
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
2024'ün yarısını geride bıraktık;
hedefleriniz, motivasyonunuz, başarılarınız ne durumda, gelin konuşalım...***Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese selam, Alternatif Bizan'a hoş geldiniz.
Ben Ayça. Bugün başarılı olmak üzerine, hedeflerimiz üzerine ve motivasyonumuz üzerine biraz sohbet etmek istiyorum sizinle.
Bugün arkadaşlar hayatınıza bu podcast bölümünde objektif bakmanızı rica edeceğim beni dinlediğiniz zaman.
Hani ne başaran tarafta, ne motivasyonunu sağlamış olan tarafta, ne de hedeflerini gerçekleştirmiş olan tarafta olun, ne de gerçekleştirememiş tarafta olun.
Bugün hayatınızın beni dinlerken tam ortasında olmanızı istiyorum.
Biraz kendi hayatınıza ve çok objektif bakmanızı rica edeceğim.
Yani bunu dinledikten sonra bu bölümü tamam işte yapmak istediklerim yer sanırım burası demenizi istiyorum çünkü.
O zaman hadi başlayalım.
Sizce başarılı olmak nedir?
Kariyerde bir hayat mı? Doğru bir evlilik yapabilmek mi?
Gurur duyulan bir evlat olmak mı?
Nedir sizce başarılı olmak?
Kısa bir hikayeyle başlayalım o zaman bu bölüme.
Şaşırdınız mı? Yine bir hikaye.
Tabii ki hayır. Çok seviyorum ya ben hikaye anlatmayı ve çok güzel geri dönüşleri alıyorum sizden.
O yüzden çoğu bölüme bu hikayelerimi böyle kısa da olsa katmak istiyorum.
Bir gün bir uçakta çeşitli çeşitli hayvandan yolculuk yapıyormuş.
Bunlardan biri de karga.
Her zamanki haylazlığıyla hem diyen yolcuları hem de hostesleri rahatsız etmeye başlamış.
Bütün bu yaptıklarının kargının yanına kar kaldığını gören eşek de başlamış karga gibi herkese laf atıp rahatsız etmeye.
Herkesin şikayeti üzerine güvenlik gelip kargayla eşeği tuttuğu gibi uçaktan atmış aşağıya.
Eşek şok. Eşek şoka girmiş.
Kargayla aşağıya doğru düşerken kargaya bir bakmış halinden memnun uçuyor ve yine aynı şekilde yaramazlıklar yapmaya devam ediyor.
Kargaya sormuş ben aşağıya hızla düşüyorum ne yapacağım şimdi?
Karga da demiş ki ee sen de madem uçmayı bilmiyorsun neden eşeklik ediyorsun?
Bu arkadaşlar sosyal hayatta başarılı olmanın ilk dersidir.
Henüz kendi kanatlarımızla uçmayı öğrenmeden eşeklik etmeye başlamamak.
Mümin Sekman başarılı olmayı bu kadar çok istememizin sebebinin görünmek istemek olduğunu iletiyor.
Bakın bu o kadar doğru ki.
Çünkü görünürsen var oluyorsun, görünmezsen var olamıyorsun.
Biz hep öyle hissediyoruz. Tıpkı bu eşek arkadaş gibi dikkat çekmek, görünür olmak.
Yani adam yerine konmak diye bir laf vardır ya toplumumuzda.
İşte adam yerine konmak bütün mesele.
Hani Cem Yılmaz bir gösterisine şey diyordu babasıyla ilgili bir anısını anlatırken.
İşte babam hep bize derdi ki oğlum büyüyünce sakın bizi güldürmeyin.
İşte el alem bize gülmesin.
Gülmeyeceğiniz bir meslek seçin diye.
Cem Yılmaz nasıl kendine çevirmiş bunu?
Aynı onun gibi bir durum var.
Hatta biz bu adam olmak cümlesini Şener Şen'in ve Kemal Sınalı'nın ikonik filmlerden öğrendik.
Hatırlayın filmleri. Benim formelim aslında izlemen yoktur diye düşünüyorum.
Namuslu filmi Şener Şen'in.
Kendi halinde namuslu, çok dürüst bir bankacı.
Ama aldığı maaş kiraya, yemeğe, içmeye zar zor yettiği için sürekli böyle en yakınları tarafından işte eşi, çocuk, kayınvalidesi falan tarafından itilip kakılan silik bir adam.
Çalıştığı bankadaki paraları kazansızı verip çaldığını ve artık onu...
zengin olduğunu düşünüyorlar bir olay sonucunda.
Sonra ne oluyor birden?
Şener sen. Neydi isim?
Sanırım Ali Rıza'ydı. Görünür oluyor Ali Rıza.
Adam yerine konmaya başlıyorlar onu.
Her gün laf söyleyen karısı da ellerini ayaklarını yıkamaya başlıyor.
Kayınvalidesi çeşidi yemekler yapıyor.
İşte çocukları babacım babacım diyor düşünebiliyor musunuz?
Bu saydığım üç isim de en yakınları değil mi?
İşte iş yerindeki iş arkadaşları ona kahveler çaylar yapıyor.
Müdürü el üstünde tutmaya başlıyor.
Çünkü onun zengin olduğunu düşünüyorlar.
Yani bir şeyi böyle alçak bir şekilde o parayı başararak kazandığını düşünüyorlar.
Yani sebep para. Mümin Sekman da bunu söylüyor işte.
Başarılı olmak istememizin sebebi adam yerine konmak.
Bir iş başaramazsak yokuzdur diye düşünüyoruz.
Diğerleri takdir etsin, ailemiz gurur duysun istiyoruz değil mi?
Siz mesela işte eşiniz dostunuz yok diyelim yani sevgiliniz yok diyelim.
Çok güzel bir haber aldınız.
İşte üniversite sonuçlarına bakıyorsunuz ya da ya da işte gittiğiniz iş görüşmesi mükemmel geçti ya da terfi aldınız.
İlk eliniz kim arar arkadaşlar?
İşte annenizi arayabilir, babanızı arayabilir, kardeşinizi arayabilir değil mi?
Eğer bunlar sağ sayatta ilk elinizin gideceği telefonda arayacağınız kişi bunlardır.
İlkokuldayken mavi yakalı bir babaya sahip olan bir çocuğa öğretmen kalkıp da baban ne iş yapıyor diye sorduğu zaman çocuklar ne derdi?
Hatırlıyor musunuz? İşte kalkıp babam işçi ya da şoför ya da inşaat işçisi falan diyemezdi.
Hatırlayın onları ne derlerdi?
Serbest meslek derlerdi değil mi?
Bu çocukları hatırladınız mı?
Bakın onlar babalarıyla gurur duymayan belki de başarısız bir babanın çocuğu olduğunu düşünen çocuklardı.
Bu yüzden cevap verirken utanırdı o çocuklar.
Serbest meslek derlerdi.
Babasının başarılı olmadığını düşündüğü için utandıklarından dolayı böyle söylerlerdi.
Yani aslında bir nevi farkında olmadan çocuk oldukları için belki de pek de adam...
Peki biz bir iş başaramadık o halde sizce yok muyuz?
Yani bu konuda biraz tarihe bakalım.
Orta Asya Türk topluluklarında arkadaşlar başarılı olmayan çocukların adı olmazmış.
Eski Türk türlerine göre çocuğa doğar doğmaz isim koymuyorlarmış.
Yani onun ilerleyen yıllarda gerçekleştirdiği ilk büyük başarısına göre isim veriliyormuş.
Hatta Dede Korkut hikayelerinin birinde bir çocuk boğayla savaşıyor, onu yeniyor ve bu başarısından dolayı ona Boğaçan adını veriyorlar.
Boğaçan'ın mazisi bu arkadaşlar.
İsim almak için bu tarz bir başarı elde etmiş olması gerekiyor.
Peki ya kayda değer hiçbir işi başaramayan çocuklara ne isim veriliyor dersiniz?
Tarihçilere göre başarılı olmalarını tam 14 sene bekliyorlar.
14 sene arkadaşlar.
14 sene boyunca bu çocuk isimsiz yaşıyor.
Yani düşünsenize anonim bir insan.
Bir süre sonunda yani 14 sene sonunda herhangi bir başarı göstermezse bu çocuklar OVA'ya ilk gelen bir yabancının ismi veriliyor.
insan olmak zorunda da değil.
Diyelim ki o anda bir geyik geldi ya da işte obaya bir tane tırtıl geldi diyelim.
Onun adı tırtıl oluyor ya da geyik oluyor.
Tilki geldi o anda. Adı tilki oluyor.
Yani bu isim uygulamasıyla eski Türklerin başarıya ne kadar değer verdiklerinin bir kanıtı değil mi?
Bence bir kanıtı. Yani görebiliriz bu şekilde.
Bir insanı 14 sene isimsiz bırakacak kadar önem veriyormuş eski Türkler başarıya.
Ki zaten bu da devam ediyor.
Ben bunu ilk öğrendiğimde 14 sene boyunca bir çocuğun bir şey başaramadığı zaman isimsiz kaldığını, görünmez olduğunu ilk öğrendiğim zaman açıkçası arkadaşlar yani çok şaşırmadım.
Ha tamam dedim yani bizim Türklerin bu az ne?
Başaracağız, başaracağız diye tuttum.
durması ki biliyorsunuz bir sürü savaşlarımız var.
İmkansızken kazandığımız bir sürü zaferlerimiz var.
O yüzden çok da şaşırmadım.
Hatta çok yakınlarda biliyorsunuz bir örneğini yaşadık.
İşte en ufak bir milli takım maçında ne oldu?
Kazanacağız diye delirdik hepimiz değil mi?
Ne kadar gururlandık.
Milli duygularımız kabardı.
Çünkü biz futbolda bu başarı elde ettiğimiz zaman diğer ülkelerin Türklerin ne kadar başarılı bir millet olduğunu görmelerini istedik.
Bizim de var olduğumuzu görmelerini arzu ettik çünkü.
Yani bu yüzden bu isim olayına çok Şaşırmadım.
Mümin Sekman diyor ki bu gelenek devam ediyor olsaydı acaba adınız ne olurdu?
Bence benim adım. Ben çünkü bunu düşündüm.
Ayıçan olurdu. Ben çok boğdum arkadaşlar o ayılardan.
Böyle çünkü yani genelde nerede böyle kaba sabaha ne teşekkür bilir, ne rica eder.
Böyle girdiğin mağazalarda bile, lüks mağazalarda bile olsun.
Böyle garip garip tiplerle karşılaşıyorum.
Hani kabaca tabiri caizse diyelim ayılık diyoruz ya biz buna ayılık diz boyu tiplerle çok karşılaştık.
Ellerime değil ama sözlerime çok boğulmuşumdur.
Bu yüzden bence benim adım Aycan olabilirdi.
Bu isim olayını bir düşünün bakalım.
İlk başarınız neydi? Sonradan son başarınızı düşünün.
O aradaki köprüye yakından bakın.
Başarısızca neleri yapabilmek ve siz neleri yapabildiniz?
Confucius bir insanın akıllı olması için 3 tane yol vardır diyor.
Birincisi yapacağı şey üzerine düşünmektir ki bu en asil yoldur.
İkincisi önceden yapılmış iyi bir şeyi taklit etmektir ki bu en kolay yoldur.
Üçüncüsü de deneyerek.
uğraşarak bulunan yoldur.
Bu da en acı olandır diyor.
İnsanlığa baktığımız zaman şöyle az ya da çok birçok başarılı olmuş insanlar tanıyoruz değil mi biliyoruz.
Yani nasıl başarılı olunur'un yöntemlerini başarı hikayelerinden hepimiz biliyoruz.
Peki hepimiz nasıl başarılı oluruz'un sırlarını biraz da olsa biliyorsak neden hepimiz başarılı olmuyoruz arkadaşlar?
Çünkü artık başarılı olmanın sırlarını bilen değil bildiklerini gündelik hayatta uygulayabilenler daha başarılı oluyor.
Düşündüklerinizi analiz edip kendi özel yaşamınızdaki şartlarınıza uygulayabilirseniz üstünlük sağlayabilirsiniz.
Biraz sonra bunun detaylarına gireceğim.
Yani bilen değil yapabilen başarıyı sağlayabiliyor.
Peki iyi uygulayıcılar ne demek?
Ne gerekiyor? İyi uygulayıcılar düşündüklerini hemen yapan ve yaptıklarını daha iyi nasıl yapabileceklerini sık sık düşünen insanlardır diyor Mümin Sekman.
Bakın tekrar edeyim ben bunu size.
İyi uygulayıcılar düşündüklerini hemen yapan ve yap...
daha iyi nasıl yapabileceklerini sık sık düşünen insanlardır.
Aslında bu başarılı olmanın bütün evvelerini söylemiş.
İlk başta nasıl başarılı olacağınızı öğrendiniz.
Sonra bunu kendinize göre kendi hayatınıza nasıl uygulayacağınızı öğrendiniz.
Daha sonra başarılı olduğunuz zirveye çıktınız.
Bu başarıyı nasıl devam ettireceksiniz?
Yani devamı nasıl gelecek?
Bu da ne demek? İşte daha iyi nasıl yapabileceklerini sık sık düşünen insanlar.
Bu da bu demek. Belki de başarısız olduğunuz bazı şeylerde hep düşüncede kaldınız, ertelediniz.
Bir türlü o ilk adımı atamadınız ya da attınız.
Yarı yolda benzininiz bitti, devam etmediniz.
Hiç canınızı sıkmanıza gerek yok.
Çünkü bu evrensel bir sorun.
Çoğumuzun yaşadığı durumlardan sadece bir tanesi.
Yani sadece gün... Güneşli günlerde yürürsek hedefimize ulaşamayız.
Hayata biraz Aristoteles gibi, biraz Ampirik, biraz da gözlemsel bakabilmeliyiz bence.
Yani yaşadığımız tecrübelere göre işte almamız gereken dersleri almamışız.
Başlanıyorum. Almamız gereken dersleri almışızdır.
Diğer insanları da, başarılı diğer insanlara, hedefine ulaşmış, işte motivasyonu tam olan diğer insanları da gözlemleyerek hayata bakabilmek bence bizim için daha doğru olabilir.
Şöyle düşünün. Biraz da hedeflere bakalım.
2024'ün yarısını geride bıraktık değil mi?
Biraz daha fazla geçti hatta.
Senenin ilk günlerinde kendinize koyduğunuz hedefleri hatırlıyor musunuz?
Yapılan son araştırmalara göre arkadaşlar.
Yeni yılda koyulan hedeflerin ortalama 19 gün sürdüğü görülmüş arkadaşlar.
Peki neden en başta kendimizi bu kadar motive hissederken zamanla pes ediyoruz, hedeflerimizi bırakıyoruz?
Bakın şu anda sizinle konuşurken beni zaten sürekli dinleyenler biliyor.
Hemen önümde yeni yıl başında yaptığım vizyon panom var.
Paylaşmıştım hatta sosyal medyadan da.
Bunların şu an gördükleri bedava.
Hiçbirini gerçekleştiremedim.
Bakın bu cümlem aslında...
Aslında yanlış. Neden biliyor musunuz?
Çünkü şu an önümde gördüğüm hedeflerin sadece sonucuna odaklanıyorum.
Diyorum ki gerçekleştiremedim diyorum.
Halbuki yanlış. Bu istediğim şeyleri gerçekleştirebilmek için yolun neredeyse yarısındayım çünkü.
Yani aslında hedefleri koyduğumuz zaman sonuca odaklanıyoruz.
O yola değil.
Yani bizi aslında sonuca götürecek şeyler, kademe ilerletecek şeyler o yol.
Bunu biz gözden kaçırıyoruz.
Şimdi kendi hedeflerinize bir bakın.
Başta kendinize verdiğiniz, kendinizi motive ettiğiniz bu hedefleriniz ne durumda?
Neden değişim sürücüne olan inancımız kayboluyor ve konfor alanımıza geri dönüyoruz?
Ve en önemlisi neden kendimize hedefler koyma ihtiyacı duyuyor ve hedef odaklı yaşamaya çalışıyoruz?
Şimdi dönüp bir ay önce kendimize koyduğumuz hedefleri bir düşünelim.
En klasik olanları sıralayalım.
İşte ne diyorduk mesela? Her gün kitap okuyacağım, düzenli spor yapacağım, yeni bir dil öğreneceğim, işte 5 kilo vereceğim, 10 kilo vereceğim, erken uyuyacağım, erken uyanacağım falan.
Bu hedefleri kendimize koyarken genelde biz üstesinden geleceğimizi düşünüyoruz.
Çünkü her yeni başlangıç olduğu gibi kendimizden beklentimiz her zaman çok yüksek.
Bu yeni aldığımız kararların, yeniliğin getirdiği o anlık motivasyon genelde kapasitemizin üzerinde işliyor ve işler çarından çıkmaya başlıyor ve bizi ikna ediyor.
Geçmişteki... başarısızlıklarımıza inat bir anda her şeyi değiştirmek üzere yola koyuluyoruz.
İlk günden gerçekten de her şey tam da istediğimiz gibi gidiyor.
Kendimize olan güvenimiz artıyor ve böyle devam edeceğine inanıyoruz.
Ama kısa bir zaman sonra beynimiz yavaş yavaş bizi ikna edecek küçük bahaneler uydurmaya başlıyor.
Mesela diyor ki o gün erken kalkmak istiyorsunuz ama bir ses diyor ki dinlen.
Senin dinlenmen gerekiyor.
Kızım dün işte oğlum ya da dün diyor çok yoruldun be deli misin ya yat yat aşağı.
Çünkü bunu hak ettin sen diyor.
Öyle fısıldıyor senin kulağına.
Ya da o gün spor salonuna gideceksin.
Diyelim ki yağmurlu bir hava var.
Seni kararından kolayca vazgeçirmeye başlıyor.
Böyle böyle aslında iyi alışkanlıklarımızın tam tersi yönde hayatımıza kötü alışkanlıklar sızmaya başlıyor.
Bunun en önemli sebebi ise kötü alışkanlıkları edinmek için bir direnç göstermemiz gerekmezken iyi alışkanlıklar için hem fiziki hem de iradesel anlamda mücadele etmemiz gerekiyor.
Yani bir şekilde heyecanla başladığımızda ve kendimize sözler verdiğimiz o yolculuğun ortalarına bile varmadan eski alışkanlıklarımıza geri dönmeye başlıyoruz ve yepyeni bir başlangıca kadar harekete geçmek yerine
böyle pasif kalıyoruz. Hiçbir şey yapamıyoruz.
Bunu tercih ediyoruz. Peki nedir yanlış olan sizce?
Yani bir sürü senaryo söyledim size biraz önce.
Bir kısmını bizzat yaşadım.
Ben de yaşadım bunları.
Ben şunu keşfettim arkadaşlar.
Bizler varmak istediğimiz noktaya adım adım varmak yerine sıçramaya çalışıyoruz.
Yani daha ilk günden sanki o noktaya varmışız gibi davranıyoruz.
Yani bu bir manifest değil, bu hissetmekle alakalı değil tamam mı?
Bunu karıştırmayalım. Mesela amacımız her gün 5'te uyanmaksa eğer kendinize hedef koyduğunuz an 5'te uyanmaya zorluyorsunuz kendinizi.
Ama saat 5'te uyanmak sizin şu an olmanız gereken nokta değil, varmanız gereken nokta.
Hiçbir kitabı sondan başa doğru okumuyoruz veya hiçbir filmi sondan başlayarak izlemiyoruz değil mi?
Çünkü biliyoruz ki o sona ulaşmak için bir sürece ihtiyacımız var.
Çoğumuzun ortak hatası her şeye bir anda sahip olmaya çalışmak ama hiçbir değişim veya gelişim bir gecede elde edilmedi, edilmeyecekti.
Yani bazı zamanlarda işte biraz önce de söyledim okuduklarımızdan ve izlediklerimizden yola çıkarak her şeyin çok kolay bir şekilde elde edebileceğinin izlemine kapılıyoruz.
Ama tüm değişimlerin altında kolay olmayan bir süreç yolculuğu var.
Kaçırdığınız nokta bu süreç yolculuğu.
Ulaşamadım, yapamadım, yıl bitmek üzere değil.
Ben bu sürecin bir kısmını hallettim ve yolculuğumda devam ediyor diyebilmek.
Mesela bir tane kabın içinde duran bir buzu düşünün tamam mı?
Eksi 7 derecede hala katı.
Eksi 5 de, eksi 6 da.
Aaa sıralama yanlış söyledim.
Saymayı bilmiyorum ben.
Eksi 6'da, eksi 5'te, eksi 4, eksi 3, eksi 2, eksi 1 derece derken hala bir hareket göremezsiniz.
O hala kabın içinde duran bir buz.
Hatta eksi 0,5'te bile o buz erimeyecek.
Ama o derece olduğu anda yani 1 derecesine geldiğinde 1 derecelik ufacık bir artışta ne oluyor arkadaşlar sıcaklık artışında?
Farklı görünmeye başlıyor değil mi?
Erimeye başlıyor. Yani devasa bir değişimin kilidi açılmış oluyor.
Sadece bir dereceyle.
İşte biz de bu buz gibi derece sürecini yaşamak için kendimize müsaade etmeliyiz.
Hepimizin istediği çığır açan anlar vardır ya başarıya ulaştığımız anlar.
Çoğu zaman büyük bir değişikliği ortaya çıkarmak için gerekli potansiyeli geliştiren önceki birçok eylemimizin sonucu.
Alışkanlıklarımızın fark yaratabilmesi için geçmesi gereken kritik eşiği geçmesine izin vermemiz gerekiyor.
Bazen her şey tam da pes ettiğimiz noktanın hemen ilerisinde başlayacak.
Ama o sabrı gösteremediğimiz zaman tüm çabamız boşa gitmiş olur.
Peki ne yapmalıyız Ayça'cığım ya?
Bunu sen de yaşamışsın, biz de yaşadık, hep yaşıyoruz.
Okulda yaşıyoruz, iş yerinde yaşıyoruz, özel ilişkilerimizde yaşıyoruz.
Peki ne yapmalıyız? Kendimizde bir değişimi başlatmak istiyorsak eğer, öncelikle ne istediğimize gerçekten karar vermeliyiz.
Biz hep ne diyoruz? Gerçekten istemek.
Ama ne istediğinize gerçekten doğru bir şekilde karar verebildiniz mi?
Herkesin hayat yolculuğu farklı ve varmak istediği nokta farklı olabilir.
O yüzden özenerek yola çıkmak yerine kendinizi tanıyarak yolculuğa...
Yola çıkmamız gerekiyor.
Şimdi kendimize bazı hedefler koyduğumuz zaman bunların bize anlamlı geldiğini düşünüyoruz.
Çünkü hedef aynı zamanda sonuç demek.
Peki o sonuca vardığımızda nasıl hissedeceğiz?
Mesela tartıya çıkıp olmak istediğiniz kiloyu gördükten sonra ne yaparsınız?
O anki mutluluğunuz ne kadar sürecek?
Hedefler bizim ulaşmak istediğimiz sonuçlarla ilgili.
Sistem ise sonuçlara götüren süreçlerle ilgili.
Yani hedefe değil. Sisteme odaklanmak gerekiyor.
Eğer hedeflere giderken yaptığınız o sürecinizi, sisteminizi sağlam inşa edebilirseniz sonuçlar zaten kendiliğinden gelecektir.
Eğer bir öğrenciyseniz hedefiniz okul birincisi olmak olabilir.
Sisteminiz nasıl not aldığınız, derslere nasıl çalıştığınız, bilgilerinizi nasıl taze tuttuğunuz ve sınavlara nasıl çalıştığınızdır.
Sisteminiz bu. Eğer bir spor hocasısınız diyelim, beden öğretmenisiniz.
İşte hedefiniz bir şampiyonluk kazanmak olabilir.
Ya da bir futbol takımının hocasısınız.
Sisteminiz oyuncuları seçme, yardımcı koçları yönetme ve antrenman yapma yönteminizdir.
Yani sistemleriniz bu.
Diyelim ki girişimcisiniz.
Hedefiniz milyar dolarlık bir iş kurmak mesela.
Sisteminiz ürün fikirlerinizi test etmek, çalışanlarınızı işe almak, pazarlama kampanyalarını yürütme şeklinizdir.
Yani sisteminizin sağlam olması gerekiyor.
Odaklandığınız sonuç değil, sisteminiz.
Hedef yerine o hedefe varacağınız ve devam edecek bir yol inşa etmeye odaklanmalısınız.
Hedefler geçicidir ama kurduğunuz sistem devamlılığını yitirmeden kendini geliştirmeye çalışır arkadaşlar.
Mesela büyük adımlar yerine küçük adımlarla değişimlerinize başlayın.
Değişimi hayal etmek ve o anı yaşamak tabii ki çok heyecan verici ama o heyecanın yarattığı suni motivasyonla hareket etmemek lazım.
Yani aksi halde böyle çok büyük hedefler altında gün geçtikçe ezilmeye başlarsınız ve başladığınız noktada Bakın
arkadaşlar kazananlar da kaybedenler de en başta neye sahipti?
Aynı bir şeye sahipti. Neydi bu?
Aynı hedefler. Kazananlar ve kaybedenler aynı hedeflere sahiptir.
O yüzden yönteminizi gözden geçirin.
Kazanan insanların hikayelerini okumak, dinlemek, izlemek.
Tabii ki bizim, sizi, beni, hepimizi motive ediyordur.
Kazananlara odaklanarak aslında biz de kazanan olmak istiyoruz.
O yüzden de kazanan insanların hedeflerini kendimize uyarlamaya çalışıyoruz.
Peki herkes aynı hedefe sahipken neden çok küçük bir kesim başarılı oluyor?
En başta söylediğim zaman işte bu noktada çoğu kişi...
atladığı şey başlarının hedefte değil o hedefe giden yolda olduğunu Mesela çoğu başarı hikayesinde zengin bir iş insanının sabah çok erken kalktığını bildiğiniz için biz de kendimize erken
kalkmayı hedef olarak koyduk diyelim.
Koyduğunuz bu hedef sayesinde aslında gizliden gizliye başarılı ve zengin olmayı umuyorsunuz değil mi?
Peki siz sırf 5'te kalktığınız için başarılı ve zengin olabildiniz mi?
Bu sizin karakterinize uygun mu?
Size uygun mu? Yani belki size uygun olmayabilir.
O yüzden siz de mümkün olduğunca kendinizi bilerek, tanıyarak kendinize hedef koymaya çalışmalısınız.
Ve o hedefe gitmeye çalışırken esnek davranıp değişimden de korkmamanız gerekiyor.
Sonuca değil kimliğe dayalı alışkanlıklar edinmemiz lazım.
Yani kimliğe dayalı alışkanlık da ne demek Ayça'cığım?
Kimliğe dayalı alışkanlıklar aslında özünüzü keşfedip karakterinizi tanıyıp değişime oradan başlamak demek.
Sonuca odaklanarak çıktığınız her türlü değişim yolculuğu kişiliğinize uymadığı sürece başarılı olamayacaksınız demektir.
Yani... Saat 5'te örneğinden bakalım.
Amacınız saat 5'te mi uyanmak yoksa hayatı daha çok yaşamak isteyen ve erken kalkan bir kişiye mi dönüşmek?
Amacınız her gün kitap mı okumak yoksa öğrenmeyi ve kendini geliştirmeyi ilke edinen birine mi dönüşmek?
Amacınız haftada 2-3 gün spora mı gitmek yoksa sağlıklı beslenip sağlıklı yaşayan birine mi dönüşmek?
Amacınız sigarayı mı bırakmak yoksa sigara içmeyen birine mi dönüşmek?
Gördüğünüz gibi ilk varsayımlar daha çok sonuç odaklı hedefler...
İkinci varsayımlar daha çok kişiliğimiz yani kimliğimizle ilgili radikal dönüşümler.
Kalıcı değişimler elde etmek için değişim yolculuğunuza kişiliğinizden başlamanız gerekiyor.
Bu yolculukta her şeyi mükemmel yapmak zorunda da değilsiniz.
Bazen iyi yönde ilerleyen değişimler kadar kötü değişimler de yaşayabilirsiniz.
Önemli olan hangisine daha çok yatırım yaptığınızda.
Çünkü değişim oy belirliyle değil oy çokluğuyla elde edilen bir devrimdir.
Unutmayın sizi siz yapan asıl değerler inanç.
hala keşfedilmemiş olabilir.
Bir önceki podcastımda da söylemiştim.
Yaşadığınız toplumun, ailenin, dinin kuralları ve değer yargıları bugüne kadar sizi yarattı arkadaşlar.
Sizin şekillendirilmiş durumlar bunlar.
Değişimi başlatmak için bildiğiniz her şeyi unutarak hareket etmeye çalışın.
Bakın bence bu çok güzel bir fikir.
Bildiğiniz her şeyi unutarak hareket etmeye çalışın.
İnançlarınıza, yeni denkiminize uygun olarak inşa etmeye çalışın.
Ve en önemlisi kendinize şunu sorun.
İstediğim sonucu... ne tür bir insan elde edebilir?
Bu bölümün de sonuna geldik.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
