
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hiç hissettiğin ama anlamlandıramadığın o içsel titreşim oldu mu, peki o neydi? Belki bir çağrı, belki de yıllardır susturduğun gerçek benliğin… Bu bölümde, kendi derinliklerine inerek içindeki gerçek gücü bulma yolculuğunu anlatıyorum.***Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Bir gün Nasreddin Hoca evinin anahtarını
kaybetmiş. Sokaklanmasının altında anahtarını aramaya başlamış.
Nasreddin hocanın bir şey aradığını gören komşuları da hemen yardıma gitmişler.
Her yere bakmışlar.
Her kaldırıma, her taşın altına ama anahtar yokmuş.
Komşularından biri demiş ki, hoca anahtarı burada düşürdüğünden emin misin?
Başka yerde kaybolmuş olmasın?
Hoca da demiş ki, ben burada düşürmedim anahtarı.
Evde düşürdüm.
E peki neden burada arıyoruz?
Çünkü lamba burada.
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün güçlerimizden ve onlara nasıl ulaşabileceğimizden bahsedeceğim arkadaşlar.
Hepimiz güçlü olduğumuzu biliyoruz.
Ama o gücü nasıl ortaya çıkaracağımızı bilmiyoruz.
Belki de sorunun cevabı basittir.
Yanlış yerde arıyoruzdur.
Evet çoğumuz gücümüzü yanlış yerlerde arıyoruz.
Çünkü sanıyoruz ki gücün anahtarı orada.
Başka yerlere bakıyoruz.
Nasreddin Hoca gibi başkalarından yardım için medet umuyoruz.
Yine fıkranın sonu gibi elimiz bomboş, yanımızda kimse yokken kalabiliyoruz.
Böyle dımdızlak orta yerde.
Kendimizdeki gücü bulmamamızın ilk sebebi kendimize inanmamak olduğunu söylüyor.
4 Anlaşma kitabında yazar.
Tüm kitap boyunca kendimize inanmanın ve sınırlayıcı inançlarımızın, gücümüzü bulamamamızın nedenlerinden ilki olduğunu anlatıyor.
Harika bir kitaptır.
Birçok podcast'ı var bu kitabın zaten.
Ben de görmüştüm. Eğer okumadıysanız okuyabilirsiniz.
Ama bu kitapları yani size şöyle bir öneride bulunacağım.
Ya tabii ki bazı kitaplar da olabiliyor ama bu kitapları ilk önce siz okuyun olur mu?
Sonra bir başkasından dinleyin.
Size nadizane tavsiyem.
Ben arkadaşlar kendi hikayemle başlayacağım.
Kendime inanmanın nasıl bir güç patlaması yaşattığını öğrendiğimde 12-13 yaşlarındaydım.
8. sınıfa gidiyorum.
Polis haftası için ilçe okulları arasında bir kompozisyon yarışması yapılacaktı ve tabii ki Türkçe öğretmenleri birleşip bu kompozisyona ayça yazmalı demişlerdi ve beni seçtiler.
Yani düşünün koca okul...
kompozisyon yarışmasına giriyor ve bu kompozisyonu yazacak olan kişi de benim.
Ve öğretmenlerin hiçbiri kesinlikle bana yardımcı olmadılar.
İşte ben beraber yazmak istedim, bana fikir vermelerini istedim vs.
Ama hiçbiri bana yardımcı olmadı.
Beni dinleyen eski Türkçe öğretmenlerimden varsa, ses dolundan ve adamın ağaç olmasından ve şu anda podcast yapıyor olmamdan beni hatırlayacaklarını düşünüyorum.
Canınız sağ olsun hocam diyorum.
Şimdi ben oturdum masaya yazacağım.
Öncesinde tabii ki antiklopedilerde, kitaplarda o buydu derken hepsini okudum.
Yok yazamıyorum.
Gelmiyor. Yani o ilham diyoruz ya yok yani gelmiyor.
Annem babam alıyorlar beni ormana götürüyorlar.
Deniz kenarına gidiyoruz.
Sevdiğimiz yerlere gidiyoruz.
İşte hep böyle o gün istediğim yemekler yeniyor.
İstediğim yerlere gidiliyor. Hani o kafaya geleyim vesaire diye.
Ama olmuyor. Ben inanılmaz bir strese girdim.
Stres stres. Yapabildiğim şeyi yapamaya başladım.
Mide a*****. ağrıların arttığı ülser olmaya başladım.
Yani ülser oldum. Tırnak falan yemeye başladım.
Öyle böyle bir mide ağrısı değil.
Sabah akşam midem ağrıyor.
Artık açlıktan da midem ağrımaya başladım.
Midem ağrıdığı için çünkü dokunacak diye hiçbir şey yememeye başladım.
Ama tık yok. Bir kelime bile yazamıyorum.
Sonra annem babam bende bu farklılıkları gördüler.
Dediler ki galiba daha büyük bir sorun var.
Yani farklı bir sebep olmadı.
Bu çocuk niye böyle oldu diye.
Okula geldiler. Öğretmenlerimle konuşmaya falan işte başladı annem.
Hatta hatırlıyorum annem sınıf Ufa yanıma falan da uğradı böyle uzaktan uzaktan.
İzliyordu beni arkadaşlarımla falan konuşurken oynarken.
Sonra işte o öğretmenlerle konuştu bilmiyorum orasını.
Akşam oldu evdeyiz.
Annem çekti beni kenara.
Dedi ki Ayçi'cim.
Biliyor musun? Fareler bile stresten ülser olurmuş.
Dedim ki nasıl yani anne ne faresi ya?
Zaten sinirliyim yazamamışım birkaç kez.
Ne diyor bu kadın? Hani o yaştaki bir çocuk Blue Town'dasın.
Yani ne diyor ya? Ne faresi falan diyorsun.
Ben şu an çocuğuma fare falan dediğim zaman of anne hangi deneyim istiyor?
İşte bu farelere bir tane öz veriyorlarmış.
Bu özün fareler üzerindeki eskisini görmek için.
Her gün onları tek tek eline alıyor bir tane doktor avcuna alıyor.
O özden işte onlara enjekte ediyor.
Ondan sonra diğer kalan fareleri de enjekte etmiyorlar.
Ve bunları zamanla gözlemliyorlar.
Nasıl bir değişiklik olmuş diye.
Ama tabii şimdi doktor farelere onu enjekte etmek için ne yapacak?
İşte onları avcunu aldığı zaman diğer fareler de korkacak.
Adam da tutmaya çalışıyor.
O da orada ayrı bir efor sarf ediyor.
Stres oluyor. Doktor da stres oluyor.
Fareler de stres oluyor. Bir kısım o enjekte edilmeyen fareler de arkadaşlar kaçışmaya başlıyor.
Sağa sola sürekli kaçışıyorlar.
Korkuyorlar. Stres yaşıyorlar.
Sonra bakıyorlar. Bu özden enjekte edilen fareler ülser olmuş.
Diyorlar ki enjekte etmediğimiz farelere bir bakalım.
Bir bakıyorlar ki onlar da ülser olmuşlar.
Tabii ben anlayamadım olayı.
Annem de dedi ki kızım sonu ne olursa olsun önemli olan süreçtir.
Fareler o kovalamacının stresiyle ülser olmuşlardı arkadaşlar.
Aslında o özden dolayı değil.
Sadece stresten dolayı.
Kovalamacının stresinden dolayı.
Kaçmadan dursalardı o öz zaten zararsızdı.
bitecek de iş. O yüzden kovalamadan, kaçmadan, sonunu düşünmeden sadece kendinin iyi ve başarılı olacağına inanarak düşün ve yaz demişti.
Evet ben birkaç küçük konağa şanslı çocuklardan sayılırım.
Fareler ve ben artık ortak noktamız var.
Üzerinden 22 sene geçmiş ama hala hatırlıyorum.
Bana o zaman kaldırabileceğimden fazla stres yüklemişlerdi ama sadece kendime inanarak yani bunu çok ciddi söylüyorum.
Kendine inanmak çok basit ve klasiktir.
Of falan deriz böyle değil mi? Ama harbiden kendime inanarak kompozisyon alanındaki gücümü hatırlayabilmiştim.
Ve içimde daha fazlasını olduğumu da görmüştüm.
Her gün kendimiz hakkında olumsuz şeylere inanıyoruz.
Yeterince iyi olmadığımıza dair sınırlı inançlarımız var.
Peki ya bu durumu değiştirip...
Kendimize çok güçlü olduğumuzu söylersek nasıl olur sizce?
Bakın güç kelimesi arkadaşlar öz Türkçe bir kelime.
Küçken işte güç olmuş.
Söyle işten dolayı KG olmuş.
Ve anlamı da nedir?
Kuvvet ve kudret.
Ama başka bir anlamı daha var.
Güç, zorluk, engel anlamında kullanıyoruz değil mi?
Bu iki anlam aslında tesadüf değil.
Çünkü kendi gücünü bulmak çok güçtür.
Bu yüzden iki anlamı vardır arkadaşlar güç kelimesinin.
Peki nasıl bulacağız gücümüzü?
Öncelikle ilk yapacağımız şey çevrenizdeki sınırlayıcı inançlardan kurtulmak.
Çocukken ebeveynlerimize bakarız.
Onların nasıl düşündüklerine bakarız.
Onların nasıl davrandıklarına bakarız.
Sonra da bunlar inanç ve darbanız sistemlerimiz olur ve kendimize uyarlarız.
Eğer ebeveynlerimiz para konusunda mesela sınırlayıcı bir inanca sahipse siz de para konusunda sınırlayıcı bir inanca sahip olursunuz.
Çünkü o şekilde büyümüşsünüzdür, onu görmüşsünüzdür.
İşte kendine güven... İnanmayan, inanmayan, hayatları boyunca güçlerini ortaya koyamayan, işte elimizden birisi tutmadı ki diyen bir aileniz olduysa gücünüzün sınırlayıcı inançlarla sarıldığını görürsünüz arkadaşlar.
Size der ki hayat eller yukarı donlar aşağı der ve sizi al aşağı eder güçsüz bir şekilde devam edersiniz.
Anlayamazsınız çünkü. Ailenizden böyle görmüşsünüzdür.
Ama ışığımızı kısmak sizi hiçbir yere götürmez ya da bu inat sistemine sahip olmak varacağınız bir yol yoktur.
Yani böyle bir çıkış yolu yoktur.
Bu size hiçbir fayda dokundurmaz.
Burada yapacağınız sizi en uzağa ne götürüyor?
Yani size en uzağa neyin götüreceğine bakmanız gerekiyor.
Dr. Billy Slipton arkadaşlar, sınırlayıcı inançlar bilinçaltındaki zihinde kayıtlı olan negatif programlardan kaynaklanır diyor.
Bu programlar da %95 oranında sizi kontrol ediyor ve farkında olmadan sizi aynı döngüde tutuyor.
Ben hep aynı döngü içindeyim.
Ne kadar denesem de olmuyor diyenlere selam olsun.
İnaç sisteminizi değiştirmeniz lazım.
Bilinçli olarak kendi inançlarınızı sorgulamaya ve değiştirmeye başladığınızda içinizdeki gücü bulabiliyorsunuz.
Çok basit bir örnek vereyim.
Bir ortamdasınız. Ya ben öyle olduğunu düşünmüyorum dediniz.
Ve hep eskiden beri düşünmediğiniz bir şey.
Tamam mı? Bir konu hakkında kalıplaşmış bir düşüncenizi alın şimdi önünüze koyun.
Bir bakın bakalım. Bu gerçekten sizin inancınız mı?
Bunun neden böyle olduğunu düşünüyorsunuz?
Yine farelerden gideceğim ama denk geldi.
2013 yılında erkek farelere bir çiçek koklatıyorlar arkadaşlar.
Ve bunu kokladıkları anda ayaklarına elektrik veriyorlar.
Sonra bu çiçeği koklayan farelerle koklamayan fareleri çiftleştiriyorlar.
Doğan farelere de bu çiçekleri koklatıyorlar.
Ve ne oluyor biliyor musunuz?
Kokladıkları anda bu yavru fareler ayaklarını havaya kaldırmaya çalışıyorlar.
Sağa sola kaçmaya çalışıyorlar.
Halbuki bu yeni doğan fareler bu deneyde yok.
Nasıl oldu peki bu?
Babalarından geçti.
Yani DNA. Ne ilgisi var peki DNA'mızın inançlarımızla?
Genlerimize kodlanan bazı inanışlarımız var ve doğuştan bizde olan inanışlar arkadaşlar.
Yani bazı inandıklarınız doğuştan sizinle beraber doğabiliyorlar.
Bir de biraz önce söylediğim gibi büyürken gördüklerimiz, yaşadıklarımız.
Doğrudan bir genetik miras oluyor bunlar.
Sadece fiziksel özelliklerimiz değil, duygusal ve davranışsal eylemlerimizi de etkiliyorlar.
Yani ailenizde uzun süre başarısızlıkla, stresle, işte iflas eden bir babanız varsa, sürekli borçlu olan bir aileniz, bir türlü dikiş tutturamamış bir anne, bir babanız varsa eğer böyle ailede
büyüdüyseniz gücünüzü bulamamanız çok normal.
Mesela anneniz ya da babanız...
nasıl kendini bazı şeylerde yetersiz ya da güçsüz hissediyorsa böyle bir hayat sürmüşlerse işte bu inanç sistemi de epigenetik yoluyla sonraki kuşaklara aktarılıyor.
Ve bunlardan biri de eğer böyle bir aileniz varsa siz olmuş olabilirsiniz.
Eğer durum sizde böyleyse ne yapacaksınız peki?
Kendi gücünüzü tanınacaksınız.
Benim gücüm ne?
Güç hepimiz için farklı anlamlar taşır arkadaşlar.
Sizin gücünüz fiziksel dayanıklılığınız mı?
Duygusal zekanız mı?
Veya başkalarına yardım etme yeteneğiniz olabilir.
Benim en büyük gücüm ne biliyor musunuz?
Benim en büyük gücüm yeteneğim.
Peki benim en büyük yeteneğim ne biliyor musunuz?
Bence yeteneklerin en büyüğü çalışkan olma.
En büyük yetenektir arkadaşlar çalışkan olmak ve bu benim en büyük gücümdür.
Ben şu anda ilkokul mezunu olsam bile kendimi yine yüksek lisans müzanı olacak şekilde ayarlayabilecek gücü içimde görüyorum.
Güç dediğimizde zorluklarla başa çıkmak, dimdik durmak evet bunlar bir yere kadar güç ama bir yerden sonra ne oluyor biliyor musunuz?
İnsanlar size sürekli güçlü kaldığınızı bildikleri için böyle kötü şeyler yaptığından dolayı Siz sınırlarınızı belirleyememiş, hayır diyememiş, kendi inançların dışına çıkmış, kendi gücünün farkında
olmayan bireylere dönüşebiliyorsunuz.
Yani ay ben nelere katlandım, işte başıma neler geldi ya.
İşte mesela ben şunu çok duymuştum eskiden böyle komşulardan.
İşte şu kadın dayak yiyormuş.
Hatta bir podcastımda da anlatmıştım.
Hastalıkların spritüel sebeplerini de anlatmıştım.
Bir Fadime teyzemiz vardı, onu anlatmıştım.
İşte ne kadar dayak yemiş ya, kadın ayakta durmuş da, şöyle olmuş, yuvasını yıkmamış da.
güç değil. Kadın işte kanser oldu ve vefat etti.
Bunu anlatmıştım o bölümde de.
Bu bir güç değildir arkadaşlar.
Güç sadece sizi mutlu edecek.
Sizin başaracak. Size güzel şeyler verecek bir anlama gelir.
Güç budur. Başardığınız küçük ya da büyük şeylere bakın.
Bunlar sizin içsel gücünüzün göstergeleri.
Kendinize şunu sormaya başlayın.
Kendimle ilgili ben buna inanıyor muyum?
Yoksa bu annemden, babamdan, atalarımdan aldığım bir şey mi?
Ve bu inançlarınızı yeniden şekillendirecek.
Gerçek gücünüzü görebilirsiniz, bulabilirsiniz.
Bu çok zor bir şey değil.
İnsanların %99'u kendilerine inanmaz ve güçlerini bilmez.
İnsanların %99'u başkalarının fikirlerinden korkar.
Güçsüz gibi görünmekten korkar.
Ve büyük işler yapabileceklerini düşünmezler.
Diğer kalan %1'lik kesim de kendine, gücüne inanan, diğerlerini umursamayan insanlar.
Ve onlar başarıyorlar arkadaşlar.
Sürekli kendinizi sevmeye çalışıyorsanız ya da bir şeyler yapabileceğinize inanıyorsanız ama etrafınızda size böyle kulağınıza eğilip bunu başaramayacaksın, bunu yapamayacaksın diye böyle söyleyen birileri varsa
bunu yapamazsınız.
Çünkü bir noktada o kişilere kendinizden çok inanmaya başlarsınız.
Eğer sahip olduğunuz ortam buysa gücünüzü bulmak için lütfen böyle ortamlardan uzaklaşın.
Kulağınıza eğilip öyle söyleyenlere bir tane elinizin tersiyle şak bir tane yapıştırın.
Uzaklaşsınlar. Bunları yapabilirseniz sonrasında çok daha hızlı genişleyebilirsiniz.
Görürsünüz zaten gelişebilirsiniz.
Tüm bunların sizin inanç sisteminizi oluşturmasına izin vermeyin.
Kendinize olan inanç eksikliğiniz amacınızın gücünüzün önünü lütfen tıkamasın.
Eğer böyle yapabilirseniz kimse sizi geri tutamaz.
Siz ancak kendinizi kendiniz geri tutabilirsiniz ve kimseye...
Sizden bir şeyler olabileceğini, size bir şeyler hissettirebileceğini düşünecek kadar güç vermeyin.
Size bir sır vereyim mi?
Hepimizin unuttuğu bir sır bu.
Aslında dev bir fil kadar güçlüsünüz.
İnandığından daha cesursun, göründüğünden daha güçlüsün ve düşündüğünden daha akıllısın.
Benim animasyondaki...
En sevdiğim filozoftur kendisi.
Ben ona filozof diyorum çünkü.
Şimdi size çok ünlü bir hikaye anlatacağım.
Mutlaka duyanlarınız vardır ama ben hatırlatmak istiyorum.
Fillere aşık bir çocuk.
Onları görmek için ailesiyle hep sirke giderlermiş.
Bir gün bir şey fark etmiş çocuk.
Filler sadece tek ayaklarından incecik bir iple kırık bir kütüğe bağlılarmış.
Bunu görünce nasıl olur demiş çocuk.
Düşünmüş küçük bir hareketle ipleri de kütüğü de filler koparır.
Kaçar gider. Neden demiş ya neden?
Hemen sirk görevlisinin yanına gidip sormuş.
Adam başlamış anlatmaya.
Bu filler küçükken de çok güçlüydüler.
Ama güçleri o zamanki kalın ipleri koparmaya yetmiyordu.
Yine de denediler. Hem de çok kez denediler.
Çok çabaladılar. Bir sürü yöntem denediler.
Ama bir türlü güçleri yetmedi.
Sonra bir gün denemeyi bıraktılar, pes ettiler.
Ve bir daha da ipleri koparmaya çalışmadılar.
İkimiz de biliyoruz çocuk, bu inci ipler ve o eski kütük bu güçlü filler için hiçbir şey değil.
Ama artık yapmıyorlar. İsteseler kolaylıkla kaçabilirler.
Neden yapmıyorlar? Çünkü güçlerini unutmuşlar.
Gerçekte ne kadar güçlü olduklarına dair hiçbir fikirleri yok.
Kendinizi bu filerin yerine koyun şimdi.
Deneyip başaramadığınız bütün uğraşlarınıza rağmen ilerleyemediğiniz şeyleri bir düşünün.
Ve bu yüzden başkalarının söyledikleri ya da düşündükleriyle kendinizi inandırdığınız o güçsüzlüğünüzün farkına varın.
Bu bölümde sonuna geldik.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Görüşmek üzere bay bay. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
