
Hayatımızı Şekillendiren 10 Yıl: 20'ler Yeni 30'lar Mı?
20 Mayıs 2024 · 18 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hayatımızı şekillendiren yirmili yaşlar neden önemlidir?***Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese selam arkadaşlar, Alternatif Fizyona hoş geldiniz, ben Ayça.
Bugün belki de hayatımızın en güzel zamanları olan 20'li yaşlarımızdan bahsedeceğim.
20'li yaşlarımız hiç bitmeyecek gibi gelir değil mi?
Yani daha eğilebileceğimiz, yaşamımızı daha da ertelebileceğimiz, okulumuzda işte kariyerimizle ilgili düşünmek için daha çok günlerimizin olduğu var gibi gelir.
İşte bir sevgiliniz varsa ve yolunda gitmeyen bir şeyler olsa bile aman daha gencim, işte ileride daha çok yolumuz var diyerek o sorun...
Onları bile çözmeden çok da fazla kafaya takmadan yaşadığımız yıllardır 20'li yaşlar.
Ve bu düşünceye psikolog Mac J geliyor diyor ki hayır bir saniye 30'lar yeni 20'li yaşlar olamaz.
Bizlere de hayatımızı şekillendiren 10 yıl kitabını yazıyor.
Yani 20'li yaşlarımızdayken 30'larımıza kadar geleceğimizi tasarlamamız gerektiğini hatırlatıyor.
Ne için peki? Yani şu gençleri bir rahat bırakın.
Şöyle istedikleri gibi yaşasınlar.
Sorunluk sahibi olmadan yaşasınlar.
Yaşamanın o uyuşturucu etkisiyle şöyle bir dağıtsınlar.
Kaygıları olmadan tüm hücrelerinin en genç ve en güzel hallerinin tadını çıkartabilsinler değil mi?
Hayır diyor Mac. Bunu kabul etmiyor.
Çünkü yapılan bilimsel araştırmalar diyor ki 30-35 yaşına geldiğimizde hayat bize beklediğimiz anların %80'ini veriyormuş arkadaşlar.
%80 oran. Yani 20'li yaşlarımızdayken 10 tane verdiğimiz karardan 8 tanesini 30'lu yaşta...
yaşıyoruz. Ve McCay bunun telaşında.
Kitabında da zaten 20'li yaşlarındaki gerçek danışanlarıyla yaptığı seanslar üzerinden geri bildirim yapmış.
Beynimizin yetişkinliğe geçiş dönemi olarak kabul edilen 20'li yaşları heba etmeyin bu yılları verimli bir şekilde geçirin diyor.
Normalde sanki yaşlandıkça kendi hayatımıza daha çok yön veriyoruz gibi algılanır.
Ama bunlar pek de doğru değil.
Çünkü 30'larımızda önemli olan deneyimlerimiz azalmaya başlıyor.
Okulumuz bitiyor. Ya da bitmek üzere oluyor.
Kariyerimize yatırım yapmış ya da yapmamış oluyoruz.
Bir ilişkimiz vardır. Ya da o ilişkimize isteraden bir aile kurmak istiyoruzdur.
Ya da ilişkimiz hala yoktur.
Uğraştığımız başka sorunlarımız da vardır.
Yani hayatımızdaki en kayda değer olaylarımızı 30-35 yaşımıza kadar bitirdiğimizi söylüyor Mac.
Ve bizler 30'larımıza geldiğimiz zaman o zamana kadar attığımız adımları sürdürüyoruz.
Ya da istediğimiz gibi değillerse onları düzeltmeye çalışıyoruz.
20'li yaşlarınızdaysanız eğer henüz geçsiniz.
Hayat uzun ve harcayacak vaktiniz var bugün.
Ama bir gün bakmışsınız 10 yılınız geride kalmış bile.
Ya ben şu anda kendimi darlayan anneler gibi hissettim.
Böyle değil miyim şu anda?
Kaç yaşına geldin ya? Bir iş sahibi olamadın.
Saçma sapan insanlarla vaktini harcıyorsun.
İşte sana dedim o çocuk senin de ciddi değil.
İşte onunla bir ilişki yaşama.
Toparlan kendini. Böyle anneler, söylenen anneler daha doğrusu vardır ya.
Ben bu bölümde 20'leri germe bölümü olarak gördüm zaten.
Yazarken ya da Mac Jane söylediklerini okurken böyle kendi kendime düşünür.
İnan dedim galiba biraz darlayacağız 20'li yaşlarındakileri.
Şimdi yazarımıza bir gün bir danışan geliyor.
Yazarımızın deyimiyle 20'li yaşlarını boşa geçiren bir kız.
Kendini yaşamında bir misafir olarak hissettiğini söylüyor ve diyor ki danışan kız.
Bence 30'lu yaşlar artık yeni 20'li yaşların yerini aldı.
Yani bu 20'li yaşlarını boşa harcamasının normal olduğunu, 30'lu yaşlarına geldiğinde kendisini hayata atacağını söylüyor.
Mac bunu takıntı haline getirmiş.
20'li yaşlarında kendimize yapacağımız en büyük yatırım bir vizyon geliştirmek olduğundan bahsediyor.
Yani bu kıza Alen arkadaşlar vizyonsuz diyor.
Sahip olmanız gereken geliştirdiğiniz bir bakış açınız olmalı.
Hiçbir bakış açısı geliştirmeyen, işte yıllarını heba ederek geçiren bir 20'li yaşa sahip kişinin 30'lu, işte 40'lı yaşlarında profesyonel anlamda, romantik anlamda, işte ekonomik para bakımından,
cinsel anlamda... anlamlarda bile bazı bedeller ödemek zorunda kaldığını iletiyor yazarımız.
Peki 20'li yaşlarımız MEG'e göre nasıl olmalıydı?
Sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez demiş Sokrates ve yaşanmamış hayatta sorgulanmaya değmez.
En önemli yıllar uçup giderken öylece oturup beklemenin sorumsuzluk olduğunu söylüyor.
Sonra 30'larınıza geldiğinizde Yılmaz Morgul gibi ateşe düştüm diye bağır bağır bağırırız arkadaşlar.
Benim tabii çoktan geçti 20'li yaşlarım ama Hayatta size der ki bu ateşlere nasıl düştün?
Bana bir anlat.
Ya bugünlerde çok popüler değil mi bu Yılmaz Morgül deli gibi bağırarak söylüyor?
Aklımdan atamıyorum. Yani şu podcastı yazarken bile şunu bir kenara koymasam gerçekten aklımda kalacaktı.
Şimdi devam ediyorum. Yılmaz Morgül'ü bir kenara bırakalım.
20'li yaşlarımız son kritik dönemin dönüm noktası olduğu için nörologlar diyor ki hem büyük riskler hem de büyük fırsatlar dönemidir.
20'li yaşlardan sonra...
tabii ki beynimiz şekillenmeye devam ediyor.
Fakat görmemiz gereken fırsat şu.
Beynimiz hayatımız boyunca bir daha asla sayısız yeni bağlantıları bize sunmuyor.
Yeni şeyleri de 20'li yaşlarındaki kadar hızlı öğrenebileceğimiz bir dönemimiz hayatımızda olmuyormuş arkadaşlar.
Şöyle düşünün. Hani küçük çocuklar mesela daha kolay yeni bir dili öğrenebilirler ya onlar için öğrenmek daha kolay olur.
İşte bu yüzden 20'li yaşların bize sunduğu bu fiziksel fırsatları da kaçırmamamız gerektiğini iletiyor nörologlar.
Birçok sorularımız olur bu yaşlarda.
Başarılı olacak mıyım?
İşte bir sevgilim olacak mı?
Mutlu olacak mıyım? Yaşadığım hayatın bir anlamı olacak mı?
İşler benim için yolunda gidecek mi?
Çok uzun süre bu soruların cevaplarını da bulamayabiliriz.
Çünkü her zaman herkesin bir yarımı vardır ve o yarında da bulabiliriz bu cevapları.
Yani hızlı bir şekilde aramamamız gerekiyor.
Diğer yandan da bu yılların en güzel yılları olduğunu düşüncesiyle hayatın tadının doyası...
diye çıkarmak için kendimizi kendinize karşı baskı altında hissederiz değil mi?
Günler gelip geçer benim daha çok eğlenmem, daha çok gezmem, daha çok gülmem, belki de daha çok dağıtmam gerek diye düşünürüz.
Sonra gelecek kaygısıyla yaşamaya devam ederiz.
Bakın 2018 yılında Amerikan Psikoloji Derneği tarafından yapılan bir araştırmaya göre 20'li yaşlarındakilerin kendilerinden daha yaşlı yetişkinlere göre daha az mutlu ve daha çok stresli
hissettikleri görünüyor.
Kitapta danışanlardan bir genç diyor ki kendimi bir okyanusun ortasında gibi hissediyorum.
Her yere yüzebilirim ama hiçbir yerden kara görünmüyor.
Bu yüzden ne tarafa yüzeceğimi bilmiyorum.
Yani doğru yönümüzü bulabilmek için umut etmeye başlarız.
Kendi kendine önümüze fırsatlar çıksın isteriz.
Eğer bir yerde de dayımız yoksa bu şans işleri pek de kolay.
Olmuyor biliyorsunuz ki. Umut etmek evet iyi bir kahvaltı olabilir ama kötü bir akşam yemeğidir bence.
Çünkü 20'li yaşlarda ilimserlikten fazlasına ihtiyacınız olur.
Akşam vaktinden de kastım bu 30'lu yaşlarımız.
Mesela diyor ki bu yıllar yaşanan tatlı bir gelişim yıllarıdır.
Hayatımızı en ciddi biçimde etkileyenlerin en yakın arkadaşlarımız değil neredeyse hiç tanımadığımız insanlar olduğunu söylüyor.
Bilimsel araştırmalardan uzak ama geneli tarafından kabul edilmiş.
tırnak içinde. Halk arasında bazı efsane yanlışlar vardır.
Mesela 5 arkadaşımızın ortalaması olduğumuza dair bir efsane değil mi?
Ben de bir nevi böyle düşünüyordum.
Ama Megan söyledikleri ilginç.
Birbirine sıkı sıkıya bağlı bir grubun içinde olanlar yaşamlarının aslında grup içindekilerle değil algılarının çok ötesindeki güçlere bağlı olduğu gerçeğini asla fark edeme biliyorlar.
Yani siz sadece grubunuzda dahil bir şeyler yapmaya çalışırsanız grubunuzun dışındaki insanların gerçeğine fark edemezsiniz.
İlk işimiz, bir sonraki işimiz, eşlerimiz ve hatta çocuklarımızı evet diyerek biz elde ediyoruz, biz seçiyoruz.
Konfor bölgemizin biraz dışında olsa ve stres yaratsa bile evet diyebilmemiz gerektiğini söylüyor.
Yani bir şeyler yapacağımız, yeni biriyle tanışacağımız ve yeni bir fark yaratacağımız anlamına geliyor bunlar da.
8 yıl boyunca...
İnanılan bir dizi vardı ofis dizisi.
Belki izleyenleriniz vardır.
20'li yaşlarında ofis ortamında çalışıyorlar.
Zamansız dizilerden bence.
Bu kentsel kabile denilen olgu var ya arkadaş gruplarımız yani.
İşte 20'li yaşlarındaki bu gruplarda ve bu gruplar dışında kalan diğer kabilelerle olan ilişkileri anlatıyor.
Bu diziyi de ben izlemenizi çok çok tavsiye ediyorum arkadaşlar.
Yeri gelmişken bunu da söylemiş olayım.
Mac bu yıllarda yani 20'li yaşlarımızda yapabileceğimiz en büyük sermayenin altı...
Fon değil, dolar hiç değil arkadaşlar.
Hemen onlar hakkımıza gelmesin.
Kimlik sermayemiz olduğunu söylüyor.
Nedir kimlik sermayesi?
Kimlik sermayemiz kişisel varlıklarımızın toplamı.
Yani kimliğimize ne tür değerler eklediğimiz ve zamanımızı neye harcadığımızı gösteren bir liste.
Kendinize sorun mesela. Ben kendime şu anda hangi yatırımları yapıyorum?
Yaptığım bu yatırımlar uzun sonuklu mu yoksa bir heves mi?
Çünkü yaptıklarımız zamanla bizim kimliğimiz haline gelecek.
20 yaşına gelene kadarki özgeçmeşimiz genelde biraz siliktir.
Sonrasında mezun olduğumuz okul, işte yaptığımız işler, sınav soruncularımız, katıldığımız kulüpler kimlik sermayelerimizi oluşturur ve özgeçmeşimize şak diye damgayı yapıştırır arkadaşlar.
Ve tabii ki aile kurmaktan bahsediyor.
Aile kurmanın o korkutucu sorumluluğunda genelde bu yaşlarda göğüslendiğini iletmiş.
Ve Türkiye'de de 2023 verilerine göre ilk evlenme yaşı kadınlarda 25...
Erkeklerde de 28.
Yani her iki taraf içinde hanımlar ve beyler 20'li yaşlarda ilk evlenme kararı alındığı görülüyor.
Aile seçmenin biraz önce de söylediğim gibi korkutucu bir yanı vardır.
Her şeyden önce romantik bir şey olmadığını belirtmiş Mac.
Ruh eşinizin sizi öylece bulmasına oturup bekleyemezsiniz çünkü.
Çıkın, gezin, sokak sokak, şehir şehir arayın tarayın demiyor tabii ki.
Ama hayatınızın kalanını etkileyecek kararlar verdiğiniz...
farkına varın. Yaşadığınız ilişkinin sadece o anda değil, gelecekte de yaşayacağınızı düşünerek karar vermenizi söyle ve biraz da yaşadığınız çevreze bağlı olarak gözleriniz açık olsun diyor.
Çünkü ruh eşiniz aşkla gelmeyeceği için bunu biraz da mantıksal olarak düşünmemiz gerektiğini söylüyor.
Bizler hayatlarımızı sadece geriye bakarak anlayabiliriz ama yalnız ileriye dönük yaşayabiliriz.
Yani yaptığımız seçimlerin farkında olmamız lazım.
Ülkemizi, ailemizi, yaşadığımız ortamı seçerek doğmamış olabiliriz ama geleceğimizi de tasarlamak bizim yerimizde değil mi?
Mesela 30 yaşınıza geldiğinizde sizi neyi mutlu edebileceğini hayal edin ve onun için bugünden çalışmaya başlayın.
Bizler seçimlerimizde özgür olabiliriz ama yaşadığımız olayların sonuçlarının da sorumlusu biziz.
Hani dedim ya biraz önce doğduğumuz ülkeyi seçemiyoruz diye.
Genelde işte 20'li yaşlarındakiler de söylüyor ya ben bunu özellikle bu aralar çok duymaya başladım.
Coğrafya kaderdir diye diyorlar.
Şimdi bir hikayem var yine.
Yalnız konuya böyle bir gün diye girince o hikayeyi anlatan yaşlı dedeler vardır ya.
Öyle girmedim mi şu anda?
Neyse devam edeyim, dağıtmayayım konuyu.
Bir gün bir kral sarayın penceresinden sokağı izliyor.
Kalabalığın içinden sıradan bir adam gözüne çarpıyor.
Sonra düşünmeye başlıyor.
İşte bu adam şimdi hızlıca evine varmaya çalışıyor.
Evine gidecek, karısına, eşine, çocuğuna sarılacak.
Yemeğini yiyecek, sabah kalkacak, çakar işine gidecek falan diye.
Sonra birden gayet mazaşist bir şekilde bu adamı alıp...
Hayvanat bahçesindeki hayvanlar gibi bir kafese kapatırsak acaba ne olur diye düşünmeye başlıyor.
Ertesi gün kendi psikoloğunu çağırıyor.
Sarayın ortasına kocaman bir kafenin içine bir yatak getirtip Bu adamı alıp bir kafese yerleştiriyorlar.
Adam tabi deliriyor. Beni buradan çıkartın.
İşte benim işe gitmem lazım.
Ailem var. İşe de geç kaldım zaten.
Otobüsü kaçırdım falan filan.
Benim burada ne işim var diye bağırıp çağırmaya başlıyor.
Saatler sonra bunun manyakça bir psikoloji deneyi olduğunu anlıyor adam.
Bana bunu yapamazsınız.
İşte bu etik değil.
Yasalara aykırı diye çok büyük bir nefretle bağırmaya başlıyor.
Psikolog da diyor ki evet sesi kuvvetli geliyor.
Gözlerinde de öfke var.
Bu çok iyi bir şey. Çünkü öfke yanlış giden şeylerle savaşmak onu doğrudan protesto etmek isteyen insanların davranış biçimidir diyor.
Delilere bak ya adamı koymuşlar kafese.
Neyse böyle insanlara ben yardım edebilirim diyor psikolog.
Yani adamın içindeki bu hayden kurtulma çabasını görüyor çünkü.
Kral ne zaman kafesinin yanından geçse adam bağırıp onu bunu yapamayacağına hakların olduğunu falan söylemeye başlıyor.
İşte sürekli sürekli bağırıyor krala beni buradan çıkartın diye.
Kral kafesin yanından geçerken adam tekrardan bağırmaya başlıyor beni buradan çıkartın diye.
Kral da ona diyor ki iyi bir yatağın var.
Bol bol yemeğin var.
Sana burada çok iyi bakıyoruz.
Sen niye itiraz ediyorsun ki diyor.
Birkaç gün daha geçiyor.
Adam sessizleşmeye başlıyor.
Konuşmayı reddediyor. Psikolog adamın gözlerime bakınca konuşmamasında da bir tepki olduğunu anlıyor.
Gözlerindeki o ateşi tekrardan görüyor çünkü.
Tamam diyor bu diyor iyi işaret.
Bu diyor savaşmaya devam edecek.
Sonra biraz daha zaman... Kral ne zaman avluda yürüyüşe çıksa adama kendisine iyi bakıldığını, bol yiyecek, barınak ve yatak verildiğini hatırlatmaya devam ediyor.
Biraz daha zaman geçtikten sonra adamın içindeki öfkenin yarattığı ateş sönmeye başlıyor.
Psikolog adamla yaptığı görüşmelerde adam bir insana yiyecek ve barınak sağlanmasının ne kadar iyi bir şey olduğunu psikoloğa anlatmaya başlıyor.
Kadere rıza göstermenin bilgeliğinin bir parçası olduğunu söylüyor.
Saçmalığa bakın. rıza göstermenin, bilgeliğin bir parçası olduğunu söylüyor.
Daha sonralarda konforlu ve güvenli olduğu için bunun ona verilmiş güzel bir iyilik olduğunu kabul etmiş oluyor.
Psikolog fark ediyor ki kafesteki adamın içi bomboş olmuş yani içi düzleşmiş.
Bir insandan dolayı başına gelen zorbalığı ve yaşadığı hayatı önce kabullenmiş sonra da kader demiş.
Zaman geçtikçe de bu hayat şeklini kendisinin seçtiğini, bu şekilde yaşamanın en güvenli şey olduğunu söylemeye başlıyor ve kralı her gördüğünde demir parmaklıkları ardından krala nimet ve
şükranlarını iletmeye başlıyor ona barınak ve yemek verdiği için krala şükranlarını sunuyor başına gelenleri üzerine konuşurken çok az kelime kullanmaya başlıyor kelimeleri fakirleşiyor yani kaderim
bu demeye başlıyor önceki yapılan testlerde hiçbir zeka sorunu çıkmayan adamın zeka seviyesinde düşmeler görülüyor adam hem kafesini hem de o kafes içinde yaşamayı kader diyerek kabulleniyor.
Başına gelen bu hali meşrulaştırmayı değiştirmek için ne bir gayreti ne de bir öfkesi kalmıyor.
Coğrafya kaderdir.
Doğduğun aile kaderdir diye kendini hiçbir zaman bir kafesin içine koymamalıyız bence.
Kader gayrete aşıktır çünkü değil mi?
Hayatınız 30'lu yaşlarda bitmez ama bu yaşlarda kategorik olarak farklı bir aşamaya geçeriz.
20'li yaşlarının verimli olması için kitapta bazı öneriler var.
Hayatınızın belirsiz olduğu dönemler üzerine düşünün.
Ne olmasını beklemiştiniz?
Sonunda ne oldu? Bu deneyimlerde 30'lu yaşlarınızda işinize yarayacak bir sonuç çıktı mı?
Gergin ya da üzgün olduğunuzda kendinizi nasıl sakinleştirirsiniz?
İşte başa çıkma yöntemleriniz neler?
Şu an hayatınızda olduğu halde 5 yıl içinde hayatınızda olmasını istemediğiniz bir şey var mı?
Varsa bunu neden hemen hayatınızdan çıkartmıyorsunuz?
35 yaşınızdaki halinize bir mektup yazın.
O sizin için Hayalleriniz ve istekleriniz neler?
Ona ne söylemek isterdiniz?
Bir de 35 yaşınızdaki halinizle şimdiki halinize bir mektup yazın.
O siz şimdiki size ne söylerdi?
20'ler havadaki türbülanslı zamanlardır ama günümüzü bildiğimiz takdirde biraz zaman olsa da hayatımızın başka hiçbir döneminde olmayacağı kadar ilerleyip hızlandırabiliriz.
Bu yaşlar yaptıklarımızın ya da yapamadıklarımızın sonraki yılları hatta nesillere etkileyebileceği verimli zamanlardır.
Kendinizi diğerleriyle değil dünkü sizle kıyaslayın.
Bu bölümde sonuna geldik.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
