
Evlenmeden Önce Mutlu Bir Evlilik İçin Tavsiyeler
15 Nisan 2024 · 19 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Evlilik öncesi hazırlıklarınızda Doğan Cüceloğlu'nun evlenmeden önce kitabından tavsiyelerle size eşlik ediyorum.
***
Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba arkadaşlar. Alternatif Vizyon'a hoş geldiniz.
Ben Ayça. Sevmeyene karınca yüyük, sevene filler karınca.
Dağ bile taşır insan aşık olunca.
Evet aşık oldunuz. Sevdiniz ve bir ömür boyu mutlu olmak için, beraber olmak için evet dediniz ya da tam tersi bir ömür beraber mutlu olmak için evlenme teklif ettiniz.
Yaz da yaklaşıyor, evlenme zamanlarındayız şu anda.
Ben de o yüzden bugün bu podcast bölümünü yapmaya karar verdim.
Bugün arkadaşlar evlenmeden önce neler yapabiliriz, neler yapmamız gerekiyor, oturup da masaya yatırılması konular nelerdir bunlardan bahsedeceğim bugün.
İlk önce evlilik olgusuna bakmak istiyorum.
Bu evlilik nedir? Yani hayatımıza nereden geldi?
Evlilik kelimesi arkadaşlar hayatımıza Orta Çağ İngilizcesinden giren bir olgu.
M.S. 1250 yıllarında ilk kez ortaya çıkmış.
Kayıtla yazılı evliliklerde ilk kez Mezopotamya'da bulunuyor.
Burada yapılmış. Bu şeker bağımlı podcast bölümünü dinleyen arkadaşlar hatırlarlar.
Bu yemek olgusu, yemek kültürü, yemeğin çeşitliliği de yine Mezopotamya'da çıkmıştı.
Demek ki çok gönül uluslarda tabii çoğu hayatımızda.
olaylara önce olmuş oluyorlar.
Tarihte çiftlerin çoğu aslında aşık oldukları için değil ekonomik ilişkileri düzenleyebilmek için evleniyordu eski tarihte.
Bazı kültürlerde erkeğe çeyiz veriliyordu.
Bazı kültürlerde de biz de çok yakından biliyoruz ki kadının ailesine belli bir başlık parası veriliyordu.
Aynı zamanda da bunlar neyi sağlıyordu arkadaşlar?
Toplumsal düzeni sağladığı için evlilik sağlanıyordu.
Bu şekilde hayatımıza girmişti.
Yalnız şöyle bir şey oluyor. 15 ve 16.
yüzyıllarda bir grup var.
Çok koyu dini inançlara sahip bir grup bu, bir topluluk.
Küritenler. Onlar diyor ki hayır kardeşim evlilik iki insanın birbirine karşı sevgisinden ve birbirine olan mutlu etme sorunundan dolayı yapılan bir anlaşmadır diyorlar.
Ve aslında bu severek aşık olarak evlenme tarzı şu anki yani evlenme tarzı bu şekilde ortaya çıkmış oluyor.
Evlenmeden önce hani deriz ya köprüden önce son çıkış diye işte yolumuz ilerledikçe ileriye gittikçe geriye bakıp keşke ya keşke şunu şunu en başta konuşsaydık aslında hayal ettiğim evlilik.
Bu değildi. Kafamdaki eşimi hiç böyle düşünmemiştim dememek için bugün Doğan Hocamızın, Doğan Cüceloğlu'nun Evlenmeden Önce kitabından saygılanarak birkaç tane öneride bulunmak istiyorum size.
Malum dediğim gibi düğün sezonu açılmak üzere.
Hatta sanırım açıldı bile.
Ben de gördüm çünkü birkaç arkadaşım, uzaktan tanıdığım kişiler evlenmeye başladı.
Kitapta Doğan Cüceloğlu o kadar güzel anlatmış ki.
Çok akıcı, çok gerçekçi ve en önemlisi de çok çözümle gelen bir kitap.
Ve kendisi danışanlarının yanında.
Yazdığım mektuplardan da çoğu sayfada bahsetmiş.
Gerçek olaylardan yola çıkarak tavsiyelerde bulunuyor.
Özellikle bu kısmı benim çok hoşuma gitti.
Doğan Cüceloğlu bence çoğu bu balon etkisi yaratan, tespitten öteye gidemeyen olsa özde psikologlardan ne kadar ileride olduğunu bir kez daha anladım bu kitabı okuduğum zaman.
Çünkü size Doğan Cüceloğlu çözümle geliyor.
Bir sorununuzun ne olduğunu tespit ediyor.
Ondan sonra o sorunu o haliyle bırakmıyor arkadaşlar.
Halledebilmeniz için, çözebilmeniz için yardımcı oluyor verdiği.
tavsiyelerle. Evet taşımda diğer psikologları fırlatmış oldum.
Devam ediyorum şimdi. Doğan hocamızın şöyle bir iddiası var.
Diyor ki evlenmeden önce bu kitabı çiftlerinizle beraber yani eşinizle beraber okursanız ve söylediklerimi uygularsanız %85 evlendikten sonra daha mutlu olursunuz diyor.
Evli olanlar da beraber eğer okursa bu kitabı çoğu sorunlarının tamamını çözebileceklerini söylüyor.
Bence bu oran %85 değil.
Hocamız burada alçak gönüllülük yapmış.
Ben de gerçekten minimum %95 oranında bir fayda sağlayacağını düşünüyorum.
Ben de arkadaşlar 13 senelik evliliği olan birisiyim.
Çok net söyleyebilirim ki unuttuğum bazı davranışlarımı hatta anılarımı tekrar hatırlamama yardımcı oldu.
Şimdi ilk tavsiyeden başlayalım o zaman.
İlişkimizi yöneten gizli bir güçten bahsediyor.
Güven duygusu. Hepimiz güven ihtiyacı içindeyiz değil mi?
Doğamız gereği iç beynimiz her an güvende olup olmadığımızı arka tarafta denetliyor.
Ve bize iç beynimiz iki tane mesaj veriyor bu denetleme sırasında.
Birincisi yaşamına böyle devam edebilirsin.
Herhangi bir tehlike yok ve güvendesin.
İkinci mesaj da dikkat.
Uyanık olmalısın, güvende değilsin, tehlikeli bir ortamdasın diye bize mesajlar gönderiyor.
Uyarmış oluyor yani bize.
Sonra biz bu aldığımız ikinci mesajdan dikkat kesiliyoruz.
Ve gerekenleri yapmaya başlıyoruz.
Peki bize bu mesajı ondan gelmesi için tetikleyen neydi?
Yani beynimizi ne tetikledi?
Yüksek bir ses tonu arkadaşlar.
Ya da konuştuğunuz kişinin öfkeli bir ses tonuna doğru kayması tetiklemiş oluyor.
Yani sizin partneriniz böyle birisi mi acaba?
bakmanız lazım. Şimdi böyle yapan bu şekilde tartışırken bile ses tonu tartışmaya doğru kayan ya da yükselen insanlar genelde korku kültürü içinde yetişmiş birisi olarak yüksek tonla konuşuyorlar ya
da bağırarak olayları çözmeye çalışıyorlar.
Al işte yine çocukluk travmalarına doğru gidiyoruz.
Çünkü bunlar korku kültürüyle bir çocukluk geçirmiş oluyorlar.
Yani nedir bu? Korkutularak, dövülerek ya da sürekli bağıran bir anne babaya sahip olan çocuklar bu kültürle büyümüş oluyorlar.
Ve sorunlarını da bu şekilde çözmeye çalışıyorlar.
O mu beni denetleyecek, ben mi onu denetleyeceğim?
Tartışırken sizin sözünüzü kesiyorsa, sizi konuşturmuyorsa, baskın gelmeye çalışıyorsa o kendini ancak bu şekilde güçlü, güvende hissettiği için yapıyor bunları.
Ve aile kurmak bir ekibin parçası olmak demek.
Bu tarz bir eş asla sizi ekipten görmez, sizinle beraber hayat keşfetmez.
Çünkü sizi rakip görür.
Yani sizinle sürekli bir çekiş...
Çekişme halinde olur. Mesela çoğu maddi olanı olmayan 80'ler ya da 90'lardaki kadınların sorunuydu bu bence.
Ben hatırlıyorum. Böyle onlara eşleri sorulduğunda ya da bir olay olduğu zaman şey derlerdi böyle biraz sinirlidir.
Ya bizim adam biraz bağırır çağırır ama iyi adamdır derlerdi.
Mutlaka bir kere de olsa duymuşsunuzdur böyle bir tanıma etrafınızdan, çevrenizden.
İşte o insanlar iyi bir insan olmuyorlar arkadaşlar.
Çünkü iyi bir insan halden anlar.
İyi bir insan... İyi bir insan sesini yükseltmez, üzmekten korkar.
O iyi bir insan olmuyor maalesef.
Bu aslında kişinin o yuvada kalmayı sürdürebilmesi için içlerinde bulundukları durumdan iyi bir şeyler çıkartmaya çalışmaları.
Eşler birbirlerinin evlendikten sonra en güçlü tanıkları oluyor arkadaşlar.
Mutlu olmak istiyorsanız mutlu etmek zorundasınız.
Bu bunu gerektiriyor. Kuracağınız yuvanın temellerini oluşturacak değerlerinizi, doğrularınızı...
Beraber keşfedip, beraber kararlaştırıp düşüncelerinizi, sözlerinizi, davranışlarınızı da bu doğrultuda yaşatmanız gerekiyor.
Yani dolayısıyla da böyle olduğu zaman aranızdan bir güven ortamı oluşmuş oluyor.
Çünkü sevgi korkudan daha güçlüdür.
Korku kültürüne yetişmiş birisi.
Bu bağırmaları, çağırmaları ancak sevgiyle yenebilirsiniz.
Ve bunun öncesinde de tabii ki bu durumu evlenmeden önce...
konuşmanız gerekiyor. Çünkü bu bağırmalar, bu seks yükseltmeler çok çok çok ileride gerçekten daha fazla yükselebiliyor arkadaşlar.
Siz şöyle gerçekten şapkanızı önünüze koyun.
Şimdi bir düşünün, bir bakın bakalım.
Evleneceğiniz kişiye her şekilde güveniniz tam mı?
İçiniz rahat mı? Yani içiniz net mi acaba bu konuda?
Hiç kimse korumasız bir çocukken ona yapılanlardan sorumlu değil.
Gidip de tabii ki partnerinizin çocukluğunu sorumlu tutacak haliniz yok.
Fakat hayatını iyiye götürecek kararlar vermemekle ve geçmişini iyileştirmek için bir şeyler yapmamakla yükümlüdür.
Yani sizin hayatınızı birleştireceğiniz kişi böyle biriyse dediğim gibi çocukluğuna sığınmış olması gerekmiyor.
Halde Edip adı var. Adile Ayda'ya verdiği bir nasihatı var evlilikle ilgili.
Adile Ayda'ya evlenmeden önce bir nasihat veriyor.
Biliyorsunuz Adile Ayda'yı mutlaka ilk Türk kadın diplomatlarımızdan.
Ona diyor ki Ayla evlilik neye benziyor biliyor musun?
Aynı arabayı sürmeye çalışan iki tane at.
Atlar kendi vaziyetlerine göre arabaya yön vermeye kalkarlarsa o yol bitmez.
Öteki at nasıl gidiyorsa öyle gitmen gerekiyor.
Arabayı kendi yönüne çeksen öteki de bu sefer kendi yönüne çeker.
Kayışlar vücuda batar kanar canın yanar.
Bu yüzden hep önüne bakarak yürümen gerekiyor.
İnsan değişmez. Evlendiği gün neyse O duruyor halde etifada var.
Yani bir insan evlendiğiniz gün neyse arkadaşlar ileride de odur.
Çok değişti değil de eşinizi iyi tanımamış olabiliyorsunuz bazı sorunlarla karşılaştığınızda.
Hani bazı evlilikte duyarsınız ya derler ya çok değişti aslında böyle değildi evliliğimizin başlarında.
Aslında o hep öyleymiş ama ya size göstermemiş ya da siz görüp de görmezlikten gelmiş olabilirsiniz arkadaşlar.
Şimdi buna yakın olarak Doğan hocamızın diğer bir tavsiyesinden devam edeceğim.
Onu değiştiririm düşüncesinin yanlışlığının farkında mısınız diyor hocamız.
Evlenmeden önce birbirinizin hoşlanmadığınız yönlerinin farkına varıp bunlar üzerine konuşmuş olmaktan bahsediyor yani.
Bu konular üzerine konuşmayıp, üzerlerini örtüp ya da görmezden gelmek ben onu değiştiririm, onu hallederim ya o kolay iş demek olmuyor maalesef.
Hoşlanmadığınız yönleriyle ilgili sessizde kalıyor olabilirsiniz.
İşte dediğim gibi evlendikten sonra o hoşlanmadığınız şey için değişime zorladığınızda inanılmaz sağlıksız bir iletişim ortaya çıkıyor.
Kötü bir ilişki ortaya doğuyor.
Çünkü tabii ki verim alabiliyorsunuz, değiştiremiyorsunuz.
Bir danışanı Doğan hocamıza yolladığım mektupta diyor ki evli arkadaşlarımda ve kendimde fark ettiğim kadınsı bir hatadan bahsetmek istiyor.
Kadınlar evliliğe adım atarken eşlerini olduğu gibi görmek, fark etmek, varlığını hissetmek yerine ben istemediğim yönlerini nasıl olsa yolda değiştiririm diyerek başlıyorlar diyor evlilik işine.
Ve bu tutum nedeniyle evlilikteki çatışmalar daha ilk başta ilişkiye dahil olmuş.
oluyor. Yani birbirimizi daha tanımadan önce o kişiyi biz değiştirmeye çalışıyoruz.
Karşılıklı anlama çabasından önce bir insanı değişime zorlayınca erkekler de doğal olarak savunmaya geçiyorlar.
Eğer o kişinin varsa bir değişim ihtimali o da ortadan kalkmış oluyor.
Çünkü inada biner artık bir süre sonra.
Evleneceğiniz kişinin ailesinin de iyi tanıması gerekiyor arkadaşlar.
Onun çocukluğu nasıl bir ortamda geçti?
Nasıl bir kültürün hakim olduğu bir evde büyüdü?
Annesinin kızı ya da annesinin oğlu olmaktan kurtulamayan biriyle mi evleneceksiniz?
Eğer böyle biriyle evleneceksiniz nasıl sorunlarının sizi beklediğini bilerek evlenmeniz gerekiyor.
Yolculuk başladıktan sonra da o kişiye sihirli bir değnek değmiyor çünkü değişmiş olması için.
Doğan hocamız diyor ki evlenmeden önce müstakbel eşinizin ailesini tanımınız ve ailelerle ilişki konusunu onunla beraber açık seçik konuşmanız gerekiyor.
İlişkinin geleceği açısından mutlaka yapmanız gereken bir şey olur.
Hocamızın kitabın her sayfasında neredeyse bahsettiği iletişim açıklığını eşinizle yapmanız gerekiyor.
Neyse konu, hangi konu olursa olsun bu bahsettiğim konuların dışında da bir konu olabilir.
Oturup tüm şeffafıyla konuşulup halledilmiş bir şekilde evlenmeniz gerekiyor.
Çünkü en sağlıklısı bu.
Evlenmeden önce belki gözünüze önemsiz gelen şeyler olur.
Sorunu onunla her gününüzü beraber geçirecek olmayı bilmekle ileride çözebileceğinizi düşünün.
Ama evlendikten sonra işler daha fazla karışabiliyor bu noktada.
Ve eğer bu çözebileceğinizi düşündüğünüz olaylar...
Eğer çözemezseniz çok fazla yüksek zaten bunun ihtimali.
Sonrasında çıkmaza girersiniz.
Evlerinizi kurtarmak için işler karışabilir.
İşler uzayabilir. Acı çekmeye başlarsınız.
Sonrasında garip bir çıkmaza girebilirsiniz.
Dostoyevski bakın diyor ki aslında insanın canını acıtan şey hayal kırıklıkları değil yaşanması mümkünken yaşayamadığınız mutluluklardır.
Yani siz Bu sorunları çözmüş bir şekilde evlenmiş olduğunuzda o evden gitmek istemezsiniz değil mi?
Beraber yaşamak istersiniz.
Ama eğer bu sorunları çözmeden evlenirseniz o...
olayları, o sorunları her gün çözebileceğiniz hayaliyle yaşamaya başlarsınız.
Çözemedikçe de o aileden gitmek istersiniz.
Ama yaşayacağınız mutlu günleri düşünerek de onu bırakamazsınız.
Ve o yüzden de çok büyük bir girdaba girmiş olursunuz.
Unutmayın, yarın geç olmasıyla meşhurdur.
Geç olmadan, o imza atılmadan bu ödevleri yapmış olmanız gerekiyor.
Şimdi biraz önce de söylemiştim, danışanlardan gelen çok fazla mektuplar var Doğan Cüceloğlu'na.
Ben bunlardan bir tanesi...
Yine bir okuru mektup yazıyor Doğan Hoca'ya ve ondan yardım istiyor.
Diyor ki evlendiği gün eşinin ellerini tutup gözlerinin içine bakıp demiş ki bunu diyen de bir kadın ve hukuk mezunu bir kadın.
Bütün iyi niyetiyle demiş ama.
Aynen şöyle söylüyor eşine.
Ellerini tutuyor. Biliyorsun artık biz bir çift olarak yolumuza devam ediyoruz.
Artık bir birey değil bir çiftiz.
Kararlarımızı beraber çift olarak vereceğiz.
Kendi başımıza vermememiz gerekiyor.
Adam bir anda şaşırmış.
Ellerini şak diye kadından çekmiş.
Kendini de geri çekmiş. Şöyle bir kadına bakıp demiş ki.
Derlerde de inanmazdım.
Hakikaten el kızı daha ilk günden itibaren araya girip.
Kardeşten anadan ayırmak için hemen.
arasını çekmeye başlıyor.
Mektup yazan kadın çok gücüne gitmiş.
Çok üzülmüş tabii. Doğan Bey yazmış.
Hani ben bu durumdaydım.
Yıllardır evliliğimi bu şekilde sürdürdüm.
Ama aramızdaki o güven bittiği için, o hesaplaşmayı yapamadığımız için evliliğim bu şekilde devam etti demiş.
Doğan Düzeloğlu'nun çok garip bir şekilde yorumu var arkadaşlar buna.
Çok ilginç geldi bana.
Çünkü diyor ki bu kadın o zaman diyor ben bu kitabı yazmış olsaydım ve o zaman bu kitabı okumuş olsaydı bu cümleyi diyor.
asla söylemezdi. Çünkü sizin söylediğiniz cümlenin anlamı sizin söylediğinizle değil karşı tarafın anladığındadır.
Onun için karşı tarafın anlamasını hesaba katmanız lazım.
Her şeyi iyi tanımanız gerekiyor.
Yani o kadın demek ki eşini iyi tanıyamamış evlenmedir önce ve böyle bir konuşmayı yapınca o daha farklı bir kültürle büyüdüğü için onun söylediğini yanlış anlamış ve onlar şu anda çocukları var sanırım
bir 15 senelik evliler ve hala aralarında bu güven sorunundan dolayı hesaplaşmaları maalesef bitmemiş.
İnsan insana sohbetin olmadığı yerde bitmemiş hesaplaşmalar vardır.
Aynı bu danışanda olduğu gibi yıllar süren bir evlilik ama iletişim sorunlarından dolayı birbirlerini tam olarak tanıyamadıkları için daha evlendikleri ilk günün hesabının sonuçlarını yaşamaya devam ediyorlar.
Bu yüzden evlenirken doğru kararlar verebilmek için mutlu bir evlilik için kendinizi ve evleneceğiniz kişiyi tanımanız çok önemlidir diyor.
Doğan hocamız. Diğer bir tavsiyeye geçiyorum arkadaşlar.
Diyor ki evlilikte flörtleşmeye devam edilmesi gerekiyor.
Çok büyük bir yer vermiş yine kitapta buna.
Yani içimizdeki çocuğun evliliğimizde yaşamaya devam ettirin diyor.
Ve Doğan hocamız eşi Yıldız Hanım'a çok aşıkmış.
Ondan sürekli çok güzel bir kadındır, çok özel bir kadındır diye bahsedermiş.
Ama ben onun içindeki çocuğa aşık oldum diye de eklermiş.
İçimizdeki çocukların eşlerimizle oynaşması gerektiğini söylüyor.
Bakın buna mühür, imza, kaşe, paraf ne varsa atarım arkadaşlar.
Kendi iç çocuğunu keşfedip evliliğe öyle devam edebilmek için o kadar güzel bir olay ki bu.
Ne demek bu çocukluk deyince?
Ne geliyor aklınıza peki?
Benim aklıma eğlence geliyor, kahkaha geliyor, güzel vakit geçirmek geliyor.
Eşinizle eğlenebiliyor olmanız, şakalaşabiliyor olmanız gerekiyor.
Eşleriyle gülebilen, eğlenebilen bir insan bence ömrüne abartı...
10 sene daha ekliyor.
Bazı konularda böyle ciddiyetten uzak, relax, daha savunmasız bırakmak gerekir kendini.
Yani ince duvarlar olur ya her insanda.
O duvarları bazı zamanlarda sanırım kaldırmamız gerekiyor hayatımızda.
Çünkü sevmek, nefret etmekten daha çok cesaret gerektirir.
Evlendikten sonra iki tarafta ben olmaktan çıkıp biz olmaya başlıyor.
Ve henüz biz olmadan önce konuşmanız gereken konular var.
Dürüstçe ve açıkça.
Kaygılarınız, beklentileriniz, değerleriniz...
Bu dört tane olguyu Doğan hocamız dürüstçe ve açıkça konuşun demiş evlenmeden önce.
Yani şimdi evlilik hazırlıkları dedik ya herkes sürekli eşya bakıyor değil mi?
O şu renk mi olsun, bu çeşit mi olsun, bu model mi olsun diye.
Bakın evlendiğiniz zaman.
Eğer bu söylediğimiz konuları konuşmadığınızda, bu sorunları halledilmediğinde eğlendikten sonra bir sorun yaşadınız.
Oturup düşünürken, belki de ağlarken perdenin kumaşını ya da koltukları keşke bilmem x markası almasaydım diye ağlamazsınız arkadaşlar.
Ben yanlış mı yaptım?
Yanlış kişiyi mi seçtim?
Keşke bunu daha önceden konuşsaydım.
Keşke... Kulak harkısı yapmasaydım diye ağlarsınız çünkü.
O yüzden evinize, işte ne bileyim gelinliğinize, belki de düğün yerinize karar vermeden önce bunların hepsini aklınızda ve partnerinizin aklınızda halletmiş olmanız gerekiyor.
İlber Oltaylı hocamızla kapatacağım bu bölümü.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Lütfen hayatınızda en önem verdiğiniz şey sizi güldürecek adamlar değil.
size aklınca hikmet ve bilgi öğretecek adamlar değil, huzurunuzu sağlayacak, sizi dünyaya bakmayı sevdirecek, yerine göre mizahı,
yerine göre tenkidi olan adamlar.
Böylelerini herkes bulur, bu muhitte yok demeyin.
Bir rüfa inanışı, her şehirde sizin ruhunuzu götürecek biri bulunur.
Bu çok önemli. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
