
Hayır Diyerek Özgürleş: Sınırlarını Çizen Kazanır
21 Ekim 2024 · 22 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Başarının anahtarı herkesi memnun etmek değil, kendine sadık kalabilmektir. ‘Hayır’ demek sadece bir kelime değil, hayatını dönüştürebilecek bir araç olabilir. Bu bölümde nasıl sınır koyabileceğimizi ve özgürlüğümüzü bulabileceğimizi konuşacağız.***Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese selam, Alternative Vision'a hoş geldiniz.
Ben Ayça. Bugün sınırlarımızı nasıl belirleyebileceğimizden ve sağlıklı bir şekilde nasıl hayır diyebileceğimizden bahsedeceğim.
Bu her şeye hayır hayır demek, işte ben her konuda olumsuz olmak istiyorum demek değil tabii ki.
İşte bu hani iyilik olsun diye, ayıp olmasın diye hayır demelerimiz, kendimizi ihlal ettiğimiz bu hayırlarla alakalı konuşmak istiyorum.
Çünkü bence hayır cevabını vermeyi öğrenmek gerekli bir beceridir.
arkadaşlar. Yani bizim ustalaşmamız gereken önemli bir beceri.
Niçin peki? Çünkü hayır demenin beynimiz üzerinde çok güçlü etkileri var.
İstemediğimiz şeylere hayır diyerek ne yapmış oluyoruz?
Sınırlarımızı karşı tarafa göstermiş oluyoruz.
Çiziyoruz böyle kalın kalın kalemlerle.
Bundan ötesine geçemezsin diyoruz.
Burası benim alanım.
Saygı göstermek zorundasın diyoruz buna.
Ve düşünme ve durumlara tepki verme şeklimiz ne olmuş oluyor?
Değişmiş oluyoruz. Yani biz çok pozitif bir dönüşüm sağlamış oluyoruz.
Sonucunda da ne oluyor arkadaşlar?
Kendimiz için daha fazla karar verme yeteneği kazanıyoruz.
Hayatımıza dahil olan, bizim için karar veren o kadar fazla insan var ki ve bunlar öyle bir alıcı durumdalar ki biz inanın bunu bazen fark edemiyoruz.
Sanki kendimiz karar vermiş gibi düşünüyoruz ama aslında sınırlarımızı belirleyemediğimiz için, hayır diyemediğimiz için onlar bizim yere karar vermiş oluyor.
Nasıl bir faydası var peki hayır diyebilmemiz?
Zihinsel sağlığımıza çok büyük, çok muazzam bir...
Siz hayır dediğiniz zaman Ayşe'ye Fatma'ya değil kendinize öncelik vermiş oluyorsunuz.
Aynada gördüğünüz kişiye daha çok değer vermenize sebep oluyor.
Çünkü artık hayır diyebildiğimizde zihnimiz diyor ki bir saniye ya bu kız Ayça olamaz.
Ayça yorgunluktan ölmek üzere olsa da yine ona yardıma giderdi.
Ayça eğer olsaydı bu kız cebindeki o son parayı verirdi.
Bu başkası herhalde.
diyor bu bizim enayi değil ya diyor dostlar diyor biz yanlış beyindeyiz yanlış ventriküller arasında geziyoruz hadi gidelim diyor ve beyninizi terk ediyorlar ve size muazzam bir görüş açısı
veriyorlar işte benim yaşadığım görüş açısı buydu bu yüzden bugün sohbet niyetinde arkadaşlar bu konuyu sizinle böyle kahve sohbeti gibi çay sohbeti gibi konuşmak istiyorum Şimdi neden hayır dememiz
gerekiyor? Çünkü biz hayır diyemedikçe herkes sizden bir şeyler koparmaya çalışıyor.
Kendimizden vermeye devam ettikçe içimizdeki boşluk büyüyor.
Çünkü her evet kendi ruhumuza hayır demek oluyor.
Sınır koyamamak bence hiç düşünmeden ev kapımızı açık bırakmak gibidir.
Bakın kapımız açık kaldığında hiç kimse girebilir miyim diye sormaz.
Herkes içeri dalar değil mi?
Bir süre sonra o kadar çok insan gelir ki evinize.
Siz bile kendi evinizde, kendi odanızda yalnız kalamazsınız.
Odanız kalabalıklaştıkça sizin alanınız gitgide daralır ve kendi hayatınızda giderek daha az yer kaplarsınız.
Bu size kalan daracık odada şimdi hangi hedeflerinizi, hangi isteklerinizi, hangi birini nasıl...
Gerçekleştireceksiniz değil mi?
Alanınız kalmadı çünkü kıpırdayamıyorsunuz, bitik olursunuz.
Peki neden bu kadar zor hayır demek?
Neden bu kadar korkutucu?
Çünkü arkadaşlarımız, ailemiz tarafından dışlanma, işte onaylanmama korkumuz var içimizde.
Bu bizim zaten doğuştan yani yaradılışımızda var.
Toplumumuzda bir bölüğe ait olma hissimiz var hepimizde.
Kendimizi beğendirme...
Özümüz var, onay bağımlılık durumumuz var.
Bunları zaten her yerde yani Instagram'da bile herhangi bir reels izlediğiniz zaman bile görebiliyoruz artık.
Bir de şöyle düşünelim. Çok güzel bir bahçe yaptığınızı düşünün tamam mı?
Güzel çiçeklerle dolu, işte mis kokulu çiçekler, yemyeşili parlak çimenleri olan bir bahçe.
Eğer bahçenizin etrafında çitleriniz yoksa herkes yine bahçenizin içine dalar değil mi?
Çiçeklerinizi koparır, çimlerinizi bozar, bahçeniz gitgide dağılır, güzelliğini kaybeder.
Sınırlarımız da evimiz, kapımız, bahçemizin çitleri gibidir.
Çitlerimizi koymazsak, kapımızı kapatmazsak başkalarının isteklerine teslim olmuş oluruz.
Kendi değerlerimizi unuturuz.
Hayır diyemememizin diğer sebeplerinden biri de yetiştirilme tarzımız.
Bir çoğumuza başkalarını memnun etmenin iyi insanlar olmamız anlamına geldiği öğretildi.
Ben de dahil.
İşte insanların iki elinin işte kan da olsa da başkasına yardım etmek nasıl görüldü?
Cömertlik. Ve cömert insanlar nasıl olurlar?
Verici olurlar değil mi? Zaten bu dünya bence ikiye ayrılıyor.
Bir vericiler bir alıcılar var.
Ve alıcılar genelde hayır kabul etmiyorlar.
Sınır bilmiyorlar. Ve siz verdikçe verdikçe iyi oluyorsunuz.
Ama sadece bir gün hayır dediğiniz...
zaman kötü oluyorsunuz.
İşte o yüzden bu bölümü yapıyorum ben de.
Şimdi ne diyorduk? İyi insanlar olmamız öğretilmişti değil mi?
Bizler ne düşündük?
İnsanlar iyi insanları sever.
E ailemiz de böyle söylüyor.
O zaman bizim herkesin her şeyine koşmamız lazım dedik.
Ve bizler insanların memnun edicisi olduk.
Hayır dediğimizde kendimizi bencil, kaba Kötü hissettik.
Karşı tarafı hayal kırıklığına uğrattığımız için üzüldük.
Bizi sevmemelerinden korktuk değil mi?
Düşünün. Dışlanmak istemedik.
Çok yorucu bir gün geçirdiniz.
İşte yapmanız gereken bir sürü planınız vardı.
Hepsini yaptınız ya da işteydiniz.
İş çok yoğundu vs. Tek hayaliniz akşam evde dinlenmek.
Film izlemek, uyumak.
Son dakika arayan arkadaşınıza ay ayıp olmasın diye işte uzun süredir aramıyordu.
Bak aradı işte benimle bir kahve içmek istiyor vs.
Tamam diyorsunuz dışarı çıkmak için.
Ne oluyor arkadaşlar? Kendinize zulmetmiş oluyorsunuz değil mi?
O kadar yorgunsunuz. Sabah yine erkenden kalkacaksınız.
Yani eğer uzun süredir aramıyorsa belki de gerçekten arkadaşınız olmamış olabilir mi?
Dinlenme hakkınızı kendi kendinize bloke etmiş oluyorsunuz.
Belki de son dakika dahil etti sizi.
Belki de aslında o sizi çağırdığı yerde...
Başka bir planla iptal olduğu için sizi çağırdı.
Değil mi? Benim aklıma artık o kadar çok yaşanmışlıklar var ki.
Öyle olduğu zaman bir anda ay ben buradayım şuraya gelir misin?
İşte bir kahve içelim ya seni de göremedim.
İşte evin yakınlarındayım falan dediklerinde ben direkt diyorum ki ya evet eminim kesin öyledir vesaire diye düşünüyorum.
Ama sonunda da hep haklı çıkıyorum.
Ve hiçbir zaman pişman olmuyorum hayır dediğimden.
Çok da içim rahat. Evet nefretimi kustuktan sonra devam ediyorum.
Şimdi hayır dediğimiz zaman bize şey geliyor şöyle olumsuz bir düşünce yani hayır dedim olumsuzluğu ben yarattım.
Hayır dedim ben zor bir insan oldum.
Yani kendi kapasitemizi anlamamız kişisel değer ve önceklerimizle uyumlu seçimler yapmamızla ilgili bu.
Olumsuzluk ya da zorlukla alakalı değil.
Benim kapasitem bu, benim anlam şeklim bu, benim kişisel değerim bu, benim önceliklerim bu ve ben...
Gelmiyorum arkadaşım bu kadar.
Yani ben zamanımı, enerjimi değerli buluyorum ve bunları nasıl harcamak istediğime karar verme hakkına sahibim.
Bakın ben arkadaşlar ne yaparsam yapayım bazı insanların benden her zaman daha fazla isteyeceğini fark ettiğimde insanları memnun etmeyi bıraktım.
Ve bu iki yıl kadar sürdü.
Öyle hop hayır diyeceğim artık.
Kimseyi memnun etmeyeceğim.
Herkesin yardımına koşmayacağım.
Ayıp olmasın diye düşünmeyeceğim.
Bencil davranmayacağım vesaire.
Bu öyle hop diye olmuyor maalesef.
Benim iki yıl kadar sürdü.
Tamamen de o insanları, o alıcı insanları, hayırı kabul etmeyen tipleri tam olarak da yatıştıramadım.
Yani o kadar zordu. Bunlar çünkü çoğalırlar.
Her ortamda mutlaka vardırlar.
Düşünün şimdi hepsi tek tek hakkınıza geliyor.
Gördüm ki onlar için asla yeterince iyi olmayacağım.
Yani ben boşa kürek sallıyorum.
Kendi ihtiyaçlarıma ve kendi istediklerime öncelik vermeye başladım.
Yani ben kendi kendime değer vermiş olmaya başladım.
Kendi pahamıza başkalarını memnun etme ihtiyacı hissetmemize gerek yok.
Sınırlarınızı gösterebilmemizin bahçemizdeki çitlerini örmenin en kolay yolu bencil insan olmaktan geçiyor diyor arkadaşlar.
Kim diyor biliyor musun? musunuz?
Yeni nesil psikologlar diyor.
Yani hani Doğan Cüceloğlu öncesinden vesaire diyebilirim.
Evet onlar da söylüyorlar ama yeni nesil psikologlar biraz daha genç kesim işte yeni mezunlar vesaire onlar değişen bu sistemle beraber diyorlar ki bencil insan olun.
Yani burada kötü insan olun.
Hep kendinizi düşünün paylaşmayın değil.
Aslında bencil biraz mecazi anlamda kullanılıyor.
Çünkü demek istedikleri benci.
Yani ben benciyim kardeşim.
Ben önce kendimi düşünürüm şeklinde davranmamızı istiyor.
Bu gerçekten kesinlikle altına imza attığım bir yargı.
Yani size bencil olun ya şöyle bir demem garip gelmiş olabilir değil mi kulağınıza?
Hafif de olsa kötü birisi olmak gibi hissetmiş olabilirsiniz.
İşte ne diyorlar? Bencil olmak kötüdür.
Bencil insanlar sevilmez.
Kendini düşünen insan haindir vs.
vs. Ama aslında mutluluğu elimizin tersiyle itiyoruz.
Böyle düşündüğümüz zaman.
Bu kız ne diyor ya diyenleriniz için açıklamaya devam ediyorum.
Bencillik koşulsuz sevgi getiriyor.
İşte ampuller yandı değil mi?
Bencillik, durum ne olursa olsun size bir teklif geldiğinde ya da göreviniz olmadığı halde size kaptırmaya çalıştıkları işe hayır demek arkadaşlar.
Size faydası yoksa hayır demek.
Yani şartlar, zaman ve mekan ne olursa olsun ben şu anda ne istiyorum sorusunu kendinize sorabilme yeteneğidir bencillik.
Çünkü bu soruyu sorduğunuz zaman cevabınız kendiniz gibi olmaya çıkıyor.
Mesela bir olay var, istemediğiniz bir durumun içine çekiliyorsunuz.
Ya da arkadaşınızı, ailenizi kıramadığınız için istemeye istemeye enerjiniz düşe düşe bir şeyler yapıyorsunuz.
Hoşlanmadığınız bir durumla karşı karşıya geliyorsunuz.
Beyincil olun. Bencil olun ya hayır deyin gitsin ya bırakın.
Sizin başkalarına faydanız olması için önce kendinizle mutlu ve barışık olmamız gerekiyor.
Peki kendinizi bile sevme kapasiteniz yokken?
Yani şöyle düşünebilirsiniz ben o arkadaşımı seviyorum, ailemi seviyorum.
Yani siz istemediğiniz bir şeyi sırf onları sevdiğiniz için evet diyorsunuz.
O zaman kendinizi sevmemiş oluyorsunuz arkadaşlar.
Ve kendinizi sevmiyorken başkalarına nasıl sizde olmayan bir şey verebilirsiniz ki?
Değil mi? Nasıl sevebilirsiniz yani?
Kendini sevmeyen başkalarını nasıl sevebilir?
Başkalarını sevebilmenin ön şartı kendini sevmektir çünkü.
Kendimizi sevmemizin ön şartı da kendimiz olmaya izin vermektir.
Ön koşulu arkadaşlar ne olursa olsun ben bu durum karşısında ne istiyorum sorusunun cevabıyla hareket etmektir.
Ya işte ben öyle yaparsam bilmem kim arkadaşım kırılır.
Üzülür. Kırılırsa kırılsın.
Yani sırf o kırılmayacağı üzülmeyecek diye kendinizi kırarsanız, kendinizi üzerseniz bir gün o üzünteleriniz çok fena patlar.
Haberiniz olsun. Şu işte gerçekten bencil olma olayına girdiğinizde, kendiniz için hayır diyebildiğinizde, şu sınırlarınızı güzel bir çizebildiğinizde öyle bir güzel bırakıyorsunuz ki diğer insanlar
ne yapmış ne yapmamış.
Şu kafamız var ya ağırlığı sadece 6 kilo olan kafamız.
Neredeyse hiçbir şey takmıyor arkadaşlar kafasına.
Ama ben patronuma iş yemeğine katılamayacağımı söylersem patronum beni asosyal olarak düşünür.
İş arkadaşlarımdan dışlanırım.
İş arkadaşlarım üzülür.
Hayır. Patronunuz öyle düşünürse düşünsün.
Ya da işte arkadaşlarınız yine üzülsün.
Yani sırf onlar üzülmesin.
Benim hakkımda yanlış düşünmesin diye istemediğiniz o yere gider kendinizi üzerseniz yine dediğim gibi bir gün o üzüntüleriniz sizde birikir ve daha kötü bir duruma gelirsiniz.
Enerjiniz düşer. Hani deriz ya benim canım çok sıkılıyor.
Artık psikolojim bozuldu.
Çok sıkıntı var. İşte bunlar o hayır diyemediklerimizin toplamı mıdır aslında?
Şimdi şöyle bir örnek vereyim size.
Uçağa bindiğimizde, acil durumlarda ne deniyor?
Oksijen maskesini çocuğunuz olsa bile önce kendinize takın diyor değil mi?
Maskeyi önce çocuğumuza takarsak ne olur?
Biz havasız kalırız.
Dolayısıyla da ne kendimize ne bir başkasının faydamız olmaz.
Yani önce can...
Bugün iş yerlerimizden, işte beraber çalıştığımız iş arkadaşlardan, biraz patronlardan bahsettik.
Şimdi bununla ilgili bir sendromdan bahsedeceğim size.
Bir hikayeyle anlatayım.
Kumsalda yürüyüş yapan bir adam balık tutan bir balıkçı görüyor.
Bir iki kelime edeyim bari uzun süredir de yürüyorum diyerek yanına gidiyor.
Balıkçının kovasında yakaladığı yengeçleri görüyor ama...
Kovanın üstü açık, kapağı yok.
Sonuçta yengeçlerin yürümek için 8 tane bacakları var.
Nasıl kaçmıyorlar diye şaşırıp balıkçıya neden kapağının olmadığını soruyor.
Balıkçı da cevap veriyor.
Evet, tek bir yengeç olsaydı kesinlikle kaçardı.
Ama pek çok yengeç varsa biri kaçmaya çalıştığında diğerleri onu yakalar ve kovaya geri çekerler.
Ve hepsi aynı kaderi yaşarlar.
Kovanın... içinde olmak.
Tek yengeç kovadan çok kolay bir şekilde kaçabilecekken yengeç sayısı arttıkça kaçış imkansızlaşır.
Çünkü Yengeçler birbirlerini yukarı itmek yerine aşığı çekerek engellerler ve sonunda kimse kazanamaz.
İşte üzülür kırılır diye kendimizden ödün verdiklerimiz ben başaramıyorsam sen de başaramazsın düşüncesinde olabilirler.
Yani siz yanlış kişilere evet diyerek yanlış insanlara iyilik yapıyor olabilirsiniz.
Onlar sizi çok kolay dibi çekecekken en ufak bir hatanızda sizi yakacak insanlar için evet.
Demeyelim lütfen. Aslında bizler farkında olmadan bir tür insan koleksiyoncusuna dönüşüyoruz.
Etrafımızdakiler üzerimize sürekli isteklerini yükleyip gidiyorlar.
Ve biz de kendi alanımızda nefes alamaz hale geliyoruz.
Ve işin ironik yanı şu.
Her evet dediğimizde sadece onları değil.
Kendimizi de yanıltıyoruz.
Çünkü o evet hiçbir zaman işten gelen bir onay değil.
Sonra da ne oluyor? İçten içe hem kendimize hem de karşımızdakine kızıyoruz.
Hayır demek o yengeçlerin sizi tutmasını engellemektir.
Mesela çevrenizdeki insanların sizin hedeflerinize ulaşmanızı istemediğini fark ettiğinizde ki bu çok olur, çok sık olur diye düşünüyorum.
Onlara hayır diyebilmek, kendi değerlerinizi korumak demektir.
Yengeçler gibi çukur zamanı insanlar da yükselmenizi istemezler.
Bu değeri değiştirmek için kendimize güvenerek hayır demeyi öğrenmek zorundayız.
Şimdi neler yapabiliriz?
Biraz bunlardan bahsedeyim.
Sınırlarınızı netleştirin.
Başkalarının taleplerine cevap vermeden önce kendi ihtiyaçlarınızı, sınırlarınızı düşünmeniz gerekiyor.
Psikologlar hayır demekte zorlananlara pratik yapmalarını öneriyor.
Nasıl bir pratik? Ben bununla hayır diyebiliyorum arkadaşlar.
Haberiniz olsun. Gerçekten işe yarıyor.
Hatta sadece bunu yaptım diyebilirim.
Şöyle oluyor. Ayna karşısına geçiyorsunuz ve hayır diyorsunuz.
Hayır derken başkasını düşünüyorsunuz.
Gıcık olduğunuz birisi var diyelim iş yerinde.
Size sürekli görevler veriyor.
Belki sizin üstünüz değil ya da aynı pozisyondasınız.
Ya da işte bilmiyormuş gibi yapıyor.
Öyle bir salak birisi.
Ya benim aklıma gülüyor çünkü eskilerde böyle salak ya da aptal demeden geçemiyorum.
Kusura bakmayın. Bunu küfür olarak görmeyin.
Bunu geçiyoruz hızlı bir şekilde.
Yani o işte o insanı düşünün.
Tamamen işte sabah kalktınız yüzünüzü yıkarken, diş fırçalarken vesaire.
Yani böyle çok da hani evden çıkacaksınız, erken kalkmışsınız çok da memnun olmadığınız durumlarda yapın.
Daha güzel olur. Mutlu olduğunuzda yapmayın.
İşe yaramayabiliyor. Çünkü sinirli olduğunuz durumlarda da yapabilirsiniz.
Mükemmel bir pratik oluyor.
Bakın ayağa. İşte oymuş gibi düşün.
Hayır deyin. Size bir rapor söylüyor.
Düşün yani. Bunu imgereyin kafanızda.
Hayır diyorsunuz. Hayır diyorsunuz.
Belli bir süre sonra onu sorduğunda otomatik ağzınızdan ya hayır diye değil de hani evet bunu çok yardım etmek isterdim.
Bunu ben çok yapmak isterdim.
Ama tatlım şu anda ben bununla ilgileniyorum.
Yardım edemeyeceğim. Kusura bakma.
Ay tatlım ben de tam olarak yemeğe çıkıyordum.
Yardım edemeyeceğim. Bunun bunun gibi şeylerle o kişiye hayır diyebilirsiniz arkadaşlar.
Yani yine... Kendinizi düşüneceksiniz.
Ön planda yine kendinizi tutacaksınız.
Bu arada bir kitap önerim olacak hemen diğer önerilere geçmeden.
Hemen kitabı söyleyeyim. Araya şöyle bir sıkıştırayım.
Ben Muratan Mungan'ı çok seviyorum ve maalesef, maalesef çok erken bir yaşta başladım.
Neden maalesef diyorum?
Böyle bazı konularda hep böyle farklı bir bakış açısı yakalamama sebep oldu.
Yani şöyle onu başka bir bölüme belki anlatırım.
Hani o biraz uzun bir konu çünkü.
Farklı bir yapıya sahip olmamı sağlamıştı çünkü.
Muratan Mungan'ın 995 kilometre.
sanırım son kitabıydı. Bundan sonra çıkartmadı diye biliyorum.
Bu kitap çok güzel. Burada işte törelerine işte çevresindekilerin yakınlarına en önemlisi arkadaşlar kendi içindeki o başka kişi hayır diyemediği için böyle çok farklı
olaylar yaşayan birisinin hikayesini anlatıyor.
Yani onu okuduğunuz zaman gerçekten değişik hikayeleriniz oluyor.
Hani bu popüler kültür diyoruz, hep okunan kitaplar vesaire.
Evet, güzel, modern çağımıza uygun.
Kendimize çok kolay yer bulabiliyoruz o kitaplarda ama Murat Almuga'nın kitaplarında kendinize yer bulmak o kadar zor ki.
Gerçekten çok zor. Yani siz o hikayeyi okuduğunuz zaman O hikayede herhangi bir kişinin yerine kendinizi koyamıyorsunuz.
Böyle ağır gidiyor. Anlatımları çok farklı.
Ben bayılırım onun kitaplarına.
Neredeyse, neredeyse demeyeyim hatta hepsini okudum.
Sadece bu en son kitabından sonra kitap çıktı mı diye onu tam takip edememiştim.
Bu kitabı okumanızı öneriyorum.
Bir de belgesel önerim olacak.
Bu belgesel bu internet platformlarında var sanırım.
Türkçesi var mı bilmiyorum.
Ben İngilizcesinden bakmıştım.
The Power of No diye.
Bir de... I Am Not Your Guru diye bir belgesel var.
Tony Robbins'ın belgeseli.
Bunu da mutlaka izleyin.
Bunun Türkçesi vardı ama ilk söylediğim Türkçesi yok sanırım.
Belki çeviri programlarından faydalanabilirsiniz bu ikisine.
Eğer hayır demekte sırlarınızı çizmekte zorlanıyorsunuz mutlaka bu iki belgesle bakmanızı öneririm.
Evet önerilerden devam ediyorum.
Duygusal manipülasyonlara karşı çok dikkatli olun.
Yani karşınızdaki kişi gerçekten üzgün mü?
Gerçekten ağlıyor mu? Ya da o bunu hep yapıyor mu?
Yani hayır derken kibarca nedenini belirterek hem karşınızdaki ile ilişkinizi dengede tutarsınız hem de kendinizi rahat hissedersiniz.
Yani o anda da hayır dediğinizde de kibarca demiş olsanız da bir bakın bakalım o ağlamaya devam ediyor mu?
Ya da sonrasında yine size karşı kibar olacak mı?
Düzgün davranacak mı? Eğer yapmayacaksa zaten o bir duygusal manipülasyondur.
Bunlara karşı dikkatli olmanız gerekiyor.
Ve kendinizi lütfen suçlu hissetmeyin.
Kendinizi suçlu hissetmemeye çalışın.
Eğer suçluluk hissederseniz bu his yerine neden hayır dediğinize ve bu cevabınızın sizi nasıl koruduğuna odaklanabilirsiniz.
Bakın bu çok güzel bir önerim.
Hayır deyip de suçluluk hissettiğiniz anda neden hayır dediğinize odaklanıyorsunuz ve cevabınızın sizi nasıl...
Koruduğunu düşünüyorsunuz.
Suçluluk hissini kenara bırakıyorsunuz böylelikle.
Bakın hayatımızın bize sunduğu bazı fırsatlar vardır.
Bazı zamanlarda gelir.
Ve bunlara evet demek.
Yani açık olmak gerekir.
Ama açık olmak kadar doğru zamanlarda hayır demek de özgürlüğümüzü ve kimliğimizi korumak için gereklidir.
Şeytan Marka Giyer filminde Andy patronuna ne diyordu?
Ben buraya sadece sizin istediğiniz gibi görünmek için gelmedim.
Sonra da işini bırakıyordu değil mi?
Son sahneydi bu.
Her evet dediğinde patronuna başkası olmuştu çünkü o.
Her şey değişmişti.
Kendi değişti, kıyafetleri değişti, yediği içtiği hepsi değişmişti.
Kendini unutmuştu.
En sonunda patronun da res çekmişti.
Hayır dedi. İşini bıraktı.
Ve film orada bitiyordu.
Bu filmi izlemediyseniz bunu da izleyebilirsiniz ama izlemişsinizdir diye düşünüyorum.
O patronuna hayır dedikten sonra yürüyor.
İşte ne oluyor? Film bitiyor.
Ama bu bir son değil. Yani bu aslında onun için yeni bir başlangıç oluyordu.
Bizlerin en değerli yatırımı ne?
Hayatımız değil mi? En değerli şey şu an yaşıyor olmamız.
Atan kalbimiz. Nefes almamız.
İstemediğimiz şeylere karşı hayır demekten o yüzden lütfen çekinmeyin.
Beni her nerede işte hangi platformda dinliyorsanız takip etmeyi lütfen unutmayın.
Haftaya görüşmek üzere.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
