
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Girişiminizde iş hayatınızda kariyerinizde başarılı olmak için neler yapabilir anlatıyorum
Transkript
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün yeni bir girişimde bulunmak isteyenlere, ticaretle uğraşan hatta yaptığı işlerle dünya çapında bir marka olmak isteyen arkadaşlarımız için bu konuda örnek verebileceğim.
Birkaç markanın başarı sırlarını anlatacağım arkadaşlar.
Vereceğim örneklere ve yaptığım araştırmalara göre sahip olmanız gereken iki tane özellik var.
Çok uzun bir bölüm o yüzden hemen başlamak istiyorum.
Sadece girişimci olarak da düşünmeyin arkadaşlar mevcut çalıştığınız işinizde.
Kariyerinizde de size fayda sağlayacak ilkeler, prensipleri anlatacağım.
Şimdi iki özellik var dedim.
Birinci özellikle başlayalım.
Girişimci özgüven sahibi olmalıdır.
İnsanın kendisine yapabileceği en büyük fenalık...
kendisine olan güvenini kaybetmesidir diyor Richard Benedict.
Peki özgüven nedir?
Kendinizle ilgili olumlu ve pozitif duygular geliştirmeniz sonucunda ortaya çıkan harekete geçme gücünüzdür.
Özgüven kendinizi ortaya koyabilme becerinizdir.
Özgüven kararlılıktır.
Özgüven soğukkanlıktır.
Özgüven zorluklarla başa çıkabilmektir.
Özgüven akıntıya karşı durabilmektir.
Özgüven yaptığınız hatalardan pozitif dersler çıkarabilmektir.
Özgüven yeteneklerinizin farkında olabilmektir.
Özgüven kendini bilmektir.
Delvi Tapanı'nda gidişte de yazar.
Kendini bil. O zamanlar insanlar tapınaktaki kahinlere kaderlerini sormak için giderlermiş.
İşte Antik Yunan'da.
Hani ben savaşa gidecek miyim, evlenecek miyim, savaşı kazanacak mıyım, zengin olacak mıyım diye.
Şu anda da pek bir şey fark etmedi.
Yine aynı soruları soruyoruz.
Bir tapınağımız olmasa bile şu anda ülkemizde.
Yine aynı şekilde hani numaracaya baktırsak da, işte haritamıza baktırsak da, bir kahve falığı açtırsak da, tarot açtırsak da yine aynı soruları soruyoruz.
Hani savaş olarak da ben bugünkü halimize göre iş alanını yine kariyer alanını düşünebileceğimizi düşünüyorum.
Şimdi kendine bilden devam edeyim arkadaşlar.
Neden böyle bir şey yazmışlar tapınağın girişine kahinler?
Yani işte insanlara sen şunu yapacaksın bunu yapacaksın diye gördüklerini söylese yetmez miydi?
Hayır yetmezmiş arkadaşlar.
Çünkü demek istemişler ki geleceğini öğrenmek istiyorsan önce kim olduğunu öğren.
Çünkü kaderimizi çoğu zaman karakterimiz, zaaflarımız, korkularımız ve hırslarımız belirliyor değil mi?
Kendini bildi ne demek?
Adınız, mesleğiniz, burcunuz bunların hiçbiri değil.
Kendini bilmek sınırlarını, zaaflarını, gücünü, karanlık tarafını, arzularını, korkularını dürüstçe tanımak demek arkadaşlar.
Hatta Sokrates de sıkça vurgulamış.
Hayatı anlamadan önce kendini anlamalısın demiş.
Hatta insanların bizi algılamasın istediğimiz şekilde girmeye çalışırız ya da insanların algılayabileceği şekilde girmeye çalışırız.
Ona göre tavır takınırız.
Aslında önemli olan başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğü değil, sizin kendiniz hakkında ne düşündüğünüzdür.
Ancak bu şekilde kendimizi bilebiliriz arkadaşlar.
Hangi konuda güçte olduğunuzu bilmek, hangi konuda gelişmeniz gerektiğinizi kabul etmek.
Kendini bilmeyen insan başkasının tanımına inanır.
Kendini bilen insan kendi tanımını kendi yapar.
Yani bunların hepsi özgüven demek.
15 yıldan fazla öz şefkat çalışmaları yapan psikoloji profesörü Kristen Neff'in araştırmaları sonucunda demiş ki ben harikayım, ben çok güzelim demek özgüven değil.
insanım ve hatalı olabilirim, hata yapabilirim diyebilmek özgüvendir demiş.
Yani bir hata yapınca lanet olsun olmadı, yapamadım diyerek kendini yok etmek değil.
Yaptığı neyse sadece kabul etmek.
Bir bölümde daha söylemiştim.
Hatırlamıyorum hangi bölüm olduğunu.
Sadece yaptığını kabul etmek özgüven göstergesidir diyor.
Doğru ya da yanlış.
Zarar verdi ya da vermedi.
Sadece kabul edeceksiniz.
Evet yaptım. Bu kadar arkadaşlar.
Kendinizi suçlamadan, kendinize o şefkati vererek kabul etmeniz gerekiyor.
Ne diyor Yunus? İlim ilim bilmektir.
İlim kendin bilmektir.
Sen kendini bilmezsen yanice okumaktır.
Ne iş yaparsanız yapın.
Eğer aktif çalışıyorsanız iş dünyasının içindesinizdir ve iş dünyasında başarı yolculuğunda özgüveniniz esastır arkadaşlar.
Çünkü sahip olduğunuz özgüvenin yarısı karakterinize bağlıysa diğer yarısı da elde ettiğiniz başarıla bağlıdır diyor sosyal öğrenme teorisinin kurucusu Albert Bendura.
Şimdi burada Albert'ın günümüze uyarlama şekli arkadaşlar bu söylediğim.
Çünkü tamamen kim olduğunu bilerek değil.
sahip olduğun başarılar da özgüvenini etkiler demiş.
Bir de bu taraftan bakalım. Eğer yenildiğinizi zannediyorsanız yenilmişsinizdir.
Bir işe girişmeye cesaretiniz yoksa girişmezsiniz diyor.
Savaşta muharebeleri kazananlar her zaman güçlü olanlar ya da her zaman hızlı davrananlar olmamıştır.
Başarmış olan kimseler başaracağına inanmış kimselerdir arkadaşlar.
Küçük bir hikayem var yine.
Bayağıdır yine hikaye anlatmadığımı fark ettim size.
Çok önemli bir tane savaşta Japon komutan askerlerinin sayısının düşmanlarınkine kıyasla çok az olduğunu görüyor.
Ama saldırmak zorundalar.
Saldıracak. Bunu kafaya tokuyor.
Düşünüyor ne yapabilirim diye.
Askerler de farkında.
Sayı olarak az olduklarının farkında.
Farkındalar. Doğal olarak moralleri bozuk.
Yani kazanacaklarına dair kendilerinin güvenleri yok.
Hani işte sağlıyorum biz 30 bin kişiyiz.
Onlar 50 bin 60 bin kişi kazanamayız abi yeniliriz ölürüz gideriz diye düşünüyorlar.
Sonra bunlar savaş alanına doğru giderken bir tane yolda tapınak görüyorlar.
Tapınağa denk geliyorlar. Tapınağa girip dua etmeye karar veriyorlar.
Duadan sonra komutan bir tane bozuk para çıkarıyor cebinden.
Ve diyor ki yazı tura atacağım.
Eğer tura gelirse kazanacağız.
Yazı gelirse kaybedeceğiz.
Tanrı'dan diyor ben biraz önce dua ederken bunu istedim diyor.
Askerler de tabii heyecanlıyorlar.
Tamam komutanım sen at diyorlar bakalım diyorlar.
Neyse adam parayı havaya fırlatıyor ve tura geliyor.
Hemen askerlerin kendilerine olan güveni geliyor.
Büyük bir coşkuyla düşmana saldırıyorlar ve savaşı kazanıyorlar.
Savaş sonrası komutanın yardımcısı komutanın yanına gidip kimse kaderini değiştiremez komutanım.
Kaderimizde o savaşı kazanmak varmış diyor.
Ve komutan her iki tarafı da turu olan parayı gösteriyor yardımcısına.
İş hayatınızda elde ettiğiniz başarılarınızın hiçbiri, hiçbiri arkadaşlar.
tesadüfler sonucunda kazanmadınız.
Hiçbirin tesadüf sonucu kazanmadınız.
Böyle bir düşünceniz varsa arkadaşlar lütfen kendinize haksızlık etmeyin.
Girişiminizde başarılı olmak için birincisi ön hazırlık yapmanız, çabalamanız, başarma içgüdüsüyle hareket etmeniz çok önemli.
İkincisi korkularınızı yenerek hayatınızın geneline pozitif bakmanız gerekiyor.
Olumsuz olduğunuz her an zaman kaybediyorsunuz demektir.
Shakespeare'in korkularımız üzerine çok güzel bir ifadesi var.
Bir de ben eklemek istiyorum Shakespeare'i müsaadenle.
İnsanlar sizden bir şey istediğinde ya da bir şey rica ettiklerinde onları başınızdan savurmaya çalışmayın arkadaşlar.
Korkmayın eğer sizin herhangi bir şeyinizden yani ne olursa maddi manevi ne olursa arkadaşlar sizden boş yere onun hiçbir çaba harcamadan sizden faydalanacağını düşünüyorsanız
yani çabalamadan şıp diye önüne gelecek diye korkuyorsanız korkmayın.
Çok beyhude bir korku ve iğrenç bir korku şekli bu.
Biraz düşünün ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Yani birisi sizden bir şey istediği zaman onları göndermeyin.
Ya tamam olur ya bakarız demeyin arkadaşlar olur mu?
Yani elinizdeki güç, şöhret, ün, para, mevki bunları kadıcı sanıp dünyanın bin bir türlü hali var sözünü unutup ya ben buna yardımcı olursam, istediğini verirsem o ne güzel benden
bedavaya faydalanacak diye düşünmeyin arkadaşlar.
Korkmayın arkadaşlar. Nimetin sahibi siz değilsiniz.
Veren de siz değilsiniz. Yaratıcı.
Bazısına... Farkında bile olmayız.
Başkasına olur, yaparız, alırız, veririm derken bir umut verir.
Yapmazsanız sonra o sizin sınavınız olur.
Fark edemezsiniz. Çok sevdiğim bir hikaye vardı şu anda geldi aklıma.
Musa henüz tam olarak halkı tarafından peygamber olarak kabul edilmemiş.
Bunun hemen öncesinde işte ona diyor ki halk madem Tanrı ile konuşuyorsun sonra da evimize misafirliğe gelsin.
Yemeklerle onu ağırlayalım evimizde derler.
Musa da çekine çekine işte Tanrısından sonra...
Tanrı da der ki tamam Musa bu davetinizi kabul ediyorum yarın geleceğim.
Sizler hazırlıklara başlayın.
En güzel evde en güzel yemekler hazırlanır arkadaşlar.
Bir tane hiçbir şey eksik değil yani kuş sütü bile eksik değil ama sabah olur Tanrı gelmez.
Tabii herkes Musa'ya kızar.
Yalancısın, şöylesin, böylesin.
Hani nerede Tanrı'nın neden gelmedi, hani gelecekti diye.
Sonra Musa Tanrı'yla tekrar konuşmaya gittiğinde neden gelmediniz, geleceğinizi söylemiştiniz der.
Tanrı da der ki ama ben geldim ey Musa, geldim.
Kapıyı çaldım, elime bir kuru ekmek verip sırf dilenci görünümündeyim diye beni bir kenara attınız.
İki kaşık yemek için sabaha kadar beklettiniz beni der.
Duamızın hangi kişide hangi kişide Hangi olayda, hangi tutumumuzda kabul edileceğini bilemeyiz arkadaşlar.
Tanrı hayallerimizin ne kadar, ne kadar pahalıya mal olduğunu biliyor.
O yüzden onları içimize ekti.
Karşılıksız kim olursa olsun iyilik yapmak da buna dahil.
Her zaman bir bedel vardır.
Bu yüzden çevrenize iyi bakın.
Amin dediğinizi yaşayabilmek için ihtiyacı olanları görmezden gelmeyin.
Evet arkadaşlar son yapılan araştırmalarda özellikle Türk girişimcilerde en fazla eksikliğinin hissedildiği konu özgüven sorunuymuş.
İş dünyasında kesinlikle başarıyı yakalamak için özgüven sorununu çözmeniz gerekiyor.
İş dünyası girişimcilik derken başta da söyledim.
Hani bunu sadece bir marka olarak görmeyin.
Kurumsal hayatınız da olur.
Sosyal medyada yükselme işiniz de olabilir.
Diğer meslek gruplarında da olur.
Yani iş dünyası bütün iş dünyası dahil arkadaşlar.
Öyle düşünün beni dinlerken lütfen.
Ve size bir isimden bahsetmek istiyorum.
Markasını hepimiz biliyoruz.
Said Akarlılar 1950'lerde 14 yaşında terzi çırağı olarak kariyerine başlıyor.
Ve Türkiye'de... Arkadaşlar en büyük denim şirketlerinden biri.
Mavi cins biliyorsunuzdur belki.
İşi yerinde öğrenmiş bir isim.
Neden denim pazarında lider Türkiye'de arkadaşlar?
Çünkü bu kişi bu işi yerinde öğrenmiş dediğim gibi.
Yani en kökünden gelmiş, terzicilikten gelmiş ve bu işe başladığında...
Her zaman makinelerinin başındaymış.
Her şeyini özenle kendi seçermiş.
Hatta şöyle de bahtsız bir olay geçmiş başında.
Askere giderken sahip olduğu bu teksil makinelerini bir arkadaşına bırakmak zorunda kalmış.
Yani ona emanet etmiş ama bir arkadaşı kendi borçları yüzünden rehin olarak vermiş bu makineleri.
Ama buna rağmen bu yaşadıklarına rağmen ki bu...
Çok küçük bir şey değil. Düşünün bir iş yeriniz var ve bütün malınız mülkünüz satılmış.
Yani sıfırdan başlamak zorundasınız ve daha 18'de yaşlarınızdasınız.
Yani böyle bir çöküntü böyle bir psikolojiyi her bünye kaldıramaz.
Ama bu kişi kaldırmış ve tekrardan işe başlamış.
Ve biliyorsunuz Amerika pazarında da çok büyük bir yer edinmiş olan bir markaydı.
Hatta 2013 yılında Time dergisinde yer verilmişti Mavi Cins'e bu başarılarından dolayı.
Cosmogirl'e 2004'te ödül vermişti yine Mavi Cins'e.
Kendisi Amerika yani mesela ben ilk Amerika'ya açıldığını gördüğümde Mavi Cins'e neden Amerika demiştim ama sahibinin Amerika'da yaşadığını okudum.
Orada yaşıyormuş yani şu da çok önemli.
Yani bu sadece Amerika değil farklı bir ülkede olabilir.
O ülkeye gidip o ülkenin insanını gözlemlemiş biliyor musunuz?
İnsanların hareketlerini gözlemlemiş.
İlerleyen dakikalarda size şimdiden spoiler vereyim.
Leonardo'nun çok güzel prensipleri var onlardan bahsedeceğim.
Orada da bunu açıklayacağım daha detaylı söyleyeceğim.
Yani insanların hallerini hareketlerine pazar piyasasına hani hem somut tarafına hem soyut tarafına kendi gözleriyle incelemiş ve ona göre analiz yaptı.
Yani böyle büyük isimlerin gerçekten markalaşmasını, büyümesinin buradaki hikayeleri, buradaki savaşları ben çok seviyorum.
Size de örnek olsun. Yani yerel bir ihtiyacı okuyup küresel bir marka kurmuşlar arkadaşlar.
Biz de gurur duyuyoruz tabii ki.
Yine reklam gibi söyledim.
Tabii ki reklam yok.
Bir başarı hikayesi olduğu için anlatmak istedim.
Yani bu örneği de şundan dolayı da verdim daha çok.
Şimdi bu kişi de bir özgüven olmasa yapacağına dair sizce Amerika'ya da açılmaya yer miydi bir şeyleri?
Yemezdi değil mi? Yemezdi arkadaşlar.
Özgüvensiz yapamazsınız bu işi.
O yüzden yatırımın, paranın, pulun dışında bu özgüven olayı gerçekten çok önemli.
İş dünyasında bir kavram vardır.
Self-effect ya işte self-etkisi.
Biliyorsunuz zaten self'in ne demek olduğunu.
Öz yeterlilik. Yani bir işi ya da bir görevi yapıp sonuca götüreceğine dair kendi kapasiteniz hakkındaki inancınız arkadaşlar.
Kurumsal dünyada özgüven denince teknik olarak kastedilen şey bu görev, bu işi ben yapabilirim inancı.
Ben harikayım, süperim değil.
Bu pazara uygun ürünü geliştirebilirim.
Doğru kanalı kurabilirim.
Rekabet... O yüzden bu özellikleri mutlaka dibinize koymanız gerekiyor.
Ve ikinci özellik arkadaşlar yaptığınız işi sevmek.
Sevdiğiniz işi sanata çevirin.
Amerikalı yazar ve konuşmacı Mark Twain diyor ki işinden ne kadar zevk alıyorsan kazancın o kadar fazla olacaktır.
Devamında da Martin Luther diyor ki eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse Michelangelo'nun resim yaptığı, Beethoven'un besta yaptığı veya Shakespeare'in şiir yazdığı gibi süpürün.
Girişimcilik severek bir amaç, bir ideal uğruna yapılması gereken bir meslektir.
Bu yüzden coşku ister, özveri ister, çalışkanlık ister diyor Sakıp Sabancı.
Yani sevmek için sebepleriniz olmalı arkadaşlar.
Mesela Epictetus'un bir bakış açısı vardır.
Yaptığınız bir şeyi sevmiyorsanız, yapmak istemiyorsanız nedeninize bakın der.
Ben çalışıyorum. Şu anda işimi sevmiyorum.
Ama neden çalışıyorum bu işte?
Ay başında para alacağım buradan.
Yemek için, barınmak için, diğer ihtiyaçlarım için, belki de hayalimi gerçekleştirmek için şu anda bu işe ve bu işin bana getirdiği paraya ihtiyacım var.
Ben niye saçımı süpürge ediyorum?
Arkadaşlar mesela ben kendime örnek vereyim.
Kendimi kullanayım. Ben neden burada doğru düzgün iki kuruş para kazanmak için gelip burada mikrofonun başına oturayım ki?
Benim de büyük hayallerim var tabii ki.
Niye uğraşayım arkadaşlar? Neden saatlerce okuyayım?
Ben çalışıyorum. Bir de anneyim.
Bir de evliyim biliyorsunuz.
O kadar az... Zamanım kalıyor ki.
Kalan bu az zamanımda ben bilmez miyim orada burada yiyip içmek.
Şey gibi Michael Jordan gibi oldum.
Arkadaşlarım beni çağırırdı gezmeye gitmezdim.
Ben antrenman yapardım.
Onun gibi ağlayayım ben de şimdi.
Ben bilmez miyim? Şu anda burada mesela sizin için kayıt almaya çalışıyorum.
En doğru şekilde, en güzel sesimle, en iyi halimle size bir şeyler vermeye çalışıyorum.
Aydınlatmaya çalışıyorum. Umut olmaya çalışıyorum.
Yapıyorum bunu değil mi? Dünyaları mı kazanıyorsun?
İki kuruş yani. Belki de yok bile.
Bilmiyorum. bile. Daha yeni başladık reklamları bilmiyoruz orasında.
Yani şunu demek istiyorum.
Gerçekten gelecekteki kişinin, gelecekteki Ayça'nın buna ihtiyacı var.
Çünkü eğer şu anda vazgeçersem, bırakırsam, yapmazsam çok pişman olacağım ya.
Pişman olacağım ve bu pişmanlık hissini kendime yaşatmak istemiyorum.
O yüzden çok affedersiniz ama ben severim bu lafı.
Kendime de getirir bazen böyle üzüldüğüm ya da düştüğüm zamanlarda.
Köpek gibi çalışacağım arkadaşlar.
O yüzden siz de Tabiri caizse kusura bakmayın lütfen ve bunu bir hakaret olarak algılamayın.
Yapmak istiyorsanız her zaman söylerim bir dayınız yoksa köpek gibi çalışmak zorundasınız.
Maalesef böyle. Mesela bir dükkan sahibini düşünün.
Sabah 6'da kalkıp dükkanını açıyor.
Sabah 6'da kalkmak istemiyor.
O kadar erken dükkanını açmak istemiyor.
Nedeni ne? Nedenine ne oldu?
Hani şu ikinci şubeyi açma hayalin?
Hani büyüme hayallerin?
Hani nerede? Gerçekleştirmeyecek misin?
Kaçamazsınız arkadaşlar bu...
İsteklerinizden hep içinizde böyle yara olarak kılır.
O yüzden istemeseniz de sevmeseniz de nedeninize bakın.
Eminim ondan sonra seveceksiniz.
Size güzel bir yaşam tüyosu vereyim.
Başınıza gelen şeyleri, başınıza gelen olayları yeniden çerçeveleyin.
Başınıza gelen olayları yeniden çerçevelemek, yaşadığınız günlük olaylara şikayet etmeden, tepki vermeden önce olumlu bir açı bulmak ve orijinal sorunu çok daha büyük ve
daha kötü bir şeye dönüştürerek işleri berberleştirmek.
Ve bu kaçınılmazdır.
Zihninizdeki sisin dağılması ve her şeyi tekrar net bir şekilde görebilmeniz, niçin çabaladığınızı, neden koşturduğunuzu fark etmeniz için orada bir durum.
Kafanızdaki planladığınız büyük tablonuzu görün.
Hep farkındalık diyoruz ya, farkındalık hatırlamaktır arkadaşlar.
Neyi neden ve niçin yaptığınızı hatırlamaktır.
İngiliz milyarder Richard Branson'u biliyorsunuz.
Yaptığınız iş sizi eylemektir.
Çünkü yaptığınız işten zevk aldığınızda başarı zaten peşin sıra gelecektir demiş.
Filozof Thomas Carlyle'ın da iş hayatıyla ilgili kendine çıkardığı bir dersi var.
Onu da bir metinde okumuştum.
Şöyle demişti. Gençliğimde sandım ki hayat bir sevinçtir.
Yetiştim ve gördüm ki hayat bir çalışmadır.
Çalıştım ve gördüm ki hayat bir çalışmadır.
Çalıştım ve gördüm ki çalışma bir sevinçtir.
Biliyorsunuz ki Atatürk de hep çalışkanlığı öncelik olmuştur arkadaşlar.
Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş bir millet evvela haysiyetlerini sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar
demişti. Yalnız tek bir şeye ihtiyacımız var o da çalışkan olmak.
Çalışkan olmak hayatta kalma modumuz.
Çünkü kimse bize fazladan şans vermeyecek.
Bize hiçbir şey hazır verilmeyecek.
Biz hazır masaya oturmayacağız.
Biz her zaman masayı kuran taraf olacağız arkadaşlar bu kısımda.
Biz şansımızı emeğimizle var edeceğiz.
Ayakta kalmanız için, başınız dik yürümeniz için, kimliğinizi korumanız için çalışmanız gerekiyor.
En çok emek verdiğiniz şeye sahip çıkıyoruz.
En çok emek verdiğimiz şeye sahip çıkıyoruz.
çıkıyoruz biz. En çok ter döktüğümüz yerde gurur duyuyoruz.
Yalan mı arkadaşlar? Vardır mutlaka böyle çok ter döktü işlerde.
Nasıl becerdim dersiniz şöyle bir geriye dönüp değil mi?
Ve bunlar bizim hayatta kalma modumuzdur arkadaşlar.
Sakıp Sabancı da demiştir hatta.
Hayatta doyamadığım bir şey varsa o para değil çalışmaktır demiştir.
Amerikalı bir yazar var arkadaşlar.
Aynı zamanda yaratıcı düşünme danışmanı Michel Gelb.
Birçok ünlü markalarla da, markalara da danışmanlık vermiş birisi.
İş ve özel hayatta başarılı olmak isteyenlere Leonardo da Vinci'yi örnek göstermiş.
Leonardo da Vinci gibi düşünmek diye bir kitabı da var.
Ben de geçen sene okumuştum, paylaşmıştım hatta Instagram'da sizinle.
7 tane ilkeyle girişimciler tavsiyeler vermiş.
Ben de kısaca bahsedeyim size.
Belki ilerleyen günlerde daha detaylı podcast bölümünü yaparım, bilmiyorum.
Birinci ilkesi arkadaşlar.
Kuriazita. Yaşama doymak bilmeyen bir merak ve öğrenmeyle bağlı olun diyor.
Bir konu ya da bir dil ayrımı yapmaksızın.
Çevremizdekilerin söz ve düşüncelerinden merakımızı kaybetmeden araştırmak, öğrenmek, bunları yapın diyor.
Yani ben şu dalı sevmem, bu konuyu sevmem, bu benim ilgi alanım diye ayırım yapmadan çevrenizdeki her şeye, düşüncelerde dahi, farklı düşüncelerde olsa merakınızı tetikleyin, araştırın
ve öğrenin. Bu şekilde dilinizin açıkta kalacağını ve kendi girişimlerinize dair yaratıcı düşüncelere sahip olabileceğinizi söylüyor uzun vadede.
İkinci ilkesi dimastrostyon arkadaşlar.
Biraz zor söylüyorum arkadaşlar.
Deneyerek kanıtlamak demek.
Bilgiyi deneme yoluyla test etmek.
Hatalardan ders alma arzusu demek oluyor.
Bir ürününüz var satacaksınız ama önce kendiniz günlük hayatınızda kullanıp test edip hatalarınızı görüp güncelleme yapmak demek.
Kendiniz deneyip test edip doğrulayın.
Ondan sonra karar verin.
Ondan sonra işinizle ilgili iş hayatınıza geçirin diyor.
Mesela bende podcastlarımda tavsiye varmadan önce Eğer yeni öğrendiğim ve fayda gördüğüm gibi bir şey ise, bir tavsiye ise o zaman sizinle paylaşmaya çalışıyorum.
Yani önceden test etmeye çalışıyorum ben de.
Üçüncü ilk arkadaşlar sensasyon.
Duygularınızın özellikle hayati deneyimlerinizdeki görüşlerinizi devamlı olarak rafine etmek.
Ne demek bu? Müzik dinlemek, resim yapmak, müzeler gezmek, kitap okumak.
Yani bu iki deneyimi birleştireceksiniz.
Görmeyi öğrenmek, duymayı öğrenmek, detayları fark...
Ancak bu ikisini birleştirerek yapabilirsiniz diyor.
Leonardo'ya göre çoğu insan bakar ama görmez arkadaşlar.
Duyar ama dinlemez.
Bu ilke de okullarınızı eğitmek demek.
Yani ben hayatı otomatik pilotta yaşamıyorum diyeceksiniz.
Detayları görüyorum, insanları okuyabiliyorum.
Bunu demeniz lazım. Neden gerek bu biliyor musunuz?
Eğer insanların ruh halini fark edebiliyorsanız, ortağındaki güç dengelerini okuyabiliyorsanız, tepkilerini önceden sezebiliyorsanız hayatta daha az...
Hazırlıkta olursanız da daha az panik yaşarsınız.
Böyle bir yoğun durum olduğu zaman, acil durum olduğu zaman, bir sıkıntı yaşadığınız zaman doğru yola giderken daha doğru bir şekilde görebiliyorsunuz.
Yani sorunu gerçek haliyle, olması gerektiği haliyle görmeyi becerebiliyorsunuz arkadaşlar.
Yapacağınız şey şu.
İnsanların normal halini gözlemleyin.
Bir insanın standart enerjisini bilirseniz değişimlerini de fark edersiniz.
Bu da iş hayatı da sizi öne çıkarır arkadaşlar.
Dördüncü ilkesi Sufumato.
Belirsizliği, paradoksu ve kararsızlığı kucaklama arzusu demek.
Gelişen dünyamızda başarılı olmak için belirsizlikler altında çalışmaya alışmamız lazım.
Bir paradoksa karşılaştığınızda sakin uğrayarak etkili ve sağlıklı bir zihne sahip olabilirsiniz diyor Sufumato.
Zaten Leonardo'nun...
Yaptığı resim tekniğidir arkadaşlar.
Resimlerine kullandığı bir tekniktir bu.
Sınırları yumuşak, böyle buharlı, dumanlı gibi anlamlara geliyor.
Zaten Leonardo'nun resimlerinde dikkat ettiyseniz böyle keskin çizgiler yoktur.
Fark etmiştir yani. Geçişler yumuşaktır.
Mesela Mona Lisa'nın yüzündeki o belirsiz gülümseme.
İşte bu Sufumato'dur arkadaşlar.
Bu ülke bize diyor ki hayat siyah beyaz değil.
Belirsizlikle yaşamayı öğrenin.
Her şey net olmayabilir.
Her cevap kesin doğru olmayabilir.
Her karar %100 güvenli de olmayabilir.
Ama buna rağmen yürümek gereklidir.
Kariyer değişikliği düşünüyorsunuz diyelim.
Kesin mi? Yapacak mısınız?
Hayır. Risk var mı? Evet.
Belirsizlik var mı? Fazlasıyla var.
Bu ilke de işte bunlarla rahat oluyor arkadaşlar.
Bu hayattır. Hayat böyledir diyor.
Eğer sen kariyer değişikliği yapmaya karar verdiysen bu kararsızlıklara, bu belirsizliklere, bu risklere rağmen sen yürümeye devam et.
İstediğini yap diyor.
Ve beşinci ilkesi Arteş Enza.
Sanat ve bilim, mantık ve hayal arasındaki dengenin geliştirilmesi anlamına gelir.
Leonor da diyor ki her insan doğuştan her türlü yeteneğe sahiptir.
Onun savunduğu bir şey. Bu biraz şüpheli.
Her insan her yeteneğe sahip bir şey.
Mesela ben kendimin çok böyle FAP ile test derslerinde görüyoruz.
O kadar uzun süredir yapıyorum ama çok yani böyle rahat yapabildiğimi düşünmüyorum.
Yani o alanda mesela kendim geliştiremedim.
Yeteneğim var mı? Belki de doğru hocayla çalışmıyorum ya da doğru hareketlere yönelmiyorum.
Bilmiyorum. Bir şeyleri yanlış yaptım kesin.
Ama Leonard öyle demiş.
Her insan demiş doğuştan her türlü yeteneğe sahip büyük bir şeyler başarmak istiyorsan hem mantıkla hem sezgilerinle bunu yapabilirsin diyor.
Yani hem analitik hem yaratıcı olmamız gerektiğini söylüyor.
Sadece hesap yapan birisi eksik sadece hayal kuran birisi de eksiktir diyor.
İkisinin de bir arada kullanmamız gerektiğini söylüyor ve 6.
ikisi arkadaşlar korporaliyata bu ilke Leonardo'nun en az konuştuğumuz ama bence en güçlü prensiplerinden biri beden ustalığı arkadaşlar beden bedeninizin
ustası oluyor başarı için öncelikle kendinizle barışık olmalısınız bunu sağlayacak en büyük etkende ne diyor biliyor musunuz sağlıklı zarif dengeli ve her iki elini
de zarafetle kullanabilen bir Beden diyor.
Enteresan değil mi? Her iki elinde kullanabilen bir beden.
Yani bu zaten bilimsel bir açıklama biliyorum.
Hani sağ elinizde kullanabiliyorsanız sol elinizde kullanmaya zorlamanız gerekiyor ki beyniniz gelişsin.
Farklı bakış açıları yakalayabilin.
Yaratıcı düşünceleriniz çalışsın.
Evet doğru ama bunu Leonardo bu kadar yıllar önce söylemesi çok enteresan.
Mesela Leonardo sadece ressam değil değil mi?
At bilincisiydi, eskidim yapardı, işte anatomiyi incelerdi.
Çünkü zihin ne kadar güçlü.
olursa olsun beden zayıfsa sürdürülebilir olmayacağını biliyordu arkadaşlar.
O yüzden kendi fiziğini fiziksel olarak aktif olarak tutmak için farklı farklı dallarda da bu işlerle uğraşmış.
Mesela şu var. Ofistesiniz diyelim.
Sunum yapacaksınız. Günlerce hazırlandınız.
Yer verdiğiniz resimlere, yer verdiğiniz bilgilere, konuşmadığınıza vesaire kesinlikle güveniyorsunuz.
Harika bir sunum oldu. Saatin üzerine de çok çalıştığınız için çok güzel olacak.
Özgüveniniz falan da var. Ama sunum yaparken bir anda yorgunluğunuzdan dolayı spor yapmadığınız için ya da fiziğinizi hep aynı sporları yaparak alıştırdığınız
için birden böyle konuşurken belli bir züre geçtikten sonra omuzlarını düştü, gözleriniz kısıldı.
Sizi insanlar, dinleyen insanlar bir süre sonra ciddiye almamaya başlayacak arkadaşlar.
Söyledikleriniz kafa dalgınken okuduğu bir kitapta nasıl anlamaz insan kafa dalgın okur okur sadece okur ama ne okuduğunu anlamaz.
Aynı o şekilde sizinlemeye başlayacak.
Burada farklı fiziksel hareketleri yapmadığı için bir zihnin yorgun olduğunu söylüyor.
Yani bedeniniz yorgunsa zihniniz de dağılır diyor.
Bedeniniz zayıfsa stresiniz de artar diyor.
Kendinize bir dayanıklılık inşa edin.
Çünkü uzun vadeli başarılar sadece akıl değil enerji de ister.
Sadece bilgi değil beceri geliştirerek bunu sağlayabilirsiniz.
Ve yedinci ilkesi konesyon.
Bağlantı kurmak demek.
Hayatınızdaki bütün olanların ve her şeyin ilişkisini anlamak ve değerlendirmek.
Sistemli düşünebilmek arkadaşlar.
Yani yaşayacağınız her şeyi.
Birbirleriyle olan ilişkisini anlamaya çalışın ve her şeyi bir arada değerlendirin diyor.
Yani disipliner arası düşünmek.
Bir CEO'nun en büyük özelliği tek bir veriye değil bütün tabloya bakmaktır.
Diyelim ki markanız var ve satışlarınız düştü.
Yüzeysel bakışta olan birisi satışlar düştü daha çok reklam yapalım der.
Bu tek bir değişkene bağlıdır.
Ama bu ilkeye göre bu ilkenin bakış açısı der ki satışlar neden düştü?
Müşteri trafiği mi düştü?
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Bizim marka algımızı mı mı değiştirdi?
İşte bu zincir düşünmedir.
Doğru sistem düşüncesidir arkadaşlar.
Neden sonuç haritası çıkarmak demektir.
Bugün ülkemizde çok önemli bir kuruluş olan Eczacıbaşı'nı biliyorsunuz.
Necat Eczacıbaşı demiştir ki toplumların insan zenginliği o ülkede yaşayan mesleğine tutkulu insanların sayısıyla orantılıdır.
Bilerek ve isteyerek seçilmiş tutkular insanların en güzel amaçlarına eşsiz yön vericilerdir.
Bugün bildiğimiz McDonald's da arkadaşlar zamanında günde 18 saat çalışarak bildiğimiz haline ulaşmıştır.
Tutkulu bir amaç olmadan günde 18 saat kimse çalışmaz.
Hiç kimse çalışmaz yani buna gerçekten büyük tutkuyla bağlı olması lazım.
Yani hayaline tutkuyla bağlı olması lazım.
Ne kadar çok istiyorsak o işi o kadar başarılı oluruz.
Zaten hiçbir insan sevmediği, istemediği bir meslekte başarılı olmaz.
Hangi sektörde olursanız olun işinize yön veren kişiler olun.
Dağın tepesinde bir cam olmazsan vadide bir çalı ol.
Fakat oradaki en iyi çalı sen olmalısın.
Çalı olamazsan bir ot parçası ol.
Bir yola neşe ol. Bir mis çiçeği olamazsan bir saz ol.
Fakat gölün içindeki en canlı, en mutlu saz.
Sen olmalısın. Hepimiz kaptan olamayız.
Tayfa olmaya mecburuz.
Yapılacak büyük işler, küçük işler de var.
Yapacağınız iş size en yakın olan iştir.
Cadde olamazsan patika ol.
Sen her neysen onun en iyisi ol.
Bu bölümün sonuna geldik arkadaşlar.
Umarım iş hayatınızda siz bir nebze faydalı olacak bilgiler vermişimdir.
Beni Instagram ve Spotify üzerinden de takip etmeyi lütfen unutmayın.
Beni dilediğiniz için teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Görüşmek üzere.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
