
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Eğer gerçekten girişimciysen bir de üzerine gençsen ve güzelsen bu bölüm tam sana göre .Seni zirvede tutacak 3 altın kuralı anlatıyorum.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün sizlerle Lider Girişimcilerin Yol Haritası adlı eserden 3 altın kuralı paylaşacağım arkadaşlar.
Bu kitabı yıllar önce almıştım.
Sonra uzun süre elime geçmemişti.
Geçen günlerde kütüphaneye bakarken gözüme çarpınca neden yanında okumayayım dedim.
Ve sizlerle paylaşmaya karar verdim.
Yazarımız Mehmet Akif Çakırer.
Pazarlama ve finans alanında Türkiye'nin sayılı akademisyenlerinden biridir.
Ve ben burada sadece girişimci demiyorum fark ettiyseniz.
Lider girişimci diyorum.
O öyle söylüyor. Çünkü fark burada arkadaşlar.
Çünkü iş kurmak yetmiyor.
Kurduğunuz işe yön vermek gerekiyor.
Ve girişimciler çok fazla var bugünlerde.
Ama lider girişimciler nadir.
vizyon koyabilen, ekip yönetebilen kişi lider girişimci ve ülkemizde de maalesef az sayıda devamı gelmiyor çünkü.
Sadece girişimci olmakla kalmamanız gerekiyor.
Lider bir girişimci olmanız gerekiyor.
Eğer şirketinizin kurduğunuz işin devamının gelmesini istiyorsanız.
2015 yılı verilerine göre Türkiye'de girişimcilerin yaş dağılımı şu şekilde.
Bunu arkadaşlar COSGAP ve GEM Türkiye raporlarına göre söylüyorum.
%23,5 kadar kişi 18-24 yaş arası.
Yani neredeyse tüm girişimciler genç.
Ve 2023'te...
Türkiye'de yaklaşık 576 bin yeni girişimci kurulduklarını bildiriyorlar.
Ama sadece yaklaşık olarak %15,2'si devam edebiliyor.
Şimdi diyebilirsiniz ki Ayça bu kadar genç girişimci arasında benim girişimim tutmadı olmadı aslında ben denedim ya da yapmak istiyorum ama tutmayacak olmayacak diye korkuyorum.
İşte bugün bunu konuşacağız.
Bu aslında arkadaşlar siz bunu şöyle düşünebiliyorsunuz.
Benim kaderim bu. Ben birçok işe kalkıştım ama hep yarım kaldı tutmadı.
En baştan elendim. Hani böyle düşünebilirsiniz.
Yani benim kaderim yaptıklarım tutmuyor.
Başkası satsa alır.
Başkası olsa hemen alırlar.
Ama ben yapınca rezil oluyorum.
Ben yapınca olmuyor.
Hani bu tarz bir düşünce tamamen bilinçaltınızın düşüncesi sizin değil.
Jung ne diyordu? Bilinçaltının farkında olmayan kişi her şeyi, başına gelen her kötü şeyi kader zanneder.
Siz de kendi kaderiniz olduğunu zannedip böyle düşünüyor olabilirsiniz.
Aslında bu bölümü daha çok sizler için yapıyorum.
Şimdi öncelikle neden lider girişimci diyorum.
En başta da dedim. Lider kelimesini neden kullanıyorum?
Bunu konuşalım. Sonra bu üç altın kuralı birlikte inceleyeceğiz.
LİDER GİLİŞİMCİ Yazarımız Mehmet Akif Çakırer diyor ki Lider, bulunduğu yerinde koşullara rağmen fark yaratan, olumlu katkılar ve gelişimler yapan veya yaptıran kişidir.
Şöyle düşünün, iki insan bir araya geldiğinde ikisinden birinin diğerini etkileme kaygısı Olmasa bile bir tanesinin düşündüğü, yaptığı, inandığı şeyler ötekini mutlaka etkileyecek.
Yani başkasının üzerine bir etki yaratacak o kişi.
Dolayısıyla iki kişiden biri lider olacak arkadaşlar.
Kim onu etkileyen, diğerini etkileyen lider olacak.
Yani bir topluluk olmak zorunda değil.
Sadece iki kişi bile bir araya gelse mutlaka bir tanesi lider oluyor.
Ve iş dünyasının...
çok çok acımasız.
Her geçen gün daha acımasız hale geliyor.
Acımasız bir savaş haline giriyor.
Bir savaş meydanı gibi insanlar girişimciliklerini yaptıkları işleri ön plana çıkartmaya çalışıyorlar.
Ve siz de işte geride kalmamanız için bu iki kişiden lider olan olmanız gerekiyor.
Lider insanları gitmek istedikleri yere götürür.
Büyük lider ise insanları gitmek istemeyecekleri Ancak bitmeleri gereken yere götürür diyor Lozalin Carter.
Mehmet Akif de diyor ki devamında, Lider girişimciler yenilikçidir, devrimcidir.
Değişmeyen tek şeyin değişim olduğu dünyamızda, başarıların altında lider girişimciler vardır.
Bakın, değişmeyen tek şey ne?
Değişim. Ve bunu öncelikle kabul etmeniz gerekiyor.
10 sene önce 5 sene önce olan şeyler şu anda geçerli değil ya da geçerliliğini yitirmek üzere.
Ve bunu kabul eden insanlar işte başarılıdır.
Ve bunu kabul eden insanlar işte lider gelişimcidir diyor yazarımız.
Herkesin yapamazsın, başaramazsın demesine rağmen.
Onlar içindeki sesi dinlemişler ve yanılmamışlar.
Yanılsalar bile yapılan her yanlışlarında çıkarılacak bir dersin olduğunu bilir diyor lider gelişimciler için Mehmet Akif.
Bakın Osmanlı Devleti'nde özellikle duraklama döneminde ticaretle uğraşanlar hep gayrimüslimler olmuş.
Çünkü o dönemlerde Türkler ticaretle uğraşmak yerine böyle sabit işlerde özellikle kamuda belli bir maaş karşılığında çalışmayı yeğlemişler.
Hatta durum öyle bir vahim hale gelmiş ki belli bir süre geçtikten sonra bir bakıyorlar neredeyse tüm ticaretçiler gayrimüslim.
Yani anlayacağınız arkadaşlar bizler hala güvenli limanlar peşindeyiz.
Hala daha girişimci olmuyoruz.
Risk almak yerine risk almak yerine maaşlı işler peşindeyiz.
Yazarımız diyor ki bizler hep garanti kazanç peşinde koştuk.
Hep güvenli limanları aradık.
Risk almadık. Kendimize güvenmedik.
Kendi işimizi kurmak yerine başkalarının yanında çalışmayı yeledik.
Büyük düşünmedik.
En sevdiğim büyük düşünmedik.
Ve nedense çok korkuyoruz büyük düşünmekten.
Videomumuz hiç olmadı ya da çok azdı.
Dündündür, bugün bugündür dedik.
Anlık kazançlarla günü kurtarma peşinde olduk.
Hala çoğu genç öyle görüyorum ve çok üzülüyorum.
Büyük bir ağacımız olmadığı gibi sahip olduğumuz süs bitkilerini de dev çınarlar sandık, sanıyoruz.
Büyük maliyetler ödedik, büyük maliyetler ödüyoruz ve belki de ödemeye devam edeceğiz.
Neyin maliyetini biliyor musunuz?
Kendimize güvenmemenin maliyeti bu.
Lider girişimci olamamanın maliyeti bu.
Orta Asya'da yaşayan atalarımızın eskiden çok güzel bir adeti varmış arkadaşlar.
Yeni doğan çocuklara bir kahramanlık yapıncaya kadar isim verilmezmiş.
Dede Korkut hikayelerinde Boğaçan da ismini bu şekilde almış mesela.
Boğaçan ve arkadaşları obalarında oyun oynarken bir tane boğa birdenbire ortaya çıkıp çocuklara doğru koşmaya başlıyor.
Boğaçan da... büyük bir cesaret gösteriyor ve Boğa'nın boynuzun tuttuğu gibi üstüne çıkıp savaşıyor ve Boğa'yı deviriyor.
İsmini de bu kahramanlığından almış.
Boğaç ismi Boğa'dan türemiş bir isimdir arkadaşlar.
İşte yazarımız da diyor ki artık savaşlar kılıçla, kalkanla, dövüşle değil hatta nükleer başlıklı füzelerle de değil.
Artık savaşlar markalar arasında yaşanıyor diyor.
Ülkelerde sahip oldukları markalarla değerliler diyor.
Yani senin ne kadar çok dünya çapında iyi markaların varsa sana o kadar şekilde yatırım yapılır ve sen o kadar şekilde kendine ve ülkene faydalı olursun diyor.
O kadar doğru bir saptama ki bu.
Yani kahraman olmak diyorsanız lider bir girişince olmalısınız.
Lider girişimci arkadaşlar en zor anlarda bile cesaretini ve imserlerini yitirmeyen, varacağı hedefi bilen ve etrafındakileri bu hedefe yönelik olarak motive edebilen kişidir.
Yani lider olmadan girişiminizin devamlılığı gelmiyor.
Şirketinizin iyi bir yere gelmesi için mutlaka lider olmanız gerekiyor.
Lider girişimci olmanın 3 altın kuruluna geçmeden önce Bir yemin okuyacağım size.
Bu yemin çok hoşuma gitti.
Doktor adayları mesleğe başlamadan önce Hipokrat yeminini yaparlar.
Siz de lider girişimciler olarak işinize başlamadan önce yemininizi mutlaka söyleyin diyor.
Sizlere güzel bir manifesto olacağını da düşünüyorum.
O yüzden okuyacağım. İsterseniz sesimin kaydını alın, isterseniz yazın.
Ama bence... Girişimcilik işinizi yapmadan önce motiveniz düştüğü zaman mutlaka bunu okuyun, hatırlatın kendinize.
Ben lider girişimciyim.
İş dünyasının yılmaz bir savaşçısı ve çalışanlarımla tek parçayım.
Ülkeme hizmet etmek ve şirketimi yaşatmak ilk görevimdir.
Yenilgiyi asla kabul etmem.
Hedeflerimden asla vazgeçmem.
Zor durumda kalan çalışanlarımı asla terk etmem.
Bütün dünyada seslenen bir marka ve evrensel kalitede bir iş çıkartmak isterim.
Yılmadan, uykusuz kalarak, her türlü konforumdan feda ederek yere düştüğümde hemen silkelenip doğrularak hedefine kilitlenmiş bir şekilde çalışırım.
Sadece o işi değil, çevrede olanları da öğrenirim.
Ağaca bakınca ormanı...
Ormana bakınca ağaçları görürüm.
Kendime hedefe hiçbir zaman ulaşmış saymam.
Durmadan sınırları aşarım.
Ne kadar başarsam henüz bir şey yaptım sayılmaz.
Hala yapacak çok şeyim var derim.
Aldığım tüm ödül ve övgüleri küçük bir motivasyon aracı olarak kabul ederim.
İşimi tüm ruhumla kavrarım.
Değişime açığım. Dürüstlük ve şeffaflık en lüks takıntımdır.
En sevdiğim dürüstlük ve şeffaflık.
en lüks takıntımdır.
Sınırları aşmanın, daha çok müşteriye ulaşmanın, sorun çözmenin, istihdamı arttırmanın, kendimle birlikte başkalarını eğitmenin zevkini hiçbir şeye değişmem.
Ben lider gelişimciyim.
Ve lider girişimcinin ilk altın kuralı.
Lider girişimci iletişim uzmanı olmalıdır.
Kelimelerin gücünü anlamadan insanların gücünü anlayamazsınız diyor Confucius.
Mevlana da diyor ki ne kadar anlatırsanız anlatın.
Hangi yöntemleri kullanırsanız kullanın.
Bütün anlattıklarınız karşımızdakinin anladığı kadardır.
Bu yüzden iletişimle alakalı her alanda uzman olmanız gerektiğini söylüyor Mehmet Akif.
Bir gün Confucius'a soruyorlar, bir ülkeyi yönetmeye çağırılsanız ilk iş olarak ne yapardınız diye.
Confucius da diyor ki, asgari ücrete %15 zam yapardım.
Bizim ailenlerin küçüklüğü.
Diyor ki, önce dilini düzeltirdim.
Dil düzgün olmazsa kelimeler düşünceyi iyi anlatamaz.
Düşünceler iyi anlatılmazsa yapılması gereken iyi şeyler yapılamaz.
Gereken yapılmazsa ahlak ve kültür bozulur.
Ahlak ve kültür bozulursa adalet yolunu şaşırır.
Adalet yanlış yola saparsa halk güçsüzlük ve şaşkınlık içine düşer.
Ne yapacaklarını ve işin nereye varacağını bilemezler.
Bu yüzden söylediğiniz kelimeleri doğru kullanmalısınız diyor yazarımız.
Peki iletişiminiz iyi olmasının en önemli şartlarından biri nedir?
İyi konuşmaktır arkadaşlar.
İyi konuşmak, akıcı konuşmak.
Zamanında çok çirkin ama çok zeki diye nam salan bir köle var.
Köle Ezop. Mutlaka duymuşsunuzdur çünkü Trakyalı.
Hatta rivayete göre çok zeki olduğu için ilerleyen yıllarda sahibi onu özgür bırakmış.
Bir gün sahibi köle Ezop'a soruyor.
Dünyanın en güzel şeyi nedir diyor.
Ezop da dildir diyor.
Peki diyor dünyanın en kötü şeyi nedir?
Yine dildir. Çünkü insan dilini kullanmasını bilmezse başına gelmeyecek kötülük, bela kalmaz.
Bu yüzden lider girişimcinin dillerine hakim.
İletişim uzmanı olmaları gerekir arkadaşlar.
Yani başarılı konuşmacı olacaksınız.
Eğer diyor yazarımız iletişimde başarılı değilseniz hangi girişime girersiniz girin?
Ne kadar çok yatırım almış olursanız olun, ne kadar çok paranız olursa olsun başarısız olacaksınız diyor.
Böyle de büyük bir iddiası var.
Mesela aynı iletişim kuran isimlerden biri.
Eski Amerika Başkanı Abraham Lincoln'dur.
Düşmanları hakkında konuşurken bile çok yumuşak bir dil kullanıyormuş.
Hatta arkadaşlarından biri onu uyarıyor.
Diyor ki sen diyor düşmanlarından mı korkuyorsun diyor.
Bu tarz onlardan bahsederken yumuşak dil kullanıyorsun.
Halbuki Abraham dönemin en güçlü adamlarından biri.
Arkadaşına diyor ki düşmanlarımızı kendimize dost etmekle onları zaten yok etmiş olmuyor muyuz?
Çok güzel bir cevap. Şu anda gidin bir girişimciyle konuşun.
Sizi işinizde en çok ne zorladı diye iletişim diyecektir arkadaşlar.
İletişim. Çalışanlarla iletişim kuruyorsunuz.
Eğer bir ürün yapıyorsunuz toptancıyla, üreticiyle, herkesle, herkesle konuşarak anlaşıyorsunuz.
Başka yolunuz yok. Yani kavga ettiğiniz zaman size almak istediğiniz ürünleri vermeyebilir.
Sinirlendiğiniz zaman, tepkileriniz kötü olduğu zaman size vermeyebilir.
Vaktinden önce teslim almak istediğiniz üretim ürünleriniz var diyelim.
Onları tatlı dilinizle ya da farklı yöntemler kullanarak ama tabii ki yine konuşarak erken teslim alabilirsiniz.
O kadar çok örnekler var ki binlerce örnek söyleyebiliriz.
Yazarımız diyor ki eğer iletişiminiz iyi olursa kazanacağınız birçok şey var.
Bunlardan bazılarını ben de sizinle paylaşacağım.
Başkalarını ve kendinizi daha iyi anlayabilirsiniz.
İnsanlarla içten ilişkiler kurabilirsiniz.
Bu kurumsalda da çok önemli arkadaşlar.
İçten olmak, samimi olmak o kadar farklı kapılar açar ki size.
Çok ciddi söylüyorum bunu yaşadım çünkü ben de.
Doğru bilgilere daha çabuk ulaşabilirsiniz.
Bu da çok önemli. İnsanlar sizi sevmedikleri ya da konuşurken sırf bir kelimeden hoşlanmadığı için size yanlış şeyler söyleyebilir.
Öğrenmek istediğiniz bilgileri vermeyebilir.
Gereksiz tartışmalardan kaçınırsınız.
Çok daha az incinirsiniz.
başkalarını daha az incitirsiniz.
Öfke, korku ya da çekingenliğinize alt edebilirsiniz.
Çalışanlarınızla kurduğunuz ilişkilerinizde çalışanlarınızın fikirlerinden yararlanmayı bilirsiniz.
Ve bu şekilde ne olur biliyor musunuz?
Onların içindeki yaratıcılığı açığa çıkartırsınız.
Belki de görev tanımlarında olmayan bir görevi onlar farkında olmadan sırf sizinle iletişimleri iyi olduğu için size fayda sağlamak için sizinle gelip paylaşabilirler.
Ve bu çok farklı yerlere getirebilir sizi.
Yanlış anlamaların yol açtığı stesten kurtulursunuz.
Kendinize yönelik tepki ve eleştirilere gerektiği gibi yanıt verebilecek durumuna gelirsiniz ve başkalarına da yapıcı eleştiriler yapabilirsiniz.
Eğer iletişiminiz iyi olursa bu çok önemlidir.
Patronsanız eğer yapıcı eleştiriler gerekiyor.
Öyle balozlama, laf sokmak tarzında eleştiriler inanılmaz kötü.
Sizi öne götürmeyi bırakın.
Sizi 10 adım 20 adım geriye atar arkadaşlar.
Yapıcı eleştiriyi mutlaka öğrenmeniz gerekiyor.
Yararlı tavsiyeleri alabilirsiniz.
İnsanların iletişimi sizlerle iyi olduğu için size kendisinin de fayda gördüğü tavsiyelerde bulunabilirler.
Başkalarına gelecekte işlerine yarayabilecek tavsiyelerde de siz bulunabilirsiniz.
Ki bir lider, bence bir lider girişimci çok iyi tavsiyede bulunan birisi olmalıdır.
Bakın bu tarz insanlar yani başarılı olan insanlar eğer iyi tavsiyede bulunuyorsa tam bir lider olarak görülür.
Hatta bence eğer bunu yaparsanız ve şirketiniz büyüdüğü zaman mutlaka bir finans dergisine bakın finans diyorum finans dergisine başarı hikayenize alakalı bir röportaj verirsiniz bence.
Bu da hayallerinizde yoksa girişiminiz varsa hayallerinize ekleyin bence.
Yine iletişiminiz iyi olursa problem çözme yeteneğiniz gelişir.
Zor insanlarla başa çıkabilirsiniz.
Başkalarının fikirleri, deneyimleri, alışkanlıkları, tutumlarından yarar görebilirsiniz.
Yaptığınız işi daha çok seversiniz.
Dost çevreniz daha çok genişleyecek ve ticaret yapan insanların çok geniş bir çevresi olmak zorunda.
Anlamlı ve hoş sohbetler yürütebilirsiniz.
İşte bunlar iletişiminiz iyi olduğu zaman başınıza gelecek güzel şeyler.
Önemli olan diğer bir iletişim bacağını da paylaşacağım sizinle.
Bizler dinlemeyi öğrenemedik.
Farkında mısınız? Dinlemeyi bilmiyoruz.
İletişiminizin sizi başarıya götürmesini istiyorsanız tüf nokta veriyorum.
Susmak yani dinlemek arkadaşlar.
Bizler hep konuşmak ama hiç dinlememek istiyoruz genelde.
Sadece dinlemek bile markanız için sizi diğer markalardan mutlaka ayırır.
Mesela şu palyaçolu hamburgerci var ya, müşterilerini en iyi dinleyen markalardan biri kampanya yaptıklarında ya da yeni bir menü çıkardıklarında sosyal medyada Onlarla ilgili ne
konuşuluyor? Ne yapıyorlar?
Kim hangi yorumu yapmış?
Neler söylemiş? Bunların hepsini araştıran özel bir ekipleri varmış arkadaşlar.
Yani sosyal medyacısı değil.
Sosyal medyacının dışında.
Sadece mesela bu marka ile ilgili neler...
Ve bununla alakalı bir anduman yapan bir ekip var.
Düşünebiliyor musunuz? Yani bu marka dünyada en çok tüketilen ürünlere sahip bir marka.
Yani bu kadar yapmak zorunda değil belki.
Yani belki de çok fazla kar getirmez.
Ama adamların bir kültürü var.
Adamların bir lider gelişimcilik ruhu var.
Ve bunu hala yapıyorlar.
Mesela diyelim ki şirketinizde bir problem ortaya çıktı.
Ölçeyi küçük ya da büyük.
Fark etmez bir problem. Bu durumda ilk yapmanız gereken şey etkin dinleme becerinizi devreye sokmak arkadaşlar.
Sadece duymak için değil, veriyi, duyguyu ve alt metni gerçekten anlamak, ardından doğru teşhis koymak ve alternatif çözüm stratejileri geliştirmek için dinlemeniz gerekiyor.
Maalesef birçok kurumun köklü bir kurumsal egosu var.
Tekrar edeyim mi? Birçok kurumun köklü bir kurumsal egosu var arkadaşlar.
Çalışanlarını dinliyormuş gibi yaparlar.
Fakat aslında sadece algı yönetimini yürütüyorlar.
Sizi dinliyoruz kafasındalar yani.
Zaman zaman ne yaparlar?
İşte anket yaparlar. Geri bildirim platformlarıyla işte kültür izlenimi yaratırlar.
Ama bu çoğu zaman yüzeysel bir kurumsal PR çalışması olmaktan öteye geçmez.
Sonuçta kurum itibar sermayesinden örgütsel kültüründen, piyasa değerinden ve uzun vadede sürdürebilirliğinden kaybeder.
Çünkü dinlemeyi bilmeyen şirketler aslında kendi iç frekanslarını kaybederler ve onlar çökmeye mahkumdurlar.
Siz böyle yapmayın arkadaşlar olur mu?
Siz gerçekten dinleyin.
İtibar için dinlemeyin.
PR çalışması, yüzeysel bir PR çalışması için dinlemeyin.
Mesela diyeyim ki benim bir tane markam var.
Ben kıyafet üretiyorum tamam mı?
Online siparişlerle ilerliyorum.
Online siparişim var. Küçücük bir ekibim var ve hepimiz deli gibi çalışıyoruz.
Ve ben ileride işte yurt dışına Avrupa pazarına da açılmak istiyorum.
Sonra bir gün böyle çalışırken üretimdeki kızlardan biri böyle sessiz sessiz kenarda dikiş yaparken işte ben de onun yanına gidiyorum.
Yani hiç sesi çıkmıyor, dikkatimi çekiyor.
Yani bu da işte iletişimle alakalı bir algı durumudur.
Kızın yanına gidiyorum işte her şey yolunda mı nasılsın falan filan diye soruyorum.
Kız da bana diyor ki bir anda ya diyor şu kumaş iplik yapıyor.
Yani bu kumaşlı bir sıkıntı var ve müşteriler bunu fark ederse kötü olur diyor.
Yani bunları fark etmeniz gerekiyor.
Bakın ekibinizde 10 kişi çalışıyor diyelim.
Bu şekilde bir üretim yapıyor diyelim.
Hepsiyle... Tek tek iletişime geçin.
Ha sizin büyüğünüz de değillerdir.
Belki fason çalıştırıyorsunuzdur.
Yine aynı şekilde konuşun.
Çünkü onlar yıllarca o işin içindeler arkadaşlar.
Size verecekleri minicik bir şey.
Yani egonuzu susturun olur mu?
Egonuzu gerçekten susturun.
Size verecekleri ufacık bir tavsiye belki de size milyonlar kazandıracak.
Yani bu verdiğim örneği bilerek bu şekilde ilettim ki size o anı yaşarsanız eğer mutlaka bunu gidin sorun.
Hele ki özellikle böyle daha sessiz duran insanları mutlaka akıllarında fırtına...
Bence bir girişimci sadece ürünüyle değil, çalışanlarının ve müşterilerinin seslerini dinleyerek büyür.
Müşterinin sesi, çalışanın sesi, ha bir de kendi iç sesiniz arkadaşlar.
Hepsi bir tür piyasa verisi.
Yani hani piyasaya bakıyoruz, verileri elde ediyoruz ya girişimimizle ilgili.
Aslında bu üç ses de sizin piyasa verileriniz.
Verilerinizi doğru analiz edebilmek için önce gerçekten bunları duymanız gerekiyor.
Ünlü psikoterapist Viktor Frankl'ı biliyorsunuz arkadaşlar.
Bir gün saat gecenin 3'ünde mışıl mışıl yatağında uyurken telefonu çalıyor.
Telefonun diğer ucunda intihar etmek üzere olan bir kadın var.
İntihar etmeye karar verdim ama ölmeden önce bir psikoterapist olarak sizin ne diyeceğinizi merak ettim diyor.
Victor her türlü yöntemi deneyerek onu intihardan vazgeçiriyor ve kadın intihar etmeyeceğini ve Victor'u ziyarete geleceğini söz veriyor.
Kadın sözünü tutuyor ve Victor'un yanına gidiyor.
Güzel bir sohbete başlıyorlar, güzel bir sohbet ediyorlar.
Sohbetleri sırasında kadın intihardan vazgeçiren nedenin onu yaşamaya ikna etmek için yaptığı konuşmalar olmadığını Neydi biliyor musunuz arkadaşlar?
Kadını intihardan vazgeçiren şey.
Gecenin saat 3'ünde uyandırılmasına rağmen onu sabırla dinleyen, onunla konuşan birisinin bu dünyada var olduğunu dolayısıyla dünyanın yaşamaya değeceğini düşünerek vazgeçmesi
olmuş. Kadın bu yüzden vazgeçmiş intihardan.
Bu adam demiş beni saatlerdir dinliyor.
Demek ki bu dünya yaşamaya değer.
Bu hikayeden almanız gereken ders nedir sevgili lider girişimciler?
Gençsiniz, güzelsiniz, lider girişimcisiniz.
İyi bir konuşmacı olmanız gerektiği kadar iyi de bir dinleyici olmanız gerekiyor.
İnsanları dinlemek, onların konuşmasına fırsat vermek de iyi iletişimin gereği arkadaşlar.
Konuşmak yetenekse dinlemek sanattır.
Özellikle iş dünyasında bu sanatı icra etmeye ihtiyacınız var.
Dinlemesini bilen lider girişimci sorunları ve ekibini daha iyi tanır ve sorunlara daha kolay çözüm bulur.
Pennsylvania Üniversitesi'nden psikiyatri profesör Dr.
David Burns diyor ki, ikna edici şekilde konuşmaya çalışırken yapabileceğiniz en büyük hata öncelikle kendi fikir ve duygularınızı ifade etmeye yoğunlaşmaktır.
Yani çoğunluğun istediği gibi.
Dinlemek, saygı duyulmak ve anlaşılmak.
İnsanlar, siz onları dinledikçe arkadaşlar, insanlar anlaşıldıklarını gördüklerinde sizin bakış açınızı da anlamaya daha hevesli olacaklar.
İkinci altın kuralımız da lider girişimci müşteri memnuniyetinin farkında olmalıdır.
Müşteriler bir işletmenin sahip olabileceği en önemli varlığıdır değil mi?
Buradaki püf noktamız da unutulmaması gereken kısımda müşteriler alışveriş yaparken duygusal bir ilişki kurmalıdır.
Sizden alışveriş yaparken duygusal ilişki kurmaları gerekiyor arkadaşlar.
İş dünyasının en önemli kavramı müşteri memnuniyetidir.
Sadece iyi bir hizmet veriyor olmak da yeterli değil.
kendisinin iyi bir hizmet aldığı olgusunu algılaması gerekiyor.
Bu bir zorunluluk. Müşteri ya ben şu anda iyi bir hizmet alıyorum.
Böyle bir olguyu algılayacak arkadaşlar o kafada alışveriş yaparken.
Yani sizden aldığı ürün sonrasında da memnun olacak o algıyı hissettiği zaman.
Memnun hissetmesi gerekiyor.
Son yapılan araştırmalara göre memnun müşteri memnuniyetini 5 kişiye söylerken memnun olmayan müşteri 21 kişiye söylüyormuş.
Sizden alışveriş yaparken ya da alışveriş sonrasında hiç yaşamadıkları hizmet deneyimini yaşatabilirsiniz müşterilerinizle.
Ben küçük markayım demeyin.
Bak burada hemen araya gireceğim.
Bir parantez açayım. Ben küçük markayım.
Ya bu kadar bir deneyim nasıl yaşatabilirim demeyin arkadaşlar.
Bu deneyimi yaşatabilirsiniz.
Bakın mesela büyük markalar doğum günlerinde böyle işte size şöyle bir hediyemiz var.
Doğum günü hediyeniz var. İşte şöyle şu kadar yüzdelik indiriminiz var diyorlar ya.
Siz de yapın onu. Küçük.
Bakın bu o kadar etki yaratır ki.
Neden biliyor musunuz? Mesela. Bütün markalardan şu an büyük alışveriş yaptığımız bütün markalardan doğum günümüze mesaj geliyor.
Ve biz biliyoruz doğum günümüze gelecek.
Hatta bazı işleri almayıp ben bekliyorum doğum günümde şuradan bir %30'a indirim gelecek.
Ya da işte doğum günümde şunu şuradan hediye alırım hiç almayayım şimdi diye bendeki cimrilik.
Cimri değilimdir bu arada.
Siz yapın. Niye biliyor musunuz?
Benim bir beklentim var.
Ben biliyorum oradan bana bir hediye geleceğini.
Ama küçük bir işletmeyseniz senden bir beklentim yok.
Ben alışveriş yaptım.
1000 liralık bir şey aldım.
Yani ufak bir işletme zaten biliyorum.
Butik bir yer. Tamam bu kadar bitti benim için.
Ama sonrasında benim memnuniyetimi anlamak isteyen, bana sorular soran, beni sıkmadan, eğlendirerek belki de ve üzerine bir de bana ufak da olsa bir hediye gönderen şirket.
Ya derim çaka gibi.
Küçük bir yer ama baksana bunlara para harcamış, yapmış, uğraşmış ve bana doğum günü de göndermiş.
Harika bir PR çalışması.
Çok etkiler. Tavsiye olsun.
Bir de eğer sadece online'dan satış yapıyorsanız bence bol bol canlı yayınlar yapın arkadaşlar.
Spontane. Açın canlı yayınları.
Sorun. Ne yaptınız?
Özellikle benim ürünlerimi alanları bekliyorum deyin.
Bersi bir kitleniz. Ya bin kişi olsa bile yapın arkadaşlar.
Boş verin. İsterse beş yüz kişi gelsin.
Açın canlı yayını. Göstermelerini isteyin.
Yazmalarını isteyin. Hangi ürününü aldınız?
Hangi bedenini aldınız? Bırakın boktan yorum da yapsınlar.
Bırakın yaz... Yastınlar, küfür edenler de olsun.
Varsın gelsinler. Gelsin, hayat bildiğin gibi gelsin.
Sedan Aksu'ya bağlıyorum. Yastınlar, bırakın.
Kötü yorumları da görün.
Bunlar sizin gelişmeniz için zaten gerekli olan şeyler.
Bunları gözünüze kapatırsanız hiçbir şekilde ilerleyemeyeceksiniz zaten.
Vehbi Kurt'un her bayi toplantısında söylediği bir söz var.
İtibar 30 yılda kazanılır ama bir günde kaybedilir.
Türkiye'nin de Avrupa'nın da en iyi şirkette olsanız da olmasanız da elbette bir itibarınız olacak.
Hizmet öncesi, hizmet sonrası da müşteriye olan ilginiz bu yüzden korumalısınız.
Bu canlı yayınları açmak, bu doğum günü hediyeleri gerçekten sizin için önemli hareketler.
Dünyanın en büyük otomotiv üreticilerinden biri olan General Motors'ları biliyorsunuz.
Bu şirketi biliyorsunuzdur.
Chevrolet, işte Cadillac gibi.
Eskiden Opel de vardı bünyelerinde.
Bu şirketler onların bünyesinde.
Şirket diyor ki ya diyor acaba müşteriler neden bizim ürünlerimizi tercih ediyorlar bir araştıralım.
Çok ilginç sonuçlar ortaya çıkıyor arkadaşlar.
Birinci nedeni telefona yanıt veren kadın personelin konuşma biçimi.
İkinci nedeni müşteri ilişkilerinin müdürünün davranışları.
Üçüncü nedeni de ödeme çeklerinin bıraktıkları muhasebe birimindeki personelin davranışları.
Bunlar tabii 1960'lı yıllarında olduğu için müşteriyle temasları o yıllarda bu şekilde.
Çek kabul ediyorlar, telefon vesaire görüşmeleri oluyor.
Şimdi böyle mi arkadaşlar? Şimdi bu kadar özel hissediyor musunuz alışveriş yaparken?
Hayır. İsmin ağzımda değil bazı markalar var.
Gittiğin zaman gerçekten hani niye geldin ki gibi bakışlara bile maruz kalabiliyoruz.
Mesela ben ne kadar dünya markalarını sevsem de butik yerlerden de alışveriş yapıyorum.
Özellikle böyle daha eski tarz takıcılardan alışveriş yapmayı çok seviyorum.
El iş ürünler vesaire. Hani diyorum ki hem destek olayım hem de hani otantik geliyor bana.
Geçen gün bir ürün alacağım bu tarz bir butikten.
Yazdım hani içeriği yazmıyor.
İçeriğini öğrenmek istedim.
Çok da tatlı konuşuyorum. Her zaman da kimseyi kırmadan konuşmaya çalışıyorum.
Sinirlenmediğim müddetçe. Ya o kadar sinirlendirdi ki kız beni.
Hani böyle sanki neden sordun?
Ne var? Benim ürünlerim kötü mü?
Ne olmuş yani? Ya böyle bir tavır olamaz.
Ya seninle alışveriş yapıyorum zaten.
Hani bilmiyorum beni tanıyor mu?
Çünkü orada bir mail adresim var, ismin var.
Daha önceden kaç kere alışveriş yapmışım.
Böyle bir tavır olamaz ya.
Hani aslında onun konuşmasına baktığınız zaman bir küfür yok.
Hani bir bağırma tarzında, azarlama tarzında da yok ama hani bana hissettirdiği bu.
Yazdığı kelimelerle benim hissettiğim bu.
Hiç cevap vermedim.
Hiçbir karşılık vermedim değil mi?
Mesela enerjimi ona yönlendiremem.
Ama üzüldüm. Yani neden böyle yapıyor ki?
Çünkü ürünleri çok güzel.
Halbuki benim bu podcastimi dinlese belki dinliyordur.
Kız bir de dinliyormuş. Böyle davranmayın lütfen arkadaşlar.
Müşterilerin iyi, büyüğü, küçüğü, az alanı, çok alanı olmaz.
Bu şekilde davranmayın. Fanatik müşteriler diye bir kavram vardır.
Bakın buna da yönebilirsiniz.
En iyi örnek hattı Harley Davidson'dır.
Öyle bir marka ki insanlar onun dövmesini yaptırıyorlardı.
Değil mi? Biliyorsunuz. Ben mesela 15-16 yaşımdan beri mutlaka 3-4 senede bir Harley Davidson botları mutlaka vardı.
Bir kısası vardır. Bir o en uzunlar var ya böyle turuncu diz altında olan.
Lise'de çok giyerdim onları.
Ya mesela onlar kesinlikle zamansız parçalar.
Bu tarz ürünler yaratabilirsiniz.
Çünkü bu marka arkadaşlar müşterilerine ayakkabı, bot ya da deli ceket satmadı.
Onlar yaşam tarzı sattı ve hangi kitleye hitap edeceklerini de çok iyi öğrendiler.
Ve üçüncü altın kuralımız lider girişimci teknolojiye yapılan yatırımın geleceğe yapılan yatırım olduğunu bilmeli ve bunu kullanmalıdır diyor Mehmet Akif.
Teknoloji arkadaşlar yaşamımızın bütün alanlarını değiştiriyor.
Hepimiz bunun farkındayız.
Zamanında arkadaşlar Bill Clinton başkanken ona teknolojiye çok yatırım yapıyorsun diye kızanlar varmış.
Onlara demiş ki teknolojiye yapılan yatırım Amerika'nın geleceğine yapılan yatırımdır.
Malumunuz görüyoruz Amerika teknolojide ne durumda.
Ülkeyi zaten onlar yürütüyor.
Ben şimdi başlıyormuşum konuşmalara.
Zaten ülke onların elinde.
Şu anda bazı mağazalarda mesela kasiyer yok değil mi?
Daha yeni geçtik. Tamamen teknolojik kasalar var.
Amerika arkadaşlar buna 2006'da geçmişti.
2006'da kullanıyordu bunu.
Walmart markalarını biliyorsunuz değil mi?
Adamlar... İlk onu 2006'da kullandılar ve bunların 10 binden fazla mağazaları var şu anda.
Yani yıllar öncesi değil mi?
Neredeyse 20 sene önce teknolojiye bir yatırım yapıyorlar, insansız kasa yapıyorlar ve şu anda 10 binden fazla mağazaları var.
Yani arkadaşlar bilgi teknolojileri, altyapılarınıza da yatırım yapmanız gerekiyor.
Şimdi insansız kasa deyince insanların işsiz kalması gibi bir şey aklınıza gelebilir.
Kötü olarak düşünebilirsiniz ama teknoloji insanın yerini almak için değil, ufkunu genişletmek için vardır arkadaşlar.
Bu açıdan bakın. Bir girişimcinin ya ben teknolojiden anlamıyorum deme lüksü yok.
Çünkü yapay zeka, veri analitiliği, otomasyon artık sadece yazılım şirketlerinin değil, her sektörün dili haline geldi.
İçgüdüyle hareket eden girişimci...
İyi bir liderdir ama veriyi dinleyen girişimci büyük liderdir arkadaşlar.
Yani bir lider girişimci olarak sadece sezgilerinize körü körüne güvenmemeniz gerekiyor.
Müşteri davranışlarını, satış verilerini, algoritmaları okumayı bilen kişi duygusal kararlarla para yapmış olur.
Yani teknoloji burada soğuk bir makine gibi görünüyor ama değil.
Karar alma kasınızı büyüten bir zeka ortağı gibi düşünün.
Yani siz teknolojiyi kullanarak bu insanları işten çıkartarak ekibinizi küçültmeyeceksiniz.
Değerinizi yükselteceksiniz.
Basit işleri sistemlere devredeceksiniz.
İnsan kaynağını da yaratıcılıkta kullanacaksınız.
Aslında yapılması gereken bu.
Teknoloji bu yüzden verimlilik değil.
Özgürlük aracı bence.
Sevgili beni dinleyen arkadaşlarım, dostlarım, sayın Lizer girişimciler, girişimci adayları.
Cesaretinizin başarının anahtarı olduğunu lütfen unutmayın.
Bakın kibar söylüyorum.
Bağırtmayın beni. Korkmayın arkadaşlar.
Başarının anahtarı cesarettir.
Hadi bu size bir işaret olsun şu anda girişim yapmak isteyen arkadaşlarım.
Hadi beni dinledikten sonra hadi bir kuvvet kalkın yerinizden hareket edin yapın.
Psikolog William James'a diyorlar ki başarının tarifini tek bir kelimeyle yap.
O da diyor ki ya çok zor bir şey ama tamam diyor hadi ısrar ediyorsun söyleyeyim.
Başarının tek bir tarifi, tek bir kelimesi cesaret.
Benjamin Franklin cesaret olmayan insanı keskin kenara olmayan bıçağa benzetiyor.
Aaa çok güzel değil mi?
Keskin kenara olmayan bıçak.
Walter Chrysler'da başarının asıl sırrı...
Yani burada coşku derken arkadaşlar heyecandan bahsetmiyor.
Heyecanı da aşan coşkudan söz ediyor.
Sizi coşkulu görmek istiyorum ben.
Sizi coşkulu görmek istiyorum.
Çünkü coşkulu olduğunuzda başarı destanları yazabilirsiniz.
Coşkuluysanız her engeli aşabilirsiniz.
Coşku, gözünüzdeki ışıltıyı, yürüyüşünüzdeki salınımı, elinizin kavrama biçimini, arzunuzun karşı konulmaz yükselişinizi, sizin gelişiminizi sağlayacak.
Coşkulu kişiler büyük savaşçılardır, azimlidirler, sarsılmaz değerleri vardır.
Tüm girişimlerinin temelinde coşku yatar.
Coşkunun yokluğunda sadece ve sadece mazeret vardır.
Mazeretlere sığmayın arkadaşlar.
Bu bölümün de sonuna geldik.
Çok teşekkür ederim beni dinlediğiniz için.
Açıklamalara sosyal medya hesabımı bırakıyorum.
Oraya da beklerim. Görüşmek üzere.
nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
