
İlişkilerin Gizli Tehlikeleri: Asla Yapılmaması Gereken Davranışlar
10 Haziran 2024 · 23 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
İlişkilerimizi yıpratan, aşkı azaltan ya da bitiren gizli davranışlar nelerdir? Bu bölümde bunları anlatıyorum.
***
Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Altyazı M.K.
Eskiden kaybolmuş bir gemi gibiydim.
Hangi limana gideceğini bilmeyen.
Hiçbir zaman belli bir rotam olmadı.
Düşüncelerim de aynı şekilde. Kontrol edemediğim bir fırtınanın ortasında sarılıp duruyordu.
Sonra her anıma mükemmel yaşamaya odaklandım.
Ve anladım ki her anın mükemmelliği olamaz da.
Olmak zorunda da değil.
Sonuçta kusursuz bir primasalında yaşamıyoruz değil mi?
Ve hayatın dümdüz bir yol olmadığını anladım.
Fırtınalar, zorluklar, engeller hepsini sırayla aştım.
Aşmaya da devam ediyorum. İçimdeki çocuk sürekli mutlu olmuş.
Bana yaşadığım acıları, zorlukları göz ardı etmeyi önerdi.
Ama gördüm ki zorluklar, bu acılar beni ben yapan şeyler.
Hayatın iniş çıkışlarını kabul etmek, gerçek beni bulmanın anahtarı.
Bazen kötü günler olacak, bazen her şey üst üste gelecek, bazen düşeceğim ve kalkmak da çok zor olacak.
İşte bu anlar beni ben yapan anlar.
Hayatımızın mükemmel olmasına gerek yok çünkü biz zaten mükemmeliz.
Herkese selam arkadaşlar. Alternatif Vizyon''a hoş geldiniz.
Ben Ayça. Bugün arkadaşlar yaşadığımız romantik ilişkilerimizde asla yapılmaması gereken darlanışlardan bahsedeceğim.
Akıllı Kadının Başucu kitabından faydalanıyorum bugün.
Yazarımız Melis Bozkurt.
Ben hiç bu tarz kitaplardan hoşlanmam diye söyler dururdum.
Ama bu kitabı okuduktan sonra gerçekten çok hoşuma gitti.
Özellikle de bugün sizinle paylaşacağım kısımlar benim hoşuma gitti.
Katılmadığım bazı konular var.
Onlardan da zaten ilerleyen dakikalarda.
bahsedeceğim size. Birkaç tane davranış var anlatacağım arkadaşlar.
Şimdi başlayalım.
Yazarımız diyor ki bizler dünyaya iki amaç için geldik.
Hayatta kalmak o zaten yaşama dürtüsü olayı ve üremek için.
Genetik kodumuz bu şekilde yani bu ikisi üzerine kurulmuş.
Kaderimizden kaçamıyoruz ve farkında olmasak da ne kadar aşk hayatım olmasın işte ilişki istemiyorum desek de bilinçsizce aslında aşkı arıyoruz diyor.
Hiçbir şey aramadığınızı düşünseniz bile gerçekten başkalarına farkında olmadan sürekli sinyaller gönderdiğimizi ve Onlardan da bize gelen sinyalleri aslında aldığımızdan bahsediyor.
Yani kaderimizi yerine getirmek için sürekli tetikte bekliyoruz.
Ve hiç beklemediğimiz anda bizi vuran o Eros'un oklarından kaçış olmadığını söylüyor.
Eros'un oklarından bir tanesi bir yerimize saplandı diyelim.
Aşık olduk, ilişkimiz var.
Peki akıllı bir kadın nasıl davranması gerekiyor bu ilişkide, bu aşkta?
En çok dikkat etmesi gereken davranışlar neler?
Asla yapmaması gerekenlerler.
İkisi içinde ona ve parklarına neler zarar verir?
Bunlardan bahsedelim bakalım.
Birincisiyle başlayalım o zaman.
Melis Bozkurt birinci yapılmaması gereken davranışta şu şekilde bahsediyor.
Parklerinizi tehdit etmeyin, cezalandırmayın.
Her ilişkide tartışmalar oluyor değil mi?
Anlaşmazlıklar yaşılıyor. Yani herkes mutlaka bir şekilde anlaşmazlıklara düştüğü için tartışmalarda bulunuyor birbirleriyle.
Zaten yapılan son araştırmalara göre tartışmak ilişki içinde sağlıklı arkadaşlar.
Yani iletişim kurduğunuz için birbirinize anlamınıza sebep olan şeylerden bir tanesi.
Son araştırmalar bunu göstermiş.
Ama bu tartışmalar saldırıya dönüşür.
İşte o zaman tehlike çanları çalmaya başlıyor.
alemler ötmeye başlıyor.
Özellikle küçük tartışmalar yaşıyorsanız asla yapılmaması gerekiyor.
Tehdit veya ceza unsurlarının kullanılmaması gerekiyor.
Mesela yan yanasınız bir kadına baktı diyelim.
Ve yazarımızın şöyle bir ihtiyası var arkadaşlar.
Erkekler diyor evrimsel kodu zaten başka birisine bakmaktır.
Başka bir kadına. Yani erkeklerin bakmaya kodlandığından bahsediyor.
Buna pek katılmıyor olabilirim.
O anda diyor mesela arkadaşınız işte sevgiliniz başka bir kadına baktı.
Eşinize şöyle söylememeniz gerekiyor.
Bir daha başka kadına bakarsan seni şeklinde cümleler kurmayın diyor.
Çünkü alenen onu tehdit etmiş oluyorsunuz.
Cümlenin akışına göre de hemen arkasından hemen kalkıp giderim.
İşte seni burada bırakıp giderim diyorsunuz mesela.
Ne olmuş oluyor? Tehdit ettikten hemen sonra arkasından da cezayı kesmiş oluyorsunuz.
Suratları asılıyor. İşte gününüz mahvoluyor.
Beter oluyor. Zehir zıkkım oluyor gününüz arkadaşlar.
Burada aslında şöyle bir şey olur değil mi?
Mesela gördüğünüz İçinizdeki ses bazen şey der.
Ya sus. Sus kızım.
Sus. Hani bu 5 saniyelik 2 saniyelik bir şeydi.
Hani kötü bir şey yok. Normal standart bir şeydi.
Sen de bakıyorsun. Sus. Hani boşu boşuna sinirlenme.
Genelde kıskanç insanların başına geliyor bu.
Nietzsche diyor ya zordur insanlarla yaşamak.
Çünkü öyle zordur ki susmasını bilmek.
Aynen işte bazı karakterler yani bazı kadınlar bu anda susmayı bilemiyor.
Ve susmayı bilemediği için de bu küçük olaylar inanılmaz derecede büyüyor.
Ve çok saçma tehditlere doğru gidiyor arkadaşlar.
Bu tarz davranışları gösterdiğimizde ne kadar sevilirsek sevilelim.
Yani siz partnerinizle neler yaşamış olursanız olur.
İsterseniz çocuğunuzun anası olun.
O erkek araya bir soğukluk sokuyormuş arkadaşlar.
Bunu ben söylemiyorum. yazar söylüyor.
Yani size karşı olan bakışı değişmeye başlıyormuş.
Karşı tarafının size duyduğu bir saygısı var değil mi?
Ve siz bu saygının yerini sizden korkmasını sizi bir sorun olarak görmesini sağlamış oluyorsunuz.
Hele ki sürekli yapıyorsanız eğer bunu şu anda o halde bile olmuş olabilirsiniz.
O anlarınızdaki mutluluğunuzu bitirmiş oldunuz çünkü.
Yapılan son araştırmaya göre arkadaşlar mutlu çiftler kafasından her geçeni söylemeyen söylenmesi gerekeni de nasıl söyleyeceğini bilenden olduğu görülmüş.
Yani o kadına baktın diye diretmek, suçlamak sonrasında onu cezalandırmaya çalışmak zamanla önümüzde tartışma yaratıyor.
ve sizin tarafınızdan yapılan bir tacize dönüşüveriyor.
Ve erkekler bu durumda genelde öfke duymaya başlıyorlar.
Öfkelenen erkek de şefkatten yoksun bir erkeğe dönüşebiliyor.
Bunu şununla karıştırmayın yalnız.
Yani bu arada bu şefkatsizlik dediğim konu bunu tırnak içerisinde belirtmiş olayım.
Bu saygılediği şey bir karakter arkadaşlar.
Yani sizin erkek arkadaşınız kendi doğulunda şefkatsizse işte gözü başı oynuyorsa sürekli yani bu sizin yaptığınız bu ufak çaplı krizler ya da tehditlerden dolayı değildir.
En baştan biri yapıyorsa bu adam Sizle alakalı bir durum değil.
Gidip de ah canım benim ben kıskandığım için böyle oluyormuş demeyin.
Siz sadece kendi davranışlarınızın farkına varın.
Ona odaklanın. Asla kendinizi suçlamayın.
Yani bu tarz davranışları sergilemeyin diyor yazarımız.
Çünkü haksız da olabilirsiniz.
Haklısınız da böyle bir ilişki içinde olup olmamaya karar vermemeniz sizin elinizde.
Ve arkadaşlar böyle bir durum yaşadığınızda tartışmaya başlıyorsunuz.
Kavga etmeye başlıyorsunuz.
Kavga esnasında asla yerine getiremeyeceğiniz tehditler.
savunmayın diyor yazarımız. Yani yapamayacağınız şeyleri tehdit aracı olarak Kullanmayın.
Bunun iyi bir fikir olmadığını söylüyor.
Mesela nedir bu yerine getiremeyen tehditler?
Evi terk ederim, işte boşarım, ayrılırım, giderim demek mesela.
Her tartışmada özellikle evi terk ederim, seni bırakıp giderim deyip üzerine o evden gitmemek partnerinizin size olan saygısını yerle bir ediyor.
Çünkü bir süre sonra gitmeyeceğinizi bildiği için partneriniz boşuma nefesinizi tüketmiş oluyorsunuz.
Size artık inanmıyor.
Dramatik bir hale getirdiğinizi sanarken...
Aslında kendinizi ironik bir şekilde komik duruma düşürmüş oluyorsunuz.
Yani hararetli bir anda kast edilen ancak hiçbir zaman yerine getirmeyen o silme boş tehditler.
Örneğin kavga sırasında asla kelimesini çok kullanmayacaksınız.
İşte artıkla başlayan ya da bundan sonra kelimeleri bu kelimelerle başlayan bütün cümlelerden uzak durmanız gerekiyor.
Şimdi anladım ben seni. Asla değişmeyeceksin.
Seninle işim bitti.
Belki arada işte o tehdit kafaları sallanır.
Daha dayan parmakları sallanır.
Fark deriniz zamanla bütün bu cümlelere çünkü bağışıklık kazanmaya başlıyor.
Artık bu yaptıklarınızı görmezden geliyor bir süre sonra.
Ve kavgalarınız özellikle başta verdiğim örnekteki gibi kıskançlıktan eğer çıktıysa bunların hiçbirinin yapılmaması gerektiğini söylüyor Melisa Hanım.
Ama size kötü bir haberim var.
Amerika'da bir araştırma kurumunun dünyada yaptığı anketlere göre arkadaşlar her 10 Türk kadınından 4'ünün eşini deli gibi kıskandı.
Düşünün 100 tane kadından 40'ı kıskançlık krizlerine giriyor ve kim bilir nasıl kavga ediyorlar değil mi?
Bir ara haberlere bir tane kadın çıkmıştı.
İngiliz bir kadın Debbie Wood.
Dünyanın en kıskanç kadını diyorlar.
Televizyonda kadın eşine spor programları dışında başka hiçbir program kadın görür diye izlemesine bile izin vermiyormuş.
Adama da mikrofon uzatıyorlar.
İşte muhabir mikrofon uzatıyor röportaj yaparken.
Diyor ki nasıl katlanabiliyorsunuz buna?
Hani sadece televizyonda akşama kadar.
Sporu programı izlemeye diyor.
Galibim de diyor ki ben zaten sporu programları seyretmeyi çok severim.
Bütün gün izleyebilirim diyor.
Adamı o kadar sindirmiş.
İşte böyle kıskançlıklar hastalık derecesinde arkadaşlar.
Yalnız şöyle bir durum var arkadaşlar.
Bu kıskançlıklarla boş tehditlerin altında arkadaşlar bazı kömürlü travmalar var.
Çünkü dikkat edin çocukluğumuzdan gelen öğretilerimiz, duygularımızın yükseldiği zamanlarda ortaya çıkıyor.
Yani çocukken yaşadığınız travmalarınızı sanki o tartışma sırasında yeniden oluyormuş gibi yaşabiliyoruz.
Ya da eski ilişkinizde yaşadığınız olaylarla ilgili.
Tartışmanın diğer ucundaki partneriniz de daha önceden size bu travmayı yaşatan kişinin bir anda kopyası haline geliyor.
Sonra kavga sırasında başlıyorsunuz işte sen de babam gibisin ya da işte eski erkek arkadaşınızın adı Mehmet olsun.
Diyelim sen de Mehmet gibisin falan demeye.
Burada aslında yapılmak istenen güçsüzlük ve kaybetme korkusunu örtbas etmeyi istemek.
Hızlı bir şekilde kavga sırasında bağlantınız kopuyor ya da tam tersi çok sert bir sessizliğe bürünebiliyorsunuz.
Bu yüzden gereksiz kıskançlıklardan ve tartışma yaşarken yapılan tehdit cümlelerinden uzak durulması gerekiyor.
İki tane maddeyi bu arada arkadaşlar fark ettiyseniz aradan çıkarttım.
Tek madde olarak saymayın lütfen.
Peki üçüncü davranışımız. O zaman duygusal manipülasyon uygulamayın diyor yazarımız.
Tartışmalarda karşı tarafını gardını düşürmek için bazen ne yaparız?
Duygusal manipülasyonlar uygularız değil mi biz kadınlar?
Ne onlar? Ağlarız.
Zırlarız, aşırı öfkeleniriz.
Allah korusun bazen kendine vurmalar bile olabilir.
Böyle kendini vurursun, yerden yere atarsın.
Bunları ilk yaptığımızda belki işi yarıyor gibi görünebilir diyor yazarımız.
Ama zamanla partnerinize sizin güçsüz olduğunuzun mesajını verdiğini söylüyor.
Ve bir süre sonra da eşiniz sizden soğuyor.
Bunlar da her şeyde soğuyor ya diyeceksiniz.
Ben de ilk okuduğumda bunlar aklıma geldi ama işte böyle hani şey deriz ya bazı ilişkilerde.
Ya sanırım... Kısa
Zamanla o kadar küçük şeyler birikti ki bunlar sanırım birikimlerin sonucu diye işte bunlar da böyle ufak ufak soğumaların birikmesi sonucunda belki de uzun soluklu ilişkiler bitiyordur diye
aklıma geldi. Ve bunun bir adım ötesi de Melis Hanım diyor ki arkadaşlar en tehlikelisi olduğunu söylüyor.
Size acımaya başlıyor diyor.
Yani neden yani ne var ki bunda acısı ne var daha iyi diyebilirsiniz.
O şöyle oluyormuş arkadaşlar.
İşin içine merhamet duygusu girdiği anda ilişkiniz aşk ilişkisi değil idare etme ilişkisi oluveriyormuş.
Ve bu verilenlerden fazla tepkilerden dolayı artık erkek arkadaşınızın size karşı gerçek düşüncelerini de öğrenemiyorsunuz.
Yani sizin yapacaklarınızdan korktuğu için adam bu tepkilerden, bu fazla ona fazla gelen tepkilerden korktuğundan dolayı işte ağlama krizleri, öfke nöbetleri gibi kendisine ait olan gerçek duygu ve düşüncelerini
saklamaya başlıyormuş.
Vereceğiniz tepkilerden korktuğu için ve korku üzerine sevgi yaşanmıyor.
Tam tersine solup gidiyor.
Bazen arkadaşlar sadece önümüzde olanı görüyoruz ve o anda olmayanları göz ardı edebiliyoruz.
Yani yaşadığımız güzel anıların, gereksiz tepkilerimizin mahvedilmesi.
Yaşadığımız sorunlar gördüğümüz tek şey olduğunda ilişkimizin tamamı vurmuş gibi gelebiliyor.
Ve bir zamanlar küçük bir sorun olarak gördüğümüz olgular zamanla önemli bir soruna dönüşüyor.
Dünyanın en zengin 20 çiftine bakın yarısı boşanmış o büyük aşklar.
Dünyaca ünlü ilişki koçu Paul diyor ki ilişkide 3 nokta kaçırılırsa ayrılma kaçınmazdır.
Partnerinizle paylaştığınız değerleriniz aynı mı?
Güçlü yıkılmaz bir iletişime sahip misiniz?
Ve kavga sırasında hala uzlaşma isteğiniz içinizde var mı?
Yani şu 3 tane olguya bir bakın diyor.
Eğer bu 3 tane olgu sizde varsa ilişkinizin devamlılığın gelmesi çok yüksek bir oran olduğunu söylüyor.
İlişkilerimizde arkadaşlar eşimizle nasıl sevişeceğimizi bilmediğimiz için savaşı sürdürmeye devam etmemiz gerektiğine ikna olmuşuz bence.
Ve bu yüzden kavga ediyoruz.
Güdüsel olarak anlaşabildiklerimize değil de genelde tartışmalarımıza odaklanıyoruz.
Mesela bence bu konuda en güzel örnek Amy Winehouse.
Hatırlayın kendisini. Daha kendi 14 yaşında kardeşini bile uyuşturucuya alıştıran bir adamın peşinden aşık olduğu için üzücü bir sonla aramızdan ayrıldı değil mi?
Şu anda zaten kendisinin belgesel tarzında filmi var.
Vizyonda sanırım hala.
Çok güzel bir film mutlaka.
izleyin. İlişkinin başlarında aslında çoğu şey ileride nasıl olabilir gösteriyor.
Oradan anlıyorsunuz zaten.
Bu da öyle bir film olmuş. Bu bölümünde film önerisi bu olsun arkadaşlar.
Bu arada bu ağlamak işte duygusal manipülasyonla ilgili son yapılan araştırmalarda Kadınlar genellikle kendilerini yetersiz hissettiklerinde işte savaşılması zor durumlarda ağlıyorlarmış.
Bunlardan daha çok ağlarmışız.
Yani ilişkilerinizde sürekli ağlıyorsanız ya da sevgiliniz sizi gelip böyle pış pışlamıyorsa bu sorunları bir döngü şeklinde yaşayabiliyormuşsunuz.
Dördüncü maddemize geçelim o zaman.
Sanırım dört oldu. Ben dört saydım.
Bir de siz dinledikten sonra yorumlarda buluşalım arkadaşlar.
Gönderin altına bir yorum yazın.
Dört tane mi oldu acaba? Bu da bu espri olarak geçsin.
bakalım. Diyor ki dördüncü maddede yazarımız etrafınızdaki kadınları kötülemeyin.
Bunu nasıl yapacağız ya?
Şimdi çevrenizde kendinize rakip olarak görebileceğiniz ya da gördüğünüz bir kadın da olabilir.
Herhangi bir kadın da olabilir bu.
Bir kadın hakkında söylediğiniz bu da çok kilo almış, bacakları çarpık, işte her yeri yapmak, dudakları bilmem neresi, silikon gibi eleştirileri eşinizin o kadının daha çok incelemesine sebep oluyor.
Yapmayın diyor. Eğer partneriniz sizinle aynı fikirde değilse ne olacak?
O kadar da kötü değil canım ya dese ne olur?
Sinir olmaz mısınız?
işe yaramadı sonuçta.
O kadını savunmaya da geçebilir partneriniz.
Sonra siz neden onu savunuyorsun dediğinizde aslında sorun o kadın olmaktan çıkıyor.
Sizin yaptığınız eleştiren gereksiz acımasızlığa bir karşılık vermiş oluyor eşiniz.
Bir bakıyorsunuz olmadık yerde Eşinizle başka bir kadın savunuyor ve bundan dolayı da yani el alemin kızı için kavga etmiş oluyorsunuz.
Bu yüzden kimseyi, hiç kimseyi kötülemeyin.
Kendinizi yüceltmek için başkalarını kötülemeye gerçekten ihtiyacımız yok.
Siz zaten değerlisiniz.
Şöyle düşünün, eşinizin iki tane saati var.
Biri çok ucuz bir marka, diğeri dünya markası.
Hani şu milletvekilinin kolunda gördüğümüz var ya, takmıştı geçenlerde, izlemiştik hepimiz haberlerde.
İşte bir tanesi de öylesine milli...
Hangisini kaybetse eşiniz daha çok üzülür?
Pahalı olanı kaybetse üzülür değil mi?
İşte siz o milyonluk pahalı olan saatsiniz zaten.
Çünkü onun ne kadar değerli olduğunu biliyor.
Siz onun algılarını değersiz olana çektiğiniz zaman üzülmeye hatta...
Acımaya bile başlayabilir o kadına.
Ben neredeyse bir 15 sene kadar önce arkadaşlar çok ünlü bir şarkıcıyım.
Tam da o senel böyle en tap zamanlarındaydı.
Bir güzellik merkezinde karşılaştım tamam mı gördüm.
Manikür yaptırıyorum. Tam karşı masamda bir saate yakın böyle yüz yüze durdu.
İşte makyajsız tabii ki eşofman falan var üzerinde.
Manikür yaptırıyor. Manikür yapan kız bir anda ona şey demeye başladı.
İşte adını vermeyeceğim bilmem ne hanım.
İşte akşam konserinize çok gelmek istiyordum ama.
İşte çalışacağım o yüzden gelemiyorum falan diye.
Ben şok oldum.
İnanamadım. Kadın gerçekten yani onun o olduğuna inanamıyorum.
O inanılmaz güzel bir kadın.
Şimdi söylesem ne demek istediğimi anlarsınız ama isim veremeyeceğim maalesef.
Hani boyu da o kadar uzun değilmiş ya dedim.
Ekranda nasıl bu kadar güzel görünebilir?
Ben bir şoka girdim tabii. Sonra eve geldim tabii.
Kime anlattım? Eşime.
Böyle günlerce anlattım ama o kadar çok şaşırdım ki.
İşte ağzı şöyleydi, gözü böyleydi, boyu da kısaydı.
Öyle bir algı yaratmışım ki.
eşim üzerinde. Kadının şu anda bakın kaç sene geçmiş şu anda eşime gelip işte şu şarkıcı kaç kiloda diyeyim bence biliyordur.
Biliyordur yani. Televizyon izliyoruz o kadını görüyoruz.
Şarkı dinliyoruz, şarkı açıyoruz o kadını dinliyoruz.
Yani algılı seçicilik oldu.
O yüzden boş verelim arkadaşlar.
Herkesin orası burası kendine güzel ya da çirkin.
Siz bunları işte kız kıza buluştuğunuz denklerde konuşun.
Boş verin gitsin eşinize anlatmayın.
Adamın ilgisini onun bilmem kaç santim metre olan silikonuna yöneltmeyin.
Yani hiçbir anlamı yok. Peki arkadaşlar son maddeye geçiyorum.
Ne olursa olsun siz Siz olun diyor yazarımız.
Sevgilinizin yanında başkasıymış gibi davranmayın diyor.
Orhan Pamuk benim adım kırmızı kitabında diyor ya ben beni kimse görmediği zaman en çok kendimim diyor.
Hepimiz için geçerli aslında değil mi?
Bakın Japon kültüründe Hanya maskesi vardır.
Bilenleriniz kesin çıkacak.
Kagura dansı yapılırken takılan tek kadın karakter maskesidir.
Korkunç bir maske.
Bu maskeyi takar bu Kagura dansını yapmaya başlar ve o maskenin karakterine bürün.
Yani bir ruh değişimi geçirir.
Yani kendi gerçekliğini saklar.
Maskesini çıkarınca da gerçek yüzü yine ortaya çıkar ve kendi haline geri döner.
Bu da aynen bunun gibi bir şey.
İlişkilerinizde eşinize rol yapmayın diyor yazarımız.
Olduğunuz gibi sevilmeyeceğinizi düşünme korkusu bunun temeli aslında.
Bunu yaparken size olan ilgisini de canı tutmak için bir gösteri sergiliyor olabilirsiniz.
Yani yalan ne kadar uzun sürerse gerçek ortaya çıktığında kalp kırıklığı ve zihinize...
hasar oluşma olasılığı da o kadar çok artıyor.
Sırf o sevdi ya da sevmiyor diye sevmek zorunda ya da sevmemek zorunda değilsiniz.
Mesela marjinal görünmek için işte hani böyle Türkçe şarkı dinlemiyorum ya diyenler vardır ya ya da iki kadeh rakı içse işte Müslüm komasına girecekken ya ben arabesk müzik sevmiyorum diyen tipler vardır.
Kendilerini saklarlar. Kendi içlerindeki o hisleri saklarlar.
İşte bunlar gibi olmayın diyor yazarımız.
Sırf yapmaktan hoşlandığımız bir şey için utanıp söylemeyip Sevgilinizi de bu yüzden sizden unutacağını düşünüyorsanız bu saklayışların uzun sürmeyeceğini bilmeniz gerekiyor.
Bakın Carl Rogers'a soruyorlar.
Diyorlar ki yaşamın amacı nedir diye soruyorlar.
Diyor ki insanın gerçekten de olduğu kişi olmasıdır diyor.
İşinizi memnun etmek için maskeler ardında geçen bir hayatı kabul etmeyi, o ilişki için fedakarlık zannedebilirsiniz.
İlişkiye iyi geleceğini düşünebilirsiniz.
Ama bu aslında kendinizi harcamanız anlamına geliyor.
Bakın ilişkiler aşkla başlayan ilişkiler yani ilk 6 ay boyunca uyuşturucu bir etkiye sahip olurmuş.
Aşık olduğumuz zaman çünkü ciddi bir miktarda yani çok fazla bir miktarda oksitosin üretmeye başlıyoruz.
Yani ne bu? Daha önceki bu uzun maratonlu ilişkiler için öğretimimdeki podcastında da söylemiştim.
Mutluluk hormonu. Ve bu durum o kadar yoğun yaşanıyor ki ilişkinin devam etmesi için istemediğiniz sevmediğiniz şeyleri bile seviyor gibi yapabiliyorsunuz.
Aşk kapıdan girdiğinde yani akıl pencereden...
çıkıyor arkadaşlar. Ya da mesela çok da pozitif birisi değilsiniz.
İçinizde birazcık böyle karanlık, negatif bir tarafınız var ama ona göstermeye çekiniyorsunuz.
Gerçek aşk karanlığı gösterebilene duyduğunuz sevgidir.
Sizi bütünleyecek kişi odur.
Çünkü ancak karanlığınızı aydınlatırsanız tamamlanırsınız ve gerçek aşk size ışığınız olacak kişiyi gösterir arkadaşlar.
Aşkınız için kazanacaklarınıza bir de kaybettiklerinize bir bakın bence.
Sizi değiştirecek, kendi özünüzden ayıracak İşte nelerdir?
Bunları atlamanın ne kadar tehlikeli olduğunu bilin.
Kendi değerinizi görmezden gelmeyin.
Yani ilişkilerinizde sürekli aynı döngüde değil dönüşümde kalmanız gerekiyor.
Tıpkı balık ve kuşun hikayesi gibi.
Bir gün bir balık bir kuşa aşık oluyor.
Ölüyor aşkından. Kuş bu tabii herkese her şeye tepeden bakıyor.
Kendini çok büyük görüyor.
Balığa diyor ki ben de seni severim.
Sevemesine de yuvamız neresi olacak?
Nerede yaşayacağız aşkımızı?
Havada mı suda mı yaşayacağız?
Ben suda yaşayamam ki diyor.
Balık da diyor ki ben havada da karada da seni istiyorum.
Sana çok aşık oldum. Ölüyorum aşkımdan diyor.
Sonra balık ne yapıyor? Tabii ki çıkıyor sudan.
Ne oluyor arkadaşlar? Anında can veriyor.
Ne için? Aşk için. Kaybedilen şimdi ne?
Balık hayatını kaybetti.
Ne kazandı peki? Aşkı kazandı mı sizce?
Balık ölüme aşık olduğunu göremeyecek kadar kördü.
Kuş sevenin kıymetini bilemeyecek kadar da nankördü.
Balık sevdiğinin canına can verecek kadar fedakardı.
Kuş sevenin canını alacak kadar da gaddardı.
Aşık ölüme aşık, maşuk ise ölümün ta kendisi.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
