
Hayatımızdan Şikayet Etmeyi Çıkarırsak Ne Olur ?
5 Mart 2025 · 22 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde, şikayet etmenin psikolojisini, neden sürekli dert yandığımızı ve şikayet etmediğimizde hayatımızda nasıl bir dönüşüm yaşanabileceğimizi anlatıyorum.
***
Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün hepimizin farkında ya da olmadan içine düştüğü bir alışkanlıktan bahsedeceğim.
Şikayet etmek. Eminim ki siz de gün içinde birçok kez şikayet ediyorsunuzdur ya da çevrenizde birilerinin dert yandığını duyuyorsunuzdur.
Çünkü ben neredeyse her bulunduğum ortamda duymaya başladım.
Bu yüzden bugün bu konuyu anlatmak istedim.
Yani ben her şeyden şikayet edilmesine asla katlanamıyorum.
Asla. Çünkü bence durmadan bir şeylerden şikayetçi olmak insanın kendi hatalarıyla yüzleşmesini engelliyor.
Hepimiz sahip olduğumuz her şeyin en iyisini, en şahanesini, en güzelini olsun istiyoruz.
Evet işte işimiz, evimiz, sevgimiz hepsi güzel.
İyi, sorunsuz olsun istiyoruz.
Bunlar olmadığı zaman da şikayet etmeye başlıyoruz.
Sorunsuz, kusursuz bir hayat yaşamak zorundaymışız gibi davranıyoruz değil mi?
Buda'nın yanına bir gün sürekli şikayet eden, bundan kurtulmak için uğraşan bir adam geliyor.
Diyor ki Buda abi bana bir çare.
Tam zıttı yönünde böyle hikayeleri karakterize etmekten çok hoşlanıyorum ya.
Neyse adam her şeyden şikayet ediyor ama işte eşinden, eşinden, arkadaşlarından hepsinden şikayet ediyor.
Kendi içinde paramparça olmuş ve her bir parçası kendini ayrı bir...
Haklılıkla gören parçaları haline gelmiş böyle bir adam.
Birçok sorunu olduğunu söylüyor.
Buda da diyor ki benim de 83 tane sorunum var.
Adam şaşırıyor tabii.
Abi yapma etme gözünü sevdiğim.
Sen aydınlanmışsın huzuru mutluluğu bulmuşsun.
Ne sorunu hem de 83 tane mi diyor.
Buda da diyor ki evet benim 83 tane sorunum var ama bir fark var.
Ben 84. sorunumun ne olduğunu biliyorum.
Adam da diyor ki nedir o 84.
sorun? Hayatta hiç sorunun olmayacağını düşünmek.
Eğer sürekli şikayet ediyorsanız bu sorunları çözmek için bir şey yapmadığınız içindir.
Hiç fark ettiniz mi bunu? Şikayet sizi değiştirmez.
Sorunlar hayatımızın bir parçası.
Asıl mesele onlara nasıl baktığımız.
Ya sorunlarınızın içinde boğulmayı seçersiniz ya da onları kabul edip çözüm üretmeyi seçersiniz.
Bakın hepimiz bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.
Hepimiz uğraşıyoruz ve didiniyoruz.
Bazılarımız üniversite okuyor.
İşte üstüne yüksek lisanslar yapmaya çalışıyor.
Bazılarımız kendi kendini geliştirmeye çalışıyor.
Bir şekilde çabalıyoruz, uğraşıyoruz.
Ama bazen hayatın bize sunduklarından memnun olmuyoruz.
Hele ki çevremizde hayatından çok memnun olan birileri varsa.
Başlıyoruz söylenmeye.
Bu ülkede hiçbir şey düzgün geçmiyor.
Hep bu yüzden oluyor. Bilimi kadar çalışan kimse yok ama hep torpilliler yükseliyor.
Hepsi... tanıdık gelen cümleler.
Ailem beni anlamıyor.
İşte hep baskı yapıyorlar.
Buda'nın bahsettiği 84.
sorun bu işte arkadaşlar.
Hayatta hiç sorunumuzun olmayacağını düşünmek.
Ama dünya böyle işlemiyor maalesef.
Seneca diyor ya, hayat rüzgarın hep arkadan estiği bir deniz yolculuğu değildir.
Asıl mesele hangi rüzgarın sana yardım edeceğini bilmektir.
Yani bu karşılaştığınız şeyler, bu rüzgarlar belki de size yardım için gelmişlerdir.
Hayatın karşınıza çıkardığı rüzgarları düşman olarak görmeyin.
Belki de o zorlu rüzgarlar size yeni fırsatlar yaratacaktır.
Hayat size karşı durduğunda siz de ona karşı koyun.
En büyük gücünüzü sizi yıkamak isteyen şeylerden alırsınız çünkü.
Bence öyle. Yani bana bu zamana kadar böyle oldu.
Peki şimdi sizce şikayet etmek neden kötü?
Ne olmuş yani bir iki kere mızmızlandıysak, oh bof dediysek, söylensek yani ne oldu ne olur?
Çok kötü oluyor arkadaşlar. Şöyle ki...
Biz söylendikçe beynimizin problem çözme ve diğer bilissel fonksiyonların gerçekleştiği kısımlarda olan sinirsel bağlantılara zarar veriyoruz ve buradaki stres hormonlarını salgılamış
oluyoruz. Aynı şekilde siz şikayet etmeseniz de yanınızda ya da sohbet ettiğiniz birisi de hayıflandığında şikayet ettiğinde aynı şekilde beyniniz aynı tepkileri veriyor.
Şöyle düşünün. Sigara kullanmıyorsunuz ama arkadaşınız eşiniz yanınızda sigara içiyor.
Siz pasif içeceksiniz.
İçseniz de içmeseniz de zararı size de vuruyor.
Yani şikayet etmeseniz de etseniz de aynı şekilde siz şikayet...
durumundan etkilenmiş oluyorsunuz.
Yani şikayet eden birisini dinlemek bile sizi olumsuz etkiliyor.
Düşünsenize sadece şikayet dinlediniz ya da sadece şikayet ettiniz anında stres yayıldı.
Anında o sinirsel bağlantılarınız zarar gördü.
Yani bu şekilde yaşadığınızı ve sürekli bu şekilde şikayet ettiğinizi düşünsenize yani siz sorunlarınıza çözüm bulamaz hale gelirsiniz.
Yaratıcılığınız gider, başarınız düşer.
Mutluluğunuz düşer. Hepsini yaşarsınız eğer sürekli şikayet ederseniz.
Yani şikayet etmeden önce kendinize bir dönün.
Ben bunu söylediğimde ne değişecek?
Buna mızmızlandığımda kendimi sabote etmekten başka bir şey yaramayacak.
Yarayacak mı? Bir bakın bakalım.
Mevlana da diyor ya şikayet ettiğin dert belki de duanın cevabıdır.
Başımıza gelen zorlukları bir ceza veya haksızlık olarak görmek yerine onları sadece bir öğretici ve gelişim fırsatı olarak kabul etmemizi söylüyor Mevlana.
Gülü seviyorsan dikenine katlanmayı bileceksin.
Hayat hem dikenleri hem de gülleriyle güzeldir.
Dikenlerden şikayet edersen güllerin de güzelliğini kaçırırsın.
Yani Mevlana şükür, sabır ve anlayışla başımıza gelenleri karşılamamız gerektiğini söylüyor.
Peki neden şikayet ediyoruz?
5 tane şikayet sebebimiz var.
Hem nedenleri hem fark etmeden nasıl şikayet anlattığımızı söyleyeceğim şimdi.
Birincisi sohbet başlatmak, iletişim kurmak için.
Arkadaşlık kurmak için şikayet ediyoruz.
Benim bununla ilgili şöyle bir anım var.
Sürekli alışveriş yaptığım bir süpermarket var tamam mı?
Ve kasiyer bir arkadaş var.
Çok da tatlı bir kız. Seviyorum onu.
Yani kendince öyle konuşmaya çalışıyor.
Arkadaşım diyorum artık ona.
Çünkü her aldığım zaman yani alışveriş yaptığım zaman böyle aldıklarım bip bip diye okuturken sürekli yoğun çalışma saatlerinden, eve geç gitmelerinden falan bahsediyor.
İşte kız evli, iki çocuğu var.
Tabii ki o maalesef saat 9'dan 10'lara kadar çalışıyorlar.
Ve benimle konuşmaya başladı.
Başardı da. Markete gittiğimde mutlaka bir selam verip halini hatırını soruyorum.
Benimle arkadaşlık kurmak için benimle bir iletişimde bulunmak istedi ve bunu da şikayet yöntemiyle yaptı ve bunu da başardı.
Ve biz de böyle yapabiliyoruz.
Mesela şöyle düşünün. Çok sıcak bir günde soğuk su almak için büfeye gittiniz.
Büfe fullemiş klimayı buz gibi.
Gari ihtiyari uf yandım ya bu ne sıcak ter içinde kaldım dilim damağıma yapıştı.
Burası buz gibiymiş çok iyiymiş bir tane soğuk su alayım dersiniz mesela.
Mutlaka bir iki bir şey söylersiniz.
İşte siz de aslında karşı tarafla iletişim kurmak istiyorsunuz.
Bu bizim zaten doğuştan tabiatımızda var doğamızda var.
Bu yüzden şikayeti kullanıyoruz.
Aslında biraz masum görünüyor değil mi?
Ama aslında masum değil.
Bu bir şikayet. İlk başta söylediğim o beyinsel zararlara sebep oluyor çünkü.
İkincisi de arkadaşlar sorumluluktan harekete geçmekten kaçmak için şikayet ediyoruz.
Şikayet ettiğimiz konularda çözümleri kendimize söylerken ama onu yapamam şöyle olur ama bunu yapamam böyle olur demek.
En sonunda da bir sürü sorunum var hangisini çözmeye çalışacağım deyip Tüm sorunlardan kaçmak.
Bunu çok yapıyoruz.
Bunun yine farkında değiliz.
Ve sonunda yol yine şikayete çıkıyor.
Yine çözümsüz sorunlarla baş başa kalıyoruz.
Üçüncüsü de başkalarını yanlış yönlendirmek, kötü yönlendirmek için şikayet ediyoruz.
Burada şikayet ediyoruz demeyeceğim.
Çünkü ben ve beni dinleyenler bunu yapmıyordur diye düşünüyorum.
Mesela bu en çok siyasette ve kurumsal hayatta kullanılıyor.
Yani birisinden şikayet ediyorsunuz.
Bir arkadaşınızın yanınızdasınız.
Halbuki siz onu seviyorsunuz.
Ama o kişinin başka bir kişi yani ortamda olmayan bir kişi hakkında şikayette bulunuyor.
Onun yaptığı işten şikayet ediyor mesela.
Bu şekilde sizi ondan uzaklaştırmak istiyor.
Yani sizin aranızı bozacak.
Bunu nasıl yapacak? Onun yaptığı işlerden şikayet ederek.
Sizi ondan soğutacak yani kabacası.
Ne kadar kötüler ya değil mi?
Biliyorsunuz böyle tipleri vardır mutlaka.
Siz de yaşamışsınızdır.
Onların şikayetlerini dinlemeyin.
Boşu boşuna onların kötü nefisleri size bulaşmasın.
Onlardan uzak durun.
Dördüncü şikayet etme sebebi de kötü sonuçlar için bahane üretmek için yapılıyor.
Psikolog Kovaske diyor ki birçok şikayetin kendini savunma güdüsü için dile getirilir diyor.
Yani birçok şikayeti kendimizi savunmak için kullanıyoruz.
Mesela bir buluşmaya geç kaldınız.
Hemen dersiniz ki ya işte trafikte kaldım şöyle trafik vardı böyle trafik vardı lanet olsun bu ülkenin bu şehrin trafiğine dersiniz.
Trafikten şikayet edersiniz.
Çünkü gecikmenizi haklı çıkartmanın yolu Bu diye düşünürsünüz.
Ya da bütün gün sizi aramayan bir sevgiliniz.
Bütün gün çok yondu, şöyle iş çoktu, zaten müdürde hiç bırakmadı, sürekli bir şeyler istedi diye sizi aramamasının bahanesini bulmak için şikayet eder.
Yalnız ben sürekli müdür diyorum, bilerek yapıyormuş gibi alakası yok.
Yani siz kendinizi karşı tarafa suçsuz olduğunuzu ispatlamak için, kötü sonuçlardan sorumlu olmadığınızı söylemek için şikayet.
Ediyorsunuz. Beşincisi de övünmek için ve üstünlüğümüzü göstermek için şikayeti kullanıyoruz.
Mesela araba kullanırken diğerlerinin sinyal vermeden şerit değiştirdiklerinden şikayet etmek.
Bunlar nasıl araba kullanıyorlar diye söyleniriz mesela.
Şikayet edenin diğerlerinden daha iyi olduğunu ima ettiği üstünlük çığlıkları.
Biz aslında burada onu ima ediyoruz.
Ben ne güzel kullanıyorum arabayı.
Ben sinyalimi veriyorum.
Ama şunların yaptığına bak.
Kendinizin iyi taraflarını ön plana çıkartma arzusu var.
Bu yüzden şikayet ediyoruz.
Ne kadar çok şikayet ettiğimiz konu var değil mi?
Halbuki şöyle genel düşündüğünüz zaman, belki bu podcast'ı gördüğünüz zaman işte ben eşimden şikayet ediyorum, eşimden şikayet ediyorum, çocuktan şikayet ediyorum, işte şundan bundan şikayet ediyorum, yanlış mı yapıyorum diye düşünmüşsünüzdür.
Halbuki o noktaya gelene kadar...
Ne kadar küçük şikayetlerimiz var.
Yani biz şikayeti sadece iş, eş, para gibi şeyler için yapıyoruz sanıyoruz.
Ama farkında olmadan her şeyden en...
Ufak bir olumsuzlukta maalesef ki şikayet ediyoruz.
Bu küçük gibi görünen şikayetleri ettikçe ne oluyor?
Vizyonumuz o oluyor.
Sizin vizyonunuz bu şekilde şikayet ederek sorunları çözmek oluyor.
Ve bakış açımızı değiştiremiyoruz.
Sonrasında da hayat çizgimizden iki tane mızmızlanmanın yüzünden çıkıyoruz.
Çok basit bir şey aslında.
Mızmızlanmayacaksınız. Evet bazen işler umduğumuz gibi gitmeyebiliyor.
Beklentilerimiz gerçekleşmeyebiliyor.
Ve biz içimize dökmek için hoşnutsuzluğumuzu ifade etmek istiyoruz.
Çünkü şikayet ettiğimiz konuyu çözeceğimize dair bir umudumuz var.
Ya da o başımıza gelen deneyimin hissettirdiği olumsuz duyguyla baş etmeye çalışmak.
Bunlar için şikayet ediyor olabiliriz.
Yani aslında şikayet etmelerimizin hepsi duygusallığımız, o derinden hissettiklerimiz.
İhtiyaçlarımızı dolaylı yoldan anlatmaya çalışma biçimimizdir şikayet etmemiz.
Şimdi. Amerikalı bir tane rahip var.
İnanılmaz popüler bir adam bu.
Will Bowen. 2006'dan Kansas City'de cemaatine bir tane fikir veriyor.
Diyor ki bir tane mor bileklik alıyorsunuz.
Bilekliğinize takıyorsunuz.
Ve her şikayet ettiğinizde bilekliği diğer bileğinize koyuyorsunuz.
Diğer bileğinize koyuyorsunuz yalnız.
Diğer bileğinize takıyorsunuz.
Bakalım ne kadar şikayet edeceksiniz.
Rahibin amacı şikayetleri azaltmak.
Bu uygulamasını da şuradan çıkarıyor.
Bazılarında insanların sürekli şikayet ettiğini ve bu alışkanlıklarının mutluluğu ve başarıyı engellediğini fark ediyor.
İşte ben mutsuzum, ben başarısızım.
Neden? Hani onların rahipleri de psikolog gibi sürekli böyle terapi yapıyormuş gibi davranırlar ya din üzerinden.
Onu yaptıkça bu adam konuştukça aslında mutsuzluklarının ve başaramamalarının temelinde her şeyden sürekli farkında veya değil şikayet ettiklerini görüyor.
Bakın bu çok güzel bir saptama aslında.
Yani şikayet etsem ne olur ki ya?
İki tane kelime söylediğim gibi bir akış açısı değil.
Kesinlikle değil. Ve diyor ki 21 gün boyunca bunu yaparsanız şikayet etmeme alışkanlığınızı kazanırsınız.
Yani mor bilekliği takıyorsunuz kolunuza.
Her şikayet ettiğinizde diğer bileğinize geçiyorsunuz.
Sonrasında bu hareket arkadaşlar Amerika'da inanılmaz popüler bir hale geliyor.
Bunu uygulayanların feedbackleri çok iyi oluyor.
İşe yaradığını, kendilerini daha mutlu, işte hayata karşı daha umutlu, daha pozitif hissettiklerini söylüyorlar.
Hatta o kadar yayılıyor ki şirketler ve organizasyonlarda da bunu uygulamaya başlıyorlar.
Hatta bu şirketlerden birinin hikayesini anlatan bir tane kitap var.
Şikayet Etmeme Kuralı yazarı John Gordon.
Güzel bir kitaptır.
Türkçesi var ama emin değilim.
Ben İngilizcesini okumuştum.
Hatta rahibimiz de bir kitap yazıyor.
Boğun da bir kitap yazıyor.
Bu kitap Türkçe'ye çevrilmedi.
Onu biliyorum. Kitap yazdığını biliyorum.
Çünkü kitabı ben de okumadım.
Ama oradan da bakabilirsiniz bu oluşkanlıkla alakalı söylediklerini rahibin.
Hem İngilizcenizi geliştirmeye çalışıyorsanız benden bir tavsiye olsun.
İngilizce kitapları okuyarak ilerleyebileceğinizi düşünüyorum.
Mutlaka bir şeyler katarsınız kendinize.
Size de pratik olmuş olur.
Yani kendinize karşı yaptığınız bir meydan okuma arkadaşlar bu bileklik olayı.
Ve bunu eğer ne derseniz şikayet etmemeye odaklanacaksınız.
Çok iyi bir farkındalık hali.
Düşünsenize müdürünüz diyor ki tam çıkacaksın.
Yine müdür. Niye sürekli böyle örnek vermişim ya?
Neyse bir dahakine başka örnek vereceğim.
İşte iş yerindesiniz tam çıkacaksınız.
Müdürünüz diyor ki arkadaşlar çıkmadan bir 5 dakika toplanalım.
Tabii ki. Hemen gözünüz kayar mor bilekliğe söylenmezsiniz ya da daha az söylenirsiniz.
Düşünsenize yıllarda o kafanızın içinde yaşayan diğer sizi yok etmeye çalışıyorsunuz şikayet etmeyerek.
Güzel bir deneyim olabilir deneyenlere şimdiden kolay gelsin.
Peki Ayçacığım? sen bize bunu tavsiye ediyorsun denemeden tavsiye etmezsin sen denedin mi arkadaşlar ben inanın 10 senedir yapıyorum yani bilekliği bırakın ne küpesi kaldı ne kolyesi gerçekten
bu konudaki hani böyle örümcek kafalı muhabbeti vardır ya böyle bir örümcekler sarmış gibi beynimize diyorsun ki ya arkadaşım yani bir salakta mı diyemeyeceğim ben bu nasıl bir farkındalık
hali çok güzel bir olay ve hayatınızda çok fazla şey değişecek En çok da ne değişecek biliyor musunuz?
O yapamadığımız şey, bakış açınız değişecek.
Lütfen bunu deneyin ve benimle deneyimlerinizi paylaşın.
Mesajlarınızı bekliyorum. Biraz önce söylediğim şikayet etmeme kuralı kitabında bu John Gordon'ın şikayet etmeyi durdurmak için birkaç bir şeyler söylemiş.
Onları paylaşmak istiyorum. Diyor ki John, çözüm odaklı düşünün şikayet etmemek için.
Pozitif bir zihniyet geliştirin diyor.
Ya polyanayı biraz oynayabilirsiniz arkadaşlar.
Bu kötü bir şey değil. Enerjinizi şikayete değil çözüme yönlendirin.
Zihninizi olumlulara odaklayın.
İşte sürekli bahaneler üretmeyin.
Bunun yerine harekete geçin.
Ve şikayet etmeye başladığınızda minnettar olduğunuz şeyleri söyleyin diyor.
Yani minnettarlık pratiği yapmanızı istiyor.
Bir arkadaşım bana şey demişti.
Hani şikayet etmeyeyim etmeyeyim diyorum ama.
Yani farkına da varıyorum.
Ya şikayet edince bazen bir rahatlama geliyor.
Evet çok doğru. Aslında öyle oluyor.
Şikayet ederek kısa vadede rahatlıyoruz.
Bakın altını çiziyorum böyle fosforlu fosforlu kalemlerle çiziyorum.
Kısa vadede rahatlarız şikayet ettiğiniz zaman.
Kısa bir süre için evet.
Ama bu sürekli ise...
Beyniniz çözüm üretmeyi durduruyor.
Şöyle oluyor. Çünkü beynin şikayeti bir eylem olarak algılıyor.
Ve ben sorunla ilgileniyorum dediğimizi sanarak Bizi pasif bir çözüm bekleyişine itiyor.
Yani sen şikayet ettiğin zaman beyin diyor ki ya bu sorunla ilgileniyor baksana söyledi etti çok da agresif.
Ha tamam diyor o zaman diyor pasif bir beklemede kalabiliriz.
Eğer şikayet zehirse eylem de harekete geçmek de panzehirdir arkadaşlar.
Mesela şöyle durumlar da var.
Biraz önce de söylemiştim. Hani dedim ya yanınıza şikayet eden insanlar varsa sizi aynı şekilde etkiliyor diye.
İşte bu insanlardan da Uzak durmalısınız.
Başkalarını kötülemek için şikayeti kullananlardan uzak durun dedim ya.
Bu insanlardan da uzak durun arkadaşlar.
Bir kurbağayı kaynar suya atarsanız hemen zıplayarak kurtulmaya çalışır.
Değil mi? Ama onu ılık suya koyup yavaş yavaş ısıtırsanız fark etmeden haşlanır.
İşte şikayette böyle çalışıyor.
İlk başta sadece bu durum can sıkıcı diyorsunuz.
Sonra alışmaya başlıyorsunuz.
Zamanla enerjiniz tükeniyor ama hala bir şey yapmıyorsunuz.
Sonunda kaynar suyun içindeki kurbağa gibi harekete geçmek için çok geç kalıyorsunuz.
Biz de bazen şikayet ederek, şikayet edenleri dinleyerek, harekete geçmeyerek aslında kendi mutsuzluğumuzun içinde yavaş yavaş kaynıyoruz.
Şikayetin sizi tüketmesine izin vermeyin.
Bazen şikayet etmek rahatlatıcı olabilir, benim arkadaşım olduğu gibi.
Ama çok fazla yaptığınızda ruh halinizi ele geçiren bir virüs gibi çalışıyor.
Bir noktadan sonra şikayet etmek yerine Çözüm üretmeye odaklanmamız lazım.
Çünkü şikayet sizi nasıl bir kurbanı haline getirirken çözüm odaklı olmak sizi kontrol elinde tutan biri yapıyor.
Bir şeyden sürekli şikayet ediyorsanız önce şunu sorun.
Bu konuda bir şey yapabilir miyim?
Eğer yapabiliyorsam neden yapmıyorum?
Eğer yapamıyorsam neden enerjimi boşa harcıyorum?
Şikayet ettiğiniz şeylerin %90'ı alışkanlık olabilir.
Yani ondan şikayet etmeyi alışkanlık haline getirmesinizdir.
Gün içinde kaç kez gerçekten çözüm üretmek için değil sadece bir alışkanlık olarak şikayet ettiğinizi fark etmeye çalışın.
Gerekirse notlar alın.
İşinizden memnun değilseniz ayrılmanın yollarını araştırın.
İlişkiniz sizi mutlu etmiyorsa ya değiştirin ya da bırakın.
Bunları artık aşmış olmamız lazım.
Yani maddi durumunuz kötüyse bütçenizi gözden geçirin.
Yardım isteyin, yardım almaya çalışın.
Demek ki sizin o konuda çözülmeyen durumlarınız var.
Mutlaka size yardımcı olacak birileri vardır.
Unutmayın arkadaşlar bataklıktan çıkmak için önce kıpırdamalısınız.
Şikayet etmeye devam etmek yerine ilk adımı atmayı seçin.
Mesela şikayet ettiğinizde cümlelerinizin sonuna amayı getirin.
Ama diyorsunuz sonrasında da olumlu ifade kullanıyorsunuz.
Şikayet ettiğimiz konu her neyse sonuna bir ama ekleyin ve olumlu bir durum ile destekleyin.
Mesela işe gitmek için erken kalkmayı sevmiyorum ama bir işim olduğu için yine de minnettarım.
Yaptıklarınızı bir zorunluluk değil gerekli gibi görün.
Yani mesela çocukları okuldan yine ben almak zorundayım yerine çocukları okuldan almam gerek diyebilirsiniz mesela.
Bence arkadaşlar kendi fikrimi de söyleyeyim.
Şikayeti azaltacak en yüce şey sevgi.
Sevgi gerçekten iyileştiriyor bence.
Sizi sevmeseler de olur.
Hiç kimse zaten buna mecbur değil.
Kaldı ki gerçekten sevecek gönüller artık çok azlar.
Siz çok sevin. En en en çok da kendinizi sevin.
Hayvanları sevin, hayatı sevin, tüm canlıları sevin.
Tolstoy diyor ya, hiçbir zaman hiç kimse çok fazla sevildiği için şikayet etmemiştir.
Kaygılanıp durmaktan ve kuruntulardan uzak durun.
Çünkü bunlar tadınızı kaçıracağı gibi bir işe de yaramıyorlar.
Olumsuz duygulardan uzak durmaya çalışın.
Aynı konuya sürekli kafa patlatmaktan, aynı konuyu sürekli düşünüp durmaktan kaçının.
Ana odaklı yaşayın.
Geçmişteki örselenmeleri ve gelecekte ortaya çıkabilecek olumsuz olayları düşünüp durmayın.
Kendinizi bilin.
Kendinizi olduğu gibi kabul edin.
Kendinizi sevin ve kendinize yardımcı olmaya çalışın.
Kendiniz olun. Başka herkes kapıldı.
Mış gibi davranmayın.
Kim olduğunuzla barışık olun.
Dolayısıyla sizi siz olarak seven insanlara çekizi geleceksiniz.
Mutlu olmaya önem verin ve bunun için özel bir çaba gösterin.
Bu bölümde sonuna geldik.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
