
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: alternatifvizyonpodcast
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün bir şeyleri kaçırmanın keyfini konuşacağız, Jomo'yu konuşacağız, Joy of Missing Out.
Eğer bir şeylere odaklanmada sorun yaşıyorsanız, ekran süreniz çok uzunsa, bundan kurtulmak istiyorsanız, hayatınızda odaklanmanız gereken yere odaklanamadığınız için gerçek fırsatları kaçırıyorsanız,
bu bölüm tam size göre diyebilirim.
Her yere yetişmeye çalışırken kendimizi nasıl kaybettiğimizi ve gerçek fırsatları görmek için bazı şeyleri bilerek kaçırmamız gerektiğini anlatacağım.
FOMO'yu biliyorsunuzdur.
Bir ara çok popülerdi. Ben de bahsetmiştim bir podcast bölümümde.
Herkes sanki hayatında çok mutlu.
Hepsinin mükemmel ilişkileri, çok paralar kazandığı işleri var.
Ve en güzel şehirlerde gezip günlerini gün ediyorlar da siz sokaklarda beş kuruşsuz kalmışsınız, öyle yaşayormuşsunuz gibi hissettiğimiz o kavram FOMO.
Bir şeyleri kaçırma korkusu.
Yani birilerinin hayatını izledikçe tetiklenerek eksik hissettiğimiz durum FOMO.
Çünkü elimizde bizi hem vezir hem rezil edebilecek bir tane alet var.
İnternet erişimi olan bir telefon.
Ve rakamlar çok vahim durumda.
2025 yılı verilerine göre telefon kullanan kişilerin %22'sinden fazlasında bağımlı durumu ortaya çıkmış.
Yani telefonu bağımlı şekilde kullanıyorlarmış.
Ne demek bağımlı şekilde kullanmak?
Her boşlukta elimizin telefona gitmesi.
Hatta telefonda boş boş vakit ayırmak için, boş boş vakit geçirmek için ayrıca bir süre ayırmak, bilerek ve isteyerek planlamak.
Buna aslında psikologlar, sosyologlar çok da karşı değil.
Evet telefona bakıp biraz boş vakit geçirebilirsiniz diyorlar.
Ama bakın ne diyorum biraz.
Mesele ne biliyor musunuz?
Instagram'dan çıktıktan sonra...
Kendi hayatına odaklanamamak, kendi hayatına dönecek enerjiyi bulamamak, olay bu aslında.
Bilgisayar bilimi profesörü Colney Port'un çok hoşuma giden, ortaya attığı bir kavramı var.
Solitude deprivation yani yalnız kalma yoksunluğu, insanın kendi düşüncesiyle baş başa kalacak tek bir boşluk bırakmaması demek.
Hiçbir şey yapmamak olarak sandığımız o anlar var ya, hiçbir şey yapmadık, boş boş durduğumuz olarak sandığımız o anlar, telefonla oynayamadığımız da anlar.
Beynimiz aslında boş kalmıyor.
Hafızamızı toparlıyor, kendimizi tartıyor, bizi bir tartıyor, geleceğimizi düşünüyor.
Yani hayatımızın iç muhasebesini doğru bir şekilde yapıyor.
Biz boş kaldıkça hiçbir şey yapamayız.
şey yapmadıkça. O yüzden Jomo işte ben sosyal değilim, evden çıkmıyorum, yalnız takılıyorum havaları demek değil.
Kendi hayatımlayım demek.
Yani tabiri caizse hiç uğraşamam başka insanlarla, hiç uğraşamam saçma sapan şeylerle.
Benim büyük hayallerim var demek.
Yani gereksiz sosyalleşmek, sırf o ortamda olmak, oradaki kişilerle görünmek için, orada konuşulanları öğrenmek için aslında kendiniz için çok daha güzel şeyler yapmak varken kaçırma
korkusundan dolayı kendini orada olmaya zorlamak demek.
Bu neye benziyor biliyor musunuz?
Pahalı olduğu için az az aldığımız bir tane bir domates var diyelim.
İthal bir domates çok pahalı.
Bir bakıyorsunuz o domates indirime girmiş.
İndirimde olduğunu görüyorsunuz ve bir kilo daha fazla alayım diyorsunuz.
Ama onu tüketecek kadar büyük bir bünyeniz yok.
Tek başınıza yaşıyorsunuz.
Ve onu tüketecek büyük bir bünyeniz olmadığı için gözlerinizin önünde domateslerin çürümesini izliyorsunuz.
Sırf o fırsatı indirim fırsatını kaçırmamak için gereksiz harcama yapıp cebinize zarar vermiş oluyorsunuz.
İşte buna benziyor. 100 TL aman canım ne olacak Ayça ne olacak yani 100 TL bir domates.
Aldım işte bir kilo fazla çürüsün gitsin diyebilirsiniz.
100 TL'yi yoktan var edebiliyor musunuz arkadaşlar?
Bir parayı şu anda hiçbir şekilde hiçbir şey yapmadan yoktan.
Var edebilir misiniz? Evet paramı ikiye katlarım demeyin bana.
Çünkü onu da ikiye katlamak için bir paranızın olması gerekiyor.
Sıfırdan yaratamazsınız.
Eşimin dostum var ondan alayım deyin bana.
Deyin eşimin dostum var ondan alacağım deyin.
Bir iki kere verirler. Üçüncüye ne oluyor ya derler.
Nereden geldik bu para konusunu bilmiyorum.
Neyse. Olay yani şu.
Yalnız kalmayla zihinsel odak arasındaki bağlantıyı kurmanız gerekiyor.
Beynimizin varsayılan mod ağı dedikleri bir bölgesi var.
İşte o gereksiz fırsatları kaçırma korkunuz olmadığında o fırsatları kaçırdığınız için keyif almaya başlıyorsunuz.
Sonra kendinize, kendi yolunuza, yaptıklarınıza daha çok odaklanmış oluyorsunuz.
Ve bu varsayılan mod ağımızın esas görevi olan kaygı.
azaltma görevini doğru bir şekilde yerine getirmiş oluyor arkadaşlar.
Ve ek olarak da şunu söyleyebilirim.
Bir şeyleri kaçırdığınızda o minik ateşli olan keyfinizle yalnız kaldığınızda yaratıcılığınız öyle bir arşa çıkıyor ki İnanılmaz yüksek derecede yaratıcı oluyorsunuz.
Şöyle örnek vereyim.
1665'te Cambridge Üniversitesi veba yüzünden kapanmak zorunda kalıyor.
Ve o yıllarda Isaac Newton daha 22-23 yaşlarında orada okuyor ve eğitim hayatını tamamlamak üzere.
Yani daha yolun başında bir genç.
Okul kapandığı için ailesinin yanına dönüyor.
Yani taşraya dönmek zorunda kalıyor.
Kendinizi onun yerine koyun.
Ne kadar büyük bir kayıp olarak görürsünüz değil mi?
Okul yok, ders yok. İşte hocalar yok, akademik çevre yok.
Bugünün diliyle söyleyeyim.
Network yok, fırsat yok, görünürlük yok, kendini kanıtlama yok, hiçbir şey yok.
Ama Newton arkadaşlar bu kapanmayı bir şeyleri kaçırmak olarak görmemiş.
O mecburi yalnızlığını çok iyi değerlendirmiş.
Işıkla, renklerle, matematikle, yerçekimi fikirleriyle uğraşmış.
Prizmalarla deneyler yapmış.
Beyaz ışığın aslında tek ışık olmadığını, farklı renklerden oluştuğunu anlayacağı bilgileri edinmiş.
Hareket üzerine düşünmüş.
İşte cisimler neden düşer, gezegenler neden döner?
Bu soruların cevaplarını aramaya başlamış.
Yani Newton okul kapandığı tüm fırsatları kaçırıyorum diye oturup ağlamamış.
Ben hayatımın en büyük zihinsel fırsatını yakaladım demiş.
Bugün birçok alanda kullandığımız o matematiğin fiziğin temellerini atmış o zamanlar.
Yani yerçekimi fikrinin ilk tohumlarını atmış.
arkadaşlar. Biz de ne yaşadık yakın bir tarihte?
Pandemi yaşadık değil mi?
Bakın pandemi döneminde kitap yazan, işte YouTube'a yönelen, Instagram'da içerik üretmeye başlayan, podcast yapan büyük bir çoğunluk, çok büyük kriterlere ulaştı.
Neden biliyor musunuz? Çünkü bir kesim 9-6 çalışmaya devam etti evden de olsa.
Diğer bir kesim de iş yerleri kapanan ya da işten çıkarılan kesim gerçekten boş boş internette telefonuyla takıldı.
Ve işte bu influencerlığa başlayan ya da YouTube'da video çekmeye çalışan ya da işte podcast yapanları dinlemeye başladı.
Yani şunu demek istiyorum arkadaşlar pandemiyi bu kişiler böyle dediğim yerlere yönelen kişiler doğru bir şekilde yönlendirdi.
Yani fırsatı görmüş oldu.
Kendilerini kapattıklarında Jomo'yu yakalamış oldular.
Belki de bu bir fırsatta hepimiz için.
Belki de Tanrı bir es vermemizi istedi.
Gerçekten durmamızı, kendimizi bulmak ve tanımak için zaman yaratmak istedi.
Çünkü bence o da boş durmadığımızın farkındaydı sürekli.
Çok çalıştığımızın, bir şeyler yaptığımızın.
Burada kimseyle görüşmeyin.
Arkadaşlarınıza burun kırın.
Kendinizi yine pandemideki gibi eve kapatın.
Evinize girin bir battaniyenin altına alın kahvenizi.
Tek başınıza takılın falan demiyorum.
Şundan bahsediyorum.
Bizi hep büyük bir... Öğretilerimizden şey öğretildi.
En iyi yerlerde, büyük iş yerlerinde, işte isim yapmış büyük şirketlerde fırsatları yakalayabilirsin.
Hayır arkadaşlar külliyen yalan yok böyle bir şey.
Öyle bir şey olsaydı benim bambaşka bir hayat yaşıyor olmam lazımdı.
Sadece şunu söyleyebilirim.
Biraz konvansiyonel bir yerden söylüyorum bunu.
Her görünürü olan yer, her ismi iyi olan, popüler olan, büyük olan şirketler, yerler.
Ya da insanlar bile diyebilirim.
Fırsat değildir arkadaşlar.
Öyle yerler var ki çok profesyonel şekilde enerjinizi tüketebiliyorlar.
Çünkü bu tarz yerlerde gerçekten sizi tüketecek, enerjinizi emecek insanlar çok fazladır.
Çünkü neden? Çünkü rekabet vardır.
Rekabet vardır ve biz o büyük yerlerde çalışırken fırsat yakalayamayız.
Fırsat yakalayamadığımız için de fırsatları yanlış yerde aradığımız için de hayata küseriz.
Bir bıkkınlık gelir. kurumsal hayatın içinde olduğum ve bazı iş fırsatlarından haberdar olmak için arada bir görüştüm.
Gelişmeleri öğrenmek için görüştüm.
İki tane İngiliz var.
Merak etmeyin podcast yaptığımı bilmiyorlar.
Dinleyemezler bunu ki zaten bizim dilimize de çok hakim değiller.
En son onlarla görüştüğümde başımın çok fazla böyle delicesine ağırdığını fark ettim.
Sonra düşünmeye başladım ya acaba mı diye.
Sonuçta adamlar Türk bile değiller.
Yani tabii hani yabancı olunca bir anda yok ya nazarı değmez diye düşünüyorsun ama nazar yani Türklükle ya da Müslümanlıkla ilgili bir şey değil.
Sonra düşündüm. Gerçekten onlarla her buluştuktan sonra, görüştükten sonra başım ağrımış ve böyle kendim tükenmiş ve yorgun hissetmişim.
Bunu kesinlikle, bu tanıyı kesinlikle koyabildim.
Çünkü ilk başlarda şey diyordum, başım ağrıdığı zaman yani galiba suyu çok az içtim, yemek mi az yedim, işte sanırım uykum var, uykumu alamadım, düzgünü uyuyamadım galiba falan filan gibi şeylerle söylüyordum.
Çünkü neden? Çünkü onlarla konuşmayı bir fırsat olarak görüyordum, gerçek bir fırsat olarak görüyordum ve kaçırmak istemiyordum.
Ama diğer yandan da...
Kendi enerjimi tüketerek belki de ertesi gün kendi iş yerimde ya da farklı bir yerde yakalayacağım bir fırsatı kaçırıyordum.
Bakın bu biraz dolaylı gelebilir kulağınıza ama çok doğru bir tespit arkadaşlar.
Yani ben ertesi gün enerjim düşük, bittiğim, çalışamıyorum, işte bitmiş durumdayım, sıkıntı yaşıyorum, yapmak istemiyorum.
Ertesi gün iki gün daha sürüyor.
Bu böyle sürüyor ve ayda bir kere buluştuğumu düşünün.
Yani benim bir ayımın beş günü gitmiş oldu kafadan en kötü.
Sonra dedim ki bunu. Fark ettikten sonra ya lanet olsun onlardan gelecek fırsata bilgiye dedi.
Ta dedim yani bir daha da dedim istemiyorum hiçbir şey öğrenmek istemiyorum.
İnternetten öğrenmeye çalıştım ve internetten öğrenmeye çalışırken bilin bakalım ne oldu.
Küçük bir grup buldum.
Onlarla sürekli mail olarak konuşuyoruz.
Mail üzerinden konuşuyoruz.
Sektördeki güncel bilgileri paylaşıyoruz birbirimizle.
Yani size iyi gelmeyen insanların size fırsat mırsat sunduğu yok arkadaşlar.
Onlarla konuşmadığımızdaki o fırsatı kaçırıyor muyum hazını.
Yaşayın gitsin. Yaşayın ki gerçek fırsatları görmek için başka yerlere yönele bilin.
Benim yaptığım gibi. Yani işimiz eğer başkalarıyla buluşup görüşüp işte aramızı iyi tutunca onun getireceği fırsatlara kaldıysa sıçtık yani.
Ben alırım efeler gibi, buz gibi kahve mi, suyu mu?
Güzelce bir şezlonga uzanırım yaz geldiği için öyle söylüyorum.
Biraz uyurum. Sonra yaptıklarımı düşünürüm.
Biraz kitap okurum. Biraz kendimle konuşurum ki çoğu zaman kavgayla sonuçlanır.
Günümü kapatırım. Çomuysa çomu arkadaşım.
Hayatı boyunca joma yapan bir ressam var.
Bir düşünün aklınıza gelecek.
Düşünün bakalım ressamlardan çok ünlü kim hayatı boyunca joma yapmış?
Biraz tabii ki ironi yapıyorum burada.
Van Gogh arkadaşlar. Hani şu hepimizin bildiği o meşhur tablosu var ya Yıldızlı Gece.
1889'da Fransa'da Saint Remy'de akıl hastanesindeyken yapmıştır o tablosunu.
Diğer tüm ressamların aksine Paris'te sanat çevrelerinde koşturmadan hem de yapmıştır.
Bir örnek daha vereyim size.
Hani şu hepimizin bildiği devasa neredeyse 5,5 metrelik yüksekliğindeki Davut heykeli.
Michelangelo onun herkesin kapıştığı böyle kusursuz bir mermerden yapmamıştır arkadaşlar.
Tam tersine bundan bir şey çıkmaz diye bırakılan bir blok mermerinden yapmıştır.
Dışarıdan bakınca en parlak mermeri seçmemiş.
En kolay, en keskin, en garanti yolu seçmemiş.
Kaçırma korkusuyla herkesin peşinden koşmadığı için başkalarının fırsat olarak görmediği bir mermerden seçmiş.
Bugün dünyanın en büyük müzesinde yılda 2 milyondan fazla ziyaretçinin gittiği bir müzede sergileniyor.
Ve heykeli yaparken arkadaşlar Michelangelo kendisini tamamen atölyesinden kapatmış.
Hatta heykelin neredeyse bitene kadar kimseye göstermediği söylenir.
Yani bazen hayat bize kusurlu bir mermer verir.
Ne olabilir bu kusur?
Kusurlu mermer istemediğimiz bir iş olabilir.
Geç kaldığımızı düşündüğümüz yaşımız olabilir.
Kabul edilmediğimiz bir yer.
Bizi seçmeyen insanlar olabilir.
İçimize oturan başarısızlıklar olabilir.
Bunları ilk halleriyle görmeyin arkadaşlar.
O ilk haliyle derken ne demek istiyorum biliyor musunuz?
Nasıl anlatayım size? Dilara'nın bir tane videosu vardı.
Bakın orada anlatacağım. Dilara şey demişti videosunda.
Ben demişti influencerlığın daha başlarında yeni yeni videolar çekmeye başladığında.
İşte dışarıdayken arkadaşlarımla bulunduğum zaman videolar falan çekerdim.
İşte dışarıda kamerayı karşıma koyar konuşurdum.
Tam olarak böyle bir cümle kullanmıyorum.
Hani bunu demek istiyorum. Arkadaşları da hani utanırmış ondan.
Ya sen ne yapıyorsun falan dışarıda böyle şeyler yapılır mı gibi konuşurlarmış.
Hani ondan utanıyorlarmış gibi bir şeyler yapıyorlarmış işte.
Kız hani hiçbiriyle ilgilenmemiş.
Yani hiçbirinin söylediğini dikkate almamış.
Ciddiye almamış ve yapmaya devam etmiş.
Yani düşünsenize kaç sene önce 10 sene falan önce galiba yapmış.
Tam hatırlamıyorum senesini.
Bayağı bir zaman olmuş. Şu anda bile dışarıda fotoğraf çekerken hala utanıyoruz değil mi?
O kadar yaygın olmasına rağmen dışarıda büyük ihtimalle o da herhalde bir ürün bir şey tanıtıyordu ya da kullanıyordu üzerinde onu gösteriyordu.
Yani 10 sene öncesinde bunu yapmak gerçekten birisi için utanç kaynağı olarak adlandırılabilir.
Ama onların öyle adlandırdığı bir şeyi o ne diyor?
Fırsat diyor. Bu bir fırsat ben burada büyüyeceğim diyor.
Hani bir hayalim var ve onu bırakmak istemiyorum.
Yani onlar... Bunu fırsat olarak görmüyorlar farkında bile değiller ama o bunu bir fırsat olarak görüyor ve devam ediyor.
Dilara arkadaşlar influencer bu arada çok severim onu da takip ediyorum.
Bir de geçenlerde şimdi bu olayın üzerine çok güzel bir söz aklıma geldi.
Alene'yi de çok seviyorum o da influencer arkadaşlarımızdan.
O da bir gönderisinde bir söz paylaşmıştı.
Aynen şöyle yazmış. Güzel ruhunuzu çirkin bir topluma uyum sağlamak için mahvetmeyin.
Çok güzel çok çok beğendim.
Bu hikayeyi bu videoyu anlatınca aklıma bu söz geldi.
Mahvetmeyin ki arkadaşlar sizin için doğru olan fırsatları görebilin.
Bugünlük benden bu kadar.
Bu bölümde size böyle küçük ufak bir hatırlatma yapmak istedim.
Kendinizi çok fazla yormayın.
Kendinizi başka insanların enerjisinde boğdurtmayın.
Kendinize zaman ayırın.
Telefonunuzu gerçekten evde kaldığınız zamanlarda özellikle saatlerce uzak tutun kendinizden.
Başkalarının hayatında kaybolmayın lütfen.
Şu anda yaz geldi ve herkes bir yerlere gidiyor.
Herkes yurt dışına çıkıyor.
Onu yapıyor, bunu yapıyor. Tabii ki insanız.
Tabii ki özeniriz. Ama kendi canınızı sıkmayın.
Her şeyin bir zamanı var. Tavşanla kaplumbağanın hikayesini biliyorsunuz.
Tavşan çok hızlı gidiyor olabilir ama sonuçta kazanan kaplumbağa oluyordu.
Adımlarınızdan emin olun.
Adımlarınızı sevin. Hatalarınızı da sevin.
Kendinizi zaten çok sevin.
Yani ne diyebilirim ki yavaşlamak bazen hızlanmaktır.
Zorlu olacaksa bir şeyler olmasın.
O yüzden jomonuzu uygulayın.
İnanın ki bir şeyler olmuyorsa...
Hani sizin istediğiniz bir şey başkasında olmuşsa ve siz onu izleyip üzüldüyseniz ulan bir hayat dediyseniz ve sizde olmadıysa şöyle düşünün.
Olmuyorsa hayırlısı bu olduğu için olmuyordur.
Böyle düşünün arkadaşlar.
Belirsizlik peşinde koşmayın.
Çünkü şu hayatta gerçekten hiçbir şeyin net bir garantisi yok.
Yaşadığınıza bakın ve devam edin.
Çok teşekkür ederim beni dinlediğiniz için.
Kendinize iyi bakın. Görüşmek üzere.
Bay bay. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
