
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde konuğum kaptan, girişimci ve influencer Melike Nur Korkut’la; lise yıllarında karşısına çıkan bir albayın yönlendirmesiyle başlayan sıra dışı kariyer yolculuğunu konuştuk.
Kariyer seçimleri, tesadüf müdür yoksa cesaretle verilen küçük kararlarımızın toplamı mı?
Transkript
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün karşımda bir kadın kaptan var arkadaşlar.
Yük gemilerinde stajyer kaptanlık yapmış, Pir Reis Üniversitesi Deniz Ulaştırma ve İşletme mezunu bir arkadaş.
Ben başkasının rotasına uymam demiş, kendi haritasını çizmiş bir kadın.
Melike hoş geldin.
Hoş buldum. Bugün seninle kariyer yolculuğunu, kariyer değişimlerini, o cesaretini, meslek seçimlerimizle hayatımızı nasıl değiştirebileceğimizi...
Gerçek başarının aslında ne olmadığını konuşacağız.
Çok güzel soruların var.
Merak ettim şimdi. Ama önce senin hikayeni kısa bir senden dinlemek istiyoruz.
Ayça beni çağırdığın için teşekkür ederim.
Melike Nur ben. 28 yaşındayım.
Üniversiteden mezun oldum tam 8 yıl oldu.
Pires Üniversitesi'de deniz ulaştırma ve işletme mezunuyum.
Şu an özel bir denizcilik firmasında krim menajer olarak çalışıyorum.
Yani gemilerin insan kaynakları müdürüyüm.
Gemilerde çalışan personelin işe alım süreçlerini, planlamalarını ve atamalarını ben yapıyorum.
Her şey senden sorumlu. Yani gemiye kim girdi, kim çıktı, ne aldılar, ne ettiler hepsi dahil değil mi?
Bensiz hiçbir şey yapamazlar.
Çok iyi, çok havalı.
Ya bir şey soracağım şimdi sana.
20'li yaşlarının başındasın.
Hayat önünde upuzun.
Herkes ne yapıyordu oralar?
İşte psikoloji okuyordu, işletme okuyordu, belki iletişim falan okuyordu değil mi?
Evet. senin karşına böyle daha kolay, daha klasik, yani ne bileyim daha yapılabilecek, daha hani ben bunu kesin yaparım diyecek meslekler varken, bölümler varken.
Neden denizcilik?
Çünkü hani hem erkek egemen bir sektör, sert bir sektör, fiziksel olarak zorlayıcı bir alan.
Ben gerçekten merak ediyorum.
Bu seçim yani bir şeyin içgüdüsü müydü?
Çünkü ben hep ters akıntıya kürek çeken biriydim.
Herkesin seçtiği şeyleri seçmek bana göre değildi.
Babam, annem zor olacağını söyler ama özellikle annem çok destek oldu.
Süper ya annenin destek olması çok iyiymiş.
Kesinlikle. İstediğime saygı duydu ki bu benim en büyük şanslarımdan biridir.
Ama beni çeken bir şey vardı orada.
O sertlik, o disiplin, o dalgalar, motorun suyu köpürtmesi.
O çocuk çok iyiydi ya.
Kesinlikle çok komikti.
Neydi o? Bir yat bir şey değildi galiba.
Bir festival miydi? Evet yat fuarıydı.
Babası kendisine bir tekne almıştı ve çocuk orada ağlamaya başlamıştı.
Anlayamazsınız motorun suyu köpürtmesini diyordu.
Benimki de o hesap diyebiliriz.
Denizcilik benim için sadece bir meslek değil, dayanıklılık testi gibiydi.
Ve evet, kadın olarak bu dünyada var olmak başlı başına bir karar.
Ben yapamazsın denilen bir şeyin içine girip oradan başka bir ben çıkarmayı seçtim.
Kendimin sınırını görmek istedim, zorlamak istedim.
Çok iyi. Peki denizcilik olayı nasıl karşına çıktı?
Yani nasıl buldun bu denizcilik okumaya, nasıl karar verdin?
Zorlu, hani kendini zorlamak istediğin...
Kendini denemek, sanamak istedin.
Onu evet şu an anlayabiliyorum.
Gözlerinde de görebiliyorum onu ama.
Hani nereden çıktı bu?
Şöyle ben lise 1'deydim.
Düz lise ya da Anadolu Lisesi falan istemiyordum.
Ve annemle birlikte bir lise arayışına girmiştik biz aslında.
Ben düz lisedeyken derslerim kötüydü ve okuduğum okuldan çok memnun değildim.
Okuduğun okuldan memnun olmadığın için mi başarısız olduğun?
Ben senin başarısız olamayacağını şu an oturtamıyorum çünkü kafamda.
Kesinlikle yanlış seçimler, yanlış yönlendirmeler bazen o yaşlarda olabiliyor.
Evet kesinlikle doğru. Ve o yanlış yönlendirmeler sonucunda hatta şöyle bir şey olmuştu.
Toplum baskısı biliyorsunuz sizde.
Özellikle de mahalle baskılarına aslında diyebiliriz o dönemde.
O dönem anneme bu kızdan...
Hiçbir şey olmaz. Okuyamaz, yapamaz, edemez.
İşte alın bunu bir yere verin çalışsın çok dendi.
Ama annemle ben...
Buna her zaman direndik.
Benim kızım okuyacak dedi.
O azimle ben aslında o gün başladım ve şu an buradayım.
Denizcilik olayı da şu şekilde çıktı.
Bir gün annemle birlikte okul arayışındaydık.
Lise 1'deydim. Öylesine bir arayıştı ama ne istediğimi bildiğim için arayışa geçmiştim.
Çünkü hani sen de söylemiştin ya şanslı kız sendromu podcastinde.
Şansımızı fırsatları arayarak kendimiz yaratıp var ediyoruz şansımızı.
Hani sana da olmuştur mutlaka bir insanla konuşursun bir bakışını bir sözünü yakalarsın bir cümlesini duyarsın ve o anda beynin içindeki puslu hava birden dağılır.
Evet doğru anlıyorum seni doğru.
Ve sonra karşımıza bir albay çıktı ve dedi ki sen denizcilik okumalısın kızım dedi bana.
O kadar güçlü anlattı ki hem denizcilik okumanın ne olduğunu hem bu alanın bir kadın için nasıl bir meydan okuma olduğunu.
Hem de başarmanın ne kadar onurlu bir his olduğunu anlattı bana.
O albay bize o kadar etkileyici hikayeleri anlattı ki Ayça.
Hatırlamıyorum bile tam olarak ne dediğini ama.
Hikaye çok sevdi. Hatırlamıyor musun gerçekten?
Biraz hatırlayacağım. O hissi hatırlıyorum ama emin olabilirsin.
Denizlik zor bir işte anladım.
Ama başarırsam kendimi başka hiçbir yerde hissetmeyeceğim kadar güçlü hissedecektim.
Ve o hissi şu anda hala seninle burada otururken yaşıyorum.
Ve bir kadının bu işi yaparken yaşadığı o gururu ben hissetmek istedim.
İşte o an karar verdim.
Ben bu işi yapacağım dedim. Yani sezgilerine güvendin.
Dediğim gibi ben şanslıyım.
Yapabilirim. Ve o hissi hissetmek için bir yola baş koydun.
Yani hadi ya Allah deyip girdin yani bir işe.
Evet kesinlikle öyle oldu.
Hatta ben bence senin de podcastlerinde hep dinlediğimiz gibi o manifestlemeyi ben ta 10 yıl önceden yapmışım aslında.
Çünkü hep hayatımda yapacağım, başaracağım.
Kesinlikle düşmek yok. Düştüm mü?
Tabii ki de düştüm. Onları da konuşacağız ileride ama o manifestlemi bilmeyerek olsa da hep yapmışım hayatımda.
O yüzden gerçekten hepimiz yapmışız ya hayatımızda.
bölümde ve şu anda bir kelime olarak bir tanımlama yaptığımız için hani şu anda manifest manifest diyoruz.
Aslında o hepimizin bir inat sistemiymiş değil mi?
Farkında olmadan yapmışız.
Evet haklısın. İç gibisi olarak manifestlemişim ben bunu aslında.
Sonrasında sen aslında denizcilik sektöründe kaldın ama kaptanlık yapmadın, devam etmedin.
Şu an kaptanlık yapmıyorsun. Evet yapmıyorum.
Peki yaptın değil mi ama kaptanlık?
Evet yaptım. Tüm Adreti'ye çıktım gemiyle.
Fransa, İtalya gibi bütün Avrupa ülkelerine gittim.
Bir yıl mı sürdü? Ne kadar sürdü?
Bir yıldan fazla sürdü ve çok güzel bir deneyimdi bir kadın olarak benim için.
En çok çektiğin zorluk neydi Melike gemideyken?
Şöyle bir şeyi çektim.
Ben gemiye ilk çıktığım zaman da stajyer olarak da Gemide bir kamera yoktu.
Kamera dediğimiz bu oda değil mi?
Evet, kaldığımız oda.
Aynen öyle. Fakat mesleği çok yapmak istediğim ve o güçlü kızım ya hani ben yapacağım yani.
Ondan dolayı bana 3 ay boyunca koltukta yatabilir misin diye sordular.
Evet, aynen. Ben 3 ay boyunca koltukta yatarak stajımı bitirmeye...
çalıştım. Çok zordu.
O geminin sallanması, mide bulantı, koltukta yatıyorsunuz zaten yeterince konfor alanınızdan çıkmışsınız.
Bir de sürekli ailemden uzam psikolojik olarak çökmüşüm.
Konfor alanım zaten rahat değil.
Yeterince zordu benim için bu ama hallettik.
Bitti gitti. Bir de şu anda influencerlık yapıyorsun.
Aynı zamanda takı ve aksesuar marka var sanırım değil mi?
Yani şu anda şöyle bir bakıyorum sana 3 tane mesleğim var.
Bir gemi ilk alsın.
Gemiden sonra da insan kaynakları müdürüsün.
İnfili sırlık yapıyorsun ve bir takı tasarım markan var.
Birbirinden ne kadar bağımsız değil mi Ayça?
Evet, evet. O yüzden ben de sesledim.
Yani bunu nasıl ayarlıyorsun?
Üçe bölüyorsun şu anda. Zor olmuyor mu?
Şöyle oluyor. Sabah kalkıyorum hepimiz gibi hazırlanıp işe gidiyorum.
Eve geliyorum, daha sonra çekimlerimi yapıyorum influencerlık için.
Onu bırakıyorum bir kenara, el ticaret platformundaki kargoları hazırlamaya başlıyoruz.
Benim artık gece yatışımı sen tahmin et.
Kuytu da köşede kargo hazırlıyorsun.
Bazen orada burada uyuya bile kalabiliyorum.
Çok kanatmadım belki, bence çok kanatmıştım ya.
Çünkü aslında hani derler ya, kolunda bir altın bileziğin olsun, bir mesleğin olsun.
Sen zaten evet, kaptan olarak kendini bir kariyer seçmişsin, bir meslek anlamında.
Korunaklı bir can fanusun.
içine koyabilmişsin kendini.
Yani almışsın o altın bileziği kuluna.
Ama sonra kırmışsın o cam fanusunu değil mi?
Dışarı çıkmışsın. Yeniden inşa etmeye çalışmışsın kariyerini.
O fanusun cam kırıkları kanatmadı mı belki?
Yani korkmadın mı başarısız olmaktan?
Çünkü sonuçta bir yıl kadar kaptanlık yaptığın bildiğin meslek var ama sonra içeriye geçiyorsun.
Bütün gemiye insanları sen buluyorsun ve oradaki insanların hepsinden sen sorumlusun.
Yani korkmadın mı başarısız olmaktan bu kadar keskin kararlar verirken?
Hani mezarlıktan geçerken, küçükken duyduğumuz o korku hikayeleri gelir aklımıza.
Biraz korku, biraz ürperti hissedersiniz.
Ben de o kadar korktum ama kendimi o korku masalının kahramanı gibi gördüm.
Çünkü şunu çok iyi biliyorum Ayça.
Eğer başarısızlık korkusunu devamlı aklımıza görüntülersek sonunda gerçekten başarısız oluyoruz.
Ve nedense hep korktuklarımız başımıza geliyor.
Çünkü korkularımız beynimizin radarına sinyal bırakır.
Joe Dispenza. Biliyorsundur değil mi?
Evet evet biliyorum. Neyi okudun en son?
Hangi kitabını okumuştun? Okuyorsundur diye düşünüyorum.
Doğru çok okuyorum. Placebo'yu okudum en son.
Aa bak bir şey söyleyeceğim. Çantamda biliyor musun?
Şu anda çantamda.
Şaka yapıyorsun. Gerçekten bak şu an çantamda.
Önceden okumuştum bayağı oldu çünkü.
Geçenlerde gördüm işte kitaplığıma bakarken, kütüphaneme bakarken.
Dedim tekrardan okuyayım ama güzel bir kitap.
Önerelim o zaman buradan bizi dinleyenlere.
Kesinlikle. Yani aklımız devamlı korktuğumuz görüntülere yenilediği sürece korkularımızı yenemiyoruz.
Ve bu görüntüleri görmeye devam edersek sürekli kafamızın içinde döndürmeye bunlar bizim tepki modellerimize dönüşüyor Ayça.
Sonra da şöyle bir şey oluyor.
Artık o korktuğumuz başına gelmesinden korktuğumuz şeyi resmetmeden düşünmeden de korkarak tepkiyi otomatik olarak veriyoruz.
Böylece cesaretimiz kırılıyor, risk alamıyoruz.
Hep iş değiştireceğim ama...
Borcum var, iş değiştireceğim ama olmuyor, kötü oluyor.
Olursa şöyle mi olur yoksa başıma bu gelirlerle hiçbir şey yapamıyoruz.
Olduğumuz yerde sayıyoruz Ayça.
Yani diyorsun ki ne geliyorsa başımıza korkudan geliyor.
Hani sen aynı bölüm içerisinde olmana rağmen yani şöyle söyleyeyim.
Sen aslında bir meslek değiştirmedin.
İki tane ek meslek aldın ve bunu yaparken de okuduğun bölümden, bildiğin şeyden farklı bir şeye girdin.
Yani ne yaptın işte? Gemilerin başına geçtin.
Nasıl yaptın bunu? Dedin ki ben...
Korkmuyorum. Şu mu olacak, bu mu olacak?
Aklında olumsuzu düşünmedin o zaman sen.
Biraz önce de söyledin zaten değil mi?
Yapamayacağımı hiç düşünmedim dedi.
İnandım dedi. Evet, hep kendime inandım.
Hiç olumsuzluk olmadı mı?
Hiç olumsuzluğa düşmedin mi belki?
Oldu, olmaz mı? Ağladığım geceler oldu yorganın altına girip.
E-ticaret için kurduğumuz butikte bir keresinde kapandı bizim Instagram'ımız ve biz baştan almak zorunda kaldık.
Neden kapanmıştı o? Ondan biz de emin değiliz.
Bulamadık yani onu diyorsun. Gerçekten bulamadık sıra kadem bastı.
O zaman gerçekten ilk başta bak şimdi e-ticarete başlayanlar biraz korkar şimdi ama sen korkmamışsın bir daha yaptın devam ettin değil mi?
Evet bir daha yaptım bir daha devam ettim.
Geçen seneydi bu çok yakın bir zaman oldu bu arada.
Kendimi hatta bir yere kanepeden kanapeye atıyordum.
biliyor musun? O kadar kötüydüm ama yılmadım, devam ettim ve hala şu anda buradayım, karşındayım.
Stresli olmuş o zaman ya. Hem de nasıl.
Çok kilo verdim o dönemde.
Ya çok geçmiş olsun.
Evet. Şu an iyisin ama. Şu an iyiyim evet.
Ya bence insan korktuğu şeyle mücadele etmezse korku daha da artıyor ve sonunda korkularımızın ömür boyu esiri oluyoruz değil mi?
Korktuğumuz neyse başka bölüme geçmek mi, istifa etmek mi en iyisi bence üstüne üstüne gitmek.
Kesinlikle çok doğru söylüyorsun.
Peki Melike senin bu korkuları yanmak için bir yöntemim var mıydı bu kararları alırken?
Bu değişiklikleri ya da bu ek meslekleri tekrardan üzerine alırken?
Yoksa normal böyle biraz önce söylediğin gibi sadece inanmak, korkmamakla mı yaptın?
Ben korkularımla hani bölüm değiştiriyorum ama ya yapamazsam ve kazancı bana yetmezse gibi korkularımla kendi kendim psikoloğu olarak çözmüştüm aslında.
Geçmiş yıllarıma dönüp çocukluğuma inip.
Çocukluğumuza evet. Oraya bir inmek lazım ama ya bence.
Gülüyoruz ama inmek lazım değil mi?
Kesinlikle inmek lazım. Çünkü korkularımın ilk filizlendiği olayları incelemeye başladım.
Geçmişimdeki hangi izler, hangi tepkiler, hangi olaylar bu korkularımı oluşturmuş.
Çünkü eğer korkumuzun nedenini bulursak korkumu yok edebilir ve gördüm ki çoğu korku bana ait değil.
Genellikle alinin ya da yakın çevrenin korkuları oluyor zaten.
Derinlere inin göreceksiniz zaten.
Derinlerde korkularımızın sebebinin bize ait olmadığını hani biraz önce sen dedin lise 1'de işte o çocuktan bir şey olmaz, yapamaz, edemez dediler.
Aslında o zaman sen şeyi görmüş oldun değil mi?
Bu benim korkum değil.
Bu benim çevremdeki o mahalle baskısı, toplum baskısı demiştin ya.
Kimse artık onlar zaten.
Saçma bir genelleme.
Onların korkuları aslında senin korkuların değil.
Hatta onların korkusu değil.
Onların şeyi olabilir mi Melike ya?
Kıskançlığı. Yapabileceklerimden korktular herhalde şu anda.
İleriyi görmüşler.
Melike çok güzel bir kızsın.
Zaten seni de görecekler sosyal medyada.
Mutlaka bakacaklar da. Çok hoş bir kızsın.
Maşallah diyorum. Seni böyle kıskanan çok oluyordur değil mi?
Çok dedikodunu yapan oluyordur.
Kulağına geliyordur mutlaka.
Geliyor mu böyle şeyler? Yaşıyor musun?
Ya Ayça bu dedikodunun zaten ana nedeni kıskançlık.
Ben de söylüyorum.
Kesinlikle katılıyorum.
Biz yalnız sabahtan beri birbirimize sürekli kesinlikle kesinlikle diyoruz.
Birbirimizi durduruyoruz.
Elimizi kolumuzu tutuyoruz böyle.
Genelde iç dengelerini sağlayamayanlar dedikodu yapıyorlar.
Kıskanıyorlar. Hayatlarında sevgi de başarı da güvence yakalayamayanlar dedikodu mu yapıyor?
Sen yakaladın o zaman birkaç tane dedikodu.
Evet bir şekilde kulağıma geliyor.
Genelde gemilere eleman buldum ve çokça insanlara iş bulup hayırlı işler yaptığım için vefa duyulan birisi olduğum için benimle ilgili dedikodu yapıldığını duyuyorlarsa arayıp söylerler.
Senin yardım ettiğin insanlar yani.
İş bulduğun insanlar sana bir vefa duydukları için arayıp sana Melike Hanım şöyle şöyle dediler diye haber mi veriyorlar?
Hem de çok. O zaman her yerde gözün kulağın var.
Kesinlikle. Ama şöyle bir şey söylemek istiyorum sana ben Ayça.
Ben hayatım boyunca kötülük düşünmedim.
Hep iyiyi düşündüm.
Ve karşımdaki insanlara da bunu düşünerek de hareket ettim.
Zaten Ayça biliyorsun ki bu dünya bir denge üzerine kurulu.
Ne kadar verirsen o kadar alıyorsun.
O yüzden ben de bugün yaptığım tüm iyiliklerin karşılığını alıyorum ve hala da o şekilde devam ediyorum.
Benim biliyorsun şimdi hatırlayacaksın şey diyorum ya polyanacılık oynamamız gereken yerler ve zamanlar vardı hayatımızda ve bunu insanlar yeter artık ya hep ben mi iyi olacağım hep ben mi vereceğim diyorlar ama bunun
dengesini sağladıktan sonra senin gibi sanırım doğru noktada durabiliyoruz değil mi?
Evet aynen öyle. Ayça biliyor musun ben artık para sakıntısı çekmiyorum.
Gerçekten mi? Evet. Çünkü ben para sakıntısıyla baş etmeyi öğrendim.
Çünkü şey demek istiyorsun bence bu araya gireceğim hemen ben.
Parasızlık insanları kıskançlığa, cimriliğe, aç gözlüğe sürüklüyor değil mi?
Evet. Sen kaptanlık yapsaydın daha çok kazanacaktın ama değil mi?
Bunu kendine hatırlatıyor musun?
Yani insanın psikolojisi bozulmaz mı şu an?
Tahmini olarak söylüyorum.
İki katı kazanmaz mıydın?
Evet kesinlikle kazanırdım ama ben elimdekiyle mutlu olmayı çok iyi öğrendim.
Şöyle bir şey yaptım. Ne zaman parayla ilgili sıkıntıya düştüysem elimdekinin bir kısmını ihtiyacı olanla paylaştım.
Ve şu anda başarılı ve maddi olarak tatmin haldeysem biliyorum ki bu yüzden ayrıca.
Bu Babil'in En Zengin Adamı diye bir kitap var.
Onu okudun bence sen değil mi?
Evet orada şöyle bir söz vardı.
Dünyayı başarılığın ölçüm kıstası paradır.
Evet bir de oradaki adam zengin olmanın en büyük şifrelerinden, formüllerinden biri.
Benim bölümlerimde zaten meşhurdur.
Formüller, şifreler, çözümler.
Kazandığının yüzde onunu paylaş diyordu değil mi Melike?
Öyle hatırlıyorum ben de. Evet doğru.
Evet öyle söylüyordu. Sen de onu uyguluyorsun galiba değil mi?
Hem de çok. Sadece insanlar üzerinden mi yapıyorsun yoksa hayvanlar üzerinden mi?
Hayır hayvanları çok seviyorum.
Hayvanları o kadar çok yapıyorum ki.
zaten çok minnoş bir kedisi var Balım.
Şu anda şuralarda geziyor.
Biz zaten Melike'nin evinde misafiriz arkadaşlar bugün.
Çok minnoş bir kedi var ya.
Şu yanakta kedi gibi değil.
Böyle insan gibi ya. O artık bizden biri.
Ay sosyal medyadan girin bakın Balım.
Üpüyorum onu. Çok tatlı.
Keşke daha fazlasını alabilsem.
Çok istiyorum ama alamadığım için Balım hasta olduğundan dolayı hele başka bir hayvan alamıyoruz ama dışarıda çok fazla yardım ettiğim hayvan var.
Hatta dün akşam annemle birlikte oturuyoruz.
Şöyle bir balkonda bir çay içelim dedik.
Çay içemedik kedi beslemekten.
Evet aşağı indik hepsini besledik.
Bir saat orada onlarla oynadık geri eve girdik.
Allah razı olur be Melike.
İnşallah teşekkürler.
Melike peki senin bu zorlu süreçlerinde yani en baştan beri biraz zorlu bu süreçler yaşamışsın.
O süreçlerde böyle arkanda duran, arkandan it ekleyen, hadi hadi yap diyen birisi var mıydı?
Ayrıca ağlattım beni gerçekten şu anda gözyaşımı silmekten cevap veremedim.
Severim, severim ağlatmayı.
Ben de ağlarım. Boşver ağlayalım beraber ya.
Arkamda itekleyen değil ama hep yanımda duran birisi vardı.
O da annemdi. Bu uykuyamam sana ya.
Biz tanılalım arkadaşlar bir saniye.
O zaman sen kozadaki kerebeksin Melike.
Kozadaki kerebek hikayesini biliyor musun?
Yok hayır bilmiyorum. O zaman hemen anlatayım.
Bir gün adam bir ormanda gezerken bir kelebeğin kozasından çıkmaya çalıştığını görüyor.
Kozasındaki küçük delikten çıkmaya çabalayan kelebeği saatlerce izliyor.
Sonra adam kelebeğin kozadan çıkmak için çabalamaktan vazgeçtiğini, gücünün kalmadığını düşünüyor.
Kelebeğe yardım edeyim de kolayca çıksın diyor.
Yani arkasından itmek için.
Kozadaki deliği daha rahat çıksın diye eliyle büyütüyor.
Ve bu şekilde kelebek kozasından çok kolay bir şekilde çıkabiliyor.
Fakat çıkmaya daha hazır değildi o kelebek.
Bedeni hala kuru ve kanatları buruş buruştu.
Adam kelebeğin gücünü toplayıp kanatlarını açıp uçacağını düşündü.
Ama kelebek kozasından zamanından önce çıkmıştı.
Ne kadar çabalasa da kelebek uçamadı ve buruşmuş kanatlarıyla yerde sürüklenmeye devam etti.
Aslında adamın niyeti iyiydi.
İyi niyetli bir şekilde kelebeğe yardım etmeyi seçmişti.
Ama bilmediği nokta vardı.
Kelebeğin kozadan çıkmak için çabalaması.
Bedenindeki savunun kanatlarına gitmesini ve bu sayede doğru zamanda kozasından çıktığında uçabilmesini sağlayacaktı.
Hayat akarken sarf edilen çabalar, uğraşlar bizi hayatımızdaki bir sonraki adıma hazırlar arkadaşlar.
Gerekli güce ulaşmamızı sağlar.
Kendi kanatlarımızla uçmak istersek emek vermemiz gerekiyor.
Zorluklarla aynı Melike gibi mücadele etmemiz gerekiyor.
Melike ben bundan sonra kozadaki kelebek diyeceğim sana.
Çok güzel tam benlik bir isim oldu.
Her yeri yazacağım ben. Tamam o zaman kazadaki kelebek.
Şimdi bölümü yavaş yavaş kapatacağım.
Ama senden son birkaç bir kelime daha almak istiyorum.
Belki şu anda işte üniversite seçimleri var, kariyer değişimi yapmak isteyenler var, başaramadığını düşünenler var.
Onlara neler söylemek istersin?
Aslında Ayça, yaşam bir yerde başlıyor, bir yerde bittiğine göre hepimiz bir anlamda birer kaptan oluyoruz.
Evet. Gemimiz fırtınalı, sakin sularda devamlı yol alıyor.
Ara sıra bir limana uğruyoruz tabii.
Ama limanda bile faaliyetler devam ediyor.
Hazırlıklar, tedbirler alınıyor.
Ve yine başka bir limana yeni yeni bir amaca yönelik tekrar güzel bir yolculuk da başlıyor.
İnsanın kendinin kaptanı olması çok önemli bir kavram.
Sen de biliyorsun zaten. Eğer kendinizin kaptanı değilseniz rotanızı kaybetmiş bir oraya bir buraya gayesizce sürüklenen her türlü eser rüzgara kendini bırakmış bir gemiye dönersiniz.
İşte işi kadere bırakan insanlar da böyle amaçsız gemi gibidirler Ayça.
Yani sen başkalarını dinleyip ben de yapamam ya deyip bu benim kaderim deyip boyun eğseydin biraz niçe gibi olurdun ve şu anki Melike'yi yaratamazdın.
Ben başkasının bir gemisinde gitmektense kendi gemimin kaptanı olmak istedim.
Çok iyi, çok güzel. Bence doğru bir karar vermişti.
Melike o zaman geldiğin için çok teşekkür ederim.
Seni tanıdık, başarılarını dinledik, kariyer değişimini yaptık.
Umarım verdiğin cevaplar...
İşte bu söylediğin olaylar başkalarına ışık olur.
Başkaları sana örnek alır.
Bir cesaret olursun ki öyle olacağını düşünüyorum.
Hani 28 yaşındasın, genceciksin, pırıl pırılsın.
Benden o yaş küçüksün.
Hayır benden geç dur ya Ayça bir görseniz keşke.
Teşekkür ederim hep öyle söylerler.
O zaman çok teşekkür ederim.
Harika bir sohbetti. Çok güzel bir sohbetti.
Seni bir daha konuk alacağım ama.
Girişimcilik üzerine bir daha bir bölüm yapalım.
Evet, e-ticaret üzerinde düşünenler varsa eğer ki bununla ilgili en yakın zamanda geleceğim Ayça'ya tekrar.
Arkadaşlar Instagram üzerinden yine bana sorularınızı ulaştırın.
Yine çok güzel şeyler sormuşsunuz.
Çok güzel yorumlar yapmışsınız.
Böyle mükemmel bir kitle olduğumuzu düşünüyorum.
Artık böyle nasıl olacağını, ne akış olacağını biliyorsunuz ve ona göre de sorular soruyorsunuz.
Yine istediğiniz konular olursa, yorumlarınız olursa hepsini bekliyorum.
Bizi dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Teşekkür ederim. Görüşmek üzere.
Bay bay. Bay bay. Hoşçakalın.
Ayça ile ışığınız hiç son vesile.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
