
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
İsteklerinize ulaşmak için büyük adımlara değil, beyninizin iki tarafını senkronize etmeye ihtiyacınız var.
Bu bölümde, dünyanın en ünlü beyin antrenörlerinin tavsiyeleriyle; sağ ve sol beynini birlikte nasıl çalıştırabileceğini anlattım.
Hayal kurmayı öğrenmek yetmez; onu planlamak da gerekir.
Sadece 5 dakikada zihninizi yeniden kodlamaya hazır mısınız?
---
Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün size bir farkındalıktan bahsedeceğim.
Belki de hayatınızı değiştirecek bir farkındalık bu.
Çünkü fark ettim ki istediğimiz şeylere bazen ulaşamıyoruz.
Çünkü beynimizin sadece bir tarafını çalıştırıyoruz.
Ya çok düşünüyoruz, analiz ediyoruz ama adım atmıyoruz.
Ya da hayal kuruyoruz, hissediyoruz ama plan yapmıyoruz.
Yani sol beynimizle hesap yaparken sağ beynimizin fısıltılarını duymazdan geliyoruz.
Veya tam tersi duygulara kapılıp gerçeği göremiyoruz.
Sadece sol beynimizi kullansaydık hep mantıklı hareket eder, riskleri büyütür, ihtimalleri küçültürdük.
Belki bir iş kurma hayalini sadece Excel tablosunda bırakır ya batarsam korkusuyla hiçbir adım atmazdık.
Ya da birine açılmak isterken ya da derse düşüncesiyle sessiz kalırdık.
Hayal kurmak lüks olurdu, tutkuya yer olmazdı.
Ama sadece sağ beyni kullansaydık hayal kurar, yaratır, hisseder ama plan yapmazdık.
İlham anlık olurdu ama adım gelmezdi.
Tıpkı bir sanatçının yüzlerce fikrinin defterde kalması gibi.
Ya da bir çocuğun uzaya çıkma hayalinin fizik dersinden sonra çürütülmesi gibi.
İşte tam bu yüzden bugün hem sağ hem sol beynimizi birlikte kullanırsak yani hayal edip planlarsak, hissedip adım atarsak işte o zaman fırsatlar görünür hale gelir.
Bunu anlatacağım. O zaman sezgilerle gelen fikir akılla harekete dönüşür.
Yani düşünün, sadece hissetmek değil, sadece analiz etmek de değil.
İkisini birleştirirsek önümüz açılır.
Bu konuda bize dünyaca ünlü beyin antrenörleri Dr.
Ryota Kawashima, Dr.
Michel Gonzalez ve Dr.
Funda Demirel'in beyin gücümüzü kullanarak isteklerimize, hedeflerimize, başarılara...
nasıl ulaşabileceğimize dair çalışmalarını ve görüşmelerini paylaşacağım.
Aynı zamanda arkadaşlar öğrenciyken okuduğum bir kitap var Ziya Baran'ın Başarıyı Keşfedin kitabı.
Ziya Baran'ı çok uzun süredir takip etmiyorum.
Bilmiyorum yani şu anda bir kitabı var mı diye.
Ama elime geçenlerde bu kitap geçti.
Tekrar okudum. Böyle hani necevu yaşadım, geçmişe geri döndüm böyle bir durum vardır ya.
Resmen onu yaşadım ben de.
O yüzden bu bilgileri tekrardan sizinle paylaşmak istedim.
Kitaptan da birçok bilgiye, birçok örneğe zaten...
O zaman hemen başlamak istiyorum.
1960'lı yıllarda Nobel ödülü Profesör Roger Sperry epilepsi hastalarını iyileştirmek için yollar arıyordu ve beyin üzerine çok derin araştırmalar yapmaya başladı.
Beynimiz o güne kadar zannedildiği gibi tek parça değil.
Sağ ve sol olarak iki bölümden oluşuyor dedi çalışmalarının sonunda.
Peki nedir sağ ve sol beyin?
Sol beyin... Mantık analitik düşünme, sayılar, ayrıntıya yönelik öğrenme, işte dili doğru kullanma gibi nesnel faaliyetleri gerçekleştiriyor.
Sağ beyin ise renkleri algılama, müziği hissetme, yaratıcılık, işte hayal gücü gibi faaliyetlerimizi gerçekleştiriyor dedi.
Ama zamanlı uzmanlar beynimizin ikiye bölünmüş bir beyin olarak değil de uyum içerisinde çalışan iki ayrı beyin olarak düşünmemiz gerektiğini söylediler.
Bunun üzerinde bir tane deney yaptılar.
Bir grup insana beyin dalgalarını ölçen özel başlıklar taktılar.
Ve bazı zihinsel işlevler yapmaları söylendi.
İşte zihninizde değişik sayıları toplayın dediler.
Farklı farklı renkleri, çeşitli renkleri ve bunların bir kutu olduğunu zihninizde düşünün, bunları üst üste koyun dedi.
Hayal kurun dendi. İşte bazı konularda mantık yürütmeleri istendi.
Ve onlar bu faaliyetleri yaparken beyinlerinin her iki yarısına gelen dalgaları Beynimizin sağ ve sol taraflarının bu farklı faaliyetleri alıp birleştirerek işlediğini
gördüler. Yani arkadaşlar bizler içinde bulunduğumuz çevre koşullarına göre Eğitim sürecimizde öğrendiklerimize, maddi, manevi yaşadıklarımıza göre beynimizin sadece sağ ya
da sadece sol tarafını geliştiriyoruz.
Diğer bölümü ihmal etmiş oluyoruz.
Bu yüzden sahip olduğumuz beyinden en yüksek verimi almak için her iki tarafını da beraber kullanıp geliştirmesi gerekiyor dediler.
Mesela sadece sağ ayağını ya da sadece sol ayağını kullanabilen bir futbolcuyla her iki ayağını da rahatlıkla kullanabilen bir futbolcu arasındaki farkı düşünün arkadaşlar.
Her iki ayağında kullanan ki futbolu bilenler biliyordur.
Sol ayağında özellikle kullanan daha verimli olur.
Daha iyi bir futbolcu olur değil mi?
Mesela ben hatırlıyorum Galatasaray'da hacı vardı.
Çocukluğumda Galatasaray maçlarını izleyerek geçirdim.
Yani çocukluğum bir kısmı böyle geçti diyebilirim.
Hatta dua falan ederdim Galatasaray'a.
Çünkü daha önceden söylemiştim sanırım.
Benim babam da eski bir futbolcudur.
Çok izlemişimdir futbolu.
Hacı'yı iyi biliyorum o yüzden.
Hacı her iki ayağını da çok rahat kullanırdı hatırlıyorum.
Yani Hacı iki ayağından da faydalanıyordu.
Performansını da bu yüzden ikiye katladı.
İşte bu yüzden beynimizin sağ ve sol taraflarını sürekli kullandığımız zaman yüksek bir performans sergileyebiliyoruz.
Hani başta da söyledim Roger Sperry diyor ya beynin sağ ve sol yarım küreleri birbirinden tamamen farklı işlevler yapar diye.
Bu iki tarafın beraber faaliyette bulunması için ikisinin de çalışması gerek arkadaşlar.
Birisi çalışıp bir yatınca olmamız gereken o kişi olamıyoruz işte.
Diyoruz ya potansiyelime nasıl ulaşabilirim?
İstediğim şeyler her şeyi denememem rağmen neden olmuyor diye.
Tek tarafından düşünüyoruz.
Ve düşüncelerimiz de eylemlere dönüşüyor.
Ama bizi ilan etmiyorlar.
Kaliforniya Üniversitesi'nden Prof.
Robert Orsham, beyninin her iki tarafında kullanan insanların zamanla genel yeteneklerinde çok büyük bir artış olduğunu göstermiş.
Hepimiz gittiğimiz okullarda, ilik okulda, ortaokullarda işte matematik öğrendik, mantık öğrendik, sürekli ezberler yaptık değil mi?
Eğitim sistemimiz zaten malum.
Sürekli yazdık sayfalarda ödevler vs.
Bunlar tabii ki kötü şeyler diyemeyiz.
Ama bir problem vardı arkadaşlar o da şuydu.
Bu faaliyetlerin hepsi beynimizin sol yarısıyla ilgili.
İşte mantık, matematik, yazmak dedik değil mi?
Sol taraf. Ve bizler yıllardır beynimizin sol yarısıyla ilgili faaliyetleri yönlendirdik.
Ve sağ yarısını hep ihmal ettik.
Resime, müziğe, mesela yeteneği olan çocuklar.
Ben hatırlıyorum. Çok iyi bir resim yapan arkadaşım vardı.
Hatta ismi Alper'di. Hatta ne yapıyor şu anda bilmiyorum.
Hayallerine de çok önem veren bir çocuktu.
Ama o çocuğu mesela hep genellikle boş işlerle uğraşan, işte öylesine zaman geçiren tip olarak görürlerdi.
Böyle hatta ben bir gün bir öğretmenin...
Aptal dediğini bile hatırlıyorum.
Ama çocuk bir Atatürk portreleri çizerdi.
Bir manzara resimleri.
Yani inanamazsınız böyle bir yetenek olamaz.
Ve onu öyle söyledikleri için o da sürekli derslerinden kötü notları alırdı.
Çalışmazdı. Yani o sol tarafını kullanmayı reddederdi.
Şimdi yani bugünkü bilimsel bulgular ne diyor?
O zamanki öğretmenlerin tersine.
Beynin sar tarafıyla ilgili faaliyetlere, işte müziğe, hayal gücüne yoğunlaşmış olanların da en az diğerleri kadar zeki olduğumu söylüyor.
diyorlar. Öğretmenlerin tam tersine.
Bakın bunlar yıllarca hepsi için demiyorum tabii ki.
En azından benim gördüklerim öyleydi.
Bunlar bu sarhoş çocukları yıllarca matematik yapmalısın şunu yapmalısın bunu yapmalısın diye direten insanlar.
Ve bugünkü bilim insanları da diyor ki hayır.
Hayal kuranda, resim yapanda, müziğe yeteneği olanda çok zekidir diyor.
Yani eskiden dedikleri gibi bu insanlar aslında daha doğrusu bu çocuklar boş işlerle uğraşmıyorlardı.
Bakın bu duruma en iyi örnek kişisi bence Einstein.
Yine Einstein okuldan matematikten kalmış ve aşırı şekilde hayaller kurduğu için neredeyse üniversiteden atılmak üzereymiş.
Ve o bu hayaliyle gidiyor izafiyet teorisini bir laboratuvarda değil yazın bir tepede uzanmış hayal kurarken buluyor.
Einstein bir taraftan beyninin sağ tarafını harekete geçirdi ve o sınır tanımadığı hayali alemin zenginliklerine daldı.
Diğer taraftan da beyninin sol tarafını devreye soktu değil mi?
Çünkü ne yapması lazımdı?
Hayal aleminin zenginliklerinde yakaladığı o pırıltıları Bir çerçeveye oturtması lazımdı.
Bunun için de matematiği ve fiziği kullandı.
Bakın mesela Kanuni Sultan Süleyman da çok güzel bir örnektir.
Üç kıtayı da içine alan büyük bir imparatorluğu yönetirken ki bunu kuracak askeri bir dahası vardı bence.
Diğer taraftan da şiirler yazıyordu değil mi?
Sanatçıları koruyup kolluyordu, destekliyordu.
Ülkenin birçok yerine sanat eserlerinin yapılmasını sağlıyordu.
Yani tam bir sanat adamıydı.
Yani hem sağ tarafını hem sol tarafını çalıştırıyordu.
Belki de bu yüzden. bir deha haline geldi.
Mesela Mimar Sinan.
Mimar Sinan da aynı şekilde.
Önce beyninin sağ tarafında yapacağı şaheserlerin görüntülerini hayal ediyordu.
Daha sonra da beyninin sol tarafını kullanarak en matematiksel hesaplamalara göre eserlerini inşa ediyordu.
Yani arkadaşlar beynimizin sağ ve sol taraflarıyla birlikte büyük bir potansiyele sahibiz.
Vücudumuzu kaslı hale getirmek için biz mesela ne yapıyoruz?
Eğer sen kas istiyorsun diyelim bir çalışma planı yapıyoruz değil mi?
Sürekli yapılan belli hareketler vardır.
Kasları geliştirmek için bir beslenme programı vesaire.
İşte beynimizdeki kaslar için de gelişmeleri için de bir programımız olmalı.
Ki bu şekilde istediklerimize ulaşabilelim.
Elde edelim onları.
Çünkü o zaman tam donanımlı kararlar verebiliyoruz.
Yaratıcı fikirleri bulup hayata geçirmek için bir eylemde bulunabiliyoruz.
Bakın kast demişken aklıma Arnıt Şumayzen Eger geldi.
Hepimiz biliyoruz onu değil mi?
Nam-ı diğer Terminatör.
Dünya standartlarının üzerinde bir vücuda sahipti.
Doğuştan mı böyleydi kastları peki?
Hayır. Hatta gençliğinde inanılmazca hızlı bir adammış.
Ne yaptı? Önce hayal kurdu.
Her gün her gün o hayal alemine daldı.
Ama sonra harekete geçti.
Beslenmesine dikkat etti.
Kasları için doğru bir çalışma programı, bir spor programını takip etti.
O aslında vücudundan herkesin imkansız gördüğü çok şeyi istedi.
Ama sonunda hayalini gerçekleştirebildi değil mi?
İşte siz de Arnold gibi beklentilerinizi yükseltip kendinize göre bir hedef belirleyebilir.
Hayallerinizden daha çok şey isteyip...
Burası çok önemli. Hayallerinizden, beyninizden daha çok şey isteyip hayallerinizi gerçekleştirebilirsiniz.
İstediğiniz şeylere hala ulaşamadıysanız, nasıl yapacağınızı hala bulmadıysanız, yani bana bir fikir lazım, işte ben ne yapsam da şuradan çıkayım, nasıl yapabilirim vs.
gibi beyin gücünüzü vücut kaslarınız gibi geliştirmeniz gerekiyor.
Yani onun için de size...
Bir program lazım. Bakın çoğumuz zeka ve iş yapabilme yeteneklerimizle ilgili çok büyük hatalar yapıyoruz.
Mesela birincisi kendi zekamızı ve yeteneklerimizi küçümsüyoruz.
İkincisi kendi dışımızdaki insanların zeka ve yeteneklerini gereğinden fazla abartıyoruz.
Beyin sporları alanında dünyaca ünlü olan Tony Booz'un yüzlerce daha iyi bütün yönleriyle inceliyor ve diyor ki biz Deha kıvılcımın görüşüne katılmıyoruz.
Yani biraz önce dedim ya bu zekamızı kabul etmiyoruz diye.
Ve devam ediyor. Dehanın temel doğası çekirdek halinde tüm insanlarda var.
Hepimizde var. Önemli olan bu dehanın, bu doğanın eğitilmesi ve yönlendirmesidir.
Elinizde doğuştan size bahşedilmiş bir aracınız olsun tamam mı?
Sıfır kilometre bir aracınız var.
Ama siz onunla sadece yakın mesafede yol gidiyorsunuz.
Kullansanız arabanızın tüm özelliklerini bilseniz açsanız dünyanın öbür ucuna kadar sizi götürebilecek güce sahip.
Ama kullanmıyorsunuz.
İşte beyni de böyle. Kullanmıyoruz.
Beyni kullanmıyoruz deyince hepimize böyle kendimde dahil etmiyoruz.
Beyinsiz deyince kendimize fark etmeden.
Arkadaşlar insan bir çekirdeğe benzer.
Nasıl ki o çekirdeğin içeriğinde ağaç olma ve meyve verme yeteneği bir program halinde vardır.
İşte o çekirdeği siz verimli bir toprağa ekerseniz, zamanında sulayıp itinayla bakımını yapıp zararlı otlardan korursanız o çekirdek ortaya çıkıp gelişir.
Büyüyüp ağaç olur ve meyve verir.
Ama o çekirdeği çorak bir araziye atarsanız ilgilenmezseniz kısa zamanda çürür ve hiçbir işe yaramaz.
Peki sağ ve sol beynimiz arasındaki farklar neler?
Biraz daha detaylandırmak istiyorum bunu.
Sol beynimiz denenmiş ve doğru olanı yapmayı sürdürmemizi, üzülmektense emin olmayı tercih etmemizi ve her adımda bastığımız yere dikkat etmemizi yeğleyen bir kapı nöbetçisi gibi arkadaşlar.
Bizi aşina motifler içinde tutmaya çalışıyor.
Yani bilinmeyeni denemekten korkutuyor.
Sağ beynimiz de tam tersine yaratıcı olan taraf.
Yeni olasılıkları açık.
Ne denli gerçek dışı, ne kadar saçma, ne kadar mantıktan uzak olsa yani aptalca, garip gibi görünse görünsün yap diyor.
Ele alınması zor ve çözülmez gibi görünen bir soruna karşılaştığımızda sol beyin bize diyor ki ya bunu yapamazsın.
Vazgeçsen daha iyi, risk alma diyor.
Ama sağ beyin de diyor ki ya evet bu çılgınca ama olsun ya sen yapabilirsin.
Böyle bir dürtüyle bize çözüm önerileri sunuyor.
Bu şekilde çalışıyor. Ve bizler çoğunlukla sol beynimizi kullanıyoruz.
Bu durum bizi hep hayatı zorlaştıran açılardan görmeye itiyor arkadaşlar.
Bakın bu çok önemli. Hayatı zorlaştıran açılardan görmeye itiyor.
Yapılması gereken sağ ve sol beyin arasındaki denge akılcı bir alışveriş.
Yani sağ beynimizi kullanmayı da öğrenmemiz lazım.
Peki sağ beynimizi kullanmak için ona kulak vermeyi nasıl başaracağız?
Sol beyni nötrize etmek için öncelikle arkadaşlar bu beyin antrenörleri de okuduğum kitapta diyor ki bütün olumsuz kelimeleri bu sözlüğünüzden yani akıl sözlüğünüzden silip
atın diyor. Yapamam, edemem, olmuyor, çok denedim, bekleyemem, başlayamam gibi kelimeleri tamamen aklınızdan çıkartmanız ve geçirmemeniz gerekiyor zihninizden.
Ve diğer bir önerileri de şu.
Bir hafta boyunca çalışmadan önce yaptığınız işle ilgili ya da işte diyelim ki yine bir markanız olsun, bir yaratıcı fikir istiyorsunuz, düşüneceksiniz, oturup çalışacaksınız.
Yani herhangi bir şekilde daha böyle mantıksal işler, maddi işler yapmadan önce bir hafta boyunca o işe başlamak...
4 dakika boyunca hayal kuruyorsunuz.
Çalışmaya başlamadan önce öğrenci de olabilirsiniz, öğretmen de olabilirsiniz.
Ne yapıyorsunuz işte? Başlamadan önce 7 gün boyunca sadece 4 dakika hayal kurun diyor.
Peki hayal kurmanın esrarı ne?
Bakın çalışmak yaptığımız işle alakalı.
Çalışmak nedir? Mantık işidir değil mi?
Ve bu durum bizim beynimizin sol tarafını harekete geçiriyor.
Ama siz çalışmadan önce yani sol beyni harekete geçirmeden önce hayal kurarsanız ne oluyor?
Beyninizin sağ tarafını devreye sokmuş oluyorsunuz.
Bu yüzden güzel bir hayalden sonra çalışmak beyninizin her iki tarafını birden kullanmayı sağlıyor.
Ve dolayısıyla da performansınız artıyor.
Daha güzel fikirler geliyor.
Daha kolay çalışıyorsunuz.
Bakın bu beyin antrenörleri...
Bir tanesi diyor ki beyninizi zorlayacak aktiviteler yapın.
Günlük olarak zihinsel egzersizler yapın diyor.
İşte bulmacalar çözün, yabancı dili öğrenmeye çalışın, matematiksel hesaplamalar yapın diyor.
Ya benim matematiğim kötü, sayılarla aram iyi değil.
Hayır diyor bunu kabul etmiyor kesinlikle.
Eğer kanıtlanmış bir gerizekalılığınız yoksa diyor her gün matematiksel hesaplamalar yapın.
Basit hesaplamalar yapının ve basit olanları arkadaşlar zihninizden yapın diyor.
Yani kalem, kağıt herhangi bir şey kullanmadan beyninizin işlem hızını arttırmış olursunuz.
Mesela okuma yazma pratiği yapın.
Yani ne demek bu okuma yazma pratiği?
Okuyoruz zaten yazmayı da biliniyoruz.
Şöyle yeni kelimeler öğrenin.
hafızanızı zorlayın.
Beyin bağlantılarınızı bu şekilde güçlendirin diyor.
Mesela ben bir ara eski Türkçe'ye merak salmıştım.
İşte bakıyordum işte şu kelimenin karşılığı eskiden neymiş, şu neymiş vesaire diye.
Çok güzel de kelime hafızama kelimeler eklemiştim ve o anda onları öğrenmek için de baya bir zorlamıştım.
Mesela diyor ki sabah rutininize 10 dakikalık hızlı okuma bir programa yerleştirin.
Ya da diyor 10 dakika boyunca birkaç tane problem sorusu çözün diyor.
Böyle egzersizler eklemenizi söylüyor.
Ve Kavashima diyor ki beyniniz tembelliğe alışırsa hayatınızdaki fırsatları da görmez olursunuz diyor.
Siz yapıyor musunuz bunları?
Yani en son ne zaman mesela bir problem çözünüz?
Çok basit işte bir bakkal problemi vardı ya işte 3 şeker aldım 5 kilo verdim.
Benim zaten biliyorsunuz çözüm var.
Ben şu anda bu sorulara çok aşinayım.
Bundan hiçbirini yapmıyoruz ki.
Yani ne zaman en son hesap yaptığınız sürekli hesap makinesini açıyoruz değil mi?
Yani onun gibi. İşte bu tarz şeyler bizim maalesef beynimizi tembellik haline getiriyor.
Ve bazen bu tembellikten dolayı aslında önümüze kadar gelen, ayağımıza kadar gelen fırsatları da maalesef görmez oluyoruz.
Mesela diğer beyin antrenörümüz Michel Gonzalez da diyor ki düzenli egzersiz yapın diyor.
Çünkü beyine giden kan akışını arttırırsınız ve zihinsel performansınız da yükselir diyor.
Hiçbir şey yapamıyorsanız yürüyüş yapın.
5 dakika, 6 dakika bile olsa mutlaka yürüyüş yapın diyor.
Özellikle Eğer yapabiliyorsanız koordinasyon gerektiren sporlar yapın diyor.
Çünkü koordinasyon gerektiren sporları yaptığınızda hem sağ hem sol beyniniz dengeli geliş olmuş arkadaşlar.
Küçük değişikliklerle başlayabilirsiniz.
Yani sabah uyandığınızda mesela diş fırçanızı hangi elinize fırçalıyorsunuz?
Sağ elinize fırçalıyorsunuz değil mi?
Genelimiz zaten sağ kullanıyoruz.
Sol elinizi kullanın diyor.
Zorlayın kendinizi diyor.
Mesela gün içerisinde çalışırken bir iş vesaire yaparken ters elinizi kullanın.
de mesela yazı yazmaya çalışın diyor.
Ve Gonzalez diyor ki bedeninizi değiştirdiğinizde zihninizi de değiştirirsiniz.
Güçlü bir beyin güçlü bir bedene sahip bir zihinde yaşar diyor.
Funda Demirel'e bakalım doktor Funda Demirel.
O da Türkiye'nin ilk beyin antrenördür arkadaşlar.
O da diyor ki bilinçaltınızı olumlu ifadelerle besleyin.
Biraz önce söyledim ya. Yani her sabah kendinize ben başarılıyım.
İşte hedeflere mi ulaşıyorum gibi cümleler kurarak güne başlayın.
Yani yataktan of!
Pof diye kalkmayın diyor.
Bunu her zaman söylüyorum.
Yani podcast yapmaya devam ettikçe de hep söyleyeceğim.
Gerçekten şu yataktan of pof demeden kalkmak çok önemli.
Çünkü beynimiz sürekli tekrarlanan şeyleri gerçek olarak kabul ediyor.
Bunu artık öğrenmemiz lazım.
İşte bir şeyi bin kere söylersen gerçek olur gibi bir şey.
Atalarımız bile söylemiş.
Mesela Funda Demirel'in şöyle bir önerisi daha var.
Zihin haritaları yapın diyor.
Bir kağıda diyor bir tane daire çizin ve ortasına ulaşmak istediğiniz hedeflere yazın diyor.
Ve bunun için şöyle söylüyor.
Ne zaman aklınıza gelirse, ne zaman moraliniz bozulursa, ne zaman canınız sıkılırsa.
Bir tane kağıdı alın, bir tane daire çizin.
Ortasına ne istiyorsanız o hedefinizi yazın diyor.
Çünkü bu hedefi yazmaya başladıkça beyniniz belli bir süre sonra bunu artık dolandırmayacak.
Bunu sadece kağıtta bırakmayacak.
Ve size bunu yapmak için bazı yollar sunacaktır diyor.
Yani beyninize ne söylerseniz onu yaşarsınız.
Ona doğru sinyali verdiğinizde gerisi kendiliğinden zaten gelir.
Ve beyin performansımızı sürekli zirvede tutmanın en iyi yolu arkadaşlar.
Ben de yapıyorum. Zorlayıcı ama yapıyorum.
Her gün en az 15 dakika ağır dille yazılmış bir fikir kitabı okumak ve onun üzerinde bir beyin fırtanası estirmek.
Sürekli okuyup okuduklarınızla ilgili eğer yeni fikirler üretirseniz ve bunların üzerine düşünmeye devam ederseniz beyninizin düşünme kapasitesi gelişiyor.
Çünkü beynimizde kaslarımız gibi kullandıkça gelişiyor.
Bakın Naim Süleymanoğlu'nu düşünün tamam mı?
Kendisinden 3 kat daha ağır olan halterleri çok rahatlıkla kaldırıyordu değil mi?
Bu kaslarının yüksek performansını koruması için ne yapması gerekiyor?
Sürekli çalışması gerekiyordu.
Eğer Süleymanoğlu antrenmanlarına bir süre ara verseydi çok büyük olasılıkla bu eski başarılarını, bu kaldırdığı ağırlıkları kaldıramayacaktı.
Eski başarılarını gösteremeyecekti.
İşte beynimiz de böyle. Kullanmadığımız takdirde, bu şekilde geliştirmediğimiz takdirde hızlıca köreliyorlar.
Beyninizi hızlı bir şekilde köreltmenin en etkili yolu nedir biliyor musunuz arkadaşlar?
Televizyon izlemek, riyaz kaydırmak, böyle gereksiz acayip videolar izlemek.
Alman Beyin Antrenman Kurumu eski başkanı Prof.
Bernd Fischer diyor ki 2 saat televizyon seyrettiğiniz zaman beyniniz uyarımdan yoksun bırakılıyor.
Beyninizde oluşturduğu tembelliği gidermek için bir hafta zihin egzersizi yapmanız gerekiyor.
Bakın sadece 2 saat kullanılmadığı zaman böylesine tembelleşen bir beyninizin yıllarca kullanmadığınızı düşünün.
Ne hale gelir değil mi?
Ne hale gelir söyleyelim başladım ben yine azarlamalara.
Beynimizin ihtiyaçlarına kulak vermemiz lazım.
Vücudumuzun ayakta durması ve kendisinden beklenen foksiyonları yapabilmesi için nasıl ki beslenmemiz gerekiyor?
Beynimizin de görevini yerine getirebilmesi için ihtiyaçlarımızın karşılanması gerekir.
Nedir o ihtiyaçlar?
Oksijen, beynin özellikle oksijene çok fazla ihtiyacı var.
Çünkü vücudumuzun toplam ağırlığının sadece %2'sini oluşturuyor.
Ama buna rağmen tüm oksijenimizin %25'ini beyin kullanıyor.
Oksijene herhangi bir ücret ödemiyoruz değil mi?
Buna rağmen bizim büyük bir çoğunluğumuz oksijenden çok az yararlanıyoruz.
Yani evet yaşadığımız yer bunun sebeplerinden biri.
Çünkü şehirlerde hava kirlilikleri var ve ileri boyutlarda.
Yeşil alanlarımız sınırlı.
Ama bakın eğer doğru nefes alma tekniklerini bilirseniz beyninize istediği o gereken oksijeni verebilirsiniz.
Hadi gelin sizinle bir doğru nefes egzersizi yapalım.
Bu sefer farklı bir şey olsun.
Şimdi sessiz bir yere geçin.
Eğer imkanınız varsa şu anda yoksa daha sonra geçersiniz.
Burnunuzdan sessiz ve derin bir şekilde nefes alın.
Bir yeriniz göğsünüzde bir yerinizde karnınızın üzerinde olsun.
Nefes aldığınızda karnınızın şiştiğini farkedin.
Nefes alma süreniz 4-5 saniye olsun.
Daha sonra nefesinizi bu süre içerisinde tutun.
Sonra yavaş yavaş bırakın.
Bu şekildeki nefes egzersizlerini eğer sabah, öğle ve akşam vakitlerinde en az 5'er kere yaparsanız arkadaşlar.
Özellikle işten önce.
Yaratıcı düşünceye ihtiyaç duyduğunuz zamanlarda işte başınız ağrıdığında vesaire eğer yaparsanız beyninize daha iyi bakmış ve performansınızı arttırmış olursunuz.
Bu nefes egzersizi arkadaşlar doğru nefes alma yöntemidir.
Aslında böyle nefes almamız gerekiyor.
Ve şunu söylemek istiyorum.
Bizim beyin performansımızın en düşük olduğu zamanlardan biri de arkadaşlar yemek sonraları.
Yemekten sonra midemizin yiyebileceklerini rahatlıkla sindirebilmesi için kanımız yoğun bir şekilde sindirim sistemine tahsis ediliyor.
Bu yüzden beyin performansımız da düşüyor ve zihinsel olarak bir gevşeklik yaşıyoruz.
Bu sebepten dolayı size önerim yemekten hemen sonra herhangi bir şekilde iş yapmayın.
Yani öğle tatilinde yemeğinizi yedikten sonra en azından bir 30 dakika bir 20 dakika kadar işe başlamadan önce boş bir vaktiniz olsun ki Şu beyin performansınız düşmesin.
O süreyi geçirmiş olun yani.
Beynimiz kapalı düğmesi olmayan bir makineye benziyor.
Ona eğer yapacak iş vermezseniz sürekli olarak kendi kendine çalışmaya devam ediyor.
Ve hiçbir şekilde beynimiz boş durmuyor.
Sonunda da bizi bunaltıyor.
Beynimiz aslında eğer siz ona yapacak iş vermediğinizde ne oluyor biliyor musunuz?
Kendi kendine düşünüyor.
Bir sistemi var ve bu sisteme yani nasıl düşündün, nasıl bağlantılar kurdun arkadaşlar hiçbir bilim insanı şu anda bulamadı.
Nasıl oluyor diye bilmiyorlar.
Ve şöyle bir durum daha var.
Bizim beynimiz sadece içinde bulunduğumuz zaman dilimiyle ilgilenmiyor bakın.
Aynı zamanda geçmiş ve gelecekle de her an iç içe yaşıyor değil mi?
Yani beynimizde yaşadığımız dinsel deneyimlerimiz biz farkında olmadan bizim duygu, düşünce ve darbınışlarımızı etkiliyor.
Ama zihnimizi kontrol ettiğimiz zaman yönlendirme potansiyelinin bizim elimizde olduğunu göz ardı ediyoruz.
Bunu eğer bilirsek gerçekten beyin gücümüz elimizde oluyor.
Çünkü hepimiz geçmişte yaşadığımız iyi ya da kötü birçok deneyimimiz var.
Buna sahibiz. Bizim zaten aramızdaki yani birbirimiz arasındaki farkı oluşturan şey bu deneyimleri nasıl hatırlamayı tercih ettiğimiz.
Geçmişteki güzel hatıramızı zihnimizde canlandırdığımız zaman Vücudumuzda ne oluyor?
Bir gevşeme, bir rahatlama oluyor değil mi?
Güzel duygular böyle içimizi sarıyor.
Ama buna karşılık geçmişteki kötü günümüzü düşündüğümüz zaman ne oluyor?
Duygularımız değişiyor ve kendimizi kötü hissetmeye başlıyoruz.
Bazılarımız bu konudaki yeteneklerini çok geliştirmişler.
3-5 tane acısını, acılı bir hatırasını düşündüğü zaman...
Böyle sinir sistemleri bozuluyor.
Hatta bu hastalığa kadar gidiyor ve kendilerini birimsiz bir duruma sokabiliyorlar.
Bazılarınız maalesef yapabiliyor bunu.
Geçmişimizde ve günümüzde odaklanabileceğimiz binlerce iyi ve güzel şey varken çok şaşırtıcı bir durum, genellikle çok kötü olan bir tane iki tane anımızı buluyoruz ve sürekli onlara odaklanıyoruz.
Yani bunun sonucunda da neler oluyor?
Zihnimizde kötü bir anı gördüğümüz zaman Beynimiz onu gerçekmiş gibi algılıyor.
Ve sinir sistemimize bu doğrultudaki emirleri veriyor.
Ve bunu takiben çok kısa bir zamanda duygularımız kötüleşiyor.
Fizyolojimiz bozuluyor ve kendimizi kötü hissetmeye başlıyoruz.
Peki geçmişteki güzel anılarımızı zihinsel olarak görüntülediğimiz zaman neler oluyor?
Bu sefer de sinir tam tersine işliyor.
Güzel anımızı zihnimizin odağına alıyor.
Bu sefer sinir sistemi farklı şekilde uyarılıyor.
Ve duygularımızda bir rahatlama, fizyolojimizde de vücudumuzda da bir düzelme görülüyor.
Sonuçta kendimizi daha iyi hissetmeye başlıyoruz.
Şimdi sizinle beraber küçük bir deneme yapalım.
Ne dersiniz? Geçmişte yaşadığımız çok güzel bir deneyiminizi düşünün.
Örneğin çok başarılı olduğunuz bir sınavı.
Herkesin sizi takdir ettiği bir konuşmanızı ya da çokça para kazandığınız bir günü düşünün.
Zihninizde görüntüleyin.
Eğer yeterli bir duygusal yoğunlukta o anı tekrar yaşayabilirseniz o olayı yaşadığınız zaman neler hissetmişseniz yine aynı hisleri yaşayacağınıza emin olun arkadaşlar.
Şimdi de geçmişte kötü bir deneyimizi zihninizde canlandırıp bu sefer de hisleriniz kötüleşmeye başlar.
Madem ki zihnimiz geçmişteki olaylara odaklanarak o anki hisleri tekrar bize yaşatıyor.
Madem ki herkesin başından iyi ya da kötü birçok deneyim geçti.
O zaman neden biz daima kendimizi daha iyi hissedebileceğimiz olaylara odaklanmıyoruz?
Bunu alışkanlık haline getirebilirseniz, gelecekte yapacağınız işler için kendinize duyacağınız güven artar ve beyninizin hem sağ hem sol tarafını kullanarak performansınızı
daima yüksek tutabilirsiniz.
Nasıl ki usta bir yönetmen filmin seyirciler üzerinde meydana getirdiği etkiyi istediği gibi ayarlayabiliyorsa, mesela müziğin sesini yükseltip düşürüyor, Bir sahne geliyor, bir müzik veriyor.
Bize o anki o duyguya giriyor değil mi?
Hareketler hızlanıyor.
İşte biz adrenalini salgılıyoruz, heyecanlanıyoruz.
Kamayanın açısını değiştiriyor, korkuyoruz vs.
İşte aynen bunun gibi.
Bizler de zihinlerimizin yönetimini elimize alıp istediğimiz zaman, istediğimiz duyguyu ve coşkuyu kendimize yaşatabiliriz.
Zorlandığınız anlarda dediğim gibi geçmişe gidin.
Ve o başarılı olduğunuz, o mutlu olduğunuz anlarınızı günlerinizde düşünün arkadaşlar.
Hayalini kurduğunuz şeylerden, istediğiniz şeylerin büyüklüğünden korkmayın.
Eğer onları başarma, gerçekleştirme kapasiteniz olmasaydı onlara karşı hissettiğiniz arzularınız da olmazdı.
Bu içinizdeki potansiyelinizi gösterir.
Yani aslında onlara ulaşabilecek güce hepimiz sahibiz.
Bu bölümde sonuna geldik.
Bana yorumlarınızı Instagram üzerinden gönderin.
Gönderinin altına bildirimlerinizi yaparsanız çok memnun olurum.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
