değiştiriyor dünya.
Hayatta hiçbir şey eskisi gibi kalmıyor.
Biz neden sonlarımızın, geçmiş travmalarımızın kalıcı olduğunu düşünelim ki?
İşte Albert. olumluya odaklanmanızı söylüyor.
Hayatınızdaki her şeyde ama geçmiş olaylarda, arkadaşlarınızda, çevrenizde, yaşadıklarınızda sadece olumluya odaklanın diyor.
Ve ikinci inanç kaynağı olarak da Albert diyor ki model al başkalarını görüp o yaptıysa ben de yaparım deyin diyor.
Siz kim olmak istiyorsunuz?
Siz kendinizi nerede görmek istiyorsunuz?
Soruyorum size. Ben şu kişi olmak istiyorum.
Şunu model alıyorum dediniz.
Mutlaka vardır. Yani aklınızda mutlaka birkaç isim vardır.
Hazır mısınız peki o kişi olmaya?
Oldu da hayat size şu anda yeni fırsatlar sundu.
Yeni kapılar açtı.
Bunlardan faydalanmaya hazır mısınız arkadaşlar?
Rüzgarı her zaman arkanızdan esebilir.
Ama fırsatları fark etmezseniz ya da hazırlıklı olmazsanız Onları değerlendiremezsiniz.
İşte Albert diyor ki model aldıktan sonra kendinize güvenmez ya da her an o kişi olmaya hazır olmazsanız başaramazsınız diyor.
Yani bu beğendiğimiz insanlar hayatlarını ya başardıkları da örnek aldığımız insanlar gibi olamama ya da isteklerimizi elde etmememizin sebebi bu.
Hazır olmamak ve kendine güvenmemek diyor.
Başarının en önemli anahtarı kendine güvendir arkadaşlar.
Kendine güvenin en önemli anahtarı ise hazırlıktır.
Hazırlık yapın ve fırsatlarını da arayın.
Şans neydi?
Şans, şans bölümünden hatırlayın.
Şans, hazırlıkla fırsatın buluşmasıdır.
Fırsatların size yaklaştığını hissetmeniz lazım.
Yoksa fırsatları değerlendiremezsiniz.
Çoğumuz fırsatta karşı karşıya kaldık.
Geçmişte çok fazla fırsat önümüze geldi.
Ya yukarıda Allah var. Gelmedim arkadaşlar.
Geldi. Ama onları fark edinceye kadar gitmişlerdi.
Aslında biz bunlara ne diyoruz?
Fırsatım çok oldu ama kaçtı.
Fırsat kaçmamıştı aslında.
Başkaları tarafından değerlendirilmişti.
Bunu bir düşünün isterseniz.
Oturup olumlu düşünerek, sadece olumlu düşünerek, sadece olumlu yazarak, televizyonu izleyerek, sosyal medyada zaman geçerek, başkalarının hayatlarını izleyerek.
Fırsatların sizi bulmasını bekleyemezsiniz.
Sadece kitap okumak da bir çözüm değil.
Harekete geçmemiz lazım.
Yol kenarında bekleyerek birisinin sizi zenginliğe giden yolda birlikte yol almaya davet etmesini bekleyemezsiniz.
Çoğumuz bunu yapıyoruz. Fırsatları beklemeyin arkadaşlar.
Fırsatları kendiniz yaratın.
Telefonunuzun çalmasını beklemeyin.
O haberi almak istiyorsanız, bir yerden bir teklif bekliyorsanız telefonunuzun çalmasını beklemeyin.
Siz arayın. İsteyin.
Ağlamayana müme yok.
Fırsat kapınızı ne zaman çalar arkadaşlar peki?
Ne zaman çalar biliyor musunuz?
Hiçbir zaman. Hiçbir zaman fırsat kapınızı çalmaz.
Bütün hayatınız boyunca kapının çalmasını umut edip bekleyebilirsiniz.
O kaderinize götürecek kapıya gidip o kapıyı sizi...
Din çalmanız gerekiyor.
Peki ben fırsatları nasıl yaratırım şekerim dediniz bana.
Genellikle bir fırsat yaratmak için bakış açısında ufak bir değişiklik yapmanız yeterli olacak.
Şimdi karar verin arkadaşlar.
Arzuladığınız fırsatları bulacağınıza, bulmasanız da onları yaratacağınıza karar verin.
Sylvester Stallone'i hatırlıyorsunuz değil mi?
Onun podcastinde kader gayreti aşıktır podcastı mı?
Sylvester orada ne diyordu?
Yol yoktu, gideceğim yolu ben kendim yarattım diyordu.
Fırsatlarınızı hani dedim ya bakış açısında ufak bir değişiklik yapın diye.
Bunu arkadaşlar ufkunuzu genişleterek sağlayabilirsiniz.
Çünkü çoğumuz günlük olarak İşte faturalarımı ödeyeyim, kredi kartlarımı ödeyeyim, aman işimi kaybetmeyeyim diye.
Bir yandan da, pardon bunu da unutmayayım, akıl sağlığımı aman koruyayım diye mücadele ediyoruz.
İşte diyoruz ki Allah'ım ben işte bu ay 25 bin lira zam alsam, işte bana şuradan bir 50 bin lira gelse, şu olsa bu seneyi ben bir kurtaracağım, bu ayı atlatacağım.
Tek istediğim birazcık mutluluk, birazcık huzur diyoruz.
İşte burada yanılıyoruz zaten.
Ufkumuz burada daralıyor.
Bakış açımızı... Burada değiştiremiyoruz.
Peki ufkumu genişletmek ne demek?
Ufkumu nasıl genişleteceğim?
Fikir bulun arkadaşlar. Fikir.
Tembellik Hakkı diye bir kitap var.
Belki okumuşsunuzdur.
Çok meşhur bir kitaptır çünkü.
Orada yazıyordu. Diyor ki boş zamanlar yaratın.
Kitap bu arada bu kadar basit bir kitap değil.
Boş zamanlar yaratın diyecek bir kitap değil.
Çok derin bir kitap. Mutlaka öneriyorum ama onun podcastini yapacağım.
İsterseniz okumayın bekleyin.
Ben yapacağım o podcasti. Boş zamanlar yaratın.
Neden? Çünkü sürekli kendimizi oyalayacak şeyler yapıyoruz.
Farkında mısınız? Sürekli oyalıyoruz kendimizi.
Belki dertlerimizden kaçıyoruz.
Belki başka bir şey yapıyoruz.
Belki de neden boş kalamadığımızı kendimiz bile bilmiyoruz.
Ama boş zamanlar yaratmamız lazım.
Çünkü en iyi fikirler boş zamanlarda aylaklık yapılan, hiçbir şey yapılmayan zamanlarda gelmiştir.
Bakın Nietzsche mesela. Çok uzun yürüyüşleri vardır ve çoğu fikirlerini, çoğu yazılarını da o yürüyüşler esnasında bulmuştur.
Isaac Newton'u düşünün arkadaşlar.
Bahçede otururken böyle boş boş otururken yani gerçekten boş boş oturuyormuş bu arada.
Elmanın düştüğünü görüyor.
Sonra elmanın düştüğünü gördükten sonra yerçekimi üzerine kafa yormaya başlıyor.
Bu kadar önemli bir olayı boş zamanında yaşadığı bir olaydan dolayı ortaya çıkartmaya başlıyor.
Kendinize başarmak istediğiniz konuyla ilgili fikirler bulmak için boş zamanlar yaratın.
Telefonlarınızı falan da kapatın.
Tembellik hakkınızı kuzunacağınız zamanlar yaratın arkadaşlar.
Çünkü fikir güçtür, fikir paradır.
Paranın fikri başlattığını düşünüyoruz genelde.
Ama gerçek olan parayı fikrin başlattığıdır.
Gerçek fakirlik parasal değil arkadaşlar.
Gerçek fakirlik düşüncelerimizin fakirliği, inançlarımızın fakirliği.
Fikirler üretirseniz, bütün kalbinizle inanırsanız parayı kendinize çekersiniz.
Sorun parada değil. Sorun her zaman fikirlerde ve inançta, inancımızda.
Tek sermayeniz fikirleriniz olabilir.
Hiçbir sınır yok fikirlerde.
İstediğiniz kadar üretim yapabilirsiniz.
Fakirlik içerisinde yüzüyor olabilirsiniz.
Borç içinde olabilirsiniz.
Ama fakirliğinizin sizin içine girmesine izin vermeyin.
Oturun ve düşünün. Fikir bulmaya çalışın.
Diyelim ki fikir buldunuz tamam mı?
Ayça benim bir fikrim var ama nasıl olacak ben bilmiyorum.
Şüpheye kapılmayacaksınız.
Fikriniz var, eminsiniz ve inanıyorsunuz.
Hata buradaki hata şüpheye kapılıyorsunuz.
Nasıl olacağını sorguluyorsunuz.
Nasıl olacağını sorgulamayın.
Sadece inanın hiçbir yol yokken birden o yollar açılabilir.
Her şeye rağmen olabilir.
Geçmişinize, başarısızlıklarınıza, eğitiminize, eleştirilere rağmen olabilir.
Şu anda içinizde oluşan inançların kök salmasına izin verin.
Hayaliniz gerçek olabilir ama eğer inanabilirseniz gerçek olabilir.
Sadece şu faturamı ödeyeceğim dedim ya sadece şu kredi kartımı ödeyeceğim.
Şu olayı şu sorunu bir atlatsam şunu bir yapabilsem.
Bunun gibi küçük düşünmeyi bırakın arkadaşlar.
Günlük yaşamayı bırakın bundan daha iyisini yapabilirsiniz.
Ayağını yorganına göre uzat dediler.
Bir Allah'ın kulu da demedi ki dur gel şöyle ayağına göre bir yorgan dikelim.
Küçük bir kuyunun içinde doğan bir tane kurbağa varmış arkadaşlar.
Ailesiyle beraber orada yaşıyorlarmış.
İşte suda oynamaktan kuyunun her tarafına yüzmekten çok mutluymuş.
Düşünmüş demiş ki hayat bundan daha iyi olamaz ya çok iyiyim demiş.
İhtiyacım olan her şeye sahibim demiş.
Ama bir gün yukarı bakmış ve kuyunun tepesindeki ışığı görmüş.
Kurbağa orada neler olabileceğini düşünerek meraklanmaya başlamış ve yavaşça kuyunun duvarını tırmanmaya başlamış.
Yukarıya varmış bir de bakmış ki bir tane gölet.
Gözlerine inanamamış.
Gölet kuyudan binlerce kez çok çok çok çok çok büyükmüş.
Daha fazlasını göze almış ve ilerlemek istemiş.
Kocaman bir göl keşfetmiş.
Şaşakalmış tabii ki bakakalmış.
Demiş ki biraz daha ilerleyeceğim.
İlerlemeye devam etmiş.
Çok kocaman bir okyanusa ulaşmış.
Baktığı her yerde tek görebileceği suymuş.
Bu boyutun karşısında tabii ki şaşırmış, şok olmuş.
Eskiden düşüncelerinin ne kadar sınırlı olduğunu fark etmiş.
Düşünceleriniz sınırlı değil mi?
Siz de fark ettiniz şu anda.
Kuyuda her şeye sahip olduğunu düşünürken sahip olabileceği neşenin yanında bunun kovada bir damla su olduğunu anlamış.
Çoğu kez bizler de bu küçük kurbağa gibiyiz arkadaşlar.
Kendi küçük kuyumuzda kapalı kalıyoruz.
Burası bizim rahatlık alanımızdır.
Büyüyüp geliştiğimiz yerdir.
Her zaman bildiğimiz belli bir yaşam çizgisi, belli bir düşünce şeklidir.
Ama olasılıklarımız içerisinde bunda çok daha fazlası var.
Olasılıklarımız içerisinde yaşadığımızdan çok daha fazlası var hayatta.
Hayatımızda yaşayabileceklerimiz...
Tahminlerimizin çok ötesinde.
Bir tane firma kişisel bilgisayar üzerinde çalışıyor tamam mı?
Üretmeye çalışıyorlar ve bir bilgisayar işletim sistemine ihtiyaç duyuyorlar.
Bill Gates böyle bir altyapıya sahip olmamasına rağmen firmayla görüşüyor.
Bu programı birkaç hafta içinde ben size verebilirim diyor.
Ortağıyla birlikte harıl harıl çalışıyorlar ve bunu onlara veriyorlar arkadaşlar.
Geçmişlerinde böyle bir referansları var mıydı?
Bu iki adamın vermemişlerdi böyle bir programı o zamana kadar.
Geçmişlerine ya da içinde bulundukları şartlara bakarak hareket etselerdi ne olurdu?
Asla böyle bir işe kalkışmazlardı.
Yok çünkü referansları böyle bir şey de yapmadılar.
Ama yapabileceklerine inandılar.
Ve bu inançların doğrultusunda çalıştılar.
Bakın bu var ya çok büyük bir şey bence.
Yapabileceğine inanmak ve inandığının doğrultusunda çalışmak.
Bu doğru bir inanç mıydı?
Geçmişlerine bakarak hayır.
Destekleyici bir inanç mıydı?
Evet. Başarıya götürdü mü?
Kesinlikle götürdü.
30 yaşındayken dolar milyarderiydi kendisi.
Dünyanın en zengini insanlarından biri.
Sınırı koyan zihindir.
Zihin bir şey yapabileceği, kestirebileceği kadar başarılı olur.
%100 inandığın sürece her şeyi yapabilirsin.
Bu da Arnold Schwarzenegger'in bir lafı.
Yapayım mı bu espriyi arkadaşlar?
Arnold Sivas'ta ne gezer?
Aslında çoğumuzun çalışmaktan yana bir problemi yok bence.
Sorun şu, inancımızı korumakta sıkıntı yaşıyoruz.
Hayallerimize ve amaçlarımıza ulaşacağımızdan adımız gibi emin olsak, bu inancı yüreğimizde hissetsek gece ve gündüz şevkle hiç durmadan çalışırdık.
Belki de başladığımız ve üzerinde çalıştığımız bir konuda.
Umarım bu iş yürür ya, umarım yapabilirim.
Bir işe kalkıştım ama umarım yapabilirim diyorsunuzdur.
Ummakla başarılı olamazsınız.
Bir kişinin ben bu işte varım ve sonsuza kadar, sonuna kadar savuşacağım demesi bin kişinin umarım bu iş olur ya demesinden daha fazla sonuç getirir arkadaşlar.
Bu bölümün de sonuna geldik.
Beni hangi platformdan dinliyorsanız takibi almayı unutmayın.
Sosyal medyaya da bekliyorum.
Görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
