
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
(Eros'un Anısına.)
Sevgili kedi anneleri, kedi babaları ve kedi severler. Minik tüylü dostlarımızdan öğreneceğimiz çok şey var... Bunlar için bana kulak verin.
***
Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Herkese merhaba arkadaşlar, Alternatif Vizyon''a hoş geldiniz.
Ben Ayça. Bugün kedilerden bahsedeceğim.
Çok tatlı, minnoş bir bölüm olacak diye düşünüyorum.
Geçenlerde bir kedi felsefesi kitabı okudum.
John Gray'in yazdığı.
Bu bölümde bu kitaptan faydalanacağım ben de.
1 Ocak'ta İstanbul'u Başakşehir'de Dünyalar Güzeli Eros isimli kedimiz vahşi bir şekilde hayattan koparıldı değil mi?
Hepimiz izledik bunu. Gördük haberlerde.
Videolarında izleyenleriniz vardır.
Bu bölümü onun anısına yapıyorum arkadaşlar.
Umarım bu olay yaşanan son ölüm olayı olur kediler için ve diğer hayvan dostlarımız için.
Kedilerden neler öğrenebiliriz?
Felsefe haritaları nasıl?
Bunlardan bahsetmek istiyorum.
Peki en başa gidelim.
Antik Mısır'dan başlayalım.
Mısır'da kediler adeta tanrı konumundaydı arkadaşlar.
Hatta güneş tanrısı Ra biliyorsunuz Mısır'da ve sürekli bir kedi olarak tasvir ediliyordu.
Fakat kedilere tapmalarının diğer sebeplerinin onların kendilerine has özelliklerin olmasıydı.
Antik Mısır'da eğer bir evde kedi ölürse ev halkı...
onun yasını tutarlardı ve bu yası da göstermek için ya kaşlarını ya da saçlarını kazırlarmış arkadaşlar.
Diyelim ki mesela evde bir olay oldu.
Mesela bir yangın oldu.
Her şeyi, herkesi bırakıp önce kedileri kurtarırlarmış.
Bence doğru bir tercih.
Mısırlıların kedilere karşı sevgileri ve tapınmaları o kadar büyük ki ve o kadar kutsal ki Pers Kralı'nın Mısır'ı almak için açtığı savaşı kedilere zarar gelmesin diye kaybetmişler.
Nasıl olmuş peki? Aldıklarını bilen Pers kralı savaşta her askere bir tane kedi veriyor.
Askerler de kollarının arasına kedileri koyup öldürmeye başlıyorlar askerleri savaşta.
Mısırlılar da kedilere zarar gelecek diye hiçbir şey yapmıyorlar ve yeniliyorlar.
Ayrıca kutsal olmaların yanında bir kediyi öldürmenin cezası idammış.
İdam olduğu için tabii ki askerler de bunu göze alamamışlar.
Peki kediler nasıl evcilleşti?
Kediler kendi kendilerine evcilleştiren tek hayvanlar arkadaşlar.
Onların dışındaki çoğu hayvan insanlar tarafından evcilleştirilmiş.
Mesela köpekler kurttan evrimleşti ve köpekleri biz ihtiyacımıza göre evcilleştirdik zamanla.
Kedilerde böyle bir durum söz konusu değil.
Şaşırdık mı? Tabii ki şaşırmadık.
Onların soyu bundan 11-12 bin yıl önce kadar İran, Irak ve Türkiye'de bir kısma bu topraklarda olan yerlerden geldiği görülüyor.
Son araştırmalarda bu ortaya çıkmış.
Hatta belki görmüşsünüzdür sosyal medyada, Twitter'da böyle haberler dolaşmıştı bir ara.
Kedilerin soyu Türkiye'den geliyor diye.
Hiçbirimiz şaşırmamıştık zaten.
İnsanlar zamanla yerleşik hayata geçtiklerinde tığ lambarlarında fareler, yılanlar, böcekler oluyor.
Saldırıyorlar tığ lambarlarına.
Ve kediler de avlanma içgüdülerine sahip oldukları için ki kedi anneleri, kedi babaları...
Çok iyi bilirler bu içgüdüyü.
Avlanmaya başlamışlar bu haşereleri.
Sonra kediler bir bakıyorlar ki bu insanlarda korunacak yerler var.
İşte yemekler var. Ve insanlar da kedilerin bu faydalarını gördükçe onlara yemek vermeye başlamışlar.
Korunacak yerler vermeye başlamışlar.
Kediler de insanların onlara yaklaşmalarına izin vermişler.
Tahmin edeceğiniz üzere çok ince bir sınır koyuyor kediler böyle insanlarla aralarındaki ilişkiye.
O sınırı o kadar zamandır korumuşlar.
arkadaşlar hiçbir zaman insanlar kedileri değil, kediler kendi kendilerini evcilleştirmişler.
Zaten düşünün, kedi severler.
Kedilere bir söz dinletmek, söylediğini yaptırmak çok zordur değil mi?
Onun izin verdiği kadar sevebiliyoruz.
Onların gösterdiği yerlere dokunabiliyoruz, öpebiliyoruz.
Bunun en büyük sebeplerinden biri, kediler vahşi doğada bile avlanırken tek oluyor arkadaşlar.
Yani içgüdülerinden dolayı, içgüdüleri bu şekilde.
Diğer hayvanlar gibi grup halinde dolaşmıyorlar.
O şekilde avlanmıyorlar.
Mesela sokak köpeklerine bakın görüyorsunuzdur mutlaka grup grup gezen sokak köpekleri olur.
Ama kediler hep yalnızlar böyle.
Hep tek davanca. Yani doğada bile Tek olan kediler bugün evlerimizde bizim konutlarımızı tabii ki dinlemeyecekler.
Yazarın da bahsettiği kedilerin bize öğrettiği en güzel şeylerden biri bizlere sakin kalmak ve öfke kontrolünü öğretmek.
Özellikle kedinizle aranızdaki duygusal bağ güçtüyse size öğrettiği çok şey olduğuna ben eminim.
Mesela tarihte bir kedi var ki akıl almaz bir olayın baş kahramanı.
Şimdi 2. Dünya Savaşı'nda görev alan bir asker kedi.
Neden bahsedeceğim? Oscar.
Nazi filosunda işte tahıllara zarar gelmesin, fareleri öldürsün diye gemiye alınıyor bu.
Gemi vuruluyor savaşta.
Parçalanıyor. Ama Oscar denizden kurtarılıyor, ölmüyor.
Kurtaranlar da İngiliz filosu.
Bu sefer karşı tarafa geçmiş oluyor.
Kurtaran gemi de vuruluyor.
Ama Oscar Deniz de bir gemi parçasına tutunmuş halde beklerken bulunuyor arkadaşlar.
Ve onu yine kurtarıyorlar.
O minik haliyle düşünün koca okyanusta hayatta kalmaya çalışan böyle küçücük bir beden hayatta kaldığı için ona Batmayan Sem adını vermişler.
Sonra diyorlar ki tamam artık sen emekli ol diyorlar ve emekli oluyor.
Resimlerine mutlaka bakın. Böyle siyah beyaz çok güzel çok tatlı bir tekir.
Peki kitapta felsefe için neler söylüyor John Gray?
İnsanlar diyor hayatlarını daha anlamlı yaşamak için felsefeye yöneldiler.
Ama buna rağmen felsefe bizlere Huzur getirmedi.
Aradığımız o huzuru bir şekilde anlamlandıramadık.
Ve bu yüzden diyor felsefede istediğimizi bulamadık.
Ve çok az filozofun da kedilerin özbenlik algısının olmadığını fark ettiğini söylüyor.
Bu ne demek peki? Şimdi bizlerin bir özbenlik algısı var arkadaşlar değil mi?
Yapılan deneylerde görülüyor ki bu özbenlik algısı Yunuslarda da var, gorillerde de var hatta bazı kuş çeşitlerinde bile varmış.
Ama kimde yok? Kedilerde yok.
Kediler bencil olmayan bir egoizme sahipler.
Bencil değiller çünkü gelişmeleri korunmaları gereken bir benlik duygusuna sahip değiller.
Kediler egoistler çünkü sadece sevdikleriyle zaman geçirmek istiyorlar.
Bu noktada öyle bir şey var ki Batı'nın zırcalliği arkadaşlar.
Bu konu açıldıkça gerçekten böyle fenalıklar geliyor bana.
Kediler bu insanlar ahlaksız varlıkları olarak görmüşler.
çağdaki batı diyor ki kediler için.
Bunlar ahlaksız varlıklar.
Sırf bu özbenlikleri olmadığı için, egoist gibi göründükleri için yani daha düz bir şekilde söyleyeyim onları takmadığı için cadılarla, şeytanlarla bağdaştırmışlar kedileri.
Batı tarihinde birçok kez kedi işkencelerine, kedi katliamlarına maalesef yer verilmiş tarihten birçok örnek var hatta.
Benim en çok canımı acıtan işkenceden bahsedeceğim ama bu bir filozof.
Descartes. Descartes acı karşı Ya da tepki gösteren hayvanlara ne demiş biliyor musunuz?
Bunlar düzgün çalışmıyor.
Bunlar düzgün çalışmayan makineler demiş.
Çünkü ona göre Tanrı sadece insanlara ruh vermiş.
Ruhu olmayan bu hayvanlar acı hissettiğinde iddia etmiş ki bunların acı çekmemesi lazım.
Çünkü bunların ruhu yok. Demek ki bunlar...
Bozuk bir makine.
Düşünüyorum. Öyleyse varım sözünü hepimiz biliyoruz.
İşte bu sözün temelinde yatan şey Descartes'in bu görüşte olması ve yaptığı bu deneyler.
Neden çok sinirlendim?
Nedir bu yaptığı deneyler?
Ayça seni bu kadar çıldırtan nedir?
Dediniz. Hemen söyleyeyim arkadaşlar.
Descartes köpeklere keman sesi eşliğinde işkence yapmış.
Acaba daha sonradan keman sesi duyduğu zaman korkacak mı?
Acılarını hatırlayacak mı diye düşünmüş.
Kedileri oturduğu yerden, balkondan aşağıya fırlatmış.
Bu bir filozof.
Yani görüyorsunuz kedilere eziyet edeyenlere genelde cahil deriz ya.
Bu adam cahil değil değil mi?
Filozof diyor herkes. Demek ki bunun cahillikle değil insanlıkla, insanın yüreğinin büyüklüğüyle ya da küçüklüğüyle belli olabilecek bir şey.
Ve hayvanları bu denli ahlaksız işkenceler yaparken onların acıyla bağırmalarına karşı dediğim gibi bunların ruhu yok demiş.
Şimdi böyle ruh hastaları kedilere işkence çektiren, onlara vuran...
Ona hiçbir zararı olmadığı halde itip kakanlar için söylüyorum.
John Gray de diyor ki esasında kedi nefretinin altında yatan sebep onlara karşı duyulan kıskançlığın bir dışa vurumudur.
Birçok mutsuz insanın başka bir canlıya acı çektirmesi, onun kıvrandığını görmesinden diyor haz duyar.
Bir nevi rahatlatıcı oluyor.
O acı çekiyor kedi, ben mutsuzum o da acı çekecek.
Ya da ben mutsuzum şu anda kediye bakıyor.
Kedi mesela böyle umursamaz tavırlarda yürür ya böyle.
Çakıtı çakıtı böyle tatlı tatlı yürürler hani.
Adam diyor ki ya bu niye bu kadar rahat?
Ya bu niye bu kadar mutlu diye hayvana acı çektirmeye başlıyor.
Orta çağda ezilmişlerin şenlikleri diye kedileri katlettikleri, onlara göre karnamel adını verdikleri bir bence bir aid var.
Yani katliam var. Şimdi zamanımızdan...
devam edelim. Maalesef aramızda da dolaşmaya devam ediyor değil mi böyle tipler?
Ve orta çağ ile ilgili şunu da söylemek istiyorum.
Onu da unutmadan söyleyeyim hemen.
Bu kedi katliamından sonra orta çağda ne olmuştu?
Büyük bir veba salgını olmuştu değil mi?
İlahi adalet. Bir sürü binlerce insan öldü.
Çünkü kediler Ortadan kaldırıldıkları için bu tarz böcekler, mikroplar çok hızlı bir şekilde ayrılmaya başladı ve insanlara hemen ilerledi bu hastalık ve bir veba salgını olmuştu.
İlahi adalet deyip... Geçiyorum şimdi bu kısmı.
Peki biz kedilerden felsefi olarak başka neleri örnek alabiliriz?
Mesela stoğacılara göre kontrol edemediğimiz bir olay yaşadığımızda bu olaya verdiğimiz tepkiyi kontrol edersek huzura ulaşabileceğimizi söylüyorlar.
Tıpkı kediler gibi değil mi?
Kitapta da Montaigne'in bir cümlesi var ki şöyle bir durup düşündüren türden.
Diyor ki filozof ben kedimle oynadığımı düşünürken kedimin benimle oynamadığını nereden bileyim?
Böyle bir sorgulamış kendisini.
Zaten kendisi tam bir kedi sever.
Benim de en çok sevdiğim filozoflardan.
Mesela bir film önereyim size.
Louis Vane, İngiliz ressam.
Hasta olan eşini mutlu etmek için kedi resimleri çiziyor.
Bu konuda da çok başarılı olan bir sanatçı.
Eşi öldükten sonra yaptığı kedi resimleri de biraz farklılaşmış.
Biraz karamsar notalar var.
Bakarsınız siz de internetten.
Bunun bir filmi var. Yaşanmış bir hikaye.
Oyuncuları da Benedict. Ayıp oldu.
Benedict deyince de aklıma hep Marvel gibi.
Dr. Strange var ya başrolünü oynayan kişi.
Bu adam ama gerçekten farklı rolleri var.
Bu filmde de çok güzel oynamış.
Hani kedileri seviyorsanız biraz da duygusallık var.
Biraz da ağlamak istiyorum derseniz bu filme mutlaka bakabilirsiniz.
John Gray kitabın sonunda 10 tane madde vermiş arkadaşlar.
Diyor ki kedilerden öğrenebileceğimiz...
10 tane konu var diyor.
Ben size en beğendiklerimden birkaç tanesini söyleyeceğim.
Mesela başkalarına kayıtsız kalmak kendini onları sevmek zorunda hissetmekten daha iyidir.
Yani sevecenliğe dönüşebilecek bir kayıtsızlık geliştirin diyor insanlara karşı.
Kimseyi sevmek zorunda değiliz.
Böyle bir mecburiyet altında kalmaya gerek olmadığını söylüyor John Gray.
İkincisi de Karanlıktan korkmayın çünkü nadide şeylerin pek çoğu gecenin içinde saklıdır.
Bize bir konuda harekete geçmeden önce şöyle bir önünü arkasını düşünmemiz öğretildi ki bence doğru bir şey bu.
Ama bazen de gölgelerin içinde hafifçe parılayan bir ipucunun peşine düşmekte fayda olabiliyor.
Onun bizi nereye götüreceğini asla bilemeyiz.
Yani bazen risk almak gerekebilir.
Üçüncüsü de çektiğiniz acılarda anlam aramayın.
Bir ıstırabın, bir acının sonucundaysa teselliyi orada arayın ama o acınızı hayatın anlamı haline getirmeyin.
Yani acılarınıza bağlanmayın ve acılara bağlanmışlardan uzak durun.
Kediler bize anlam peşinde koşmanın tıpkı bir mutluluk arayışı gibi bir oyalanma biçimi olduğunu gösteriyorlar.
Hayatımızın anlamı, bir dokunuş, belki bir koku birdenbire ortaya çıkıyor ve göz açıp kapanıncaya kadar kaybolup gidiyor.
Bence bir kedi... Evrenin en kıymetli sırlarından biri.
İncelikli, gizemli ve kucaklayıcı bir varlık olarak kalbimize dokunan, ruhumuzu besleyen bir dost.
Gözlerindeki o derinlikleri bize birçok şey anlatıyor değil mi?
Sevgileri, sadakatleri, anlayışları.
Onlar sessizce yanımızda durarak hayatın karmaşıklığını unutturan, sıcacık bir liman gibi geliyorlar bana.
Her bir kedi özel ve benzersiz bir hikayenin başlangıcı.
İçinde kaybolup bulduğumuz bir masalın anahtarı bence kediler.
Yarın da dediği gibi hangimiz bir kedi kadar bağımsız, barışız dünyayla?
Evet bu bölümü vahşice katledilen Eros'umuz için yapmak istedim.
Eğer Eros böyle bir olay yaşamasaydı böyle kendi kendime o olaydan sonra dedim hani Eros nasıl ölebilirdi?
Hani sonuçta hepimiz canlıyız ve her canlı bir gün ölümü tadacaktır değil mi?
Mutlaka hepimiz öleceğiz.
Acaba nasıl ölürdü yani böyle bir vahşet yaşanması gerekir miydi diye kendi kendime düşünmeye başladım.
Ölümle ilgili düşünürken kitaptan da şöyle bir paragraf okudum.
İnsanlar hayatlarının sonunu...
idrak edebildikleri için ölümü diğer hayvanlardan daha iyi bildiklerine inanırlar.
Oysa insanların yaşlanmakta olan ölümleri diye bildikleri şey zamanın geçişine dair farkındalıkların sonucunda zihinlerinde oluşan bir imgedir.
Yaşadıkları şekliyle hayatlarından başka bir şey bilmeyen kedilerse ölümü ancak gelip çattığında düşünen ölümlü ölümsüzlerdir.
Bir kedi nasıl ölürmüş bilir misiniz arkadaşlar?
Çeneleri ve ağızları beyaz ve köpükle kaplanıyormuş.
Silmekle kolay kolay gitmeyen bir köpükmüş bu.
Hem de yapışkan bir köpük.
Yıkayıp temizleseniz de tam olarak gitmiyorlarmış.
Bir köşeye gidiyorlarmış.
Önlerine bakıp süzülüp oturuyorlarmış.
Oturma şekleri biraz ürkütücü olabiliyormuş.
Hareketsiz, sabırla, üstelik uyumadan böylece dururlarmış.
Beklerlermiş. Biliyor musunuz kediler ölmeye kendileri karar verirlermiş.
Ateşli oldukları için Sürünerek serin bir yer ararlarmış ve o serin yerde oturup ölmeyi beklerlermiş.
Ölümcül, sabırlı bir bekleyiş.
İnsanlar artık bu minik canlıların güzel bir şekilde ölmelerine bile izin vermeyecek hale geldiler.
Güzel gözlü Eros, lütfen bizi affet.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Görüşmek üzere, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
