
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hayal kurabiliyorsan onu gerçekleştirebilecek potansiyelin var demektir.Bu bölümde Sylvester Stallone'nin Hollywood efsanesi oluşunu anlatıyorum.
***Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese selam, Alternative Vision'a hoş geldiniz.
Ben Ayça. Bugün yaşadığı çocukluk travmalarından kaçarak bir Hollywood efsanesine dönüşen bir ismin biyografi bölümünü anlatmaya çalışacağım arkadaşlar.
Yaşayan birisi bu. Şu anda 78 yaşında ve hala üretmeye devam ediyor.
Çünkü yaşamış olduğu pişmanlıkların üstesinden...
Bu şekilde geldiğini söylüyor.
Bugün Sylvester Stallone'yi anlatacağım size.
Rocky efsanesini nasıl doğurdu?
Neleri başardı? Neler yaptı?
Hangi zorlukları geçirdi?
Yani yine size harika bir hayallerini gerçeğe dönüştüren bir ismi anlatmaya çalışacağım.
O zaman hadi başlayalım.
Şimdi Rocky serisini biliyorsunuz.
İşte bu ana kadar yani Rocky serisinin oluştuğu ana kadar anlatacağım ben de.
Aslında Rocky serisi her zaman moral motivasyon, işte cesaret, azim, inanmak, sabır hep bu temaların üzerinde gelişmeye başladı.
Yani bunları barındırdı.
Hani eğer bu serinin boks filmi olduğunu düşünüyorsanız aslında bunun çok ötesinde.
Yanılıyorsunuz diyebilirim.
Çünkü bu seri insanlar için özellikle 80'lerde ve 90'lardaki insanlar için motivasyon filmi olarak geçti.
Ama buna Sylvester Stallone'e her zaman aşk filmi dedi.
Bakalım neler yaşamış.
Bazen hayatın en büyük meydan okumaları en güçlü hayallerin doğduğu yeri olur.
Sylvester Stallone tıpkı bir heykeltıraş gibi hayatının en büyük şanslerini ortaya çıkarmak için sadece elleriyle değil kalbiyle de yontmaya çalıştı.
Herkes ona bu yolda hayır dedi ama o hayır cevabını aldıkça evet demeye devam etti.
Çünkü o biliyordu ki hayallere ancak onlar uğruna savaşanların olur.
Kendi yıldızınızı yaratın, parlayacak kimse yoksa parlayan siz olun diyerek yoluna devam etti.
Tam ismiyle Michael Sylvester Gardanzio Stallone, nağım diğer Rocky ya da Rambo.
Temmuz 1946'da New York'ta dünyaya geliyor.
Annesi Rus asılı bir Fransız Jacqueline Jackie Stallone, babası da Frank Stallone.
Şimdi öncelikle çocukluğundan bir başlayalım.
Babası berber arkadaşlar.
Böyle her zaman gömlek kravatla gezen, çok aksi, sinirli, öfkeli bir adammış.
Asla hiçbir şekilde böyle ona ters bir cevap verilmesine, en ufak bir hakarete katlanamazmış.
Hemen tepkisini gösterirmiş.
Çok öfkeli bir babaymış yani.
Annesi de çok ilgili bir anne değilmiş.
Evlenmeden önce dansçılık yapıyormuş.
Sonrasında sinema salonlarına sigara satmaya başlamış.
Daha sonra babasının mesleği berberlikten...
Kuaförle kayınca orada kadınlara kuaförle ilgili birkaç ürün satmaya devam ederek satış işi yapmış.
İkisi de inanılmaz derecede ilgisiz bir anne baba.
Kendileriyle o kadar çok meşgullermiş ki.
Sylvester Stallone'nin ve kardeşinin herhangi bir şekilde hiçbir şeyle ilgilenmemişler.
İki kardeşler bu arada.
Annesiyle pek yakın ilişkileri yok.
Hiçbir zaman da olmamış.
Zaten ilerleyen dakikalarda da anlatacağım.
Boşandıklarında o babasıyla kalıyor.
İlginç olan şey arkadaşlar annesiyle en bariz bir şekilde hatırladığı ne biliyor musunuz?
Annesinin hiçbir zaman bozulmayan, uzun, manikürlü, hiçbir zaman kırılmayan ojeli tırnakları.
Bakıma çok önem verilmiş annesi.
Şimdi Selena neden annesinin bu tırnaklarını hatırlıyor?
Ki kardeşi de aynı şekilde.
Çünkü annesi bunları sürekli azarlarmış.
İşte yapmayın etmeyin oturun vesaire gibi bu tarza sürekli kızarmış.
Ve o kızdığı anlarda tırnaklarına böyle bunları tişörtlerinden çekiştirirken hep omuzlarına geçirirmiş.
Adam 78 yaşında hala bu acıyı hatırlayabiliyor.
Zaten annesi de çocuk sahibi olmayı hiçbir zaman istememiş.
Babasının zoruyla hamile kalmış.
Ailede artık anne ve babanın kavgaları o kadar şiddetli.
Bu arada arkadaşlar...
Kendisinin bir lakabı var isimlerinin kısaltması Sly.
Herkes ona Sly diyor yani herkes dediğim en yakınları, arkadaşları, çevresi.
Ben de izninizle podcaste Sly olarak devam etmek istiyorum.
Ailesinin bu ilgisizliği karşısında Sly çok zor günler geçiriyor tabii ki.
Çünkü o... Özellikle de babasına çok düşkün, babasını çok seviyor ve onlardan hep ilgi bekliyor.
Ve onu gören her yakını çocuk pansiyonlarında kalırken ya senin bu halinle üstün başın çok kötü, ne kadar ilgisiz kalmışsın diyor.
Ve o... O gün duyduğu bu ilgisiz kelimesine takılıyor arkadaşlar.
Hayatı boyunca ilgi görmek için sürekli hayatını şekillendirmeye başlıyor.
Rocky'e efsane sahnelerinden bir tane bir sahne vardı.
Ünlü repliği. Eğer izlediyseniz biliyorsunuzdur mutlaka.
Sen, ben, hiç kimse hayat kadar acıtamaz.
Ama hayat ne kadar ağır darbe aldığınla ilgili değil.
Darbeleri nasıl aldığın ve ilerlemeye nasıl devam ettiğinle ilgilidir.
Ne kadar çok darbe alabilir ve ilerlemeye...
Ne kadar devam edebilirsin?
İşte bu filmdeki repliği tam da onun hayatına, bakış açısına anlatıyor.
Zaten özellikle Rocky senaryosunu yazarken kendi hikayesini yazmamış ama kendi karakterinin bir hikayesini yazmış aslında.
Sly bu ailesinin bu tepkilerine karşı yani bu ilgisizliğine karşı bir şekilde onların ilgisini çekmek istiyor.
Ve ne yapıyor arkadaşlar? Ne yapar bir çocuk sizce?
Ben bir anne olarak söylüyorum.
Benim çocuğum ilgi çekmek istediği zaman anında ben neyi yapmamasını istiyorsam, neye izin vermiyorsam onu yapmaya başlar benim ilgimi çekmek için.
Sly de aynen o şekilde yapmış.
Okulda düzen bozan çocuk olmuş ve bir sene içerisinde tam 13 kere okul değiştirmiş.
Neden bunu yapıyor? Çünkü okulda birisiyle kavga ettiği zaman, düzeni bozduğu zaman ne oluyor?
Hemen müdür ya da öğretmen veliyi okula çağırıyor.
Okula gelen veli de ne oluyor?
Çocuğuyla ilgileniyor. Onu alıyor başka okula götürüyor vs.
derken o uzun bir süre ailesinin bu şekilde ilgisini çekmeye çalışmış.
Ama nafile tabii ki.
Bu okul değişikliklerinin arasında kardeşiyle beraber bir şey keşfediyor.
Neyi keşfediyorlar?
Sinemayı keşfediyorlar arkadaşlar.
Yine bir kaos, yine bir aile travması.
Bundan kaçış için izlenen yolun onun hayat yolu olacak olması.
Yani onlar sinema izledikleri zaman kardeşiyle beraber gerçek hayatlarından...
O sinemanın içerisine girdiklerinde mutlu olduklarını keşfetmişler ve sinemaya vermişler kendilerini.
Bir şekilde sinema filmlerini ücretsiz olarak izlemeye devam etmişler.
Bu arada çocukluğundan bahsederken o hız kısmındaki farklılığı da anlatmak istiyorum arkadaşlar.
Annesi 9 aylık hamile, karnı burnunda yine bir yerlere gidiyor.
Otobüste olduğu sırada doğumu başlıyor.
Uzun süre otobüstekiler bu kadının orada böyle çırpınmasını izliyorlar çok enteresan bir şekilde.
Neyse içlerinden bir tane adam çıkıyor.
Sen diyor doğum yapıyorsun galiba.
Gel seni hastaneye götüreyim.
Acil servise götürüyorlar.
Ve doğum sırasında o kadar zorlu geçiyor ki ve geciktiklerinden dolayı erken müdahale edilemediği dolayı ağzındaki o sıkıntı oluşuveriyor.
Yani genelde sonradan sanki yüz felce geçirmiş de işte sılayın suratındaki o sıkıntı ağzındaki o sıkıntı olmuş olarak bilinir.
Ama o şekilde değil. Doğum sırasında olmuş bu arkadaşlar.
Yani aslında bu kötü görünen kusur olarak görünen bu Özellikle ileride oynayacağı roller için o sert karakter görüntüsü içinde ne kadar yardımcı oldu değil mi?
Yani bakın bunların hepsi aslında başarısı için hayali için bir sebepti yani bir gereçti.
Sonra bu kardeşi ile sinemaya olan ilgileri artmaya başlıyor.
Başlarda yaşadıkları hayattan bir kaçış yolu olarak görmüşlerdi sinemayı ama sonradan o dünyada gerçekten yaşamak istiyorlar.
İşte diyor Sly benim yaşamak istediğim dünya bu.
Film kahramanlarını tapmaya başlıyor.
İnsanları kurtaran ulvi bir insan olarak görüyor o kahramanları ve sürekli...
Ayna karşısına geçerek izlediği filmlerdeki kahramanların replikleriyle beraber onları taklit etmeye başlıyor.
Yani adam daha bu yaşında ne istediğini buldu, kararını verdi.
Ve diyor ki kendi kendine benim çocukluğum çok zor geçiyor.
Ben ilgisizim, sevgisizim.
Bu yüzden o kahramanlardan olmak istiyorum.
Yani açık bir şekilde buna kendine inandırıyor.
Ve ben... Açık kalan o tarafımı bu şekilde doldurabilirim diyor.
Herkül filmini izliyor.
Baş role bayılıyor tabii ki bir erkek olarak.
İşte yakışıklı, vücudu yapılıp insanlara iyilikler yapıyor bu diyor.
Benim yolum bu kahraman.
Çünkü yolun sonunda öyküneceğim bir rol model bulmuştum diyor.
İşte hayatındaki eksik kısmı buldu.
O babasına benzemeye seçebilirdi aslında ama psikolojide de hatta rol model olarak genelde erkek çocuklara babalarını seçerler.
Ama o onu seçmedi. Gerçekten ne istediğini bilen insanlar ve bunu tutku haline getirip yaşamını bunu adayan insanlar hep başarılı oluyorlar farkında mısınız?
O da doğruyu seçti ve inandığı yolda ilerlemeye devam etti.
Evet inanmak, evet pes etmemek, evet hep çalışmak doğru ama Sly işin en başında bulması gereken şeyi buluyor.
Gerçekten istediği şeyin ne olduğunu.
Yarım bıraktığımız işlerimiz, başaramadıklarımız, belki de istediğimizi sandığımız ama gerçekten istediğimiz şeyler değildir arkadaşlar.
Başarısız olduğumuz alanlara bir de aslında bu uçtan bakabiliriz.
Herkül'ü kendisine rol model olarak aldıktan sonra kendi kendine diyor ki bunu gerçekleştirmek benim kaderim.
Ben bu zamana kadar bundan iyi bir manifest cümlesi duymadım.
Çünkü kader yazılmıştır.
Kader yaşanmış ve bitmiştir.
Kader neyse o yaşanır.
Kaçış yoktur. Bunu gerçekleştirmek benim kaderim.
Çok güzel bir cümle bence.
Sonra annesiyle babası şiddetle geçimsizlikten dolayı beklendiği üzere boşanıyorlar.
Kardeşi annesiyle gidiyor.
Sly da babasıyla gidiyor.
Maryland'e gidiyor. Biliyorsunuz Amerika'da o zamanlar çok kırsal bir yer.
Yakınlarında babasıyla yaşadığı evlerin yakınlarında başka hiçbir ev yok.
Çiftlik evindeler sadece atlar var.
Babası o zamanlar atlara ilgi duymaya başlıyor.
Böyle işte kör topal sağlığı iyi olmayan atlar 20-25 dolara satın almaya başlıyor ve polo oynamaya başlıyor.
Sly da babasından dolayı polo öğrenmek istiyor.
Ve o kadar başarılı oluyor ki bunda 13 yaşına geldiğinde dereceler bile alıyor.
Ama nedense babasında bir gariplik var arkadaşlar.
Sly'in almış olduğu bu derecelerden pek fazla hoşlanmıyor.
Sly bir gün polo maçını oynarken babası ona tribünlerden bağırmaya başlıyor.
İşte şöyle yap böyle yap diye sürekli müdahale ediyor.
O da babasına diyor ki ben ne yaptığımı biliyorum sorun yok diyor.
Karşılık veriyor. Babası onun bu cevabını aldığında çirbilinerden atladığı gibi Sly'ın yanına gidiyor.
Boğazından tutuyor onu attan yere düşüyor.
Ve atını alıp oradan uzaklaşıyor arkadaşlar.
Sly da yerde çamurların içinde sadece arkasından bakarak kalakalıyor.
Ve babasından sürekli dayak yermiş.
Ben bunu yani Sılay'ın belgesellerini izlediğimde adam bunu söylerken dayak yediğini yutkunuyordu.
Ve şöyle bir cümle kullandı.
O kadar çok dayak yemiş ki yani artık fiziki olarak hissetmeyi geçmiş dayak yemekten.
Çünkü farklı şiddetlere de başvurmuş.
Sanırım bunun çok detayına girmiyor ama başka şiddet yöntemleri kullanmış sanırım.
Yani o yaştaki bir çocuk düşünün bu kadar çok dayak yiyor ama kendi kendine ne demiş biliyor musunuz?
Kırılmayacağım demiş. Babam bana ne yaparsa yapsın kırılmayacağım.
Eğer kırılırsam her şeyin benim için biteceğini...
Yani fiziksel acısını aşan bir çocuk alttan psikolojik savaş vermeye çalışıyor.
Hayattan kopmamak istiyor çünkü.
Babası nedense onun başarısına kıskanıyor.
Ya düşünebiliyor musunuz babanızın sizi kıskandığını?
Çok enteresan. Ve iyi bir yerde olmasını istemiyor.
Sonra bunu belki düzelir diye hani bu düzensiz okullarından vesaire dolayı askeri okula veriyor.
Ama o kadar ters bir yer ki Sly için ya.
O çünkü kafasına buyruk biraz da serseri bir çocuk olduğu için orada bir ay bile kalamıyor.
Sonra farklı bir mahalle okuluna gidiyor.
Orada daha çok asi çocukların olduğu bir okul.
Ve nihayet orada okumaya devam ediyor.
Okuyabiliyor ve oradan mezun oluyor.
Sonrasında üniversiteye başlıyor.
Burada oyunculuk konusunda ciddileşmeye başlıyor arkadaşlar bir şekilde ve tiyatro seçmelerine katılıyor ve seçmeleri enteresan bir şekilde kazanıyor.
Sahnedeyken fark ettiği bir şey var.
Diyor ki inanılmaz rahattım, hiç gergin değildim ve çok kolay yaptığımı fark ettim.
Ve bu onun çok hoşuna gidiyor.
Çünkü zaten istediği bir şeydi, inandığı bir şeydi ve bunu da kolay bir şekilde yapabildiğini görünce ben buna devam edeceğim dedi.
Seçildiği tiyatro gösteresinde gösteri yaptıklarının sırasında onları izleyenler arasında birisi var.
Harvard Üniversitesi'nden çok ünlü bir profesör.
Sıla'yı izliyor. Oyun bitiyor.
Oyun sonunda enteresan bir şekilde Sıla'nın yanına gidiyor ve ona diyor ki oyunculuğu kariyer olarak düşün.
Senin içinde gerçekten harika bir oyuncu var diyor.
Yani bakar mısınız o gün bir profesörün orada olması, onu izliyor olması Sıla'yın Kaderini, hayatını tamamen değiştirdi.
Yani Sly duymak istediği şeyi daha en başından duydu.
Halbuki profesör sadece iki cümle kurdu.
Sly bu olay için şöyle diyor arkadaşlar.
O an hayatımın akışını değiştiren andır.
Üniversite sonrası oyunculuk kariyeri için tekrar New York'a dönüyor.
Bu arada çok fazla gaza geliyor galiba ya da düzen adamı olmadığı için bilemiyorum o da tam bilmiyor.
Üniversiteyi yarım bırakıyor arkadaşlar ve oyunculuk kariyeri için New York'a gidiyor.
Yani kendi yolunu bulmaya adıyor kendisini.
Her şeyi arkaya bırakıyor ama New York'a bir gidiyor her şey düşündüğü kadar kolay değil.
İnanılmaz kalabalık bir şehir.
Tanıdıkları neredeyse yok.
Yani görüyor ki yolu çok uzun, parası yok, sokaklarda yatıyor, otobüslerde yatıyor, kütüphanelerde, terminallerde yatıyor, soğuklarda dışarılarda kalmak zorunda kalıyor, sürekli ajanslara gidiyor, fotoğraf
vermeye çalışıyor. Hatta şöyle bir anısı var, fotoğrafları eline alıyor, ajans çalışana veriyor, ajans çalışana ona geri veriyor.
O veriyor, o geri alıyor, o veriyor, o geri alıyor.
Bir şekilde fotoğraflarını kabul ettiriyor.
Böyle böyle küçük küçük rollerde...
Oynamaya başlıyor. Ama hep figüran olarak tabii ki.
Figüran olmadığı zamanlarda da set arkasında ışıkçılık, malzemecilik vs.
yapmaya başlıyor. Bu arada arkadaşlar bu dönemlerde soft porno bir filminde oynuyor.
Sadece bir kere oynamış ama ve ona genelde fiziği iyi olduğu için yarı çıplak roller hep sürekli veriyorlar ve o artık bir çöküşe geçmeye başlıyor.
Çünkü parasız, çok kötü durumda ne yapacağını bilmiyor ve artık kendi değişiyle kendisini tüketmeye başlıyor.
İzole oluyor ve istediklerini elde edemediği için diyor ki benim senaryo yazmam lazım.
Çünkü ona kimse bir rol vermiyor.
Sürekli küçük rollerde.
Sinema salonlarında yer gösterici olarak iş buluyor.
Bence bu yaptığı en büyük hamlelerden birisiydi.
Getirisi var. Çünkü nasıl bir getirisi var?
E sinema salonlarında çalıştığı için bütün filmleri ücretsiz olarak izleyebiliyor.
Onun için filmleri izlemek çünkü çok önemli.
Çünkü parası da yok. Bir şekilde bedava izlemek zorunda.
Sonra kafasında ufaktan bir senaryo belirlemeye başlıyor.
Ve bu filmleri izleyerek de kendi senaryosuna uydurmaya çalışıyor.
Sly ve kardeşi bu arada arkadaşlar çok yakın arkadaşlar.
Hiç birbirlerinden korkmamışlar.
Haftanın 3 günü...
Bir araya geliyorlar.
Cuma, cumartesi, pazar günleri ve sadece kendilerini yazmaya veriyorlar.
En ucuzundan bir şişe şarap alıyorlar ve başlıyorlar senaryolarını yazmaya.
Ve arkadaşlar şöyle bir durum var.
Hani ne kadar az paraları olsa da sonuçta iki tane bekar erkek New York'ta yaşıyorlar.
Yani bir şekilde bir gece kulübüne bir bara gitmiş olmalılar.
Hani iki kuruş para alsalar bile giderler diye düşünüyor insan ama onlar bir kere bile gitmemişler.
Bir kere bile. Her boşluklarında kendilerini tamamen bu senaryoya vermişler.
Sly diyor ki, zihnimizde hiçbir şekilde başarısız olma fikri yoktu.
Bir kere bile ya başaramazsak demedik.
Söz konusu bile olmamış.
Azimliler, kararlılar ve konseptlerine çok bağlılar.
Ve şöyle bir şey fark ediyorlar.
Etraflarına bakıyorlar kardeşiyle beraber.
Diyorlar ki biz bu dünyaya ait değiliz.
Bir şeyler yapmamız lazım.
Kendi kaderimizi kendimiz çizmeliyiz diyorlar.
Bu yüzden... Atlar isimli ilk filmlerini yapmaya başlıyorlar.
Çok komik arkadaşlar. Bakarsınız internette var sanırım.
Bir kovboy, bir tane kızıldereli öldükten 100 yıl sonra mezarlarından çıkıyorlar.
silah buluyorlar işte ucuz bir silah sonra hurda bir araba buluyorlar filmi çekerken böyle boş kırsal bir alana gidiyorlar arabayı yakıyorlar işte silahla birbirlerine vuruyorlar ve bu arada oyuncu olmadığı için başka babalarını
da oynatıyorlar babaları da komiser oluyor işte bu ikisini yakalıyor bu ikisini öldürmeye çalışıyor çok değişik bir film çekiyorlar ama film sessiz arkadaşlar 1971 yılında paraları yetmediği için sessiz
film çekiyorlar ama bu film onları için o kadar önemli ki onlar çünkü o filmi yapar Paramız az olsa bile biz hayal gücümüzle ve bu şartlarda neler yapabilirize baktılar ve bir şeyler ortaya çıkarabildiklerini
gördüler. Ve ayrıca o filmi çekene kadar Sly çok fazla reddedildi değil mi?
Hep figüren rolleri verildi ona.
Reddedilmenin onu cesaretlendiren şey olduğunu söylüyor.
Meydan okuyor ve yapıyor.
Yani yıkılmadan ya da ertelemeden.
Sürekli kendi kendine de konuşuyormuş bu arada biliyor musunuz?
Bir önceki podcastımda da anlatmıştım dinleyenleriniz biliyor.
Onu her reddettiklerinde...
Şöyle bir cümlesi var. Diyor ki seni onların değerlendirmesine kabul mü edeceksin yoksa kendini sen mi değerlendireceksin?
Çoğumuzun yapamadığı şey bu ya değil mi?
Sürekli birilerinin bizi değerlendirmesine, birilerinin yaptıklarımızı puanlamasına, değer biçmesine gerçekten sebep veriyoruz.
Yani onlara bu imkanı veriyoruz.
Sınırlarımızı belirleyemiyoruz.
Ama bu o imkanı hiç vermemiş.
Yani ona hayır dedikçe o...
Evet demiş ya ben yaptığım şeyden eminim.
Şimdi oyuncu olmak isteyen birisi var.
Uzun bir süre geçti.
Çok oyuncu olmak istiyor ama kimse ona doğru düzgün rol vermiyor.
Senaryo yazıyordu zaten ve diyor ki ben bu senaryoyu hayata geçireceğim.
Yani şöyle düşünün.
Bence şöyle bir durum bu.
Bir yola gideceksiniz.
Üç tane geçit var.
Ama üçünde de sizin geçmenize izin vermiyorlar.
Ve elinize kazma küreği aldığınız gibi başlıyorsunuz dağları delip yolları açmaya.
Sly her zaman kendi yolunda gidecek bir adam olmuş.
Yol yoksa da o yolu kendi yaratmış.
Kendini yine o yaratmış arkadaşlar.
Ve bir şekilde ilk fark edilen filminde oynamaya başlıyor.
The Lord of Flatbush.
Filmde görünür bir rol alıyor, başrolün yanında bir arkadaş ama nasıl bir görünürlük kazanıyor biliyor musunuz?
Sly'in en iyi yaptığı şey arkadaşlar rollerinde senaryoda olmayan spontane replikler geliştirmesi ve o role ait bir şeyler katması.
Diyaloglar konusunda da çok iyi.
Evet diyor ben bu küçük role bunları katarak...
Kendimi biraz gösterebilirim.
Ve bunu gören yönetmenler de şaşırıyor.
Devam etmesini istiyor.
Ve bu film de biraz görünür hale geliyor.
Ama maalesef o orada kalıveriyor.
Sonra diyor ki evet ben kendi kalemimle kendimi ünlü bir oyuncu yapabilirim.
Bu senaryoyu kendim için yazacağım diyor.
Yani yine kendi yolunu kendi açmaya çalışıyor.
Senaryoları üzerine daha çok yazmaya başlıyor.
Daha çok gidiyor. Artık tamamen...
Ona hitap etmeye başlıyor.
Öyle bir parasız kalıyor ki arkadaşlar artık böyle senaryo yazmak için kalem kağıt bile bulamayacak bir döneme denk geliyor.
Kalmış olduğu odanın bir duvarını baştan aşağı simsiyaha boğuyor.
Eline bir tebeşir alıyor ve senaryolarını unutmamak için oralara yazmaya başlıyor.
Bakın öylesi bir yoklukta yani.
Yani Edison bile bir şeyleri bulmaya çalışırken adamın bütün malzemeleri belki var da öyle böyle ama bu adamın yazacak kalem kağıdı bile yok.
Duvara yazıyor tebeşirle.
Ve ne bir belgeselinde ne bir röportajında bahsetmediği onu çok üzen hiçbir zaman hatırlamak istemediği bir olay var.
Asla bahsetmiyor bundan.
O kadar çok parasız kalıyor ki çok çok sevdiği bir köpeği var.
Çok büyük bir köpeği. Onu tam 25 dolara satmak zorunda kalıyor.
Ama köpeği bırakırken diyor ki dostum başarılı olacağım ve senin için...
geri döneceğim. Ve senaryosunu bitirmek üzereyken cesaret geliyor ve Hollywood'a gitmeye başlıyor.
New York'tan Hollywood'a geçiyor.
Çünkü olmuyor yani. Rolleri alamıyor.
İnanılmaz parasız kaldı.
Ben diyor bir şekilde Hollywood'a gideceğim.
Hollywood'dayken senaryomu bitireceğim ve bunu İnsanlara göstereceğim, başarılı olacağım diyor.
En son oynadığı flat başta kazandığı parayla beraber yine kendisine bir tane oda tutuyor.
Odada orada bir tane arkadaşından yardım istiyor.
Arkadaşı geliyor, işte Sly söylüyor senaryoyu.
O da yazıyor, o söylüyor, o da yazıyor.
Rocky'i yazmaya başlıyor.
Rocky'i yazarken arkadaşlar...
Rocky herkesi döven çok kabasaba bir adam.
Sürekli birilerini dövüyor. Sürekli birilerini işte öldürmeye çalışıyor.
Serserinin teki. Arkadaşı yazarken birden ağlamaya başlıyor.
Rocky'den nefret ediyorum. Sürekli birilerini dövüyor.
Çok kalpsiz diye. Sonra Sly'ın aklına arkadaşının bu yaptığından dolayı bir şey geliyor.
Diyor ki Ya yapmak istediğini yapmazsa, ya yapabileceğini yapmazsa diyor ve işin içine duygusallığı katıyor.
İzlediği filmleri, yaşadığı olayları, hepsini karıştırıyor.
Çok harika bir miks ortaya çıkıyor.
Cebinde 106 doları var ve kirası 300 dolar.
Winnie diyor, bekleyen bir musibet var.
Bir an önce senaryoyu bitirmem lazım.
Para yok! 3 günde bitiriyor arkadaşlar bu senaryoyu.
Sürekli senaryonun başına dönüyor.
Sürekli okuyor, sürekli okuyor.
Böyle minik minik hataları görüyor ama onları nedense bırakıyor.
Çünkü spontane olarak rollerde düzelteceğini bildiği için onları hiçbir şekilde ellemiyor.
Ve bunu senaristlere göstermeye başlıyor.
Birkaç tane senarist bunu beğeniyor.
Tamam diyorlar, evet yapabiliriz.
Biz satın alalım senaryonu diyorlar.
Senaristler de yapımcılara gösteriyorlar.
Yapımcılar başrolde Ryan O'Neill'ın ya da Burt Reynolds'ın oynamasını istiyorlar.
O dönemin en iyi isimlerinden bu arada.
Ama Sly de onlara diyor ki hayır Rocky'i ben kendim için yazıyorum.
Ve bunu duyan yapımcılar, senaristler diyorlar ki sen kafayı yedin galiba.
Sen kesinlikle Rocky'i oynayamazsın.
İmkansız. Yani senin görüntün uygun değil.
Senin aksanın uygun değil.
Senin tipin uygun değil.
Adama bu şekilde hayır hayır diyorlar sürekli.
Onu ikna etmeye çalışıyorlar.
Bak diyorlar senaryon hani öyle böyle güzel.
Bırak biz işte bu dönemin iyi oyuncularını seçelim.
Oyunculuğun da çok iyi değil zaten diye sürekli bunu ikna etmeye çalışıyorlar.
O kabul etmiyor. Adamın düşünü...
Cebinde sadece 106 doları var.
Adam aç aç. Adam aç yani.
Filmi 500 bin dolara kadar çıkartıyorlar arkadaşlar.
Hayır diyor satmayacağım.
Ve şöyle söylüyor Sly.
Ben diyor filmi eğer 500 bin dolara satmış olsaydım.
O para gittikten sonra filmimi sattığım için çok acı çekecektim.
Ve bunu biliyordum. O yüzden satmadım.
Ve Sly kendisine o dönemlerde yani acaba senaryomu satsam mı satmasam mı diye düşünürken kendisine şöyle soruyor.
Hangisi daha sağlıklı?
Yanılsama içinde olup hala harika olabileceğinize dair bir umut işine sahip olmak mı?
Yoksa gerçekten harika olma fırsatınız varken bunu mahvetmek ve başarısız olduğunuzu fark etmek mi?
Bence en kolay yolu yanılsama içinde yaşayıp biliyor musun eğer şansım olsaydı hepsini yenerdim demek.
Ve diyor ki Sly hayır raki benim hiçbirinize bu senaryoyu vermiyorum.
Ve yapım şirkete de diyor ki tamam vermiyor musun?
O zaman filmin bütçesini yarı yarıya düşürüyorum.
Senaristlere de dönüp diyor ki yapımcılar eğer film başarısız olursa zararını siz ödersiniz.
Ve bu şekilde büyük riskler içerisinde Rocky filmi çekilmeye başlanıyor.
Şimdi bir efsanenin doğuşuna şahit olduk değil mi?
Her efsane bir tutkunun aleviyle başlıyor.
Onun çocukluğundan gelen bir tutkusuyla başladı.
Gözlerinizi kapatın ve bir an için düşünün.
Hayallerinizin peşinden giderken karşınıza çıkan sayısız engele duyduğunuz her reddi, her imkansızı.
Şimdi o anlarınızın içine girin.
Sylvester Stallone için bu anlar sadece hayatını değil bir sinema tarihini de değiştiren Rocky efsanesinin doğduğu anlar oldu.
Kendi hayallerinizle karşılaştırın.
Size hayır dediklerinde bu şekilde inat etmeyi başarabildiniz mi?
Başaramadıysanız eğer şu anda hangi durumdasınız acaba?
Ya da başarsaydınız hangi durumda olurdunuz?
Ve film kadrosunu oluşturmaya başlıyorlar.
Sly'ın filmde oynamasını istediği bütün oyuncular çekimlerden çok kısa bir süre önce devre dışı kalıyorlar arkadaşlar.
Sly tabii düşüyor, morali bozuluyor.
Ve sonra kendi kendine diyor ki ya ben buraya kadar bu şekilde geldim.
Bence bu ilahi bir müdahale.
Bu şekilde düşünmeye başlıyor.
Elinde olmayan sebeplerle o oyuncuların filmde oynamaların bizim bildiğimiz Rocky filmini doğuruyor arkadaşlar.
Çünkü belki de bu şekilde onun istediği oyuncular oynasaydı bu kadar başarılı olmayacaktı değil mi?
Tıpkı Adrian'ın rolünü oynaması gibi.
Şimdi Adrian rolü için birisini arıyor Sly.
Ama bir türlü istediğini bulamıyor.
Seçmelerdeyken o arada odaya Talia geliyor.
Adrian'ı oynayan kadın.
Son dakikalara gelmiş artık yani artık sevgiliyi oynayacak bir kadın oyuncu bulunuyor yani seçilmesi gerekiyor.
Sly o anı şöyle anlatıyor.
Talya odaya girdiğinde onunla beraber bembeyaz bir ışık odaya girdi.
Ayağa kalkıyor Sly.
Talya'ya bakıyor. Tamam diyor.
Sen Adrian'sın.
Onun o yüzündeki saflık sadelik çok hoşuna gidiyor.
Tabi Talya şaşırıyor hani okuma vesaire yapmayacak mıyız?
Hayır diyor okuma yapmana gerek yok.
Sen... Ve onu seçiyor.
Ve çok enteresandır arkadaşlar.
Hepimiz başta da söyledim.
Rocky'e işte boks filmi diyoruz.
Hani motivasyon filmi vesaire diyoruz ama Sly bu film için aşk filmi diyor.
Rocky'deki en efsane sahnelerden yani Adrienne'ın ve Rocky'nin birbirine olan aşkının içimize işlediği bir sahne var.
Buz pateni sahnesi. Hatırladınız mı o sahneyi?
İzlemeyenleriniz varsa hemen gidin izleyin.
Bu kadar çok isterdim ki o filmi izlememiş olmayı, o sahneyi görmemiş ve tekrardan en baştan izlemeyi.
Aslında orada buz pateni yaparken kalabalık bir 300 kişiyle beraber yapacaklar.
Ama o 300 kişi gelmiyor arkadaşlar.
Figüranlar gelmiyor. Ve yine Sly diyor ki bu da bir ilahi müdahale.
Demek ki bizim bunu yalnız sadece ikimizin çekmesi lazım diyor.
Ve onlar sadece yalnız oldukları için o kadar güzel diyaloglar gelişiyor ki, kırılganlık, ana açlık, dönüşüm hepsini bize hissettiriyorlar.
Yani bunlar Rocky'nin sevilme sebepleri.
Gerçekten bazı olaylarda, yani bazı olumsuzluklarda, bazı kriz anlarında bu şekilde olumlu yönlerini görebiliriz.
İşte Sly'ın da yaptığı en önemli şeylerden birisi bu.
Olumsuzlukları hep kendisine çevirmiş.
Yani hep kendisi bu kriz anlarını doğru bir şekilde yönetebilmiş.
Ve bize... serseri bir boksörü, saf temiz anaç bir kızın çok güzel yaşadığı aşkın başlangıcını orada göstermeye başladı ve bunu yaptı.
Oradaki repliklerini hatırlıyor musunuz?
Vücudun işe yaramıyor, zekanı geliştir diyen bir anne, zekan işe yaramıyor, vücudunu geliştir diyen iki farklı anne babanın iki zıt öğütlerle birbirlerini tamamlamalarını çalışıyordu
orada. Bu sahneleri bir de bunu bilerek izleyin arkadaşlar.
Aslında o boks hocasıyla kavga ettiği, bağırıştığı, tartıştığı sahneler var ya onlar hep spontane.
O arada Sly hep senaryonun dışına çıkıp böyle bağırı çağırı babasına söylemek istediklerini söylemiş.
Ve arkadaşlar Rocky'nin çekimleri bitiyor.
Artık hazır. Hemen bir öngösterim yapılıyor.
İşte yapımcılar geliyor, senaristler geliyor, oyuncular geliyor.
İşte birkaç tane de bir kişi dışarıdan işte davetli falan filan işte seçiliyor öngösterimlere gidiyorlar.
Filmin ilk 20.
dakikasında arkadaşlar 4'te 3'ü gidiyor insanların.
Yapımcılar gidiyor, senaristler şaşırıyor, onlar da gidiyor.
Davetlilerden gidiyorlar.
Sılay da koltuğunda kayıp lanet olsun diyor.
İşte şimdi bittik. Yıkılıyor, bitiyor.
Daha sonra vizyon tarihini bekliyorlar.
Vizyon tarihi geliyor.
İşte ilk gösterim olacak.
Seyircilerle, normal seyircilerle beraber giriyorlar sinema salonuna.
Tabi Sly heyecandan ölecek kardeşi de aynı şekilde.
Çünkü bu film başarılı olmazsa ikinci bir şansım yoktu diyor.
O yüzden çok heyecanlı.
Ve Rocky Apollo'yu yere serdiğinde Bütün seyirciler ayağa kalkıp tezahüratlar içinde alkış.
Böyle kavga kıyamet arkadaşlar.
Çığlıklar, ağlamalarla beraber alkışlamaya başlıyorlar.
Herkes çıldırmış. O kadar çok böyle tezahürat olmuş ki dışarıdan duyuluyor mu sesi?
Evet aslında filmde Rocky kaybediyor ama Sly kazanıyor.
Gülü bir şey yaşıyorlar ve efsane doğuyor.
1976 yılının en büyük işe hasılatı yapan filmi oluyor.
En iyi film Oscar'ını alıyor.
200 milyon dolar kazanıyor sadece bu filmden.
Film sonrasında herkes aktörlüğüne, senaristliğine övgülerde bulunuyor.
Sen diyorlar çok farklısın, çok değişiksin, işte film şöyle, film böyle diye.
Düşünün daha birkaç ay önce onu oynatmamak için bir sürü paralar teklif etmişlerdi.
Ama o, o dönemin en iyi oyuncularından oluyor ve en iyi film olarak seçiliyor.
Yani düşünün adam daha ilk filmde Oscar'ı almış.
Sly dış görünüşü bakımından iyi bir oyuncuya benzemiyordu belki.
Bariz bir karizması da yoktu.
Ama o başka bir şey icat etti.
Kendi yazıp, kendi oynayan, kendi yöneten belki ilk kişi değildi ama bunu yapan ilk süperstardı.
8 tane film çekiyor biliyorsunuz Rocky 8 seri.
Anne ve babasından özellikle çok sevdiği babasından göremediği ilgiyi, sevgiyi, saygıyı yabancılardan görmek istedi ve bunun için aslında yaptı.
Seyirci tarafından kucaklandığını, sevildiğini hissetti, doyumu hissetti.
Çocukluk travmasını çok büyük bir başarıya dönüştürebildi.
Bu arada arkadaşlar köpeğin...
sattığı kişiden köpeğini geri alabilmiş.
Ama adam bundan tam 15 bin dolar almış.
Babasıyla ilgili de şöyle bir durum var arkadaşlar.
O babasından ne olursa olsun hiçbir zaman vazgeçmemiş.
Yani bunu 78 yaşında olduğu haliyle söylüyor.
Ben diyor babamdaki diyor sevgiyi hiçbir zaman diyor bitiremedim.
Onu diyor aslında hayatımda hep diyor geride bırakmak istedim.
Kenara koymak istedim.
Ona ilgi göstermemek, ona sevgi duymamak istedim.
Ama hiçbir zaman bunu başaramadım diyor.
Hayal kurmak aslında hepimizin, herkesin yapabileceği bir şey.
Ama hayalimizi gerçekleştirmek için mücadele etmek yalnızca cesur yüreklerin yapacağı bir şeydir bence.
Bu bölümün de sonuna geldik.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
