
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
“Yarın başlarım.”
“Şimdi sırası değil.”
“Biraz daha hazır hissedeyim…”
Bu cümleleri en son ne zaman kurduk?
Ertelemek sadece işi değil, aslında hayatı ertelemek.
Aramadığımız o telefon, başlamadığımız o spor, yazmadığımız o mesaj, konuşmadığımız o konu… Hepsi içimizde küçük bir ağırlık olarak birikiyor. Ve biz fark etmeden mutsuzluğun kaynağına dönüşüyor.
Bu bölümde şunu konuşacağız:
Gerçekten neden erteliyoruz?
Beynimiz bize ne oyun oynuyor?
Ve en önemlisi… Ertelemeyi bıraktığımızda hayatımız nasıl hafifliyor?
Belki de mutluluk büyük değişimlerde değil, bugün yapmamız gereken küçük şeyi yapabilme cesaretinde gizli.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün sağlığımızı, öz saygımızı ve kaderimizi etkileyen çağımızın en yaygın hastalığı olan ertelemeden bahsedeceğim.
Ben buna hastalık diyorum arkadaşlar.
Çoğu psikolog, psikiyatrist tabii ki buna hastalık demiyor ama ben hastalık diyorum.
O yüzden bu şekilde girişi uygun gördüm.
Şimdi sağlık psikoloğu Fuyuşa Sirva erteleme üzerine yıllardır çalışma yapmış bir isim.
Diyor ki eğer...
Erteleme düzeyinizi 5'te 1 oranında azaltırsanız sağlık sorunlarınız %63 oranında azalır.
Çok yüksek bir oran değil mi?
%63 sağlık sorunlarınız azalır diyor.
Yani bizden arkadaşlar bir işimizi yarın yaparım işte 1 saat 2 saat sonra yaparım dediğimizde sadece işlerimizi erteliyor olmuyoruz.
Sinir sistemimizi de etkiliyoruz ve hastalıkları kendimize çağırmış oluyoruz.
Çok ehemmiyetli bir konu.
Yıllardır erteleme ile ilgili sorun yaşıyorsanız.
Sağlığınızı neden riske attığınızı buradan anlayabilirsiniz.
Yapamadıklarınızı, vazgeçtiklerinizi, o hep hayalini kurduğunuz işlerin neden olmadığını görebilirsiniz.
Ki yine yapılan araştırmalarda görülmüş ki özellikle geçmeyen sırt ve boyun ağrılarında da erteleme alışkanlığımız sebep oluyormuş arkadaşlar.
Bu yüzden bugün bu konuyu anlatacağım.
Şimdi bu bölümde iki tane kitaptan faydalandım.
Birincisi Hollywood'un ünlü senaristi Stephen Pricefield'ın Yaratma Sanatı kitabı.
10 yıldan fazladır dünyada en çok satanlar listesinde yer alan bir kitap.
Bu kitap arkadaşlar Yaratma Savaşı.
Diğeri de Nihan Kaya'ya ait Ertelemenin Nedenleri ve Çözümleri kitabı.
Ki Nihan Kaya da zaten bu Yaratma Savaşı kitabından da sıkça birliklere yer vermiş.
Bizden arkadaşlar yüzyıllardır erteleme konusunu gündemde tutuyoruz.
Neden olduğunu nasıl çözeceğimizi bulmaya çalışıyoruz.
Misal Aristoteles, Sokrates ve Platon da bunu tartışmışlar.
Onlar bile konuşmuşlar o zamandan konuşuluyormuş.
Hatta bir isim vermişler buna agresiya demişler.
Platon bir soru sormuş etrafındakilere bir gün otururken.
Bir insan belirli bir davranışın veya tercihin en iyisi olduğunu biliyorsa neden başka bir davranışta veya tercihte bulunsun?
Demiş. Buna da bir nevi Sokates cevap vermiş bence.
O da demiş ki hiçbir insan bile isteye kötü olanı ve kötülüğü tercih edemez.
Eğer sizin için sonucu kötü olacaksa seçtiğiniz şey yani kötü olan şeyi seçiyorsanız iradeniz zayıf ahlakınız kusurludur demiş Sokates.
Başarılı ve mutlu olacağımızı bilmemize rağmen kendimiz için en iyi olanı bildiğimiz halde hayatımıza uygulayamama durumuna Erteleme diyoruz arkadaşlar.
Yani kısa sürecek olan bir mutluluğumuzu ya da hazzı uzun vadeli bir mutluluğa seçiyoruz.
Yapmamız gereken şey haz vermiyorsa, yapmak zorunda olduğumuz şey kaygı yaratıyorsa, egonuz kaygıyı azaltmak için o görevinizi erteliyor.
Neden yapıyoruz bunu?
Yani neden erteliyoruz?
Bilim diyor ki ey insanoğlu sen ölümlüsün.
Her ne kadar bunu dile getirmesen de, öleceğini dile getirmesen de ne zaman öleceğini bilmiyorsun.
Ve bu bilinmeyenlik durumundan dolayı bugün o yapınca hemen sonuç alacağın şeyi yapmayı seçiyorsun diyor.
Çünkü neydi? Beynimiz kısa vadeli ödülleri uzun vadeli ödüllere tercih etme eğilimindeydi değil mi?
Yani toplamamız gereken bulaşıklar varken koltukta uzanıp telefonla oyalanmayı sevdiğimiz dizileri izlemeyi seçebiliyoruz.
spor yapmamız gereken günlerde kolumuzu kaldıramayacak gücü kendimizde bulamayabiliyoruz.
Birincisi arkadaşlar erteleme nedenimiz bu hazzı çabuk yaşamak hemen yaptığımız anda alıyor olmak ve yapısal olarak hepimizde bu az ya da çok var.
Yani siz sevdiğiniz bizi diziyi İzlediğiniz anda mutlu olacaksınız.
Ama kalkıp mesela diyelim mutfağı toplamanız gerekiyor.
Bir sürü yemekler yendi. Mutfak orada öyle dağınık bir şekilde duruyor.
Hiç kimse yapacak başka kimse yok.
Yani sizin yapmanız gerekiyor.
Ama kalkıp onu yaptığınız zaman o anda bir haz bir mutluluk almayacağınız için tabii ki çabuk bir şekilde sevineceğiniz olan göreve yöneliyor sizin.
Bedeniniz, zihniniz ve arkadaşlar Steven bu bahsettiğim yaratma sanatı kitabında Steven diyor ki çoğumuzun iki hayatı var.
Yaşadığımız hayat ve içimizdeki yaşanmamış hayat.
İşte bu ikisinin arasındaki şey arkadaşlar direnç ve bu direnç bu direnç dediğimiz şey ertelemelerimizi aşmanın sırrı diyor.
Direnç nedir? Direnç düşmanınızdır diyor Steven.
Direnç düşmanımız arkadaşlar.
Çünkü bizi yapmak istediğimiz ve sonunda başarılı olmamızı sağlayacak şeyleri yapmaktan alıkoyan olumsuz bir güç.
Şimdi buradaki direnç biraz önce hazda söylediğim gibi bizi işte bir dizi izlemekten ya da bir telefonla falan oynamaktan alıkoymuyor.
Ama bizi kalbimizde...
hayatımızı bir üst seviyeye taşıyacağımızı bildiğimiz her şeyi yapmaktan alıkoyuyor.
Çünkü diyor ki bu direnç.
Sen diyor şu an onu yaparsan anında karşılık alamayacaksın.
Ertele diyor boşver.
Şu anda anında karşılık alabileceğin, seni hemen mutlu edebilecek, yüzünü güldürecek ne var?
Onu yap diyor. Kitapta da örnek vermiş.
Bir besteci kendisine ben asla güzel bir senfoni yazamayacağım demez.
Güzel bir senfoni yazacağım ama yarın başlayacağım der diye.
Çok güzel bir örnek değil mi arkadaşlar?
İşte böyle böyle erteliyoruz zaten.
Yani kendimizi şöyle kandırıyoruz.
Hiç yapmayacağım, asla yapmayacağım demiyoruz.
Çünkü bunu dersek üzüleceğiz, çökeceğiz.
Hedefimizi kaybetmiş gibi olacağız.
Bir amacımız yokmuş gibi gelecek.
Ama yapacağım ya yapacağım ama yarın yapacağım.
Başlayacağım ya ama haftaya başlayacağım.
İşte başlayacağım ama şöyle olunca başlayacağım.
Diye diye erteleyerek aslında yapmıyoruz.
Ve daha fazla acı çektirmiş oluyoruz.
Fark ediyorsunuzdur zaten sizde.
Yani mesela diyelim ki sizde bir iş kurmak istiyorsunuz.
Ama bir türlü yapamıyorsunuz, başlayamıyorsunuz.
Bir gün o işi kuracağım ya.
İşte kendime ait o kafiyi açacağım.
diyorsunuz mesela. Ama sonra işte ne diyorsunuz?
İşlerim bitsin. Biraz daha para biriktireyim.
İşte şu an kredi çekmem gerekiyor ama faizler yüksek gibi bahanelerle Erteliyorsunuz.
Bu kadar büyük de olmasın diyelim.
Daha küçük bir örnek vereyim biraz önceki gibi.
Toplamanız gereken bir dolap var ya da ayıklanması gereken yazlık kışlık kıyafetleriniz var.
Hatta daha ufaltayım bunu.
Düzenlemeniz gereken bir takı kutunuz var.
Bu görevlerinizi yaparken o anda size zevk vermeyeceğini ve zamanınızı alacağını bildiğiniz için burada ortaya arkadaşlar direnç çıkıyor.
Peki bu direncimizi ne besliyor da bu kadar erteliyoruz?
Bu direnç nereden çıkıyor Allah'ın cezası bu direnç?
Korku. Korkudan çıkıyor arkadaşlar korku direncimizi besleyen şey Steven kitapta aslında korku iyi bir şeydir.
Çünkü bir şey yapmaktan korktuğunuzda genellikle o şeyi yapmanız gerektiğini anlarsınız diyor.
Bu benim kalbimden vurdu.
Size bir daha tekrarlamak istiyorum.
Korku aslında iyi bir şeydir.
Çünkü bir şey yapmaktan korktuğunuzda genellikle o şeyi yapmanız gerektiğini anlarsınız.
Çok iyi bir saptım arkadaşlar.
Eğer bir şey yapmaktan korkuyorsanız size güzel bir haber vereyim.
Yapmanız gereken şey o.
Arkadaşlar bu şekilde anlayabilirsiniz yapmanız gereken şeyi.
Bunu bilmediğinizde yapmak istediğiniz şeyi yapmadan önce hemen içinizde beliren o direnç korkunuzla tetikleniyor ve korkuya teslim olduğunuz her an direnciniz güçleniyor.
Sonra korkunuz artıyor.
Korkunuz arttıkça direnciniz daha da güçleniyor.
İşte böyle bir sarmal döngünün içinde kaybolup gidiyorsunuz ve olmak istediğiniz kişiyle olduğunuz kişi arasında sıkışıp kalıyorsunuz arkadaşlar.
Steven'dan başka Jung da buna söylemiş arkadaşlar.
Yani Jung da bundan bahsetmiş.
Tabii ki Jung bahsedecek. Steven da kim?
Jung varken burada.
Neyse. Jung da bunu arkadaşlar gölge yanınızda yüzleşmediğiniz için bu tarz işlerden kaçtığımızı söylemiş.
Yani Jung eline defterinin kağıdını alıp da erteleme ilgili bir şeyler yazmamış.
Ama Jung'la ilgili gölge teorisini bilirsiniz.
Gölge yanınızda. yüzleşmedikçe ve sebeplerini anlayıp bunlarla ilgili doğru yolu bulmadıkça korkuya teslim olursunuz diyor.
Hatta bu arada güzel bir örnek vereyim arkadaşlar.
Debbie Ford'un Işığı Arayanların Karanlık Yanı diye bir kitabı var.
Karanlık yanımızla gölge tarafımızla ilgili çok...
Güzel bir kitaptır. Mutlaka edinin ve bunu okuyun.
Bu da bu bölümün önerilerinden biri olsun.
Şimdi Yunkun Gölge tarafından devam edeyim.
Yani kabul etmek istemediğimiz bazı taraflarımız var.
Ve bunları kabul etmediğimiz için kendimize itiraf etmediğimizde ertelemeye yöneliyoruz.
Başarısız olma korkumuz, yetersizlik hissimiz, başarılı olursam daha görünür olurum, sorumluluğum artar diye düşündüğümüz korkularımız var.
Lütfen hep söylüyorum arkadaşlar bu tarz durumlarda.
şapkanızı önünüze koyun.
Düşünün tamam mı bu tarz korkularınızı?
Çünkü bu korkularınızı kabul edip ona göre yaşamayı seçmediğiniz için bilinç dışınızın sizi yönetmesine izin vermiş oluyorsunuz.
Yani yorulmaktan korkuyorsunuz, biriktirdiğiniz işleri yapmıyorsunuz.
Acı çekmekten, eleştirilmekten korkuyorsunuz.
Mükemmel olmaz, kötü bir tarafı illa olur diyerek yapmıyorsunuz.
Erteliyorsunuz, sonra oh ne kadar rahatım ya, acı yok, bir şey yok, yaşıyorum, gidiyorum işte diyerek aslında içten içe, yaşayamadığınız potansiyelinize üzülüyorsunuz.
İşlenmemiş bir elmasın değeri, başta parlayıp parlamamasıyla ilgili değil, ısıya ve basınca, Ne kadar dayanabildiği ile ölçülür.
Ham elması arkadaşlar kuyumcudaki gibi o bildiğimiz gibi parlak değil.
Böyle mat, donuk, çamurlu bir taş gibi.
Hatta bazen çakıl taşı gibi bile görünebiliyor.
Ama jeologlar onun elmas olup olmadığını anlamak için neye bakar biliyor musunuz?
Sertliğine, kristal yapısına, yoğunluğuna, ışığı kırma biçimine, bulunduğu yere.
Yani bir elması, elmas yapan şey parlaması değil.
En başında iç yapısı ve dayanıklılığıdır.
Parlaklık. Kesildikten, basınç uygulanıp işlendikten sonra gelir.
Zorlandığınızda kaçıyor musunuz?
Eleştirildiğinizde kırılıyor musunuz?
Konfor alanınız bozulunca dağılıyor musunuz?
Sıkıntıya katlanamıyor musunuz?
Neden? Neden arkadaşlar?
Tembel olduğunuzu mu düşünüyorsunuz yoksa?
Gerçekten tembel misiniz?
Yoksa kırılgan tarafınızı korumaya mı çalışıyorsunuz?
Denemezseniz başarısız olmazsınız.
Bizler en çok potansiyelimize yaklaştığımızda kaçıyoruz ve korkuyoruz.
Küçük ya da büyük herhangi bir işinizi ertelediğinizde bu elmas metaforu gelsin hakkınıza.
Mesela alın kocaman bir elmas resmini ekran koruyucunuz yapın.
Hatırlamak iyidir. Motivasyonunuzu deri tutar.
Yani bizler bir işten ya da bir görevden ne kadar çok korkarsak onu yapmamız gerektiğinden...
o kadar emin olabiliriz.
Steven buradaki temel kuralın şu olduğunu söylüyor.
Ne kadar çok dirençle karşılaşırsanız ortaya çıkmamış sanatınız, projeniz ve girişiminiz sizin için o kadar önemlidir diyor.
Yani erteledikleriniz için, korkup da kaçtıklarınız için korkmayın arkadaşlar.
Hatta tam tersi sevinin.
Kınalar yakın bir yerlerinizi, davullar, zurnalar çalın.
Çünkü gerçekten böyle kocaman böyle tabiri caizse hayvansı bir potansiyeliniz var içinizde.
Eğer şu anda Yapmanız gereken bir şeyi yapmaktan korkuyorsanız, yine söylüyorum, onu yapmak için elinizden geleni elinizde yapın arkadaşlar.
İçinizdeki o değiştirilmesi mümkün olmayan, o beynimizin fizyolojik olarak evrimleşmiş olan zaman tercihlerini, yanlış yapmaya eğilimlerini bir nebze de olsa yenmek için yapın arkadaşlar, vazgeçmeyin.
Bakış açınızı genişletin.
Eğer gerçekten yürekten yaşamak istediğiniz iyi bir statüde bir hayatsa, hayaliniz varsa bütün gün işlerinizi erteleyerek maalesef zirveye tırmanamazsınız.
Kendinize küçük tembellikler verin ama lütfen 10 dakika.
En fazla 20 dakikayı geçmesin.
Odak ve üretkenlik üzerine yapılan çalışmalarda şu görülmüş.
Eğer 15 dakikayı aşarsa molanız beynimiz aynı Steven'ın dediği gibi beynimiz arkadaşlar göreve dönüş direnci üretmeye başlıyor.
20-30 dakikayı aşınca da görevden kaçmak için bahaneler üretmeye başlıyor.
Zeigornik etkisi diye bir buluş var.
Biliyorsunuzdur belki psikolog Buluma Zeigornik diyor ki, başladığınız işlerde zihniniz açıktır ve tamamlama baskısı vardır zihninizin üzerinde.
Ama hiç başlanmamış işler askıda size korku yaratırlar.
Yani bir işe 5 dakika bile yapmak için başlarsanız yapın.
Ama yaptıktan sonra uzun molalar vermeyin.
Bir 5 dakika mola verip tekrardan bir 5 dakika yapın.
Yani şu bahsettiğim 1 saat plan yapıp 5 dakika işte...
Ara verin vesaire bu söylediğim şeyleri mutlaka başlamak istediğiniz işlerde korkmadan uygulamanız gerekiyor.
Yani bizler genelde korktuğumuz bir şey yapmaktan pişman olmuyoruz.
Korktuğumuz bir şeyi yapmamaktan pişman oluyoruz çünkü.
O yüzden yani neyse artık başlayın arkadaşlar.
Kendinize böyle bir çeki düzen verin kalkın işte yapın gitsin.
Düşmanınızı tanıdınız değil mi?
Düşmanınız artık biliyorsunuz kim olduğunu.
Kimdi düşmanımız? Direnç.
Sanırım başka bir bölümümde de anmıştım Oğuz Atay'ı.
Bu güzel sözlerini.
Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım.
Kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.
Tutunamayanlar romanından bir söz.
Nihan Kaya'da hatta Erteleme kitabında bahsetmiş.
Ertelediğimiz şey ne olursa olsun arkasındaki psikoloji tam olarak budur.
Resim asmayı ertelemekle yaşamayı ertelemek aslında aynı şey.
Yaşamamız böyle küçük, önemsiz görünen detaylardan oluşuyor.
Ünlü Rus yozar Chekhov, insanı tüketen şey günlük yaşayıştır demiş.
Aynı günlük tekrarlar, ertelenmiş hayaller ve küçük pişmanlıklar gibi.
Nihan Kaya'nın böyle bazı konularla ilgili işte bir nevi bir araya gelip konuştukları işçe çözüm ürettikleri bazı uygulamaları var.
Sosyal böyle uygulamaları var.
Diyor ki erteleme konusunda diyor bana gelen insanların çoğu tez yazmayı erteleyen insanlardı.
Ve tez yazmak onlara çok büyük göründüğü için yazamamışlardı diyor.
Nedeni de şöyle açıklamış.
Yani neden saatlerinizi ya da birkaç gününüzü alacak bir iş için kendinizi aylarca hırpalıyorsunuz diyor.
Bakın bir saatte ya da...
bir iki günde bitireceğiniz bir işi yapmadığınızdan dolayı kendinizi aylarca neden hırpalıyorsunuz?
Ya o kadar doğru ki arkadaşlar.
Şu anda düşünün mesela aylardır girişmeyi bekleyen bir iş ya da ufak bir iş evde ya da iş yerinde herhangi bir rapor olur başka bir şey olur.
Ne var bekleyen? Aylardır bekliyor ve bu sizin kafanızın kenarında duruyor.
Öyle bir hırpalar ki size.
Bunu Nihan Hanım da söylemiş.
Çünkü diyor bir şeyin bize büyük görünmesi bizim kendimizi olduğumuzdan küçük görmemizden kaynaklanır.
Yani siz o işi yapmak için kendinizi küçük görüyorsunuz diyor.
Erteleme korkumuz, aciz çocukluk egomuza dönmemiz demektir diyor.
İşte geldik farklı bir alana.
Erteleme korkumuz, aciz çocukluk egomuza dönmemiz demek.
Neden kendimizi aciz ve küçük hissettiğimizde çocukluk egomuza dönüyoruz ki?
Şimdi sürekli ertelediğimiz bir konuyu düşünün.
O konuyla nasıl bir ilişkiniz var?
Genelde erteler misiniz? Yapmaktan hoşlanmaz mısınız?
Yoksa yaptıktan sonra alışır ve hoşlanır mısınız?
Bunları düşündükten sonra da hangi çocukluk travmanızı tetiklediğini bulacaksınız ki çözebilin diyor Niyan Hanım.
Yani sizin erçeleme sorunuz varsa çözümlerden biri budur arkadaşlar.
Gerçekten güzel. Resmen online terapi hizmeti veriyorum şu an size ya.
Ay çeneler yapıyorsun kızım. Şimdi yine kendimi kobay faresi olarak kullanacağım.
Ben buldum arkadaşlar bunun sebebini.
Tabii ki bende de var. Yani bu erteleme ile ilgili sorun tabii ki bende var.
Bazen az bazen çok oluyor.
Yani artık hani disiplin oldum diyebilirim hayatımda ama erteliklerim oluyor.
Mesela 8'de yapacağım bir işi 8.30'da yapabiliyorum ya da 8'i çeyrek geçe yapabiliyorum ben de.
Bu şekilde erteleme ile baş etmeye çalışıyorum.
Ama ben sıkıntı yaşadığım bir konu var arkadaşlar temizlik.
Şöyle çok fazla düzenli olmak istiyorum.
Aşırı temiz olmak istiyorum böyle takıntılık derecesinde ve beni sürekli dinleyenler biliyor.
Temizlik yardımcıları ile ilgili hani eve gelen ablalarla ilgili de sıkıntım var.
Bulamıyorum uzun süredir yok kendim yapıyorum her şeyimi.
Gerçekten zorlanıyorum.
Benim için temizlik yapılan günler gerçekten büyük sıkıntı ve zorluyorum kendimi hadi kalk falan diye.
Kendimce bir şeyler buldum temizliğimi ertelememek için.
Bir makale okuyordum geçenlerde söylemeyeceğim ne makalesi olduğunu.
Çünkü bir podcast bölümü için okuyordum onu detaylı.
Ama orada şey diyordu erteleme ile ilgili hani.
sıkıntı yaşadığımız, yapmaktan sıkıntı yaşadığımız şeyler ilgili.
Şu an yalnız size bunu anlatırken elimi kolumu yine böyle yanağıma koyup kafamı böyle sağa doğru yatırdım biliyor musunuz?
Bazen kendimle ilgili bir şeyler anlatırken duygusal moda girdiğimde hemen vücudum da bundan etkileniyor.
Demek ki bende biraz kurban psikolojisi hala var.
Neyse bunu da ben yine şu an anlamış oldum.
Analiz yaptım. Temizlikle ilgili işte sıkıntılarımı düşündüm.
Neden böyle yapıyorum? Niye zorlanıyorum?
Temiz olmak istiyorum. Mükemmel olsun tamam.
Onu da biraz sonra anlatacağım. Mükemmel olmamasından korktuğum için.
Eyvallah tamam. Sonra arkadaşlar ne buldum biliyor musunuz?
Aynı bu Nihal Hanım'ın söylediği gibi çocukluğuma gittim.
Şimdi ben böyle lise yıllarımdayım sanırım.
Annem işte her zamanki gibi aman siz temizlik yapmayın, aman siz ellemeyin, siz aman dersinizi çalışın, aman kitabınızı okuyun.
Sürekli bu zihniyette bize çok bir şey yaptırmıyor.
Biz biliyorsunuz üç kızız. Ondan sonra üçümüz de tabii ki işte üniversitelerde işte en güzel liseleri kazanalım, en iyi üniversiteleri kazanalım, şöyle olsun böyle olsun hep bu taraflardayız.
Annem de evde kendisi işte işleri tamamlayarak bize bir şey kalmasın.
Aman biz yorulmayalım diye.
Aman işlerimizden okullarımızdan geri kalmayalım diye onun düşüncesinde.
Yani şunu demek istiyorum.
Kifar söylemeye çalıştım ama olmadı galiba ya.
Yani şey annem bize bir şey öğretmek istemiyor arkadaşlar.
Çünkü öğrenirsek yapacağız.
Onun yapmasını istemiyoruz. Sadece camları silmek için çünkü bir yardımcı gelirdi o zamanlar.
Geri kalan her şeyi annem yapardı.
Babam da zaten iki işte çalışıyordu.
Neyse bizim bayram günü.
Bir saniye. akrabalar geldi tamam mı yani birkaç tane akrabalar geldi bir tanesi neyse.
Oturdular misafir odası vardı ya hepimizin evlerinde vardı işte kapısı kapalı.
Sadece misafir geldiği zaman açılan odalar misafir odaları.
Tabi annem belli bir zaman sonra onu açtı da artık biz doğum günleri özel günleri haricinde yılbaşı yemekleri haricinde çok kullanmıyorduk onu sonradan açtık.
Neyse geldi misafirlere oturdular.
İşte onun da kızları var onun da çocukları var.
O da anlatıyor şu okula kazandı şurada şunu yaptı falan.
O zamanlarda benim ablam üniversiteyi kazanmıştı.
İşte ben de lise yıllarındayım.
İşte liseyi kazanmışım.
Onları konuşuyoruz falan. Annem anlatıyor yani ama kesinlikle annem zaten şey değil.
Ama benim çocuklarım şöyle şurada okuyor.
Abartmaz. Sadece soruyor kadın ne kazandı?
Kaç puan aldı? Onu söylüyor.
Kadın bir anda şey dedi.
Peki dedi kızların dedi 3 tane kızım vardı.
Temizliğe yardımcı oluyorlar mı?
Dedi. Annem de dedi ki aa tabii ki oluyorlar dedim.
Benim canım annem. O zaman sınır çizemeyen annem.
Şöyle dedi. Dedi ki aa dedi mesela dedi bakın dedi şu önünüzde duran dedi konsolu dedi.
Camlarını dedi. Ayçi zildi arkadaşlar.
Camları görmeniz lazım.
Camlar iz içinde. Annem de fark etmemiş.
Yani şöyle ıslak beze silmiştim.
Ama üzerinden kuru bir şeyle silmem gerekiyormuş.
Ben onu bilmiyorum. Unutmuşum yani ya da işte o anda ne olduysa.
Sonra kadın cama baktı.
Ben de baktım. Bir baktım ki her yer iz.
Eyvah dedim ya. Rezil olduk ama.
O anda ben kendimi rezil olmuş gibi hissetmedim biliyor musunuz?
Annem rezil olacakmış gibi hissettim.
O da toplum yine dayattığı o saçma şeylerden biri.
Çünkü hani şey oldu. olacak ya işte annesi öğretememiş kızına gibi kadın baktı cama dedi ki cam diyorum işte aynaya baktı dedi ki belli belli dedi bütün dedi tozları dedi işte izleri duruyor zaten silinememiş
dedi ama annem o kadına bir yargı dağıttı bir yargı dağıttı bir yargı dağıttı ağzına sağlık tabi annemin son sınır çizemediği olaydı bu neyse ben O olaya indim arkadaşlar.
Çünkü ben bir şeyi temizlediğim zaman şu anda sanki arkamdan o kadın gelecekmiş.
Burayı da silememişsin. Burayı da yapamamışsın.
Yani kadın oturuşunu, o gün yaptığı makyajı, saçını, kıyafetini niye unutamadım ben ya?
Nasıl bir travma değil mi? Yani ben olmayacak, yapamayacağım, temizleyemeyeceğim diye.
Aslında işe başlamak istemiyormuşum.
Yani bu mükemmellik durumundan dolayı.
Siz arkadaşlar sürekli ertelediğiniz bir konu varsa bunu elinize alın.
Şöyle bir avcunuzda olduğunu düşünün o konun tamam mı?
Bakın o konuya. Abi ben nerede kırıldım?
Benim kırılma noktam. Bu işi ben sürekli erteliyorum.
Neredeydi? Yani bu konuyla ilgili ben ne yaşamış olabilirim diye.
Geriye dönün şöyle bir çocukluğunuza bir gidin bir bakın bakalım.
Erteleme sorununuzu belki böyle çözebilirsiniz.
Yani arkadaşlar Nihankaya bu konuda kitabında da demiş ki erteleme biçimimiz çocukluk travmamızı bulmak ve çözmek için bir fırsattır demiş.
Mükemmel bir yöntem bence gerçekten.
Siz sadece ertelemenizi çözmüş olmuyorsunuz.
Ne yapmış oluyorsunuz daha büyük?
Çocukluk travmanızı bulmuş ve çözmüş oluyorsunuz.
Ve ayrıca diyor ki erteleme nedeninizi bulduğunuzda İçinizde doğuştan var olan ket vurulmuş yaratıcı potansiyelinizi de açığa çıkarırsınız.
Ortaya çıkan yaratıcı potansiyelinizi de ne kadar gerçeğe yani eyleme dönüştürürseniz o kadar mutlu olursunuz diyor.
Çünkü arkadaşlar bir şeyleri ertelemek potansiyelinizi engelliyor.
Depresyon ve anksiyeteye sebep oluyor.
Ertelediğimiz her şey aslında içimizde doğmak isteyen hayatın sancısı.
Biz o sancıyı bastırdıkça mutluluğumuzu da bastırıyoruz.
Çünkü mutluluk sonuçta değil, hareketlerimizin içinde saklı.
Ertelemeyi potansiyelinizin üzerine sarılmış şeffaf bir bez gibi düşünün.
Görüyorsunuz ama üşendiğiniz için o bezi alamadığınızdan potansiyelinize ulaşamıyorsunuz.
İnsan yapmadıkları yüzünden yorulur.
Yapamadıkları yüzünden değil.
Her yarın yapacağım dediğinizde bugünün kalbinizden, bugünün bize tanımış olduğu şanstan, şanslardan daha da uzaklaşırsınız.
Fırsatlardan daha da uzaklaşırsınız.
O yüzden şu yarın yapacağım kelimesini eğer planınızda dahil değilse hayatınızdan çıkarın.
Bizim mutluluğumuz cesaretimizle çalışıyor, eylemlerimizle büyüyor.
Karar verip başladığımız anda da fizlenip...
büyüyorlar arkadaşlar. Erteleme duygunuzun sizi hazır değilsin diyerek kandırmasına izin vermeyin.
Kendi potansiyelinize ihanet etmeyin.
İçinizdeki yaratıcı enerjiyi kullanmadığınızda huzursuzluk hissedersiniz.
Bana sorsanız ki Ayça, şu hayatta en büyük ağırlığın, pişmanlığın ya da yorgunluğun nedir diye yapabileceğimi bilip yapmadığım şeylerdir derim.
Çünkü artık biliyorum, çok çok da eminim bundan.
Mutluluk bekleyenlere, erteleyenlere değil.
Bir şekilde başlayanlara gidiyor.
Peki ertelememizin nedeni ne değildir arkadaşlar?
Bu yanılgıya çoğumuz düşüyoruz.
Şoklanmaya hazır olun.
Ertelememizin nedeni tembellik değil diyor Nihan Kaya.
Steven da kitabında böyle söylüyor.
Çoğumuz tembel olduğumuz için ertelediğimizi düşünüyoruz değil mi?
Ama değilmiş arkadaşlar. Peki nedir bu tembellik olarak görmemiz?
Neden tembellik olarak görüyoruz?
Şimdi size sorum var. Lütfen içinizden cevap verin bana.
Bir şeyi yanlış yaptığınızda size nasıl konuşuluyordu?
Mesela yine mi beceremedin?
Bir işi de düzgün yap. İşte neden böyle oluyorsun?
Bu yazılı notların ne?
Sen başarısız olacaksın böyle giderse.
Eğer başarısız olursan iyi yerlere gelmezsen kimse seni sevmez.
Önemsiz bir insan olursun tarzında mı konuşuyorlardı?
Yoksa daha şefkatle yapıcı bir şekilde mi konuşuyorlardı sizinle?
Eğer ilk söylediğim cümleler gibi sözler duyduysanız şunlar kodlanmış siz arkadaşlar.
Yanlış yaparsam sevgi azalır, hata yapmamalıyım, yeterince iyi olmazsam...
Mutlu olamam. Tam bir işe başlayacaksınız.
İçinizden bir tane ses duyuyorsunuz.
Ya iyi olmazsa, ya rezil olursan, ya eleştirilirsen.
İşte arkadaşlar sıkıntı burada.
Nihangaya diyor ki kitapta.
İster psikolojik, ister fiziksel olsun.
Hastalıklarımızı ortaya çıkararak içimizdeki çocuk bizimle konuşmaya çalışır.
Bakın hastalıklarımızı ortaya çıkararak içimizdeki çocuk bizimle konuşmaya çalışır.
En başta daha ilk benim podcastımı açtığımızda ne demiştim?
Bu fışyanı araştırmasında %63 oranında sağlık sorunlarınız azalır demiştim değil mi?
İşte Nihal Hanım da söylemiş bunu.
Bize sesini duyurmaya çalışan ilk çocuğumuz var arkadaşlar.
Bizimle konuşmaya çalışıyor ve biz onu dinlemediğimiz zaman da bize hastalıklar gönderiyor.
Bu çocuğu dinleyerek anlamaya çalışın ve erteleme nedeninizi bulun diyor Nihal Hanım.
Beni o akraba görünümündeki kadın o kadar yargılayarak, küçümseyerek eleştirmiş ki ben bunu sorun haline getirmişim.
Her iş yapmaya çalıştığımda önce içime...
bir sıkıntı geliyor. Bir termi temiz olur mu falan diye.
Ama işte halledeyim ya diye yapıyorum ben bir şekilde başlıyorum artık hani çözmüşüm çünkü bir nevi.
Bir de mesela Nihankaya kitabında diyor ki eğer diyor bir işi ertelediğiniz zaman şu kelimeleri kullanıyorsanız diyor sizde diyor gerçekten bu sıkıntı büyüktür.
Mesela işte bir şeyi ertelediniz sıkıntı yaşıyorum dediniz.
Yine bir şeyi ertelediniz ben bu konudan çok rahatsızım dediniz.
Ya da yine bir şeyi ertelediniz sinirinizden kendinize kızdığınız için o anda ertelediğinizden başınız ağrıdı bir hastalık geçiyor.
O zaman diyor gerçekten sizde diyor erteleme sorunu vardır diyor.
Olup olmadığını da bu şekilde anlayabileceğimizi söylemiş.
Benim mesela başım çok ağrır.
Bir şey yapmadığım zaman o yapmadığım iş içimde büyür büyür büyür.
İlk önce başıma vurur. Deli gibi başım ağrır.
Bir mide sorunum vardı biliyorsunuz.
Bunu halletmiştik ama. Hani arada bir gene oluyor mide sorunum.
Ama şu anda da başıma vurmaya başladı mesela.
Mesela şöyle söyleyeyim arkadaşlar. Çok ciddiyim bunu.
Gerçekten ciddi söylüyorum.
Ben normalde şu anki kaydımı sabah...
9-10 arasında yapacağım diye planlamıştım.
Ama bazı işlerimden dolayı, bazı sıkıntılardan dolayı bu saate artılttım.
Yani 4 saat ileriye attım.
Ve şu an konuşurken başım ağrıyor.
Gerçekten şiddetli derecede başım ağrıyor.
Ama neyse biz görevimizi yapıyoruz.
Bakın başımız ağrısa da işimizin başındayız.
İlla kendimize güzel bir şeyler söyleyelim.
Bu da bize motivasyonumuz. Mesela Niyan Hanım diyor ki evinizi sürekli çok temiz tutmaya çalışıyorsunuz.
Bunu yapabilmek için diyor büyük çabalar harcamanız lazım.
Kendinizden ve kendi hayatınızdan vermeniz lazım diyor.
Ve bu vermenizin de diyor bir sebebi var.
Nedir biliyor musunuz diyor? Sıkıntı yaşamamak için, hasta olmamak için, herhangi bir rahatsızlık yaşamamak için bunu yaparsınız diyor.
Ve bunu yapmadığınızda, ertelediğinizde ne düşünürsünüz?
Sıkıntı yaşayacağım. Hasta olacağım ve rahatsız hissedeceğim.
O yüzden ertelediğinizden dolayı kendinize bu şekilde eziyet edeceğimizi söylüyor.
Yani o ertelediğiniz anda kendinize soracaksınız.
Bunu yapmam ne işe yarar?
Bu işi yapmam beni hangi durumdan korur?
Bunları sorup cevap verdiğinizde ertelemenizin kaynağını görüp engelleyebiliyorsunuz arkadaşlar.
Şimdi kitapta bir de sabahları yataktan kalkmak istemeyenler için sanatçının yolu kitabında da yazan bir yöntemden bahsedilmiş.
Benler de okumuştum bu kitabı arkadaşlar.
Sanatçının yolu kitabı.
Okuyabilirsiniz. Bir tık bilgi fazla.
Yani bilmiyorum. Aynı anda birkaç kitapla okunamayabilir.
Bilgiler hemen giremeyebilir.
Not tutmanız gerekebilir.
Ama güzel bir kitap. Çok fazla beğendim mi emin değilim.
Bir kere daha okumayı düşünüyorum.
Belki ondan sonra daha çok sevebilirim.
Şimdi sabahları yataktan kalkmak istemediğinizde.
Kalktıktan sonra hiçbir şey yapmadan düz beyaz bir kağıda.
Neden kalkmak istemediğinizi sebeplerini yazıyorsunuz arkadaşlar.
Çünkü sabah yataktan çıkmaktan korktuğunuzda içinizdeki çocuk aslında şunları söylüyor size.
Beni zorla işe götürüyorsun, işte beni zorla okula götürüyorsun, işte hatta beni diyor sürüklüyorsun diyor.
Orada benim... İstemediğim şeyler var.
Benim istemediğim şeyler yapmaya mecbur bırakıyorsun sen diyor.
Muş içimizdeki çocuk.
Ve devamında diyor ki içinizdeki çocuk.
Başkalarını mutlu etmek için bana acımasız davranıyorsun.
İhtiyaçlarımı umursamıyorsun.
Görmezden geliyorsun. Duygusal olarak beni aç bırakıyorsun.
Ben baskı görüyorum. Çok gör oluyorum.
Artık bunu yapmaya devam etmeyeceğim.
Yataktan kalkmamamızın sebebine bakın.
Ne kadar ulvi bir sebepmiş.
Gerçekten çok garip değil mi arkadaşlar ya?
Duygusal olarak aç bırakıldım diyor.
Doğru söylüyor. İşte sonra da diyorlar ki işte bu klişelerden vazgeçin.
Ne klişesi abi? Geçen ortamda arkadaşlarla konuşuyoruz.
Sevdiğiniz işi yapın klişesi.
Ya bırak Allah aşkına ya.
Kim sabahın 6'sına 7'sinde kalkıp sevmediği bir işi yapmak için oley bugün işe gidiyorum der ki hiç kimse demez.
Nasıl sevmediğimiz işi yapalım ya?
Böyle sırf klişe demek için sırf herkes söylüyor diye.
Ya herkes de bunu söylüyor ama ben böyle bir şeye inanmıyorum.
demek için bunun entelektüel tarafına girmeye hiç gerek yok arkadaşlar.
Yani vücudunuz ve içinizdeki çocuk size diyormuş ki benim dinlenmeye ve şefkati ihtiyacım var kardeşim.
Ben o yüzden yataktan kalkmak istemiyorum.
İşte bu yüzden arkadaşlar sevdiğiniz işleri yapın.
Sevdiğiniz işlerde potansiyelinizi kullanın diye diretiyor çoğu psikolog.
Yani en azından kalkacaksanız o yataktan sevdiğiniz bir iş için kalkın.
Yaşadığımız tükenmişliklerimiz, uzun veya kısa vadeli depresyonlarımız hep Bu sebepten oluyormuş.
Psikiyatrist Rob Grinson'un da güzel bir sözü vardır.
İnsanlar depresyona girmezler.
Bir zamanlar oldukları reddedilmiş küçük çocuk haline geri gelirler.
Aksiyetesi olan bir yetişkin korkmuş bir yetişkin değil.
Geçmişindeki korkmuş çocuktur diyor.
Şimdi ertelemenin en çok yaptığım bir çeşidinden ve çözümünden bahsedeceğim arkadaşlar.
Kitapta yazıyor. Nedir ertelemede en çok zorlandığımız?
O kadar çok işim var ki hiçbirini yapmıyorum.
Bunu nasıl çözecek değil mi?
En çok da ertelediğim şeyler bu.
Bir sürü işim var ama bunlarla uğraşamam deyip bütün işleri kenara bırakıyoruz.
Bir tanesini bile yapmıyoruz.
İngilizlerin olduğu iddia edilen böl ve yönet yöntemiyle yapabilirsiniz diyor Nihankaya.
İlk adım iş. İşleri listeliyorsunuz.
İkinci adım listeden yapmak için hangi işi seçerseniz seçin diğer işleri o sırada görmeyeceksiniz.
Onların üzerine örteceksiniz diyor geçici olarak.
Yani siz 10 tane iş sıraladınız ve bugün birinci işi yapmakta sıranız.
Birinci işi yaparken ya of abi daha 9 tane daha var deyip diğerlerine...
Asla bakmayacaksınız arkadaşlar.
Birinci Dünya Savaşı'na yer almış Fransa Başbakanı George Clemenceau'ya soruyorlar.
Başarınızın sırrı ne?
O da diyor ki, saçımı tararken sadece saçımı düşünürüm.
Adama bak, saçımı tararken sadece saçımı düşünürüm.
Aynı anda sadece...
Tek bir iş yapabiliyoruz.
Aynı anda sadece tek bir lokma yutabildiğimiz gibi.
Yani işlerimizi yaparken herhangi bir işle meşgulken diğer işlerimizi düşünürsek hem hızımızı hem de verimliliğimizi kaybediyoruz arkadaşlar.
Sonra da işlerimizin çokluğunu düşünüp yapmaya başlayamıyoruz bile.
Şu anda bir şey yapıyorsanız ana odaklandığınız şey neyse ona odaklanın.
Daha sonra arkadaşlar diğerlerini sırasıyla yaparsınız.
Ertilmeyi bitiremememizin en büyük sebeplerinden birine biliyor musunuz?
Geçmişteki hatalarımızın yükünden kurtulamamış olmamız.
Ertelediğimiz ya da yapmadıklarımız için kaçırdığımız o güzelim hayatı sürekli hatırlayıp kafamızda geçirerek ilerleyemiyoruz.
Sonra kendimizi azarlıyoruz, kendimize kızıyoruz.
Kendimizi azarlamak motivasyonumuzu düşürür, özgüvenimizi sarsar.
İşimizden kaçmak için mükemmel bir bahane olur.
Eğer gerçekten artık ertelemek istemiyorsanız geçmişteki erteleme hatalarınızı geride bırakın.
Onlar artık geride kaldı.
Önünüzdeki yola ve bu sefer neleri farklı yapacağınıza odaklanın.
Bir de arkadaşlar ben mükemmeli yapmak istiyorum.
Bu yüzden başlayamıyorum.
Yapacaksam dört dörtlük başlamak istiyorum.
Yoksa yarım yamalak yaparım diye böyle bir bahaneye benim de temizlikle ilgili sığındığım gibi lütfen sığınmayın.
Yapmak istiyorsanız hiçbir şey düşünmeden sadece başlayın.
Bu bölümü arkadaşlar özellikle kusura bakmayın erkekler kadınlara Tükenmiş kadınlara ben armağan etmek istiyorum.
Yani özellikle kadınlar o kadar tükenmiş, o kadar yorulmuş hissediyorlar ki.
Çünkü görünmeyen yüklerle yaşıyorlar.
İşte ev düzenli mi, çocuk iyi mi?
İşte benim performansım iyi mi işte?
İlişkim dengede mi? Ailem memnun mu?
Yani her şey kadınlardan soruluyor.
Ama en az söz hakkı da çoğu zaman kadınlardan.
Ve ilginç bir tarafı var.
Her akım fark ettin son zamanlarda her akım bizim üzerimizden kadınların üzerinden yürüyor.
Mesela işte bu uğraşmadan güzelsin akıma değil mi?
Sadelik doğallık güzeldir.
İşte sözde özgürleştirici bir akım ama aslında başka bir baskı formu arkadaşlar bu.
Doğal ama bakımlı görün.
Çabasız ol ama işte estetiktir.
Bu dünyanın bize paketlediği estetik zorbalıktır.
Yani yüzünüzdeki izlerden ne bileyim kaşınızdaki bir yamukluktan işte burnunuzdaki bir yamukluktan Boyunuzun kısalığından.
Ne bileyim vücudunuzdaki yağlardan yani bunlardan klingör olamıyorum diye üzülmeyin arkadaşlar.
Yani bu size dayatılan bir reform sadece.
Yani sanki işte hep evlerimiz derli topla olmak zorunda.
Sanki spor sonuna gitmeden spor yaparsak daha makbul olacağız.
Sanki çocuk büyütürken kariyer de yapmak zorundayız.
Kariyer yaparken ruhsal farkındalık geliştirmemiz lazım.
Ruhsal farkındalık geliştirirken de sakin ve zarif kalmalıyız.
Abi yüksek işlevli tükenmişliği getirir.
Yani bu Vance kültürü arkadaşlar.
Bu bir baskı. İyilik halini bile performansa dönüştürülmesi.
Sonra ne oluyor? Tükenmiş bedenlerle, yorulmuş zihinlerle erteleme hastalığına yakalanıyoruz.
Biz makine değiliz.
Üzerimize bindirilen bu kusursuz kadın performansı sürdürülebilir değil.
Toplum bize diyor ki her şeyi yapabilirsin.
Ama alt metinden bize diyor ki her şeyi yapmak zorundasın.
Ve bizler bir noktada tükeniyoruz, duruyoruz, yapmıyoruz, erteliyoruz, kendimizi suçluyoruz.
Kendimizi düşünerek işlerimizi, hayallerimizi, uğruna savuşacak hedeflerimizi erteliyoruz.
Aslında buradaki mesele ne biliyor musun?
Yükümüzün adil dağılmaması.
Biz tükenmiş değiliz.
Biz sürekli performans göstermeye zorlanmış bir kuşağız.
Bu bölüm umarım size iyi gelmiştir arkadaşlar.
Beni lütfen Spotify ve sosyal medya üzerinden takibe almayı unutmayın.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Görüşmek üzere.
Bay bay. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
