
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde, Alman Psikolog Gabriele Oettingen’in 20 yılı aşkın süredir hedefler üzerine yaptığı çalışmaların bizi rahatsız eden taraflarını anlatıyorum.
Hedef sandığımız şeylerin neden çoğu zaman işe yaramadığını, ama bunu fark etmeden hayatımızı buna göre kurduğumuzu konuşuyoruz..
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Evet, 2026'nın ilk günlerindeyiz.
Yeni hayallerle, yeni isteklerle girdik yeni yıla.
Vizyon panolarımızı yaptık, ritüellerimizi yaptık, işte narlarımızı kırdık, doğalarımızı ettik, güzelce istedik ve merhaba dedik.
Yaşamayı düşündüğümüz bir 365 günümüzün daha olduğu umuduyla.
Şimdi bugün arkadaşlar dolayısıyla hedeflerimizi konuşacağız.
Yani bu yıl bittiği zaman ya vizyon planındaki hiçbir şey gerçekleşmedi ya da şu oldu şu olmadı.
dememeniz için yapıyorum bu bölümü.
Çünkü sürekli konuştuğumuz, hep konuştuğumuz ama gerçekten tam olarak ne olduğunu bilmediğimiz bir şey var.
Hedefler, hedeflerimiz.
Hedef konusunu sadece istediğimiz şeyler olarak kafamızdan getiriyoruz.
Çok konuşuyoruz bunlar hakkında ama çok az ciddiye alıyoruz.
Hepimizin hedefleri var.
Hepimiz hedefler koyuyoruz ama bir yerden sonra olmuyor.
Sonra diyoruz ki ya ben istiyorum ama olmuyor.
Bende bir problem var galiba.
Disiplinsizim, istikrarım yok.
Böyle şeyler söylüyoruz ve hedeflerimize ulaşamıyoruz.
Hayatlarımızdan istediklerimizi alamamamızın nedeni genellikle ne istediğimizi bilmememizden kaynaklanır.
Seneka ne diyordu? Hangi limana gittiğini bilmeyen gemiye hiçbir rüzgar yardım etmez.
Yani daha iyi bir hayat, mutlu olmak, başarılı olmak bunlar hedef değil.
Bunlar temennidir arkadaşlar.
Yani şöyle düşünün. Ne istediğinizi biliyorsunuz diyelim.
Ama genel olarak bir söylemde bulunuyorsunuz.
Ben mutlu olmak istiyorum bu hayatımda.
Ben başarılı bir hayat yaşamak istiyorum diye temenni söylemiş oluyorsunuz.
Yani bu şuna benziyor.
Ateş etmeyi öğrendiniz ama nasıl nişan alacağınızı bilmiyorsunuz.
Belki de çok uzun süre şöyle hissettiniz.
Ben dağları yerinden oynatabilecek güçteyim.
Oynatmadınız belki ama oynatabilirdiniz de.
Önemli işlere imza atabileceğinizi hissediyordunuz.
Ben büyük işler yapabilirim diyordunuz ama olmadı.
Ya da hala öyle hissediyorsunuz diyelim ama olmuyor.
Çünkü istemekle kaldınız diyor Alman psikolog Gabriel Oettingen.
Tanıştırayım efendim. Benim hedef konusuna bakışımı gerçekten değiştiren bir isim.
New York ve Hamburg Üniversitesi'nde yıllarca bu konu üzerinde çalışmalar yapmış bir isimdir.
Bu kadın arkadaşlar... Pozitif düşünce akımının tam karşısında duran bir isim.
Yani pozitif düşünce akımının tam karşısında durup da nasıl hedeflerle ilgili bize yol gösterebilir?
Gabriel diyor ki pozitif düşünme hedeflere ulaştırmaz hatta çoğu zaman sabote eder.
Bunu söyleyebilmek için 20 yıldan fazla sürede deneyleri ve binlerce insanlarla yaptığı çalışmaları var.
Pozitif düşünme hedeflere ulaştırmaz hatta çoğu zaman sabote eder diyor.
Bunu duyunca doğal olarak şunu düşünmüş olabilirsiniz.
Peki hiç mi olumlu düşünmeyeceğiz?
Ne alaka yani olumlu düşünmemek diye?
Hayır arkadaşlar kimse size karamsar ol dememiş.
Yani Gabriel burada böyle bir şey söylemiyor.
Böyle biraz ince bir yerden bakıyor olaya.
Biz son yıllarda ne öğrendik arkadaşlar?
İşte olmuş gibi düşün, olmuş gibi hisset.
Kendini başarılı halinde hayal et.
Bunları düşündük değil mi? Ve evet bunu yaptığımız zaman gerçekten iyi hissettik.
İyi şeyler hissettik. Mesela diyelim ki kilo vermek.
istiyorsunuz yeni bir işe geçmek istiyorsunuz ya da yeni bir projeye başlamak istiyorsunuz kendi işinize alakalı ne yaptık işte gözümüzü kapattık zayıflamış halimizi gördük ya da işte mutlu halimizi gördük takdir edildiğimiz
halimizi hayal ettik Sonra o kadar güçlü hissettik ki dedik ya tamam ya bu iş olacak.
Bu iş bende dedik. Ama arkadaşlar Gabriel diyor ki beyin hayalle gerçeği sandığımız kadar ayırt edemiyor.
Bu da okey değil mi? Ne diyorduk?
İşte hayal kurunu olmuş gibi düşünün ki sanki olmuş olarak beynimiz bunu yapsın.
Çünkü beynimiz neydi? İşte hayalle gerçeği sandığımız kadar ayırt edemezdi.
Ama Gabriel burada çok başka bir şey yakalamış arkadaşlar.
Gabriel demiş ki siz hedefinizi sadece güzel tarafınızdan...
Hayal ettiğinizde beyniniz sanar ki bu iş tamam.
Artık bir şey yapmama gerek yok.
İşte ben sürekli manifest yapıyorum.
Olumlu düşünüyorum. Çaba da sağlıyorum.
Yani çabalarım da var. Hani neden olmuyor?
Olmuyor abi diyen insanlar arkadaşlar.
Yani bazı insanların beyinlerinin böyle söyleyeyim size.
Beyinlerinin çalışma sistemlerine göre bazılarımızın aklı şunu söyleyebiliyor.
Tamam oldu bu iş, başardın, yapman gereken başka hiçbir şey yok, sen zaten tamamsın.
Ve ne oluyor biliyor musunuz? Normalde sizi ayağa kaldırabilecek olan o enerjiyi daha yola çıkmadan harcadığımızı söylüyor Gabriel.
Bu yüzden arkadaşlar biz hiçbir şey yapmadan yorulmuş gibi hissediyoruz.
Ya da daha başlamadan sıkılıyoruz.
Ya da neden içimden gelmiyor artık diyoruz kendimize.
Çünkü beynimiz hedefi zihinsel olarak bitirmiş oluyor.
Gabriel bunu deneylerle göstermiş arkadaşlar.
Binlerce insanla ve yıllarca yapmış bunu.
Sadece hayal kuranların daha az çaba gösterdiğini zor anlar.
Geldiğinde daha çabuk vazgeçtiklerini görmüş.
Çünkü onların zor anlara hazırlıksız yakalandıklarını söylüyor.
Sorun olumlu düşünmek değil.
Sorun sadece olumlu düşünmek.
Olumlu düşünmek bize yön veriyor ama bizi hedeflerimize yürütmüyor arkadaşlar.
Yürütmesi için bir şeye daha ihtiyacımız var.
Ne biliyor musunuz? Gabriel söylüyor bunu.
Engeli görmek diyor.
Ve Gabriel diyor ki hedefe giden yol önce engeli kabul etmekten geçer.
Engel derken neyi kastediyoruz?
Hayatımızdan birçok örnek vereyim size.
Sabah alarm çaldığınızda canınızın istememesi.
Eve yorgun geldiğinizde yarın yaparım diyerek ertelemek.
Ya da hevesinizin kaçtığı günler ya da kimsenin sizi motive etmediği zamanlar.
Biz hedef koyarken genelde kendimizi en iyi halimizle hayal ediyoruz.
Şu an böyle bir durdum.
Çünkü böyle bir şey dank edecek diye bekliyorum.
Gerçekten arkadaşlar düşünün bu vizyon planlarımızı yaparken de işte ajandalarımızı yazarken de yani hep kendimizi iyi halimizle hayal ettik değil mi?
Ama hedefimizi yarım bıraktığımız anlarda hiçbir zaman o iyi hallerimiz...
Olmuyor arkadaşlar. Hedefi yarım bıraktığımızda yorgun oluyoruz.
Canımız istemiyor. Moralimiz olmuyor.
Ertelemek çok cazip geliyor ve yarım kalıyor.
İşte Gabriel'in söylediği şey aslında bu arkadaşlar.
Hedef koyarken kendinizin en zor halini hesaba katmıyorsunuz.
Hedef değil aslında siz dilek tutuyorsunuz diyor.
Bu aslında bir karamsarlık değil arkadaşlar.
Bu hazırlıktır. Hatta sto filozofları da her zaman en kötüsünü düşün.
En engelleri düşün. Hani ne olabilir ki diye.
Hatta daha önceki bölümlerimde de söylemiştim.
Hani bunları düşünün ki hazırlıkta olabilirsiniz demişlerdir.
Hatta bunu binlerce yıl önce Confucius da söylemiş arkadaşlar.
Zorlukları hesaba katmadan yola çıkan yarı yolda durur demiş.
Yani burada size Confucius bize şey demiyor.
Yola çıkmayın demiyor.
Yola çıkın ama diyor akıllı olun diyor.
Engellerinizi düşünün diyor.
Geleceği hep olduğundan daha kolay hayal ediyoruz.
Yani kendimizi motive zannediyoruz ve hedeflerimizi, hayallerimizi düşünürken de böyle sanıyoruz.
Sanki hep o andaki motive halimizle kanacağız.
Bizler yorgun halimizi unutuyoruz arkadaşlar.
Sonra o yorgun gün geldiğinde de biz şok oluyoruz.
Ay vazgeçtim, istemiyorum oluyoruz.
İşte bu yüzden biz hedefleri yarım bırakınca kendimize suçluyoruz.
Demek ki bende disiplin yok gibi şeyler söylüyoruz.
Mesela arkadaşlar hazırlık.
Bize bunu söylüyor. Olumlu düşünün diyor.
Ama diyor zor an geldiğinde de ne yapacağınızı bilin.
Yani o engellerin neler olabileceğinizi hedeflerinize katın diyor.
Çünkü hedef dediğimiz şey iyi günlerin değil zor günlerinin planıdır.
Ve biz arkadaşlar bence biz yıllardır bunda yanıldık ya.
Olumlu düşünmeyi gerçekle yüzleşmemek sandık.
Ama gerçek şu. Sizi hayatta ileriye götüren şey ne sadece umut ne sadece gerçeklik.
İkisi birliktedir arkadaşlar.
Olumlu düşün. Yani bir tanesi yönünüzü gösteriyor, diğeri de...
Yolu bitirmenizi sağlıyor.
Hedef dediğimiz şey de ancak bu ikisi bir aradaysa çalışıyor.
Gabriel'in yaptığı deneylerden birinde bir grup insana işte diyor ki hayatınızda en çok ne istiyorsunuz bunu düşünün diyor.
İşte insanlar söylüyor kilo vermek istiyorum, kariyerde yükselmek istiyorum, ilişki düzeltmek istiyorum, kitap yazmak istiyorum, para kazanmak istiyorum gibi.
Sonra diğer gruba soruyor.
İşte diyor ki şimdi siz ne istiyorsunuz diyor.
Onlar da söylüyorlar. Şimdi diyor olmuş halinizi hayal edin diyor.
İşte nasıl zayıflayacaksınız, nasıl başarılı olacaksınız.
Nasıl mutlu olacaksınız?
Yani bu gruba diyor ki yani ilk önce hedefi düşündürüyor ama sonra da hani nasıl getirdiği için önündeki engelleri düşünmek zorunda kaldırtıyor bu gruba.
Ve sadece hayal kuranı o ilk grubun daha az çaba harcadığını, daha çabuk vazgeçtiklerini ve hedefe daha az yaklaştıklarını görüyorlar.
Çünkü beyin şu hatayı yapıyor arkadaşlar.
Gabriel böyle söylüyor. Zaten oldu diyor ve çabalamayı bırakıyor.
Yani siz hedefinizi hayal ettiğinizde beyniniz dopamini şimdi veriyor.
Çabayı istemiyor.
Yapmayacağım diyor. Nasıl olsa oldu diyor arkadaşlar.
Pozitif fanteziler enerjimizi geleceğe değil bugüne harcar diye de Gabriel eklemiş.
Biz ne yapıyoruz? Hedefi bir vizyon fanasına konuyoruz.
Bir tane müzik açıyoruz. Kendimizi olmuş gibi hissediyoruz.
Sonra gerçek hayat yüzümüze çavak diye tokat gibi geliyor.
Yorgunluk geliyor. Gerçeklik hissettiriyor kendisini değil mi?
Sonra biz şey diyoruz. Hatta ben öyle demiştim bu podcast'a başladıktan birkaç ay sonra.
Ya demiştim bu kadar zor olmamalıydı.
Ama tek yaptığım şey arkadaşlar süreci.
Sürece odaklanmakta hala sürece odaklayıp sonuca odaklı değilim.
O yüzden devam edebildim.
Bir hedefim var çünkü. Belli bir hedefim var.
O yüzden zaten ben de bugün bunu anlatmak istedim.
Düştüğüm zamanlar çok oluyor kalkmakta.
Kalkmak için daha doğrusu elimi uzattığımda bazen bir el bulamayabiliyorum.
Yorulabiliyorum. Hatta kalkmaya ihtiyacım olduğunu bazen etrafımdakilere bile söyleyemeyebiliyorum.
Zaman zaman açıp dinleyeceğim ben de bu bölümü.
Hedeflerimden şaşmamak için yorgun bir günümde kaydediyorum bu bölümü.
O yüzden siz de yorgun olduğunuz günlerde düştüğünüzde eğer sizi kaldıracak bir el bulamazsanız bu bölümü açıp dinleyin olur mu?
Yani arkadaşlar hedefinizi ciddiye almıyorsanız kendinizi ciddiye almıyorsunuzdur demektir.
Bu biraz sert gibi geliyor şu anda sizi biliyorum ama bu bir gerçek yani bu çok gerçek bir şey.
Biz hedefleri yarım bırakırken aslında şunu yapmış oluyoruz.
Kendimize verdiğimiz sözleri bozuyoruz.
Sonra ne oluyor biliyor musunuz?
Kendimize olan öz saygımız düşüyor.
Kendimize güvenimiz azalıyor.
İşte benden bir şey olmazlar geliyor.
O yüzden hedef konusu hafif bir konu değil arkadaşlar.
Hedefleriniz olsun gibi bir klişe durumu değil.
Yani Gabriel bunun farkındaymış.
Bence bu yüzden hedefi bir başarı aracı olarak değil kişisel dürüstlük alanı olarak görmüş ve bir sürü çalışmalarda yapmış.
Peki geleceğimizi şekillendiren bu gücü hedeflerimizi nasıl belirleyebiliriz?
Neler yapmalıyız? Buna bir bakalım.
Şimdi öncelikle arkadaşlar Gabriel diyor ki hayallerinizi belirginleştirip hedeflerinize dönüştürün.
Hayallerinizi belirginleştirip hedeflerinize dönüştürün.
Hedeflerinizi belirledikten sonra da hayata geçirin diyor.
Şimdi öncelikle hedeflerinizin ayrıntılı ve ölçülebilir olması gerekiyor arkadaşlar.
Şimdi birçok kişiye soralım.
Diyelim ki hedefiniz nedir?
Ben size soruyorum şimdi. Hedefiniz nedir?
İşte mutluluk istiyorum, huzur istiyorum, başarılı olmak istiyorum, çok para kazanmak ya da özgür olmak istiyorum gibi cevaplar vereceksiniz.
Bunlar hedef değil arkadaşlar.
Bunlar sadece istekleriniz ve arzularınız.
Hedeflerin belirgin ve ölçülebilir olması gerekiyor.
Güzel rüyalar görebiliyoruz.
İş yerinde değerimizin bilinmediğini, daha iyi bir...
İş bulabileceğimizi, büyük projelere, büyük işlere imza atacağımızı, bir gün şansın bize de güleceğini ya da bir gün bizi zengin edecek işte ne bileyim bir makine, bir ürün icat edebileceğimizi de düşünebilirsiniz.
Bunun hayalini de kurabilirsiniz.
Ünlü olmanın hayalini de kurabilirsiniz.
Ama eylem planı oluşturup ilerlemenizi ve aldığınız sonuçları değerlendirebileceğiniz net bir hedef belirleyemiyorsanız istekleriniz hoş bir rüyadan öteye gitmeyecek.
Hedefinizin bütün detaylarıyla net ve kesin olması gerekiyor.
Mesela kilo kaybı bir hedef olabilir arkadaşlar.
Çünkü bugünkü kilonuz belli ve ulaşmak istediğiniz kiloyu da net olarak ifade edebilirsiniz.
Bu yüzden hedefinize ulaşıp ulaşmadığınızı tespit de edebilirsiniz.
Mesela diyelim ki kazancınızı arttırmak, belli bir miktar para biriktirmek ya da işte borcunuzu kapatmak bunlar da bir hedef olabilir.
Yani varmak istediğiniz yer net ve ölçülebilir olacak.
Bunun dışında hedefler yazılı olacak.
Bakın bu biraz önce söylediğim gibi sürekli söyledik ama vizyon ponosu olarak ya da ben şöyleyim ben böyleyim gibi olumlama cümleleri değil.
Hedeflerinizin ne olacağı yazılı olacak.
Yani ne istediğinize karar verin ve bir kağıda yazın.
Bu kadar basit arkadaşlar. Biz hayatımızda...
Ben hiç görmedim yani bir kere olsun hedeflerini yazan birisini görmedim.
Detaylı olarak ölçülebilir şekilde net bir şekilde hedeflerini yazan kimseyi görmedim.
İsteklerinde olmuş gibi yazanları gördüm.
Hatta ben bile çok uzun süre öyle yaptım.
Yani siz hedeflerinizi yazdığınız zaman bilinçaltınızı programlamış olacaksınız.
Yani ben çok güzelim.
Böyle yazdınız mesela çok güzel olmak istiyorsunuz ya da biraz gençleşmek istiyorsunuz.
Bunun dışında işte ben bir sene içerisinde işte şu gözümün şuradaki kırışıklığın gitmesini sağlayacağım diye bir şey yazdığınız zaman arkadaşlar işte bu zaman bilinçaltınızı daha doğru programlayabiliyorsunuz
diyor Gabriel. Çünkü ben güzelim.
Çok genel bir şey bu.
Yani programlama yapamıyorsunuz bilinçaltınıza böyle bir genelleme ile.
Ve diğer yapmanız gereken şey de hedeflerinizin Temel değerlerinizle uyum içerisinde olması.
Yani hedeflerinizi temel değerlerinizle uyumlu bir şekilde belirleyeceksiniz.
İki tane adam küçük bir botla balığa çıkıyorlar.
Balığa gittikleri gün böyle sakin bir gün.
Saatlerce bir balık gelmiyor ama olta böyle bir anda çok böyle güçlü bir şeyle çekilmeye başlıyor.
Adamlar bakıyorlar. Aa bir tane yüzmeyi bilmeyen bir adam kancaya takılmış panik içinde.
Yardım edin yardım edin diye bağırıyor.
Kurtarın beni diyor. Adamlardan bir tanesi elini uzatıyor.
Bota çekmeye çalışıyor.
Saçları... Yakılıyor. Tam saçından tutuyor.
Çekiyor. Bir bakıyor. Adamın kafası peruk.
Elinde kalıyor. Kolunu tutuyor bu sefer.
Kolunu tam çekiyor. Bir bakıyor.
Takma kol. Bacağını tutayım diyor.
Bacağını tutuyor. Çekmeye çalışıyor.
Bir bakıyor. Bu da tatlı bir bacak.
Adam bir daha uzanıyor.
Ya diyor bu sefer diyor. Bağır diyor.
Çekeyim diyor. Ama çekemiyor arkadaşlar.
Adamın boğulmasına ramak kalıyor.
Adam da debelenmeye, çığlık atmaya devam ediyor.
Ya diyor ki arkadaşım beni kurtarsana.
Niye kurtaramıyorsun diyor.
O da diyor ki tek parça değilsin ki.
Sana nasıl yardım edeyim? Siz de değerlerinizle bir bütünlük içerisinde yaşamalısınız arkadaşlar.
Başkasının değerlerini kendinize empoze ettiğiniz zaman kendinizi hiçbir şekilde kurtaramazsınız ve hiçbir şey sizi kurtaramaz.
Ve size ait bir hedef belirleyemezsiniz.
Kendinize şunu sorun.
Yaşamın benim için anlamı ne?
Yaşamın sizin için anlamı ne arkadaşlar?
Ellerinizi böyle bulabilirsiniz.
Sizi gerçekten mutlu edecek şeyler neler?
Para mı? Kariyer mi?
Tanınmak mı? Arkadaşlık mı?
Dostluk mu? İnsanlara yardım etmek mi?
Ne hangisi? Bunlar kendimize sormadığımız sorular.
Kendimize bir sürü soru soruyoruz ama yaşamın bizim için ne anlamı olduğunu sormuyoruz arkadaşlar.
Hedeflerinizin çerçevesini oluşturmak için öncelikle yaşamın sizin için ne anlama geldiğini kendinize sorun.
Ve hedefleriniz için diğer bir yapmanız gereken şey dengeli bir hayat arkadaşlar.
Şöyle dengeli bir hayat için ne olması gerekiyor?
Hedeflerinizin de dengeli olması gerekiyor.
Nasıl bir uçağın düzgün uçabilmesi için ağırlığı dengeli bir şekilde dağıtılmışsa bizim hedeflerimizin de dengeli olması gerekiyor.
Nedir arkadaşlar bu dengeli hedefler?
Üçe ayırıyoruz. Ailesel ve kişisel hedefler, iş ve kariyer hedefleri ve kişisel gelişim hedeflerimiz.
Şimdi ailesel hedefler, ailesel ve kişisel hedefler normal arkadaşlar.
Aklınıza gelecek şeyler. Hayatımızda her şeyi yapmak istememizin gerçek sebebi zaten ailemiz, sevdiklerimiz.
Yani ne olursa olsun Gabriel öyle söylüyor.
Bilinçaltınızda diyor mutlaka birisi için bir şey yapma isteğiniz vardır diyor.
Yani ailesel olarak mesela bir ev istiyorsunuzdur daha kolay yaşayabilmek için.
Arabayı istiyorsunuzdur işte içine daha rahat sığabilmek için.
İşte çocuğunuzun derslerinin düzenmesini istiyorsunuzdur ona yardımcı olmak için.
Bir sürü şey. Öncelikle bu hedefiniz ailesel bir hedef.
Yani bunu ayıracaksınız.
Diğer hedefiniz, iş ve kariyer hedefiniz.
Başarılı insanları inceleyen bütün araştırmalar her zaman şunu göstermiş.
Başarı mesleğinizde öne çıkmanızı gerektiren bir şey.
Siz de mesleğinizin herhangi bir dalında uzmanlaşmalısınız arkadaşlar.
Kendinizi adamalısınız.
Bu da ancak sevdiğiniz bir konuda çalışmanız da mümkün olabilir.
Yani sizin çalıştığınız ve sevdiğiniz alanda sıra dışı olmanız gerekiyor.
Kendinizi hiçbir zaman mükemmel ve güvende hissedemezsiniz.
Çünkü eğer böyle olmazsanız.
Babaları aynaya baktığınızda aynada gördüğünüz şeye şöyle demeniz lazım.
Ya evet şu şöyle olabilir ama sen şu işte çok iyisin be kızım.
Sen şunu da süpersin be kızım.
Yani Gabriel diyor ki elinizde bir tane mükemmel olduğunuz kendinize adadığınız bir iş olması gerekiyor diyor.
İş ve kariyer hedefiniz için.
Becerilerinizi geliştirmek istiyorsanız imkansızı deneyin arkadaşlar.
Şimdi size bir adamın hikayesini anlatacağım.
Şimdi bu adam. Yaşıyor bir şehirde tamam mı?
Sıkılıyor. Ben diyor bu bulunduğum ortamdan, bu yerlerden diyor çok sıkıldım diyor.
Cibimde de çok az param var ama diyor ben diyor başka bir şehire gideceğim.
Bulunduğum yeri terk edeceğim diyor.
Ve... Şehirden de öteye giderek hiç bilmediği bir tane ülkeye gidiyor.
Henüz oraya alışmaya çalışırken arkadaşlar sokaklarda gezerken bir ülkeye gidiyor.
Bir ülkeye gideneden devam edelim.
Bu gittiği ülkenin sokaklarında gezerken birisi bağırmaya başlıyor.
Tiyatroya geleyin kaçırmayın bu akşam tiyatro var diyor.
Adam da hayatında hiç tiyatroya gitmemiş.
İnanılmaz derecede merak ediyor.
Bileti diyor nereden alabilirim diyor hemen oradaki görevliye.
Adam da söylüyor şuradan alabilirsiniz ücreti de işte 3 dolar olsun 3 dolar diyor.
Adam cebine bir bakıyor. Cebinde 3 dolar var.
Başka hiçbir parası yok.
Akşam da olmuş. Ne yapacak?
Ne edecek? Ben diyor alacağım diyor.
Çok merak ettim tiyatroyu diyor.
Neyse gidiyor alıyor biletini.
Tiyatrosunu izliyor. Oyun bitiyor.
Herkes dağılıyor. Ama bizimki tabii ki çok meraklı.
Böyle kalıyor. Düşünüyor izlediği oyunla ilgili.
Sonra orada bir tane temizlik görevlisini görüyor.
Diyor ki beni diyor müdürümüze götürebilir misiniz?
Ona bir şeyler sormak istiyorum.
Adam diyor ki ne yapacaksın müdürü? Oyun bitti yani evine git.
Hayır diyor ben müdürle görüşmek istiyorum.
Diyorum o sırada müdür çıkacak.
Ama adam nedense Allah'ın hikmeti ya adam çok şanslı.
Tamam diyor gelsin götür müdürle tanıştırıyor.
Müdüre diyor ki ben bu oyunu çok beğendim çok etkilendim.
Ben diyor bu tiyatronun bir parçası olmak istiyorum.
Ne iş olursa olsun ben burada çalışmak istiyorum.
Ne olursunuz diyor bana burada bir iş verin.
Bir tane de tiyatronun kütüphanesi var.
Uzun süredir kimse girmediği için inanılmaz pis.
Müdür de diyor ki tamam diyor hadi diyor burayı diyor temizle.
Eğer temizleyebilirsem beğenirsem temizleyin seni diyor işe al.
alırım diyor. Tabii o bu merakla bu istekle bu şevkle giriyor oraya ve mükemmel derecede çok iyi temizliyor.
Sonra müdürü çağırıyor. Müdür görüyor.
Aa diyor süper temizlemişsin.
Tamam diyor. Seni diyor buraya temizlikçi olarak alıyorum diyor.
Ama adam diyor ki ya diyor ben hani bu ülkeye yeni geldim.
Benim kalacak yerim yok.
Ne yapabiliriz diyor. Müdür de diyor ki tamam diyor sorun değil.
Ben senin işini yapmanı çok beğendim.
O yüzden diyor bu kütüphanede yatar.
Bu kütüphanede kalkarsın.
Hem de diyor pislik müdür.
Hem de diyor zaten burada Sağ olun için işine de biraz daha erken başlarsın diyor.
Bizimki tabii çok mutlu.
Oley diyor süper diyor.
Hem diyor çok sevdiğim bir alandayım bir yerdeyim.
Hem buranın bir parçasıyım diyor.
Hem de kendime hem yatacak yer kalacak yer hem de bir iş buldum diyor.
Tamam müdür anlaştık diyor.
Müdür sonra kapıya doğru ilerliyor.
Tam o sırada müdür arkasını dönüyor ve diyor ki.
Ha diyor bu arada adını sormayı unutmuştum.
Adın neydi diyor. Adam da cevap veriyor.
William. William Shakespeare.
Hayattan ne istediğinize karar verip o uğurda çalışmaya başladığınızda hayatta ulaşabileceğiniz en büyük sevinci ve tatmini yaşamış olursunuz arkadaşlar.
Sevdiğiniz bir işi yapıp başarısız olmak, nefret ettiğiniz bir işte başarılı olmaktan çok daha iyidir bence.
Ve sizler hangi alanda ilerleyeceğinize karar verin.
İçinizdeki sese kulak verin.
Gerçekten yapmayı sevdiğiniz şey nedir?
Kolayca başarabileceği hedefler belirleyen kişi...
kendi sınırlarını çizmiş olur.
Unutmayın. Size bir de bir aslanın hikayesini anlatacağım.
Bulunduğunuz ortamda kabullenişlerimizle alakalı hani böyle çaresiz kabullenmeden bahsediyoruz ya bu son günlerde bununla ilgili.
Bir hayvanat bahçesi var. Bu hayvanat bahçesine bir tane yeni bir aslan getiriyorlar.
Yemek saati gelince bakıcılar bu yeni aslanın önüne fındık fıstık koyuyorlar.
Ama bu aslanın yanında hemen yan tarafında başka bir aslan daha var.
Bu eskiden beri burada olan bir aslan yani yıllardır buradaki aslan.
Ama onun önüne pirzola koyuyorlar.
Bu 1-2, 1-2, 1-2 oluyor.
En sonunda yeni aslan diyor ki ya kardeşim benim önüme diyor koca aslanın önüne diyor fındık fıstık koyuyorsunuz.
Neden yanımdaki aslanın önüne pirzola koyuyorsunuz diyor.
Ve çalışan da diyor ki siz diyor ne kadar aslansanız da kadromuz diyor şempaze kadrosu.
Yani sizin bulunduğunuz bu yer aslında bir şempanzeye ait.
Ve bizim elimizde sadece size verebileceğimiz fındık fıstık var.
Yani aslan kadrosuna geçtiğiniz zaman durum düzelecek diyor.
Ama aslında o bir aslan.
Ama aslan kadrosunda değil.
Şempaze kadrosunda.
Yan yanlış yerde duruyor arkadaşlar.
Olması gereken yerde değil.
O yüzden oradakiler onun önüne sadece fındık fıstık atıyorlar.
Sevdiğiniz işi bulup Bütün enerjinizi, yeteneğinizi, yüreğinizi ortaya akıtmanız gerekiyor.
Yoksa bir aslan olup bir maymun gibi fındığa, fıstığa tamam dersiniz.
Başarılı olan insanlarda arkadaşlar bu konuda asla bir istisna, asla bir taviz yoktur.
Ne olursanız olun en iyisi olmanız gerekiyor.
Eğer en iyisi siz olursanız kimlerle çalışacağınızı siz seçersiniz.
Eğer sıradan olursanız başkalarının sizi seçmesini beklersiniz.
Yaptığınız işe inanın ya da İnandığınız işi yapın.
Ve diğer kişisel gelişim hedefi de becerilerinizi geliştirmek için alabileceğiniz eğitimleri ya da bu alanda belirleyeceğiniz hedefleri içeriyor arkadaşlar.
Kendinizi hangi yönden geliştirmek istiyorsunuz?
İşte topluluk önünde konuşma korkunuzu yenmek olabilir, okuma hızınızı arttırmak olabilir, dili öğrenmek olabilir.
Bunlar gibi şeyler yani.
Ne yapacaksınız? Neler yapabilirsiniz?
Belgesel mi ilgilemeniz lazım?
Özel hocamı tutmanız lazım.
Bir programı satın almanız gerekiyor ilk aşamada, sonraki aşamalarda.
yapmalısınız. Hangi engeller önünüze çıkar?
Maddi manevi. Bunları yapmanız gerekiyor.
Yani kendiniz için olan hedefleriniz neyse bunları yapacaksınız.
Kimse için değil sadece kendiniz için.
Bakın benim gıcık olduğum bir hikaye var bir anne oğul hikayesi bunu anlatayım size.
Şimdi sürekli oğlunun kıyafetlerini yerden toplamaktan usanan bir tane anne var.
Bu anne diyor ki kural getiriyor.
Eğer diyor yere diyor kıyafet atarsan ve bunları yerden kaldırmazsan ben diyor her yerden kaldırdığım kıyafet için senden 20 TL para alacağım diyor.
Oğlu da tamam diyor. Benim için diyor sıkıntı yok.
İçinden de düşünüyor nasıl olsa harçlığım var şöyle böyle diye.
Neyse haftanın sonunda 5000 lira oluyor bu.
Diyor ki annesi borcun diyor 5000 lira.
Çocuk da diyor ki tamam benim için sorun yok diyor.
Veriyor 5000 lirasını.
Güzel işte anne diyor çok güzel topladım bu hafta kıyafetlerimi diyor.
Şimdi ne anladınız arkadaşlar bu hikayeden?
Hedef annenin hedefi odanın derli toplu olmasıydı.
Oğlunun hedefi değildi arkadaşlar.
Annenin hedefiydi.
Sizin hedefiniz.
Sizin için mi? Yani bu kişisel gelişim hedefi dil öğrenmek istiyorum.
Neden? İşte yurt dışına gideceğim.
Eşimin işi orada. Dil öğrenmem gerekiyor.
Bu sizin kişisel hedefiniz değil.
Yani şunu demek istiyorum. Dil öğrenmem gerekiyor.
Neden? Kariyerim için gerekiyor.
İşte insanların önünde konuşmayı bilmem gerekiyor.
Neden? Çok zor arkadaş ediniyorum.
Bu şekilde konuşarak iyi arkadaşlar edinebileceğimi düşünüyorum mesela.
Yani çok kişisel hedefler olacak.
Yani siz kendi hayatınızı mı yaşıyorsunuz?
Yoksa başkalarının hayatını mı yaşıyorsunuz?
Ne istediğinizi söyleme konusu.
Konusunda bizler gerçekten bastırıldık.
Hayal gücünüzü serbest bırakın arkadaşlar.
Ve kişisel gelişim çok geniş bir alandır.
Ne yapmak istiyorsanız oturun yazın ve hedeflerinizi planınızı yapmaya başlayın.
Ve arkadaşlar öncelikle hedeflerinizi belirlemelisiniz.
Çünkü iki tavşan kovalarsanız ikisi de kaçar.
Birçok hedefiniz olabilir. Ama hayatta başarmak istediğiniz öncelikle bir tane hedefiniz olmalı diyor Gabriel.
Bu arkadaşlar aynı anda başka hedefleriniz olmamalı gibi bir anlama gelmiyor.
Sadece 3 tane hedefinizi aynı anda düşünüp aynı önemi veremezsiniz demek oluyor.
Bir tanesini önceliklendireceksiniz.
Bu konsantrasyonunuzun dağılmasına sebep olur çünkü aynı anda bu saydığım 3 hedefi de yapmak isterseniz sizin odak noktanız dağılabilir.
Öncelikle hedefinizi bulacaksınız ve tüm hayatınız rayına gelecek.
Bu her gün kullandığınız arabanın motor gücünün 3 katına çıkmasına benzer arkadaşlar.
Bir tane bulun bir tanesine öncelik verin resmen uçacaksınız.
Size iddia ediyorum. Pazarlamaçılar gibi konuştum.
Ve tabii ki olmazsa olmazlarımız hedeflerinize inanmalısınız.
Her yerde herkesin söylediği benim de iki tane bölümüm var ama çok güzel bu bölümler.
Kendine inanmanın gücü arkadaşlar.
Şimdi güzel bir hikayem var.
Bu bölümler böyle hikaye hikaye gittik.
Uzun süredir hikaye anlatmadığımı fark ettim çünkü.
Kendine inanmakla ilgili bu hedefe inanmakla ilgili.
Şimdi bir tane bir köy var arkadaşlar.
Köy kuraklık içinde.
İşte ekinler tabii ki tehdit altındalar.
Çok sıcak bir pazar günü var.
İşte hoca cemaatine diyor ki bizi diyor sadece diyor yağmur duası kurtarabilir.
Bizi diyor başka hiçbir şey kurtaramaz.
Cuma günü geldiğiniz zaman diyor yağmur duası yap.
O gün geldiğinizde tüm yürekten inanıyor olun ki o gün yağmuru yağdıralım.
Tamam diyorlar. Gidiyorlar.
Sonra cuma günü oluyor. Geliyorlar.
Hoca da diyor ki hadi diyor yağmur duasını yapalım diyor.
Tamam hocam diyorlar. Peki inanıyor musunuz diyor gerçekten hoca.
Herkes diyor ki hocam tabii ki inanıyoruz.
Gönülden inanıyoruz. İşte Allah'a diyorlar inancımız şöyle böyle.
Hoca diyor ki ama siz inanmıyorsunuz.
Tabii köylü diretiyor. Nasıl inanmıyoruz hocam?
Tüm kalbimizle tüm gönlümüzle inanıyoruz diyorlar.
Hoca da dönüp diyor ki ama inanıyor olsaydınız yağmurun yağacağına inanıyor olsaydınız evinizde.
Şemse ile buraya gelirdiniz.
Dış dünyamızda bir şeyler olmadan önce iç dünyamızda bir şeyler olmalıdır arkadaşlar.
Yani gerçekten inanıyorsanız mutlaka ona göre davranırsınız.
Ve bu şununla da alakalı biliyor musunuz?
Hedefin azlığı ve çokluğuyla alakalı.
Çünkü ben çok görüyorum etrafımda da.
Şu anda böyle size Ütopya gibi gelen ya da başarma ihtimalinizin çok düşük olduğu bir hedef belirlediniz diyelim.
Bir süre sonra arkadaşlar inancınızı tamamen yitirerek vazgeçebilirsiniz.
Ve kendinizde yenilmesi hissedersiniz.
Bu yüzden hedeflerinizi de bölün.
Yani bugün işte şunu yapacağım ya da bir hafta içerisinde şunu becereceğim, şunu halledeceğim gibi hedeflerle ilerlemeye çalışın.
Bu şekilde hedeflerinize sabit kalmadığınızı da görmüş olursunuz ve bu da sizi ayrıca motive eder zaten.
İnanın ki arkadaşlar yapacağınız, hedeflerinize giderken yapacağınız hiçbir şey karşılıksız kalmaz.
Yani hiçbir düşünce, hiçbir inanç, hiçbir eylem, hiçbir karşılıksız kalmaz.
Bizden dışarı dalgalar halinde yayılır ve evrenden yansıyıp bize geri dönerler.
Bu yansımalar düşüncelerimize, inançlarımıza ve eylemlerimize paralel olurlar.
Yani bir akşam amaçsızca telefonunuza bakmak, işte film izlemek.
Bunlar arkadaşlar kitap okuyup ben hayattan ne istiyorum, hayatımı nasıl değiştirebilirim, isteklerime nasıl ulaşabilirim sorularını sormak arasında çok büyük bir fark var.
Yani spor yapmamakla yapmak, abur cubur yemekle yiyeceklerine dikkat etmek.
Bu kadar büyük bir fark var.
Telefonunu elimize alıp saatler geçirdiğimiz zaman ya işte tamam böyle oldu.
Yani ben size oturun da vicdan azabı çekin demiyorum ama her günde ya da haftanın 3-4 günü de böyle olmamalı.
Eğer hedeflerinize ulaşmak istiyorsanız ve nedenleriniz nedenlerinizi belirleyeceksiniz.
Yani size hedefinize ulaşırken bir itici güçün olması gerekiyor.
Bir itici güç var. Size bu oradan bir güç verecek.
Yani nedeniniz ne? En fazla ileriye giden ok en çok geriye çekilmiş yaydan çıkar arkadaşlar.
Bu yüzden bir sebebiniz olmalı bu hedefe ulaşmak için.
Yani hedefinizi neden başarmak istediğinizi bilmeniz lazım.
Nedenlere ihtiyacınız var.
Hedefiniz sayesinde neler değişecek?
Bir iki nedeniniz olursa motivasyonunuz olur.
Eğer bir hedefi başarmak için yüreğinizde hissettiğiniz 20 nedeniniz olursa karşı konulmaz olursunuz arkadaşlar.
Öyle bir güç olur ki siz de öyle büyük bir güç geliştirirsiniz ki dünyada inanın ki hiçbir şey sizi durduramaz.
Yani yapmanız gerekenleri değil nedenlerinizi mercek altına alın.
Hedeflerinizi gerçekleştirdiğinizde hayatınızda neler değişecek bunlar hepsi sizin itici gücünüz.
Sakıp Sabancı'nın çok sevdiğim bir sözü vardır şöyle demişti.
Başarının havada uçan bir talih kuşu olmadığını bunun için hazırlık yapılması gerektiğini.
Eğer hayallerimi gerçekleştiremeyeceğim, çok yoruldum, bunaldım diyorsanız ya da dediğiniz anda biraz önce söylediğim gibi yine bu bölümü açın.
Dinleyin. Bu bölümün de sonuna geldik arkadaşlar.
Spotify'da beni takip alın.
Takip aldıktan sonra zil kutucuğuna bir tık atarsanız eğer yeni bölüm yayınladığımda size bildirim de gelecek.
Ve Instagram'da da bu bölümün gönderisini yayınlayacağım.
Dinleyen bütün arkadaşları yorumlara bekliyorum.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Görüşmek üzere.
başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
