
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hangi farkındalıkları kazanarak mutlu ,umutlu ,güzel bir yaşam kurararak cennetimizi yaratabiliriz bölümde anlatıyorum
Bu bölümde eşlikçimiz Tunç Tataker ve Farkındalık Cehennemdir kitabı
Transkript
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün hepimizin fark etmesi gereken her gün yaşadığımız olaylar üzerinden farkındalıklarımızı anlayarak kendi cennetimizi nasıl kuracağımızdan bahsedeceğim arkadaşlar.
Psikolojik danışman ve yazar Tunç Tataker'in Farkındalık Cehennemdir kitabından bahsedeceğim size yani.
Kendisi özellikle gerçekçi psikolojik tespitleriyle ve dobra biraz da sert diliyle bilinen bir psikolojik danışman.
Hadi o zaman kendi cennetimizi yaratmak için farkındalıklarımızın cehennemine doğru şöyle bir yola çıkalım.
Kitap diyor ki bu kitap sizi hiçbir yere götürmeyecek, olduğunuz yeri sorgulatacak ve sizi fazlasıyla rahatsız edecek.
Başlarda biraz canınızı acıtacak ama giderek size gerçeği gösterecek ve siz iyileşeceksiniz.
Bizleri doğru bildiğimiz her şeyi sorgulamaya davet ediyor yazar arkadaşlar.
Etrafınızdaki sahte mutlulukları, zoraki gülüşleri, kendini acımasızca kandıran insanları görmeye başlayacaksınız ve bunları gördükçe kendi gerçeğinize yaklaşacaksınız.
Başlarda dediğim gibi yine biraz canınız acıyacak ama aynı zamanda dönüşerek gerçek özgürlüğünüze kavuşacaksınız diyor.
Unutmayın her dönüşüm acıyla başlar ve kendi cennetinizi kurmak için önce farkındalık cehenneminden geçmek zorundasınız demiş.
Şimdi hayatımızda bazen bazı şeylerin iyi gitmediğini hissederiz.
İlişkimizde, arkadaşlıklarımızda, işimizde hatta bazen kendi içimizde bile değil mi?
kabul etmek istemeyiz.
Çünkü fark ettiğimiz anda ne gerekir arkadaşlar?
Artık beni dinleyenler biliyordur diye düşünüyorum.
Değiştirmemiz gerekir.
Ve bizim biz insanların en çok korktuğu şeylerden biri de neydi?
Gerçeği gördükten sonra artık eski hayatımıza dönememeyi, dönmeyeceğimizi bilmekti.
Peki neden böyle yapıyorduk biz?
Önceki bölümlerden yine hatırlayın.
Zihnimiz güvenli alanı seviyordu değil mi?
Zihnimiz kötü olsa bile tanıdığı düzeni bırakmak istemez.
Çünkü bilinmeyen şeyler beynimiz için her zaman daha risklidir.
Daha büyük bir tehdit içerir.
Zihnimiz doğru olanı değil tanıdık olanı seçmeye eğilimlidir.
Bu yüzden bazen mutlu olmadığımız ilişkilerde kalıyoruz.
Bizi büyütmeyen işlerde çalışıyoruz.
Hatta bazen bize iyi gelmeyen insanları bile hayatımıza tutuyoruz.
Çünkü bildiğimiz şey yanlış olsa bile bize güvenli geliyor.
Jung diyor ki bilinç dışı bilinç hale gelene kadar hayatınızı yönetir yani biz fark etmeden yaşadığımızda bakın fark etmeden yaşadığımızda seçim yapıyor gibi görünsek de çoğu
zaman gerçekten seçmiyoruz ne seçiyor?
Alışkanlıklarımız seçiyor, korkularımız seçiyor, bize tanıdık gelen düzen seçiyor aslında.
Dolayısıyla güvenmememiz gereken aynı tip insanlara güveniyoruz, aynı hataları yapıyoruz.
Yazarın söylediği farkındalık cehennemi bu arkadaşlar, uyanma halimiz.
Ve insan uyandıktan sonra...
aynı şekilde yaşayamaz.
Çünkü gördüğünüz şeyleri bir daha görmemiş gibi davranamazsınız.
Filozof Henry David'in küsabi sözü vardır.
İnsanların çoğu hayatlarını sessiz ve umutsuzluk içinde yaşar der.
Ve yazar Aynes Nin de der ki bir gün gelir ve tomurcuk olarak kalmanın acısı çiçek açmanın riskinden daha büyük hale gelir.
Hayatınızda bir şeylerin yanlış olduğunu hissettiğiniz anda aynı yerde kalamazsınız arkadaşlar.
Hiç kimse aynı yerde kalamaz.
Eğer aynı yerde kalıyorsanız bir döngünün içine kışıp kalırsınız ya da dibe vurursunuz.
Ama buradaki farkındalık ne biliyor musunuz?
Hani bir söz vardır ya eğer dibe vurduysan oradaki inciyi almadan yükselme diye.
İşte bu farkındalık kitabını da yazar yani Tunç Tataker bu yüzden yazmış.
Bu farkındalıklarla bu farkındalıkların farkına vararak böyle bir karışık bir tekerleme gibi oldu.
Farkındalıklarınızın farkına vardığınızda gerçekten size ne kadar yaralar verdiğini ya da Ne kadar dönüştürdüğünü gördüğünüzde o cehennemin içinden böyle yana yana yana yana böyle her
yeri yıkıp dağıtıp iyice yanıp kül olup ondan sonra cennetinize geçeceksiniz diyor.
Aynı Kur'an-ı Kerim'de yazan yani daha doğrusu şöyle söyleyeyim.
İslam menteforu gibi fark ettiniz mi?
Hani nasıl biliyoruz biz işte herkes mutlaka cennete girecek ama öncesinde günahları için cehennemde yanacak diyorlar.
Yanacağız yanacağız ben mesela öyle biliyorum genel olarak.
Kur'an-ı Kerim'de yazıyor şu ayette yazıyor demiyorum yanlış anlaşılmasın.
Yanacaksın yanacaksın sonra yeniden var olacaksın.
Bütün günahlarının bedelini yanarak ödedikten sonra cennete gideceksin.
Bu biraz bunun gibi biraz ağır.
oldu ama biraz böyle bir şeyi çağrıştırıyor.
Yani yazar diyor ki farkında olarak, farkında olursanız eğer bir yalanın içinde yaşamayı bırakmış olursunuz.
Her ne kadar riskli geliyor olsa da şu anda bize fark ederek cennetinize ulaşabilirsiniz diyor.
O zaman ilk farkında olmadığımız olgudan başlıyorum.
Aile kutsal değildir.
Çünkü sadece sağlıklı aile her şeydir diyor.
Şimdi arkadaşlar kitapta önce toksik olanı anlatmadan sağlıklı ailenin ne olduğunu anlatmış.
Normalde böyle aileyle ilgili atıp tutarken genelde kötü aile şöyledir, böyledir, toksiktir denir en başta.
Ama yazar tam tersini yapmış.
Bu da benim dikkatimi çekti. Yani demiş ki ilk kitabın başında aile kutsal değildir dedikten sonra sağlıklı aileyi tanımlamış.
Sağlıklı aile her şeydir dedi.
Sağlıklı aile birbirini önemseyen, destekleyen, koşulsuz seven, incitmemeye çalışan, herkesin kendini değerli ve özel hissettiği, sadece kan bağıyla değil gönül bağıyla örülen,
hayatın fırtınalarından dönüp gelinebilecek güvenli liman olan, gerçek ve sağlıklı iletişimin olduğu, duyguların samimi paylaşıldığı, endişelerin açıkça konuşulduğu, sevinçlerin
birlikte yaşandığı yerdir sağlıklı aile demiş.
Ben de şey diyeceğim şimdi. Pardon böyle bir ailesi olan var mı?
Böyle bir ailede büyüyen mutlaka fre vermişsinizdir.
İhtiyaçlarınız önemsenir arkadaşlar sağlıklı ailede.
Hatalarınız affedilir, kusurlarınız hoşgörülür.
Sağlıklı aile problemleri halının altına süpürmek yerine yapıcı bir şekilde çözmeyi tercih edendir.
İşte sağlıklı aile budur arkadaşlar.
Eğer sağlıklı bir aileniz varsa diyor ki yazarımız tadını çıkarın.
Tek yapmanız gereken onlarla güzel ve anlayışlı.
Yani arkadaşlar, sağlıklı aile sadece aynı evde yaşamak değil, ruhunuzu genişletecek, iyileştirecek bir birliktelik olmalı.
Şimdi kitabın esas tokadı geliyor, farkındalık tokadı.
Kutsallık kılıfını parçalayın diyor yazar.
Ve açık açık da söylemiş, aile kutsal değildir demiş.
Çoğu aile psikolojik açıdan toksiktir diyor.
Hani hep diyorlar ya, aile toplumun temelidir diye.
Hayır, bu sadece geleniksel bir...
Toplumun temeli herkes için adaletin sağlanması diyor.
Herkese aynı hakların aynı koşullarda verilmesidir diyor.
Hemen şuradan kaşımı alıyorum, basıyorum ve üzerine imzamı atıyorum.
Biz arkadaşlar aileyi ne sandık, hep ne dedik?
İşte hep kutsal bir şey gibi gördük değil mi?
Öyle söyledik. Hani aile sorgulanmaz, anne babaya laf söylenmez.
Aile ne yaparsa yapsın bir bildiği vardır.
Evde yaşayan şeyler de aile içinde olur.
Yani aile içinde olur böyle şeyler diyoruz.
Geçiştiriyoruz. Kol kırılır, yen içinde kalır.
Ama değil. Aile kutsal değildir arkadaşlar.
Bu cümle ilk başta sizi rahatsız etmiş olabilir ama öyle.
Çünkü bize tam tersi olduğu öğretildi.
Körü körüne ailecilik yapmayın.
Ailenizin gerçekten sağlıklı bir aile olup olmadığının farkında olarak o cehennemden, o acı cehennemden geçin ve cennetinizi yaratın diyor.
Ailesi yüzünden istediklerine ulaşamayan, istemediği işleri yapan, hevesleri kırılan, mutsuz olan, sevmediği insanlarla evlenen, sevmediği kişilerle boşanamayan, sırf
annesinin babasının gururduğu...
O saçma ego hisleri için istemediği bölümlerde üniversite okuyan o kadar fazlayız ki.
O kadar çok insan var ki.
Ve o insanlar hayatları boyunca ailelerinin onayına mahkum oluyorlar.
Zehirlendiklerini fark etmeleri lazım.
Benim ruhuma iyi gelecek olanı işte işi, mesleği, eşi, aşkı, hobileri ben bilirim.
Benden başka kimse bilemez ki.
Bizler onlara ait değiliz.
Bazen anneler babalar bizi uzuvları olarak görüyorlar.
Yaşamadıkları hayallerini bizim gerçekleştirmemizi istiyorlar.
Ya da onların gözleriyle dünyayı algılamamızı istiyorlar.
Ve biz de fark etmiyoruz.
Diyoruz ki ya annem o benim annem benim iyiliğim için öyle diyor.
Evet tabii ki iyi olmamızı istiyorlar.
Yani en azından çoğu anne iyi olmamızı istiyor.
Ama bunu onların kurallarına göre yapmamızı istiyorlar.
Oyunun baş kahramanı benim.
Bizleriz. Geçen seneydi sanırım üniversite yerleşim sonuçları açıklandığında bir video izlemiştim.
Annesi babasıyla bakıyorlar sonuçlarına ve bilgisayar mühendisliği bölümüne giriyor bir tane kız.
Siz istediniz diye annesine babasına kızıp bir ağlıyor arkadaşlar.
Babası diyor ki gayet de güzel bir bölüm.
Annesi falan şey diyor işte sen istedin.
Hayır sen istedin. Ya o kadar üzülmüştüm ki o arkadaşa.
Ben de o zamanlar o tarz böyle ona yakın bir şeyler yaşamıştım çünkü.
Direkt aklıma o geldi ve o anda geçmişe gittim.
Acaba dedim onu değil de şunu seçseydim nasıl olurdu diye.
Yani o kıza çok üzülmüştüm.
Hatta bakın kızın sesindeki çaresizliğe bakın bir dinleyin bakalım.
Bilgisayar mühendisliği.
Bana bak bana bunu zorla yazdırdınız.
Teşekkürler. Gelmez diye bana bunu zorla yazdırdınız.
Zorla falan yazdırmadı.
Anneciğim yüksek yere girmişsin. Ama ben burayı istemiyordum.
Gayet güzel. Dişi başa yaz demiştik.
Yazdırdınız. Gayet güzel.
Anneciğim üstüyle onun ismini bilen ya onun için yazdın sen.
Diş daha düşüktü sıra şeyi.
Diş hekimliğini en başa yazdın.
Kızın sesindeki o çaresizliği, o üzgünlüğü, o ben ne yapacağım şimdi geri dönüşüm yok.
Ya onu hissediyorsunuz değil mi arkadaşlar?
Bu arada arkadaşın sesine isim söz kullandığım için hakkını helal etsin.
Belki beni dinleyenler arasındadır.
Ama ben çok üzülmüştüm ya bu kıza.
Yani arkadaşlar her zaman her konuda annem babam diye onları kutsal bir kaseye oturtmaya gerek yok.
Net olun sınır koyalım diyoruz ya önce en yakınlarımızla başlayalım bence sınır koymaya.
Atıyorum mesela iyi yapmaya çalışsanız da yani belki tam olarak iyisini yapmadınız ama yapmaya çalıştınız.
Ve anneniz beğenmiyor yani işte diyorsunuz ki teşekkür aldım anne.
Ya sonuçta teşekkür almak kötü bir şey değil değil mi?
3-4 tane 4 olması gerekiyor diye biliyorum.
Der ki neden takdir aldın?
Hani ilk söylediği şey budur.
İş bulursunuz. Daha iyi bir maaşlı iş bulamadın mı?
İşte daha yüksek maaşlı daha düzgün bir yer bulamadın mı der.
İşte evleneceksiniz bunu mu buldun der.
Yani demese bile anneler babalarda öyle bir şey vardır.
Yani tamamen böyle oturup da saatlerce anlatmasa bile bir iki kurduğu cümle, bir iki kelime, bir bakışı bile sizi bunu hissettirir.
Ya bu böyle bir şekilde hayat olmaz arkadaşlar.
Bu şekilde böyle anne babayla devam ederek, sınır koymayarak, net olmayarak.
Biz cennetinizi yaratamazsınız ki.
Tabii ki öncelikle çözmeniz gereken en yakındaki insanlarla olan ilişkileriniz.
Mesela ben çok şey görmüştüm kendi etrafımdan.
Çocuk büyütüyorsunuz.
Kendi arkadaşlarımda da bunu gördüm.
İşte annesi beğenmiyor. Ne biçim çocuk yetiştirmişsiniz ya?
Ne biçim çocuk büyütüyorsunuz ya?
Yani siz ne yaparsınız? Yapın orada size rahat bir alan bırakılmıyor.
O yüzden bugün biri size küçük bir eleştiri yaptığında yani o tarz insanlara minicik de olsa bir eleştiri yapıldığında neden bu kadar içinize...
Yani o cümle size bir eleştiri yapıldığı o cümle arkadaşlar aslında bugün sadece o kişinin ağzından duyduğunuz bir eleştiri cümlesi olmuyor.
Arkasında annenizin babanızın sesi geliyor.
Yıllarda size hissettirilen o yetersizlik duygusu geliyor.
O yüzden şu anda eğer çok alıngan hissediyorsanız ya da en ufak bir eleştiri de yıkılıyorsanız, kırılıyorsunuz, kendinizi oradan oraya atıyorsanız ya da saatlerce aklınızda bunu saçma sapan bir şekilde düşünüyorsanız aslında arka
tarafta ebeveyninizin...
O söylediği eleştiri cümleleri yatabilir.
Size hissettirdiği o yetersizlik duygusu olabilir.
Mesela biri sadece işte bir iş yaptınız değilmiş yerine.
Bunu başka bir türlü de yapabilir miydik?
Bak şunu denersen daha kısa olur dedi.
Bir iş yaptınız daha kısa yolunu göstermeye çalıştı.
Halbuki gerçekten iyi niyetli ve size daha az zamanınız gitsin diye o işi yaparken öğretmek istiyor.
Siz bunu normal bir yorum olarak duyamıyorsunuz arkadaşlar.
Çünkü yine suçlanmışsınız gibi hissediyorsunuz.
Yine yetersiz bulunmuşsunuz.
gibi hissediyorsunuz. Çünkü evinizde çoğu zaman mesele yaptığınız şey olmamıştır.
Size o şeyin hissettirildiği olmuştur.
Evde mesela bir iş yaptığınız zaman veya başka bir şey yaptığınız zaman yaptığınız işe değil de size hissettirildiği duyguya odaklanmışsınızdır ve bununla büyümüşsünüzdür.
O yüzden de şu anda hala bunun çilesini çekiyorsunuzdur.
Bir de şu var. Ebeveynlerimiz her şeyi sizin iyiliğiniz için yaptığını söylerler.
İşte ben senin kötülüğünü ister miyim?
Ben senin iyiliğin için söylüyorum der.
Tamam bazen gerçekten iyi niyet olabilir ama şu çizgiyi ayırmak lazım.
Eğer bir cümle, bir kelime sizi büyütmüyorsa, sadece küçültüyorsa, eğer sizi güçlendirmiyorsa, sadece suçlu hissettiriyorsa, eğer sizi hayata hazırlamıyorsa, sadece kendinizden
şüphe ettiriyorsa...
Orada bir durup düşünmek lazım.
Çünkü her karışma ilgi değildir.
Her eleştiri terbiye değildir.
Her müdahale sevgi değildir.
Bazen adı sevgi gibi söyleniyor ama bıraktığı his düpedüz yaradır arkadaşlar.
İşte bizde toksik ailenin aştığı büyük yaralar da bu kadar bizim hayatımızı etkiliyorlar.
Şöyle durumlar da oluyor arkadaşlar.
Kitapla da değinilmiş.
Bu tarz ailede yaşadığınız zaman, bu tarz durumlar yaşadıktan sonra aileye büyük bir öfke...
duyuluyor. Yani çok büyük bir öfkeniz oluyor.
Yani ailemize karşı biriktirdiğimiz yoğun öfkemiz de bizi yanlış seçimlere sürükleyebiliyor.
Aile işte bu kadar derinden etkiliyor kaderimizi.
Çünkü biz dünyayı önce ailede tanıyoruz.
Sevilmeyi, korkuyu, değeri, utancı, güveni, suçluluğu işte aile eti önce orada öğreniyoruz ya.
Bağlanma kuramıyla tanıdığımız John Bolvay var biliyorsunuz.
O diyor ya çocuk için ilk ilişki sadece bir ilişki değildir.
Sonraki yaşayacağı tüm ilişkilerin Hasladır diye.
Neredeyse o taslağın oluştuğu yer ailemiz.
Alice Miller'ın yıllar önce dikkat çekmeye çalıştığı bir konu vardı.
Çocuklukta bastırılan acı, öfke...
Ortadan kaybolmaz ama biçim değiştirir ve bizimle yaşamaya devam eder demişti.
Nasıl devam ediyor biliyor musunuz?
Biz ailemize duyduğumuz öfkeyi belli bir zaman sonra sevgiye çevirmeye çalışıyoruz.
Neden? Çünkü hala onlarla beraberiz, görüşüyoruz ve iletişimimizin de bir yerden sonra iyi olmasını istiyoruz.
Ama içimizde onlara karşı biriktirmiş bir öfkemiz var.
Ulan diyorsun ben nasıl yapacağım?
Annem babam hani küssem olmaz, o olmaz, bu olmaz.
Nasıl yapacağım diyorsun. Sonra diyorsun.
Çünkü ya güzellikle iyilikle işte ben bunu sevgiye dönüştürmeye çalışayım diyoruz.
Yani ne olursa olsun annendir babandır düşüncesinden dolayı kitap diyor ki öfkeyi sevgiye çevirmek için tüm kendimizden vazgeçişlerimiz bizim öfkelerimizi daha çok büyütüyor
diyor. Ve diyor siz farkında olmadan bu öfkeyle yaşarken.
Bu öfkeyi sevgiye dönüştürmeye çalışırken diğer hayatınızda başka yapacağınız seçimlerinizde hatalar yapıyorsunuz diyor.
Mesela bir tane örnek vereyim.
Aileden kaçmak için sevgilisine aşık olduğunu sanıp Hayatının aşkı olduğunu sanıp sonsuza kadar onunla çok mutlu yaşayacağını düşünüp evinden gidip erken yaşta evlenen arkadaşlar.
Ve her zaman bunun sonucu ne olmuştur biliyor musunuz?
Aileye geri dönüş olmuştur.
Bu zaten bütün araştırmalarda da kanıtlamış, kitapta da yer vermişler zaten.
Yani siz ailenizden kaçtığınız zaman mutlu olmak için aslında aşık olmadığınız, aslında gerçekten sevmediğiniz, kusurlarını gördüğünüz ama önemli değil ya deyip de gidip evlendiğiniz kişilere...
Pışmanız arkadaşlar. Sonra bunun sonucu yakın bir zaman kısa bir süre sonra yine aileye dönüş oluyor.
Sizler böyle bir toksik aileye doğdunuz.
Onlarla yetişkinliğinize eriştiniz diyelim.
Büyüdünüz artık ve aileniz de size verdiği zararlardan sağlıklı şekilde farkında değilsiniz diyelim.
Ne olacak? Yani farkında değilsiniz bu söylediklerimin.
Aslında bunları yaşıyorsunuz.
Kabul etmek istemiyorsunuz.
Yok ya şöyle yaptı ama babam böyle dedi ama yok ya değil dediniz.
Farkında değilsiniz ama yetişkinisiniz.
Yazar diyor ki ne olacak diyor.
İçsel olarak bütün hayatınız boyunca tamamlanma duygusuyla annenizin babanızın yörüngesinde kalacaksınız diyor.
Kendi hayatlarınıza gidemeyeceksiniz.
Özgün yolculuğunuzu sürdüremeyeceksiniz diyor.
Ta ki ne zamana kadar? Tamamlanma çabalarınızın boş bir çaba olduğu gerçeğiyle yüzleşene kadar.
Ailenizin toksik bir aile olduğu gerçeğinin farkına varıp onların içinden geçene kadar.
Ya da onlara muhtaç olana kadar...
Bunu fark edemeyeceksiniz diyor.
Gerçekten çok acı.
En sevdiğim, nefret ettiğim, cehennem gibi gelen farkındalık buydu arkadaşlar.
Toksik aile durumu. Bu anlattıklarımı yaşıyorsanız bu farkındalığı yaşamadan cennetinize gidemezsiniz.
Kitapta konuyla alakalı yazar böyle bir özet yapmış.
Sözün özü olarak söylemiş.
Ben de size bunu iletmek istiyorum.
Yani sözün özü arkadaşlar.
Toksik ailenizin yol açtığı zehirlenmelerin, duygusal ve psikolojik sorunlarının sizi aşağıya çekmesine, potansiyelinizi hayata geçirmenize engel olmasına izin vermeyin.
Kararlı olun ve kurban rolünden çıkın.
Kendinizi suçlamayı bırakın.
Bağımlılıklardan uzak durun.
Kimse sizi kurtarmaya gelmeyecek.
Siz kendinizi kurtaracaksınız.
Eğitiminize odaklanın.
Üniversite okumak zorunda değilsiniz belki ama geçerli bir meslek edinmek zorundasınız.
Edinmek zorundayız. Kullanabileceğiniz tüm dürüst kaynakları kullanın.
Ekonomik özgürlüğünüzü kazanmadan ve toplumun içinde geçerli bir yer edinmeden toksik ailenize sınır koyamaz ve onların zehirli döngüsünden çıkamazsınız.
Ailenize duyduğunuz, travmatize olmuşluğun yol açtığı öfkenizi yıkıcılığa değil, üretkenliğinize dönüştürün.
Sürekli ailenizin size yaşattıklarını konuşarak ve onlara öfke kusarak değil, kendinizi gerçekleştirdikçe hayatın içinde daha güçlü var oldukça iyileşeceğinizi unutmayın.
Toksik ebeveynlerinizin yaşlılığında onlarla ilgilenmek zorunda kalırsanız da sadece vicdanınızın sesini dinleyin.
Bu son söz kısmı çok hoşuma gitti arkadaşlar o yüzden size doğrudan direkt aktarmak istedim.
Şimdi şöyle diyeceksiniz bana eminim ya da içinizden geçiriyorsunuz.
Ayça güzel anlattı.
Evet ve ben bir şeyleri fark ettim.
Ben biraz evet cehennemde yaşıyorum.
Yaşamışım ya da hala şu anda onlarlayım.
Bu kadar kolay mı anne babaya kardeşe sınır koymak?
Yani o benim annem babam ya söylemesi kolay diyebilirsiniz.
Kolay değil elbet. Hele aile söz konusuysa hiç kolay değil.
Çünkü aile bize sadece söz söylemiyor.
Suçluluk, korku, alışkanlık, işte ayıp olur, beni yanlış anlarlar, annem üzülür, babam yine patlar gibi duygular da yüklüyorlar.
Bu yüzden ailenize sınır koymak teknik bir mesele değil arkadaşlar.
Duygusal bir dayanıklılık.
Sağlıklı sınırlar stresinizin azalmasına ve ilişkilerinizin daha sağlıklı kurulmasına yardım edecek.
Ama özellikle sınırlarınızın çok geçirgen olduğu yani herkesin duygusuna fazlaca karıştığı ailelerde bunu uygulamak daha zor.
Yani sizin eğer duygunuza çok karışan bir aileniz varsa evet uygulamanız biraz zor olabilir.
Yani teoride mesele şu sınır koymak sizi artık sevmiyorum demek değil.
Sizin duygunuz size benim kararım.
bana diyeceksiniz. Bunu demeniz gerekiyor.
Aşırı iç içe geçmiş aileniz varsa eğer sınırlarınız mutlaka bulanıktır.
İşte sizin alanınıza kolay girerler.
Bireysellik sanki tehdit gibi algılınır.
Yani siz bireysel olarak bir şey yaptığınız zamandan ya da bireysel olarak bir plan yaptığınızda sizi böyle hemen tehdit olarak görmeye çalışırlar.
Yani mesela sizin bir konuda bir canınız sıkıldı.
Tek başınıza bireysel olarak bir karar vermek istiyorsunuz ya da hala düşünme aşamasındasınız.
E annenizin mesela bir korkusu var doğruyu karar verecek.
Ve sizin hemen kararınızı yönetmeye çalışır.
İşte babanız öfkelenir.
Hemen ne olur evin havası değiştirir.
Siz kararınızda böyle şaşırmış olursunuz.
Ne yapacağım ne edeceğim diye daha büyük bir kuytuya düşmüş olursunuz.
Bu teğrudedir. Ama pratikte arkadaşlar şunu karıştırmayın.
Sınır koymakla karşı tarafı değiştirmek aynı şey değil.
Yani zaten anneniz babanızı değiştiremezsiniz.
Siz ailenizin sizi etkilemesini azaltacaksınız.
Onların karakterini, dilini, refleksini bir gecede zaten değiştiremezsiniz.
Yani kendi hakkınızı korurken onların da hakkını ezmeden konuşmanız gerekiyor.
Şunu netleştirin kendinizde.
Beni en çok ne etkiliyor?
Eleştirileri mi? Beni eleştirmeleri mi?
Sürekli bana bir fikir vermeleri mi?
İşte çocuğunuz varsa çocuğuma karışmaları mı?
Paramla, eşimle, işimle ilgili yaptıkları baskılar mı?
Yani bu soruları sorun. Sizi etkileyen, yani ailenizin sizi en çok etkilediği şeyler ne?
Bunları bulun arkadaşlar. Mesela hani biraz önce de dedim ya bir arkadaşın işte çocuğu vardı annesi.
Çocuk yetiştirmişsiniz vesaire falan diyordu.
Bu kız gerçekten uzun bir süre terapi aldı bu konuda.
Büyük sıkıntılar yaşadı çünkü.
Ve ailesi her çocuğuyla karıştığı zaman kurduğu bir cümle vardı onu hiç unutmam.
Hep şöyle diyordu. Çocuk terbiyemi bu şekilde yorum yapılmasını istemiyorum diyordu.
Ve herkes bir anda böyle susuyordu.
Ve annesi bu cümleyi her duyduğunda sanki ilk defa duyuyormuş gibi şoka geliyordu.
Gözlerini açıyordu böyle. Sonra bir şeyler olmuştu bir kere bir atışma olmuştu.
Ses yükselmişti.
Kız hemen dedi ki eğer bu ses yükselirse biraz daha yükselirse konuşmayı bitireceğim.
Çocuğumu alıp gideceğim demişti.
Herkes böyle sus pus doğum günüydü.
Doğum günde eğlenme işte.
Oynamayı yemeği içmeye devam etmiştim.
Yani şöyle arkadaşlar buradaki püf noktayı fark etmişsinizdir.
Açıklama uzadıkça sınır koymanız zorlaşıyor.
Yani açıklama uzadıkça sınır zayıflıyor.
Çünkü toksik tarafta olan kişi çoğu zaman açıklığını anlamak için değil.
Yani neden bunu yaptığını anlamak için değil.
Sizin içinizden açık kapı bulmak için sizi dinliyorlar.
Yani sınır koymak bir cümle kurmak değil aslında.
O cümlenin sonucuna katlanmak.
Anneniz küsüyorsa, babanız serip atıyorsa.
Kardeşiniz sizi nankör ilan ediyorsa ben kötü biri miyim?
Paniğine kapılmayın arkadaşlar ve sınırlarınızın, çizginizin içinde kalın.
Ve sizin için seçtiğim diğer bir farkındalığa geçiyorum.
Affetmek ve unutmak yoktur.
Affetmekle ilgilenmeyin.
Affetmeye çalışmayı boş verin.
Herkes her şeyi bilerek, isteyerek, gözünüzün içine bakarak yaptı.
Affetmek ve unutmak yoktur.
Artık etkilenmeyecek düzeyde dönüşmek vardır diyor.
Ve diyor ki eğer yeni bir hikayeye başlamak, yeni bir hikaye yazmak istiyorsanız, bıktıysanız geçmişinizde sizi ihanetmiş insanların hayaliyetleriyle yaşamaktan hep arkanıza bakarak acaba...
Hala bana bakıyorlar mı?
Beni görüyorlar mı? Bana yaşattıklarını fark ediyorlar mı diye sormaktan yorulduysanız eskiye tutunmayı bırakmalısınız.
Evet onlar hala sizi görüyorlar, fark ediyorlar, hala sizi izliyorlar ama önemsemiyorlar.
Çünkü size yaptıklarının hepsini gözünüzün içine bakarak ve bilerek yaptılar.
Arkadaşlar artık arkanıza bakmayın.
Orada sizin için hiçbir şey kalmadı.
Yeterince üzülmediniz mi?
Partilanmanıza sebep olanlar kahkahalarla hayatlarına devam ediyorlar.
Bu yüzden onları affetmek zorunda değilsiniz.
farkındalığımız hep olsun affetmek zorunda değilsiniz.
Ama kendiniz de ve duygularınızla yitirdiğiniz bağı kurmak ve kim olduğunuzu hatırlamak zorundasınız.
Çünkü bazen başkasının bize ne yaptığını yıllarca anlatıyoruz.
Ama kendimizin buna neden izin verdiğini hiç konuşmuyoruz.
İyileşmemiz sadece faili hatırlamakla başlamaz.
Kendi inkarımızı, kendi vazgeçişlerimizle fark etmemizle başlar.
Ruh sağlığı için hep vurgulanan Zihinsel ve duygusal iyi oluş halimiz sadece başımıza ne geldiğiyle değil, o yaşadıklarımızın bizi nasıl etkilediğini fark edip fark etmediğimizle
de ilgili. Kendinize eğer...
Ben işte o bana ihanet edince neden suçmayı seçtim?
Neden kırıldığım yerde kaldım?
Neden bana iyi gelmeyen şeyi normal sandım?
Neden hep karşı tarafı anlamaya çalışırken kendimi yarı yolda bıraktım?
diye sorular sormazsanız, kendinizi yani sorgulamazsanız, geçmişteki acılarınızı karakteriniz sanacaksınız.
Yorgunluğunuzu kaderiniz sanacaksınız.
Alıştığınız şeyi sevgi sanacaksınız.
Kendinizi sorgulayıp olayın affetmekle ilgili olmadığını fark...
Terk ettiğinizde bundan sonra geçmişi kurcalamamaya söz vermiş olursunuz arkadaşlar.
Birim Buram diyor ki insan nerede bitip tükendiğini karşı tarafın onun için sınırının ne olduğunu bilmezse kaybolur.
O kadar güzel bir söz ki bu.
İnsan nerede bitip tükendiğini karşı tarafın onun için sınırının ne olduğunu bilmezse kaybolur arkadaşlar.
Yani o kişinin sizi nerede tükettiğini bileceksiniz ve onu bir sınırın içine...
hapsedeceksiniz. Bunu bilmezseniz, bunu fark etmezseniz kayboluyorsunuz.
Neden bu kadar geçmişimize takılıyoruz biliyor musunuz?
Çünkü zihnimiz anlam veremediği yaraları, bir mana bulamadığı yaraları tekrar tekrar düşünmemiz için önümüze koyar.
Siz kendi tepkilerinize ve o darlanışı neden yaptığınıza odaklanın.
Yoksa aynı hikayeyi başka insanlarla yeniden yaşarsınız.
Diyor ki yazarımız, yaranızı yarayı açanla onaramazsınız.
Yarayı açan onar.
Genelde sanki yarayı siz açmışsınız gibi sizi suçlar.
Peki nasıl iyileşeceğiz? Böyle bir durumda olduğumuzu fark ettik.
Nasıl yine bu farkındalık cehenneminden çıkıp...
Cennetimizi inşa edeceğiz.
Anlatmaya çalışmayın arkadaşlar.
Kabullenin ve yaranızı kanatan bağı kopartın.
Size böyle davranan insanın sizde travmatik bir etki bırakmasında tabii ki olağan.
Yani bir travma yaşatmış olabilir size.
Ama unutmayın arkadaşlar. Travma başkalarına aşırı değer verme sonucu gelişir.
İyileşme ise... kendine değer vermeye başlamanın sonucudur.
Travma size iki şeyden birini yapacak.
Küllerinizde boğulacaksınız ya da küllerinizden yeniden doğacaksınız.
Bir de şunu da ekleyeyim arkadaşlar.
Bu da işinize yarayacağını düşündüğüm bir farkındalık.
Travmanın iyileşmesi doğrusal ilerlemiyor.
Yani dümdüz bir çizgi üzerindesiniz ve hep ileri giderek iyileştiremiyorsunuz travmanızı.
Geri dönüşlerinizde, tekrar tekrar dibe vurmalarınızda, umut ve umutsuzluk arasına gidip gelmelerinizde.
Yani olur da bir gün sizi yaralayanları affetmeye kalkarsanız sizi hiç umursamadan devam edenleri uykusuz gecelerinizi yağmurlarla beraber sabahlara kadar
nasıl ağladığınızı sakın unutmayın.
Herkesi ve her şeyi affedin ama sizi çaresizliğe ve terk edenleri asla affetmeyin diyor arkadaşlar yazarımız.
Ve diğer bir farkındalık ilişkiler ve sevgi yanılsamalarımız.
Yazarımız diyor. ki farkında mısınız diyor.
Kısacık bir ömrümüz var ve bu kısacık ömrümüze ne kadar çok anlam yüklüyoruz.
İlişkilerimize ne kadar çok anlam yüklüyoruz değil mi?
Çok sevilelim istiyoruz.
Tamamlanalım istiyoruz. Bazen ailemizden gelen duygusal zedlenmeleri ilişkimizle onarmak istiyoruz.
Biri bizi çok sevsin ve onunla ölene kadar birlikte olalım istiyoruz.
Birazcık olsun sevilebilmek oruna çoğunlukla kendimizden, özümüzden vazgeçiyoruz.
Ödünler veriyoruz. Gitmesin diye çılgınca çabalar gösteriyoruz.
Genellikle de duvara toslayıp hayata ve ilişkilere küsüyoruz.
Peki neden böyle oluyor?
Çünkü anladığınız ve kabullenemediğiniz bir gerçeklik var.
Her ilişki bitecek diyor arkadaşlar.
Biz bunu kabul edemediğimiz için sevgi dilencisi oluyoruz diyor yani.
Şunu kabul edin diyor. Bu ilişki her ilişki olduğu gibi bu ilişki de bitecek.
Ama ayrılıkla bitecek ama ölümle bitecek.
Bu gerçeği bir kez kabullendiğinizde sizde değişmeye başlayacak.
İlişkileriniz de değişecek.
Biliyorum ama diyor gerçeklik bu.
Bunu kabul ettik.
Daha sonra bu ilişkilerimizden nelerinin farkına varalım ki bu cehennemden çıkıp cennete gidelim.
Nevrozunuzu iyileştirin diyor.
Ne demek bu? Aşırı kaybetme korkusu, terk edilme paniği, onay alma bağımlılığı, sürekli sevilme açlığı, yalnız kalamama, yalnız kalmaktan korkmak, reddedilmeye aşırı hassas olmak, takıntılı düşünceler,
sağlıksız bağlanma.
Bunların hepsi bizim nevrozumuz yani nevrutik taraflarımız.
Halil Cibra'nın ermiş kitabında aşk, evlilik ve çocuklar bölümünde Cibra'nın sevgiyi sahip olmak değil, yani birisine sahip olmak.
sahiplenmek değil, yakın olup yine de birbirinin içine girmemek, bağ kurmak ama boğmamak, sevmek ama kontrol etmemek gibi anlatmıştı.
Sevgi zincir gibi değil, iki kıyı arasında hareket eden bir deniz gibi olduğunu söylüyordu.
Birlikteliğinizin içinde de biraz mesafe, biraz nefes alanı olsun demiş.
Birbirinizi sevin ama sevgiyi zincire çevirmeyin.
Ruhlarınızın iki kıyısı arasında hareket eden bir deniz olsun diyor.
İşte birlikte durun ama fazla yakın durmayın.
Çünkü tapınakların sütunları ayrı olur demiş.
Peki nasıl iyileştirebiliriz Nevruzu?
Diyor ki kitabımızda. Balık sudan çıkmadıkça suyun içinde olduğunu bilmezmiş.
Bazı ilişkilerde böyle.
İçinden çıkmadan niyin içinde olduğunuzu ve size neler yapıldığını anlamazsınız.
Herkes, çevrenizde herkes eğer şu anda böyle bir ilişkideyseniz size ne der?
Bu ilişkiyi bitir. Ama hiç kimse toksik ilişkinin beslediği nevrozunuzu iyileştirmekten bahsetmez arkadaşlar.
Yani nevrotik yönünüzü fark etmeye ve iliştirmeye başladığınızda bu kopartmanıza gerek kalmıyor.
Bakın bu benim çok dikkatimi çekti.
Çünkü biraz önce yazar bize neredeyse annemizi babamızı reddetmemizi istemişti.
Ama şimdi ilişkiler için diyor ki sen diyor ilk önce nevrotik taraflarını biraz önce saydım ya adım adım.
onları diyor bir iyileştir. Belki diyor toksik ilişki değildir.
Biraz da diyor bir bak bakalım diyor.
Yani bence gayet de güzel bir tespit.
Çünkü nevrotik taraflarınızı fark edip iyileştirmeye başladığınızda bağ kendi kurur, parçalanır ve tamamen de zaten kopar diyor.
Nasıl yapacağız? İşte örüntünüzü fark edip Başka bir kas geliştirmeye çalışacaksınız.
Atıyorum bağımlı ilişki örüntünüz var.
Nasıl kurtulacaksınız?
Psikoloji dört temel şey söylüyor arkadaşlar bunun için.
Bir, hep bahsettiğim, başta da söylediğim sınır koymak.
İki, kendi mutluluğunun sorumluluğunu almak.
Yani siz eğer mutsuz oluyorsanız ilişkide tamamen karşı tarafa mutsuzluğunu yüklemeyeceksiniz.
Hislerinizden siz sorumlusunuz.
Düşüncelerinizden siz sorumlusunuz çünkü.
Üç, kendinizi tanıyacaksınız.
Gerçekten ne istediğimi...
Ne almak istediğinizi, kim olduğunuzu bileceksiniz.
Dört, kendinize değer vermeyi bileceksiniz arkadaşlar.
Yani size kötü bir şey yaptı diyelim karşı taraf.
Ağlamaya başladınız. Ulan diyeceksin o kim beni ağlatıyor?
Kimsin sen? Siz kimsiniz be diyeceksiniz.
Yani sizin değeriniz böyle.
İlişkide değer bulunur yani başka ne olacak?
Size iç köpek gibi davran birisine.
Ya affediyor ya bir daha yapmayacak dediyseniz.
Mevlana'nın sözünü hatırlayın arkadaşlar.
Bir kere yapan bir daha yapar.
Sadece uygun koşulları, uygun şartları bekler.
Bu kadar basit yapmadıysa da uygun şartları, uygun koşulları bekler.
Yani siz böyle yapan bir kişiye, onunla hala beraberseniz, hiç kendime değer veriyorum, sabah kalktım, yoga mı yaptım, işte meditasyonu mu yaptım, kitabı mı okudum, artık ilişkilerimde şöyleyim, böyleyim, işte yok şurada yürüyüşümü
yaptım, sporu mu yaptım, kariyerimi yapıyorum, dili öğreniyorum demeyin.
Kendinize değer vermiyorsunuzdur.
Çünkü zaten temel olan hayatta her şey gitse, her şey elimizden alır.
Ne kalacak? İnsanlar kalacak hayatta.
İlişkiniz, ayiniz kalacak.
Onlarla düzeltemezseniz iyileştiremezsiniz.
Kendinize değer vermemiş olursunuz.
Yani kendinizi arkadaşlar feda eden rolden çıkartacaksınız.
İlişki içinde de karşı tarafı merkeze koymayacaksınız ve iyileşmeniz bu şekilde hızlanacak.
Bir de arkadaşlar kitaptaki şu bölümde çok hoşuma gitti ilişkilerimizle ilgili.
Diyor ki bizler insanları sevgimizle ilmek ilmek dokunduğumuz iyisiler giydiriyoruz.
Gün gelip giysi parçalanınca gördüğümüz çıplak gerçeklikten tiksiniyoruz.
Ne demiş Aysel Gürel?
Sen sandığım şey belki benim yüreğimde.
Sertap da çok güzel söylüyor değil mi bu şarkıyı?
Bu yüzden biten ilişkileriniz için üzülmeyin.
Bazen bitmesi gerekir.
Kendinizi bulmanız için.
Olduramadım diye kahrolmayın.
Bazen olmaması gerekir.
Daha iyisi olacağı için.
Mutlaka başınıza gelmiştir diye düşünüyorum.
Yaşadığınız bazı ilişkilerinizde siz çabaladığınız için sabretmeyin.
hala umut ettiğiniz, dayandığınız için sürmüştür o ilişki.
Artık gücünüz tükenip taşımaktan vazgeçtiğinizde de işte o ilişki kendiliğinden o zaman biter arkadaşlar.
Kitapta kadın ve erkeğin yani bir ilişki sonrasında ya da ilişki içindeyken yas tutma şeklinde de değilmiş.
Diyor ki kadınlar için.
İlişkinin bitmesinin yasını ilişkinin içindeyken tutarlar.
Azala azala, kırıla kırıla tutarlar bu yasa.
Anlatma çabasıyla, ağlamalarla, öfke nöbetleriyle, bazen de sessizce içe çekilmelerle yaparlar.
Yas bittiğinde adım atarlar.
Erkekler ise bu adımdan sonra yas tutmaya başlar ve ayrılmak isteyen partnerini duygusuz ve acımasız olmakla suçlarlar.
Ama artık çok geçtir.
sildiğin zaman asla geriye bakmayacağını bildiğinden silmemek için delice çabalaman ve karşı tarafın bu yüzden seni görmesi yaşayan bilir.
Bu bölümün sonuna geldik arkadaşlar.
Umarım bu farkındalıklar kendi cehenneminizden çıkıp güzel bir cennet oluşturmanıza yardımcı olmuştur.
Yalnız kitap bu kadar değil.
Daha başka başka çok sevdiğim bölümler ve kısımlar var.
Büyük ihtimalle ikinci bölümünde yaparım diye düşünüyorum.
Beni lütfen Instagram ve Spotify üzerinden takip almayı unutmayın.
Dinleyen arkadaşlarımı da gönderin var Instagram'da.
Onun altına yorumlara bekliyorum.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
