
Erkek Egemen Dünyaya Boyun Eğmeyen Filozof Hypatia / Özgür Zihnin 2 Prensibi
10 Ağustos 2026 · 35 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: alternatifvizyonpodcast
Transkript
Herkese selam, hoş geldiniz.
Ayça ben. Bugün...
Adını ilk defa duyma ihtimalinizin yüksek olduğu bir kadından bahsedeceğim.
Ve onun zihinsel özgürleşme için bize miras bıraktığı iki tane prensibi anlatacağım.
5. yüzyılın dahilerinden kabul ediliyor.
İskenderiyeli Hipatya.
Şöyle arkadaşlar, şimdi bizim Türk akademisyenler Hipatya olarak söylemeyi uygun görüyorlar.
Haypetiye diyen de var, Hipetiye diyen de var.
Ben de bizim akademisyenlere uyuyorum tabii ki.
Hipatya diye bahsedeceğim.
Öncelikle bunu söylemiş olayım, sonra talep...
Lafıza sıkıntı olmasın. Şimdi arkadaşlar Hipatya İskenderiye'de Mısır'da dünyaya geliyor.
Ve dünyaya geldiği zamanlar Mısır Roma İmparatorluğu'nun bir eyaleti.
Yani yaşadığı zamanlar diyeyim.
Mısır bağımsız bir ülke değil.
Nasıl ki bugün Teksas ABD'nin bir eyaleti ise o günün Mısır'ı da Roma İmparatorluğu'nun bir eyaleti.
Yani işte Firavunlar yok.
Kleofatra çoktan tarihe karışmış.
Ülkeyi Romalı valiler yönetiyor.
Resmi dilleri Yunanca.
Ve işte en önemli... bilim merkezlerinden biri.
Hani bunu söyleyeyim Mısır deyince aklınıza İskenderiye deyince aklınıza çünkü o bizim bildiğimiz ilk haliyle Mısır gelmesin.
Ve biliyorsunuz İskenderiye'nin kütüphanesinin ne kadar ihtişamlı bilim merkezi, matematik merkezi aynı zamanda ticaret sanat merkezi Büyük İskender'in kurduğu ve kütüphanenin.
Yani arkadaşlar bu kadın mutlaka tanımanız gereken onun yaşadıklarını anlamanız gereken bir kadın.
Şimdi neden bu konuyu seçtim?
Onu anlatayım. Yakın zamanda, geçen günlerde 2009 yapımı bir tane film var.
Onu izledim. İpatya'nın hikayesini, hayatını anlatıyor.
Agora filmine de. Önceden izlemiştim.
Tekrardan izledim. İkinciyi izledim.
Agora, antik Yunanca'da şehir meydanı demek.
İnsanların alışveriş yaptığı, siyaset yaptığı.
Filozofların tartıştığı işte kamusal yaşam merkezi olarak görülen bir alan demek.
Biz tabii Agora deyince aklınıza kesin gelmiştir ya.
Gelenler var mı? Lütfen buna yazın.
Müzeyyen Sener'in müziklerini ve sözlerini yaptığı Agora meyhanesi.
Hatta sanırım Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses de seslendirmişti bilir misiniz?
Bu gece benim gecem, bu gece benim gecem.
Cema vuran her damlada seni hatırlıyorum.
Burası Agorameyhanesi diye böyle çok uzun bir girişi de vardır.
Evet filmi izledim arkadaşlar tekrardan.
Beni dinleyenler biliyor. Alternatif vizyoncular bilir.
Daha önceden şöyle bir şey önermiştim.
Ben hep... 5-10 sene önce izlediğim filmleri tekrar izleyip kitapları tekrar okuyorum.
Hani o zamanki Ayça'nın bakış açısıyla okurken hani acaba neler düşündüm, neler hissettim onları anımsamaya çalışıyorum.
Bir de şimdiki hissettiklerimi karşılaştırıyorum.
Mesela Agora filminin sonunda hani sadece üzüntü ve acı hissetmiştim ilk izlediğimde.
Şimdi izlediğimde yine aynı sözleri yine söyledim.
Ama acaba dedim hani şöyle yapsaydı kurtulabilir miydi?
Kaderini değiştirebilir miydi diye düşündüm.
Ama neden Hipatya'nın öyle bir şey yapmadığını ilerleyen dakikalarda söyleyeceğim.
Akıllı bir kadın çünkü. Bu arada film İspanyol hip-hop'u bir film.
Birkaç kere de ödülü almış.
Hipatya'yı oynayan kadından da bahsedeyim.
Onu bahsetmeden geçmek istemiyorum.
Mumia serisi filmini biliyorsunuzdur.
Oradan tanıyoruz zaten. Oscar'la Rachel Wish.
oynuyor. Oscar Isaac de oynuyor.
O adamı da hiç sevmezdim.
Hiç beğenmezdim. Ama bu Beef dizisi vardı platformda.
İkinci sezonundaki rolünden sonra hayran kaldım bu diziye de.
Mutlaka izleyin arkadaşlar.
Hem Agora filmini hem de bu dediğim Beef dizisine mutlaka izleyin.
Bu dizi inanılmaz orijinal bir senaryoya sahip.
Ya ne olacak ne olacak şimdi diye böyle sürekli kafanızda Çözüm üretmenizi sağlayan, çözüm üretmek için bir şeyler düşünmenizi sağlayan bir dizi.
Çok fazla gerçek bir film.
Hani öyle gözü kara aşıklar, mutlu sonlar yok.
Herkes kendi çıkarına göre hareket ediyor.
İnsanların kendi konforları bozulmasın diye, kendi istekleri olması için ne kadar ileri gidebileceklerini tüm çıplaklığıyla işliyorlar dizide.
O yüzden mutlaka izleyin. Evet zihinsel özgürlüğümüz için iki prensibe geçmeden önce Hipatya'yı biraz tanıyalım istiyorum.
Çünkü onun hikayesini bilmeden bu prensiplerin neden bu kadar önemli olduğunu anlamak zor olur.
Mısır'da M.S. 350 yılında doğuyor İskenderiye'de ve o zamanlar biraz önce de dediğim gibi en önemli bilim merkezlerinden bir yer orası.
Bugün işte iyi bir üniversite için Oxford'a, MIT'ye, Harvard'a gitmek istiyoruz ya o günün dünyasında da insanlar bilgi ve eğitim için İskenderiye'yi seçiyordu arkadaşlar.
Ve burası Theon. Theon var.
Bizim kız için önemli bir figür.
Dönemin en önemli matematikçilerinden ve astronomlarından biri.
Aynı zamanda bir öğretmen ve aynı zamanda ki bu benim için inanılmaz önemli ve inanılmaz saygı duyduğum bir adam.
O dediğim büyük kütüphane bu büyük İskender'in kurduğu İskenderiye kütüphanesi arkadaşlar.
Onun işte Öklit olsun Pisegor olsun bunların matematik çalışmalarını özellikle bunları söylüyorum.
Derlemiş, düzenlemiş hatta yorumlamış bizim...
dönemimize gelmesini sağlamıştır.
Yani onlar kızıyla beraber çalışıyorlarmış zaten.
Hem kitaplardan öğrendiklerini insanlara daha kolay öğrenmeleri, daha kolay anlamaları için düzenliyorlarmış.
Hem de felsefe yapıyorlarmış.
Yani bilim çalışmaları da var.
Yani düşünebiliyor musunuz?
O dönemde bu adamın yani babasının yaptıkları da çok büyük ama hani bir kadının da Bunu yapması çok çok büyük bir olay.
Annesi hakkında neredeyse hiçbir bilgimiz yok.
Neredeyse demeyeyim hiçbir bilgi yok.
Tarih annesinin adını bile kaydetmemiş.
Yani anası yok acaba neden?
Çünkü o yıllarda...
Tarih kitaplarına kadınların adı pek yazılmıyordu.
Babası arkadaşlar çok küçükken bizim kızı eğitmeye başlıyor.
Çünkü babası onun zekasını fark ediyor.
Ve dönemin alışılmış yolunu seçmiyor.
O zamanlar kadınlar eğitim almıyorlar.
Eğitim ve entelektüel yaşam büyük ölçüde erkeklerin alanı olarak görülüyor.
Kadınlar daha çok ev işleriyle ilgileniyorlar.
Çocuk büyütüyorlar, dokuma yapıyorlar, yemek hazırlıyorlar.
Sadece seçkin ailelerin ya da işte zengin ailelerin kızları istiyorlarsa eğitim alabiliyorlar.
Gördüğünüz gibi hiçbir şey değişmemiş arkadaşlar.
Yani ya ben artık şu muhabbetten çok sıkıldım.
Çevremde çok fazla yok ama hani izlediğim gördüğüm şeylerden de ve algılardan da yani haber bile izlemek istemiyorum böyle algılardan ve insanların konuşmasından dolayı.
şöyle diyorlar ya akşama evde yemeğim yok ya şu cümleyi artık kadınlardan duymak istemiyorum ya artık ben Ahmet'in Mehmet'in de akşam yemeğim yok bu hafta sonu temizlik yapmam gerekiyor diye dediğini duymam lazım çünkü hani diyorlar
ya işte kadının görevi tamam kadın eve ekmek de getiriyor para da getiriyor o da onun görevi erkek sadece eve para getiriyor bunları yapmıyor yani o zaman kadın şunu da diyor ya hani Yemeğim yok, temizliğimi yapmam lazım
diyor. Onun yanında işte şu borç var, şu kadar para kazanmam lazım bunu da diyor ya.
Yani artık bu yüklerin azalması gerekiyor ama cehalet işte.
Yüzyıllardır bununla savaşıyoruz.
Aslında bu cehalet değil biliyor musunuz ya?
Bile bile, bile bile yapıyorlar.
İşlerine geliyor çünkü. Neyse yani o dönemde arkadaşlar bilgi üretmek büyük ölçüde erkeklerin alanı.
İşte Hitapya'yı sırrı dışı yapan bu.
O toplumun kadınlar için çizdiği hayatı yaşamadı.
Evin içinde kalması beklenirken o kürsüye çıktı.
Erkekleri dinlemesi beklenirken o fikirler üretti.
Öğrenci olması beklenirken öğretmen oldu.
Ünlü tarihçi Will Durant onun için şöyle söylemiş.
Felsefeye o kadar tutkundu ki sokakta durur, öylece durur ve kim soru sorarsa...
Herkese Platon'dan, Aristoteles'den bahseder ve onların karmaşık fikirlerini insanlara anlatırdı demiş.
Yani o kadar dolamlı bir kadınmış.
Düşünebiliyor musunuz?
Örneği yok. Örneği yok yani kendisinden başka bir örnek yok.
Ve bu iki adamın...
Düşüncelerine bakın farkındaysanız adam ne demiş?
Karmaşık fikirlerini insanlara anlatırdı demiş.
Biraz önce dedim ya matematik kitaplarını derlerdi, düzenlerdi.
İnsanların daha kolay anlayabilmesi için tekrardan kitap haline getirirdi diye.
Kadının yaptığı muazzam bir şey.
Yani o kitapları okuyor ya da bu filozofların fikirlerini okuyor.
Sonra ben bunu insanlara anlamaları için daha kolay nasıl anlatabilirim diye kendisince sorup yöntem buluyor ve anlatmaya çalışıyor.
Umarım cennettesindir.
Umarım cennettesindir yani başka bir şey diyemiyorum.
Ve eğitimini büyük ölçüde tabii ki babası verdi.
Bir dönem Atina'ya gitti. Atina'ya gittikten sonra zaten eğitimini tamamlamış oldu.
Önce aritmetik ve geometri eğitimi alıyor.
Sonra astronomi, işte gök cisimlerinin hareketlerini, işte dönemin matematiksel hesaplama yöntemlerini kullanarak öğrenmeye çalışıyor.
Sonra Platon ve Aristoteles'i yorumlayacak derin bir felsefe eğitimi alıyor.
Peki döneme bakarsak erkek egemen bir dünyada bu kadına nasıl izin verdiler?
Öncelikle biraz önce söylediğim gibi seçkin ailelerin kızları da isterlerse eğitim alabiliyorlardı.
O da babası Theon'dan dolayı çok seçkin ve itibarlı bir ailenin kızıydı.
Arkadaşlar babasından dolayı ve eğitimini tamamladıktan sonra babasının çevresindeki bilim insanları ve filozoflarla çalışmaya başlıyor.
Yani sadece babasıyla çalışmıyor.
Çevresindeki bilim insanları ve filozoflarla da çalışmaya başlıyor.
Yani bu ne demek arkadaşlar?
Niye üstüne basarak söylüyorum?
Çünkü bu kız etrafına, çevresine kendisini kanıtlamış, zekasını kanıtlamış ve dönemin erkekleri tarafından da bir itibar kazanmış.
30'lu yaşlarında da İskenderiye'de yeni Platoncu Felsefe Okulu'nun başına geçiyor.
Yeni bir okul açıyorlar ve bu okulun başına geçiyor.
Daha 30 yaşında. Biz daha 30 yaşında ne olacağız ne olmadık diye tartışırken kadın 30 yaşlarda bir felsefe okulunun başına geçmiş.
Neyse seçkin öğrencilerinin gittiği bir felsefe okulu burası.
Seçkin derken biraz kibar not almışım burada zengin öğrenciler.
Farklı şehirlerden binlerce öğrenciler geliyormuş arkadaşlar ondan eğitim almak, onu dinlemek için.
Ve yani çok sonunda da işte çok saygı görülen bir filozof haline geliyor.
İşte tam tap noktasındayken valiler ona danışıyor.
Zaten dönemin valisi de onun eski öğrencilerinden biri.
İşte halk da bazı durumlarda ona gidip danışıyormuş.
Yani bu da şunu gösterir bize.
Toplum üzerinde entelektüel bir etkisi var.
Böyle bir etkisi oluşmuş.
Hiç evlenmemiş arkadaşlar.
O dönem işte at arabaları var biliyorsunuz iki tekerlikte sanırım at arabaları.
Sadece kadın olarak söyleyeyim sadece varlıklı olan kadınların arabaları varmış.
Diğer fakirler nereden alsın arabayı?
Yine değişmemiş bu durumda.
Neyse herkesin yani her kadının bir sürücüsü oluyormuş.
Kimse kendisi kullanmıyormuş.
Ama bizim kız... Kendisi kullanıyormuş arabasını.
Kadınlara özgü giysiler yerine bilgelerin giydiği pelerin tarzı kıyafetler kullanırmış.
Neden? Şimdi o dönemde akademisyenlere ait pelerinler var.
Akademisyen olanlar o pelerinlerden alıyor onları dikiliyor ve giyiyor.
Ama bu kadın olduğu için erkeklere özgü olduğu ve ona göre olmayacağını düşündükleri için bu kızcağıza yapmıyorlar.
Ve kendisi bir şekilde ayarlıyor ve kendisi yapıyor arkadaşlar o pelerini.
Yazıklar olsun kadın neler yapıyor.
Bir pelerini bile çok görmüşler.
Ve çok çok güzel bir kadınmış.
Hatta genç bir öğrencisi ona aşık olmuş.
Gitmiş ona açılmış bir dersten sonra.
Ama Hipatya demiş ki sen bana aşık değilsin.
Sadece bedenimi arzuluyorsun demiş.
Ve arkadaşlar regle olduğu yani reg kanının lekelediği bir bezi.
Yani herhalde kullandığı bezi.
O bezi. göstermiş.
Manyak bir kadınmış bence.
İşte demiş senin sevdiğin şey bu.
Bu sevgi değildir.
Yani istediğin şey benimle işte cinsellik yaşamak demiş işte.
Artın şüphelerin bir sözü vardır.
Aşk insan türünün devamını sağlamak için doğanın insanları kandırdığı bir yanılsamadır der demiştir.
Bizim kız da bunun farkındaymış.
Yani aşk diye bir şey yok.
Sen cinsel bir dürtü yaşıyorsun.
Benimle birlikte olacaksın. Çünkü insanlığın devamını bir şekilde sağlamamız gerekiyor.
Bunu demek istemiş. Ve tam da bu yıllarda Roma İmparatorluğu eski gücünü iyice kaybetmeye başlıyor.
Ekonomi zayıflıyor. İç karışıklıklar artıyor.
İnsanlar belirsizliklerle yaşıyor.
Hani ne yapacağız? Nasıl olacak?
Nedir bu durum? İç karışıklıklar var.
Bir yanda işte vali var, bizim kızın öğrencisi.
Diğer tarafta saçma sapan bir psikopos var.
İşte ne oldu? Kaos oldu.
Belirsizlik oldu. Kaosun ve belirsizliğin olduğu yerde ne olur arkadaşlar?
Aynı bizim ülkemizin şu anda yaşadığı gibi belirsizlik varsa orada kutuplaşmada da vardır.
Çünkü insanlar geleceklerinden emin değiller.
Kaygı yüklüler ve kutuplaşıyorlar.
İnsan zihni neydi? Grileri sevmezdi değil mi?
Zihin mutlaka bir taraf seçmek ister arkadaşlar.
Biz ve onlar diye ayırmaya başlar.
Black and white thinking. İnsanlar artık fikirleri tartışmayı bırakıyorlar.
Kimlikleri tartışmaya başlıyorlar.
Cahillik iyice ortaya çıkıyor.
Karşı tarafı ikna etmeye çalışmıyorlar.
Eğer karşı taraf fikirlerine ters düşüyorsa onu susturmaya çalışıyorlar.
İmparatorluk ikiye bölünüyor.
Bir tarafta Roma valisi Orestes diğer tarafta ve İskenderiye'nin çok güçlü, çok çok güçlü kişisi psikoposu Kirillos.
Ve dini fanatikler meydana çıkıyor.
İnsanlar güç savaşlarının arasında kalıyorlar.
Maalesef Hipatya'da bunlardan birisi.
Milattan sonra 415 yılının Mart ayında Hipatya arabasıyla evine dönerken önünü kesiyorlar.
Önünü kesenler kiliseye bağlı dini bir fanatik grup.
Zaten bunu yaptıran da Kirillos yani dönemin psikoposu.
Kadını arabadan indiriyorlar.
Kadını arabadan indikten sonra böyle üstünü başını parçalamaya çalışıyorlar ve kadını ta kilometrelerce uzaktaki bir işte din yerine kiliseye götürüyorlar.
O kilisede zaten Cleopatra'nın önceden sevdiği Marcus için yaptırdığı bir tapınakmış.
Yanlış hatırlamıyorsam öyle bir tapınakta.
Gereksiz bir ayrıntı oldu ama hani bilin o kadar güzel yerlerde yaşanılan vahşete bakın diye söylüyorum.
Neyse kadını buraya sokuyorlar.
Ondan sonra kadını ellerinle geçerse arkadaşlar ki...
Keremil parçaları, küçük istiridye kabukları.
Kadının her yerini, derilerini oyuyorlar ya.
Oyuyorlar. Zaten şöyle bir şey var.
Tövbe yarabbim tövbe estağfurullah çarpılacağım şimdi ya.
Allah yolunda yapıyorsan hadi bu kadın cadı ilan ettin diyelim.
Allah yolunda yapıyorsan neden soyuyorsun?
Senin haramın değil mi kardeşim o?
Yani haram dediğime bakmayın arkadaşlar.
Bu dinlerin zaten çoğu yazılan şeyleri aynı.
Hani adetler örf adet falan var ya bunlar zaten hani dinler yani 3 dinde zaten temelinde aynı şey arkadaşlar.
Adet örf falan insanların sonradan uydurduğu şeyler özel olmak için sanırım böyle şeyler uydurdular.
Bilmiyorum o konuya çok girmeyeyim.
Kadını yani paramparça etmişler soymuşlar.
Kadın bence çok güzel olduğu için istediler görmek istediler.
Şerefsiz adamlar. Neyse ki Spotify'da küfür için bir yasak yok.
İşte onu orada parçaladıktan sonra çırılçıplak bıraktıktan sonra yakıyorlar arkadaşlar.
Yakıyorlar. Yakmadan önce ama bu kadın lime lime etmeleri ölümüne dövmeleri beni çok sarstı ya.
Yani bedeninden kalanları da ateşe vermeleri falan.
Bana fenalık geldi.
Yaklaşık 1600 yıl önce tek başına bir kadın ya ne silahı var ne ordusu ne siyasi bir makamı sadece düşünceleri var.
Kutuplaşmanın kurbanı olan bir kadın.
Şunu hatırlayın arkadaşlar tamam mı?
Bir kişiye fanatizm başladıysa ilk katledilenler düşünen insanlar olurlar.
Tamam mı? Bunu bir oturup düşünün bu cümlemi.
Neyse. Bir zamanlar onu el üstünde tutan şehir sonunda onu katleden bir şehre dönüştü.
Onun suçu insanlara nasıl düşüneceklerini öğretmekti.
Öğrenme yöntemlerini anlatmaktı.
Bu da onu tehlikeli yaptı.
Hayatına son vermiş olabilirler ama hayata dair felsefesini yok edemediler.
Bu hayat hikayesini unutmayın arkadaşlar.
Çünkü bize entelektüel varoluşu sürdürme konusunda...
eşsiz bir ders sunan bir hikayedir bu.
Bir soru soracağım size.
Bunu da yine düşünmenizi istiyorum.
Zaten filozof dedik, felsefe dedik, entelektüel deyip deyip duruyorum sabahtan beri.
O yüzden sürekli düşünmenizi istiyorum.
Bu sorunun cevabını da düşünün.
Sizce burada kazanan, onun bedenini öldüren adamlar mı?
Yoksa bugün aradan binlerce yıl geçmesine rağmen...
Hala onun adını konuşuyor olmamız mı?
Hala ondan bahsediyor olmamız mı?
Hala ondan konuşuyor olmamız değil mi?
İşte gerçek zihinsel özgürlük budur.
O yüzden zihinsel özgürlük konusunda bu hitap yayı anlatmayı tercih ettim.
Shakespeare hamlette acılar içerisinde olsa bile var olmanın asıl mesele olduğunu anlatıyor ya.
Olmak ya da olmamak.
İşte asıl mesele bu.
Acaba zalim feleğin okuna, taşına, göğüs germek mi?
Yoksa bu mihnet deryasına karşı koyarak hepsine son vermek mi?
Daha asil bir hareket olur.
Ölmek, uyumak, hepsi bu kadar.
Ve bir uykuyla bütün kalp ağrılarını vücudun yakındığı binbir tabi derdi dindirebilmek.
İşte varlığımızın özlediği netice.
Ölmek, uyumak, uyumak, belki bir rüya görmek.
Ya ben şey düşünüyorum Hipatya onu öldüreceklerini biliyordu ve bile bile arkadaşlar bu zihinsel özgürlüğünden vazgeçmedi diye düşünüyorum.
Yani şöyle düşünün şimdi bu kızcağız öldürülmemiş olsaydı.
Hani diyecektik ki evet o dönemde yaşamış şöyle böyle yapmış bu kadar ama hani adına filmler yapılmayacaktı ya da böyle hepimiz bununla ilgili konuşmayacaktık.
O işte biraz önce Shakespeare'in de bu söyledikleri gibi hani ölmek sadece ölmek yani uyumak öleceğim ve gideceğim ama benim düşüncelerim baki kalacak diye düşündü.
Yani onun yaptıklarını biz bilelim bu zihinsel özgürlüğü biz de yaşayalım diye bence.
Bile bile lades dedi ya hani o kadar dönem evet karışık şöyle böyle diye ama hani hiç mi önlem almadı değil mi?
Babası orada o da o kadar iyi bir durumda hani bir sürü çevreleri var vesaire.
Ben açıkçası sanki bile bile lades demiş gibi hissediyorum.
Yani kendi değerine uygun yaşadı ve bunu bizim öğrenmemizi istedi.
Tıpkı kim gibi alternatif vizyoncular biliyordur.
diye düşünüyorum. Seneca, işte Marcus Aurelius, Epictetus.
Bunların hepsi de zaten kendi değerine göre yaşamayı savunuyordu.
Bence o da onlardan biriydi.
Şimdi gelin Hipatya'nın hayatından çıkarabileceğimiz zihinsel özgürlüğün iki prensibine bakalım.
Düşünme hakkını koru.
Her yerde yazan cümlesi var.
Ne diyor? Düşünme hakkını koru.
Çünkü yanlış düşünmek bile hiç düşünmemekten daha iyidir.
Başkalarının sizin yerinize ne düşüneceğine izin vermeyin.
Eğer izin verirseniz zihinsel özgürlüğünüz elinizden alınmış olur diyor.
Bir bitkiyi düşünün arkadaşlar örnek vereyim bir bitkiyi düşünün.
Ne olsun işte mesela turna yemişi olsun meyve galiba bu neyse onu düşünün turna yemişi.
Turna yemişi büyürken yanındaki bitkiye dönüp ya sen nasıl büyüyorsun diye sormaz.
sağındaki ya da solundakini taklit etmez.
Topraktan ihtiyacı olanı alır, güneşe yönelir, suyunu çeker ve kendi doğasına uygun şekilde olgunlaşır.
Çünkü neye dönüşeceğini bilir.
Bizler ise çoğu zaman tam tersini yapıyoruz.
Sürekli başkalarına bakıp nasıl yaşamamız, nasıl görünmemiz, nasıl düşünmemiz gerektiğini onlardan öğrenmeye çalışıyoruz.
İşte bu yüzden bizim zihnimiz özgür olmuyor.
Boşuna mı yüzyıllardır filozoflar, psikologlar herkes kendini tanı, kendini bil, kendi potansiyelini bil diyor.
Zihnimizi serbest bırakmadan nasıl olmamız gereken kişi olabiliriz ki?
Hipatya diyor ki sınırlarınızı ve bağımsızlığınızı koruyun.
Hipatya arkadaşlar başta söylediğim gibi hiç evlenmedi.
Hatta babası da buna çok saygı duymuş evlenmeme kararını.
Hani sınırlarını ihlal etmemiş ki istese babası onu siyasi çıkarları için çok rahat birisiyle evlendirebilirdi.
Ama onu bir felsefe mirasçısı olarak gördüğü için ve böyle olmasını istediği için okullar kurmasını istediği için evlendirmemiş.
Ve Hipatya kendisine felsefenin geliniyim ben.
Evlenmeme gerek yok dermiş.
Felsefenin gelini çok güzel bir tabir.
Yani diyor ki şartlarınız ne olursa olsun elinizde seçim yapma özgürlüğünüz var.
Bunu unutmayın diyor. Ve diyor ki çalışma programlarınız olsun.
Siz kendinize göre yönetin o programlarınızı.
Mali işlerinizi yani paranızı bizzat kendiniz yönetin.
Yaşadığınız şehirde istediğiniz şekilde hareket edin diyor.
Çok enteresan değil mi?
Mali işlerinizi yani paranızı bizzat kendiniz yönetin falan diyor.
Yaşadığınız şehirde istediğiniz şekilde hareket edin diyor.
Yani özetlemek gerekirse kural açık ve basit.
Paranızı ve seçimlerinizi koruyun diyor.
5. yüzyılın tutumuna bakarak çok radikal bir özgürlük biçimi arkadaşlar değil mi?
Diyor ki yalnızca kendi değerlerinize hesap vereceğiniz bir yaşam inşa edin.
Virginia Woolf ne demişti?
Bir kadının kurgu türünde eserler yazabilmesi için parası ve kendine ait bir odası olmalıdır.
Onun da böyle bir odası vardı.
Neresiydi o oda? Bir oda olarak fiziki olarak düşünmeyin.
Okuluydu, arabasıydı, felsefi zihniydi.
Ona ait odaları bunlardı.
Onun sınırlandırmak isteyen bir şehirde kendine bir alan yarattı ve bu alanını korudu.
Siz de aynısını yapabilirsiniz.
Kendime ait bir alandan sesleniyorum.
Gerçek bilgileri yayalım.
Sadece... Dediğim gibi sadece kapalı bir alan olarak bir oda olarak düşünmeyin arkadaşlar.
Zihin yapısı olarak da düşünün bu alanlarınızı yaparken.
Vehbi Koç'un başarı uğruna kendine ait bir alan yarattığı çok sevdiğim bir anısı var.
Böyle bir alandan bahsedince hep bu anı aklıma geliyor arkadaşlar.
İşte yıllar yıllar önce meclise işte bu bildiğimiz bizim meclise Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yani kiremit lazım oluyor.
O dönemde de hani öyle kiremit bulmak onu bulmak hani öyle şeyler zor.
Kara borsada oluyor o tarz şeyler biliyorsunuz.
Meclis çalışanları Vepikoç'a gidiyorlar.
Diyorlar ki ya bize kiremit lazım ama biz bulamıyoruz.
Hani bütün Ankara'yı aradık, çevre illerine baktık.
Hani bulamıyoruz. Dışarıdan da getirseler ekstra maliyet.
Öyle bir para yok. Vepikoç da diyor ki tamam ben bulacağım size kiremitleri diyor.
Sonra arkadaşlar kendi evinin çatısına çıkıyor.
Evlerinin damlarına bakıyor.
Tamam bir evleri şöyle bir uzaktan damlara bakıyor.
Aşağıya iniyor mahallede bağırmaya başlıyor.
Eski veya yeni sağlam kiremidin başına 20 lira veriyorum diyor.
İnsanlar bunu duyuyor. Bu ne diyor ya deli midir nedir?
Zaten kış geliyor biz neden kiremidlerimizi satalım diyorlar.
Ama tabii para. Para o zamanlar şimdiki de olduğu gibi şimdi zamanda olduğu gibi çok kıymetli.
Diyorlar ki ya işte acaba parayı mı alsak nasıl yapsak bir iki tane versek bir şey olmaz damda fazla zaten diye düşünüyorlar.
Para tatlı geliyor ve herkes arkadaşlar sağlam olan kiremetlerden bir ikişer tane getirmeye başlıyorlar.
Vehbi Koç arkadaşlar koca bir kamyonun arkasını kiremitle bir sürü sağlam kiremitle dolduruyor.
Meclise götürüyor. Adamlar tabii şok bu kadar kısa bir süre içerisinde nasıl bu kadar sağlam kiremit topladı diye.
Diyorlar ya sen bunu nasıl yaptın?
Diyor ki işte mahallenin ortasında durdum ve bağırdım.
Eski veya yeni sağlam kiremit başına 40 lira dedim diyor.
Ah be abi yoktan var etmek.
Yani bakın adam şikayet etmiyor.
Bunu yapamam hani bir yerim yok bir alanım yok nereye gideceğim.
Hani alan yer deyince aklıma bu geldi.
Adam kendine sadece düşüncesinden ötürü bir iş alanı oluşturdu.
Çünkü ilk önce zihninde tasarladı ve para kazandı.
Yani hem kiremit başına aldığı 40 lirayı veriyorlar ona.
Hem de bu işi yaptığı için ayrıca ekstra iş veriyorlar.
Yani ne denebilir ki?
Hipatya. Podcast'inde de Bebbi Koca anlatmazsın ayrıca ya.
Bu da kulağınıza küpe olsun arkadaşlar.
Ve ikinci prensip.
Herkesin doğru kabul ettiği şeyleri sorgulayın.
Hayatı boyunca yaptığı şeylerden biri.
Sürekli sorgulamak, sürekli araştırmak ve sürekli bilgiyi öğrenmek.
Sorgulayın. Bunun üzerinde çok durmuştur.
Çünkü o sahte ideolojilerin hep karşısında durmuş arkadaşlar.
Ne olursa olsun her türlü doğmaların karşısında durmuş ve hiçbirine güvenmemiş.
Tüm resmi dogmatik dinler yanıltıcıdır demiş.
Kendinize eğer saygınız varsa böyle insanlarsanız.
Lütfen bunları nihai gerçekler olarak kabul etmeyin demiş.
Her şeyi sorgularmış her şeyi.
Öğrencilere de evrene yeni bakış açılarıyla bakmalarını önerirmiş.
Ve sonra ne dermiş biliyor musunuz?
Ben bunu çok seviyorum. Benim de zaten hem podcast'tan dolayı hem normal günlük hayatımda da merakımdan dolayı çok yaptığım bir şeydir.
Yani bir konuya merakınız varsa yani ne olursa olsun bir spor dalı bile olabilir.
Hani yapmayı sevdiğiniz bir spor bile olabilir.
Derinlemesine araştırma yapın demiş.
Yapan arkadaşlar bakın çok güzel bir öneri.
Derinlemesini araştırma. Her türlü makale, her türlü bakış açısını öğrenme.
Hani sadece sizinle aynı fikirde olan insanların kitapları ya da makaleleri değil.
Farklı tipteki insanların farklı bakış açılarına sahip olduğunuzu düşündüğünüz insanların yazdıklarını da bir okuyun.
Derinlemesini araştırma.
Farklı kaynaklara bakın. Yani sadece kitapçılarda gezmeyin.
Size bol bol saf gezmeyi öneriyorum.
Eski kitapları, ikinci el kitapçıları öneriyorum.
Emin olun daha orijinal, daha doğru ve hiçbir yerde olmayan bilgileri bulabiliyorsunuz.
Yani bu yaptığınız nedir biliyor musunuz?
Entelektüel bağımsızlığın ilk kuralıdır arkadaşlar.
Ne yaptı bizim kız?
Cinsiyetine ve inançlarına dayatılan sınırları kabullenmedi.
Yerleşik kabulleri yıktı ve toplumun ondan beklediği kalıba girmeyi reddetti.
Kendi kimliğini kendisi seçti.
Diyor ki dünyayı olduğu gibi kabullenmeyin.
Neden diye sorun.
Eğer böyle yaparsanız bu daha iyi bir yol hayal etmek için cesaretinizi arttıracaktır diyor.
Bakın gerçekten güzel bir tespit.
Yani siz olan şeylere neden diye sorarsanız kendiniz için daha iyi bir yol hayal etmek için cesaretinizi arttırırsınız diyor.
Zaten kendisinin her yaptığı eğilimi bir kadının ne olabileceğine dair yerleşik görüşlere bir meydan okumaydı.
Bakın şimdi size...
Kıssadan hisseden böyle yanlış bir kimlik oluşumunu anlatayım.
Kıpır kıpır bir insansınız tamam mı?
Müzeler gezmek, yeni keşfettiğiniz kafelerde zaman geçirmek, yeni sahaflar görmek, çimenlerde oturup saatlerce bir konu üzerine konuşmak istiyorsunuz ve bunlardan bunu yapmaktan çok hoşlanıyorsunuz
diyelim. Ama kız arkadaşlarınız daha lüks organizasyonlarda olmaktan daha mutlu oluyorlar.
Siz diyorsunuz ki şurada şu sergi var gidelim çıkışta.
İşte iş çıkışında ya da hafta sonu.
İşte Balat'ta yeni bir kafe açılmış.
Çıkışta da oraya uğrarız.
Oradaki kahveler çok güzelmiş.
Merak ediyorum, denemek istiyorum diyorsunuz.
Onlar da işte şöyle böyle diyorlar, bilmem ne diyorlar.
Bir iki tanesini soruyorsunuz ama gelmiyorlar.
Moraliniz bozuluyor, hevesiniz kırılıyor ve gitmiyorsunuz.
Lütfen başkalarını bekleyerek hayata sıkılamayın.
Yalnız gidin. Yalnız gitmeyi öğrenince yanlış insanları beklemeyi bırakırsınız.
Genelleştirmek olmaz bu konuda.
Yalnızlıkla ilgili konusu ince bir konu.
Genelleştirmek olmaz ama olmayı seçtiğiniz kişi için yalnız gitmeniz gerekiyorsa durmayın ve yapın.
İnsanın en iyi arkadaşı zaten yine kendisidir.
Her ne kadar kendimizle bazen toksik ilişkiler yaşasak da kendimizi en iyi biz tanırız.
Yıllar önce psikolog eş bir deney yapıyor.
Bir odaya 8 kişiyi alıyor tamam mı?
Onlara bir uzun bir tane de kısa 2 tane kart gösteriyor.
Ve konudan haberdar olan deneye soruyor.
Yani deneye bilerek yanlışı seç diyor.
Soruyor deneye diyor ki ilk ona soruyor.
Hangi kart diyor daha uzun?
O denekte bilerek kısa olanın daha uzun olduğunu söylüyor.
Ondan sonra kalan 7 tane denek de arkadaşlar kısa olan karta uzun kart diyor.
Hepsi. Evet hepsi söylemiş.
Nasıl bir ortama soktularsa insanları.
Nasıl bir baskı.
İnsanlar gördüğünüz gibi gerçeği değil genelde çoğunluğu takip eder.
Yani onlar çoğunluğu takip eder.
Nereyi takip ediyorlar?
O konuştuğunuz arkadaşların. Bu sadece bir örnek.
Sizin arkadaşlarınız öldür demiyorum.
Tabii ki tanımıyorum hiçbirisini.
Nedir arkadaşlarınız? Takip ediyorlar.
İşte onu takip ediyorlar, bunu takip ediyorlar.
Şu mekana gitmiş, şurada şunu içmiş vs.
Bu kötü bir şey değil bu arada.
Ama sadece bu algıda yaşayan insanlarla arkadaşlık yaparsanız sizin orayı buraya gezip bilgi öğrenmek işte sorgulamak onu bunu yapmak koşulunda yanınızda olmayacaklar.
Yani onlar ne yapmış oluyorlar arkadaşlar toplumu çoğunluğu takip etmiş oluyorlar.
Biraz önceki gibi ya hani ben dedim ya onlar nasıl bunu yapabilirler ya?
Kısa karta nasıl uzun diyebilirler?
E biz nasıl başkalarını sürekli takip edip de aa hafta sonu hafta sonu mu?
O zaman caddede en iyi mekanda olmam gerekiyor.
O zaman benim de beyaz şarapla video atmam, fotoğraf atmam gerekiyor.
Bu beni ilgilendirmez. Ben bunu yapıyor muyum?
Tabii ki yapıyorum. Ama benim hayat açım bu değil.
Hayata bakışım bu değil.
Yani ben onu bu hafta yapamadım diye ya da ben mesela oturdum geçen eşimle mekanda.
Beyaz şaraplar havada uçuştu.
Çok da güzel, lüks bir mekan.
Bir tane bile fotoğraf çekimini unutmuşum.
Ben oradan tat aldım.
Belki fotoğraf çekilsem o kadar tat alamayacaktım.
Yani demek istediğim bu arkadaşlar.
Çoğunluğu takip etmeye çalışın.
Bir fikri binlerce insan savunuyor diye, bir şeyi binlerce insan yapıyor diye o doğru bir fikir, doğru bir eylem olmaz.
Kalabalığın sesi her zaman gerçeğin sesi değildir.
Bakın bu. Bizim basit örnek verdim daha ağır bir örnek vereyim.
İslam dininin Kur'an'ı Arap kültürüne çevirmeleriyle aynı şey biliyor musunuz?
Birebir benziyor. En yaygın bir örnek vereyim size.
Kadınların rey günlerinde oruç tutmaları, namaz kılmaları, Kur'an okumaları yasak.
Doğru mu? Doğru arkadaşlar böyle biliyorsunuz.
Siz gördünüz mü? Reyken işte abdest alıp namaza duranı, oruç tutanı hatta oruç tutanlar ne yapar reyli olduğu zaman ara verirler.
Doğru mu? Evet doğru.
Kur'an'da böyle bir bilgi yok. Hiçbir şekilde doğrudan böyle bir bilgi yok arkadaşlar.
Sadece Bakara suresini de hatırlamıyorum.
Sadece cinsel ilişki yasaklanmıştır.
Zaten sağlık açısından da yasak bir şey o.
Temizlik açısından da.
Yani birçoğumuz eminim ki bunu ilk başta söylediğim gibi biliyoruz.
Rek dönemlerinde ibadet edilmez.
İşte hatta ben eskiden maalesef şöyle biliyordum.
Kur'an bile eline alınmaz diye biliyordum biliyor musunuz?
Ve eminim ki şu anda bence milyonlarca insan aynı şekilde düşünüyor.
Şöyle olmuş Kur'an'da yazmıyor bu.
Ama dönemin alimleri böyle bir yorumda bulunmuşlar.
Hz. Muhammed de o dönemde kadınlar regle olduğu zaman arkadaşlar şöyle bir yanlış varmış.
İşte kadınlar pis olurmuş, aynı odada durulmazmış, yaptığı yemek yenmezmiş.
Hz. Muhammed de öyle olmadığı için bunu kırmak adına demiş işte hani hayır kadın öyle bir durumda olsa, özel durumda olsa bile yaptığı yemek temizdir, yenebilir.
Hatta rivayete göre Kur'an'ı eşinin dizine kafasına koyup da okuduğu söylenir yani eşi özel.
Ben buradan hani bu rivayet diyoruz ama doğruysa çok şaşırırım.
Çünkü eğer kafasını eşinin dizine koyup Kur'an okuyorsa hani alenen böyle yatıp da kitap okurmuş ki Kur'an okumuş oluyor.
Belki de öyle olması gerekiyor artık bu karada kafalar karışık.
Kur'an'ı açıp okumadınız.
Yani bilginin peşine düşmediniz.
Ne oldu arkadaşlar? Milyonların söylediği şeye inanmış oldunuz.
Sonunda ne oldu? Cahil oldunuz.
Yanlış bilgi size oldu ey insanoğlu.
ben Allah'ın kaleminden başka hiçbir söze inanmam benim için Allah'ın kaleminden başka hiçbir söz geçerli değildir ne yazıyorsa odur ne yazmışsa odur Evet bu bölüm
bu kadar arkadaşlar. Aynı yollarda Hipatya ile aynı yollarda yaşamış bir Aziz var.
Bakın onu söylemeden geçmeyeyim.
Aziz Agustinus. Çok güzel bir sözü vardır.
Bence bunu Hipatya için söylemiş ya.
Ben ilk öğrendiğimde öyle demiştim.
Diyor ki Umut'un iki güzel kızı vardır.
İsimleri Öfke ve Cesarettir.
Öfke işlerin mevcut gidişatına duyulan öfkedir.
Cesaret ise bu durumun böyle kalmayacağını.
Görme cesardır. Hipatya işte bu cesarete sahipti.
Kaderiyle yalvarmadan ya da pazarlığa girişmeden yüzleşen biriydi.
Başlarda da dediğim gibi o öldürüldükten sonra hatırlanacağını biliyordu.
Tabii ki bile isteye beni öldürsünler de hatırlansınlar demedi ama sanki önlemini bilerek almamış gibi geldi.
Bu sadece benim fikrim.
Bu hatırlanma süreci acı verici ama hatırlıyoruz.
Yattı yeri incitmesin.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Lütfen Instagram'a gelin.
bu gönderinin altına dinleyenler yorum yapsınlar.
Çok teşekkür ederim. Kendinize iyi bakın.
Görüşmek üzere. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
