
İlişkilerde Seni Öne Geçirecek 4 Gizli Strateji
18 Haziran 2025 · 29 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
''Bazı insanlar bir ortama girdiğinde fark edilir. Bazıları bir ilişkiye girdiğinde yönünü değiştirir.”
Bu bölümde, ilişkilerde fark edilmekten çok daha fazlasını anlatıyorum.
Erich Fromm’un “sevme bir beceridir” sözünden yola çıkarak, ilişkide seni bir adım öne geçirecek 4 gizli stratejiden bahsediyorum. Bunlar, ne “kendin ol yeter” saflığında, ne de manipülasyonun karanlık tarafında…
Psikologların gerçek deneylerine, Bolby’nin bağlanma teorisine ve modern davranış bilimcilerin açıklamalarına dayanıyor.
Neden bazı insanlar ilişkide hep kazanan gibi hissedilir?
Empatiyi yanlış kullandığımızda ne oluyor?
Gerçekten sevilen insanların yaptığı gizli bir şey mi var?
Ve… bir adım önde olmanın bedeli nedir?
Bunların cevabı bu bölümde
Transkript
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün ilişkilerimizde farkında olduğumuz ama tam bir netlikle adını koyamadığımız için Kullanmayı unuttuğumuz 4 stratejiden bahsedeceğim.
Sürekli okuduğum, beğendiğim alanında en iyi olan psikologların stratejileriyle ilgili yorumlarımda bahsedeceğim, anlatacağım, ekleyeceğim.
Yani söylediğim stratejiyi sanki Elkrom yanımızda yorumluyor, ben ona soruyorum.
Bu şekilde anlatmaya çalışacağım, böyle düşünebilirsiniz.
Peki bu stratejiler ne işimize yarıyor?
Öncelikle henüz daha ilişkinizin başındaysanız ya da Uzun bir birliktelik değilse ilerleyen günlerde sizden götürmez.
Ne demek bu Ayça sizden götürmez?
Hani deriz ya başta ne kadar verirsen o kadar beklenti yaratırsın.
İşte bu yüzden bazı şeyleri verirken dikkatli olmak gerekiyor.
Çünkü ilişkiler bir nevi görünmez bir muhasebe defteri gibi çalışır arkadaşlar.
Kimi zaman karşılıklı yatırımlar yapılır, kimi zaman sadece tek taraf bir taraf verir.
Sonra o veren taraf ama ben hep veren taraf oldum der, kendini geri çeker, ben çok emek verdim der ve tekrardan geri çekilir.
İşte bugün anlatacağım dört strateji sizi bu dengesizliklerden koruyacak.
Hem sizi geri planda bırakmadan hem de karşınızdaki kişiyi sağlıklı ve doğru şekilde tanımınıza olanak sağlayacak.
Ben zaten sevgilimi tanıyorum.
İşte kaç yıllık sevgilim vesaire diye de düşünmeyin.
Mutlaka bana kulak verin derim.
Bir de bu bölümü yapmak istememin sebebi şu.
Son zamanlarda ilişkilerde karşı taraflı haz duygusunu hissetmek için bazı manipülatör davranışların olduğunu gördüm.
Çok fazla oluyor karşılıklı olarak.
Yani istediğin bir şeyi o kişiden alabilmek için, o davranışı görebilmek için zorlamalar, baskılar gördüm.
İki taraf için de söylüyorum yani bir cinsiyet ayrımım yok.
Bir tür zorlamalar var.
İlişkiden ve partnerinden istediklerini almak için yapıyorlar bunu.
Kimseyi sizin için bir şey yapmaya zorlamayın arkadaşlar.
Çiçek almasını istiyorsanız sizinle sohbet etmesini istiyorsanız bunu zorlayarak elde edemezsiniz.
Söyleyerek elde edemezsiniz.
İlerleyen dakikalarda zaten detaylandıracağım.
Mesela bir resim çekildiniz.
Siz paylaştınız. Onu eklediniz.
O size eklemedi. Ya da o ayrı bir şekilde sosyal medyada paylaşmadı.
Paylaşması için ya sen niye paylaşmadın vesaire gibi şeyler söylemeyin.
Zorlamayın. Yani şikayet etmeyin.
Sizi gerçekten isteyen, sizi seven kişi bunları sırf içinden geldiği için yapar.
Siz söylediğiniz için yaptığı zaman zaten hiçbir anlamı kalmaz.
Çok klasiktir ama doğrudur.
Ben söyledikten sonra yapıyorsan hiçbir anlamı yok.
Bu zorlamayla ilgili şunu söyleyeceğim.
Aslında zorlamanın psikolojik tarafı var.
İçsel motivasyon ihtiyacından doğuyor bu.
Yani insan şunu istiyor.
güzel hissetmek istiyor.
Güzel olduğunu hissetmek istiyor.
Güzel olduğunun partneri tarafından söylenmesini ya da gösterilmesini istiyor.
Yani içsel motivasyonun dışsal zorlamayla yapmaya çalışması.
Size çiçek getiren biri varsa ve bunu gönülden kopararak yapıyorsa Orada gerçek bir sevgi vardır.
Çünkü insanlar gerçekten istediği bir şey için çaba harcamaktan yorulmazlar.
Ama mecbur kaldıkları şeyi yaparken de içten içe uzaklaşırlar.
Zorla yaptırıldığı ilgi işte sadece sizi yorar.
Onu da sizden uzaklaştırır.
O yüzden sizi gerçekten isteyen biri vaktim yok demez, vakit yaratır.
Sadece zamanı olduğunda uğrayan değil, zamanını sizin yanınızda olmak için ayarlayandır sizin insanınız.
Sizin hayatınızın önemli insanı budur.
Şimdi bana şunu diyebilirsiniz.
Ayça niye bu stratejilere ihtiyaç duyalım ki normal ilişkimiz varsa yaşayalım ne olacaksa olsun.
Öyle demeyin arkadaşlar çok zor günlerden geçiyoruz.
Yani modern ilişkiler bence hayatın...
Dünya zamanının en zor ilişkilerinden bir tanesi.
Çünkü ilişki dediğimiz şey başta böyle çok toz pembe gelir.
Çok estetik gelir. Yani işte soft lunch gibi gelir.
Sonra bir bakarsınız böyle hard crush'a gider.
Yani hepsi geçmiş gitmiş.
İlk başlarda storylerde şarap kadehleriyle eller paylaşılıyor.
Sonra bir sabah kalkıyorsunuz.
Karşınızdaki kişi size diyor ki ben bu ilişkiyi biraz düşüneceğim.
Bir duralım ya. İşte ara verelim.
Sanki nereye düşünecek?
Ay bunu da ben hiç anlamıyorum.
Ne düşüneceksin ya? Kuantum fiziğini mi?
Yani dün kahvaltıda aynı tabaktan ekmek banıyorduk.
Bugün biraz kendimi dinlemek istiyorum diyorsun.
Bu moda geçiyorsun. Bir de böyle tipler bam diye geçmiyorlar.
Yavaş çekimde.
İşte yavaş yavaş çekimde üzerinize geliyorlar gibi.
Böyle elinde böyle suratınıza vurmak için bir tuğla var.
Tutuyor onu sıkıca. Hatta arkadaşlar bakın şu an aklıma geldi.
Taylor Swift yaşamıştır bunu.
Sevgilisi vardı Taylor'ın.
Hatırlar mısınız? Oyuncu bir çocuk.
Jack'ti ismi. Bayağı da o sektörün iyi oyuncularından yani beğenilen tiplerinden.
Sadece 3 ay ilişkileri olmuştu ama adam bir gün kalkıyor ve ben senden ayrılacağım diyor.
Sonra Taylor'ın da işte bu Jake'in ablasını bir gün ziyarete gittiklerinde giydiği kırmızı kaza çocuğun evinde kalmış.
Sonradan çocuğun evine geçmişler ablasının evinden sonra.
O kırmızı kaza takıyor kız kafayı yiyor.
Bu kırmızı kazakla ilgili biliyorsunuz belki Old World şarkısı.
O şarkıyı yazıyor ve şarkı çok popüler oluyor.
Dinleyicileriyle çok duygusal bir bağ kuruyor.
Bu hikayeyi de anlatıyor zaten.
Yani kadın kırmızı kazak diye diye hatta o şarkının üzerine çok beğenilince 10 dakikalık bir versiyonunu da yazıyor.
Çok beğeniliyor. Bakıyor ki ben herkese duygusal bir bağ kurdum.
Şarkıya diyor işte 3-4 dakika yetmez 10 dakika yapayım diyor.
Kırmızı kazak, kırmızı kazak diye kafayı kıyırmış da.
Çünkü her şey çok güzel gidiyor.
Her şey bir anda iyi. Biraz önce söylediğim gibi bir anda adam elinde tuğlasıyla gelip Taylor'in suratına yapıştırıyor.
Kız şok oluyor. Kaldıramıyor bunu.
Ağır geliyor. Kendini şarkı yazmaya veriyor.
Taylor için bu iyi oldu mu?
Evet iyi oldu. Çünkü sevenleriyle, onu dinleyenlerle hatta dinlemeyenlerle bile bir bağ kurdu.
Duygusal bir bağ kurdu. Milyonlarca dinlendi.
Belki de çok popüler olmasının sebeplerinden biri buydu.
Ama illa iyi şeyler yaşayacağız diye de işte her iyi şeyin başında kötü şey olur.
Bak iyi ki adam bunu aldatmış kız ne güzel şarkı yazdığının gibi bir durum olamaz değil mi?
Bu psikolojik bir kandırmaca çünkü.
Her güzel şey yaşayacağım diye saçma sapan adamların peşinden ya da kadınların peşinden böyle ağlamaya üzmeye gerek yok.
Bence Taylor o şarkıyı o kırmızı kazak şarkısını bu adamdan bu kazıkları yemeden de yazabilirdi.
O yetenek vardı bence onda.
Birincisi arkadaşlar algı değerini ayarlayabilmek.
Eric Fromm'un sevilmek için değil, sevmek için sevk prensibi vardır.
Bunu şöyle düşünün.
Bir ilişkiye başlarken çoğumuz beni beğendi mi acaba, beni yeterince çekici buldu mu acaba gibi sorulara odaklanır.
Ve bu yüzden de Karşı tarafın beğendiği tarza girmeye çalışabiliriz.
Onun kafasındaki kalıba girmeye çalışabiliriz.
Yani kendi tarzımızın dışına çıkabiliriz.
Sırf o beğenmiyor ya da beğeniyor diye sevdiklerimizi yapmayabilir, sevmediklerimizi yapabiliriz.
Herkesin hayran olduğu kişi her zaman kendi istediği gibi giyinir.
Onun heveslerinin, beğendiklerinin peşinden koşan kişi olmayın.
Seviyorsanız yapın, beğenmiyorsanız giymeyin, beğeniyorsanız giyinin.
İşte bu kadar. Aslında bu karanlık bir diş enerjidir arkadaşlar ve sizin algı şeklinizi tamamen değiştirir.
Yani sınırı koyan, hayır diyebilen bir kadın, bir erkek.
İsteklerinizin farkında olun ve isteklerinize bastırmayın.
Kendinize bir kurtarıcıya ihtiyaç duymadan var eden kadın ya da erkek olun.
Gölgelerini inkar etmeyen, onları dönüştüren kişi olun.
Diyelim ki sevgiliniz size, ben sarışınları sevmiyorum, siz sarışınsınız esmer ol dedi.
Hadi ya! Senin anan güzel mi?
Burada size diyor ki beni sevmen yetmez.
Benim onay vereceğim halinle seni sevmem gerekiyor.
Yani ben senin bu haline onay vermiyorum.
Ya sen evet biraz okeysin ama işte saçlarını boyat.
Karanlık dişili yüksek olan insan ki bu biraz önce söylediğim gibi erkeklerde de vardır.
Der ki ben ne zaman birine ait olabilmek için kendimi inkar etmeye başladım.
Sevilmek için başka biri olmaya ne zaman razı oldun?
Gerçek kişi sizi olduğunuz kişi gibi kabul edendir.
Olduğunuz kişiyle kabul edebilmektir.
Ve son yapılan araştırmalara göre arkadaşlar şartlı sevgi insanın benlik saygısını ve bağ kurma kapasitesini aşındırıyor.
Size şöyle olursan seni daha çok severim diyen birisi varsa bilin ki o sizi sevmiyor.
Sadece kafasındaki ideal kişiye sizi benzetmeye çalışıyor ve siz bir projeye dönüşüyorsunuz.
Kendi tarzınızda kadın.
İnanın ki bu sizi daha çekici yapacak.
Bu şekilde de algınıza değiştirmiş olacaksınız.
Bunu söyleyerek sizin algınızı değiştirmeye çalışıyorum.
20. yüzyılın en güçlü yazarlarından Sylvia Plath günlüklerinde şöyle yazmış eşi için.
Beni sevdiği kadınla olduğum kadın aynı kişi değil ve hangisi yaşamalı bilmiyorum.
Bu cümle arkadaşlar bence kendi gibi kalarak sevilme ihtimali kalmamış ama başka biri olursa da sevilmeye değer hissetmeyen bir kadının trajedisidir.
Ve unutmayın kendiniz gibi kaldığınız sürece sadece ruhunuz değil beyniniz de huzura kavuşuyor.
Çünkü öz benliğinizle davranışlarınız örtüştükçe karar mekanizmanız netleşiyor, stresiniz azalıyor.
İlişkilerinizde daha tatmin oluyorsunuz.
Gerçekten mutlu olan çiftlere bakın arkadaşlar.
Hatta gerçekten mutlu olan güzel arkadaşlığı olan normal arkadaşlara da bakın.
Hepsi doğallar. Anadan doğmalar.
Nasıllarsa öyleler yani.
Diğer stratejime geçmeden önce şundan bahsetmek istiyorum.
Bence çocukluk travmalarımız...
Allah ya Allah'ım her şey çocukluk travmalarımızın belası yüzünden var.
Her bokun ucu çocukluk travmasında yaşıyor.
Acaba direkt yetişkinlikten başlasak hayata başlasaydık ya böyle sıfır kilometre psikolojiyle daha güzel olmaz mıydı ya?
Neyse şunu söylemek istiyorum.
Çocukluk travmalarımızın çoğu romantik ilişkilerimize bakış açımızı belirliyor.
Mesela kendimize değer vermek yerine sevgililerimiz için yeterince iyi olduğumuzu söylemesi için yaşıyoruz.
Yani benim partnerim desin ki ya sen çok iyisin, şöylesin, güzelsin, şöyle haklısın, böyle başarılısın.
Bunun için yaşıyoruz. Çünkü neden?
Lanet olası çocukluk travması yüzünden.
Eğer çocukluk travmanızı bulup bu içsel işleyişinizin farkına varıp kendinizle dürtüleriniz arasına mesafe koyabilirseniz işte o zaman o ilişkide ve kendinizde kendinizde
bakın mutlu olabilirsiniz.
İkinci stratejimiz birisine ya da bir şeye bağlanmama sanatında ustalaşmak.
Sizi siz yapan şeyleri yok etme gücüne sahip olmalarına fırsat vermeyin.
Yapabileceğiniz en iyi şey ilişkiler dışında da bağlanmamayı öğrenmektir.
Diyelim ki şifreleniyorsunuz.
Fiziksel olmasa bile sizi aldattığını düşünüyorsunuz.
Adama bağlandınız. Değil mi?
Ne kadar zor bir şey. İşte bu yüzden bağlanmamayı öğreneceksiniz.
Çok alakasız bir hikaye anlatacağım size.
Ne alaka diyeceksiniz ama ben bu konuyu düşündüğümde nedense hep aklıma bu hikaye geliyor.
Kimden duyduğumu bile inanın hatırlamıyorum.
Şimdi Nuh peygamber bu tufan sırasında gemisine tabii ki çocuklarını da gönderecek.
Yani çocuklarını da yükleyecek yalnız.
Neyse mal olarak gördüm çocuklarını da.
Çocuklarını da işte koymak istiyor.
Hani işte Tanrı'dan, Allah'ından neyse izini almış.
Tamam demiş o da onları da koy.
Ama oğullarından biri gelmek istemiyor.
Sürekli dağlara kaçıyor, bayırlara kaçıyor.
Tabii Nuh sürekli onun peşinde.
Onu bırakmak istemiyor, gidecek.
Hani ölüm olacak, dünya yok olacak.
Sadece gemi... içindekiler yaşayacak, yaşamaya devam edecek.
Sürekli onun peşinde. Bir gün Nuh Allah'ın karşısına çıktığı zaman ona diyor ki ya diyor işte diyor ulu yüce Allah'ım çarpılmadan şu hikayeyi ben bir anlatayım artık.
Benim diyor bu çocuğum diyor bu oğlum diyor beni diyor peşinden koşturup koşturup duruyor.
Ben bunu gemiye sokamıyorum.
Başına buyruk alıyor gidiyor diyor.
Allah da ona ne diyor biliyor musunuz?
Diyor ki nereden senin oğlun oluyor diyor.
Nereden senin oğlun oluyor mu?
Yani benim çocuğum benden.
Anası belli, babası belli.
Diyor ki ben diyor onu sana sadece bu hayatta beni anlatabilesin ve yetiştirebilesin diye verdim.
O sana ait değil.
O senin değil. Yani ona bu şekilde bağlanman ve o sana ısrarla istememesini söylemesine rağmen onun peşinde koşman ona zarar geleceğini bilsen dahi saçma diyor.
Çünkü o sana ait değil. ona bile yani kendi öz çocuğuna bile bağlanmaması gerektiğini söylüyor.
Beni bu hikaye çok etkilemiştir.
O yüzden arkadaşlar hiçbir şeye, hiçbir kişiye Bağlanmayın.
Bağlanmama sanatında ustalaştığınız zaman yok aldatmışmış, yok aramamışmış, yok mesajmış, şöyleymiş, böyleymiş normal arkadaşlarınız da dahil.
Gerçekten umurunuzda olmuyor.
Çünkü siz ona bağlı değilsiniz.
Çünkü siz kendinizi tekrardan inşa edebilirsiniz.
İyileşebilirsiniz. Sizin kendinize yönetim becerileriniz var.
Sizin doğru düşünme şekliniz var.
Yaşamın şifresi budur arkadaşlar.
Yaşam işte budur. Şifresi istiyorsanız bir şeyin yani illa ben bir şeyin şifresini istiyorum.
diyorsanız alın size yaşamanın şifresi.
Aldatma örneğini biraz açmak istiyorum.
Şimdi ilişkiniz var diyelim.
Son zamanlarda erkek arkadaşınız kusura bakmayın erkek arkadaşı yazacağım.
Beni denen erkek arkadaşlardan özür diliyorum.
Yani dilim böyleye gidiyor.
Akışı bozmayalım. Erkek arkadaşınızın sizi aldattığından kaygılanıyorsunuz.
Kendinizi bu duygudan alamıyorsunuz.
Sizi giderek daha da kontrolcü yapıyor.
Mesajlarınıza biraz geç cevap verdiğinde bile şüpheleniyorsunuz.
Bu gerçek aşk mı yoksa sağlıksız bağlanma mı?
Aşk ve saplantı arasında çok ince bir çizgi vardır arkadaşlar.
Kontrol etme arzusu doğuyor.
Bu halden dolayı şüpheleniyorsunuz çünkü.
Ve Eric Fromm diyor ki Kontrol etme arzusu sahiplenme isteğinden kaynaklanır.
Ve John Bolbay da arkadaşlar çok harika bir psikologtur.
O da diyor ki güvensiz bağlanmadır bu.
Ve kendini güvende hissetmek için bunu yapar.
Yani kendini güvende hissetmediğinizde partnerinizden daha kolay şüphelenmeye başlıyorsunuz.
Yani sen şüphelenmeye başladığında belki de onun bir şey yaptığından değil.
Sen kendini artık o ilişkide güvende hissetmediğin için.
Bu hareketlere giriyorsun. Eğer siz de güvensiz bağlanma yaşıyorsanız ilişkilerinizde, güvensiz bağlanan kişilerseniz eğer genellikle çocuklukta bakıcınızla, annenizle, babanızla istikrarlı bir ilişki
kurmamış olabilirsiniz.
Yani bu sahiplenme duygusu aslında kendini güvende hissetme arzusu.
Bu arada arkadaşlar Eric Fromm dedim çok biliyorsunuzdur diye düşünüyorum.
O yüzden detay vermedim. Mükemmel bir psikologdur, filozoftur ve kültür yorumcusudur.
Ben çok beğeniyorum kendisini.
Kitapları da çok güzel. Sevme Sanatı diye bir kitabı var.
O kitabı da çok güzeldir.
Hatta Sevme Sanatı kitabında çok çeker verdiği bir cümle vardı.
Aklıma geldi şimdi. Der ki Eric Fromm, aşk...
öğrenilmesi gereken bir beceridir.
Yani ne gereklidir o zaman aşkta?
Saygı, sorumluluk, eşiliği de anlama, karşı tarafı anlama isteği.
Eric arkadaşlar aşkın sadece duygusal bir dışa vurum olmadığına inanıyordu.
Dünyayı kalple de çözmüş biriydi bence.
İnsan ruhunun çatlaklarını fark eden ve o çatlaklardan sızan ışığı anlatan bir psikologtu.
Ve Fromm der ki gerçek sevgi bensiz biz değil.
benimle birlikte biz olabilmektir.
Şimdi biraz önce dedim ya telefonun mesajlarını falan karıştırmayın diye.
Neden biliyor musunuz arkadaşlar?
Onu yaparsanız sürekli onu böyle kontrol altına tutmaya çalışıp orasını burasını karıştırırsanız karşı tarafa şunu demiş oluyorsunuz.
Senin gizlediklerin benim iç huzurumdan daha güçlü.
Çünkü karıştırıyorsun telefonunu huzurumuzu kalmamış.
Yani onun eline bir koz vermiş oluyorsunuz.
Sizin aslında partnerinize şunu göstermeniz gerekiyor.
Bir şeye tutunmadan da ayakta kalabildiğinize.
Şüpheleriniz varsa mutlaka önünüze şıllap diye düşer.
Bu şaşmaz arkadaşlar şaşmaz.
İki tane soru sorun kendinize.
Eğer her şey yolundaymış gibi davranırsam bu benim ruhuma ne yapar?
Eğer her şeyi kontrol edersem bu ilişkimize ne yapar?
Şüpheleriniz varsa bu iki soruyu cevap verin.
Bu soruların cevabı sizi doğru yere eminim ki oturtacak.
Bu bağlanma sanatında ustalaşmak için de arkadaşlar farklı bir strateji söyleyeceğim size.
Her şeyi paylaşmayın.
Her şeyi paylaşmama moduna geçin.
Eşinizle her zaman her şeyi anlatıyorsunuz diyelim.
Artık bazılarını anlatmayın.
Hep anlattığınız bir şey var.
Mesela iş yerinde sallıyorum.
Melis hakkında bir şey olduğu zaman Melis'e gıcık olduğunuzu biliyor ya da bir problem yaşadığınızı biliyor.
Mutlaka ona anlatırsanız Melis'le ne yaşadığınızı diyelim.
Melis'le o haftada ya da o gün bir şey yaşadınız.
Onu anlatmayın. Üzerinden zaman geçsin.
Ve sonra böyle konuşurken sohbet arasında Melis'le zaten geçen gün şöyle olmuştu şu an onu yapamam şunu söyleyemem gibi bir şey söyleyin.
O zaman size döner der ki aa Melisa o da mı yaşamıştın?
E bana hiç bahsetmedi. Ha bu sefer roller değişir.
O şüphelenmeye başlar. Allah Allah neden bahsetmedi ki demeye başlar.
Ya da bir haber aldınız tamam mı?
Güzel bir haber aldınız. İlk hemen eliniz onunla gider.
Aşkım ya şuradan bir haber geldi.
Oley bu işi almışım aşkım ya.
Çok iğrenç söyledim yalnız.
Neyse onu aramayın.
Kardeşinizi arayın. En yakın arkadaşınızı arayın.
Onu en son arayın. Ve onu en son aradığınız zaman da ay biraz önce de işte Ayşe'ye de haber verdim deyin.
O içinden desin ki tabii size o arada güzel bir haber verdiğiniz için sizi o anda bozmak istemeyecek.
Ama içinden diyecek ki nasıl ya diyecek.
Hiç beni aramamış o ay. Hiç bana haber vermemiş gibi bir şeyler geçirecek.
O zaman işte rolleri değiştirmiş olacaksınız.
Hadi bakalım şimdi sen şüphelen.
Hadi bakalım. Bir de o şunu düşünecek.
Önemini yittirdiğini ve sizin bazı şeylerden şüphelendiğiniz için ondan uzaklaştığınızı düşünecek.
Bu arada aldatıyorsa zaten ekmeğine yağ sürmüş olursunuz.
Yani ak mı kara mı ortaya çıkar.
Aldatıyorsanız bu kadar umursamaz ve siz de onu şüpheye düşürdüğünüz için aa der ya tamam.
istediğim oldu yani. Ben istediğim bir göz Allah verdi iki göz diyecek.
Siz de bu şekilde uzaklaşmaya başlayacaksınız.
Zaten ilişkinin gidişatında da görmüş olursunuz durum kötüye gidiyor.
Bize güven veren kişi bizi korkularımızdan uzaklaştırır.
Eğer ben güvendeysem canımı hayatın merkezine koyabilirim.
Öyle de delikanlı bir kızız.
Öyle de delikanlı insanlarız biz değil mi?
Alternatif vizyon dinleyenler böyle yapar çünkü.
Yani siz onu karıştırıp bunu karıştırıp işte bulacağınız ne varca o fiş mi, bu fiş mi, telinde ne var, başka bir kadın mı var diye bakmak yerine Ona ne hissettiğinizi göstermiş oluyorsunuz.
Bak oğlum ya da bak kızım ben sana bağlı değilim.
Ufak bir şüphe de işte böyle de rahatça senden kopabilirim.
Çok rahat, çok profesyonel, sakin bir şekilde yapabilirim.
Ya bir de şöyle durumlar var.
Siz şüphelendiniz. İşte telefonuna bakmak istiyorsunuz.
Sevginiz geldi diyor ki ya sen ne bakıyorsun, neye bakıyorsun?
Benim seni aldattığımı mı düşünüyorsun?
Ben aldatmıyorum dedi.
Olumsuz bir şey söyledim ben.
Bakın beynimiz...
Olumsuzu kavrayamaz.
Bir kedi düşünmeyin dedim size.
Bir kedi düşündünüz. Adamın ya da kadının ağzından aldatma kelimesi çıktığı anda sen beni aldatıyor musun?
Sen beni aldatıyor musun da böyle söyledin cümlesi çıkar.
Yani bunu düşünür kadın.
O yüzden ama içinizde aldatan varsa aldatan kelimesini kullanmayın.
Güldüm ama aslında hiç komik değil.
Neyse burayı uzatmayacağım.
Üçüncü stratejimiz de arkadaşlar enerjinizi ondan çekin.
Değişmesini istediğiniz bir huyu var diyelim.
Ama bu zarar veren bir şey.
Yani size zarar veriyor. Biraz önce dedim ya değişmenin diye.
Bu bir huy. Şey gibi erkeklerin çorabı sürekli salonun ortasına çıkartıp atması gibi.
Diş macunun ortadan sıkılması gibi.
Ya da tuvalet kağıdının kötü bir şekilde bırakılması gibi.
Ayakkabının kapının da bırakılması gibi.
Ben bunları çok fazla örneklendirebilirim.
Neyse ki eşim podcastlerimi bu aralar aşırı yoğun olduğu için dinleyemiyor.
Rahat rahat söyleyeyim. Ben biraz dedikodu yapmak isterdim ama olmuyor.
İşte benim gibi 13 senelik ilişkilerde böyle binlerce kişiyle dertleşemiyorsun.
Artık ilerleyen günlerde bir araya gelirsek o zaman dertleşiriz.
Mesela diyelim defalarca aynı şeyi istemenize rağmen Yapmıyor.
Sizi çıldırtıyorsa çıldırma enerjinizi, söylenme enerjinizi, düzeltmeye çalışma enerjinizi, uyarma enerjinizi ondan geri çekin arkadaşlar.
100 kere söyledim. Bana sormadan arkadaşlara söz verme.
Kaç kere söyledim.
İşte romantik bir tatile gidelim.
Şunu yapalım. Ama sen yapmıyorsun.
Beni dinlemiyorsun. Bunları bırakıyorsunuz.
Hayır yapmıyor mu? Binlerce kez söylemenize rağmen yapmıyor mu?
O zaman siz kendi hayatınızı yaşayacaksınız.
Kendinizle mutlu. olacaksınız.
Kendi işinize, gücünüze bakacaksınız.
Defalarca aynı şeyi istemenize rağmen sizi başından savuruyorsa, ısrarla bunu yapıyorsa arkadaşlar siz de o zaman ona gittiği zaman bir yere arkadaşlarıyla gidiyor.
İşte siz gitme dediniz ya, söz verme dediniz.
Ben diyor bu akşam arkadaşlar çıkacağım.
Tamam. Güzel, iyi eğlenceler tatlım.
Nasıl yani? Allah Allah falan.
Bağırma yok, çağırma yok, laf söyleme yok, laf sokma yok, hiçbir şey yok.
Sen ne yapacaksın diyecek.
Çünkü orada bir şüphelen de Allah Allah bu kadar rahat acaba başka bir planın var diye.
İşte dersiniz ben de işte bakım yaparım.
Ben de kitap okurum. Ben de işte belki şununla buluşurum.
Şu işi mahallerim. Sana eğlenceler güzel.
Aa ne güzel falan. Geçiştirin yani.
Ne oluyor ya falan derse de ne oldu ya ne kadar güzel işte arkadaşlarla buluşun diye laf sokmayacak şekilde cevap verebilirsiniz.
Çünkü eğer sürekli ondan aynı şekilde istemeye devam edersiniz, istemediğiniz şeyler için de söylenmeye devam edersiniz.
Hani derler ya kendi hakkına girdi diye.
Kendi hakkınıza girersiniz arkadaşlar.
Çünkü siz ısrarla devam ederken ona olan bağlılığınızı tasdikliyorsunuz.
O zaman sizden emin olacak.
Onun değişmesini istediğinizi görmeyecek, anlamayacak.
onun yaptığı şeylerin sizin hislerinizi kontrol etmesi ve sizi etkilemesi demektir bu.
Buna izin verirseniz enerjiniz tükenmiş, mutsuz insanlar olursunuz.
Ona bağlı bir şekilde nefes almaya çalışırsınız.
Tüpsüz doluş yaptığınızı düşünün arkadaşlar.
Zaten bildiğim kadarıyla 40 metrede nefes almaya çalışıyorsanız ortalama 30-90 saniye içinde öbür tarafı tatlı köyü boğuluyoruz diye biliyorum.
Yani siz bu durumu düşürüyorsunuz kendinizde.
Tüp yok bir şey yok. Yok dalmışsınız.
Orada ölümü bekliyorsunuz.
Yani beynimiz oksijen açlığı çekiyor ve ölüyor.
Yani siz 20 kere, 10 kere, 1000 kere söylediniz.
Ama gene o istemediği şeyi yapıyor.
O zaman sana güle güle.
Beyinlerimiz ölmesin değil mi?
Ve şimdi geldik dördüncü son stratejiye.
En güzelini sona sakladım.
Ama bu stratejiye geçmeden önce size bir şey anlatmak istiyorum arkadaşlar.
Geçenlerde bir stajyer arkadaş vardı bankada.
Bana şey dedi. Ayça Hanım dedi.
Erkekler birine çiçek alınca kadınlar hemen ay canımın içi ne kadar nazik, ne kadar iyi kalpli bile.
Gördünüz mü sevgilimi?
Gördünüz mü koç işimi? Ay çok düşünceli diye anlatıyorlar, övüyorlar.
Sanki adam çiçek değil, işte kendi ruhunu çok büyük bir şey almış gibi.
Ama... Kadın birine çiçek alsa, hediye alsa, emek verse.
Erkek der ki ben hak ediyorum ki yaptı.
Ben çünkü böyleyim.
Benim gibi bir adama böyle davranın zaten der diyor.
İşte strateji tam olarak bu arkadaşlar.
Kadın erkek ayrımı var yalnız burada.
Kadınlar artık erkekler gibi düşünmeyi öğrenmeli bence bu konuda.
Birisi size jest yapıyorsa o çok iyi biri demek yerine şunu deyin.
Ben çok muhteşemim ki o da bunu bu kadar iyi yapıyor.
O da bu kadar iyi davranmak zorunda kalıyor.
Bu bakış açısı kibir değil.
Bu öz saygıdır. Bu beni sevmesi için iyi biri olması gerek değil.
Beni sevdiği için zaten içinden iyilik geliyor duruşudur arkadaşlar.
Ve bunu tarihte en zarif şekilde ifade eden kadınlardan biri Coco Chanel'dir.
Podcastımda var. Mutlaka dinleyin o podcastımı dinlemediyseniz.
Chanel hayatı boyunca aşk acısı çekmiştir.
Ama kendini asla ezdirmemiştir.
Şöyle demişti Chanel.
Ben kendimi sevdim. Çünkü başkalarıyla mutlu olmanın en iyi yolu onlara beni mutlu etmekten başka seçenek bırakmamaktı.
Yani ne diyor Chanel? Ben öyle bir kadınım ki seviyorsan doğru düzgün davranmak zorundasın.
Tam tersi olursa aksi halde sen beni kaybedersin.
O yüzden bu strateji diyor ki sizi mutlu edeni kutsallaştırmayın.
Sizi mutlu etmeyenle de savaşmayın.
Sadece şunu hatırlayın.
Siz yeterince güzelsiniz ki insanlar size iyi davranmak zorunda kalıyorlar.
Çünkü ilişki dediğiniz şey iyi biriyle olmak değil.
Sizin yanınızda iyi olmak zorunda hisseden biriyle olmaktır.
Yani siz erkek arkadaşınız için iyi bir şey yaptığınızda sizi muhteşem olduğunuzu düşünmüyor arkadaşlar.
Erkek beyni evrimsel psikolojiye göre ödülü odaklı çalışır.
Bu yüzden de der ki ben iyi bir adam oldum.
Bu kadının böyle davranması benim ödülüm.
Yani benden dolayı, kişisel bir durumdan dolayı bu kadın bana böyle güzel davranıyor.
Ama kadınlar olarak biz de daha empatiyiz, daha anaçız.
Biz diyoruz ki ya ne kadar iyi bir adam, ne kadar düşünceli, ne kadar muhteşem bir adam diyoruz.
Bu düşünceleri tersine çevirin tamam mı?
Siz kendiniz için daha çok şey yaptığınızda o sizi daha çok sevecek.
Erkeğin egosunu tatmin etmeyin.
Çünkü böyle yaparsanız erkeğin egosu tatmin olur.
Siz daha çok yaptıkça o kendini daha çok sever.
Halk arasında da buna bir yeni kaldırma diyoruz.
Biliyorsunuz zaten. O yüzden arkadaşlar biraz önce de söyledim.
Siz kendiniz için daha çok şey yapın.
O sizi daha çok sevsin.
Bırakın. Takıntılı sevmeyi, aşırı bağlanmayı bir kenara koymanız gerekiyor.
Her şeyin onunla ilgili olma işini bırakın.
Evet biz kadınlar dediğimiz gibi çok anıcız, çok empatiyiz ama fazlası da zarar.
Şimdi bundan sonra o zaman ne yapıyoruz arkadaşlar?
Sevgiliniz size güzel bir jest yaptı, güzel bir iyilik yaptı.
Diyorsunuz ki ya ben mükemmel bir kadınım o yüzden yaptım.
Aynı erkeğin düşündüğü gibi düşüneceksiniz.
Size yapılan her güzel şeyde kendinize anne tutacaksınız.
Ve diyeceksiniz ki çünkü ben çok güzelim.
Çünkü ben muhteşemim.
Ben harikayım.
O yüzden bana bunları yapıyor.
Yani sebebi onun iyi olması değil.
Sizin mükemmel ve güzel olmanız.
Hadi gaza aldık hep beraber artık.
Ne olacak hepimiz ayrılıyormuşuz sevgililerimizle.
Ve bunun devamında da arkadaşlar çok bir şey beklemeyin.
Yani beklentilerinizi ona karşı düşük tutun lütfen.
Ne beklediğini bilerek ama beklemeden yaşayacaksın diye bir laf vardır.
İşinize adapte olun, işinize sarılın, ahtapot gibi sarılın.
Kahvenizi için, müziğinizi dinleyin, kapınızı kapatın.
Işığınıza gelene değil, karanlığınızdan kaçmayanlarla olun.
Ona açın, karanlığınızdan kaçmayanlara açın kapılarınızı.
Çünkü derler ya, herkes değer verdiğine müsaittir.
sizi seviyorsa, size değer veriyorsa mutlaka bir zaman yaratır.
Size mutlaka müsait olur.
Bu bölümün sonuna geldik.
Arkadaşlar bir önceki bölümlerde Instagram üzerinden gönderimin altına çok güzel yorumlar yaptınız.
Çok güzel. Bir sürü mesajlar attınız.
Yine aynı şekilde aynı performansı bekliyorum.
Size güveniyorum. Çok güzel konuştuk.
Çok güzel tanıştık. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim arkadaşlar.
Bu bölümün sonuna geldik.
Görüşmek üzere. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
