
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölüm Ayça ile içsel dünyamızda yer alan derin arabeski buluyoruz.
Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Altyazı M.K.
Merhabalar Alternatif Vizyon''a hoş geldiniz ben Ayça.
Bu bölüm podcastinde acınası hallerimizden kendimizi acımaktan bahsedip arabesk yanımızı görüp gerçekten neden var olduğunu bulmaya çalışacağız beraber.
Ben arabesk dinlemiyorum canım deyip.
kapatırmışsınız şimdi. Genelde belli bir kesim tarafından böyle idealistçe reddedilen bir kelimedir bu.
Çok tuhaf biliyorum ama kroca böyle bazı bir kesim bunu kroca bulur bu arabesk müzik tarzını.
Ama bu önyargılar üzerine oluşan bir düşünce bence.
Çünkü arabesk müzik tarzının acılı yasaklarla dolu bir hikayesi var.
Bu arabesk müzik nedir?
Hani ne zaman, nerede çıktı?
İlk olarak aslında bu kelime Fransızca kökenli bir kelime.
Gerçek anlamı da bu bize özgü Türklere özgü.
Bazı motifler vardır halı kilim üzerinde.
Yeşil birbirinin içine geçmiş sarmaşık motifler.
Aslında arabeskin kelime anlamı bu motifler.
Müzik tarzı olarak da ünlü keman sanatçısı Haydar Tatlıyağ önderliğinde 1940'lı yıllarda Arap müziğinin bu müzik tarzıyla, Arap müziğinin bu raksıyla Türk musikisini
birleştirerek ortaya çıkmış.
Yani bize, Türklere özgü.
Sadece bizim sahip olduğumuz bir tür.
Bazı zamanlar Kendimi acıdığım, içimde hep var olan, gittiğim her yere benimle gelen ve bazı duygulardan hiç kopamadığım o hallerimi arabesk tarzında bir müzik denk geldiğinde
hep tekrar tekrar yaşıyorum.
Yani benim özellikle tercih ettiğim bir müzik olmamasına rağmen yani sevmediğimi de göz önüne alınca böyle hissetmeme, tekrar hatırlamama sebep olması çok garip geliyor aslında bana.
Bu podcast'ı yapma fikri de oradan doğdu.
Şimdi bu... İçindeki acının isyanı, yaşadığı hayata kafa tutması, o şarkıyı dinlerken sözlere odaklanıp evet aynen öyle ben de böyle hissettim diyebilmek, empati
kurup acılarını paylaşmak aslında arabesk müzik dinleyenlerinin.
İçlerindeki o anlaşılabilir noktayı yakalamak, yakalamak istemesi.
İşte bu tarz müzikleri...
Uzun süreli dinlediğimiz zaman bizde yalnız hissetme duygusu, çaresizlik, güçsüzlük yani mental anlamda tüm olumsuz duyguları tekrar tekrar yaşamak ve zamanla bize zarar vermekle
görevlendirilmiş olurlar.
Çünkü arkadaşlar biz insanlarda bilinçaltı diye bir olgu var.
Bu sinsice pusuda bekler, muhakeme etme yeteneği yoktur.
Bir kişi kendine sürekli acıması yani arabesk tarafının en belirgin özelliği.
Eğer sürekli bu haldeyseniz hayırlı olsun arabesk tarafınız var demektir.
Mesela örnek vereyim size.
Bugün 9 saat çalıştım.
Bütün evi bütün gün temizledim.
Ne yapsam düzelmiyor bu işler.
Ne yapsam bu ilişki yoluna girmiyor.
Hepsi ama hepsi kendine acıma.
Yani bu bilinçaltı, bu düşünce işe yarar.
Sen kal. Bu bilgi kötü.
Sen git diye bir ayırım yapamadığı için arabesk halimizi...
büyütmüş oluyor aklımızda şimdi mesela şöyle bir şey yapabilirsin ben gerçekten bunu yaptım bu psikolojiyi hem merak edip hem de acaba içimde sakladığım nasıl ne şekilde acılar var diye
düşündüğüm için bir saat boyunca arabesk şarkı dinle acılı işte benim kaderim bu kaderim böyle yazılmış ben affetmem sen affet gibi böyle müziği kapat sonra hayatına
devam et normal devam edersin bir şey olmamış gibi o anda hayatına devam ettiğini sanırsın daha doğrusu ama orada bilinçaltı dinlediği o sözleri melodileri oradaki o öğreti
olarak kaydetmiş oluyor.
Bu senin gelecekte alacağın tüm kararları etkileyecek tavırlarını, hal ve hareketlerine şekil vermiş olacak.
Yani geçmişteki yaşadığı kötü olayları hatırladığı için tekrar yaşatıp anlaşılmak isteme tarafını da ortaya çıkartmış olacak.
Bir motivasyon filmi izlediğin zaman nasıl olursun?
Düşün o haline. Bir bak bakalım motivasyon filmi izlediğin zamanki haline.
O anda Belki geçici bile olmuş olabilir, geçici olarak motive olmuş bile olabilirsin.
Bazı insanlara acı çekmek, kurban rolüne bürünmek daha kolay geldiği için, bu tarz insanlar bu sebeplerin arkasına saklandığı için, bahane aradıkları için aslında
kendilerini acırlar ve bu tarz müziklerle daha çok eşlik edip daha çok dinlemek isterler.
Kendimize acımamız, kendimizi bazı anılar için, bazı yaşadığımız olaylar için hırpalamamız, kendimizi üzgün hissetmemiz bizim seçimlerimiz.
Arkasından gitmesine üzüldüğümüz, ağladığımız insanların hayatımıza girmesine biz izin verdik.
Biz kestik aslında onların biletlerini.
Akşam karanlığında parlayan ışık dolu her yeri...
her yeri ışık dolu olan bir lunapark için aslında böyle şu anda terk edilmiş çürümeye mahkum bırakılmasını eğer acıyorsan sen seçtin verdiğini o kararla sen seçmiş oldun
yani kaderin buymuş böyle yazılmış yazım demek kurbanlığa selam demek arkadaşlarım yani yasaklayın hayatınızdan bu sözleri yasak deyince aklıma da şöyle bir bilgi geldi
sanırım 1960'lı yıllarda hem siyasi olarak da hem de hayatına olumsuz etkilenebileceği düşündüğü için bazı şarkı yasaklanmış.
Ben bunları öğrendiğim zaman çok şaşırmıştım.
Hani şarkı neticesinde diye düşünüyordum çünkü.
Mesela Barış Manço'nun Arkadaşım Eşek şarkısı.
Bir insanın arkadaşının eşek olamayacağı.
Yani bir insanın eşek olamayacağı söylenerek insanları olumsuz yönde etkileyeceği de düşünülerek eşek yerine kuzu kelimesi önerilmiş.
Tabii ki Barış Manço bunu kabul etmeyince de bu şarkı da bir dönem aslında yasaklanmış.
Kuzu kelimesi de hiç tutturamadım.
Bilmiyorum alışkanlıktan dolayı mı ama eşek daha arkadaş gibi geliyor bence benim kulağıma.
Daha da şirin ve tatlı gelir.
Ben her podcastinde olduğu gibi bu arabesk tarafımızla da ilgilim.
Hayatımda kendimi acıdığım, çaresiz, isyankar hissettiğim yıllarda psikoloji olarak etkisinde kaldığım bir anımdan bahsedeceğim.
2-2,5 yaşlarında oğlum.
İstanbul'da yaşıyorum ben ve 2-3 saat uzaklıkta şehir dışından oğlumu alıp eve getirmem gerekiyor.
Tabii ki o zamanlar herhangi bir aracımız yok.
Otobüsle gidip geleceğim.
O anki şartlarda...
Maalesef bakıcıya maddi imkanlar yetmediği için böyle bir hasretli yıllarımız olmuştu.
Bir akrabamız bir tanıdığımız bakıyordu oğluma.
Anlatması çok zor. Ben aldım çocuğu bu kişiden.
İki vesayetle eve döneceğim.
Araç yok yine. Aracı olan bana yardım edebilecek kimsem de yok.
İlk otobüste, ilk otobüse bindiğimizde aktarma yapacağız.
Oturduk, sorun yok. İşte ikinci otobüse binmem gerekiyor ve işte geliyor hikayem.
Böyle ben bu hikayeyi can fanusta saklıyorum galiba içimde.
Güzel bir arabesk hikayesi bence.
Çıktığım bu yolda sağda solda önümde arkamda bana pusu kuranlar elbette ki olacak.
Sana gerekli olan sana pusuya kuranlara karşı vah bunlar neden benim başıma geldi demek değil.
Önemli olan bu tuzaklara karşı hazır olmanı sağlama.
Hazır mısın peki? Bu hikayeyi anlatmadan önce bu paragrafı yazmıştım bir gün bunu okumak istedim.
Çünkü Yaşamış olduğumuz bu arabesk olaylarımız, bu acınası olaylarımızdan biz sorumluyuz.
Ve sonrasında da ders çıkartmamız çok önemli.
O otobüse binerken içimde karanlık gerilim hissettim.
Otobüse ilk adım attığımda başka bir boyuta geçmiş gibi çok farklı bir histi.
Orta taraflara yavaş yavaş ilerledim.
Sağa sola bakınıyorum.
çocuk kucağımda. 2-3 yaşlarında işte o zamanlar.
Hani belki birileri o yavaşlama anlarında işte birisi de ya şu çocuklu kadına yer verelim diye yalnız o kısacık sürede böyle çocuklu kadın olduğumu da fark etmiş oldum.
25-26 yaşlarındayım çünkü.
O da değişik bir histi benim için.
Böyle bir bakınıyorum yavaş yavaş geçiyorum arkalara doğru.
Belki birisi kalkar yer verir acır diye.
Tabii ki Sağolsunlar yer vermediler.
İlerlemeye devam ettim.
Otobüsün sonuna geldiğimde şöyle bir etrafa ölmeden önce son bir defa bakar gibi baktım.
İçimdeki o güzel insanı öldürmemeleri için belki biri yer verir diye.
Son bir yakarış gibi ama nitekim bana kimse yer vermedi arkadaşlar.
Yani ben o kalabalık içinde kendimi ürkek, güvensiz hissettim.
O anda her şey, herkes yerin dibine girsin istedim.
Çünkü yol doğrudan otobana giriyor.
Çok az duraklarda duruyor.
Yani anladım ki o anda ben yolun sonuna kadar çocuk kucağımda.
Yani o yaşlarda bir çocuk kaç kilo olur?
Sanırım 15-16 kilosundadır.
Çocukla bu şekilde devam edeceğim.
İstanbul'a kadar gideceğim.
O anda aklıma şey geldi.
Murat Amurgan'ın bir... Kitabında bir cümle vardı çok severim Murat Amugan'ım.
Herkesin birbirinin avı olduğu zamanlardan geçiyoruz.
Çünkü hani belgesel izliyoruz, vahşi yaşam, her zaman av olana acırız.
Mesela Kaplan ve Ceylan arasındaki bir av durumunda güçsüz ve acınası, çaresiz olana üzülüyoruz değil mi Ceylan'a?
O yüzden bu söz gelmişti aklıma.
Kendimi bir an böyle av olan benmişim gibi hissetmiştim.
Acınası ve güçsüz hissettiğim için sanırım.
Sonrası tabi içimden bunları düşünürken böyle sonrasını birbirine çeşit küfürler takip etti.
Ve ben o otobüste çocuğumun da uyumasıyla beraber sırılsıklam ter içinde Kollarımda bir yavruyla tüm vücudum yorgunluktan titreyene kadar ayakta kaldım.
Biraz zaman geçtikten sonra bir dede sanırım gördü bu titreme hallerimi.
Duramıyorum çünkü çocuk da uyudu.
Onu da uyandıramıyorum maalesef uyanmasın diye.
Bir dede sonradan işte üzülünce halime sanırım.
İşte birisi yer versin şu kadını çocuğa görmüyor musunuz halini tarzında bir şeyler söylemişti.
İşte bir genç yeltendi bana yer vermek için.
O da sevgilisiyle beraber oturuyordu.
Tabii ben ne yaptım? Tabii ki gurur yaptım.
Başka ne yapabilirim ki ben yani başka ne yapabilirim?
Bir saat kalmış yolun bitmesine yani bir saat daha dayanabilirim diye düşündüm.
Şoför de galiba trafikten işte yolun uzunluğundan karşı olacak böyle arabaları sollaya sollaya geçiyor böyle yardırıyor.
Ben çocukla bir oyana bir boyana böyle deli gibi sallanıyorum.
Öyle oldukça yoruldukça acı çektikçe terledikçe kollarım vücudum bütün vücudum böyle titredikçe böyle içimi büyük bir nefret kapladı.
Ve oturanların... Yüzlerine dikkatlice bakıp yüzlerini esmerlemeye çalıştım.
Yemin ediyorum yaptım bunu.
Böyle ileride hani bir yerde bir gün bunlarla karşılaşırsam.
Hani belki günlerini gösteririm.
Belki bir iki laf söylerim diye.
Böyle içimden saçma sapan o anın siniriyle geçirdim.
Sonra ben dayanamadım arkadaşlar.
Artık dedim ben duramıyorum yani.
Bu otobüsün sıcağına kalabalığa dayanamıyorum.
Artık kollarım iyice ağırlaştı.
Bebek çantasını bir şekilde çıkarttım.
İçinde bir veronlar der vesaire her şey.
şey var artık dedim yapacak bir şey yok koydum yere bir de bir sinirle böyle insanlara çekilin yer verin vesaire diye ittirdim koydum çantayı yere oturdum üzerine yani hemen böyle oh dedim çocuk kollarımda 100
kiloyu saatlerce tutmuşum gibi bir acı şükürler olsun ben şehir içinde otobüse minibüse bindiğimde şu anda insanlar böyle ayakta kalanlar çok ben
de görüyorum bindiğim zaman Normal bir olay gibi geliyor aslında.
Benim bu yaşadığım size belki de.
Ortalama 2-3 saat süren bir yolculukta kucağında uyuyan bir bebek 15-20 kilo arası bir kilosu var.
İnsanların ne kadar acımasız olduğunu düşünürken aslında benim o halde o otobüste olmamın suçlusunun kendim ve benim Önceki
verdiğim kararlarımın beni o hale getirdiğini fark ettim.
Ve bunu kavradıktan sonra kendi halime acımamaya karar verdim.
Doğrusunun da bu olduğunu düşünüyorum hala.
Çünkü öyle acınır bir halde kalmam.
Yani olduğum yerin daha da dibine çeker beni.
İleriye değil adımlarımı geriye doğru atmamı sağlar.
Vazgeçtim bu acı isyandan.
Kabulenip yoluma devam etmeyi tercih ettim.
Ama... O otobüsteki insanlara yazıklar olsun.
Belki böyle bir şey hatırlarlar.
Beni dinleyenlerden varsın.
Ayıp ayıp. Böyle acıdım kendime.
Şöyle ayakta kaldım. Böyle ayakta kaldım diye anlatıyorum.
Böyle belgen şarkılarındaki gibi.
Kaderim bu vesaire.
Sen affetsen ben affetmem.
Affetmiyorum oradaki hiçbiri gibi.
Ama tabii ki şu halime bakılınca.
Şimdiki bu yaşadıklarımdan bir ders çıkartınca.
Doja Cat. Doja Cat'ten Devil şarkısına geçiş yapıyormuşum.
Başlarmışız şimdi. She devil diye.
Böyle devil falan deyince şeytan şeytan diye deyince aklıma Shakespeare'in şiirinden bir kısım geldi.
Shakespeare ne demiş? Cehennem boş.
Tüm şeytanlar burada.
Bu olayın şöyle bir etkisi oldu bende.
Maalesef ki çok kötü bir aslında huy bırakmış oldu.
Kötü bir alışkanlık bırakmış oldu.
Hiç geçmeyen bir yara izi gibi kaldı bende.
Hani kötü bir olay yaşayınca deriz ya ben asla onun gibi kötü olmayacağım.
Bana yaptığını ben başkalarına yapmayacağım.
Öyle kötü davranmayacağım diye.
Bende bu tarz etki yarattı.
Sanıyorum annelik içgüdüsü ile nefretin birleşmesi sonucu oldu.
Eğer herhangi bir toplu taşımaya binersem asla kimseye yer vermiyorum.
Asla aşamıyorum bunu.
Maalesef yapacak hiçbir şey yok.
Sizin de böyle arabesk hikayeleriniz varsa, kendinize acıdığınız anlardaki bu şekilde anılarınız varsa benimle paylaşırsanız, Instagram'dan yazarsanız çok sevinirim.
Ruhun iyileşmiş ya da iyileşmemiş olsun.
Ona her zaman iyi bak.
Dinlediğiniz için teşekkür ederim.
başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
