
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Kadınların öfkesi gerçekten bir güç kaynağı olabilir mi? Peki, bu gücü dönüştürüp yaşamlarımızda bir değişim motoru haline getirmek mümkün mü? Bu bölümde, Harriet Lerner’ın ‘Öfkenin Dansı’ kitabından ilham alarak kadınların öfkesine dair yeni bir bakış açısı sunuyorum. Öfkenizi nasıl bastırmadan, korkmadan ve kendinizi ifade ederek bir rehbere dönüştürebilirsiniz? Anlatıyorum ...
***Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün... Kadının öfkesinden bahsedeceğim arkadaşlar.
Neden sadece öfke değil de kadının öfkesinden bahsediyorum?
Çünkü geçenlerde Kafka'nın şöyle bir cümlesinden denk geldim.
Kafka demiş ki bir gün gelecek kadın öfkesi dünyayı yakacak.
Tek tek değil, kişisel değil, topyekun yakacak dünyayı kadın öfkesi.
Ben o günü bekliyorum.
Kafka hayatı boyunca hiç evlenmemiş biliyorsunuzdur.
Çok da böyle çetrefilli bir aşk ilişkileri olmuş.
Bunu düşündüğüm zaman şey dedim ya az bile söylemiş.
Ama burada aslında kendi aşk ilişkilerindeki kadınların öfkelerinden değil de dünyadaki tüm kadınların öfkeleri için söylemiş bence bu sözü.
Şunu demek istiyor Kafka.
Kadınlar yüzyıllardır böyle sosyal, kültürel anlamda çok fazla baskılandılar.
Hala da devam ediyoruz baskılanmaya.
Saçma sapan toplumsal normlarla hakları hep elinden alındı değil mi?
Şimdi olduğu gibi. Yani bu kadınlar en sonunda eh yetti be diyecekler ve bireysel mücadeleden kolektif bir mücadeleye girecekler ve dünyayı değiştirecekler.
Kafka öldü, henüz tamamen dünyayı değiştirememiş olsa da kadınlar ellerinden geleni en iyisini yapmaya çalışıyorlar, yapmaya çalışıyoruz.
Peki nedir kadın öfkesi?
Neden bugünlerde çok öfkeleniyoruz, kolay öfkeleniyoruz?
Öfkeyi pozitif yönde nasıl kullanabiliriz?
Bunlardan başlayalım. Terapi dünyasının en önemli öncelerinden biri.
Aynı zamanda bilişsel tedavi yöntemiyle de yıllarca insanlara şifa olmuş bir isim.
David Burns. Bir gün öfke sorunları yaşayan kadın bir danışanına bir tane ödev veriyor.
Diyor ki öfkelendiğinde aklından geçen her şeyi sıcağı sıcağına yaz.
Sonra öfken geçtikten sonra o kağıdı tekrar eline al.
Öfkeliyken yazdığın cümlenin tam karşısına hissettiklerini, düşüncelerini yine yaz.
Kadın aynen şöyle yazmış öfkeliyken çocuk gibiyim.
Sakinleştikten sonra da karşısına ara sıra olgun davranmamaya hakkım var.
Ve bu beni çocuk yapmaz.
Bir başka öfkelendiğinde de sadece dayanamıyorum yazmış.
Yine sakinleştiğinde de karşısına dayanabilirim.
Bu da geçer. Ben nelere dayandım yazıyor.
İşte kadınlar çok uzun süredir kişilikleriyle uyuşmayan.
Tepkiler veriyorlar ve öfkeyi görmezden gelebiliyorlar.
Aynı bu kadının söylediği gibi değil mi?
Ben nelere dayandım?
Bu da sanki bir marifetmiş gibi olur hatta.
Öfkeyi görmezden gelip onu sandığa tıkmaya çalıştıkça arkadaşlar o sandıktan taşıyor ve kabul edilmeyecek kadar büyük bir patlamaya sebep oluyor.
İşte bugünlerde bu kadar çok öfkelenmemizin sebebi bu.
Hep bastırdıklarımız, sandığa tıkıştırdıklarımız.
Aristoteles alay edildiğimizde, engellendiğimizde, haksızlığa uğradığımızda öfkeleniriz der.
Çünkü öfke kendimizi, benliğimizi korumak için Asırlardır evrilmiştir.
Öfkelenmek bizi, kendimizi koruma biçimimizdir.
Biz öfkelenmeyi, sinirlenmeyi ne diyoruz onun için?
Tükaka diyoruz değil mi? Böyle değil.
Mesela antik Yunan zamanında öfkeye şerefli duygu diyorlarmış.
Çünkü öfkelenen insan bir mücadeleye giriyor.
Kendisine yapılan şey her neyse artık onu incitmiş değil mi?
O da güçlü bir karakter olarak savunmaya çalışıyor kendisini.
Fazla öfkelenmek evet zarar veriyor, bize zarar veriyor, karşımızdakine zarar veriyor.
Doğru. Ama öfkelenmemek de haksızlıkları sürdürüyor.
Ya da size verilen sözlerin yerine getirmediği zaman hiç sinirlenmeyeceğiniz, hiç öfkelenmeyeceğiniz düşünülse çok rahat bir şekilde size haksızlık yapabilirler değil mi?
İstediklerini de söyleyebilirler.
Bu çok aşikar bir şey ortada.
Ve kadın öfkesi bizi susturan şeylere karşı konuşma cesaretini ve harekete geçme motivasyonunu bulduğumuz yerdir.
Kadınların öfkesinin farkı budur.
Çünkü bizim öfkemizde bastırılmış duygularımız, eşitsizliklerimiz, şiddetimiz, adaletsizliğimiz, bir sürü toplumsal beklentiler yatar.
Kadın öfkelendiğinde deli kadın, terbiyesiz, cadoloz olma ihtimali çok yüksek değil mi ya?
Ben çok gördüm öyle işte markette orada burada kavga sırasında mesela adam kadına gidiyor.
Aynen buna şahit olduk çok kötü bir gündü zaten.
Kavga ediyorlar kadına markette ve adam kadının üzerine gidip ona vurmaya başlıyor ve kadında çığlık atıyor.
Bağırıyor adam bir yandan vuruyor bir yandan da kadın bağırdığı için onun öfkesinden bağırıyor.
Kadın aslında yardım istiyor. Kadına deli kadın diyor.
Deli kadın. Saçmalığa bakar mısınız?
Deli kadın. Sonra ne oluyor kadının öfkesi?
Uygunsuz oluyor, tehditkar oluyor, böyle görünüyor.
Ve yapılan son araştırmalarda arkadaşlar kadınlar öfkelerini daha dolaylı erkeklerin ise daha doğrudan gösterdiği görülmüş.
Bence bunun için araştırma yapmaya gerek yok.
Bu zaten alelen görünüyor.
Yani en basit haliyle örnek vereyim.
Ev içinde sürekli iş yapan bir kadın düşünün.
Kadın işlerini yaparken homurdanıyor.
İşleri yapmaya devam ederken laf söylüyor bir taraftan da.
Yani tanıdık geldi mi? Tanıdık gelmiştir ya.
Mutlaka vardır tanıdık kelam.
Şimdi kimse yardım etmese de olur.
Zaten her şeyi ben yaparım falan diyor böyle.
O kadın da bir çocuk oldu ve ona da hem ailesi hem toplum nasıl bir mesaj verdi büyütürken?
Tek bir mesaj verdi. Kız dediğin.
Kız kısmı. Bıla bıla işte.
Ne bu bıla bılalar? Nazik olur kız tarafı.
Sakin olur. Uyumlu olur.
Sinirlenmez. E bu da insan.
Öfkelenecek. Çatlasın mı ya bu kadın?
Pasif direnç göstermeye başlıyor ondan sonra.
Ve bu onun artık karakteri oluyor.
Öfkesini doğru yönlendiremiyor çünkü bu kadın.
Devamında da kadın ne oluyor?
Uzatan, dırdırcı ya da çok konuşan oluyor.
Çünkü çözülmemiş meseleleriyle yıllarca yaşamak zorunda kaldı.
Mesela ihanete uğramış bir kadın öfkesi.
Sadece bir ihanet değildir onun için.
Aynı zamanda... Ne olmuştur ihanete uğrayan bir kadın?
Güven duygusu bitmiştir, kırılmıştır.
Ve kadın kendi kimliğinin zedelendiğini hisseder.
Bunu düşünür artık. Ve genelde aldatılan kadınlar sevgilisini geri almaz, kabul etmez.
Öfkesini dönüştürür.
Öfkesini iyi yöne çevirir.
Kendini yeniden inşa etme yoluna girer.
Bu yüzden farklıdır kadın öfkesi.
Çünkü kadınların duygusal beyin yapısı yani bu limbik sistemimiz erkeklere göre daha karmaşıktır.
Olayları içselleştirip analiz ediyoruz.
Bu analizde de hem kişisel hem dışsal bir değişim çağrısına yapmış oluyoruz.
Yani biz bir dönüşüm içerisine girmiş oluyoruz öfkelendiğimiz zaman.
Mesela aldatılan ve çok öfkelenen bir kadın ne yapar?
Hemen daha da güzelleşmek ister.
İlk dönüşüm aracı dışarıdan ilk fark edebilecek olandır.
Tercihi bu yöndedir değil mi?
Şöyle o güne kadar hiç gitmediği güzellik merkezlerine mesela gitmeye başlar kadınlar.
Anında saçlar değişir, kesilir, boyanır.
Yani böyle refresh yapar kendisini adeta.
Çünkü kadın dediğim gibi dönüşmek ister.
Dünyada boşanan kadınlar arasında bir araştırma yapılıyor.
Hiç estetik yaptırmayanlar arasından tam tamına arkadaşlar %40'a yakını Estetik operasyonu geçirmiş, boşandıktan sonra.
Bakın bu bile ne kadar büyük bir dönüşümün habercisi, göstergesi daha doğrusu değil mi?
Çünkü kadın biraz önce de söylediğim gibi sınırının ihlal edildiğini gördü.
Bunun sinirini aldı. Ve bunu doğru yönlendirmeye çalışıyor.
İnsanı güçlendiren bir enerjiye dönüştürmeye çalışıyor.
Herkes öfkelenebilir. Hepimiz öfkeleniyoruz.
Ama doğru kişiye, doğru ölçüde, doğru zamanda, doğru bir amaçla ve doğru şekilde öfkelenmek İşte zor olan bu demiş Alisto.
Ve yüzyıllar sonra bu sözün kusursuz bir örneğinden bahsetmek istiyorum size.
Öfkeyi, öfkesini yakıt olarak kullanmış ama onu ele geçirmesine izin vermemiş, güzel işler yapmış, harika bir kadın öfkesinden bahsedeceğim.
Kara Fatma Fatma Seher Erden tam ismiyle.
Biz onu tabii ki Kara Fatma diyebiliyoruz.
Niye Kara Fatma diyebiliyoruz?
Cesaretinden, kararlılığından ve bir nehir gibi akıp giden tüm engelleri aşmasından dolayı Kara Fatma diyebiliyoruz.
1888'de Erzurum'da doğuyor Kara Fatma.
Bazı insanlar hani böyle doğuştan savaşçı olur ya işte Kara Fatma da bence onlardan biri.
Yani o zamanlar düşünün bu yıllarda kim tahmin eder ki bir gün Kurtuluş Savaşı'nın En büyük kahramanlarından biri olacak bir kadın öfkesiyle beraber.
Kendisi evleniyor.
Eşi derviş bey. Kendisi de bir subaydı.
Eşiyle birlikte Balkan Savaşları'na katılıyor.
O dönem bir kadın olarak savaşın tam ortasında olmaktan hiç asla kesinlikle çekinmiyor.
Ve Birinci Dünya Savaşı'nda maalesef eşi şehit düşüyor.
Tamamen hayatı değişiyor.
Düşünün vatanınız işgal altında.
Eşiniz de ölmüş.
Çıldırıyor. Yani öfkeden deliye dönüyor.
Ne yapacağını bilemiyor. Sonra bir gün Erzurum'dan atıyla, silahıyla Atatürk'ün karşısına çıkıyor.
Atatürk de o arada Sivas'ta.
Ve Atatürk'ün yanına arkadaşlar tamamen at üstünde, at sırtında gitmiş tek bir kadın silahıyla düşünün.
Nasıl bir öfke var içine ve bunu ne kadar güzel kullanıyor.
Benim diyor bir atım var, silahım var.
Atatürk de onun gözlerindeki o kararlılığı görüyor ve ona bir görev kağıdı veriyor.
Yani Atatürk'ün karşısına çıkıyor.
atının silahını gösteriyor. Ben ne yapabilirim diyor.
Yani savaşmak istiyor. Yani o dönemde erkekler bile savaşmak için cesaret edemezken bir kadın Sivas'a kadar gidip Atatürk'ün karşısına çıkıp ben bu vatan için savaşmak istiyorum diyor.
Yani benim kadın olmam fark etmez.
Ben asker olmak istiyorum diyor.
Ve dediğim gibi onun gözlerindeki kararlılığı görmüş Atatürk.
Ona izin veriyor. Eline görev kağıdını veriyor ve gönderiyor.
Erzurum'a dönüyor. Kendisine bir milis birliği kuruyor ve ilk başta sadece 43 kadın var.
Ne kadar güzel değil mi? 43 tane kadın öfkesi mükemmel bir adeta büyük bir savaş komutanına dönmüş durumdalar.
Ve daha sonra buna gençler de katılıyorlar.
Sakarya Meydan Muhabbesi olmak üzere birçok başarıya imza atmış oluyorlar.
Ve daha sonradan savaş sonrasında arkadaşlar kendisine istiklal madalyası veriliyor.
İşte kadın öfkesinin bence bizim özellikle bizim topraklarımızda Bizim kendi memleketimiz olan bir kadından daha güzel bir örneği olamayacağını düşündüm.
Kara Fatma bence bir kadının öfkesini dönüştürmekteki en büyük ve en güzel örneğidir.
Peki hemen hakkımdayken bir kitap önericem.
Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabını hemen önermek istiyorum.
Oradan bir cümle geldi çünkü aklıma.
Aslında bu yoktu.
Yazarımız Estes bir kısımda diyordu ki kadınların doğasında bir kurt vardır.
Güçlü, tutkulu, koruyucu, vahşi ve sonsuz yaratıcı.
Kurt kadim öğretilerde ne demekti?
İşte doğuştan gelen gücün simgesiydi.
Yani kadınların içinde doğuştan gelen bir gücün olduğunu söylüyor ama şimdilerde işler pek de böyle değil galiba değil mi?
Çünkü kadınlardan doğalarını bastırmalarını işte uygun, uygun kelimesiyle fazla hissetmemelerini istiyorlar ve psikolojik olarak da bu bastırmayı talep ediyorlar.
Ve bu şekilde de kadınlar bir türlü...
Aslında onun potansiyel gücünün kaynağı olduğunu söyler.
Ne kadar önemli değil mi? Ne kadar güzel.
Bence kaçırdığımız bir nokta bu.
Bastırdığınız noktalarımız, yani bu kadın öfkesini sürekli bastırdığını biraz önce anlattım.
Kadın kendi hayatına mal olmuştu değil mi?
Ama Kara Fatma mesela öfkesini bastırsaydı, doğru yönlendirmeseydi ne olurdu sizce?
Hayatı küserdi, eşi vesaire vefat ettiği için.
İşte vatanı elden belki gidebilirdi.
Onun yaptığı başarılar sayesinde birçok bölge kurtuldu çünkü.
Bu açıdan da düşünebiliriz bunu.
Çünkü kadın fazla hissettiklerini ya da doğru değil diye bastırdıklarını kucakladığı zaman gerçek potansiyeline ulaşır aynı yankın dediği gibi.
Kadınlar içinde bir dualite var.
Bu doğuştan diyor eski öğretiler.
Çok güzel destekleyicileri de var.
Mesela eski mitolojide kadın hem yaratıcının hem de yok edicinin simgesiydi.
Ne kadar güzel değil mi? Doğuş ve ölüm.
Mesela Kali Hinduizm'de hem ölüm hem yeniden doğuş tanrıçasıydı.
Yani iki tane şeyi de kadınlara vermişler.
Demeter var mesela Antik Yunan'da.
Hem toprağın bereketini sağlıyor hem ölümün ardından yaz tutan.
Yaz tutuyor. Yani kadınların öfkesini bastırması yerine doğru yönlendirilirse bir tarafınızı diğer tarafınıza tercih etmek zorunda kalmadan ikisini de kucaklayabilirsiniz.
Çünkü eskilerden mesela kadınlar işte çocukluktan itibaren başkalarının duygularını düzenlemek ve onlara alan açmak için eğitildiler.
Ama kendi ihtiyaçlarını dile getiremedikleri zaman, sınırlarını savunmadıklarında bu öfke olarak damgalanıyor.
Mesela şunu fark ettiniz mi? Ben çok fark ettim.
Kadın mesela şöyle söylüyor.
Oo diyor, ben diyor gençken diyor neler çektim diyor.
Ama şu anki zamana bakıyorsun adam sus pus, kadın deli gibi, öfkeli.
Bak mesela hani deli gibi diyorum.
Anladınız mı demek istediğimi?
Kadın her şeye sinirleniyor.
Çok çabuk sinirleniyor. Tahammülü kalmamış.
Çünkü kadın böyle yetiştirildiği için böyle davranmış.
Susmuş. Her şeye eyvallah demiş.
Tamam demiş. Yapmış. Sorun olmasın diye.
Yani kendi öfkesini yönlendirememiş.
Hayır diyememiş yani. Ve hayır diyemeyen kadınlara dönüşmüşler.
Hayır diyemeyen kadınların öfkesi bir süre sonra kendine duyulan kızgınlığa dönüşüyor.
Aslında o kocasına değil de kendisine kızıyor.
Neden ben bu kadar size böyle yaptım diye.
Öfkelerimiz pusulamız gibidir.
Bizi nereye bakmamız gerektiğini söylerler.
Ve öfkeyi bir ışık gibi düşünebilirsiniz arkadaşlar.
Size neyin yanlış olduğunu, hangi ihtiyaçlarınızın karşılanmadığını gösterir.
Biraz sonra örnek vereceğim. Ve bu ışığı nereye tuttuğunuz...
Eğer bu ışığı başkalarına çevirmek yerine kendi davranışlarınıza ve sınırlarınıza çevirirseniz değişimin kapısını açabilirsiniz diyor Harriet Lerner.
Öfke Dansı kitabı çok güzel bir kitap.
Yazarım Harriet Lerner arkadaşlar.
Aynı zamanda bir psikolog.
Amerika'da çok uzun süre en çok okunan sırada kalmıştı.
Burada öfkenin nasıl bir güç kaynağı olabileceğine bir örnek vereceğim.
Lerner kitabında bir danışanından bahsediyor.
Kadın danışan yine evde her işi üstleniyor.
İnanılmaz öfkeleniyor.
Asla ifade etmiyor, anlatmıyor, biriktiriyor, biriktiriyor.
Ve yine buna danışmaya geliyor tabii ki.
Sonra kadın evin içerisinde taramalı tüfek gibi herkese sırayla patlıyor, herkese sıkıyor.
Kısıyor yani bütün öfkesini.
Ve kadın tam... 10 sene arkadaşlar tedavi olmaya çalışmış.
Yani neden? Sırf ben yetişemiyorum bu işlere bana yardımcı olun diyemediği için.
10 senesini heba etmiş.
Kadın sinir hastası olmuş.
Yani onun en zorlu hastalarından biri olduğunu söylüyor Lerner.
Yani ailenin huzuru bozulmasın, diğerlerinin keyfi kaçmasın diye kendinden çalmak bunu yapmış.
Ve kendinden çalmak hırsızlığın en büyüğü bence.
Öfkesini bastırdıkça aile bireylerine karşı kendine uzaklaşmış.
Başkası gibi yaşamış işte yıllardır.
Peki öfkemizi nasıl yönlendireceğiz?
Bizim rehberimiz nasıl olacaklar?
Yazarımız Lerner bu konuda şöyle diyor.
Öfkeyi size mesaj getiren bir arkadaşınız gibi düşünün.
Çünkü öfke size bir şey söylemeye çalışıyor.
Kendinize sorun. Neden bu kadar sinirliyim?
Hangi ihtiyacım karşılanmıyor?
Sinirlendiğinizde anında cevap vermeyin diyor.
60 saniye mutlaka beklemeniz gerektiğini söylüyor.
Ondan sonra cevap verin diyor.
Eğer süreniz 60 saniye gibi bir süreniz yoksa hızlı bir şekilde 3 saniye 3 kere nefes alıp verin.
Ondan sonra diyor cevap verin.
Çünkü bu 3 saniyelik 3 kere nefes alıp vermeyi yaptığınız zaman bilim şöyle demiş arkadaşlar.
Beyniniz artık tehdit yok der diyor.
Yani tehdit var algısından çıkar.
O yüzden de daha sakin düşünerek o şekilde cevap verebileceğinizi söylüyor.
Bu yöntem çok güzel. Ve o bazen sessiz kalıp altına almaya çalıştığımız anlar.
Bunlar birikirler, birikirler.
Farenin peyniri kemirdiği gibi kemirirler beyninizi.
Çözüm ne? Çözüm sınırlar ve ses yükseltmek yerine net cümlelerle konuşmalar.
Çünkü öfke aynı zamanda vücudumuzda biriken bir enerji.
Bu yüzden sesimizi yükseltiyoruz.
Bu enerjiyi bir şekilde dışarı atmamız lazım.
O yüzden ses yükseltmek yerine daha net cümlelerle sınırlarınızı belirlememiz gerekiyor.
Ve öfkeyi dile getirirken diğer kişiyi karşınızdaki kişiyi suçlamadan kendi hislerinizi ve beklentilerinizi açıklamanın faydası olur.
olabilir. Mesela bir örnek veriyor Lerner yine bu Öfke Dansı kitabında.
Diyor ki sevgilinize kızdınız ve dediniz ki sen beni hep görmezden geliyorsun.
Ben senin umurunda değilim.
Hayır diyor Lerner. Düzeltiyor o cümleyi.
Diyeceksiniz ki diyor daha çok dinlenmek ve anlaşıldığımı hissetmek istiyorum.
Adam şok. Eşek değilse anlar değil mi?
Öfkenizin sürekli tetiklenip tetiklenmediği de çok önemli.
Yani ne demek bu? Öfkeniz sürekli tetiklendiği bir durumdaysınız.
Ha bir de öfkeleniyorsanız bu belki daha köklü bir değişikliğe ihtiyaç duyduğunuz anlamına gelir.
Mesela çalıştığınız iş yerinizde artık insanlara katlanamıyorsunuz ve her söyledikleri size batıyorsa yerinizi de değiştirmeniz gerekiyor.
Köklü bir değişikliğe ihtiyacınız var.
İsterseniz 3 saniyeyi...
Yani sınırsız yapın.
Sabaha kadar 3 saniye nefeslerinizi, alışverişlerinizi yapın.
O köklü değişikliği gerçekleştirmezseniz maalesef öfkenizi doğru yönlendiremezsiniz.
Ve enerjiyi dışarı atamadığınız için de vücudunuzda aynı şekilde sorun yaşar diyor Lerner.
Yani öfkenizi konsol ederken bazı sorunlar yaşıyorsanız ve hoşunuza gitmeyen tepkiler verdiyseniz yaşadığımız öfke krizlerinde kendinize şunu söyleme tuzağına düşmeyin.
Ben çok sinirliyim. Benim tahammülüm yok.
Ve diğerleri öfkelerini kontrol ediyorlar.
Onlar bu konuda çok iyiler.
Çok sakinler. Kesinlikle böyle bir tuzağa düşmeyin.
Böyle düşünmeyin. Kendinize öfkenizi hissetme alanı verin.
Bu alanı tanıdığınızda kendinize bir daha asla aynı şekilde öfkeli olmayacaksınız.
Çünkü artık bunun üzerinde düşünmeye başladınız.
Zaten şu anda bunu dinlediğiniz için bunun farkına varacaksınız.
Tekrar bir olaya öfkelenebilirsiniz.
Sinirlenmeyeceğiniz anlamına gelmiyor.
Ama artık inanın ki aynı tepki olmayacak.
Çünkü öfkeden gereken dersi alıyorsunuz şu anda.
Ha olay ki çok öfkelendiğiniz bir olay yaşadınız.
Tepkiniz büyük oldu.
Gururunuzun zedelendiği bir durum yaşadınız.
Lütfen kendinize karşı sabırlı ve nazik olun.
Belki sonradan kendi elinizi tutup sorun değil demek iyi gelebilir.
Öfkenizi bağırmadan...
karşı tarafa kendinize sınırlarınızı belirleyerek güzel bir şekilde ifade edebilirsiniz.
Şimdi ben klasikleşmiş ve öfke anında söylediğimiz bazı cümlelerden ve öfkemizin bize ne demek istediğinden bahsetmek istiyorum cümlelerle.
Mesela şöyle bir ortama girdiniz ve ortamda böyle enerjiniz sömürüldü.
Dediğiniz ki ay buradaki insanlar benim bütün enerjimi sömürdü.
Öfkeniz size ne demek istiyor?
Öfkeleniyorsunuz çünkü o anda sinirleniyorsunuz.
Öfkeniz size diyor ki sosyal çevreni değiştirme zamanın geldi ve bu insanlarla bir daha bir araya gelme.
Ama sonrasında ayıp olmasın diye bu öfkelenme cümlenizi, kendinize söylediğiniz bu öfkelenme cümlesini unutup yine o insanlarla bir araya geliyorsunuz.
İşte öfkenizi doğru yönlendiremiyorsunuz.
Tekrar da sinirleneceksiniz çünkü.
Mesela diğer bir örnek.
İş yerinde çalışıyorsunuz, çok çalışıyorsunuz ama maaşınız düşük.
Diyorsunuz ki ben çok fazla çalışıyorum ama buna rağmen karşılığını alamıyorum.
Öfkeniz size diyor ki kariyer değişimi yapman lazım, kariyer değişimi yapman lazım, kariyer değişimi yapman lazım.
Ama sen ne yapıyorsun? Her gün o işe gitmeye devam ediyorsun.
Hiçbir şekilde farklı bir iş aramıyorsun ya da olması gerektiği kadar aramıyorsun.
Öfken bu şekilde yanlış yönlendirmiş oluyor ve içinde biriken enerjin yine aynı şekilde sana zamanına zarar veriyor.
Mesela... Bir fikir geldi önünüze.
Birisi işte bir ürün satıyor diyelim.
Aa diyorsunuz ya ben bu ürünü satacaktım.
Ben bu işi yapacaktım.
İşte ben o butik dükkanı açacaktım diyorsunuz.
Çıldırıyorsunuz, öfkeleniyorsunuz.
Öfkeniz size ne diyor biliyor musunuz?
Benim en çok hoşuma giden bu.
Öfken sana diyor ki artık fikirlerine inan ve harekete geç.
Ve sen bunu yapmadıkça, bunu devam ettikçe yine öfkeni yanlış bir şekilde yönlendirmeye devam edeceksin.
Yani bu hissettiğimiz memnuniyetsizlikler artık tahammül edemediğimiz bir duruma başkaldırmış oluyoruz bunlarla ve bununla korumuş oluyoruz kendimizi.
Aslında öfkenin orada yapmak istediği bu.
Öfkemizi doğru bir şekilde yönlendirdiğimizde bize söylemek istediklerinin farkına varıp onu yönetmeye başladığımızda hayatımızın kontrolünü elimize alabiliyoruz.
Öfke her zaman ihanete uğradığımız, kendimize ihanet ettiğimiz zamanlarda bizi uyarıyor.
Biraz önce söylediğim cümlelerdeki gibi.
kendi iyiliğimiz için harekete geçmemiz gereken zamanları bize bildiriyor.
Çünkü biz öfke sayesinde kendimizi tanıyoruz.
Bizim için neyin önemli olduğunun, değerlerimizin, beklentilerimizin farkına varıyoruz.
Bu yüzden işte özgür olabilmek, gerçekten bir birey olabilmek, kendinizi gerçekleştirmek gibi eğer ihtiyaçlarınız varsa öfke duygunuzu lütfen dışlamayın.
Zaten ne kadar dışlasanız da o hep bizimle yani.
Diğer duygularımız gibi.
Doğamızda var bu. Doğuştan var çünkü.
Bir de arkadaşlar lütfen öfkenizi yitirmeyin.
Öfkeli insanlar aslında hep harekette olan, gerçekten bu hayatta başarılı olmak isteyen insanlardır.
Çünkü eğer öfkeniz yitilirse, öfkeniz biterse siz işte o zaman teslim olmuş olursunuz.
Yenilmeyi kabullenmiş, her şeyi kabullenmiş olursunuz.
İşte bu erteleme alışkanlıklarınız, bu tembellikler vs.
sizin kendinizi unutmanıza sebep olur.
Çünkü öfkeli olduğunuz zaman kendinizi suçlarsınız, bunu bastırırsanız ve yenilmiş bir insan olursunuz.
Lütfen öfkenize kulak verin.
Size söylemek istediklerinin farkına verin ve bırakın size bulunduğunuz yeri ve aslında olmanız gereken yeri göstersin.
Buna yer izin verirseniz, onu doğru bir şekilde yönetebilirseniz Hayatınızdaki en büyük başarıları tadacaksınız.
Her öfkenin bir öyküsü vardır.
Kendini keşfedip tanıyan o öyküyü anlar ve işte ancak o zaman yaşamını bu arada da öfkesini gerçekten yaşayarak yönetebilir.
Nurlar içinde yazsın Doğan hocamızın sözüydü.
Bu bölümde sonuna geldik.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Bye bye.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
