
İçimize Attıklarımız Bedenimizde Nasıl Hastalık Oluyor?
20 Ocak 2026 · 27 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Boğazımız neden düğümleniyor, sırtımız neden yük taşıyormuş gibi ağrıyor, beden neden durduk yere alarm veriyor?
30 milyondan fazla satan kitabın yazarı, düşünce gücüyle şifa yaklaşımının dünyadaki en güçlü temsilcilerinden Louise Hay, hastalıkların rastlantı değil; bastırdığımız duyguların, içimize attıklarımızın bedende tuttuğu kayıtlar olduğunu söylüyor.
Bu bölümde, “neden hep aynı yerimiz ağrıyor?”, “neden bazı hastalıklar geçmiyor?” sorularına; beden–zihin bağlantısını gerçekten sarsacak örneklerle anlatıyorum.
Transkript
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün ne anlatıyorum size?
Bugün hastalıklarımızın zihinsel nedenlerinden bahsedeceğim.
Bu konuyla ilgili bir bölümüm daha var.
Hastalıkların Sporiter Sebepleri bölümünün adı.
Bugün de hastalıklarımıza sebep olan düşünce kalıplarınızı ve iyileşmenizi sağlayacak düşünce kalıplarını anlatacağım.
Bu konu hem çok eski hem de çok tartışmalı hem de yanlış anlaşılmaya çok açık bir alan.
Bu yüzden net ve dengeli bir çerçeve çizerek anlatmaya çalışacağım arkadaşlar.
Zaten halk arasında da bunu söylüyoruz.
Böyle bir yaygın yanış var. Ata ata hasta oldu işte içime attım şuram ağrıdı buram ağrıdı diye.
Hatta Gülşen'in bir şarkısı bile var.
İçine ata ata ne hale geldin bir adam çatlayacaksın diye.
Şimdi bugün bu konuyu anlatmak için seçtiğim isim Louise Hay.
Bahsedeceğim kitap tüm hastalıkların zihinsel nedenleri ve iyileşmenizi sağlayacak düşünce modelleri arkadaşlar.
Onu destekleyecek birkaç isim de var.
İşte Mevlana, İbn-i Sibna gibi isimlerden de destek alacağım.
Öncelikle Louise Hay'in kısaca hayatından bir bahsedeyim.
Daha doğrusu başına gelen olaydan bahsedeyim.
Louise arkadaşlar bir doktor değil bir akademisyen de değil ama şimdiki dünyamızdaki hastalıkların yani modern dünyamızdaki hastalıkların zihinsel sebepleri deyince aklı ilk gelen isimlerden biri.
Düşünce gücüyle tedavi diye bir kitabı var.
30 milyondan fazla satmış bir kitap.
Benim özellikle bugün onun öğretilerini anlatmak istememdeki sebep kendisinin de böyle bir zihinsel iyileşme sürecinin olması arkadaşlar.
Louis zihinsel şifacılıkla ilgili dersler verirken vajina kanseri olduğunu öğreniyor.
İlk başta tabii ki her insan gibi panikliyor, korkuyor, ne yapacağını bilemiyor.
Sonra fark ediyor ki hastalığını kendi yaratmış.
Çünkü Louis arkadaşlar tüm çocukluğu boyunca hırpalanmış birisi ve daha 5 yaşındayken tacize uğramış.
Diyor ki Louis benim vajina bölgemde kanser...
oluşturmuş olmam şaşılacak bir şey değildi zaten.
Ama sonra diyor ki yıllardır beklediğim fırsat altın tepside bana sunulmuştu.
Yani ben insanlara düşünce gücüyle şefalanmayı öğretiyorum.
Böyle birisiyim. Başkalarına öğrettiğim şeyi kendi üzerimde uygulayarak kanıtlayabilirim.
Benim için harika bir fırsat olduğunu fark etmiştim diyor.
Ve diyor ki Louis bir insanın kansere yakalanması için çok uzun süre bir şeye ya da bir şeylere büyük bir öfke duyulması ve sürekli bir şeyleri içerlemesi gerektiğini görmüştüm ben diyor.
Çünkü doğru yönlendiremediğimiz uzun süre bedenimizde bizimle yaşayan öfkemiz, içerlemelerimiz bizi yavaş yavaş yiyip bitiriyor arkadaşlar.
Çocukluğundaki hırpalanmalarını ve tacizini iyileştirememiş.
Meğerse iyileştiğini sanarken aslında iyileştiremediğini görüyor.
Öfkesinin ve neden bu benim başıma geldi diye içerlemelerinin hep içinde saklanmış olduğunu fark ediyor.
Hal böyle olunca kendisi gidiyor doktoruna.
Diyor ki ben de özeyinsel bir şifacıyım.
Lütfen diyor bana tedavi ön...
Ambuliyat öncesi bir süre var.
Ben diyor bıçak altına yatmadan kendimi iyileştirmeye çalışayım.
Çünkü Louise şöyle diyor arkadaşlar.
Burası beni çok etkilemişti.
Eğer Louise'in bedenini bıçak altına yatırırsam, Louise'i kestirip biçtirirsem kansere neden olan zihinsel kalıplarının ne olduğunu öğrenemem.
Neden hastalandığımı öğrenemem ve büyük ihtimalle sonraki yıllarda yine kanser olurum tekrar diyor.
Arkadaşlar böyle söylüyor doktoruna.
Bence diyor Louis bir hastalığın nüksetmesi, doktorun tüm kanser hücrelerini temizlemesine rağmen tekrar etmesi hastanın zihinsel değişiklik yapmamasından kaynaklanıyor.
Ayrıca diyor eğer zihinsel kalıplarımı ben değiştirirsem yani bunu başarabilirsem sonraki hastalıklarımda benim hiçbir doktora ihtiyacım kalmayacak diyor.
Ve doktorunu ikna ediyor.
Doktor istemeye istemeye diyor ki tamam diyor al diyor sana bir 3 ay.
Louis hemen çalışmalarına...
Başlıyor arkadaşlar eski öfke ve içerleme kalıplarını temizlemeye çalışıyor.
Bir öğretmeni varmış o zamanlar onunla beraber yapmaya çalışıyorlar.
Ve kadın şokları içinde ben diyor içimde bu kadar derin öfke barındırdığımı hiç fark etmemiştim.
İnsanlar diyor genelde kendi düşünce kalıplarına kör olurlar göremezler.
Ben de bunu yapmışım diyor.
Epey bir bağışlama çalışmaları yapmış.
Yani geçmişindeki insanları bağışlamaya çalışmış.
Bakın affetmek değil bağışlamaya çalışmış.
Bunların yanında. Bir de arkadaşlar iyi bir beslenme uzmanı bulmuş.
Neden? Çünkü diyor zihnimin dışında bedenimi de zehirlerden arındırmam gerekiyordu diyor.
Ve tabii ki 3 ay yetmemiş 6 ay sürmüş bu çalışmalar.
Sonra doktora geçmiş 6 ay sonra tamam demiş artık ben hazırım.
Bütün zihinsel kalıplarımı değiştirdim.
Kendime inanıyorum, güveniyorum demiş.
Doktoruna gitmiş. Doktor tabii ki testlerini, tahlillerini yapmış ve şok arkadaşlar.
Doktor bile şaşırmış. Bir tane bile kanser hücresi vücudunda görememişler.
Louise diyor ki bir hasta.
Danışmak için bana geldiğinde, durumu ne olursa olsun, kötü ya da ileri seviyede, ne olursa olsun, onun diyor bağışlama ve bırakmaya hazır olup olmadığına bakarım.
Eğer bağışlamak için, bırakmamak için hazırsa o zaman işte ona şifalanması için yardımcı olmaya çalışırım diyor.
Yani keramet sizin taşıdığınız geçmiş yüklerinizi bırakmak istemenizde, bağışlamak istemenizde saklı.
Devasız hastalıklarımızı dışsal yöntemlerle tedavi etmeye çalıştıkça iyileşemeyiz.
Bunların hepsi nereye çıkıyor biliyor musunuz arkadaşlar?
Düşüncelerimizin gerçekliğimizi yarattığı kavramına çıkıyor.
Kendimiz hakkında sahip olduğumuz olumsuz düşüncelerimiz, sırtımızda kambur gibi taşıdığımız, bizi yaralamış olan her şey fiziksel rahatsızlık olarak tezahür ediyor çünkü.
Kendinizi ve başkalarını affedin, geçmişi bırakın.
Şimdiki anınızı sevgi ve şefkatle...
kucaklayın demiş Louis. Mesela bir gerçeklik seçin kendinize arkadaşlar.
Ben kendiminkinden örnek vereyim.
Kendimi seviyorum ve onaylıyorum.
Benim en çok kullandığım sözlerden, cümlelerden biri.
Şimdi bunu benim söylemem ve inanmam, bu söze uygun davranmam hızlı bir çözüm değil.
Ben bunu söylediğimin ertesi günü uyanınca hemen kendimi seviyor olmayacağım arkadaşlar.
Ama söylemeye devam ettikçe bilinçaltımı katman katman yeniden programlayacağım.
Yani artık bana hizmet etmeyen eski korkularımı, inançlarımı serbest bırakmış olacağım.
Bir önceki podcast bölümümde de söylemiştim.
Hala kendimi yargılamaya, kötü beslenmeye, işte sporuma falan gitmemeye devam edersem hiçbir anlamı kalmayacak.
Yani aynaya bakıyorum. Diyorum ki Ayça seni çok seviyorum.
Bir elimle yanağımı okşuyorum.
Diğer elimle de yüzüme tokat atıyorum.
Bunu yapıyor olurum arkadaşlar böyle yaparsam.
O zaman bu söylediğim sözün hiçbir faydası olmaz.
Kendimi seviyorum diye diye kendimi yırtayım paralıyım ağlayayım böyle.
Yemi seviyorum kendimi izlemiyorum kendimi.
Hiçbir şeye yaramaz arkadaşlar.
Louise diyor ki yaşayacağımız en büyük aşk hikayesi.
Şimdi.
Kitaptan seçtiğim birkaç hastalık var.
Bunların zihinsel sebeplerini paylaşacağım sizinle.
Ve iyileşmenizi sağlayacak bazı tavsiyeleri, düşünce modellerini anlatacağım.
Birkaç tane söyleyeceğim. Biliyorsunuz burada zamanımız kısıtlı.
Eğer farklı hastalıkların da sebeplerini ve çözüm yollarını istiyorsanız arkadaşlar beni sosyal medyadan takip alın.
Çünkü biliyorsunuz burada yetiştiremediğim, burada zamanımın yetmediği ya da detay vermeyi unuttuğum kısımları Instagram'da paylaşıyorum.
Şimdi mesela. Vücudunuzda oluşan çürükler morluklar arkadaşlar bir yere çarpmadınız vurmadınız ama çürükler oluyor bir yerlerinizde görüyorsunuz.
Louise diyor ki bunun sebebi kendinizi cezalandırmak istemenizdir.
Geçen sene ben bir konuyla ilgili bir sıkıntı yaşadım ve benim suçum olduğunu düşündüm ama sonra kendimi ikna ettim ve unuttum gitti.
Kendimi suçladığımı yani unuttum.
Birkaç hafta sonra işte kolumda, bacağımda küçük küçük morluklar, çürükler fark ettim.
Hani böyle geçip geçip tekrar çürükler çıkıyordu.
Doktora gittik, baktık.
İşte check-up falan hepsine yapıldı, hepsine bakıldı.
Hiçbir şey yok. Sonra Louise gibi zihinsel olabileceğini düşündüm arkadaşlar.
İki hafta boyunca üzerine düştüm.
Aynı Louise gibi. Aslında o kendimi cezalandırdığım düşünce kalıplarımı yok etmediğimi fark ettim.
Yani ben sadece o düşünce kalıplarını üzerine örtmüştüm.
Hala kendimi suçlu görüyordum.
Ve bunu fark etmediğim için de günümü gün ettiğim için, mutlu olduğum için de bedenimde diyordu ki bak derinlerine kendini suçladığın bir düşünce gönderdin.
Üzerini örttün. Bunun neden olduğuna dair hiçbir şekilde bir bağışlama çalışmasını, kendini sevme çalışması yapmadın.
Bok yoluna gidiyorsun Ayça şu anda.
Ve beni çürüklerle morluklarla uyarmaya çalıştı arkadaşlar bedenim.
Louise diyor ki böyle bir durumunuz varsa.
Kendinize sevdiğinizi bol bol söyleyin ve kendinizi suçlu hissedeceğiniz konu her neyse mutlaka yüzleşin diyor.
Tabii ki ben de yüzleştim.
Yüzleşmek acı veriyor.
Çok kötü bir durum.
Yani böyle insan kendine utanır mı ya hissettiğinden yaptığından utanır mı?
Böyle çok garip arkadaşlar.
Yaptığını bilmek...
Başka bir şey ama o yaptığının neden yaptığını anladığın için kendine utanmak biraz benim için zorlayıcı bir durumdu.
Bu arada şunu söyleyeyim artık öyle bir duruma geldim ki ben psikolog olmadan arkadaşlar terapi olmadan bunu hallettim.
Yani şu anda hallettiğimi düşünüyorum en azından.
Ve bir diğeri de arkadaşlar bir diğer hastalık da boyun ağrılarımız.
Boyun esnekliğini temsil ediyor.
Bir meselenin farklı yönlerini görmeyi reddetmekten olduğunu söylüyor Louis boyun ağrılarımızın.
İnaççılıkla da ilişkili olduğunu söylemiş.
Hipokrat'ın çekme masasını bilir misiniz arkadaşlar?
Biliyorsunuzdur diye düşünüyorum.
Hatta M.Ö. 400'lerde boyun sorunları işte boyun ağrıları için kullanırlarmış.
Vücuda gerilemi uygulayarak böyle kemik ve omurganın hizalanmasını sağlayarak işte o boyun ağrılarını geçirmeye çalışırlarmış.
Bir masaya bağlanıyorsunuz kayış ve palangayla sizi geriyorlar.
Düzelecek böylelikle boynunuz yani ağrımayacak.
Ama Louise ne vaat ediyor arkadaşlar?
Bakın Louise bize şunu söylüyor.
Boynunuz ağrımasını istiyorsanız sorun yaşadığınız meselenin her yönünü...
Esneklikle, kolaylıkla görmeniz gerekiyor.
Çözüm yok, çaresi yok demeyeceksiniz diyor.
Mesela Mevlana da der ki arkadaşlar bu konuda yakınlık körleştirir der.
Bir şey sana sıkıntı veriyorsa bil ki sen o şeye çok yakın durmuşsundur.
Uzaklaş çünkü resim yakından bakınca karmakarışık, uzaktan bakınca manalı görünür diyor Mevlana.
Diyelim ki bir konuda karar veremiyorsunuz ve insanla ilgili ne yapacağınızı bilmiyorsunuz ya da bir işle ya da bir...
projeyle ya da bir ilişki kafanıza dönüp duruyor.
Ya her açından düşünmeye çalışıyorum ama olmuyor dediniz.
Hangi bölümde unuttum ama bir bölümde daha söylemiştim arkadaşlar.
O kadar çok bölüm var ki artık ben de unutmaya başladım.
Bir adım geriye gidin bakın arkadaşlar.
Bu geriye gitmek büyük resmi Görmeniz için gerekli çünkü.
Kendinizle konuşmaya bırakın.
En yakın arkadaşınızla bu konu hakkında konuşmaya bırakın.
Hiç tanımadığınız insanlarla olur ya öyle 5 dakikada böyle 20 senelik arkadaş gibi olursunuz.
Onlara anlatmayı bırakın.
Karar almaya ara verin.
Bu konuyu bir süre bilinçli olarak düşünmeyin.
Buna Mevlana hal değiştirmek demiş arkadaşlar.
Çünkü akıl bir yere kadar yol gösterir.
Ondan sonrası görüş meselesidir.
Yani zihinsel kalıplarımız.
İbn-i Sina da söylüyor.
Bir konuda meseleyi çözemiyorsanız aklın tek bir yöne kilitlenmiştir diyor.
Ve buna vehim gücün aşırı faaliyetidir demiş arkadaşlar.
Aynı hal içindeyken hakikat değişmez.
İbn-i Sina Elkan'ın tıp kitabında da söylemiş.
Başka zihin kalıplarına göre düşünmek için hafif beslen, ılık sıcak arası duş al.
düzenli uyu, mekanını değiştir, her gün uyguladığın günlük rutinlerini değiştir.
Bedenini hareket ettir ki zihnin başka bir ruh haline girsin demiş.
Bakın bakalım ondan sonra boyun boyun ağrısı kalıyor mu?
Ve diğer bir hastalık.
Buna belki bazılarınız hastalık demeyebilir.
Ama bu fiziksel olarak bir hastalık arkadaşlar.
Beyaz saçlarınızın çıkması.
Mesela o bende. Çok vardır.
Dip boya sağ olsun. İyi ki dip boya var.
Canım dip boya. Tabii ki sebebi stres.
Baskı altında olmak ve fazla zorlanmak.
Lois sebeplerinin bu olduğunu söylüyor arkadaşlar.
Fatma Gidey'in böyle bir... Filmi vardı galiba çocuğu mu ölüyordu öyle bir şey oluyordu sabah bir uyanıyor saçları bembeyaz.
Bir gecede olmayacak belki bu bembeyaz saçları ama benim gibi bir ay gibi kısa bir sürede de olmuş olabilir size de.
Ben hamile olduğumu öğrendiğimde ve bir ay geçtikten sonra arkadaşlar saç...
Saçlarım uzadıkça beyaz köklerin yani tüm saçlarınızın uzuyor.
Hani böyle minik minik geliyor ya köklerini görüyorsunuz uzadığını fark ediyorsunuz.
Bembeyaz geldiğini düşünün işte bana ondan oldu.
Normalde hani ırsimi diye söyleyebilirsiniz düşünebilirsiniz ama annemde ablamda 35'inden sonra beyazları çıktı.
Ama ben daha 24'tüm.
Kader dedik kabul ettik diyeceğim ama o kadar kolay olmadı.
Çünkü anne olacağımı öğrendiğim o an böyle sevinç diye adlandırılan bir duygu var.
İşte bende olmadı arkadaşlar.
Ağırlık gibi üzerime çöktü.
Bir canı taşıma fikri, o can için hep doğru olanı yapma zorunluluğu, hata yapma lüksümün elimden alınması.
Bunların hepsi saçlarımın beyazlamasını hızlandırdı arkadaşlar.
Peki bu tarz bir olay yaşıyorsanız neler söyleyelim kendimize ne yapalım?
Louise diyor ki hayatınızın her alanında huzur içinde ve rahat olduğunuzu söyleyin.
Bunu hatırlayın. Güçlü ve muktedirim deyin kendinize diyor.
Peki genel olarak düşünce kalıplarımızı değiştirmek için neler yapalım neler yapmayalım?
Louise neler önermiş?
Birincisi arkadaşlar şakayla da olsa kendinizle ilgili asla dalga geçmeyeceksiniz diyor.
Asla herhangi bir konuda kendinizle ilgili dalga geçmeyin ve kendinizi eleştirmeyin.
Aynı şekilde başkalarını da eleştirmeyin diyor.
Çünkü kendinizi eleştirirseniz kurban rolüne bürünüp eksiklikleriniz için başkalarını suçlarsınız diyor.
Ve zihniniz diyor ki arkadaşlar bu benim çok hoşuma gitti.
Ve zihniniz biliyorsunuz ki diyor söylediğiniz şeyi kendiniz için mi söylediniz yoksa başkası için mi atıp tutuyorsunuz bunu ayıramaz diyor.
Yani ben başkasına gerizekalı dediysem zihnim diyor ki bu kendini...
Gerizekalı olarak görüyor. Gerizekalı diyor.
Ben de buna karşı mı çıkayım?
Gerizekalı gibi davranayım diyor.
İğrenç bir şey ya. Ve biz bunun farkındayız.
Buna rağmen başkalarına laf söyleyebiliyoruz.
Ağzımızı tutmak çok zor.
Biliyorum. Ama bunu yapmak zorundayız arkadaşlar.
Çünkü zamanla bunu yaptıkça zihnimiz şöyle bir kafaya giriyormuş.
Diyormuş ki ben buna değer değilim.
Güzel bir olay yaşadınız.
İyi bir olay yaşadınız.
Mesela çok güzel bir haber aldınız.
Büyük bir para kazandınız diyelim.
Bilinçaltınız diyormuş ki ben buna değer değilim.
Çok kötü bir şey ya. Yani gördüğünüz gibi arkadaşlar başkası için de bir şey söylemek, kendiniz için de bir şey söylemek, eleştirmek kendinizi ya da bir başkasını.
Bu bir döngü arkadaşlar. Buradaki olay kendinizi kötülemeyi bırakırsanız başkalarını suçlamayı da bırakırsınız.
Başkalarını eleştirmeyi bıraktığınızda kendinizi de daha çok kabul etmiş olursunuz.
Daha çok kabul hissedersiniz kendinizi.
Buradaki noktayı yakaladınız değil mi arkadaşlar?
Bize Louis dedikoduyu yasaklamış.
Bak sen başkasının hakkında konuşuyorsun ama zihnin seninle de yerini ayıramıyor demiş.
Düşünsenize Emel'in kocasını aldattığını öğrendiniz.
Onu gelip en yakın arkadaşınıza anlatıyorsunuz.
Ya meğerse iş çıkışı kızlarlayım alışveriş yapıyorum diye Enes de takılıyormuş.
Çoluğu çocuğu da var yazık dediniz.
Heh bir de kınadınız.
Kınama da var. O arada denizsel olaylar da devreye girmez mi?
İlahi adalet de devreye girmez mi?
Demez mi size? Kimse kınamadığını yaşamadan ölmez.
Ya arkadaşlar bu kadar gerçek sonuçlara dayalı bir paradokstan hala zevk alıyorsak Allah bizim belamızı versin.
Ya birkaç dakikalık zevk için arkadaşlar ya boşverin bir şey demeyin ya boşverin arkadaşlar.
Kim ne yaparsa yapsın siz kendinize fokuslanın kendinize bakın.
Özer Uçar'ın bir sözü vardır.
Bir toplumda dedikodu ve kıskançlığı asgari seviyeye indirmenin yolu toplumdaki farkların kendilerini sevip saymayı öğrenmelerinden geçer demiştir.
Kendini sevip saymıyorsa...
O insanın iç dengesi olmaz.
Hepimizde şöyle bir talep var.
Çevremizde böyle ne olup bittiğini öğrenmek istiyoruz, bilmek istiyoruz.
Ve yaptığımız dedikoduda da bahsi geçen kişinin küçük düşürülmesi konusu varsa ve biz bundan haz duyuyorsak arkadaşlar eyvahlar olsun.
Çünkü dedikoduyu yaparken bilinçaltımızda bir yerlerde kendimizin daha iyi durumda olduğunu kendimize kanıtlamış oluyoruz.
Maalesef bu psikolojik bir gerçek.
Yani dedikodu yapma sebebimiz ne olursa olsun.
Dedikodu yapmanın yarattığı çok kötü sonuçlar var.
Bizzat şahit olmadığınız, kendi kulaklarınızda duymadığınız konularla insanların karalanmasına sebep olmayın.
Tabii ki başkalarını eleştirebiliriz ama karalamadan yapmamız lazım.
Ve arkadaşlar Louise diyor ki yanınızdaki manipülatörlere dikkat ediniz.
O manipülatörler her yerdeler.
Düşünce kalıplarınızı oluşturuyorlarmış çünkü arkadaşlar.
Bu manipülasyoncular size...
Eziyet etmelerinin yanında yetmiyormuş gibi bir de sizin düşünce kalıplarınızı oluşturuyorlarmış.
Bizi manipüle etmenin en kolay yolu bize gelen olumsuz yorumlardır diyor.
Çünkü biz o olumsuz yorumlarla zihnimize mesajlar göndeririz diyor Louis.
Şöyle bir çıkırımda da bulunmuş arkadaşlar Louis.
Yine kendi yaşadıklarından.
Bütün diyor sevgililerimin beni küçük düşürmek için değil de Beni sürekli yanlarında tutmak için eleştirdiklerini fark etmiştim.
Yani diyor ki beni eleştiriyorlar.
Ben de kendimin standartlarının düşük birisi olduğumu sanıyorum.
Ve onların yanında kalmaya devam ediyordum diyor.
Ya şu olaya bakar mısınız?
Bu erkek arkadaşları demek ki bu da hep aynı tiplerden hoşlanıyormuş.
Aynı şekilde arkadaşlar babası da yapmış Louise.
Onu sürekli eleştiriyormuş ki.
Hani kızım hep benim yanımda kalsın.
Başkasının yanına gitmesin diyormuş.
Ve arkadaşlar. Bu manipülatörlerin yaptığı davranışlara maruz kaldıktan sonra belli bir zaman sonra diyor Louise suçluluk duygusu diyor oluştu bende.
Bizler suçluluk duygusuyla eğitildik ve suçluluk duygusu irademizi bastıran bir unsur olarak işlev gördü diyor.
Eğer biri sizi sürekli eleştiriyorsa.
Onun amacı sizi sevmek, sizi mutlu etmek değildir.
Sadece sizi küçük göstermeye çalışarak bak ben senin bu halinle de, bu kusurlu halinle de yanımda tutuyorum mesajını vermektir diyor.
Ve siz o yanınızdaki kişiye en ufak bir hata yaptığınızda da bu yüzden dediği gibi suçluluk duygusu içerisinde yaşamaya başlıyorsunuz.
Ve tabii ki bu sizin zihinsel...
modellerinizi oluşturmuş oluyor.
Yani şakayla karışık da olsa sizi sürekli eleştiren insanları size zulmedenleri yanınızda tutmayacaksınız arkadaşlar.
Seneca ne diyordu? Tüm zulüm zayıflıktan gelir.
Tüm zulüm zayıflıktan gelir.
Onlar karakteri zayıf insanlar.
İşte bu yüzden düşünce kalıplarınızı değiştirmeden önce bu insanları hayatınızdan temizlemek önemli.
Ha bir de şöyle bir şey de var. Bu insanları hayatınızdan çıkarmayınca Onların adaletsizlikleriyle yaşamaya çalışırsınız.
Ve yaşadığınız adaletsizlikleri yönetemezsiniz arkadaşlar.
Yönetmeyi öğrenemezsiniz.
Başkalarına karşı da siz adaletsiz, acımasız olursunuz.
Bakın bu insanoğlunun yaratılışında var.
Bunu unutmayın. Çünkü körle yatan şaşı kalkar.
Kötülük bir bakteri gibidir arkadaşlar.
Eve geldiğinizde ellerinizi yıkamazsanız sizi hasta ederler.
Bir de arkadaşlar Louis şöyle bir tespitte bulunmuş.
Diyor ki mide bilinçaltınızı açılan kapıdır.
Duygularımızı sadece düşünmediğimizi onları sindirdiğimizi de söylüyor ve bunu mide aracılığıyla fiziken yaptığımızı söylüyor arkadaşlar.
Yani zihnimiz anlamaya çalışırken bedenimiz anlamadan tepki veriyor ve bunun kilit noktasında da midemiz var.
Çünkü biz duygularımızı sadece düşünmüyoruz, yutuyoruz, bastırıyoruz, içimize atıyoruz.
Diyelim ki bir ortamdasınız, bir konuşma oluyor, hoşunuza gitmedi tamam mı?
Rahatsız oldunuz o konuşmadan, o konudan konuşulmasında.
Bu konunun konuşulmasından rahatsız oldum diye zihniniz düşünmeden önce mideniz sıkışır, mideniz bulanır, karnınız kasılır diyor.
Yani Louis diyor ki daha düşünmeden bu olur diyor.
Bedeniniz tepki verir.
Verdiği tepkiyi de düşünce kalıplarınızdan uyarlayarak verir diyor.
İşte tam o anda da o andaki duygularınız içeri atılıyor.
Alın size. Düşünce kalıpları arkadaşlar.
Bu böyle bir döngü.
Aslında burada olan şey bedenimizin bizi korumaya çalışması.
Lewis diyor ki hayatımızdaki hastalıklarımızın ortaya çıkması ihtiyaçlarımızdan doğar.
Ne demek bu? Zihnimiz ve bedenimizin anlatmadığı bir durumu anlatma çabamız.
Telefonunuzu düşünün şarjı bitti.
Önce şarj bitiyor diye uyarı çıkar.
Değil mi ekranda? Sonra telefonunuzun çalışması yavaşlar.
Siz bunlara rağmen.
Telefonunuzu şarja takmazsanız telefonunuz kapanır.
Burada telefonun kapanması kendini koruma ihtiyacından doğuyor.
Eğer bedeninizin bir şey söylemeye ihtiyacı olmasaydı rahatsızlıklarımız ortaya çıkmazdı.
Yani hastalıklarımız bize birer mesaj.
Mide ağrılarımız, uykusuzluklarımız, baş ağrılarımız, cid problemlerimiz, sürekli yorgunluk hallerimiz hepsi hastalık belirtileri.
Dışta görünen sonuçlar diyor Louise arkadaşlar.
Burada asıl yapılması gereken zihinsel sebeplerine bakmak, nedenlerini çözmek.
Bu yüzden diyor Louise irade gücü ve disiplin çoğu zaman böyle durumlarda işe yaramaz.
Ne demek yani irade gücü ve disiplin işe yaramaz?
Ben hayatımı bunun üzerine kurdum.
Değil mi şu anda kişisel gelişim alanında özellikle en çok yapmaya çalıştığımız şey?
Yorulmamıza rağmen, işte bıkmamıza rağmen, o anda istemememize rağmen irademizi bastırmak böyle, irademize sahip çıkmak, işte disiplinli olmaya çalışmak.
Ama Louis çok garip bir şey söylüyor burada arkadaşlar.
Hayır diyor, böyle durumlarda irade gücünü ve disiplini kenara bırakacaksın.
Bu tarz hastalıklar ortaya çıktığında bir örnekle açıklayayım arkadaşlar.
İrade ve disiplin şuna benziyor.
Alarmınız çaldı ama o alarmın neden çaldığına bakmadan direkt kapattınız.
Sesini kıstınız. Evet sesi kısıldı.
Sizi o an için rahatsız etmedi ama sorunu aslında çözemediniz.
25 yaşında birisini düşünün.
İşte kendini sürekli kanıtlamaya çalışıyor.
Hayır pek diyemiyor.
Herkesi farkında olmadan memnun etmeye çalışıyor.
Güçlü durması gerektiği için, hayalleri olduğu için çok çalışıyor.
Ve böyle yapması gerektiğini de düşünüyor.
Buna emin. Yani ne yapmaya çalışıyor bu?
İşte iradesine sahip çıkıp...
Disiplinli olmaya çalışıyor.
Ama bir süre sonra mide ağrısı çekiyor, baş ağrısı çekiyor.
İşte vücuduyla ilgili, cildiyle ilgili bir sürü sorunlar çıkıyor.
Anksiyete yaşıyor. Ne yapıyor arkadaşlar daha sonra da?
Diyor ki daha disiplinli olmam lazım.
İşte kafama hiçbir şey takmayacağım, güçlü duracağım diyor değil mi?
Yani iradesini ve disiplinini diri tutmaya çalışıyor daha çok.
İrademiz bize dayan der.
Geçer, üzülme, devam et der.
Ama bedenimiz o farkındadır.
Dur der. Yaşadıklarını anla.
Bakmadığın duyguların var.
Onlara bir bak. Kabul etmediğin ihtiyaçların var.
Susturdukların var bedeninde ve bunlar hastalık olarak sana geri dönecek.
Bak dur der. Kış mevsimle alakalı mevsinsel depresyonla ilgili bir bölüm yaptım.
Geçen aylarda yapmıştım sanırım.
Orada da aynısını söylüyorum.
Kış geldiğinde de dur biraz yavaş da bir bak bakalım.
İşte aynı olay arkadaşlar.
Bence kış geldiği zaman da duramadığımız için bu kadar çok hastalanıyoruz ki şu anda üst katta iki tane hasta var benim evimde de.
Bu kaydı bitirdikten sonra...
İki tane hastaya ben de hemen bir çorba yapacağım.
Düşünün yani hangi şartlarda kayıt alıyorum.
Beden asla yalan söylemez diye çok güzel bir kitap var arkadaşlar.
Hatta izlediğim bir korku filminde de başrolün elindeydi.
Travmanın iyileşmesiyle alakalı, zihnimizle, bedenimizle, beynimizle alakalı bazı bilgiler var.
Bazı semsonlar var.
Bu kitabı... Mutlaka okuyun eğer siz de durmakta zorlanıyorsunuz.
Bu yüzden işte Lewis içinize yönelin diyor arkadaşlar.
Ya ben niye böyle hissediyorum?
Niye zorla sürdürüyorum?
Nerede kendime ihanet ediyorum?
Bunlara bakmadan, cevaplamadan daha disiplinli olmak, daha güçlü olmak, daha çok zorlamak sadece sonuçla savaşmak olur.
İrade bastırır, farkındalık dönüştürür arkadaşlar.
Bedenimizle savaşarak iyileşemeyiz.
Bedenimizi... dinleyerek iyileşebiliriz.
Her söz bir iz bırakır buna gönülden inanıyorum.
Bu bölüm ruhunuza dokunduysa işimin başkalarına ulaşması için bu bölümü arkadaşlarınızla sevdiklerinize paylaşın lütfen.
Ve daha fazla podcast bölümü için Spotify'dan beni takip edin.
Bu arada arkadaşlar bu diğer hastalıkların zihinsel nedenlerini işte düşünce modellerini öğrenmek istiyorsanız beni lütfen sosyal medyadan takip alın.
Çünkü biliyorsunuz burada zamanımız kısıtlı ve burada anlatmaya vaktimin yetmediği ya da anlatmayı unuttuğum.
bazı detayları ve diğer bilgileri Instagram hesabımdan da paylaşıyorum.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
